Ana Sayfa Evliya
2.867 kayıt

Evliyaların Manevi Coğrafyası

Anadolu'dan Hicaz'a uzanan 2.867 evliya türbesi. Hayat hikâyeleri, ziyaret adabı ve harita rehberi bir arada.

Haritada Keşfet →Popüler Sıralama

Sıkça Ziyaret Edilen Evliya Türbeleri

Sayfa 12 / 29 · 2.867 kayıt

Şeyh Hacı Mehmet Emin Efendi

manisa -demirci ahmet ziyaeddin Gümüşhanevi’hz nin halifesi Kuloğlu Medresesi müderrislerinden ve Kuloğlu Nakşibendi tarikatı tekkesi şeyhlerinden Hacı Mehmet Emin Efendi (1868-1934), Hafız Mehmet Efendi Hoca’nın büyük oğludur. Medreseyi, tekkeyi vaaz hocalığını senelerce idare eder. Devrinde kendisi için ‘Ayaklı Kütüphane’ denmektedir. Her sınıftan halk ve memleket idaresinde söz sahibi olan memurlardan hürmet görür. Sözü, sohbeti dinlenir, güleryüzlü, nüktedan bir zattır. Anlatılır ki, çarşı ve pazara, kasaba alışverişe çıkmaz, bir adamını gönderir, ihtiyaçlarını aldırır. Adama kime aldığını söylememesini de sıkı sıkı tenbih eder. Çünkü, hatırını sayan esnafın kendisine malın en iyi yerinden fazla fazla ve çok az bir fiyatla vermesinden korkar, kul hakkı üzerine geçmesin diye büyük dikkat etmektedir. Hacı Mehmet Emin Efendi’nin Zehra ve Naciye isimlerinde iki kızı ve Mehmet isminde bir oğlu olur. Hakkında anlatılan menkıbelerden biri şöyledir. Şeyh Hacı Mehmet Emin Efendi bir gece Kuloğlu Camisi’nin batısındaki evinin çardağında yaz gecelerinden birinde zikirle meşgulken büyük kapıdan avluya bir hırsız girer. Ahıra girerek şeyhin kıymetli atını çıkarıp götürmek ister, fakat bir türlü kapıyı bulamaz. Geri dönerek hayvanı bırakır, kapıyı bulur. Tekrar hayvanla çıkmak istediğinde kapıyı yine göremez ve bu hal üç defa tekrar eder. Durumu çardaktan takip eden şeyh efendi hırsıza seslenerek, “oğlum yeter. Daha anlayamadın mı..gel artık Hak yoluna gir.”, der. Ve hırsız ettiğine pişman olup utanarak şeyhin ayaklarına kapanır, af diler, tarikat dairesine girer. Bir diğer menkıbe de, onun kendi şeyhiyle ilgilidir. Şeyh Hacı Mehmet Emin Efendi, daha İstanbul’da Şeyh Ziyaeddin Gümüşhaneli’nin (1813-1893) dervişi iken bir gün şeyhle beraber camiye giderler. İçeri girmeden önce, şeyh Ziyaeddin Efendi cebinden bir gümüş mecidiye çıkarıp, “Mehmet Emin şunu al”, der. Hacı Emin Efendi parayı alıp cebine koyar, fakat namazda düşüncelere dalarak, “Acaba şeyhimin bana bunu vermekteki maksadı nedir? Bana bir şey mi aldıracaktı”, diye düşünürken namaz biter. Şeyhi ile beraber camiden çıkarlarken şeyh, “Mehmet Emin şu mecidi ver. Daha olmamışsın. Bir mecid namazda seni bu kadar meşgul etmemeliydi”, der. Daha bunun gibi nice ağır imtihanlardan geçtikten sonra, Hacı Mehmed Emin Efendi bu zattan icazet alarak Demirci’nin irşadı ile vazifelendirilmiş ve ölümüne kadar bu vazifeyi yürütmüş ve halkın sonsuz hürmet ve sevgisini kazanmıştır. Hakkında anlatılan bir diğer menkıbe de şöyledir. Simav’ın Yağıllar köyü öteden beri zahir ve batın ilimleri merkezidir. Bir gece Yağıllar Medresesi’nde mana ilminden bir mesele gecenin geç vakitlerine kadar tartışılır. Hocalar işin içinden çıkamayarak dağılıp evlerine yatmaya giderler. Mecliste bulunanlardan Hacı Kara Ahmet oğlu gece uyumaz, atına atlayarak süratle Demirci’ye gelir. Şeyh Hacı Mehmet Emin Efendi’den meselenin cevabını aldıktan sonra tekrar atına atlayarak Yağıllar’a döner. Sabah namazından sonra gece halledilemeyen mevzu tekrar ortaya atılınca, Kara Ahmet oğlu doğru cevabı verir. Hocalar, bu cevap senin olamaz, diyerek itiraz ederler. “Bunu ancak bu havalide Şeyh Hacı Mehmet Emin Efendi verebilir”, derler. O da olayı anlatır. Hocalar bu zatın ilim uğrundaki fedakarlığından dolayı tebrik ederler. Çok zengin olan Hacı Kara Ahmet oğlu sarı samur kürkünü Hacı Mehmet Emin Efendi’ye hediye etmiş olup şeyh bunu vefatına kadar giymiştir. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Demirci, Manisa

Sarı Saltuk – Alaşehir

manisa – alaşehir – yeşilyurt İlçeye 15 km. mesafede bulunan Yeşilyurt beldesinde her yıl ‘Sarı Saltuk ve Türk Büyüklerini Anma Etkinlikleri’ gerçekleştirilir İlahiler eşliğinde türbe ziyareti yapılır. Sarı Saltuk’un türbesi başında okunan Kur’an-ı Kerim’den ve edilen duaların ardından tören alanına gidilir. Sarı Saltuk Anadolu ve Balkanların Türkleşip müslümanlaşmasındaki etkisiyle adı etrafında menkıbeler oluşmuş bir alperendir Sünni ve Alevi çevrelerce farklı yönleriyle benimsenmiş olan Sarı Saltuk’un tarihi kimliği mitolojik kimliğinin gölgesinde kalır. Hakkında kaleme alınmış olan eserlerin en müstakil olanı, Cem Sultan’ın, onun türbesini ziyaret edip menakıbını dinledikten sonra Ebu’l Hayr Rumi’ye yazdırdığı Saltukname’dir. Hayatının 1297’ye kadar olan dönemi tarihi bilgilerle kısmen irtibatlandırılabilirse de, 1263’ten öncesine ait bilgiler muğlaktır. Hacı Bektaşi Veli’nin halifelerinden olan Sarı Saltuk’un Anadolu ve Balkanlar’da çok sayıda türbe ve makamı bulunmaktadır. Bu türbelerin bazıları Müslümanların yanı sıra Hristiyanlarca da kutsal kabul edilmektedir. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Alaşehir, Manisa

Yatağan Köyü Türbeleri

📍 Akhisar, Manisa

Ahmet Rumi Akhisari

manisa -akhisar – uzuntaş mezarlığında Kıbrıs’ta hıristiyan bir aileden dünyaya geldi ve Osmanlılar’ın Kıbrıs’ı fethinden sonra ihtida etti. Dımaşk ve İstanbul’daki âlimlerden ders aldı. Batı Anadolu’da Saruhan sancağının kazası Akhisar şehrinde resmî bir görev kabul etmeden ömrünün sonuna kadar ders verip eser yazdı ve aynı şehirde vefat etti. Kâtib Çelebi, vefat tarihini kendi öğrencisi olan Akhisârî’nin oğluna dayanarak belirlediği için (Süllemü’l-vüṣûl, I, 273) diğer kaynaklarda verilen tarihlere göre daha sağlam olmalıdır. Bazı çalışmalarda Bosnalı âlim Hasan Kâfî Akhisârî ile (ö. 1024/1615) karıştırılan Ahmed-i Rûmî’nin Akhisar’daki Uzuntaş Mezarlığı’na defnedildiği kaydedilir. Bağdatlı İsmâil Paşa (Hediyyetü’l-ʿârifin, I, 157) ve diğer bir kısım müelliflerin Akhisârî’yi Halvetî şeyhi diye tanıtmaları onun Mecâlisü’l-ebrâr’da Halvetîliğe yaptığı sert eleştirilerle çelişmektedir. Tasavvufla ilişkisi ne şekilde olursa olsun eserinde yer alan bütün konular öncelikle şahsî takvâ ve zühd hayatı, ticarî dürüstlük gibi meseleler olup bunların idarî, siyasî veya askerî alanlarla ilgisi bulunmamaktadır. Bu sebeple onun Mecâlisü’l-ebrâr’ı herhangi bir sultana, şehzadeye veya bir yöneticiye hitap etmekten çok Osmanlı tüccar, ulemâ ve hizmet erbabına yönelik olarak kaleme alınmıştır. Aslında Akhisârî’nin, XVI ve XVII. yüzyıllarda İbn Teymiyye ve İbn Kayyim el-Cevziyye’den etkilenen Osmanlı yenilikçi hareketiyle bağlantılı olduğunu söylemek mümkündür. Öncelikle Reddü’l-ḳabriyye adlı eserinde ve Mecâlis’in on yedinci bölümünde açıkça İbn Kayyim’e ve onun üstadına atıfta bulunmakta, kabirlerin yüceltilmesini reddeden eserlerinden nakiller yapmaktadır. Bunun dışında Akhisârî, klasik dönem Osmanlı ıslahatçılığının en önemli temsilcisi sayılan Birgivî Mehmed Efendi’nin Dürrü’l-yetîm fi’t-tecvîd’ine yazdığı şerhte ondan övgüyle söz etmektedir. Kütüphanelerdeki birçok risâle mecmuasında Birgivî’nin Vasiyetnâme’siyle Kadızâde Mehmed Efendi’nin Risâle ve Akhisârî’nin Risâle fi’l-akāid adlı eserlerinin bir arada ciltlenmiş olması, söz konusu eserlerin o dönemde birbirini tamamlayan metinler şeklinde algılandığını göstermektedir. Akhisârî’nin Mecâlisü’l-ebrâr’ında ve diğer eserlerinde yer alan birçok bölüm daha çok bid‘atlar, iyiliğe yönlendirip kötülükten sakındırma, regāib ve berât namazları, zikir, cuma hutbelerindeki dualar, cemaatle kılınan namazlardan sonraki tokalaşma, sûfî âyin ve semâ törenleriyle tütün kullanımı gibi konular hakkındadır. Bütün bunlar Kadızâdeliler’le tarikat ehli arasında geçen tartışmaların konusu olup Kâtib Çelebi’nin Mîzânü’l-hakk’ında ele alınmış, Akhisârî de bu konularda çoğunlukla katı ve yasakçı bir tutum sergilemiştir. Akhisârî’nin kendisinden sonraki Osmanlı toplumu üzerinde bıraktığı tesirler henüz ortaya çıkarılmamıştır. Buna karşılık onun bilhassa Mecâlisü’l-ebrâr’ının Hint alt kıtasını oldukça etkilediği söylenebilir. 1850 yılı civarında bu eserden yapılan uzun alıntılar Takıyyüddin İbn Teymiyye’nin İḳtiḍâʾü’ṣ-ṣırâṭi’l-müstaḳīm ve İbn Kayyim el-Cevziyye’nin İġās̱etü’l-lehfân adlı eserlerinden çeşitli bölümlerle birlikte, Hindu inançlarına reddiye olarak Farsça yazılan ve yanlışlıkla Şah Veliyyullah ed-Dihlevî’ye nisbet edilen el-Belâġu’l-mübîn başlıklı eserde yer almıştır. Daha sonra Akhisârî’nin eserinin Urduca çevirileri de yapılmıştır. Kaynaklar ; İslam Ansiklopedi

📍 Akhisar, Manisa

Akhisar Türbeleri

Sinaneddin-i Yusuf Bini Pir Ahmet Sinaneddin-i Yusuf Bini Pir Ahmet, günümüzde Aynalı Camii diye bilinen camiinin asıl kurucusu ve asıl vakıfıdır. Caminin eski adı Sinan Kadı Efendi Camii’dir. Fetihten sonra Akhisar’da yapılan ilk camii olma özelliği taşıyan Köhne (köfünlü) Cami’nin avlusunda mezarı bulunmaktadır. Bağdatlı Oğlu Şeyh Hacı Mustafa Efendi Bağdatlı Oğlu Şeyh Hacı Mustafa Efendi, Rufai Tarikatı şeyhlerinden olan bilgin bir kişidir. Ulucami mahallesindeki bir binayı tekke ve mescit olarak kullanmışlardır. 1895 yılında vefat eden Hacı Mustafa Efendi çarşıda dört dükkan vakfeder. Kömürcülü Müderris Hacı Bekir Efendi, Nakşi ve Uşaki tarikatına bağlı olup kendi köyünde vefat etmişve ilçeye 45 km. mesafede bulunan Kömürcü köyü camii bahçesine defnedilmiştir. Abdil Musa Türbesi İlçeye 30 km. mesafede bulunan Sırtköy’de vatani göreve gönderilen gençler için köyün çıkışında bulunan ve türbe adı verilen yerde (burası muhtemelen Abdil Musa kabridir) bütün köyün katılımıyla asker duası yapılarak gönderilir. Musaca Dede İlçeye 17 km. mesafede bulunan Musaca köyünde Halife Sultan ismiyle de anılan Musaca Dede yatırı bulunur. Sindel Baba İlçenin Palamut bucağına bağlı bir Avşar köyü olan yerleşim yerinin, ismini Sindel Baba isimli Çökekli Dede’den aldığı ileri sürülür. Sindel Baba’nın bugün dağılmış olan Çökek köyünde bir zaviyesinin olduğu söylenir. Burada dört türbe olup her sene belirli zamanlarda her türbeye ayrı ayrı hayırlar yapılır. Lokma dökülür halka dağıtılır, gözleme yapılır, çorba pişirilir. Ahsen Dede İlçeye 27 km. mesafede bulunan Doğankaya (Görenez) ile Sarnıç köyleri arasındaki bir tepe üzerinde türbesi bulunan Ahsen Dede önce Görenez köyüne gelir107 . Bir süre sonra köyden ayrılarak dağa çekilir ve burada münzevi bir hayat yaşar. Vefat ettiğinde buraya defnedilir. Anlatılır ki, burada kimsesiz ve garip kaldığından başka yerlerden gelen ziyaretçiler, Görenez‘in adı göremez derler. Çünkü o köyden bu zatı bilen yoktur. Nihayet o zamanın insanlarının torunları bir zatın delalet ve işaretiyle bu merhum ve muhterem zatı bulurlar ve büyük külfetlerle 1995 senesinde bir türbe yapıp ziyarete açarlar. Sami Efendi Horasan’ın Şanlıdere köyünde medfun bulunan merhum Hacı Hafız Kamil Efendi 500 sene evvel kardeşi Selim Efendi ile Sami Efendiyi bu bölgeye irşad için gönderir. Sami Efendi ağabeyinden on yaş küçüktür ve 59 yaşında vefat etmiştir. Maa Adem köyüne yerleşmişlerdir. Sonradan galatlaşmış olan Mandam köyünün asıl ismi Maa Adem’dir. Görenez köyünde medfun bulunan Seyit Ahmet Efendi ile amca çocuklarıdır. Annelerinin adı Ayşe-i Kebire’dir. Sami Efendi 23 yaşında aynı köyden Hüseyin Efendi’nin kızı Ayşe ile evlenmiştir. Sami Efendi o köyün damadı olduğundan köylülerin isteğiyle 26 yaşında ilçeye 13 km. mesafede bulunan Yenice köyüne yerleşir. Köyde birçok müridi olup Nakşi-Kadiri yoluyla halkı irşad etmiştir. Seyit Ahmet Türbesi Saruhanoğulları döneminde yaşadığı düşünülen Seyit Ahmet’in sonradan türbe haline getirilen kabri Akhisar’ın batısında yer almaktadır. Türbenin çevresi, fakat özellikle kuzeyindeki mezarlık sahasında yer alan çok sayıdaki arkeolojik kalıntı daha çok Hellenistik, Roma ve kısmen Bizans dönemlerine aittir. Saruhanbeyliği kurulduğu sıralarda, Seyit Ahmet Hazretleri etrafındaki mücahitlerle birlikte bu beldeye yerleşir. Seyit Ahmet Baba Vakfı ile Medresesi zaviyesi, tekkesi mevcut olduğu Vakıflar Genel Müdürlüğünde tescil edilmiş vaziyettedir. Akhisar’ın en eski mezarlığı, müslümanların ilk defnedildiği yer olan, buradaki yerleşim yeri 1170’lerden başlar. Saruhanbeyliği kurulduktan sonra da buraları tamamen müslümanların hakimiyetine geçer. Aşağı yukarı son 50 yıl terkedilmiş durumdayken, ileride yine bu mezarlığın, devamlı kabristan olarak kalabilmesi için, 17 bin metre kare alan, tamamen koruma altına alınır, etrafı tellerle ve direklerle çevrilir. 500 tane selvi dikilir ve Seyit Ahmet’in türbesi de yeniden restore edilir. Mescidi, türbesi, mutfağı, yemekhanesi, kadın ve erkeklerin ayrı ayrı abdest alma yerleri ile beraber tamamen yenilenir. Türbe etrafında bulunan koridorlar özenerek yapılır. Burada dileyenler mevlüd okutur, kelimeyi tevhid’ ler çekilir. Seyit Ahmet Baba vakfı binlerce dönüm arazisi olan bir vakıftır.

📍 Akhisar, Manisa

Karaca Ahmet Türbesi – Akhisar

Manisa – Akhisar – Akhisar – Karaköy’de Akhisar-Sındırgı karayolunun 14. kilometresindeki Karaköy’ün güneyinde çamlarla kaplı bir tepede yer alan Karaca Ahmet’in türbesi yer alır . Karaca Ahmet’in mezarı, köyün mezarlığının bir hayli uzağındadır. Gerçi türbenin güneybatı tarafındaki fundalıklar arasında eski bir mezarlık bulunmaktadır, ama bu mezar bu gün tamamen fundalıkların altında kalmıştır. Türbenin yakın zamanda yapıldığı, kullanılan malzemeden anlaşılmaktadır. Türbenin içerisindeki tek mezar Karaca Ahmet’e aittir. Türbede ve Karaca Ahmet’in mezarında herhangi bir kitabe bulunmamaktadır. Mezarın uzunluğu normal bir mezarın uzunluğundan fazladır. Altı adım (yaklaşık 4.5 metre) uzunluğundaki mezarın üzerindeki betonun da yakın tarihlerde döküldüğü görülmektedir. Beton mezarın üzeri yeşil örtülerle kaplanmıştır. Mezarın baş kısmında insan başı şeklinde bir taş bulunmaktadır. Bu taşa da yeşil örtü örtülmüş, taşın üzerine geçirilen beyaz bir tesbihle bu örtü tutturulmuştur. Mezarın baş tarafına gelen yerde yaklaşık otuz santim derinliğinde iki delik bulunmaktadır. Bu deliklerin hemen yanında ise üç su testisi durmaktadır. Bu delikler dışında türbenin tabanı tamamen halıyla kaplanmıştır. Türbenin güneydoğu kısmında sonradan yapıldığı belli olan bir cami ve türbenin giriş kapısının hemen karşısında da bir şadırvan bulunmaktadır. Türbenin kuzey tarafında ise üzeri kiremitle kaplı odalar vardır. Eskiden türbenin bir külliye halinde olduğu anlaşılıyor. Ancak, zamanla bu külliye tahrip olmuş, harabe haline gelmiştir. Türbenin l950’li yıllardaki halini tasvir eden Müderrisoğlu, kerpiçten inşa edilen türbenin etrafında hiçbir bina olmadığını, yalnız türbenin doğusunda ve hemen yakınında bir çeşme ile bina enkazı olduğunu yazmaktadır. Geçen zaman içerisinde Karaköy halkı türbeye sahip çıkmışlar ve güçlerinin yettiğince türbeyi onarmışlardır. Vaktiyle buradaki bina kalıntıları aslına uygun olmasa da yeniden inşa edilerek kullanılır hale getirilmiştir. Yapılan onarımlar sırasında türbenin giriş kapısının yeri de değiştirilmiştir. Bu gün türbenin kapısı doğuya bakmaktadır. Ancak, türbenin kuzeye bakan duvarındaki basamaklardan ve taşlardan, eskiden türbenin girişinin kuzeyden olduğu anlaşılmaktadır. Karaca Ahmet türbesinin Karaköy ve çevre çiftçiler için önemi pek fazladır. Köylüler, Karaca Ahmet’in kendilerini tehlikelerden, afetlerden koruduğuna inanmaktadır. Ekim ayında mahsul kaldırıldıktan sonra köylüler ovadan köylerine inmektedirler. Köylerine gelen çiftçilerin ilk yaptıkları iş Dede olarak adlandırdıkları Karaca Ahmet’in türbesini ziyaret etmek, türbede kurbanlar keserek etlerini dağıtmak ve çeşitli hayırlar yapmaktır. Karaköylüler, türbe ziyaretlerini genellikle cuma günleri yapmaktadır. Adağı olan, dileği olan köylüler cuma günleri namazdan sonra Karaca Ahmet’in türbesini ziyaret ederek, adakta bulunmaktadır. Dışarıdan gelenler ise ziyaretlerini daha çok pazar günleri yapmaktadır. Türbedeki adak adama, dilek dileme çeşitli ibadet şekillerine bağlanmıştır. Adakta bulunacak kişiler türbede iki rekât namaz kılıp, “Karaca Ahmet’in yüzü suyu hürmetine!”,diyerek adakta bulunmaktadır. Dileğinin yerine gelmesinden sonra kişi tekrar türbeye gelip iki rekat şükür namazı kılıp yanında getirdiği kurbanı burada kestirmektedir. Adak kurbanı kestiren kişi kurbanın ancak sağ böbreğini yiyebilir. Girişeceği bir işin hayırlı olup olmadığını öğrenmek isteyen kişiler ise türbede yine iki rekât namaz kıldıktan sonra türbenin içindeki tespihlerden birini imamesinden tutarak aşağıya sarkıtmakta, serbest kalan tesbihin sağa dönmesi halinde bu işin hayırlı olacağını; sola dönmesi halinde ise bu işin hayırlı olmayacağına hükmedilmektedir. Bu inanışlardan başka, türbede mum yakmak, çevredeki ağaçlara bez bağlamak gibi davranışlar da görülmektedir. Mezarın baş tarafındaki mum kalıntıları ve türbenin batısındaki ağaçlara bağlanmış bezler, bu inanışların yaygın olarak yaşadığını gösterir. Çocuğu olmayan kadınlar, türbe ziyaretinde çocuk sahibi olmak için dilekte bulunduktan sonra ellerini mezarın başucundaki deliklerden birine sokmakta ve delikten eline geçirdiği taşı, toprağı, kumu, tahta parçasını yutmaktadır. Bazen delikten böcek yakalayan kadınların bu böceği yuttukları bile anlatılır. Yutulan bu nesnenin doğacak çocuğun alnında şekilleneceğine inanılır. İnanışa göre, türbenin içinden, çevresinden, türbenin yakınındaki ormandan bir şey alıp götürmek kişiye zarar vermektedir. Ağaçlardan bir dal bile koparıp götürmek insanın başına dert açabilmektedir. Adağı yerine gelen kişi türbede adak kurbanını kestiğinde kurbanın etini de evine götürememektedir. Bunun için bir uyarı yazısı türbenin girişine asılmıştır. Kesilen kurbanın derisi ise türbede görevli kasaba kalmaktadır. Köyün adı, bu velînin adından gelmektedir. Akhisar ve çevresinde Karaköy Dedesi olarak bilinen Karaca Ahmet’in türbesi, sadece bu çevrenin değil bütün Batı Anadolu’nun önemli ziyaret yerlerinden biridir. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Akhisar, Manisa

Sadi Tarikatı Şeyhi Aziz Efendi

Sadi Tarikatı şeyhi Azîz Efendi, Şeyh Vehbi Efendi’nin mahdumudur 1862’de dünyaya gelmiştir. Pederinden hilâfet aldıktan sonra, Akhisâr’da bir dergâh ihyâ ederek, orada pek çok seneler meşîhatte bulunur. 1911 senesinde vefât edince, vasiyeti mûcibince oradaki kabristâna defn edilir. Hâfız Muhyiddîn Efendi de, bu zâtın dergâhında medfûndur Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Akhisar, Manisa

Manisa Merkez Türbeleri

Vak Vak Sultan Türbesi Vak Vak Sultan Türbesi’nin Kadirî dergâhı olduğu rivayet edilmektedir. “Camii Kebir Mahallesi yakınında, Seyyid Hoca mahallesinde, Bizans’ın sur haricine muttasıl kısmında Vakvak Sultan türbesi vardır. Bu türbenin avlu kapısı caddeye nâzırdır. İçeriye girildiği vakit ufak bir avlu göze çarpar. Türbeye muttasıl ufak bir mescidin kubbe ile örtülü olduğu görülür. Vakvak Sultan’ın aldığı garip unvan hakkında şunlar nakledilir. Manisa Selçukîler tarafından istila olunurken Vakvak Sultan askerî kumandan idi. Bizans askeri firar ile arkalarına bakmayacak derecede inkisar-ı hayale, zaaf-ı mânevîye duçar olmuştu. Vak Vak Sultan; Bizans maneviyatının zaafına hayret ederek, -Bak, Bak! diyerek şaşkınlığını gizleyememişti. Bilahare bu cümle tahrifen ‘vak vak’ demekle Vak Vak Sultan unvanı bir an’ane şeklinde intikal eylemiştir. Bugün türbenin altındaki yol üzerinde Vak Vak Çeşmesi ismiyle bir çeşme bulunmaktadır. Yirmiiki Sultan Türbesi Anafartalar Mahallesi Konuk Sokakta yer alan Yirmi İki Sultan Türbesi’nin kitabesi yoktur. Bu bakımdan yapımı ile ilgili bazı çelişkiler bulunmaktadır. Bazı kaynaklar türbeyi XVI. yüzyıla tarihlendirmektedir. Beyazıt oğlu Şehinşah tarafından yaptırılmış olduğu kabul edilir. Bununla beraber Sultan II. Mahmut (1808- 1839) zamanında yapıldığı da ileri sürülmektedir. Manisa’da ölen 22 Osmanlı Sultanı için bu türbenin yapılmış olduğu kabul edilir. Kültür Bakanlığı envanterine kayıtlı olan türbede, 1886 yılında yaptırılan bir onarım sırasında, sıva üzerine yaptırılan peyzaj ve kalem işi süslemeler, yakın bir tarihte Vakıflar Genel Müdürlüğünce yaptırılan restorasyonda kaldırılmış, kurşun kaplama yerine kubbeye şap işlemi uygulanmıştır. Kesme taştan sekizgen planlı türbenin üzeri kubbe ile örtülmüştür. Giriş ve mihrap duvarı dışında kalan duvarlara birer pencere açılmıştır. Kuzey yönünden içeriye girilen yuvarlak taş kemerli kapısı bulunmaktadır. Türbe içerisinde dışarı taşkın olmayan basit, yuvarlak bir mihrap yer alır. İçeride sekizi kavuklu olmak üzere yirmi iki sanduka bulunmaktadır. Türbenin yanında daha önce bulunduğu söylenen cami Manisa yangını sırasında yanmış, sonra da onarılmayıp yıktırılmıştır. Attar Hoca Attar Hoca’nın kabri, karaköy semtinde bulunan ve 1480’de yaptırılmış olan Attar Hoca Camii’nin son cemaat mahallinde, minarenin yanındadır Eyne Gazi Mahallesinde daha sonraları Attar Ece (Hoca) tarafından bir cami yaptırılmasıyla mahalleye Attar Ece adı verilir. Attar Hoca’nın Saruhanoğulları devrinde yaşamış olan Revak Sultan’ın kardeşi olduğu ileri sürülür Kaynaklardan Attar Hoca’nın testicilik yaptığı ve dükkânının da şimdiki Karaköy Kur’ân Kursu’nun bulunduğu yerde olduğunu öğreniyoruz. Attar Hoca’ya ait şöyle bir menkıbe anlatılmaktadır: “Adamın biri bir gün Attar Ece’nin bir testisini kırar. Sonraki bir gün yine gelir ve bir testisini daha kırar. Üçüncü de yine kasten testisini kırmaya geldiğinde Attar Ece bu şahsı yakalar ve, “senin Hızır olduğunu herkese söylerim”, der. Hızır (a.s.), “Ne olur söyleme” der. Attar Ece de, “ o zaman günde bir vakit namazı bu camide kılar isen söylemem” der. O günden beri Hızır (a.s.)’ın bu camide hergün bir vakit namaza geldiğine inanılmaktadır. Cami yapılacağı zaman, vakıfın cami alanının geniş tutulmasını istemiş olduğu, bunun sebebini soranlara da, “gün gelecek burada çocuklar oynayacak” diyerek, ileride bir gün burada bir Kur’ân kursunun yapılacağına işaret etmiş olduğu anlatılır. Terzi Ahmet Dede Türbesi Peker Mahallesi Adalet Sokak’ta yol kenarında bir bahçe içine alınmış bulunan Terzi Ahmet Dede Türbesi, kare planlı kübik bir yapıdır. Doğu cephesindeki dikdörtgen formlu kapıya giriş sağlanmış, kiremit örtülü kubbe bingisi olarak pandantif kullanılmıştır. Yedi Kızlar Türbesi Dere Mahallesi’nde Çaybaşı Deresi’nin yakınında bir çıkmaz sokak içerisinde bulunan Yedi Kızlar Türbesi’ne bu isim halk tarafından yakıştırılmış ve burası XIV. yüzyıldan bu yana bir ziyaretgâh olmuştur. Günümüzde genç yaşta ölen kız ve gelinlerin çeyiz ve duvaklarından bazı parçalar sandukaların üzerine örtülmektedir. Türbede gömülü olan kişilerin kim oldukları bilinmemekle beraber Saruhanoğulları’nın eşlerinin burada yattığı, ön sıradaki sandukanın Gülgün Hatun’a ait olduğu sanılmaktadır. Türbe yontma taş ve moloz karışımı bir duvar işçiliği göstermektedir. Türbenin önünde kubbeli bir giriş sahanlığı bulunmaktadır. Türbe kare planlı olup üzeri çatı ile örtülüdür. İç mekan biri kapı üzerinde diğerleri de kuzey, güney ve batı yönlerinde yer alan birer pencere ile aydınlatılmıştır. Türbe içerisinde ön sırada üç, arka sırada da dört tane olmak üzere toplam yedi sanduka bulunmaktadır. Bugün yapı restore edilmiş olup ziyarete açıktır. Tezveren Dede Türbesi Tezveren Dede’nin on yedinci yüzyılda yaşadığı kabul edilir. Türbesi, Ege mahallesinde Sevinç Sokağı’nın ortasında olup günümüzde ziyarete açıktır. Yapının bulunduğu yerde vaktiyle bir zaviye ve bir de mescit bulunduğu ileri sürülür. Fakat her iki eser de günümüze ulaşamamıştır. Vaktiyle bu alanda geniş bir mezarlık bulunuyor ve Osmanlı döneminde türbenin bulunduğu yer Terzioğlu Mahallesi olarak tanınıyordu. Türbe kare planlı, kesme ve moloz olup üzeri kiremitli bir çatı ile örtülmüştür. Çeşitli dönemlerde onarılmış, üslubundan kısmen de olsa uzaklaşmıştır. Kaynaklarda Tezveren Dede’nin kim olduğu konusunda herhangi bir bilgiye rastlanmaz. 1639 yılına tarihlenen türbenin girişi batı yönünde olup duvarlarında vaktiyle birer pencere bulunuyordu. Ancak bu pencereler sonraki dönemlerde örülerek kapatılmıştır. Arap Dede Türbesi Şehitler Mahallesi Kamil Su Caddesi No:27’de XIX. Yüzyıla tarihlenen Arap Dede türbesi mimari bakımdan bir değeri olmadığı için konut olarak kullanılmaktadır. Konutun dar avlusunun güney tarafındaki kareye yakın planlı üstü kapalı mekan, türbe olarak düzenlenmiştir. Arap Dede Türbesi (Arap Abdullah Dede) adıyla anılan türbenin 30-40 sene evveline kadar üstü açık ve yakın çevresinde yapılar olmayan bir anonim mezar (yatır) olduğu öğrenilmiştir. Türbe günümüzde metruk haldeki evlerin arasında kalmıştır. Sokağa cephesi bulunmamaktadır. Saruhan Bey türbesi Sultan Camisinin karşısında ve Muradiye külliyesinin batısındaki meydanda yer alan türbenin Saruhan Bey’e ait olduğu ileri sürülür. Bu türbenin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Kuzey yönündeki giriş kapısı üzerinde kitabe yeri bulunuyorsa da kitabe günümüze gelememiştir. Beyliğin kurucusu olan Saruhan Bey’in 1345-1346 yılında öldüğü dikkate alınırsa, türbenin de XIV. yüzyıl ortalarında, torunu İshak Bey tarafından yaptırılmış olduğu kabul edilebilir. Yörükoğlu, türbe hakkında şunları kaydeder “Mamafih bu türbeye yalnız kendisi değil, oğullarından İlyas, Süleyman ve Hızır Şah Beyler de defnedilmiştir. Türbenin bulunduğu mahalleye “Körhâne” tesmiyesi; Fâtih’in hocası Molla Hüsrev’in bu mahalde ikamet etmesinden, “Gûrânî mahalle”sinin tahrîf edilmesinden neş’et etmiştir.” Türbe kaba yontma taş, tuğla ve çevredeki antik yapılardan toplanmış olan devşirme malzeme ile yapılmıştır. Dikdörtgen planlı türbenin kuzey yönünde giriş kapısı yer alır. Kapının iki yanındaki birer küçük pencere açıklıkları tuğla örgülü, yuvarlak sağır kemerlerle çevrilmiştir. Giriş kapısını ve bu pencerelerin bütününü, cephenin tümüne hakim tuğla örgülü sivri bir kemer çevirmektedir. Girişteki sivri tonoz örtülü bölüm ile kubbeli lahdin bulunduğu bölüm birbirlerinden mimari bir eleman ile ayrılmamıştır. Ancak lahit odası ön mekândan daha geniş ve yüksek tutulmuş olup üst örtüde de bir farklılık göze çarpmaktadır. Lahdin bulunduğu odanın doğu duvarında açılmış kapının türbenin başka bir yapı ile bağlantısı olduğunu göstermektedir. Bu konuda araştırma yapan İlhami Bilgin, “Buradaki duvar izlerinin türbeye bitişik bir yapının varlığından başka, türbe ile ek yapının, inşa edilirken birlikte planlanıp yapılmadıklarını; türbenin inşasından sonraki bir tarihte yapılan ek yapıyla türbe arasındaki bağlantıyı sağlamak üzere türbenin doğu pencerelerinden birinin kapı haline dönüştürüldüğü” sonucunu çıkarmaktadır. Buradaki ek binanın ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı da bilinmemektedir. Türbenin altında bir mumyalık kısmı bulunmaktadır. Ayrıca üzeri de tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Girişin iki yanındaki pencereler dışında diğer üç kenarında ikişer düz lentolu pencere bulunmaktadır. Ancak türbe birkaç kez onarım geçirdiğinden bu pencerelerin orijinal olup olmadıkları da tartışmalıdır. Türbe 1974 yılında onarılmış olup yanındaki meydana Manisa Ticaret Odası tarafından Saruhan Bey’in heykeli dikilmiştir. Saruhan Bey tarafından fethedilişi gününün 1313 yılının Regaip Kandiline tesadüf etmesi sebebiyle, o günden günümüze Regaip Kandili ile Manisa’nın fethinin birlikte kutlanması gelenek haline gelmiştir. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Manisa

Hasan Rüşdi Efendi

Manisa – merkez’de – Nişanca Paşa camii haziresinde Şeyh Ahmed Vehbi Antaki nin yanında Hasan Rüştü Efendi 1834 yılında Sandıkçı Emin Ağanın oğlu olarak Manisa’da dünyaya gelir. Çocuk yaşta Entekkeliler Rufai Marufi dergahına intisap eder ve ilk eğitimini şeyhi Ahmet Vehbi Antaki Efendi’den alır, Daha sonra şeyhi, Hasan Rüştü Efendi’yi Azadlızade Ömer Efendi’ye teslim eder. Ondan da Arapça ve Farsça öğrenir. Tekkede çeşitli hizmet faaliyetlerinde bulunur, 23 yaşında Şeyhi Ahmet Vehbi Antaki Efendi’nin kızı ile evlendirilir ve hilafet verilerek posta oturur. Ne var ki, Ahmet Vehbi Efendi, Hasan Efendi posta oturmadan altı yıl evvel vefat etmiş, dergaha bilinen bir halife bırakmamıştır. Ancak kendisinin Turgutlu postişini olan Hüseyin Şevki Efendi bir Ağustos ayı sonu bağda üzüm kesmekte iken aniden işi bırakıp dervişleri ile beraber Manisa’ya doğru yola çıkar. Ilıcak suyu adlı mevkie gelince dervişlerine beklemelerini söyleyip doğruca Ahmet Vehbi Antaki Efendi’nin evine, Meryem hanıma giderek Şeyhi Ahmet Efendi’nin sır katibi olduğunu ve kendisine ‘Kara Hasan’ lakaplı Hasan Rüştü Efendinin şeyh olacağını konuştuklarını, ancak bunu söylemek için manevi bir işaret beklediğini ve o işaretin zuhur etmesi sonucu aniden işi gücü bırakıp geldiğini söyler. Ayrıca Hasan Rüştü Efendi’yi Ahmet Vehbi Efendi’nin kızı ile de evlendirmek istediğini belirtir. Meryem Hanım ise, 14 kızı olduğunu bu kızlardan 12’sinin vefat ettiğini, zaten dergaha Ahmet Vehbi Efendi’den sonra her kim şeyh oldu ise yaşamadıklarını anlatır. Denilir ki, bir gece liyakatı olmayan birinin posta oturduğunu ve zikiri yönettiğini gören dergahın eskilerinden Pehlivan Dede içeri girmez ve doğruca Ahmet Vehbi Antaki Hazretlerinin türbesine gider ve ayağı ile Ahmet Vehbi Efendi’nin sandukasına vurarak, “Kalk yalancı şeyh.. kalk! O adam postta oturdukça ben sana yalancı şeyh derim”, diye seslenir. Pehlivan Dede daha türbeden çıkmadan posttaki liyakatsiz şeyhi dört kişi kucaklayarak dışarı taşırlar. Postta oturan adam o anda vefat etmiştir. Olay birkaç defa daha tekrar eder. En fazla yaşayan bir hafta ömür sürer. Olayların böyle olmasına rağmen Turgutlu postnişini olan Hüseyin Şevki Efendi’nin ısrarı ve kefaleti ile Meryem Hanım kızını Hasan Rüştü Efendi ile evlendirmeye karar verir. Hasan Rüştü Efendi şeyh olduktan sonra Entekkeliler dergahında 62 sene boyunca şeyhlik yapar.1919 yılında Hakk’ın rahmetine kavuşur ve kalabalık bir cemaat eşliğinde Çeşnigir Camisinde kılınan namazın ardından şeyhinin yanına defnedilir. Anlatılır ki, Hasan Rüştü Efendi ilim ve fazileti ile kendisini herkese kabul ettirmiş ve sevdirmiştir. Uzun boylu, “Kara Hasan” lakabını alacak kadar koyu bir esmerlikte, siyah bakışlı, üstelik zeki ve bilgili biridir. Manisa’nın kültür ve sanat hayatında etkili olmuştur. Rüşdi mahlasını kullanarak yazdığı şiirleri bir divanda toplanmış olan Hasan Rüşdi Efendi’nin, sesinin çok güzel ve bir musikişinas ve neyzen olduğu, ünlü musikişinas ve neyzen Müftü Âlim Efendi’nin musiki hocaları arasında bulunduğu bilinmektedir. Hasan Rüşdi Efendinin döneminde Entekkeli Rifai Dergâhının mensuplarının on bin kişiyi bulduğu söylenmektedir . Burada icra edilen zikir ve musikiden rahatsızlık duyan mollaların şikâyeti üzerine Manisa´da valilik yapan Süruri Paşa’nın bizzat teftiş ve ziyareti sırasında yapılan zikrin selam bahsinde, kılıçlar, şişler, ateşte kızarmış lale ve güller ortaya çıkartılarak dervişlere dağıtılır. İki dervişini yere yatıran Hasan Rüşdi Efendi, karınlarına sapladığı şişleri Dergâh tabanına çakar ve şişlerin topuzlarının da üstüne çıkan Şeyh efendi zikre devam eder. Gördüklerine inanamayan Süruri Paşa, zikrin bitimini müteakip, yerlerdeki şiş deliklerini de elleri ile kontrol ettikten sonra, “bildiğiniz gibi hareket edin, kimse bundan böyle sizin işinize karışmayacaktır” diyerek dergahtan ayrılır. Hasan Rüştü Efendi’nin Hazreti Muhammed (sav)’in sevgisi ile Rüşdi mahlasında yazdığı şiirleri vardır ve bu şiirleri bir divanda toplanmıştır. Rah-ı Hakk ın rehberisin kıl şefeat ya resul (sav) Enbiyalar serverisin kıl şefeat ya resul (sav) Can feda olsun yoluna ey resul-i zül kerem (sav) Senden olur bize kerem kıl şefeat ya resul (sav) Zat-ı pakindir sebeb bu alemin icadına Yüz süre geldim kapına kıl şefeat ya resul(sav) Derya-yı lütfünda senin nice isyan gark olur Baş uçuben yalvarırım kıl şefeat ya resul(sav) Ruz-ı mahşerde ümmet sığınur taht-ı ceneha Rüşdi zaif-i bi-çareye kıl şefeat ya resul(sav) … “Sende senlik kalmasın hiç Rüşdi, Hak’tır söyleten Söyleyen hem söyleten, kadrin veren Mevlayı gör Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Manisa Özel, Manisa

Hacı Evliyazade Hacı Ali Rıza Efendi

Manisa – merkez’de – Nişancı Paşa camii haziresindeki aile kabristanında Hacı Evliyazade Hacı Ali Rıza Efendi 1801’de Manisa’da dünyaya gelir. Önce Hicaz’da vefat eden pederi Hacı Evliyazade Hacı İbrahim Efendiden ilim tahsil eder. Sonra Dersaadet alimlerinden Yahya Efendiden ders görür. Manisa’da tedris ve ifta ile uğraşır. Pek çok defa ita’yı icazeye muvaffak olan alimlerdendir. Çok sayıda ulema ve fuzela yetiştirir. Meşhur Kıbrıslı Hace Efendi onun rahlesinde geçen kişilerdendir. 1885’te Manisa’da vefat ederek Nişancı Paşa Camii haziresine ve ailesine mahsus kabristana defnolunur. Manisa onun zamanında feyz ve maarif beldesidir. Melceü’l Müftiyin ismindeki dört ciltlik büyük eserin bir takımı Manisa fetvahanesinde bulunmakta idi. Ayrıca İmtihan risalesiyle Mirat Ta’likatı da vardır. Feraize dair bir eseri olduğu da nakledilir. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Manisa Özel, Manisa

Kenzi Hasan Efendi

Kenzi Hasan Efendi, Sümbüliyye tarikatı ariflerinden bir zat olup, Ayaşlıdır64. Önce memleketinde, daha sonra İstanbul’da tahsilini tamamlayan Hasan Efendi, Sünbül Efendi Asitanesi’nin altıncı şeyhi Yemenli Necmeddin Hasan Efendi’nin oğlu Seyyid Mehmed Alaeddin Efendi’ye (ö.1680) intisab eder ve usulüne göre sülükünü bitirir, irşad görevi ile Manisa’ya gönderilir. Ulu Cami, Hafsa Sultan ve Ali Bey Camilerinde verdiği vaazları ve sohbetleriyle tanınır . Şehrin dışında yaptırdığı tekkesi bir müddet sonra eşkıya tarafından yıkıldığı için 1698 yılında Ayni Ali Sultan türbesinin yakınında tekkesini yeniden inşa ettirir. Bir süre sonra da Ayni Ali Zaviyesinde zaviyedar olarak hizmet gören Hasan Kenzi vefatında kendi tekkesinin haziresine defnedilir. Yerine oğlu Alaeddin Efendi geçer. Şair ve bestekar olarak da ün yapan Hasan Efendi’nin Kenzi mahlasıyla ve hece vezninde yazdığı şiirlerine yazma şiir mecmualarında rastlanır. Kendi ilahilerinin birçoğunu ayrıca Yunus Emre’nin ve diğer bazı mutasavvıf şairlerin şiirlerini bestelemiş, bunlardan “Aldın mı safa ile musaffa haberin sen” mısraı ile başlayan bir ilahisi notasıyla birlikte yayımlanmıştır. Güftesi Hasan Kenzi’ye ait olan ilahiler uzun yıllar Halveti dergahlarında okunmuş, kaynaklarda bir divanının bulunduğu kaydediliyorsa da eser bugüne kadar ele geçmemiştir. Sadeddin Nüzhet Ergun çeşitli mecmualardan topladığı bestelenmiş yedi şiirini yayınlar. Aynı müellif, İ.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Kütüphanesi Hüseyin Sadettin Arel yazmaları arasında Kenzi’nin musiki nazariyatıyla ilgili küçük bir risalesinin bulunduğunu kaydeder. Mustafa Tatçı’nın ‘Mutasavvıf-Şair Bestekâr-Manisalı Kenzi Hasan Efendi’ isimli bir çalışması vardır. Vakfiyesinden cami, tekke, halvethane, kütüphane, kiler, fırın, kuyu, iki ev, meyve bahçesi, yağhane, berber dükkanı, bakkal dükkanı, hallaç dükkanı, otuz adet bekar odası ve kendisinin de gömülü olduğu hazireden oluşan külliyeden haberdar oluruz. Hasan Efendinin yaptırdığı cami ve tekkenin XIX. yüzyılın sonlarına kadar varlığını sürdürdüğü Manisa Şeriyye sicillerinden anlaşılmaktaysa da türbesinin de dahil olduğu bu külliyeden günümüze hiç bir iz kalmamıştır. Sadece o civardaki bir caddeye Kenzi adı verilmiştir. Kenzi Hasan Efendi İstanbul’da yaşadığı dönemde devrin en büyük bestekerları olan Hafız Post, Itri, Nay-ı Osman Dede, Derviş Ali Şirugani ve Selim Giray Han’ın musiki meclislerinde bulunmuş olmalı ki, bu büyük bestekerlardan Itri ve Derviş Ali Şirugani Kenzi Hasan Efendi’nin şiirlerini bestelemiştir. Kenzi Hasan Efendi’nin kendi bestelerinde de o bestekarların etkisi görülür. Bu şiir kendisi tarafından acem makamında bestelenmiştir. Demedim mi demedim mi Sana canım demedim mi Huma kuşu bu kafesten Bir gün uçar demedim mi Bak şu kaşa bak şu göze Türab olmuş ela göze Yazısız mezarlar bize Hüda kazar demedim mi Arifane ilahilerini toplayan bir divançesi vardır. Bunlardan küçük bir örnek aşağıdadır: ‘’Aldın mı safa ile musaffa haberin sen? Ol nur-i Hûda vech-i mücellâ haberin sen. Her müddeîye sorma ki, aşktan haberi yok Vâmık’a sual eyle o Azrâ haberin sen.’’ Manisalı Şeyh Kenzî Hasan Efendi ibn-i Ahmed’e ait 1710 tarihli vakfiye’nin dibacesinde vakıf kurmasındaki gayeyi belirtme sadedinde, dünya hayatı ile nimetlerinin geçici olduğu, ahirette kazanılacak derece ve makamların dünya tarlasına ekilecek hayır tohumlarıyla elde edileceği vurgulanarak şöyle denilmektedir : “… Bâki ve sabit olmayan bu dünya evinin nimetleri geçici bir gölge, onda oturmakta olan kimse ise gitmek üzere olan müsafir gibi olduğundan; aklı olan her insan gaflete dalmayıp, geleceğini gözönünde bulundurarak âhirette vadedilen iyi mertebelere ulaşabilmesi için hayır ve iyilik tohumunu dünya tarlasına ekmesi gerekir. Bu itibarla vâkıf, dünya ve âhiret mutluluğuna vesile olacak bir tutum ve davranışla, vakıfların bolca mükâfatını göz önünde bulundurarak iyilik ve hayırla uzun süre anılmak suretiyle ölümsüzleşmeyi düşünerek, her türlü yasal icraatının geçerli ve tüm bağışlarının câiz olduğu bir durumda mahkemeye varıp mütevelli tayin ettiği Şeyh Ömer efendi ibn-i Hasan huzurunda, Manisa’nın (vakfiyede sözü geçen) yerlerindeki gayr-i menkûllerini vakfettiğini ikrar ve itiraf etti…” Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Manisa Özel, Manisa

Abdurrahman Kudsi Efendi

Halveti şeyhlerinden Abdurrahman Kuddusi Efendi, Manisa ve İstanbul’da Arabi ilimleri tahsil ettikten sonra Abdulehad Nuri Hazretlerine intisap eder Memleketine dönerek tedris ve irşad faaliyetlerinde bulunur. 1669’da vefat eder. Tefsir-i Beyzavi’ye ta’likatı ile Şerhu Manzume-i Şahidi, eserlerinin başlıcalarıdır. Bunlardan başka risaleleri de vardır.. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Manisa Özel, Manisa

harita yeni

Altınkaya Kasabası Türbeleri

Çapan Dede türbesi, Aksaray’a bağlı Altınkaya kasabası yakınlarında bir tepededir. Erkek çocuğu olmayan kadınlar, belli kurallar dahilinde türbeyi ziyaret ettikleri takdirde, Allah’ın izniyle, kendilerine bir erkek çocuk verileceğine inanırlar. Türbe merkezli ad verme geleneği, geçmiş yıllara göre zayıflamakla birlikte halen devam etmektedir. Altınkaya kasabasında Çapan’dan başka Çal/Çalı Dede, Gül Dede, Kaş/Kaşlı Dede, Ömer/Omar Dede’ye ait mezarlar da vardır. Bu mezarlar etrafında da bir ad verme geleneği oluşmuşsa da bu, Çapan Dede’deki gelenek kadar güçlü değildir. Türbe, Aksaray-Ankara Karayolunun 37. kilometresindeki Altınkaya (Çardak) kasabasının batısındadır. Türbenin Altınkaya kasabasına uzaklığı 18 km.dir. Altınkaya kasabasından Ortaköy ilçesine giden tali yolun 16. kilometresinde arabalar park edilerek yaklaşık 2 km.lik bir yürüyüşe geçilmekte ve yolu olmayan türbeye ekin tarlalarının içerisinden yürünen 2 km. sonunda ulaşılmaktadır. Türbe, güneyindeki uçsuz bucaksız ovaya ve güneybatısındaki Tuz Gölü’ne bakan bir tepenin üzerindedir. Dikdörtgen şeklindeki basit bir taş yapıdan ibaret olan türbenin düz çatısı içeriden ağaçlarla kapatılmış, üzerine ise beton dökülmüştür. Türbenin doğu tarafındaki küçük kapısından içeri girildiğinde yaklaşık 330 cm. uzunluğunda bir mezar ile karşılaşılmaktadır. Mezarın birkaç kez defineciler tarafından tahrip edildiği anlatılır. Türbenin bulunduğu tepe, kuzeyden güneye doğru bir uzantı şeklinde olup tepenin güney, batı ve doğu tarafları uçurumdur. Türbenin çevre kasaba, köy ve yaylalar için dini önemi büyüktür. Birkaç yıl öncesine kadar yağmur duası merasimlerinin tartışılmaz mekanı olan türbe, bu merasimlerde çevreden yüzlerce köylüyü ağırlamış ve bu ağırlama sırasında onlarca koyunun kesildiği, kazanlarla pilavların döküldüğü yemekler verilmiştir. Türbede kesilen adak ya ilk görülen kişiye ya da köydeki fakirlere verilmekte, erkek çocuk doğduktan sonra ise ara vermeden yedi yıl boyunca birer kurban kesilmekte ve ilk altı kurban köydeki fakirlere dağıtılmakta, yedinci kurbanın eti ile de yemek verilmektedir. Kasabaya beş km. mesafede Halvay Yaylası ile Asma Yaylası arasındaki Asma Boğazı adlı yerde Çal/Çalı Dede isimli bir kişinin mezarı vardır. Mezarın üzeri betonarme bir bina ile kapatılmıştır. Kaşlı Dede’nin bakımsız mezarı ise Karkın Yaylası ile Oymaağaç köyü civarındaki bir tepededir. Kasabanın hemen bitişiğindeki mezarlığın içerisinde yer alan Omar/Ömer Dede mezarının üzeri basit bir yapı ile örtülmüştür. Viran yapının içerisine girildiğinde önceden yapılan ziyaretlere ait kalıntılar göze çarpmaktadır. Gül Dede ’nin Altınkaya Kasabasına yakın konumda bir tepe üzerinde türbesi vardır. Bu türbeyi özellikle erkek çocuğu olmayan kadınlar ziyaret etmektedir. Erkek çocuğu olanlar ismini Gül Dede olarak koymaktadırlar. Çocuğu olanlar yedi yıl boyunca türbede kurban keserler.

📍 Ortaköy, Aksaray

Ortaköy Türbeleri

Durhasanlı Türbesi Sarıkaraman Beldesi Durhasanlı Köyündeki Durhasanlı kümbeti kare planlı, dört kemer üzerine kubbeli, duvarlardan kubbeye geçiş pandantifli olup kuzey girişlidir. Kümbetin dışı kesme taşla yapılmış olup iç duvarları moloz taşla yapılmıştır. İçteki köşe taşları da düzgün kesme taşla, kubbe bindirme tekniği ile moloz taşla inşa edilmiştir. Kümbetin içindeki mezar tahrip edilmiş, daha sonraları ise mezarın üzeri çevredeki taşlarla tekrar yapılmıştır. Kubbede dört tarafta birer tane pencere bulunmaktadır. Kümbetin girişi basık kemerli ve kesme taştan yapılmadır. Yapı statik olarak tehlike arz etmektedir. Yer yer yapılan kaçak kazılar sonucu oldukça tahrip edilmiştir. İshak Dede Türbesi İshak Dede’nin Hıdırlık köyü ile Yıldırımlar köyü arasında türbesi vardır. İshak Dede’nin kim olduğu konusunda herhangi bir bilgi yoktur. Türbe yerel taşlardan inşa edilmiştir. Dede Türbesi İlçenin Namlıkışla köyü yakınında bulunan Kartuluk Dağının en yüksek yerinde Dede olarak anılan bir ziyaret yeri vardır. Kartuluk Dağında kimin medfun bulunduğu bilinmemektedir. Bu yatır Türklerin dağ inancı kültüne göre ziyaret edilmektedir. Türbenin üzeri açıktır. Halk tarafından çocuğunun yaşamasını isteyenler ve malının çoğalmasını isteyenler tarafından ziyaret edilmektedir. Ziyarete gidenler türbe başında üç Fatiha okur, dileklerini dilerler ve yanında götürdükleri hediyeleri türbede bırakırlar. Pir Koca Türbesi Pir Koca’nın Pirli köyü mezarlığında türbesi vardır. Hacı Bektaş-ı Veli müritlerinden biri olan Pir Koca dinlenmek için bu köyde mola verir ve köyü beğenerek buraya yerleşir. Pirli köyü halkı Bektaşi tarikatındandır. Pir Koca’nın Cem Sultan ve II. Beyazıt’ın taht mücadelesinde Cem Sultan tarafında yer aldığı söylenmektedir. Türbenin üzeri açıktır. Halk tarafından değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Anlatılır ki, Pir Koca’nın mezarında sürekli olarak bir mum yanarmış. Köye gelen bir Rum’un ardından bir daha mum yanmamış

📍 Ortaköy, Aksaray

Yunus Emre – Aksaray

Ağrı – Reşadiye köyü – ziyaret tepesinde Sarıkaraman Kasabası Reşadiye köyünde bulunan ve halk tarafından Ziyaret Tepesi olarak adlandırılan tepe ismini Yunus Emre’ye atfedilen bir türbenin bulunması sebebiyle almıştır. Türbe (anıt mezar) yörede ziyaret tepesi olarak adlandırılan 1267m. yükseklikteki kayanın doğu ucunda yer almaktadır. Burada eskiden moloz taştan kireç harçla inşa edilmiş bir türbe harabesi yerine 1988 yılında Kırşehir Valiliğince Yunus Emre dönemi mimarisine uygun olarak yeni bir türbe inşa ettirilmiştir. Türbenin yaklaşık 250 m. güneyinde ise moloz taş ve Horasan harcı ile yapılmış çilehane binası yer almaktadır. Türbe çevresine üzeri açık bir namazgah ve ek tesislerden ibaret mekanlar inşa edilmiştir. Türbe içinde taş çerçeveli lahit bulunan dıştan dışa 4,50 m. kare prizma gövdeli, kesik piramidal külahlı bir yapıdır. Tabii kayalar üzerinde türbenin doğu ve güney cepheleri pencereli batı ve kuzey cepheleri ise kemer halindedir. Üst kısmı pencereli bindirme tavan şeklindedir. Namazgah türbenin kuzeyinde ve çevresi üç yandan alçak duvarla çevrilmiştir. Güneyine sade bir mihrap yerleştirilmiştir. Nevşehir taşı denen sarı renkli kesme taştan yapılmıştır. Çilehane olarak adlandırılan yapı ise moloz taştan yapılmıştır. Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Aksaray

Güzelyurt Türbeleri

Ali Paşa Türbesi Ali Paşa Türbesi, Selime köyü kabristanı içerisinde bulunmaktadır. Sekiz yüzlü ve konik kubbeli türbenin alt kısmı ve kubbesi taşla yapılmış her yüzünün eni 3.30 cm. köşeleri kırmızı tuğla ile yapılarak dekoratif bir görünüm kazanmıştır. Dekoratif kısımların ortaları muntazam kesme taşla yapılmış olup türbenin kapısı kuzeye açılır. Türbe birçok Selçuklu türbesi gibi cenazelik veya mumyalık olarak adlandırılan bodrum katlıdır. Bu katın kapısı güneye açılır. Türbenin kapısı tuğla ile kemerleşmiştir, yüksekliği 1.70 m’dir. Türbenin içinde iki sıra halinde yedi basit ve sade sanduka mevcuttur. Ali Paşa burada öldürülmüş ve sonra da ailesi tarafından bu türbe yaptırılmış, cesetler türbenin cenazeliğine konulmuştur. Konyalı eserinde türbe ve hikayesi hakkında bilgi verir. Cenazeler ıskaralar üstüne konmuş tabutlardaki ölü başları her sene Selimeliler tarafından alınarak çayda yıkandıktan ve temizlendikten sonra tekrar yerine konuyor. Bize bir çocuk bu başları çıkardı, eşiğe sıraladı ve gösterdi. Başlar bembeyaz ve çok temizdi. Zaten Selimeliler yağmur yağmadığı senelerde yağmur duasına çıkarken Selime’deki bir mağarada bulunan mumyayı çayda ıslatarak tekrar yerine koymayı adet edinmişlerdir. Moğollardan İrencin Noyan’ın Aksaray’da bulunduğu zaman Şenkitoğlu, Aksaray beyi ve hakimi Ali Paşa’ya müthiş bir husumet göstermişti. O İrencin’e yaranmak için her meşhuru, her nüfuzlu adamı yok etmek istiyordu. Aksaray hakimiyetini babalarından ve dedelerinden tevarüs eden Ali Paşa’ya ve kardeşi Ahi Ahmed’e sataşmıştı. Halbuki İrencin, Ali Paşa’nın Aksaray’daki hakimiyetini kabul etmişti. Şenkitoğlu Ali Paşa’ya her çeşit iftirayı yapmış, kendisine yardımcı olarak Tatar askerlerinin gelmekte olduğu hakkında bir yalan haberi Aksaray’da yaymıştı. Bunun üzerine Ali Paşa kardeşi Ahi Ahmed ve yanındakilerle beraber tarihçi Kerimüddin Mahmud’un mülkü olan Selime Kalesine gittiler ve sığındılar. Şenkitoğlu ile Aksaray kadısı Merendli Mecdüddin bunları takip etti. Yalan vaatlerle Ali Paşa’yı ve 30 adamını kaleden çıkarttırarak hepsini öldürttüler. Öldürdüklerinin ve kale sahibi Aksaray evkaf mütevellisi olan tarihçi Kerimüddin’in mallarını ve servetini yağmaladılar. Öldürülenlerin cesetleri Selime köyü kabristanına gömülmüştür. Ali Paşa’nın ailesi ve onu sevenler bu türbeyi yaptırdılar. Cesetlerini türbenin cenazeliğine koydular. Türbedeki diğer yatırlar da muhtemelen bu ailedendir. Ali Paşa ve kardeşi Ahi Ahmed ile beraber Aksaray’ın nüfuzlu ve şöhretli adamları bu arada Aksaray’daki Cıncıklı Camisini (Hacı Yusuf Mescidi) yaptıran Hacı Yusuf da vardı. Tarihçi Kerimüddin ölenler arasında şu kişileri de yazar. Hoca Ömer Şerefüddin, Hoca Yakut, Hacı Yusuf, Okçubaşı Ferhad, Nerbaşi, Leyl-i Katiboğlu. Baydı Hatun Türbesi Baydı Hatun Türbesi, Ihlara’ya girerken yolun solundaki köye ve Ihlara deresine hakim bir yerde bulunmaktadır. Türbe taştan yapılmış, dört taş kemerli beşik örtülü bir yapıdır. Kapı sövesi iki taştandır. Üstüne adi uzun bir lento konmuştur. Kapının iç kısmı kemerli olarak yapılmıştır. Üstünde 0.80 cm. uzunluğunda kaba taştan yontulmuş bir alem bulunmaktadır. Başına erkeklere mahsus serpuşlu bir taş dikilmiştir. Bu sanduka ve taş daha sonra yapılmıştır. Baydı Hatun türbesi Karamanoğulları dönemine ait olup beratı bulunmaktaydı. Fatih de bunun yürürlükte kalmasını kabul etmişti. Vaktiyle mescit olarak da kullanılan türbeye halk, ‘Hızır İlyaslık’ dermiş ve her yıl burada toplanarak yerler, içerler ve eğlenirlermiş. Son yıllarda türbe ve çevresi yenilenmiştir. Emirgazi Türbesi Köyde bulunan Emirgazi Türbesi, dikdörtgen şeklinde, yaklaşık 8×5 m ebatlarında taştan örülerek yapılmıştır. Türbenin üzeri daha önceden kemerli bir tavan örtüsü ile kapalı iken, bu bölüm sonradan yıkılarak ortadan kaldırılır. Türbenin içinde mezar taşı ve sandukası bulunmayan bir de yatır vardır. Türbenin Danişmentoğulları’ndan Emirgazi’ye ait olduğu sanılıyor.

📍 Güzelyurt, Aksaray

Gülağaç Türbeleri

Kara Abdal Türbesi Kara Abdal Türbesi, Şeyh Turasan Dede’nin halifesine ait olup Gülpınar kasabasının Orta Mahallesinde, kabristanlığın içindedir. Sultan III. Murad adına tutulan defterde de bu köyün Aksaray’ın Bekir Nahiyesine bağlı olduğu söylenir. III. Murad zamanında, köyün yetmiş mükellef nüfusu vardır. Kara Abdal Zaviyesi yıkılmış, türbenin kubbesi de çökmüştür. Zaviyenin kubbeli camii ayaktadır. Hicip Kasabası, Hasan Dağı’nın sularını cömertçe akıttığı bir yere kurulmuştur. Bugün (Kayi, Kaya) gibi konuşulan yerde bu cami yıkılmış, taşları yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Cami bir kaynağın başına yapılmıştır. Buradaki Türbe metruk bir kabristanın içindedir. Bu müslüman kabristan vaktiyle burada büyük bir köyün olduğunu gösteriyor. Eski adı (Hacip) olan ve buradaki bol sulu kaynaklarından dolayı önce Gürsu sonra da Gülpınar adı verilen bu kasabanın Hititler devrine kadar uzanan bir tarihi vardı. Bekar Sultan Türbesi Bekar Sultan Türbesi, Hıcıp (Gülpınar) köyünün 2 km. kadar yakınındadır. Karasu membaının sağında ekin ve yonca tarlalarının ortasında kubbeli bir türbedir. Türbeye ulaşmak için yol bulunmamakta ve tarlalardan geçilerek ulaşılabilmektedir. Türbe dört köşe temel üzerine oturtulmuş olup sekiz yüzlüdür. Alt kısmı kırmızı taştan, üst kısmı tuğladan yapılmış, tepe kısmında sekiz yüzün daralmasından oluşmuştur. Cephe genişliği 3.10 m. ve kuzeye açılmakta olan kapısının içten içe eni 0.95 metre, yüksekliği ise 2.15. m’ dir. Taşlar çok güzel ve birbirine uygun şekilde konulmuş olup, günümüzde de bu halini muhafaza etmektedir. Türbenin alt kısmını kuşak halinde saran boş bir kısım bulunmaktadır. Burayı çinili bir kuşağın sardığı fakat sonradan yok edildiği sanılmaktadır. Türbenin kitabesi de kayıptır. Yapının taş kısmının bitip kubbe kısmının başladığı yerde yer yer mavi çinilerle süslenmiş istalaktiti andıran benzemeler vardır. Bunun altında çinili tuğla ile yazılmış bulunan çok nefis bir kufi yazı bulunmaktadır. Bu kufide Besmele ve Ayet-el Kürsi bulunmaktadır. Konyalı eserinde, türbenin son zamanlarda kubbesine bal yapan arıların balını almak amacıyla alt kısımların ve sandukaların dinamitle tahrip edilmiş olduğunu esefle kaydeder. Türbenin kubbe eteğinde bir pencere vardır. Bodrumunda da cenazeler ve mumyalık olmalıdır. Türbenin kuzeyinde hamama ve havuza benzeyen kalıntılar ve doldurma harçlı yapı kalıntıları vardır. Türbenin güney kısımlarının alt tarafında temelleri bulunan bir zaviye yahut camiye benzeyen yer bulunmaktadır. Kitabesi yok olmuştur. Köylüler bu türbeye Bekar Sultan Türbesi demektedirler. Buranın büyük bir iskan yeri ve türbenin de Danişmendoğulları eseri olduğu kabul edilir. Gönül Öney Anadolu’dakilerle İran’daki türbeleri mukayeseyi ele aldığı makalesinde, türbenin taş gövdesi, tuğla külahı ile sanki Ervah Tepe türbesinin altı taştan kopyası olduğunu, portal, stalaktitli saçak, ayet bordürü ile İran etkileri gösterdiğini kaydederek türbeyi XII. Yüzyıl sonu ile XIII. Yüzyıl başlarına tarihlendirir. Deniz de makalesinde aynı görüşü paylaşır150. Ervah Mezarlığı’nda bulunan ve 1930-35 yıllarında yıktırılarak tuğlaları hapishane inşasında kullanılan anonim türbeyle, Bekar köyünde bulunan Bekar Sultan Türbesi (XII. yy. başları), Orta Asya ve İran (Büyük Selçuklu) geleneğini devam ettiren iki iyi örnektir. Türbe Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2000’li yıllarda restore ettirilir. Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Gülağaç, Aksaray

Aksaray Türbeleri

Turhasan Türbesi Taşpınar’daki Turhasan Türbesi kısmen ayakta kalmıştır. Duvarlarının bir kısmı ve kubbesinin çok az bir kısmı ayaktadır. Duvarlar helik taşlarından oluşmuş ve kesme taş kullanılmıştır. Zaviyeli cami ile birlikte inşa edilmiştir. Cami ortadaki ana mekanın iki yanına yerleştirilmiş girişleri son cemaat yerinden sağlanan iki tabhane odası ile güney-batı yönüne yerleştirilen türbeden ibaret plan şemasına sahiptir. Son cemaat yerini dört yığma sütun üzerinde yükselen üç yuvarlak kubbe örter. Ortadaki kubbe derindir. Son cemaat yerinin sağını ve solunu eşine rastlanmayan birer yarım kubbe örter. Penceresi beş adet olup alt sıradaki üç pencere ışıklandırmayı sağlamaktadır. Mihrap süslemeleri alçıdan yapılmış olup XIV. ve XV. yüzyıllara tarihlenmektedir. Yakınında pınar bulunmakta ve yöre halkı burayı mesire yeri olarak kullanırken bir takım kültürel faaliyetler de yine burada gerçekleşmektedir. Durhasan olarak da bilinen veli Hasan Dağına ismini veren zattır. Türbe Vakıflar Genel Müdürlüğünün mülkiyetine aittir ve restorasyonunu beklemektedir. Halk tarafından değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir. Özellikle Hıdrellez zamanında çevre köylülerin yoğun katılımıyla türbe etrafında dualar okunmakta ve yemekler yenmektedir. Geleneksel olarak her yıl kutlanan Hıdırellez Kültür ve Bahar Bayramı, Sümrü Yaylası Turhasan Tekkesi bölgesinde düzenlenen şenliklerle kutlanmaktadır. Hasandağı andağı eteklerinde yapılan kutlamalarda Turhasan Türbesi’ne otolarla, kamyonlarla ve traktörlerle gelen kasaba ve köylüler türbe etrafında dua ettikten sonra yemeklerini hazırlayarak bahar bayramını kutlamaktadırlar. Kutlamalara Kutlu, Hamidiye, Armutlu, İncesu, Taşpınar, Akçakent, Yuva, Helvadere, Karğın, Sağlık, Senirtol, Akhisar, Karaören, Bağlı, Karataş, Aşağı Dikmen, Yukarı Dikmen köylerinden binlerce vatandaş katılır. Seyit Battal Gazi Türbesi Seyit Battal Gazi türbesi il merkezine 35 km. mesafedeki Kalebalta köyü sınırları içinde bulunan kalenin batısındaki eski mezarlığın içinde, mezarlığın batı kısmında bulunmaktadır. Türbe kare planlı olarak düzgün olmayan kesme taştan yapılmış üstü ahşap örtü ile kapatılmış tek katlı ve düz damlıdır. Türbenin doğu kısmında ise türbe ile bağlantılı yapı öğelerinin temel izleri vardır. Türbe içine giriş kuzeydendir. Güneyinde mihrap yer almaktadır. Ortada düzgün kesme taşla çevrelenmiş dikdörtgen planlı mezar bölümünde doğu ve batı istikametinde dizilmiş üzerlerinde Arapça yazı bulunan doğuda ve batıda dört adet olmak üzere sekiz adet mezar taşı vardır. Bu mezar taşlarının büyük bir kısmı kırık durumdadır. İ. H. Konyalı kitabında türbenin kayalara oyulmuş olarak yapıldığını, İslami döneme ait olduğunu, türbenin mihrabının olduğunu ve tamir gördüğünü ve burada yatan şahsın bir kale dizdarı (muhafız komutanı) olduğunu tahmin ettiğini, mezar taşlarının birinde H.790 tarihi okuduğunu belirtmektedir. Burası halk tarafından değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir Celal Baba Celal Baba’nın türbesi Şirket Sokağında idi. Belediye buraya dükkanlar yapınca Celal Baba’nın kabri dükkanların arasında kalır. Kitabesi olmayan türbe için halk “Kutbü’l Arifin Celal Baba” der. Aksaray’da Celal Baba’nın bir mescidi ve bir mahallesi bulunmaktadır. Konyalı eserinde Üçler Kabristanında 1482 tarihli mezartaşıyla Şeyh Evhadüddin oğlu Baba Ekmelüddin isimli zata ait bir türbeden söz eder. Kara Abdal Türbesi Kara Abdal Türbesi-I Pamucak Mahallesinde Kadıoğullarının bahçesindedir. Teninin renginden dolayı Kara Abdal olarak anılmaktadır. Türbenin üzeri açıktır ve herhangi bir kitabesi yoktur. Uzun Dede Türbesi Cavlaki Mahallesinde yolun sağ tarafında adi sandukalı kabrin Uzun Dede ismiyle anılan zata ait olduğu nakledilir. Başındaki taşta kitabe yoktur. Ali Dede, Gül Ali Dede isimleriyle de anılır. Günümüzde bu isimde bir sokak bulunmaktadır. Genç Osman Türbesi Genç Osman Türbesi Aksaray’a 10 km. mesafede bulunan Gençosman köyünün merkezindedir. Bağdat Fatihi namıyla anılmaktadır ve 17 yaşında IV. Murat’ın Bağdat Seferinde şehit olmuştur. 1621 yılında Dorikini köyünde doğmuştur. 1638 yılında Aksaray’a gelen IV. Murat sefer için asker toplar ve yiğit Osman yaşı tutmadığı için alınmaz ama o hiç düşünmeden arkadan gizlice gelip orduya katılır. Bağdat Kalesi düşerken en önde çarpışmış ve sancağı göndere dikmiştir. Sancağı dikerken aldığı yaralarla orada şehit düşmüştür. Türbe yapılan düzenlemelerle özgünlüğünü kaybetmiştir. Üzeri betonarme çatıyla kapalıdır. Baş ve ayak taşı yoktur. Bu türbeyi yöre halkı özellikle hayır duası için ziyaret etmektedir. Anlatılır ki, IV. Murat orduyu teftiş ederken Osman’ı görür ve senin yaşın tutmuyor, nasıl geldin buraya diyerek sual eder. Genç Osman sesini çıkarmaz. IV. Murat , “Daha bıyığın bile terlememiş, biz bıyığında tarak durmayanı orduya almayız” der. “Sen git ananın koynuna” diyince, Genç Osman padişahtan tarağı alıp üst dudağına şiddetlice bastırır ve tarağı kanlar içinde dudağına batırır. Sonra padişahına seslenir: “Şimdi benim bıyığımda da tarak duruyor, orduya katılabilir miyim?” der. IV. Murat bu durumdan çok hislenir ve onu öncü gazilere serdar yapar. Şeyh Gazi Baba Türbesi Şeyh Gazi Baba Türbesi Taşpazar Mahallesi Gazi Sokaktadır. Türbenin kitabesi yoktur ve üzeri açıktır. Konyalı Şeyh Gazi’nin kimliğinin bilinmediğini kaydeder. Terme Baba Türbesi Terme Baba Türbesi Sofular Mahallesinde Aksaray Lisesinin altında Çukurbahçe denilen yerdedir. Anlatılır ki, Terme Baba yaraları olan hastalara terme tedavisi uygularmış. Adı buradan gelmektedir. Yaralara okuyup üfleyerek tedavi yaparmış. Türbe günümüze gelememiştir. Eskiden üstü açık bir türbe olduğu ve halkın türbe toprağından alıp yaralı bölgelerine sürdükleri nakledilir. Şeyh Gaznevi Türbesi Şeyh Gaznevi Türbesi Zafer Mahallesindedir. Türbe bir apartmanın altındadır ve sade bir mezardır. Kitabesi yoktur. Evliya Çelebi eserinde ismini sayar. Konyalı türbenin eski Protestan kilisesinin arkasında, arsa haline gelmiş bir harabe içinde olduğunu kaydeder. Fatih Sultan Mehmed adına Aksaray vakıflarını tespit eden bir defterde Gaznevi adına Seyyid Hüseyin tasarrufunda bir vakfiyenin yer aldığı yazılıdır. Tapu kayıtlarında şehirde Şeyh Gaznevi Mahallesi bulunduğu görülmektedir. Zaviyenin türbenin yanında olduğu kaydedilir. Sam Oğulları Türbesi Sam Oğulları Türbesi Kalealtı Mahallesi Ulu Cami arkasındaki 40 metrelik yol üzerindedir. Türbenin kitabesi yoktur ve üzeri açıktır. Konyalı bir Aksaray müftüsünün yazmış olduğu manzumeye dayanarak Ulu Cami hakkındaki makalesinde şunları kaydeder. “Hazret-i Nuh’un oğlu Sam’ın evladından Nehbad’ın Aksarayı kurduğu ve adına Sonya denildiği hakkında ciddi hiçbir kaynakta herhangi bir işarete rastlanmaz.” Sinoplu Baba Türbesi Sinoplu Baba Türbesi Sofular Mahallesindedir. Kınalı Parmak olarak da anılan Sinoplu Baba Sinop’tan Aksaray’a ziyarete gelmiş ve burada ölünceye kadar kalmıştır. Rufai tarikatındandır. Parmakları kınalı olduğundan Kınalı Parmak olarak anılmaktadır. Türbenin üzeri açıktır. 1995 yılında türbenin etrafı bir duvarla çevrilmiştir. Konyalı eserinde Kınalı Parmak’a ayırmış olduğu bölümde onun Sinopluluğundan ve Rufailiğinden söz etmeden Kınalı Parmağın bir kadın olduğu üzerinde durur. Sancılı Baba Türbesi Sancılı Baba Türbesi Taşpazar Mahallesi Paşacık Caddesinde bulunan Sancılı Baba Camisinin önünde, yol üzerindedir. Türbenin üzeri açıktır. Nakledilir ki, yollar genişletilirken Sancılı Baba türbesi Ervah Mezarlığına kaldırılmak istenmiş, türbeyi kaldırmaya çalışan amelelerin karnına sancılar girmiş, bunun üzerine yetkililer türbeyi yerinde bırakarak, yolu biraz ilerisinden geçirmişler. Halk tarafından özellikle ağrısı ve sancısı olanlar türbeyi ziyaret eder. Türbe başında ovalanarak şifa ararlar. Merkepli Baba Türbesi Merkepli Baba Türbesinin Küçük Kergi Mahallesinde bulunan Karatay Camisinin arkasında olduğu söylenir. Bugün şehirde Küçük Kergi Caddesi vardır. Mahallenin ismi zamanla değişmiş olmalıdır. Konyalı yanında eskiden bir zaviyesinin bulunduğunu yaşlıların anlattığını, Merkepli Baba’nın kemiklerinin Ali Gürün’ün Belediye Başkanlığı döneminde Ervah Kabristanına nakledilmiş olduğunu kaydeder ve zaviyeye ait 1820 tarihli bir berattan söz eder. Burhanlı Çarkçı Baba Burhanlı Çarkçı Baba Türbesi Ervah Mezarlığında Somuncu Baba Mescidinin ilerisindedir. Çarkçı Baba’nın gerçek adı Abdurrahim’dir. Seferberlik sırasında Aksaray’a geldiği ve 1944 yılında vefat etmiş olduğu nakledilir. Türbenin üstü açıktır ve etrafı taş duvarla çevrilidir. Yanında Hacı Nesip Efendi medfundur. Hafız Mehmet Türbesi Hafız Mehmet Türbesi Belediye Yağ Pazarı yol kenarındadır. Türbenin üstü açıktır. Yanında hanımı olan Sultan Hatun ile beraber medfundur. Hasas Baba Türbesi Hasas Baba Türbesi Hasas Mahallesi, Kabristan Sokakta Hasas Baba Camisinin karşındadır. Has Baba olarak da anılmaktadır. Demircilik yaparmış. Türbenin 1982 yılında hayırsever bir vatandaş tarafından düzenlenmeden önce tuğlasından istifade edilmek üzere yıkılmış olduğunu Konyalı eserinde kaydeder. Mevcut sanduka semboliktir. Asıl mezar türbenin altındadır ve merdivenle bu bölüme inilir. Burada itikafhane bulunmaktadır. Türbenin inşa tarzına göre Selçuklular veya Karamanoğulları döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Halk tarafından hayır duası ve değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Hallaççı Baba Türbesi Hallaççı Baba Türbesi Çerdiğin Mahallesindedir. Hallac-ı Mansur (858-922) olarak da isimlendirilen Hallaççı Baba’nın kim olduğu konusunda herhangi bir bilgi yoktur. Türbe bahçe içersindedir ve üstü açık, sade bir mezardır. Türbe etrafındaki yıkıntıların tekke veya zaviye kalıntıları olduğu düşünülmektedir. Ulucami’de asılı bulunan Aksaray velileri ve erginlerini gösteren manzûmede burasının Hallac-ı Mansur’un zaviyesi olduğu yazılıdır. İsmail Baba Türbesi İsmail Baba Türbesi Ervah Mezarlığında Şeyh Hamid-i Veli hazretlerinin mescidinin ilerisindedir. Kadiriye tarikatındandır. Ayak Taşı Kırılan Hacı İsmail Efendi olarak da anılmaktadır. Türbenin üstü açıktır ve etrafı kesme taştan duvarla çevrilidir. Türbede El Hac Abdurrahman Efendi’nin mezarı da bulunmaktadır. Anlatılır ki, Ervah Mezarlığı bekçisi buraya gelen bir zatın türbe ziyaretinde ayak taşına eline koyup dua ettiğini ve taşın çatladığını gözleriyle görmüştür. Feriştah Hatun Türbesi Feriştah Hatun türbesi Şifahane Mahallesindedir. Aynı isimli camiye girerken sol tarafta taş yapılı ve kubbeli bir yapıdır. Türbe kare planlı olup Aksaray taşından yapılmıştır. Kurşun plakalarla kaplı kubbe çokgen kasnak üzerine oturtulmuştur. Konyalı Ferişteh Hatun ismiyle anılan kadının, caminin banisi olup 1358 tarihinde vefat etmiş olan Fatma Hatun adını taşıdığını kaydeder. Günümüzdeki caminin orijinal yapı ile alakası yoktur. Ferişteh Hatun’un dedesi Ahi Yunus, babası Ahi Mehmet’tir (v.1348). Hüsnü Baba Türbesi Hüsnü Baba Türbesi Zafer Mahallesinde eski hastanenin köprü dönüşünde yol kenarındadır. Türbenin üstü açıktır ve mezarın kitabesi yoktur. Kemal Baba Türbesi Kemal Baba türbesi Sebil Mahallesindedir. Dikdörtgen planlı olup kesme taştan inşa edilmiştir. Beton sıvalı kubbesi kasnaksız olarak yapının üzerine giydirilmiştir. Yapının ön cephe duvarı köşelidir. Giriş kapısı yapıdan dışarı doğru taşırılmış olup demirdendir. İçinde iki mezar bulunmaktadır. Eskiden yerinde minareli cami bulunduğu nakledilir. Konyalı eserinde şu anekdota yer verir. Vaktin hükümdarı Aksaray’a gelmiş, Kemal Baba’yı ziyaret etmek istemişti. Hükümdar geldiği zaman Kemal Baba tarlada sarımsak dikiyormuş, Padişah da tarlaya bir şeyler sokmaya başlamış. Kemal Baba tarlaya sokulanın altun olduğunu anlayınca, “Hükümdarım demiş, benim altına ihtiyacım yoktur.” Rivayete göre hala bu tarlada belin ve küreğin ağzına takılarak altın çıkarmış. Üçler Tekkesi türbesi Üçler Tekkesi Kılıçaslan Mahallesindedir. Kare planlı olup kesme taştan inşa edilmiştir. Girişi batı cephesindeki dikdörtgen kapıdandır. Üç pencerelidir. Tek mihraplı mescit halindedir. Türbede üç tane paşa kızı medfundur. İsimleri Bahtişad Hatun, Mağfure Hatun ve Bint-i Abdüsselam’dır. Türbenin girişinde bir mezar daha bulunmaktadır. Bu mezarın türbedara ait olduğu söylenmektedir. Türbedarın ismi İsa bin Musa’dır. Türbe 1965 yılına kadar kerpiçtenmiş, yıkılıp taştan yeniden inşa edilmiştir. Türbe 1994 yılında restore edilerek son halini almıştır. Halk tarafından hayır duası ve değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Horoz Baba Horoz Baba Camii ve türbesi Çerdiğin Mahallesindedir. Tek katlı kiremit çatılı yapı Aksaray taşıyla yapılmıştır. Kavak ağaçları üzerine hasır örtülerek hazırlanan damına çatı yapılmıştır. Türbe Horoz Baba Camisinin içindedir. Cumhuriyet döneminde satışa çıkarılan camiler arasında yer alır. Hayırsever bir Aksaraylı olan Sadi Güvenç Horoz Baba Mescidini satın alır ve tamir ettirerek tekrar ibadete açar. Konya Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından 2003 yılında yapılan onarım kapsamında tahrip olmuş üst örtüsü tamamen kaldırılarak, üç adet ahşap direk üzerine oturan kirişlemeli bir örtü ve bunun üzerine de ahşap kırma çatı yapılmış ve kiremit kaplanmıştır. Çatlama ve ayrılmalar sebebiyle caminin ibadete kapatılmasına sebep olan duvarlar onarılmış, sökülen dış sıvanın yerine derz yapılmış, içerisi yeniden horasan harcı ile sıvanmış, gevşeyen zemin sıkıştırılarak beton dökülmüş, kapı ve pencere doğramaları ile taban tahtası yenilenmiş, yatırın olduğu bölüm taş bordür ile ayrılarak buraya yeni bir sanduka konulmuş, elektrik tesisatı yenilenmiş, bahçe kotu düşürülerek rutubete karşı önlem alınmış ve tretuvar yapılmıştır. Bahçe duvarı moloz taş ile yapılmış ve cami ibadete açılmak üzere teslim edilmiştir. Çavdar Baba Küçük Bölcek Mahallesindeki Çavdar Baba Türbesi ve Camii mahalli taştan inşa edilmiştir. Ağaç direkler üzerine hasır atılarak yapılan damının üstü sonra kiremitle örtülmüştür. Dam iki direkle duvarların üzerine oturtulmuş ön tarafı bel verdiği için üçüncü bir direk payanda olarak ilave edilmiştir. Camie altı pencere ışık vermektedir. Ektiği çavdarları ihtiyaç sahibi insanlara dağıtmasından dolayı kendisine Çavdar Baba denildiği nakledilir. Türbe camiye bitişiktir ve üstü kapalıdır. Herhangi bir mimari özelliği yoktur. Kerimüddin Mahmud’un oğlu Mehmet’in türbesi Aksaraylı tarihçi Kerimüddin Mahmud’un oğlu Mehmet’in türbesi, Coğlakı Sebil mahallesinde, Şaban Cevizci’nin 611 numaralı ikamet yerinde bulunmakta olup, okunan mezar taşı kitabesinde 1323 yılında yaşadığı anlaşılmaktadır125. Konyalı eserinde, Gerges Mektebi Hocası Ahmed Efendinin mezarının yanındaki mezar taşı kitabesinin Kerimüddin Mahmud’a ait olduğunu kaydeder. Ayrıca Oral da makalesinde bu mezar taşından söz etmektedir. Ana Sultan Türbesi Ana Sultan Zaviyesi ve Türbesi, il merkezine 30 km. mesafede bulunan Gözlükuyu köyünün dört km. doğusundaki tepededir. Türbe harap bir görünümdedir. Son zamanlarda ortaya çıkan mezar soyguncuları mezarı, sandukayı, mezar taşlarının hepsini tahrip etmişlerdir. Türbenin solunda kiliseden çevrilmiş cami bulunmaktadır. Muntazam kesme taş ile yapılan ve içindeki resimleri yer yer tahrip edilen kilisenin ne vakit camiye çevrildiğini belirtir kitabeye rastlanmamıştır. Konyalı eserinde, türbe ve zaviye sahibinden şöyle söz eder. Ana Sultan volkanik kırmızı, sivri bir tepe üzerindeki zaviyesini sağlığında yaptırmıştır. Zaviyenin mescidi bir kiliseden çevrilmiştir. Türbesi de orada bir kovuktadır. Kaya Paşa ile kendisinden evvel ölen Ana Hatun, Selçuklular devrinde yaşamıştır. Kaya Paşa Vakfiyesi 1306 tarihlidir. Kaya Paşa’nın zaviye şeyhi olduğuna göre, devrin okur yazarlarından ve belki de bilginlerinden olduğu kabul edilebilir. Kaya Paşa’nın babası Oğulca’dır. Ana Sultan Zaviyesi şeklinde meşhur olan zaviyenin tevliyeti, meşihatı, nezareti evvela evlada, nesil münkarız olursa zamanın hakiminin reyine bırakılmıştır. Zaviye cami çevresinde taamhane, zikir odası, konuk yerleri yapılmak suretiyle hazırlanmıştır. Zaviyenin bulunduğu sivri tepenin önündeki Obruk köyü günümüzde dağılmış, yok olmuştur. Anlatılır ki, köylüler müsait mevsimlerin bayram namazlarını burada kılarak bayramlaşırlarmış. Bayram Baba Türbesi Bayram Baba Türbesi, Kızılca (Zafer) Mahallesi, Bayram Tepesi önündedir. Önünden Mamasın Barajı kanalı geçmektedir. Türbenin ön tarafındaki hazirede birçok mezar bulunmakta iken, kanal açılışı esnasında bunlar yıkılmıştır. Türbe iri muntazam taşlarla yapılmıştır. Eskiden kubbeli olan yapının kubbesi çöktüğü için üstü betonla yenilenmiştir. Türbenin solunda 20 m. uzunluğunda türbedar odası vardır. Eskiden, türbeden buraya açılan bir kapı mevcut idi. Bu kapı kapatılarak buraya mezarlık alanından çıkan kemikler doldurulmuştur. Türbenin önünde üçgen bir mezar taşı serpuşu vardır. Burada vaktiyle bir de zaviye bulunduğu nakledilir. Türbe 1989 yılında restore edilmiştir. Tek odalı, betonarmeden yapılmış olup içinde Bayram Baba’nın sandukası vardır. Halk tarafından hayır duası ve değişik dilekler için ziyaret edilmektedir Anlatılır ki, DSİ Bedri Muhtar Mahallesinde su kanalı çalışmaları yaparken türbeyi kaldırmak istemiş. Bayram Baba bu duruma itirazını göstermek için Bayram Tepesini ikiye ayırmış. Bunu gören DSİ yetkilileri su kanalını türbenin etrafından dolaştırarak geçirmişlerdir. Bedir Muhtar Veli Dağ eteğinin hafif meyili üzerine yapılan Bedir Muhtar Veli türbesinin kubbesi yıkılmıştır. Kıble tarafındaki tuğla kemerleri kalmıştır. Diğer duvarları ise sonradan kerpiçle tamir edilmiştir. Türbenin içinde üç yatır mevcut olup hiç birinde kitabeli mezar taşı bulunmamaktadır. Türbenin kemeri üzerinde yapanı, yaptıranı ve yatırların adlarını gösteren kitabe mevcut değildir. Burada yatanı halk Şeyh Bedir Muhtar olarak bilir. Türbenin az ilerisinde dağın eteğinden çıkan ve halkın zemzem suyu olarak andığı bir kaynak vardır. Evliya Çelebi, Bedrettin Sultan Veli der. Taşpazar Mahallesindeki Bedriye Medresesini yaptıranın o olduğu ileri sürülür. Bedriye Medresesi 1998’de restore ettirilir. Bedir Muhtar kabristanında XI. Yüzyıla tarihlenen mezarlar bulunmaktadır. Mezarlığa Bedir Muhtar Külliyesi ismiyle bir külliye yapılması planlanmaktadır. Çaput Baba Türbesi Çaput Baba Türbesi, Şifahane Mahallesindedir. Halk arasında Çaput Baba veya Çaput Sultan denilmekte ve hayır duası ve değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Cenazelik, mumyalık denilen bodrum kısmı iri kesme taştan yapılmış olup, mahruti tuğladan yapılan kubbesi yıkılmıştır. Eskiden burada mumya olduğu söylenen türbe, Selçuklu eseridir. Bugün mevcut olmayan türbenin üst kısmı XX. Yüzyılın başlarında dönemin belediye başkanı tarafından tuğlalarından faydalanılmak için yıktırılmıştır. Bu tarihlerde türbenin dikdörtgen planlı, üzeri beşik tonoz örtülü mumyalık kısmının görüldüğü belirtilir. Kitabesi ve vakfiyesi günümüze kadar gelmeyen yapının iki katlı olmasından hareketle Selçuklu döneminde yapılmış olabileceği belirtilir. Kabakbaş Veli-Emirşeyh Türbesi Kabakbaş Veli-Emirşeyh Türbesi, Meydan Mahallesinde Şeyhzade Vahap Kabakbaş Bey’in evinin bahçesindeki küçük kabristanın içerisindedir. Hazire yan yana dizilmiş altı mezardan oluşur. Mezarlarda birer mermerden yapılmış kitabe bulunuyor. Konyalı’ya göre: “Şeyhzade Vehhab Bey’in evinin bahçesinde kabristan var idi. Kabirler yok edilmiş bahçe haline sokulmuş. Taşları dört parçadan teşekkül eden bir sandukanın ayak, baş ve pehle taşlarından sofa biçiminde bir yer yapılarak mezar taşları buraya sıralanmıştır”. Yine Konyalı, bu mezar taşlarından birinin 1356’da ölen Hasan oğlu Emir Şeyh’e ait olduğundan söz eder. 1863 yılındaki sel felaketinde Şeyh Hasan Kabakbaş Veli dergahı ve türbesi, türbe ve odalar tamamen yıkılır. Hamza Bey Türbesi Hamza Bey Türbesi ve Mektebi, Bimarhane (Şifahane) Mahallesinde olup ana yol üzerindedir. Mektep son yıllarda yıkılmıştır. Kitabesinde Gazali soyundan Sinan Bey oğlu Hamza Bey tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Konyalı, Selime Sultan (Ali Paşa) Türbesi’nin yanında gömülü olan Derviş Bey’in, baninin kardeşi olduğunu iddia etmektedir. Beylere mahsus bir kavuğun bulunduğu mezarı vardır. Baninin, 1529-30 tarihli erkek evlada şart koşulmuş vakfiyesi Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde bulunmaktadır. Türbenin, vakfiyesinden bir sene sonra yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Hamza Bey Güzelyurt Selime kasabasında ismiyle de anılan bir cami yaptırmıştır. Hırkalı Sultan Türbesi Hırkalı Sultan Türbesi, Coğlakı Mahallesinin sonunda, Ervah kabristanlığı yol ayrımının karşısındadır. Kubbesi tuğla ile örtülmüştür. Kemer araları taşla yapılmıştır. Kare alan üzerinde kurulan türbeye kıble tarafındaki mescidden girilir. Üstü çökmüş, sadece mihrabı kalmıştır. Kubbenin kemerleri taştan yığma ayaklar üzerine oturmuştur. Danişmendli eseri olduğu tahmin edilmektedir. Kitabesi mevcut olmayıp, eşiğinde üç kabir bulunmaktadır. Halk tarafından değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Hırkalı Sultan (Esen Hatun) Türbesi’ni, Konyalı, Danişmendli Beyliği’ne tarihlendirse de yapının mimari özelliklerine dayanılarak XIV. Yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı kabul edilmektedir. Kınalı Parmak Türbesi Kınalı Parmak Türbesi, Sofular Mahallesindedir. Yerden biraz yüksekçedir. Sandukası adi taştan yapılmıştır. Baş taşında erkek serpuşu bulunmaktadır. Sancı Baba Türbesi Sancı Baba Türbesi, Paşacık Mahallesi yolu ortasında bulunmaktadır. Sancı Babanın bir veteriner olduğu sanılmaktadır. Yöre sakinlerinin hastalanan ve sancılanan hayvanlarını şifaya kavuşturan bir zat olduğu için kendisine Sancı Baba denmiştir. Sebil Baba Türbesi Seb(f)il Baba Türbesi, Cavlaki Mahallesindedir. Kitabesi olmayan açık bir türbedir. Halk buraya Coğlakı (Cavlaki) Baba türbesi de demektedir. Kimliğini ve ölüm yılını gösterir bir belge ele geçmemiştir. Selime Sultan Türbesi Selime Sultan Türbesi, Selime köyündedir. Yapı gerek mimari, gerekse dekoratif yönünden erken devir özelliği gösteren ve Anadolu’da seyrek görülen eserlerden biridir. Sekizgen kaideli ve külahlıdır. Türbede taş ve tuğla işçiliği iç içedir. Kuzeyde baskı kemerli kapının bulunduğu yüz, tuğlanın dekoratifli kullanıldığı ve taç kapı özelliği verildiği girişin bulunduğu yerdir. Kapı zikzak altıgen zincir, giyoş ve geometrik motiflerle tezyin edilmiştir. Mimari stili ve malzemeleri yönünden XIII. Yüzyıl başlarına tarihlenmektedir. Türbe 1976’da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. Şeyh Gazi Türbesi Şeyh Gazi Türbesi, Taşpazar Mahallesinde, Gazi Sokağında bulunmaktadır. Açık bir türbe olup kitabesi yoktur. Halk buradaki yatırı Şeyh Gazi diye anmaktadır. Şeyh Hamza Türbesi Evliya Çelebi’nin eserinde söz ettiği Bayrami tarikatının halifesi Şeyh Hamza’nın türbesi, Şeyh Hamidüddin’in türbesine yakın, tepenin eteğindedir. Kubbeleri tuğla ile örülmüş, harçla sıvanmıştır. Türbenin yanında cüz okumak için bir mekan mevcuttur. Kemerlerle süslenmiş üç kubbesi olup, eski devirlere ait bir süsleme işçiliği göze çarpmaktadır. Şeyh Mustafa Türbesi – Titiz Baba Şeyh Mustafa Kadiri Şeyhlerinden olup türbesi, Kaymakam sokağında bulunmaktadır. Kabir üzerinde adi sıvalı bir sanduka bulunmaktadır. Mustafa Efendi’nin halk arasındaki ismi Titiz Baba olup Nakkaş Mahallesindeki türbesi düzgün kesme taştan yapılmıştır. Şeyh Mustafa Baba’nın kabrini dikdörtgen duvar çevrelemektedir. Temre Baba türbesi Temre Baba türbesi, Lise binasının güney tarafında bulunmaktadır. Yatırın bulunduğu yere Çukurbahçe adı verilmektedir. Türbe açıktır. Halk türbeden toprak alarak yara olan yerlerine sürer ve şifa bulduklarına inanırlar. Bugün türbe yok olmuş durumdadır. Koçpınar Türbesi Aksaray iline bağlı Koçpınar Köyü Yassıviran mevkiinde bulunan tarihi mezarlığın içinde Koçpınar türbesi vardır. Mezarlığın içinde bulunan türbede iki mezar bulunmaktadır. Bu türbede kimlerin medfun olduğu bilinmemektedir. Türbe yöresel taşlardan inşa edilmiştir. Üstü kapalıdır. Türbede iki kişinin mezarı vardır. Halk tarafından hayır duası için ve değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. . Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Aksaray

Şammaz Baba Türbesi

Aksaray – merkeze bağlı Gökçe köyünde Aksaray iline bağlı Gökçe (Mamasun) köyündeki Şammaz Baba makamı bulunmaktadır. Hıristiyanlar türbede yatanın III. Yüzyılda Kapadokya’da yaşamış olan Aziz Mamas (Aya Mama) olduğunu söylemektedir. Ortodoks Hristiyanları için kutsal kabul edilen azizin Hasan Dağı eteklerinde yaşadığı belirtilmektedir. Müslümanlar ise Şammas veya Şambaz Baba olarak adlandırılan velinin, bu topraklarda gündüzleri Hristiyanlara, geceleri ise Müslümanlara ders veren ermiş bir zat olduğunu söylemektedirler. Türbe kaya kiliselerine benzemektedir. Muhtemelen önceden kiliseydi. Sonradan türbe haline getirilmiştir. İki göz olan türbede Şammaz Baba’nın sandukası bulunmaktadır. Duvarda mum adağı için nişler açılmıştır. Türbe eskiden mescit olarak da kullanılmıştır. Türbenin içinde insan kemikleri ve geyik kemikleri buraya gelenler tarafından çalınmıştır. Türbe özellikle bölgeden göç eden Ortodoksların torunları tarafından ziyaret edilmektedir. Mum adağını hem Türkler, hem de Ortodokslar uygulamaktadır. Müslümanlar özellikle akıl hastalıkları için ziyarete gelmekte ve burada bir gece kalmaktadır. Tedavi için türbe yanında oyuklarda kalınmaktadır. Ayrıca ikinci gözde namaz kılınmaktadır. Anlatılır ki, Aziz Mamas bir çobanmış. Beslemiş olduğu koyun, keçi ve geyiklerin sütlerinden yoğurt, peynir yapar etrafındaki fakir fukaraya satarmış. Şammas Baba Türbesi 1880’li yıllarda hem cami hem de kilise olarak kullanılırmış. Pazartesi’den Cuma gününe kadar Müslümanlar tarafından cami olarak kullanılan bu mekan Pazar günleri de bölgede yaşayan Rumlar tarafından kilise olarak kullanılmıştır. Bu mekanın aynı anda cami ve kilise olarak kullanılan tarihteki tek yer olduğu anlatılır. İstanbul’un Ayamama deresine adını veren Kapadokya’lı Aziz Mamas’ın Gökçe (Mamasın) köyündeki mezarının Pir Şammas Baba adıyla türbeye çevrilmiş olduğu nakledilir. O yöredeki Aziz Mamas’ın gerçek mezarı, Kayseri yakınlarındaki Dikilitaş bölgesindedir. Ancak XIX. Yüzyılda tahrip edilerek yıkılmıştır. 1924 yılına kadar Aziz’in ölüm yıldönümü olan her 2 Eylül’de Hristiyanlarca ziyaret edilen mezar, bu özelliğini günümüzde Güzelyurt’ta bulunan kiliseye devretmiştir. Kıbrıs genelinde sekiz kilise Aziz Mamas adına adanmıştır. En önemlisi III. Yüzyıla ait mermer lahit mezarın (sarcophagus) bulunduğu Güzelyurt’taki Aziz Mamas Kilisesi’dir Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Aksaray

Taptuk Emre – Aksaray

Aksaray – merkez’e 20 km uzaklıktaki Taptuk köyünde Tapduk Emre Türbesi, Aksaray ilinin kuzeyinde 20 km. mesafede, Tapduk köyü sınırları içerisindedir. Köy Ekecik dağının eteğinde kurulmuştur. Tapduk Emre’ye ait olduğu söylenen, dağ eteğinin üst kısmında yer alan ve son yıllarda yeniden çevre düzenlemesi yapılan türbe ve cami bulunmaktadır. Üç boğdamlı olarak yapılmış üstü hasır ve kavak ağacı ile örtülü cami içinde sağ kısmında ahşap parmaklıkla çevrili mezar yer almaktadır. 1988 yılında yıkılan cami kaldırılarak doğu tarafına taştan yapılmış, minaresi bulunan yeni cami inşa edilmiştir. Eski cami içinde yer alan Tapduk Emre’ye ait olduğu söylenen mezar bozulmadan üst kısmına taş sanduka yapılmıştır. Taş sandukanın etrafı dikdörtgen şeklinde bir duvarla çevrelenmiştir. Tapduk Emre mezarının görülmesi amacıyla duvarın üst tarafına demir parmaklıklı pencere yapılmıştır. Yeni yapılan cami ile taş sanduka türbe arasındaki eski caminin yıkımı sırasında insan kemiklerine rastlanmış ve bunların Derviş Tapduk Emre’nin müridlerine ait olduğu düşünülmüştür. Toplu mezar bulunan odanın sol tarafında taşla yapılmış ve baş kısmına sarık şeklinde baş taşı olan bir mezar bulunmaktadır. Mezarın Yunus Emre’ye ait olduğu kabul edilir. Mimari açıdan eski olan Yunus Emre’ye atfedilen bu mezarın baş taşı dışında hepsi yeni malzemeden yapılmıştır. Anlatılır ki, Rum erenleri, Hacı Bektaş Veli’ye giderken Emre’ye “haydi sen de bizimle gel”, dediler. Emre, çok güçlü bir erdi. “Dost divanında erenlere nasip veren Hacı Bektaş adında bir er görmedik”, dedi ve Hacı Bektaş’a gitmedi. Emre’nin sözünü Hünkâr’a ilettiler. Hünkâr, Sulucakarahöyük’te Kadıncık Ana’nın evine yerleşince, çeşitli bölgelerden gelen muhipler, müritler ıhtırılmaya başlandı. Bu arada Hünkâr, Saru İsmail’i gönderip Emre’yi çağırttı. Emre yanına gelince Hacı Bektaş, “siz, dost divanında erenlere nasip veren Hacı Bektaş adında bir kimse görmedik demişsiniz, siz o nasip veren elin bir nişanesi/işareti olduğunu da bilir misiniz?”, diye sordu. Emre, “o divanda bir yeşil perde vardı, onun ardından bir el çıktı, bize nasip verdi. O elin avucunda güzel, yeşil bir ben vardı, şimdi bile görsem tanırım”, dedi. Bunun üzerine Hacı Bektaş elini açtı. Emre, Hacı Bektaş’ın avucunda o güzelim yeşil beni görür görmez üç kez “tapduk Hünkârım”, dedi. Bundan sonra da adı, Tapduk Emre kaldı. Emre başındaki tacı çıkarıp Hünkâr’a teslim etti. Hünkâr, tacını tekbirleyip giydirdi. Velayetnamede Tapduk Emre’ye Yunus Emre’nin gönderilmesi vesilesiyle yer verilir. Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Aksaray

Külhani Ali Baba

Aksaray – merkez – Sebil Mahllesinde Sebil Mahallesindeki Külhani Ali Baba Türbesi, üç pencereli sağır kubbeli olup kapısı kıbleye açılmaktadır. Türbenin kitabesi yoktur. Ali Baba’nın burada Külhancı olduğu nakledilir. Bu türbeyi, Sultan II. Abdülhamid’in serkurenası Aksaray’ın Orta Köyü’nden Hacı Ali Paşa yaptırmıştır. Burada eskiden bir mescid ve yanında bir de hamam vardı. Hamam şimdi yıkılmış, yok olmuş, arsasına bir ev yapılmıştır. Ali Baba’nın bu hamamda külhancı olduğu anlatılır. Kendisi keramet sahibi bir ergin kişi imiş. Türbenin sağında başlanıp tamamlanamayan bir mescid vardır. Evliya Çelebi’de Külhani Ali Baba türbesini ziyaret etmiştir. Türbeye asılmış bir levhada güzel bir sülüs yazı yer alır. Şair Galib tarafından söylenen ve Cumad-el-ula 1276 da (M.1859) yazılan bu levhada Ali Sultan türbesinin toprağının aşıkların gözlerinin sürmesi olduğu, kendisinin veliler padişahı, nice sırların kendisinde gizlendiği, kerametlerinin güneş gibi aşikar ve kapısının acizler için bir eman evi olduğu yazılırken kendisi Süleyman Aleyhisselam’a benzetilerek bu manzûmenin, karıncanın Hz. Süleyman’a hediye ettiği çekirge ayağı gibi kabul edilmesi içii yalvarır. Bu levha Pir Ali Sultan için yazılmıştır. Nasılsa buraya asılmıştır. Türbenin duvara asılmış bir kartonda levha daha vardır. Bu Arapça levhanın Türkçesi şudur. “Ey Şeyhimiz! Ahmet Rıfai Hazretleri! Ey celal ve ikram sahibi Allah! Bunu yazan ve okuyanı affet. Senden hayır isteriz. 15 Şevval 127” Bu Ahmet Rifai’nin manevi müridlerinden, onun tarikatının mensublarından birisi tarafından yazılmış bir levhadır. Ali Sultan’ın Rifai olup olmadığı hakkında kesinlik ifade eden bir bilgi yoktur. Ali Baba’nın türbesinde bir alem ve bir sancak ve daha başka tarihi eşyalar bulunmakta iken, bunlar Niğde Müzesi’ne götürülmüştür. Külhani Ali Baba Hasan Dağına adını veren Hasan Baba ile sık sık çekişirlermiş. Ali Baba bir gün Hasan Baba’ya üşümesin diye mendil içinde kor gönderir. Hasan Baba’da karşılık olarak mendil içinde kar gönderir. Karı sonra yemek isteyen Ali Baba mendili hamamda bir yere asar. Mendil içindeki kar kısa sürede erir. Ali Baba buna sinirlenir ve “Hasan Baba dağ başında evliyalık olmaz, gel de şehirde evliyalık yap diye seslenir. Hasan Baba da bu söz üzerine kızarak koca bir kayayı kaldırdığı gibi Hasan Dağı’ndan Ali Baba’ya fırlatır. Ali Baba taşın geldiğini görür ve eski sinne çayırı denen yerde eli ile koca taşı karşılar ve parmak izleri bu kayanın üzerinde görülür. Ali Baba ve Hasan Baba birbirlerine karşılıklı taş ve Pelit ağacı atmaktadırlar. Hasan Baba’nın atmış olduğu Pelitlerden biri bugün Ervah Mezarlığına düşer ve burada anılan Kanlı Pelit’in bu ağaç olduğu nakledilir. . Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Aksaray

Çekiçlerli İzzet Baba

AKSARAY – MERKEZ’DE BEDİR MUHTAR KABRİSTANLIĞINDA CAMİNİN ARKASINDAKİ TEPE ÜSTÜNDE babasının yanındadır Çekiçlerli Ahmedi Lütfi Hazretlerinin oğlu olan İzzet Baba Hazretleride Babası gibi bir Allah(C.C.) dostuydu. Hakkın vaki olup Babasının Rahmeti Rahmana kavuşmasından sonra Müritler arasında yatılan İstihare sonucu Mürşitliğe kimin getirileceğine karar verilme istişaresinin ardından Müritlerin genel yekunun Rüyalarında İzzet Efendi Hazretlerine işaret edildiğini belirtmeleri üzerine İzzet Efendi babası Ahmedi Lütfi Hazretlerinin yerine Mürşit olur. Duaları yapılır şerbeti içilir. İzzet Babanın şerbetinin içilmesine katılan ve bu katılmayla onun babasının yerine geçmesine onay verenlerin içinde olmasına rağmen Yenice köyüne dönen Mehmet Efendi Rüyasında Hz. Ali(R.A.) yi gördüğünü , Rüyasında Hz. Ali(ra)nın ;Eğerki Şeyhliği sen yapmaz isen seni Minareden atarım.”dediğini belirterek kendisini şeyh olarak ilan eder. Bu bölünmeden sonra İzzet Baba Hazretleri Ekeciğin Doğu tarafının şeyhi oldu. Mehmet Baba ise Batı tarafının şeyhi oldu. İzzet Baba Hazretlerinin de Babası Ahmedi Lütfi hazretleri gibi görülen çokça Kerameti bulunmaktadır. DAĞIN ARKASINDAKİ ZİYARETÇİLERİN KURTARILMASI! İzzet Babayı kışın ziyarete gelen bir gurup Ekecik dağının arkasında tipiye yakalanarak mahsur kalır. O sırada Müritleri ile oturmakta olman İzzet Baba hazretleri yanındakileri ;Kalkın giyinip mahsur kalan ziyaretçilerimizi getirin.”der. Hemen giyinip giden adamları mahsur kalanları kurtarıp yanına getirirler. İNTİHAR ETMEK İSTEYENİ KURTARMASI! Konya da bir kişi çok borçlu olduğundan alacaklılarının da sık, sık kapısını aşındırarak alacaklarını istemeleri üzerine bunalıma girer. Borçlularından bıkan bu kişi borçlarını ödeyemeyeceğini sanarak intihara karar verir ve bir göl kenarına giderek ayağına taş bağlayıp göl’e atlar. Boğularak ölmek üzere iken daha önce ismini ve manevi rütbesini duyduğu İzzet Baba Hazretlerinin aklına gelmesi ile bu durumdan kurtulmak isteyen kişi ”Mademki Evliyadır Allah(C.C.)ın izniyle beni kurtarsında görelim.”diye aklından geçirmesi ile uzanan bir el kendisini alıp gölün kenarına koyar. Daha sonra işlerinin dek gelmesi ile para kazanıp bu borçlarını ödeyen kişi teşekkür için Aksaray a gelir ve sora,sora İzzet Baba Hazretlerinin Hasas Mahallesindeki Camisini bulur. Buraya geldiğinde kendisini daha önce görmemiş ve hikâyesini bilmeyen İzzet Baba tebessümle karşılayarak ”A benim evladım insan borç için canına kıyarmı?” der. ÖLECEĞİNİ BİLMESİ! İzzet Baba Hasta yatağında yatarken ağlamaya başlayınca arkasında bulunan kız kardeşi bunu görür ve neden ağladığını sorar. Kız kardeşine verdiği cevapta ”Benden görev alındı ve oğlum Hüseyini Lütfiye verildiğini belirttikten sonra Kelimeyi Şahadet getirip Ruhunu teslim eder. CENAZESİNİ GÜNEŞTEN KORUYAN KUŞLAR 1983 Yılının sonbaharında Rahmeti Rahmana Kavuşan İzzet Baba Hazretlerinin naaşı yıkandığında birden üç grup kuş gelip cenazenin üstünde bir şemsiye oluştururlar. Kuşları gören cenazeye katılanlar bir taraftan hayret ederken diğer taraf tanda bu kuşları saymak isterler fakat kuşlar bir birinin içine girerek sayılmalarını engeller. Cenazenin Ulucamiiye gidişi esnasında da tabutun üstünde uçan kuşlar tabut Camii önüne Musalla taşına konup Cemaat Vakit Namazı için Camiye girdiğinde doğuya doğru uçup gözden kaybolurlar. Cenaze Namazı kılındığında ise yine gök yüzünde tabut üzerinde bir şemsiye gibi dururlar, cenaze kabre götürüldüğünde yine üstünde uçarlar. İzzet Baba Hazretlerinin Naşı Kabre defnedilinceye ve Hoca Efendi tarafından talkın verilinceye kadar oradan ayrılmadan gökyüzünde beklerler. Talkının ardından yine doğuya doğru uçup gözden kaybolurlar. Mevla’mızın tüm Müslümanlarla birlikte biz edna kullarını da başta Hazreti Adem(A.S) atamız ile Peygamberimiz Hz. Muhammed(S.A.V.)efendimiz olmak üzere her ikisi arasında gelip geçmiş Peygamber efendilerimizle Velileri ve Peygamberimizden sonrada günümüze kadar gelip geçmiş.kıyamete kadar geçecek Veli kulları ile birlikte İzzet Baba Hazretlerinin de şefaatine nail kılsın. Kaynaklar ; Ali Genç , Aksaray Medya

📍 Aksaray

Çekiçlerli Ahmet Lütfi Efendi

Aksaray – merkez’de Bedir Muhtar Kabristanlığında Caminin arkasındaki tepe üstündedir. Ahmedi Lütfi Hazretleri Aksaray-Nevşehir Karayolunun kenarında bulunan bir ucu Ağzıkarahan köyünün karşısından başlayarak Yunus Emre Hazretlerin Kızıl ırmağa yakın ziyaret tepesinde,diğer ucu ise Nevşehir ilinin Acıgöl ilçesinden başlayarak Bayır altını ve Şerefli Koçhisar’ı takip ederek Konya Kulu makasına kadar uzanan 4’ü büyük dağ olmak üzere irili ufaklı yüzlerce tepeden oluşan Ekecik Sıra dağlarının Büyük Ekecik Dağının eteğindeki Halkı Kürtçe nin Zaza Lehçesiyle konuşan Aksaray merkez ilçe Çekiçler köyünde doğup büyüyen burada Rahmeti Rahmana erişen bir güzel Allah(C.C.) dostu bir Velidir. Hayatını Dini Mübini İslam için vakfeden dinimizden aldığı tüm yaratılanların Yaratandan ötürü sevilmesi ve Ümmetçilik inancı gereği tüm Müslümanları ve insanları seven bir kişi olarak hayatı boyunca dine ve dinimizin emri gereği Halka hizmetin Hakka hizmet bilinci ile kendisi hizmet ettiği gibi, kendisi yaşarken de, hakka yürüdükten sonrada yetiştirdiği binlerce talebesi Hakka ve halka hizmet ettirmeyi sürdürmeye devam ediyorlar. NAR’DAN SESLENEN HOCASININ SESİNİ DUYUP MÜRŞİT OLMASI! Ahmedi Lütfi Hazretleri ömrünü hakka adamış bir kişi olarak Nevşehir in Nar da bulunan Kadri Tarikatının Şeyhi Hacı İsmail Hakki Hazretlerinin Talebesiydi.(Müridiydi) Şeyh hazretleri kendisinden sonra Postuna Ahmedi Lütfi Hazretlerinin oturması yani onun Mürşit olmasını uygun görür. Bunun üzerine Şeyhliğin kendisine layık olduğunu iddia eden aynı yerden başka bir mürit ”Şeyhlik kala kala Ekeciğin Kürdü nemi kaldı,Şeyh buradan olmalı.”diyerek kendisini işaret eder. Bunun üzerine Narlı Şeyh Hacı İsmail Hakki Hazretleri ;Müritlerime çağıracağım sesimi kim duyarsa benden sonraki Mürşit o olacak.”der ve bir gün kendi köyünde olan Mürşitliğin kendisine verilmesini isteyen kişiyi çağırır. Bu çağrısını Allahü alem birkaç defa tekrarlamasına rağmen çağırdığı yani adını bağırdığı kıskanç müridi bu çağrısına cevap vermez. Yani Şeyhi ismini vererek çağırdığı kişi çağrıldığı yere de olmasına yani aynı köyde bulunmasına rağmen şeyhin çağrısına cevap veremez. Daha sonra ;Ahmet” diye seslenince Nar dan 6 Km uzaklıktaki Çekiçler köyünde bulunan Ahmedi Lütfi Hazretleri ” Buyur baba” diye cevap verir. Oradakilerin de şahit olduğu bu olaydan sonra Mürşitlik Ahmedi Lütfi Hazretlerine verilir. YÜZBAŞI YA OĞLUNUN OLDUĞUNU MÜJDELEMESİ! Hayatı boyunca Devlet ve millet aleyhine hiçbir davranışı görülmemesine rağmen Devrim Kanunlarına karşı geldiği gerekçesiyle gözaltına alınarak yargılanmak üzere Aksaray Adliyesine getirilir. Yargılama esnasında bir an durur ve yargılamayı takip eden Yüzbaşıya dönerek ̶ ;Gözün aydın eşin doğum yaptı ve bir oğlun oldu ;der. Bunun üzerine olayı araştıran Yüzbaşı gerçektende yargılamanın yapıldığı zamanda eşinin doğum yaptığını ve bir oğlu olduğunu öğrenince Askeri paltosunu kendisine hediye eder. Yapılan yargılama sonucunda millete,devlete zararlı bir icraatı olmadığı tespit edildiğinden beraat ederek köyüne döner. CAMİİNİN AÇILAMAYAN KAPISINI AÇMASI! Çekiçler köyü Camisinin kapısının kilitli olduğunu söyleyen imam ve cemaat bir taraftan kilidi ararken diğer taraftan ise cemaat tarafından kapı açılmaya çalışılır. Tüm uğraşlar sonuç vermez, itme, sırt verme, dirsek gücü bir türlü kapının açılmasını sağlayamaz. Ahmedi Lütfi Hazretleri Mübarek elleri ile kapıya dokunur dokunmaz daha önce onca zorlama ile açılmayan kapı sonuna kadar açılırken merhum ;Kapı açıkmış.”diyerek espiri yapar. BALCI(Kürt Mahmatlı) NIN İLÇELİĞİ KAYBEDECEĞİNİ BİLMESİ! Türkiye nin ilk gizli oy açık tasnifli seçimi olan 5 seçiminden sonra ki kalkınma ve gelişmelerle birlikte birçok köy ve belde de ilçe olma, ilçelerde ise il olma çalışmaları başladı. O dönemde Ekecik Dağının arkasından başlayarak Kırşehir sınırına kadarki bölgede bir ilçe kurulması çalışmaları esnasında bölgenin o zamanki Cazibe Merkezi olan Balcı (Kürt Mahmatlı/Bölgedeki esas ismi böyle olduğu için belirtiyorum) ile Cazibe merkezi olmaya namzet Ortaköy arasında tatlı bir rekabet yaşanıyordu. Fakat Ortaköy henüz belde olmadığından belde merkezi ve Nahiye olan Balcı ya karşı şansı yok gibi görünüyordu. İlçelik çalışması için toplanan kalabalık toplantının yapılacağı yerden geçerken yanlarında bulunan Ahmed i Lütfi bağırarak ;Durun Kabristana dua edelim ve ondan sonra gidelim.”demesi üzerine lafı dinlenmez dua yapılmadan yola devam edilince ”Eyvah burası İlçeliği Kaybetti.”der. Gerçektende kısa bir zaman sonra Ortaköy önce çevre köylerden göçen nüfus sayımı ile Nüfusu 2’in üstüne çıkartılarak önce Belde ,ardından ise ilçe olur. Balcı ise bu yarışı kaybeder. MÜRİTLERİNİN KOYUNLARINI GÜTMESİ ! Ahmed i Lütfi Hazretlerini Haymanada ki Müritleri kendisini ziyaret etmeye geldiklerinde akşam olduğundan geceyi Büyük Ekecik dağının arkasında geçirip sabah Mürşitlerine gitmeye karar verdiklerinde heyetten bazılar ;Efendi hazretlerine hediye etmek için getirdiğimiz koyunlara kim bakacak biz yattığımızda koyunlara kim göz kulak olacak?”diye sorduğunda içlerinden biri” Koyunlar ona getirmedik mi yani Şeyhin değilmi,gerçek Şeyh ise o beklesin.”der ve uyurlar. Sabah kalkarak yanlarında getirdikleri koyunlarla birlikte Çekiçler köyüne vardıklarında Şeyh uyuklamaya başlayınca Müritler ”Efendim biz size geldik sizde devamlı uyukluyorsunuz.”deyince ;Şeyhinize sabaha kadar koyun güttürseniz uykusuz kalmazmı?” diye cevap vererek kerametini gösterir. Mevla’mızın Etrafı açık türbesi Aksaray Bedir Muhtar Kabristanlığında Caminin arkasındaki tepe üstünde bulunan Ahmed i Lütfi Hazretlerini Mahşerde tüm Müslümanlarla birlikte biz günahkârlarda şefaatcı etmesi dileğiyle. Rabbim Yar Ve Yardımcımız Olsun.. Kaynaklar ;Ali Genç , Aksaray Medya

📍 Aksaray

Terlemez Baba

Aksaray – merkez’de şifahane mahallesinde Terlemez Baba türbesi Şifahane Mahallesindedir. Osmanlı dönemine ait olan yapı dikdörtgen planlı olup moloz taştan yapılmıştır. Üst örtüsü ve kubbesi sonradan beton harçla sıvanmıştır. İki pencereden ışık alır. Pencereler dikdörtgendir. Şeyh Hamid-i Veli Mahallesi Bostancı Sokağının sonunda bulunan Terlemez Baba Camii arkasında türbesi vardır. Terlemez Baba’nın gerçek adı Emir Ali’dir. Türbe Çarpıcı Tekkesi olarak da anılmaktadır. 1990 yılında restore edilmesine rağmen sadece temiz bir görüntü almıştır. Sade ve mimari özelliği olmayan, camiye bitişik konumda üstü kapalı, betonarme bir türbedir. Terlemez Baba mescidi ise kerpiçten yapılma, kare planlı, tek katlı ve damı kiremitle katlıdır. Terlemez Baba’yı kısmi felç geçirenler, elleri uyuşanlar, yel hastalığı geçirenler, belden aşağısı tutmayanlar, üzüntüden, sıkıntıdan derde tutulanlar ziyaret eder. Türbe şifa için Cuma günleri sabahtan ikindi namazına kadar ziyaret edilir. Diğer günler hayır duası için ziyaret edilir. Ziyarete gelen hasta, ocaklılar tarafından ovularak şifa bulması sağlanır. Hasta tedavinin ardından iki rekat şükür namazı kılar. Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Aksaray

Bayındır Baba Türbesi

Ağrı – Tutak – Bayındır köyünde Bayındır Baba’nın ilçeye yedi km. mesafede bulunan Bayındır köyünün mezarlığında türbesi vardır. Bayındır Köyü Türklerin Üçoklar kolunun Bayındır Boyu tarafından kurulmuştur. Türbe mezarlığın içinde üstü açık özensiz bir mezardır. Bayındır Baba değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir. Bayındır Baba’nın köyü koruduğuna inanılmaktadır. Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Tutak, Ağrı

Şeyh Ramazan Tutaği (k.s.)

Ağrı – Tutak – Aşağıkargalık köyünde İlçeye 17 km. mesafede bulunan Karkalık (Aşağıkargalık) köyünde Pir Muhammed Küfrevi Hazretlerinin halifelerinden Molla Şeyh Ramazan’ın kabri bulunmaktadır. Burası ilçenin en eski köylerindendir. Köyde, Urartular zamanından kalma tarihi eserler mevcut olup zamanla tahrip edilmiştir. Köyün kuzeyinde bulunan Ermeni mezarlığı, köyün eski bir yerleşim yeri olduğunun diğer kanıtıdır. Osmanlı beylerbeyi ve Hamidiye Paşası Hacı Yusuf Paşa’nın, Muş yöresinden (1855-1865) Tutak yöresine Qılki (Kılıki veya Kılıka da denir) aşiretinin (Bekıri aşiretinin bir kolu) Tutak yöresine dönmesinden sonra Müslümanların kontrolüne geçer. Köyde Hacı Yusuf Paşa’nın oğlu Ali Bey, yıllarca kalmıştır. Daha sonra Ali beyin torunu İbrahim Sayan tarafından Meter köyünde bulunan Şeyh Ramazan’a kendi arazileri satılmıştır. Köy, her ne kadar günümüzde Şeyh Ramazan Kargalığı diye anılsa da, şeyhlerin bu köyde yakın bir geçmişi vardır. Köyde, Bediüzzaman Said-i Kürdî’nin talebesi Tendürekli Mele Zahir’in talebesi Molla Nadir ve köylüler tarafından bir medrese yaptırılır. Bu medrese yıllar boyu, yöreden birçok talebe yetiştirir. Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Tutak, Ağrı

Şeyh Mustafa Arvasi (k.s.)

Ağrı – Taşlıçay – TAŞLIÇAY köyü hli hal olan bu zat zahiri ilim icazeti bediuzzaman said nursi hazretlerinin abisi molla Abdullahdan almıştır.Batini ilimini seyyid şeyh fehimin halifesi aynı zamanda amcası halife derviş yanında devam etmiştir.halife derviş vefatı üzerine ğavsi hizan seyyid şeyh sıbğetullah ın torunu yani seyyid nur muhammed in oğlu seyyid şeyh şahabettin de bir müddet seyri süluk yapmış ve hilafet icazeti ondan almıştır.1959 tarihinde vefat etmiş.kabri şerif ağrı taşlıçay ilçesine bağlı denni köyündedir.5 oğul babasıdır.seyyid muhiddin hazretleri nişanlı iken vefat etmiş seyyid seyfeddin hazretleri seyyid selahaddin hazretleri seyyid şahabettin hazretleri seyyid alaaddin el cevvad hazretleri.(NESLİ ONLARDAN DEVAM EDİYOR…) Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Taşlıçay, Ağrı

Şeyh-i Gal Türbesi

Ağrı – patnos – ilçe merkezinde Şeyh Gal’in ilçe merkezinde türbesi vardır. Bu yatır rüyaya girerek kendini belli etmiş ve mezarın olduğu yere türbe yapılmıştır. Gerçek adının Azim olduğu aktarılmaktadır. Bir evin kilerinde medfun olan Şeyh-i Gal’in mezarı belli değilmiş. Kilerin bereketi hep devam etmiş. Mahalle sakinleri burada nur yüzlü bir ihtiyarın namaz kıldığını görmüşler. Evi yenilemek isteyen ev sahibi, yeni ev yapmak için binayı yıkar. Fakat geceleyin rüyasına giren Şeyh-i Gal evi değişik yere yapmasını söyler. Bu rüya üzerine evi kaydıran ev sahibi, mezarın olduğu yeri kazar ve burada görmüş olduğu kemikler üzerine Şeyh-i Gal’in burada yattığına inanır ve türbesini yapar. Bir gün Taşlıçay’dan gelen bir kadın doğrudan doğruya Şeyh-i Gal’in türbesine gelir. Daha önceye oraya hiç gelmemiştir. O kadın da gece rüyasında Şeyh-i Gal’i görmüştür. Şeyh-i Gal Yatırı değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Eskiden mum adağı adanmaktaymış. . Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Patnos, Ağrı

Şeyh Dede Türbesi

Ağrı – patnos – Kızkapan köyü Şeyh Dede türbesi ilçeye 12 km. mesafede bulunan Kızkapan köyü mezarlığındadır. Türbenin üzeri açık olup burası değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir. (Şeyh dede türbesi) Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Patnos, Ağrı

Molla Hasan ve Ali Efendi

Ağrı – PATNOS – KAZANBEY KÖYÜ İlçeye 21 km. mesafede bulunan Kazanbey köyünde Pir Muhammed Küfrevinin halifelerinden molla ve müderris Hasan ve Ali Efendilerin kabirleri bulunur. Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Patnos, Ağrı

Şeyh Salih ve Şeyh Süleyman Efendi

Ağrı – PATNOS – GENÇALİ KÖYÜ İlçeye 22 km. mesafede bulunan Gençali köyünde Bitlis’te medfun bulunan Muhammed Küfrevi Hazretlerinin halifelerinden molla ve müderris Şeyh Salih ve Şeyh Süleyman Efendilerin kabirleri bulunur Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Patnos, Ağrı

Şeyh Abdülbari Küfrevi (k.s.)

Ağrı – merkez – ziyaret köyü Hayatı efsanelere, menkıbelere, konu olan şahıslardan biri olan Şeyh Abdulbari Küfrevi’dir. Şeyh Abdulbari Küfrevi Şeyh Muhammet Küfrevi’nin (1775-1898) oğlu olup eğitimini babasından almış, Ağrı’da Nakşibendi tarikatının öğretilerini yaymış ve Feran (Ziyaret) köyünde vefat etmiştir . Sözlü kaynaklardan elde edilen bilgilere göre Küfrevi ailesinin asıl yerleşim yeri Siirt‟e bağlı olan Küfre’dir. Şeyh Muhammed Küfrevi’nin ikinci evliliğinden dört çocuğu olur. Bu çocuklardan dördüncüsü, bugün Ağr’nın Feran (Ziyaret) Köyü‟nde türbesi bulunan Şeyh Abdulbari Küfrevi‟dir. Şeyh Abdulbari, Aliye Hanım ile evlidir ve çocuğu olmamıştır . Küfrevi, 1920’de müritlerini ziyaret etmek için Ağrı‟ya gelir. Şeyh Abdulbari müritlerini ziyaret ederken Ağrı iline bağlı bulunan Ziyaret Köyü‟nden geçer. Küfrevi, tamamen düzlük olan Ziyaret Köyü’nün biraz çıkışında bulunan tepeyi görür ve yanında bulunan müritlerine bu tepenin ne olduğunu sorar. Müritleri bu tepenin mezarlık olduğunu ifade ederler. Bunun üzerine Şeyh Abdulbari yanındaki müritlerine bu tepeyi çok beğendiğini söyler. Bazı kaynak kişilere göre de yanındaki müritlere, “Ben bu tepeyi çok beğendim ve bu gece dünyamı değiştireceğim. Öldüğümde beni bu tepeye defnedin.” diye vasiyette bulunduğu söylenmektedir. Şeyh Abdulbari o gün Ziyaret Köyü’nün hemen ilerisinde bulunan Keşiş Köyü‟nde (yeni ismi Akbulgur) rahatsızlanır ve gece saat üçte vefat eder. Şeyh Abdulbari’nin vasiyetini duyan Ziyaret Köyü‟nün ileri gelenleri, Akbulgur Köyü‟ne gelip Şeyh Küfrevi’nin cenazesini alır ve kendi köylerinde defnederler. Şeyh Abadulbari‟nin mezarı daha sonra türbeye çevrilmiştir. Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Ağrı

Şeyh Abdullah Küfrevi (k.s.)

📍 Patnos, Ağrı

Sultan Dede Türbesi

Ağrı – patnos – dedeli beldesinde Sultan Dede Patnos ilçesinin dedeli nahiyesinde yaşadığı yöre halkı tarafından söylenilmektedir. Sultan Dedenin yaşadığı zaman dilimi kesin olarak bilinmemektedir. Bununla beraber sultan dedenin ya Yavuz sultan selim ya da 4.murat zamanlarında yaşadığı tahmin edilmektedir. Sultan dede kendi zamanında yöre halkı tarafından çok sevilen büyük bir âlim aynı zamanda keramet sahibi bir Allah dostu imiş. Sultan Dede hakkında sahip olunan bilgiler kesin bir kaynağa dayanmamaktadır. Sultan Dede hakkındaki bilgiler nesillerden nesillere sözlü olarak aktarılmıştır. Sultan Dedenin mezarı dedeli beldesinin mezarlığının tam ortasındadır. Aradan geçen zamana rağmen sultan dedenin mezarında herhangi bir tahribat olmamıştır. Etrafındaki bütün mezarlar belirginliğini yitirmelerine rağmen Sultan Dedenin mezarı ilk yapıldığı zaman gibi zamana meydan okumaktadır. Anlatılan rivayetlerden birinde sultan dede; doğuya sefer yapan Yavuz Sultan Selim Han ve Osmanlı ordusu dedeli yöresinde geçerken onları yemeğe davet etmiştir. Yavuz Sultan Selim de kendisini davet eden saçı başı ağarmış bu ihtiyarı kırmamak için bu davete icabet etmiştir; ama herkesin kafasını karıştıran bir soru varmış; ihtiyar dede yalnız padişahı mı davet etmiş yoksa bütün orduyu mu davet etmiş. Sultan Dede açıklamış bütün orduyu davet ettiğini. Sultan Selim Handa bu davette icabet etmiş. Sultan Dede yemeği hazırladığı zaman ordudaki aşçılarda asker için yemek yapmaya koyulmuşlar. Sultan Dede yemeği hazırladığı zaman padişahla beraber orduyu da çağırmış. Aşçılar yemeği dağıtmaya geldiklerinde gülmeye başlamışlar; yemek iki veya üç küçük kapta hazırlandığını görünce.Sultan Dede yemeğin dağıtılmasını buyurmuş.Yemek önce padişaha ve vezirlere dağıtılmış bu sırada yemekte herhangi bir azalma gözlenmemiş. Yemek bütün orduya dağıtılmış ama yemekte herhangi bir azalma olmamış yemekler olduğu gibi duruyormuş.Bu olayı duyan Yavuz Sultan selim sultan dedenin büyük bir alim olduğunu anlamıştır. Bir rivayete göre sultan dede padişahla beraber sefere katılmış ve seferden sağ salim dönmüştür. Bir rivayete göre sultan dede sefere katılmamıştır.Sultan Selim Han Sultan Dededen hayır dua isteyip dedeli yöresinden ayrılmıştır.Sultan Dede dedeli yöresinde vefat etmiştir ve orada defin edilmiştir. Dedeli beldesinde sultan dede cenazesinin yıkandığı yer beldenin büyükleri tarafından muhafaza edilmiş ve muhafaza edilmeye devam edilmektedir. O yer her türlü necis şeyden korunmaktadır. Yörenin büyükleri eskiyen ya da yırtılan Kur-an’i Kerimleri getirip Sultan Dedenin mezarına gömmektedirler. Yöre halkından bazıları bazı zamanlarda sultan dedenin mezarının geceleyin parladığını bir aydınlık gördüklerini dile getirmektedirler. Sultan Dede ismini dedeli yöresinde geçmekte olan padişahlara yemek yedirmesinden dolayı sultanlarla içli dışlı olması munasebetiyle bu adla anıldığı rivayet edilmektedir. Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma https://patnos.webnode.com/patnosta%20inani%c5%9flar/sultan-dede/

📍 Patnos, Ağrı

Köseler Köyü Türbesi

📍 Patnos, Ağrı

Taşkın Baba Türbesi

Ağrı – patnos – taşkın köyünde İlçeye 27 km. mesafede bulunan Taşkın köyünün isim babası olan Taşkın Baba’nın türbesi kare planlı, betonla sıvanmış, kubbeli bir türbedir. Burası değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir. Anlatılır ki, İran Seferi için bölgede konaklayan IV. Murat Süphan Dağının yabani hayatına hayran kalır ve yöre halkına geyik yoğurdu istediğini söyler. Bu durumu Taşkın Baba’ya söylerler. Taşkın Baba hemen dağa çıkıp buradaki geyiklerden süt sağıp, yoğurt yapar. Bu işi kimsenin yapamayacağına kanaat getiren IV. Murat ordusunu Murat Nehrinin karşısına geçirir ve köprüleri söker. Taşkın Baba verdiği sözü yerine getirmek için suyu yararak padişahın yanına gelir. IV. Murat azgın Murat Suyunu sanki bir dere imiş gibi geçen Taşkın Baba’ya Taşkın Köyünü verir. Karakul Türbesi Taşkın köyündeki Taşkın Baba türbesinin yanındadır. Karakul ismiyle anılan zat, Taşkın Baba’nın mürididir. Taşkın Baba’nın vasiyeti üzerine ziyaretçiler önce Karakul Türbesini, daha sonra Taşkın Baba türbesini ziyaret ederler. Değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir. Anlatılır ki, Taşkın Baba’nın evinde helva pişirilir ve ihtiyacı olan fakir halka dağıtılırmış. Taşkın Baba Hacc vazifesini yerine getirirken, hanımı helva yapmış ve bir tabakta Karakul’a vermiş. Karakul helvayı yemiş ve “Hanımım istersen bir tabak daha hazırla, şeyhime götüreyim” demiş. Taşkın Baba’nın Hacc’da olduğunu bilen hanımı, “herhalde Karakul helvayı beğendi bir tabak istiyor”, diye ona bir tabak daha helva vermiş. Karakul kaşla göz arasında helvayı Hacc’da şeyhine ikram edip gelmiş. Bu keramet Taşkın Baba’nın Hacc dönüşü olayı anlatmasıyla ortaya çıkmış. Süphan Dağı eteklerinde bulunan Taşkın köyü Camii haziresi geniş bir alanı kaplamakta olup buradaki mezarların büyük bölümü tahrip olmuş, mezar taşlarının bir kısmının gövdeleri de toprak altında kalmıştır. Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Patnos, Ağrı

Şeyh Bekir Zor (k.s.)

Ağrı – merkez – uzunveli köyünde Anadolu’da yetişen büyük âlim ve velîlerden. Seyyiddir, hazret-i Hüseyin’in evlâdındandır. İsmi, Bekir , babasının ismi Ömer (emer)dir. Doğum ve ölüm târihi bilinmemektedir. Şeyh Bekır Sor’a, “uçan kaya” anlamında, kendisine Arap ellerinde, “Raqüb ül hacer”; İran ellerinde, “Süvari seng ; kürt ellerinde Siyari gevır lakaplarla da tanınıp bilinmektedir. Hayâtı hakkında fazla bir bilgi yoktur. Açık hâlleri ve kerâmetleri vardır. Zühd, takvâ ve verâ sâhibi bir zât idi.Temiz ve asîl âilesi Anadolu’nun doğu vilâyetlerinin ilim, irfân ve güzel ahlâk vasıflarının timsâli (sembolü) idi. İlim, amel ve ahlâkta, nefsiyle mücâdele etmekte şaşılacak hâl ve üstünlük sâhibiydi. Zamanlarının âlimi, fazîlet örneği olan. İnsanları Hakk’a dâvet eden onlara doğru yol​ doğru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine “silsile-i âliyye” denilen büyük âlim ve velîlerindi. çok mütevâzi, alçak gönüllüydü. İlmi ve yüksek ahlakıyla tanındığı kadar, mert, cömert ve cesur olmasıyla da meşhur olmuştur. Duâsı kabûl olan zâtlardandı. O derece cesur ve kuvvetli kalbe sâhipti. Şeyh Bekir zor Hazretleri’nin birçok kerameti anlatılmaktadır. Bunlar içerisinde, kamçı yılan kerameti meşhurdur. Buna benzer pek çok kerâmetleri vardır. bu kerâmetleri yıllar boyu dilden dile anlatıla gelmiştir. Ömrü boyunca İslâm dîninin emirlerini öğrenmeye ve öğretmeye çalışan şeyh Bekir zor hazretleri kabri konusunda belirsizlik mevcut olup, Doğubâyezîd’de vefât ettiği rivayetlere göre Kabri Doğu Bâyezîd’de uzun veli köyün kabristanındadır. Kabri, Ağrı, Doğubeyazıd’da, halen ziyaret edilmektedir. Bir diğer deyişle durumunun kerametin anlaşılması üzerine; “Sırrımız fâş olup, herkes tarafından anlaşıldı.” diyerek, ortadan kaybolduğu rivayet edilmektedir.​ Bir gün başka bir diyardan gelen, kerâmet sahibi bir din adamı ziyarete geliyormuş. Kerâmetinin göstergesi de üzerine bindiği ve ehlileştirdiği ayıimiş. Bunu duyan Şeyh Bekır,uzun ve düz bir kaya parçasının üzerine çıkmış, yılanı eline kamçı yapıp, havada uçan halı gibi, gidip din adamını karşılamış. Yabancı ulema, bakmış ki, kendisinden daha fazla keramet sahibi olanlar var, saygıyla Şeyh Bekır Sor’un elini öpmüş. O günden sonra ünü tüm bölgeye yayılan Şeyh Bekır Sor’a, “uçan kaya” anlamında, kendisine Arap ellerinde,“Raqüb ül hacer”; İran ellerinde, “Süvari seng”; Kürt ellerinde de “Siyari ge-vır” adını takmışlar.​

📍 Ağrı

Halife Abdülkerim Türbesi

Ağrı – Hamur – Kaçmaz köyü İlçeye 28 km. mesafede bulunan ve eski ismi Geluta[n] olan Kaçmaz köyünde medfun Halife Abdülkerim Hazretleri molla ve müderris ünvanlarıyla Pir Muhammed Küfrevi Hazretlerinin halifelerindendir Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Hamur, Ağrı

Molla Halit

Ağrı – Eleşkirt – Sinek köyü ( yaylası ) Pir Muhammed Küfrevi Hazretlerinin halifelerinden Molla Halit’in kabri Sinek köyünde bulunmaktadır. ( Günümüzde bu isimle anılan köy olmamakla beraber muhtemelen Sinek Yaylası olarak bilinen bölgedeki yerleşim yerlerinden biri olmalıdır) Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Eleşkirt, Ağrı

Seyyid Şeyh İbrahim Abri (k.s.)

Ağrı – Eleşkirt – Oklavalı köyünde Şeyh Abri’nin ilçeye 14 km. mesafede bulunan ve eski ismi Karshan bilahare Garishan olan Oklavalı köyünde türbesi vardır. Şeyh Abri’nin tam adı Es-Seyyid Eş-Şeyh İbrahim olup, Muş ilinin Bulanık ilçesi Abri (Esenlik) köyünde bulunan Abri Ocağına mensuptur. Seyyiddir. Nakşibendidir. Babası Es-Seyyid Eş-Şeyh Tahir el Abri’dir. Kendisi Norşinli Şeyh Muhammed Diayüddin Hazretlerinin halifesidir. Anlatılır ki, Şeyh Abri Oklavalı köyü yakınında etrafındakiler ile birlikte tipiye yakalanır. Yanındakiler vefat eder. Şeyh Abri köylüler tarafından kurtarılmasına rağmen bir kaç gün sonra kendisi de vefat eder. Muş’tan gelen akrabaları cenazeyi almak ister, ama Oklavalı köylüleri böyle mübarek bir zatı vermek istemezler ve köyde defnedilir. Türbe değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir. Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Eleşkirt, Ağrı

Şeyh Mustafa Tanrıverdi (k.s.)

Ağrı – doğubeyazıt – seslice köyünde babası halife yusuf’un yanında 1923 yılında Cizre’nin Hedil köyünde dünyaya gelen Şeyh Mustafa, Halife Yusuf’un en büyük oğludur. Ahmed-i Hani geleneğinde gelen ilim ve irfan önderi Hanife Yusuf’un yanında yetişerek onun izlediği aydınlık ve Hani gelenekli ilim ekolunda yoğrularak toplumun sevilen sayılan önder bir kişiliği vardı. Halk onu bawo veya galxo olarak tanırdı. Şeyh Mustafa babası Halife Yusuf’un yanında Arapça ve Farsça ilmini de çok iyi bir şekilde öğrendi. Şeyh Mustafa 05.08.1946 yılında T.C. Diyanet İşleri Reislerinden dönemin müftüsü Sadullah Yıldız’dan imamlık vesikası almış ve Doğubayazıt’ın çeşitli köylerinde hizmet vermiştir. Hizmet verdiği yıllarda köylerin camilerinin yapılmasında öncülük yapmıştır. Babası Halife Yusuf’un vefat’ından sonra 1966 yılın da Nakşi şeyhlerinden Şeyh Muhammed Nuri Ed-derşevi’nin Halifesi olan Şeyh Muhammed Sait Seyda El Cezireden Nakşi tarikatının icazetini almıştır. Uzun bir süre Doğubayazıt’ta müftü olarak görev yapmıştır. 1950 yıllarında üstat Bediüzzaman Sadi Nursi hz. Ziyaret etmiş dua temennisinde bulunmuştur. Babası Halife Yusuf’a ait olan İrşadu’l-İbad (büyük Şafii il mihali), Tuhvetu’z-Zakirin (Hz. Muhammed’e ait muhtelif Hadisler), Tuhvetu’l-Ihvan, Tuhvetu’l-Amilin (Fıkıh ilmi, Şafii mezhebi), Feraiz (İslam miras hukuku), Tecvid, Manzum ve takriz. (Dini tasavvufi şiirler) adlı eserlerini türkçe, arapça ve farsçaya geliştirilmiş şekilde tercüme etti. Şeyh Mustafa 20.10.2004’te saat:12.20’de Allah’u Teâlâ’nın rahmetine kavuşmuştur. Evli 3 oğlu ve 7 kız babasıdır. Toplumumuzun ender yetiştirdiği, çağımızın büyük manevi değeri olan büyük âlim Galxo Şeyh Mustafa toplumun aydınlanmasında yıllarca büyük çalışmaları olmuştur. Tıpkı babası Halife Yusuf Topçu gibi, Ahhmedê Xanî geleneğinin takipçisi olmuştur. Şeyh galxo Mustafa Tanrıverdi toplumun önderi ve denge unsuruydu. Onun önderliğinde doğruyu bulup ortaya çıkarmaktı. Hak ve hukuk üzerinde çok titizdi. Toplum içerisinde ki huzursuzlukları çözmede tavır ve davranışları tam bir ilim adamında yakışır tarzdaydı. İslamiyet kurallarını sapmadan mehdileştirmeden topluma anlatımında tam bir uzmandı. İslam ilmini çağın Greklerine göre açıkladı. Tıpkı Ehmedê Xanî geleneğini sürdüren babası Halife Yusuf Topçu’nun tam takipçisiydi diyebiliriz. Hastalara ve çaresizlere şu öğüdü verirdi; “gidin Allah’ın şifası üzerinizde olsun, çare Allah’tandır. Allah’In duası üzerinizde olsun.” Kendisine ziyerete gelenlere mutlaka ufak tefek hediyeler verirdi. Bundan da sonsuz haz duyardı. İnsancıl ve duygusal neşeli ve esprili yapısının yanı sıra toplumsal içerikli sosyal çalışmalara hez zaman destek olurdu. Bu günkü 2 nolu sağlık ocağının yerini kendisi çok az bir cüzi karşılığında hibe etmiştir. Böylesine alçak gönüllü büyük insan toplumumuza gelmemiştir ve gelmeyecektir. Galxo şex Mustafa’nın ardından kurulan külliyesinde hayır illerine devam edilmiştir. Her yıl kurulan aşevi çadırında yoksullara yardım yapılmış ayrıca kurban yardımlarının yanı sıra giysi yardımı da yapılmaktadır. Ve bu yardımlar devam edecektir. . Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Doğubeyazıt, Ağrı

Halife Yusuf Efendi

Ağrı – doğubeyazıd – seslitaş köyü İlçeye 25 km. mesafede bulunan ve etrafı moloz taş bir surla çevrilen Seslitaş köyü mezarlığının kuzey kısmı eski, güney kısmı daha çok sonraki dönemlerde kullanılmıştır . İçerisinde küçük bir camisi ve bölgenin manevi şahsiyetlerinden birisi olan ve sonradan mezarının üzerine Ahlat taşından kare planlı piramidal külahlı bir türbenin yapıldığı Halife Yusuf’un (1885-1965) mezarı da bulunmaktadır. Mezarlığın içerisinde sanat ve kültür değerleri bakımından şahideli, açık sandukalı birkaç mezar dikkat çekmektedir. Halife Yusuf’un Üçmurat köyünde doğduğu söylenmektedir. Burası değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir. Halife Yusuf, İshakpaşa Sarayı Topçusu Şerif Ağanın oğludur. Halife Yusuf, Şeyh Mehmet Celali’den ders, Cizre ilçesinde Nakşibendi tarikatının meşhur şeyhlerinden Şeyh Muhammed Nuri Edderşevi’den (1868-1924) Nakşibendi tarikatının halifelik icazetini alır . I. Dünya Harbi sırasında Siirt iline göç eder. Burada Molla Hamid Efendinin yanında bir müddet Feraiz ilimleri okur. Sonra Cizre ilçesi Nakşibendi Tarikatının meşhur şeyhlerinden olan Şeyh Muhammed Nuri Edderşevi’den 1925’de halifelik icazetini alır. 1935 yılında Şeyh İbrahim Hakkı El-Basreti’den Nakşibendi tarikatının ikinci icazetini alır. Bilahare Bağdat’a giderek Abdulkadir Geylani Hazretlerinin türbesini ziyaret etmiş ve Kadiri tarikatının o dönemdeki şeyhi olan Seyyid Şeyh Ahmet Şerefettin el-Kadiri’den de Kadiri tarikatının icazetini alır. Şafii Mezhebinin Fıkıhında Tuhfetül-Amilin (Fıkıh ilmi Şafii mezhebi), İrşadü’l-ibad, Feraiz (İslam miras hukuku), Hadisle ilgili olarak Tühvetül zakirin, Hutbe, Takriz (dini ve tasavvufu şiirler) ve Tecvid ve Tuhfetul sibyan (çocuklara armağan) gibi eserler vermiştir. Halife Yusuf Topçunun İrşadu’l Mü’minin eserini Hira yayınevi 1998 yılında 3. kez iki cilt halinde yayınlar. Arap alfabesiyle yazılı Kürtçenin yanında eserin Türkçesi de Latin alfabesiyle verilir. Halife Yusuf Efendi 40 yıl boyunca gündüzlerini Siyamuddehir denilen nafile orucu tutmakla geçirmiş ve gecelerini kıyamla ihya etmiştir. Halife Yusuf Efendinin iki oğlu Şeyh Mustafa ve Şeyh M. Nuri (Ağrı-Doğubeyazıt) de Şeyh Seyda Hazretlerinin (Muhammed Said el Cezeri) halifesidirler Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Doğubeyazıt, Ağrı

Seyyid Mehmet Emin Efendi

Ağrı – doğubeyazıd da ahmed hani camii yanındaki aile kabristanında Yukarı Doğubayazıt’ta aile kabristanlığında türbesi bulunan Seyyid Mehmet Emin Efendi’nin (1854-1914) babası Abdülaziz Efendidir. Anlatılır ki, zamanının büyük kısmını evinde geçirirmiş. Niye çıkmadığını soranlara, “Herkes patates soğandan bahsediyor. Allah-u Teala’dan bahseden yok”, dermiş. Seyyid Abdülhakim Doğubayazıt’a her geldiğinde kendisini ziyaret edermiş. Geceleri parmakları arasından sızan ışıkla kitaplarını okur, bu kerametini görenler ise “bu ışıkta satırları sayardık”, derler. Hiç uyumazmış. Oğlu Abdülhakim Efendi, “Ben babamı hiç yatakta görmedim.”, diye anlatır. Seyyid Muhammed Berzenci müftü olarak Doğubayezid’e gitmişti. Şehrin eşrafı ona hoş geldine gittiler. Müftü efendi, “Bu şehirde alim ve ariflerden kimler vardır?”, diye sorunca, Seyyid Mehmed Emin Efendiden bahsederler. Müftü Efendi onun hususi hallerini bilmediği için bir müddet hoşgeldine gelmesi için bekler. Sonunda o gelmeyince, Müftü Efendi kendisi ziyarete gider. Evine varınca, ikinci kata çıkarıp, “Efendi içerdedir. Siz içeri buyurun.” derler. Müftü Efendi içeri girip selam verir. Kendini tanıtır. Sonra da hoş geldine gelmediği için sitem eder. Bu sitem karşısında, Mehmed Emin Efendi çok müteessir olup oturmasını rica eder. Fakat o anda Müftü Efendi büyük bir dehşet ve korku içinde titremeye başlar. Mehmed Emin Efendinin hanımı Seyyide Medine Hanım, kerametiyle bu halin farkına varıp alt kattan, “Şeyh Efendi misafiriniz korkuyor, onu teskin ediniz.” diye seslenir. O sırada Mehmed Emin Hazretlerinin oturduğu sedirin altında, bir arslanın saldırmaya hazır vaziyette işaret beklediği görülür. Mehmed Emin Efendi kalkıp eliyle sedirin altına işaret eder. Arslan kaybolur. Misafiri elinden tutup iltifat göstererek teskin eder. Aynı sedirin üzerine oturtur. Kerametlerini çok gizlediği halde, bu kerameti iradeleri dışında vuku bulmuştur. Müftü Seyyid Muhammed Berzenci başından geçen bu hadiseyi Efendi Hazretlerinin oğluna aynen anlattıktan sonra, “Senin baban evliya idi. Annen de ondan aşağı değildi. Bunu benden işitmiş ol.”, der. Mehmed Emin Efendinin kitapları, malları ve hayvanları Rus işgali sırasında Ermeniler tarafından talan edilmiştir. Seyyide Vesile ve Hatice adında iki kızı ve Seyyid Abdülkadir, Muhammed Musa, Abdülaziz (Baba Efendi), Abdülaziz, Abdurrahim, Abdullah (I) ve Abdullah (II) isimlerinde oğulları vardı. Türbesinin üzeri açık olup basit ve özensiz bir türbedir. Türbede devşirme malzemeler bulunmaktadır. Burası değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir. . Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Doğubeyazıt, Ağrı

Şeyh Muhammed Celali Efendi

Siirt – Şirvan’da Muhammed Celali, Said-i Nursi’nin doğuda ders okuduğu üç hocadan biridir. Aslen Arvaslıydı. Uzun müddet Celâlî kabilesi arasında kaldığı için kendisine “Celâlî” denilmekteydi. l85l yılında dünyaya gelmişti. On biri erkek, dokuzu kız olmak üzere yirmi evlâdı vardı. Birinci Cihan Harbinin başlarında, yani l9l4’te Siirt’in Şirvan kazasındayken vefat etmişti. Mehmed Celali Hazretlerinin oğlu Nizameddin Arvasî, Üstad Bediüzzaman ve babası Şeyh Muhammed Celâlî ile alâkalı olarak şu bilgileri aktarır. “Bediüzzaman doğuda birçok medrese ve ulemânın yanına gidip, kendi ilim ve zekâ seviyesine uygun ders verecek âlim bulamayınca, l887’lerde on dört yaşındayken babamın medresesine gelmiş. Babama meşhur ve maruf Hacı Seyyid Muhammed Celâlî derler. Üstad babamın medresesinde üç ay tahsil görmüş. Sonraki üç ayda ise ders almayıp, babamla ilmî münazaralarda bulunmuş. Babamın doksan civarında talebesi varmış. Talebelerin en küçüğü Bediüzzaman’mış. Ama o zaman kendisine Molla Said denmekteymiş. Talebelerin en küçüğü olmasına rağmen, bütün talebeler tarafından çok hürmet görürmüş. Diğer talebelerin hepsine müderris ve müftü Sadullah Efendi tarafından dersler verilirken, tek başına yalnız Bediüzzaman babamdan ders alırmış. Ders esnasında kimseyi de yanlarına almazlarmış. Bediüzzaman babama, ‘Bu kitaplar okuyup öğrenmekle baş olmaz, bu ilmin hazinesinin anahtarı sizdedir,’ diyerek her ilimden sadece birer ders almış. İlimde ve zekâda bütün talebelerin fevkinde imiş. Gündüzleri babamdan ders alırken, Perşembe geceleri de Ahmed Hanî’nin türbesine gidermiş. Şüphelenen babam, küçük Said’in arkasına Halife Yusuf ve Molla Şerif’i takipçi koymuş, Türbeye varan takipçiler, küçük Said’i göremezler, fakat içeriden; ‘Belî Seydâ, belî Seydâ (evet hocam, tamam hocam)’ diye sesler duymuşlar. Durumu gelip babama bildirmişler. Babam talebelerine, “Bundan sonra Said’e kesinlikle kimse karışmayacak”, diye emir vererek, yaşça büyük olan Molla Şerif’i de Bediüzzaman’ın hizmetine vermiş. Molla Şerif’in anlattığına göre, ders esnasında bazan babam, bazan da Bediüzzaman sinirlenirmiş. Bediüzzaman sinirlendiği zaman dışarı çıkarak medreseden uzaklaşırmış. Talebeler Bediüzzaman’ın medreseyi terk ettiğini söyleyince, babam, “Bırakın Said’i, bırakın Said’i, ona sizler karışmayın, o biraz sonra yine gelir”, diyerek cevap verirmiş. Gerçekten de Üstad sinirleri yatışınca tekrar medreseye dönermiş. “Üç aylık bu tahsilden sonra babam, Küçük Said’e “Artık sen ilmi tekemmül eyledin. Bizim sana verecek birşeyimiz kalmadı”, diyerek icazetini vermiş. Üstad babamın elini öperek medreseden ayrılmış. Daha sonraları, Birinci Cihan Harbine kadar, her yıl evimize gelerek, babamı ziyaret edermiş. Bazı yıllar, Van’da açtığı medresedeki talebelerini de yanına alır, öyle gelirmiş, Babam Bediüzzaman’a, ‘Yetiştirdiğim talebelerin hepsinin de üstadı sensin’ dermiş. Üstad bir defasında babama hediye olarak bir çift yün çorap getirmiş. Babam sadece talebelerden Halife Yusuf’la Üstad Bediüzzaman’ın bize gelmelerine müsaade edermiş Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Şirvan, Siirt

Seyyid Abdülaziz Arvasi

Ağrı – doğubeyazıd da ahmed hani türbesi yanındaki aile kabristanında Seyyid İbrahim’in Abdülaziz (öl.1888) adlı oğlundan nesli devam etmiş, torunu Muhammed Sıddık 1940’lı yıllarda Doğu Bayezid’de müftülük yapmıştır. Seyyid Abdülaziz’in büyük oğlu Seyyid Emin’dir. 1854’te Yukarı Doğu Bayezid’de tevellüt, 1914’ te yine orada vefat etmiştir. Yedi oğlu, iki kızı vardı. Oğullarından Abdülhakim Arvasi, meşhur yazar fikir adamı ve pedagog Seyyid Ahmed Arvasi’nin babasıdır. Seyyid Ahmed Arvasi 1932’ de Yukarı Doğu Bayezid’de tevellüt etmiş, 1988 yılında İstanbul’da vefat etmiştir. Gazi Eğitim Fakültesi Pedagoji Bölümü’nden mezun olmuş, çeşitli enstitü ve okullarda hizmet vermiştir. Günlük gazetelerde yayımlanmış makalelerin yanında, Eğitim Sosyolojisi, Kendini Arayan İnsan, İnsan ve İnsan Ötesi, Türk İslam Ülküsü, Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz ve İlm-i Hal adlı kitapları yayımlanmıştır. Seyyid Abdülaziz Hazretlerinin ilk hanımından çocuğu olmamıştır. İkinci hanımından Beş oğlu ve bir kızı olmak üzere altı çocuğu olur. Oğullarından Seyyid İbrahim ve Seyyid Yusuf bekar olarak vefat etmişlerdir. Diğer oğlu Seyyid Mahmud, Doğubayezid’in eşrafından olup, insanlara ihsanları ve iyiliği ile meşhurdur. Diğer bir oğlu olan Seyyid Ömer de babalarının yolundaydı. Bir oğlu da Seyyid Muhammed Emin olup emsalsiz bir zattı. Seyyid Abdülaziz’in kızı Seyide Hadice, Bayezid Medresesi’nde yetişen ve orada müderrislik yapan Şeyh Muhammed Celali (1851-1914) ile evlenmiştir. Seyyid Abdülaziz Efendi’nin türbesi Yukarı Doğubayazıt’ta aile kabristanlığındadır. Oğlu Seyyid Ömer ve kızı Hadice Hanımla aynı türbededir. Seyyid Abdülaziz Hazretleri kerametleri açık bir veli idi. Anlatılır ki, hayvanlara hürmet ederdi. Hayvanlarla konuşur, hayvanlar da ona karşılık verirdi. Hayvanları, hatta yılanları yedirir içirirdi. Hatta yabani hayvanlar bile belli günlerde beslenmek için kapısına gelir, onun emrine uyarlardı. Onun bu adeti ailede Birinci Dünya Savaşına kadar devam eder. Beslediği hamile bir inek aç kalır ve komşusunun biriktirdiği otları yemeğe başlar. Durumu gören komşu, ineği alıp Seyyid Abdülaziz’in kapısına dayanır ve, “niye hayvanınızı beslemiyorsunuz”, diye hesap sorar. Gürültüyü duyan Seyyid dışarı çıkar ve olayı dinler. Döner ve ineğe sorar. “Bu söylenenler doğru mu?”. İnek dile gelir. “Evet çobanlar bana yem vermiyorlar. Biliyorsunuz yüklüyüm, mecbur kaldım.”, der. Seyyid, çoban ve hizmetçilere şöyle bir bakıp içeri girer. Bu kerameti gören komşu yaptığına pişman olur, özür dileyerek oradan ayrılır. Seyyid Abdülaziz Hazretleri, bir defasında gelininden çamaşır ister. Gelini her nedense vermek istemez. Bu davranışı üzerine gelinine, “Kasım’ın torunu, sandığına ateş düştü. Çabuk koş hiç olmazsa içindeki tabancayı kurtar yazık olmasın.” der. Gelini koşup odasına gider. Sandığının alevler içinde olduğunu, kayın babasına vermekten sakındığı çamaşırların tamamen yandığını görür. Seyyid Abdülaziz Hazretlerinin Türbesinin üzeri açıktır. Basit, kesme taştan yapılmış bir türbedir. Değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir. Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Doğubeyazıt, Ağrı

Seyyid İbrahim Arvasi

Ağrı – Doğubeyazıd da Ahmed Hani mescidi yanındaki arvasi kabristanında Seyyid Abdurrahim’in vefatından sonra, kendi medresesinde ilim tahsil etmiş ve kendi terbiyesinde yetişmiş olan oğlu Seyyid İbrahim, İshak Paşa’nın yanında babasının yerini alır, baş danışmanı olur, vefat edinceye kadar esas vazifesi olan tedris, talim ve irşadla meşgul olur. Osmanlı Devleti adına zaman zaman elçi olarak İran’a gönderilir. Seyyid Fehim Arvasi Hazretlerinin anne tarafından dedesi olan İbrahim Arvasi, 1832 yılında vefat etmiş olup kabri Doğu Bayezid’deki aile kabristanındadır.. Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Doğubeyazıt, Ağrı

Seyyid Abdurrahim (Arvasi)

Ağrı – Doğu Beyazıd’da Arvasi Kabristanında Ahmed- Hani mescidi yanında Arvasilerin Doğubayezid kolu Seyyid Abdurrahim ile başlar. Seyyid Abdurrahim, Seyyid Abdullah’ın büyük oğludur. Arvas’da babasının medresesinde ve sohbetinde yetişir. İlim ve hal bakımından akranını geçip meşhur olur. Civar şehirlere yayılan şöhretini duyan İshak Paşa, Seyyid Abdurrahim’i tedris ve irşad için Bayezid Sancağı’na ister. Babasının izni ile Bayezid’e gider ve derhal medresesini kurar. Bir yandan tedris, bir yandan irşadla meşgul olur. Daha önce, meşhur ediplerden şair Ahmed-i Hani de İshak Paşa’nın davetiyle Bayezid’e gelmiştir. Böylece Seyyid Abdurrahim, İshak Paşa’nın muallim ve mürşidi, Ahmed-i Hani de Paşanın şair ve katipliği görevini yürütmüşlerdi. Seyyid Abdurrahim 1786 yılında vefat edip, kabri Yukarı (Eski) Doğu Bayezid’de, Arvasi kabristanında Ahmed-i Hani Mescidi’nin yanındadır. Kabir türbe girişinin sağında yer alır. Türbe özellikle sırt ağrıları için ziyaret edilmektedir. Sırt ağrılarından şikayet edenlerin türbeye gelip sırtlarını mezar taşına sürterek şifa bulacaklarına inanılmaktadır. Anlatılır ki, Arvasi Hazretleri bir sohbet meclisinde Mevlana’nın Mesnevi’sinden beyitler okumaktadır. Sohbette bulunan ve İran’dan gelen mollalar Mesnevi’yi küçüksemek için bildikleri halde, “Ne okuyorsun?”, diye Arvasi’ye sorarlar. Arvasi “Mesnevi okuyorum” der. Bunun üzerine mollalar, “Meşnevi okumaya değmez” derler. Bunun üzerine sinirlenen Arvasi Mesnevi’den rastgele bir bölüm açar ve “oku” der mollaya. İranlı molla şu beyti okur: Mesnevi ra meşnevi mehan Ey sek-i gürgin bed kerdei Bu beytin anlamı şöyledir: Mesneviyi meşnevi okuma, ey uyuz köpek kötü bir iş yaptın… Mollalar utanmışlardır. Arvasi’nin kerametine inanırlar. Sonra defalarca okumalarına rağmen Mesnevi’de böyle bir beyite rast gelemezler Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Doğubeyazıt, Ağrı

Ziyaret Türbesi – Ağrı

İl merkezine 12 km. mesafede bulunan Ziyaret köyündeki türbede yatan zatın kim olduğu konusunda herhangi bir bilgi yoktur. Türbe kare planlıdır. Üzerinde bir alem bulunmaktadır. Burası değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir. Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Ağrı

Uzun Veli türbesi

İl merkezine 26 km. mesafede bulunan Uzunveli köyünde köye ismini veren Uzun Veli’nin türbesi vardır. Uzun Veli’nin kim olduğu konusunda herhangi bir bilgi yoktur. Türbe tarihi mezarlığın içindedir. Burası değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir. Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Ağrı

Eyüp Paşa Türbesi

Ağrı il Merkezine 18 km mesafedeki Yukarıküpkıran köyünde İl merkezine 18 km. mesafede bulunan Yukarıküpkıran köyünde Eyüp Paşa’nın (1843-1923) türbesi vardır. Rus ordusunda bir general olan Cafer Bey (1806-1877)’in oğlu Eyüp Sabri Paşa, Osmanlı-Rus Savaşında mensup olduğu Zilan Aşiretini Rusya’dan alıp Osmanlı hizmetine bağlayan kişidir . Eyüp Paşa, dış işleri bakanlığına gönderdiği Farsça 1876 tarihli arîzasında, kısaca Revan bölgesinde sahip olduğu emlak, akar ve Rusların verdiği rütbe ve maaşı terk ederek Osmanlı’ya iltica ve dehalet ettiğini ifade etmiştir. Paşa, Osmanlı idaresinde, din ve devlet uğruna cansiperane edeceği hizmetlerinde yalnız olmadığını, kendisiyle birlikte gelen aşireti halkından 600 kadar kişinin de Devlet-i Aliye’ye hizmet etmek istediklerini belirtmiştir. Osmanlı İmparatorluğuna tabi olunca aşiretiyle birlikte hem Ruslara, hem de Ermenilere karşı mücadelede canla başla hizmet etmişlerdir. Eyüp Paşa, savaştan üç yıl sonra, Erzurum Valisi İsmail Paşa’nın teklifiyle, savaşta gösterdiği hüsn-i hizmet ve kahramanlıkların mükâfatı olarak Üçüncü rütbe-i Osmanî nişanı ile ödüllendirilir. Eyüp Paşa Gülicehar Ağa’nın üç oğlundan biridir. Kardeşleri Mahmut ve Eleşref Beylerdir. Hun kitabında Eyüp Paşa ile ilgili şu bilgilere yer verir. “Eyüp Paşa Rus ordusunda askeri general, Eleşref Bey de sivil general rütbesiyle görev yapıyorlarmış. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sırasında bu kardeşlerin kaderini etkileyecek hazin bir olay vuku bulmuş. O zamanlar Rus ordusunda çavuş olan Mıhê Kazak dedemiz bu olayı şöyle anlatmış: “Rus ordusu olarak Kars’a hücuma hazırlanıyorduk. Osmanlı ordusundaki üst rütbeli bir subay para karşılığında gizli bilgileri Ruslara satmış, “Bu gece mevzileri değiştirmeyeceğim ani saldırıya geçin!” diye de nasihat etmişti. Eyüp Paşa bu ihaneti içine sindirememiş, Müslüman ordunun kalleş şekilde yok edilmesine karşı bir şeyler yapmaya karar vermişti. Beni yanına çağırdı:“Mıhê, vakit kaybetmeden, gizliden Osmanlı hattına ulaş, komutana bu kağıdı ilet. Bu gece yapılacak saldırı için tedbirli olsunlar” şeklindeki bir mesajı götürmemi istedi. Osmanlı paşasının huzuruna çıkıp, aralarından bir subayın Ruslara bilgi sızdırdığını anlattım. O gece Rus ordusu hücuma geçtiğinde, Eyüp Paşa komutasındaki Kürt milisleri güya Osmanlıya karşı savaşıyormuş gibi yapmışlar, silahlarını gökyüzüne doğru boşa ateşlemişler. Önde giden Rus ordusu kendisini bekleyen pusudan habersiz saldırıya geçince tamamı telef olmuştu. Şüpheleri üzerine çeken Eyüp Paşa Osmanlı’ya sığınarak kendisini kurtarmış; Osmanlı Devleti de Eyüp Paşa’ya Küpkıran köyünü vererek onurlandırmıştı.” Bu köyde Eyüp Paşa’nın ismini taşıyan medresenin yıllarca hizmet vermiş olduğu nakledilir. Türbenin üzeri açıktır. Burası değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir. . Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Ağrı - devlet büyükleri, Ağrı

Dede Maksut Türbesi

Ağrı – Merkez – Dede Maksut köyünde İl merkezine 21 km. mesafede bulunan Dedemaksut köyünde türbesi vardır. Dede Maksut’un kim olduğu konusunda herhangi bir bilgi yoktur. Türbe köyün girişinde ağaçların arasında mimari özelliği olmayan bir türbedir. Türbe çevresi bir piknik yeri gibi kullanılmaktadır. Buraya civar köylerden ziyaretçiler gelir. Değişik dilekler için ziyaret edilmekte, Yasin okunmakta ve kurban adağında bulunulmaktadır. Türbe duvarına farklı dilekler için yazılar yazılmakta, resimler çizilmektedir. Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Ağrı

Molla İsmail – Molla Abdülmecid – Terzi Tahir Efendi

Ağrı – merkez’de İl merkezinde Pir Muhammed Küfrevi Hazretlerinin halifelerinden Molla İsmail, Molla Abdülmecid, ve terzi Tahir Efendinin kabirleri bulunmaktadır. Vahyeddin Küfrevi sohbetlerinde Tahir Efendi ile ilgili şunları nakleder. “Ağrılı bir tanıdığım, merhumla alakalı şöyle bir hatırasını anlatmıştı.. Dedi ki, “gel benimle, beraber Küfrevi vekillerinden terzi Tahir’i bulalım. Kendisine Küfrevi hazretlerinden getirdiğim emri tebliğ edeceğim.” Ben de fazla bir şey bilmiyorum. Beraber yürüdük. Terzi Tahir’in dükkânına geldik. Pazar olduğu halde gelmiş, dükkânını açmış, sobayı yakmış, sanki birilerini bekliyordu. İçeri girdik. Selam verdik. Selamımızı aldı, bize çay ısmarladı, içtik. . Tahir Bey, Molla Hüseyin’e döndü; “Buyrun” dedi. Hüseyin Hoca; “Ben Pir Küfrevi’nin emir ve nasihatlerini sana tebliğe geldim. Bu gece Küfrevi hazretleri üç sefer rüyama geldi. Bana diyordu; “Molla Hüseyin! Kalk git, Tahir’e söyle, o fasık, o münafık, o cahil adamı gönderdiği yerden alsın. O münafık tarikat-ı Küfrevi’yi ayaklar altına almış, çok kimseleri hakiki yoldan çıkarmış ve gayr-i meşru şeyler yapıyor. Bir an evvel adamlarını göndersin. O münafığı eski yerine getirsin. Eğer emre itaatsizlik yaparsa, büyük bir bela ve musibete duçar olacak.” Emri budur, tebliğ ettim ve dönüyorum”, dedi. Bu sözler karşısında donduk, kaldık. Çünkü hiçbir şey bilmiyorduk. Kimdir, nereye gitmiş, ne yapmış, Tahir bize bir şey anlatmamıştı. Kendisinden sorduk. Meseleyi şöyle anlattı; Neşat adında bir ayakkabı boyacısı Tahir’in yanına gidiyormuş. Kendine göre bazı tahminlerde bulunuyor ve bazı tahminleri de tutuyormuş. Tahir Efendi de bu adamı kendine vekil tayin etmiş. Adam köylere gidip, Tahir’in ismiyle Küfrevi tarikatını anlatıyormuş. Bir gün bu adam Aladağ köylerinden Geluta [Kaçmaz] köyüne gidiyor. O zaman elma portakal çok az olmakla beraber, kışın şarkta pek ender bulunan meyvelerdi. Geluta köyüne gitmeden evvel, nerden bulmuşsa iki kilo elmayı köyün bir tarafında ot yığınları içinde saklıyor… Köye gidiyor. Köy hocasına misafir oluyor. “Ben Şeyh Muhammed Küfrevi’nin vekiliyim. Tarikat vermeye geldim” diyor. Hocaefendinin babası da Muhammed Küfrevi’nin hakiki bir halifesi imiş. Kendisi de Küfrevilere çok bağlıydı. Buna binaen Neşat’a çok izzet ikram ediyor. Neşat efendi namaz içinde bazı hareketler yapıyor. Hoca bunun cezbeden geldiğini söylüyor. Adam o gece orada kalıyor. Sabah kalkıyor. Hocaya, “haydi seninle beraber köyün etrafında biraz gezelim”, diyor. Köyün bir tarafında yığılmış otlara doğru gidiyorlar. Neşat, o ot yığınlarının etrafında dönüyor, bazı yerlere bakıyor. Kendi kendine “mutlaka doğrudur, bulmam lazım”, diyor. Bir iki ot yığını köşesine bakıyor ve elmaları buluyor. Hocaya diyor ki, “Bu gece melekler bana geldiler. Burada elmalar olduğunu söylediler. “Bu elmaları al, Hocaefendiye teslim et. Onun hakkıdır. Halis ve muhlis cennet ehli olacak. Zaten bunlar da cennet elmalarıdır. Kim yerse 100 seneden aşağı yaşamaz. Çocuğu olmayan hanımlara verilirse, çocuğu olur.” Buna benzer çok şeyler söylüyor. Hocayı inandırıyor. Hoca ona kul köle oluyor. Böylece bu sahtekar bir ay Geluta’da kalıyor. Geceleri kadın erkek beraber zikre oturuyor. Kadın erkek birbirlerinin elinde güya cezbede imiş gibi oynuyorlar ve nice rezaletler yapıyor. Herkesi kullanıyor. İstediği gayr-i meşru şeyleri meşruymuş gibi yapıyor. Terzi Tahir, Küfrevi hazretlerinin emrini alınca Geluta’ya gidiyor. Tam bir rezalet ve zillet içinde Şeyh Neşet’i (!) görüyor. Evvela Hocaefendi’yi, sonra köylüleri ikaz ediyor ve o sapık adamın kulağından tutup Ağrı’ya getiriyor…” . Kaynaklar ; Ağrı Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Ağrı

Seyyid Cemal Sultan

Afyon – ihsaniye – döger beldesinde çakır mevkiinde Seyyid Cemal Sultan, Hacı Bektaş Veli düşüncesinin önemli halifelerindendir. Velayetname’de Seyyid Cemal Sultan ile ilgili şu bilgiler yer alır; Hacı Bektaş Hünkar Ahmet Yesevi’nin emriyle Rum ülkesine gelip Sulucakarahöyük’te yerleştikten sonra ünü her yana yayıldı. Her taraftan ziyaretine gelenler çoğaldı. Kimi gelir nasibini alır giderdi, kimi gelir kalır hizmet ederdi. Kimisini de Hünkar bir yere yollar, kendisine halifelik verirdi. Halife olan gittiği yerde mürid, muhib edinir, halkı uyarır idi. Hacı Bektaş Hünkar otuz altı bin çerağ uyarmış, otuz altı bin halife dikmişti. Bunların üç yüz altmışı gece gündüz Hünkarın huzurunda hizmette bulunurdu. Hünkar ahrete göçünce (Hakka yürüyünce) onların her biri Hünkarın gönderdiği yere gitti. Hünkar Seyyid Cemal Sultanı halifelerinin hepsinden fazla severdi, onu pek ağırlardı. Bu yüzden diğer Halifeler de onu büyük bilir sayardı. Zaten Hünkar da bunu buyurmuştu. Nice defalar eliyle sırtını sıvazlayarak ”Cemal’imdir, Cemal’imdir, Cemal’imdir”, demişti. Seyyid Cemal Sultan bütün Halifelerin üst yanına otururdu. Seyyid Cemal bir gün Hünkarın kapısında oturmaktadır. ‚Acaba Hünkar bize de bir yurt gösterir mi ki orda dem yom oynatalım, fikrine düşer. Bu durum Hünkara malüm olur. Cemalim der, ‚bizi varlık yurduna gönder, sonra bir merkep al yola düş. Merkebini nerde kurt yerse, orasını sana yurt verdik, oraya varır, orda demini yomunu oynatırsın. Senden bir oğlumuz gelecek, Akdeniz’e yol edecek.‛ Hünkar varlık yurduna göçünce, Habib Emirci’yi seccadeye geçirdiler. Seyyid Cemal Sultan erenlerin sözüne uyup bir merkep alır ve yola revan olur. Vara vara nihayetinde Altıntaş’a varır. Görür ki, otlu, sulu, çayırlık, çimenlik öylesine güzel bir yer ki, dille tarif etmenin imkanı yok. Burası pek hoşuna gider. Merkebini çayıra salar, kendisi de yatar uyur. Bir müddet sonra uyanınca görür ki, merkebini kurt yemiştir. O vakit Erenlerin sözünü hatırlar, ve oraya yerleşir. Seyyid Cemal’in bir çok kerametleri görülür. Ve gün gelir, evlenir bir oğlu olur. Adını Asildoğan koyar. Asildoğan bir aralık Rumeli yakasına geçer. Gelibolu boğazına varır, karşıya geçmek ister. Gemiciler, kayıkçılar ona yardımcı olmaz. Bunun üzerine denize doğru yürümeye başlar, yürüdüğü yerden su çekilir, kara olur. Kayıkçılar bunu görünce amana gelir, yalvarıp yakarırlar. Kayık getirip, zorla razı ederek kayığa bindirirler. Seyyid Cemal Sultan Altıntaş havalisinden Tökelcik’e (Tökelcik günümüzde Afyonkarahisar, İhsaniye ilçesine bağlı Döğer Beldesinin sınırları içersinde bulunan Çakırlar mevkiidir) yerleşir ve orada da Hakka yürür.Türbesi oradadır. Seyyid Cemal Sultanın Afyonkarahisar, Kütahya ve Eskişehir yöresinde asıl adının önüne geçmiş ismi Kemal Sultan’dır. Seyyid Cemal Sultan Anadolu Alevileri tarafından adıyla anılan Alevi-inanç-Dede ocağının kurucusu olarak kabul edilir (Derviş Cemal Ocağı). Bugün Afyonkarahisar, Kütahya ve Eskişehir illerindeki onlarca Alevi köyünde Seyyid Cemal Sultan Ocağına mensup gruplar yaşamaktadır. Bu yörelerde Seyyid Cemal Sultan Ocağı ocak aidiyeti bakımından en büyük ocaklardandır. Seyyid Cemal Sultan Ocağının talipleri arasında Kayı boyuna mensup Karakeçili yörükleri nüfus çoğunluğunu oluşturmaktadırlar. Seyyid Cemal Sultan Ocağı Afyonkarahisar, Kütahya ve Eskişehir yöreleri Aleviliğinin temel dinamiklerindendir. Ocak bünyesinde geleneksel Alevilik yapılanışına uygun olarak ‘Dede-Talip diyaloğu’ ve ‘Cem ayini’ uygulamaları bütün canlılığı ile sürdürülmektedir. Günümüzde Çakırlar Tekkesi diye de bilinen Seyyid Cemal Türbesi, çevredeki Alevi-Bektaşi topluluklarının sıklıkla ziyaret ettiği, adak adadığı, kurban kestiği kutsal bir mekan olma özelliğine sahiptir. Yapı avlu çevresindeki temellerden anlaşıldığına göre bir zaviye olmalıdır. Oğulbeyli Köyünün 3500 m. kuzeydoğusu, Fincanburnu Köyünün 1600 m. güneybatısında yer almaktadır. Döğer’in kuzey batısında yaklaşık 5 km. uzaklıkta bir tepe eteğinde, art arda iki kubbeli kesme taş kaplamalı dikdörtgen bir yapı olup, çevresi avlu duvarıyla çevrilidir. Dağ yönündeki kuzey duvarın üst kesimi moloz taşla yapılmış, üçgen biçiminde yükseltilmiştir. Daha uzun olan batı duvarının orta kesiminde ise iki ayrı yapının bitişme yeri belirgindir. Kubbeler sekizgen kasnak üzerine oturtulmuştur. Biri doğu yönde biri kuzey yönde olan iki ayrı kapı ile iki ayrı bölüme girilir. Doğu kapısı dikdörtgen açıklıkta demir kapılı olup üst kesiminde tuğladan yalancı sivri kemer vardır. Kemer gözü doludur. Kemer üzerinde ve güney duvarda birer küçük pencere açılmıştır. Ayrıca güney duvara içte bir niş konulmuştur. Batı orta duvardaki bir pencere ile de ikinci bölümle bağlantılıdır. Ġçerde doğu- batı doğrultusunda herhangi bir özelliği olmayan iki mezar vardır. Ahmet ve Mehmet adlarında iki kişiye ait olduğu söylenir. Kuzey yandaki ikinci kapı ise biraz aşağıda olup yandan basamakla inilerek içeri girilir. Bizans dönemine ait mermer devşirme taş kapı üstüne konulmuştur. Ġçerde doğu batı doğrultusunda bir merkad bulunmakta olup bunun Seyit Kemal Sultana ait olduğu kabul edilir. Kuzey yöndeki avluda yine doğu batı doğrultusunda yan yana ve arka arkaya 8 mezar daha vardır. Bunlardan duvar dibinde olanın, Seyit Kemal Sultanın yakınlarından gözcü Bal’a ait olduğu belirtilmektedir. Bu odaların zaviye olarak kullanıldığı anlatılır. Avlunun kuzey doğu köşesinde temel kalıntıları ve ayrıca Bizans mimari parçaları vardır. Tekke içinde ve dışında toplam 11 mezar bulunmaktadır. Kaynaklar ; Afyon Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 İhsaniye, Afyonkarahisar

Emirdağ Evliyaları

Emirdağı’nda on altı türbe ve mezar tespit edilmiştir. Yorgun Dede (merkez Adçal eteklerinde), Garip Dede (İncili Mahallesinde bir evin avlusunda yer alır), Emir Baba (Sultan) , Balçam Sultan , bunlardan bir kısmıdır. Belirttiğimiz şahsiyetlerden Emir Sultan, rivayete göre, Battal Gazi’nin silah arkadaşıdır. Davulga beldesinde hasta hayvanların tedavisinde himmet etmekte olduğuna inanılan Kara Ahmet ile Kötü Hasan ve Hacılar Tekkesi evliyaları bilinir. Gömü beldesinde Hurşit Dede ’nin türbesi bulunur. İlçeye on km. mesafede bulunan Balcam köyünde medfun bulunan Balcam Sultan ve kardeşi Hamza Fakı ’nın kabirleri, çevresindeki mukaddes kabul edilen ağaçlarla köy camii yakınında yer alır. Özellikle çocuğu olmayan veya sakatların ziyarete geldikleri türbede beyaz bir sancak da bulunuyor. Vaktiyle köyde Hamza Fakih adına bir zaviye bulunduğunu Karazeybek’in çalışmasından öğreniyoruz. Gündoğan kitabında, 1995’teki ziyaretinde türbe yolu üzerinde Bediüzzaman’ın Emirdağ talebelerinden ikisine ait kabirlerden de söz eder. Besmeleyle açılan kapıdan içeri girdikten sonra üzerinde bir hilal ve yıldızın bulunduğu sancağın altından geçildiğini anlatır. Afyonkarahisar’dan gelen halkın ziyaretlerinin 1980’lere doğru kesilmesiyle birlikte köy halkının senede bir gün burada bir araya geldiğini ilave eder. bulunduğunu Karazeybek’in çalışmasından öğreniyoruz. Gündoğan kitabında, 1995’teki ziyaretinde türbe yolu üzerinde Bediüzzaman’ın Emirdağ talebelerinden ikisine ait kabirlerden de söz eder. Besmeleyle açılan kapıdan içeri girdikten sonra üzerinde bir hilal ve yıldızın bulunduğu sancağın altından geçildiğini anlatır. Afyonkarahisar’dan gelen halkın ziyaretlerinin 1980’lere doğru kesilmesiyle birlikte köy halkının senede bir gün burada bir araya geldiğini ilave eder. Başkonak köyünde yaşamış ve hiç evlenmemiş olan Keziban Bacı ’nın, hayatta iken bazı kerametler göstermiş olduğu anlatılır. Bu türbeyi daha ziyade çocuğu olmayanlar ve çocuğu yaşamayanlar ziyaret ederler. Çocuk erkek olunca ismini Tufan, kız olunca Keziban koyarlar. Bu uygulamanın derinliklerinde türbedeki zatın koruyucu gücünün bulunduğu inancı bulunduğu ileri sürülür. Bir çok ulu zata henüz dünyaya gelmemiş olan çocuklar satılır (adanı) ve böyle çocuklara kız olunca Satı, erkek olunca da Satılmış ismini koyarlar. Köyde ayrıca Hacı Mustafa Mahallesinin batısında Sakartepe üzerinde ulu bir ağacın altında Sakar Dede adıyla anılan zat medfun bulunmaktadır. Arızlı Mahallesinde Yüksel Dede , Tufan Dede isimleriyle anılan evliya kabirleri bulunur. Hodul Dede ve Üç Derviş kabirleri Güveççi ile Bademli beldesi arasında yer almaktadır. Suvermez köyünde Hasan Efendi isimli zatın türbesi vardır. Tez Köyü Emirdağ ilçesine 7 km uzaklıkta 3 mahalle ve merkez köyden oluşan Emirdağ’ın en eski köylerindendir. ismini köyde anlatılan bir efsaneye göre Güzle istikametinden gelen Türk ordularının komutanının, sarp yamaç üzerinde bulunan Alınca Mevkiine doğru ilerlerken “Burayı alınca burdan sonrası tez gelir”, sözünden almış olduğu anlatılır. İlçe merkezine on km. mesafede yer alan köyün ekonomisinin tarım ve hayvancılığa dayandığı görülür. Mübarek zatlar bakımından zengin olan köyde Ahi Yakup Dede ’nin Horasan Erenlerinden olduğu kabul edilir. Türbesinde yeşil ışık yandığı ve Allah zikrinin duyulduğu anlatılır. Alınca Baba ’nın Battal Gazinin komutanlarından olduğu ve burada şehit düşmüş olduğu anlatılır. Zaman zaman türbesinde yeşil ışık yandığı ve orta boylu siyah sakallı, beyaz cübbeli yeşil fesiyle görüldüğü söylenir. Çevresindeki ardıç ve meşe ağaçları da kutsal kabul edilir. Pancar Baba ’nın da Battal Gazi döneminde yaşadığı anlatılır. Burada ardıç ağaçlarının altından geçenlerin boğmaca ve öksürükten şifa bulduğuna inanılır. Kurtuluş Savaşı esnasında Yunan askerlerinin bu köyde iri beyaz sarıklı askerlerin bulunduğu için uğramadan geçtikleri söylenir. Köyde ayrıca Gündoğan’ın kitabında Pancar Baba’nın yanında yattığını anlattığı Yüzbaşı, Sızı Dede, Emir Baba (Emir dağlarında) yatırları bulunur. Kaynaklar ; Afyon Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Emirdağ, Afyonkarahisar

Melekana – Sultanana – Gelincikana Türbeleri

Çay’da Melekana, Sultanana ve Gelincikana isimleriyle anılan üç kız kardeşin hayatları tamamen efsanelere konu olmuştur. Bu üç kız kardeşin türbeleri ilçenin üç ayrı bölgesinde bulunmaktadır. Bu kardeşlerden en büyüğü Melekana’dır. Türbesi ilçenin Kanlı Harman ismiyle anılan mevkiindedir ve hiç bir mimari özelliği yoktur. Sultan Dağı’nın tepesinde bir düzlükteki mezarda medfun bulunan Sultanana’nın çok sayıda davar ve devesi olduğundan kendisine mekan olarak bu dağın tepesini seçmiş olduğu anlatılır. Gelincik Ana’nın türbesi Sultanana’nın mezarının doğusunda kapısı Yarıkkaya’ya bakan bir mağaradır. Bu mağara üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Gelincikana’nın kabrinin bulunduğu bölümdür. Ġkinci bölüm ise erzak depolarının bulunduğu bölmelerden oluşmaktadır. Üçüncü bölüm ise kaynak suyun başladığı bölümdür. Gelincikana, isminden de anlaşıldığı gibi, telli duvaklı olarak damatla birlikte gelin giderken tam bu mağaranın önünde saldırıya uğrarlar ve damat vurulur. Eşinin vurulduğunu gören gelin mağaraya saklanır. Ve bir daha da görünmez olur. Bu efsaneden dolayı bu mağara Gelincikana türbesi adını alır.Üç kardeş efsanesinin farklı bir şekli de şöyledir. Bir zamanlar Afyonkarahisar ile Akşehir arasında üç kız kardeş yaşarmış. Melek, Sultan ve Gelincik adlarındaki bu hanımların en büyüğü olan Melek, büyüyüp gelinlik çağına gelince Eber adı verilen delikanlı ile evlenmiş. Çocukları, çocuklarının çocukları olmuş, umur görerek hayattan göçüp gitmişler. Melek Hanım’ın diğer iki küçük kız kardeşi, daha küçücük birer çocukken bile ablalarına yardım ederlermiş. Büyümüşler fakat ablalarına yardıma devam etmişler. Ablaları Melek Hanım, onların hakkını yememiş, iki kardeşini kısmetleri çıkınca atalık edip evlendirmiş. Sultan Hanımla, Gelincik Hanım’ın düğün alayları daha hedeflerine varmadan, zamanın haramilerinin saldırısına uğramış. Kanlı göz yaşları ile ikisi de öldürülmüş ve oldukları yerlere defnedilmişler. Hikaye bu kadarı ile de kalmamış. Sultan ve Gelincik Hanımların ruhları, ablaları Melek Hanım’a yardıma devam etmişler.Çay’ın manevi dünyasına zenginlik katan Melek, Sultan, Gelincik ve Eber’in türbelerinin bulundukları yerler efsaneyi daha anlamlı hale getirmektedir. Melek Ana Türbesi, Çay’ın en verimli topraklarının ortasındadır. Eber Dede Türbesi ise, adı ile anılan gölün kenarındadır. Sultan ve Gelincik Ana Türbeleri Çay ovasının güney kısmını baştan başa çeviren Sultan Dağlarının en yüksek iki zirvesindedir. Bu iki zirvede toplanan yağışlar, Çay Deresi’nde yol bularak ovaya akar. Sultan ve Gelincik Hanımlar eteklerinde topladıkları suları hâlâ ovadaki Melek Ana’ya göndermekle, sanki ona sonsuza kadar yardım edeceklerini göstermektedirler. Kaynaklar ; Afyon Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Çay, Afyonkarahisar

İsa Dede – Çay

Afyon – Çay – Eski afyon caddesi üzerinde İsa ( Ese) Dede nin Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinde Sultanın sancaktarlığını yapmış olduğu anlatılır.Afyon – Çay İlçesinde Argun sokakta bulunmaktadır. Giriş kapısı bilgilendirme levhasında Emir Sultan Hulafasından olduğu yazılmakdır. Kare planlı yapının üstü kubbe ile kaplıdır. Giriş kapısı üzerinde olan kitabe yerinde değildir. Kitabe pano duvarında devşirme taşlar dikkat çekmektedir. Türbe içindeki sanduka taştan sade bir şekilde yapılmıştır. /p> Kaynaklar ; Afyon Evliyaları , Abdulhalim Durma Fotoğraflar : Erol Şaşmaz

📍 Çay, Afyonkarahisar

Müslüman Ana Türbesi

Afyon – Bolvadin – Müslümanlı mah. Anlatılanlara göre, 1107 tarihinde Bolvadin Kalesi fethedilirken bu Türkmen anası gazilere su ve ayran dağıtmıştır. Bu kutlu ana o savaşta şehit düşmüş, daha sonra onun ayran dağıttığı yere türbesi yapılmıştır. 1107 tarihinden bugüne kadar, o türbeden geriye sadece tek mermer sütun kalmıştır. Müslüman Ana’nın, mezar taşları ile çevrilmiş mezarı, Müslümanlı Mahallesindedir. Kaynaklar ; Afyon Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Bolvadin, Afyonkarahisar

Siğil Dede – Sarı Baltalı Seyyid Osman Dede

Afyon – Bolvadin Emirdağ caddesi üzerinde Emirdağ Caddesi üzerinde, evlerin arasında kalmış ve yoldan yüksekliği 1 m. olan bir mezarlıktır. Muharrem Bayar tarafından kabrin Sarı Baltalı Seyyid Osman Dede’ye ait olduğu tespit edilmiş ve mezarlık yeniden düzenlenmiştir. Halk arasında burası ‚Siğil Tekkesi‛ olarak bilinir. Kaynaklar ; Afyon Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Bolvadin, Afyonkarahisar

Postalzade Şeyh Hacı İbrahim Efendi

Afyon – Bolvadin’De bekirağa caddesi ile kocataş sokağın kesişiminde Ömeroğlu mahallesindeki zamanla aile mezarlığı olarak da kullanılmış olan türbenin içinde, Nakşibendî Tarikatına mensup Postalzade Şeyh Hacı İbrahim Efendi’ye ait olan sanduka dışında başka sanduka yoktur. Halk tarafından ayaküstü ziyaret edilerek, dua yapılan bir türbedir. Kaynaklar ; Afyon Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Bolvadin, Afyonkarahisar

Bolvadinli Yörükzade Ahmet Fevzi Efendi

📍 Bolvadin, Afyonkarahisar

Cafer Dede Türbesi – Bolvadin

Afyon – Bolvadin’de Hacı Halife mah. Lokman sokak’da Hacı Halife mahallesindeki Cafer Dede Türbesi, evlerin arasında kalmıştır. Ön kısmı ise bahçe duvarı ve kapı ile tamamlanmıştır. Hemen önünde sonradan yapılmış bir çeşme bulunmaktadır. Mevlevi olduğu rivayet edilen bu zatın türbe ziyaretine özellikle çocuğu olmayan kadınlar gelmektedir.. Kaynaklar ; Afyon Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Bolvadin, Afyonkarahisar

Sultan Carullah Zemahşeri Türbesi

Afyon – Bolvadin – Emirdağ Caddesi üzerinde, Sultan Carullah mezarlığının güneyinde Sultan Carullah’ın Ünlü Türk âlimi Zemahseri’nin torunu olduğu kabul edilmektedir. Bolvadin’e ne zaman geldiği bilinmemektedir. Zaviyesinden günümüze yalnızca türbe ve mescidi gelebilmiştir. Türbenin içi yol seviyesinden 1 m. aşağıda olduğu için, içeriye merdivenle inilir. İçinde üç tane sanduka vardır. Sultan Carullah Türbesi’ne çok önceleri, Hıdırellez kutlamaları için gidildiği söylenmektedir. Kaynaklar ; Afyon Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Bolvadin, Afyonkarahisar

Abdülkadir Geylani Es Sani Türbesi

Afyon – BOLVADİN ‘De ŞIHLAR CAMİİ YANINDA Şıhlar Cami’nin üç satırlık sülüs kitabesinde geçen ‚Kad bena haze’l cami-i şerif eş Şeyh Abdülkadir el Geylani‛ ibaresinden yapının banisinin, bitişikteki türbede medfun bulunan Kadiri şeyhi Abdülkadir Geylani es Sani olduğunu öğreniyoruz. Bugün türbe olarak kullanılan tekkenin hangi tarihte inşa edilmiş olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte 1642’de inşa edilmiş olan cami ile yakın tarihlerde olmalıdır. Kadiri tarikatının kurucusu Abdülkadir Geylani’nin on ikinci nesilden torunu olan şeyhin medfun bulunduğu türbede on yedi sanduka yer almaktadır. 1989 senesindeki onarımla birlikte mermerle kaplanmış olan sandukalardan mihrabın sağ tarafında yer alan büyük lahdin Abdülkadir Geylani’ye diğerlerinin de eşi Ayşe Dudu, Şeyh Seyyid I. Abdüllatif, Şeyh Salih, Şeyh II. Abdüllatif ile aile fertleri, Şeyh Hüseyin ve kızları ve torunlarına ait olduğu bilinmektedir. IV. Murat, gönderdiği 1640 tarihli fermanla, yöneticilerin Kadiri şeyhine hürmet etmelerini, onu vergiden muaf tutmalarını emreder. IV. Mehmet’in gönderdiği 1649 tarihli fermanda ise vergi muafiyeti tekrarlanır. Abdülkadir Geylani, 1651 senesinde vefat eder. Geylâni hakkında, misafirine yemek olarak ikram etmiş olduğu horozun tekrar canlanması ve savaş yıllarında arkadaşlarıyla beraber savaşlara katılmış olması’ halk arasında anlatılan menkıbelerdendir. Yerine sırasıyla oğlu Seyyid Abdüllatif Efendi, Seyyid Hüseyin (ö.1760), Şeyh Seyyid Salih (ö.1803), Şeyh Seyyid Abdüllatif II, Şeyh Seyyid Mehmet İzzet (1834-1899), Şeyh Seyyid Mehmet Efendi şeyhlik yaparlar. Tekkenin son postnişini Şeyh Mehmet Efendi ise 1930’da ölür. Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylanî Tekkesi, evladiyelik bir tekkedir. Tekke şeyhi, kurucu şeyh Geylanî’nin evlatları arasından seçilir. Erkek evlatları tekkenişinlik yaparlar. Zaviyede kurulan imaretle, gelenlerin, gidenlerin, geceleyenlerin ihtiyaçları karşılanır.Ayrıca günde 20 fakire yemek verilir. Bu Kadirî geleneğinin dışa yansıyan birinci yönüdür. Ġkincisi ‚Su Vakfı‛ kurmaları, çeşmeler yaptırarak toplumun su ihtiyacını karşılamaya çalışmalarıdır. Kaynaklar ; Afyon Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Bolvadin, Afyonkarahisar

Ayşe – Abdurrahman Dede Türbesi

Afyon – Başmakcı – YAKA BELDESİNDE Yaka beldesinde “Ayşe Abdurrahman” isimleriyle anılan türbe Höyük’ün güney batısında yer almaktadır. Rivayetlere göre, Ayşe Ana iyi biri olduğu halde Yakalılar onu bir türlü kabullenemez. Ayşe Ana’ya etmedikleri kötülük kalmaz. Taşa tutar, dışlar, onu “Kahpe Ayşe”, diye çağırırlar. Sonunda Ayşe Ana yapılan kötülüklere dayanamaz ve bir gün olur ki, “Yazın koyacak yer bulmayın, kışın da yiyecek bir şey bulamayın”, diye bedduada bulunur. Yakalılar zaman zaman, bu sözün günümüzde de geçerli olduğuna inanırlar. Ayşe Ana her yıl hacda görülürmüş. Abdurrahman Dede de Çal tarafından imiş. Haccda Ayşe Ana’yı görür, orada konuşurlar. Abdurrahman Dede bir gün Yaka’ya gelerek Hacı Ayşe’yi sorar. Yakalılar “Hacı Ayşe” diye birinin olmadığını, fakat köyün dışında kendi halinde deli ve kahpe bir Ayşe’nin olduğunu söylerler. Halbuki bu şekilde tanıtılan Ayşe Ana gerçekten Abdurrahman Dede’nin haccda gördüğü Ayşe’dir. Gerçek böylece ortaya çıkar. Şimdi türbede biri uzun, diğeri kısa iki mezar bulunmaktadır. Uzun mezarın Abdurrahman Dede’ye, kısa mezarın Ayşe Ana’ya ait olduğu söylenir. Fakat ne zaman yaşadıkları hakkında kesin bir bilgi yoktur. Türbenin çevresinde bulunan ardıç ve benzeri ağaçlar bu türbenin hatırına kesilmemiş ve günümüze kadar kalmıştır. 1980’lere kadar adağı olanlar çocukları toplayarak türbeye götürürler, orada etli yemek yedirirlerdi. Günümüzde artık bu geleneğin uygulanmadığı anlatılır. Berber Zeki Akçan tarafından höyüğün yanında bulunan bu türbenin üç kere yıkıldığı ve sonra tekrar yapıldığı anlatılır. Kaynaklar ; Afyon Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Başmakçı, Afyonkarahisar

harita yeni

Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Aşık Mehmet Efendi

Aşık Mehmed Efendi küçük yaşta ilim talebi yolunda, ana ocağı Afyonkarahisar’ı terk ederek İstanbul’a gelir ve bir müddet burada ilim tahsil eder. Daha sonra, asrın müceddidi Mevlâna Halid Hazretlerini (1780-1827) ziyaret etmek ve onun irfan meclisinde diz çökerek feyz almak hayaline kapılır. Zahiri ilimleri kafi miktarda tahsil ettikten sonra ruhundaki bu iştiyakla Mehmed’in Mısıra giden bir gemiye binerek yolu tutması kaçınılmazdır. Gemi Beyrut’a gelince Şam yolcuları inip kara yoluyla Şam’a geçerler. Yol arkadaşları Şam’ın Ümmiye Camiinde namazdan sonra, “Mevlâna Halid’i ziyarete varalım”, derler. Küçük Mehmed’e ise, “Delikanlı, biz ehl-i tarikatız, sen okumak için kendine bir medrese bul”, deseler de, Mehmed, bütün zahiri ilimleri okuduğunu, kendisinin de maksadının Mevlâna Halid Hazretlerini ziyaret etmek olduğunu söyler. Onların, “Daha sen çok küçüksün, Şeyh Halid Hazretleri seni kabul etmez!”, demelerine rağmen, Küçük Mehmed kararından vazgeçmez ve mollalarla münakaşa eder. Sonunda tekkeye varırlar. Mevlâna Halid Hazretleri bir keramet eseri olarak Küçük Mehmed’in geleceğini bilmektedir. Hizmetkârlarından birisi, kapıda İstanbul’dan bir grup ziyaretçi olduğunu söyler. Sonra bu ziyaretçiler Mevlâna Halid Hazretlerinin dergâhına girerler. Şeyhin elini öperken, sıra Küçük Mehmed’e gelir. Şeyh, “Gel bakalım, benim küçük Mehmed’im, sen hoş geldin” diyerek, hiç tanımadığı halde, Afyonkarahisar’ın ve Anadolu’nun bu Küçük Aşık’ını bağrına basar. Mevlâna Halid, Küçük Âşık Mehmed’i yanına, hizmetine alır. Küçük Âşık yıllarca Mevlâna Halid Hazretlerine hizmet eder. Zaman zaman Mevlâna Halid, “Oğlum, Mehmed’im, senin memleketinde kimin var? Seni hiç arayan, soran yok, mektubun da gelmiyor” deyince, Küçük Âşık boynunu bükerek, “Allah’tan gayrı kimsem yok”, diye cevap verir ve gözleri yaşarır. Bir gün Küçük Âşık’ın annesiyle babası diyar diyar dolaşarak evlâtlarını aramaya başlarlar. İstanbul, Mısır ve nihayet Bağdat, Şam yollarına kadar düşerler. Mevlâna Halid Hazretleri bir öğle vakti abdest almak ister. Küçük Âşık hemen leğen ve ibriği getirir. Mevlâna Halid eskiden sorduğu gibi yine sorar: “Yavrum Mehmed’im, senin memleketinde kimin var?” Küçük Âşık’ın yine gözleri dolarak, “Allah’tan başka kimsem yok”, diye cevap verir. İşte o zaman Mevlâna Halid Hazretleri avucunun içini açıp, Küçük Âşık Mehmed’in yüzüne karşı ayna gibi tutarak, “Bak bakalım, dikkat et, ne göreceksin?”, der. Küçük Âşık Mehmed, Mevlâna Halid Hazretlerinin avucunda annesiyle babasının resimlerini görür. Kıpkırmızı olarak, hiç sesi çıkmayan Küçük Âşık Mehmed’e, Mevlâna Halid, “Ey Mehmed, sen buraya annen ve babandan izinsiz ve habersiz geldin” diyerek, anne ve babasının yakınlara geldiklerini haber verir. Küçük Âşık yaşlı gözlerle, “Annem ve babam buraya gelip, beni şeyhimden ayırıp götürürler, sizin hasretinize dayanamam diye böyle yaptım”, der. Onlar böyle konuşurken kapı çalınır. Küçük Âşık’ın annesiyle babası içeri girer. Küçük Âşık Mevlâna Halid Hazretlerinin yanından ayrılıp da Afyonkarahisar’a gitmek istemez. Annesiyle babası Şeyhten izin alarak, evlâtlarını alıp götürmek istemektedir. Küçük Âşık ise bir türlü şeyhinden ayrılmak istemez, şeyhinin hasretine dayanamayacağını söyler. Bunun üzerine, Mevlâna Halid Hazretleri sırtından hırkasını çıkararak, Küçük Âşık Mehmed Efendiye giydirir ve, “Sen benim hasretime işte şimdi dayanırsın, benim cübbemi götürüyorsun. Artık Afyonkarahisar’a gideceksin, fakat buraya kadar geldiğine göre, hac farizasını eda et, öyle git!”, der. Küçük Âşık Mehmed, hocasının hasretini gidermek için cübbesini giyip, ellerini öperek, hayır dualarını aldıktan sonra, anne babasıyla birlikte Hicaz’a gider ve sonra da Afyonkarahisar’a döner. O artık Afyonkarahisar’da bugün kendi ismiyle söylenen Hacı Âşık Mescidinde dersler okutur ve bu arada Yunus Hoca ve Sandıklı Şeyhi Hasan Efendi gibi meşhur kimseleri yetiştirir. İlk defa dolapla kuyulardan su çekme usulünü getirir. Debbağ esnafını zaman zaman bir araya toplayarak Cehri denilen bitkiyle derinin daha iyi boyandığını onlara öğretir. 1848 yılında vefat eden Küçük Âşık Mehmed Efendi’nin kabrinin bulunduğu mezarlık, diğerleri gibi 1925-35 yılları arasında kaldırıldığı zaman, Hacı Âşık Mehmed Efendinin sadece mezar taşı getirilip, bugün adıyla anılan caminin yanına dikilir. 1940’larda yazıldığı tahmin edilen bir mektubunda Üstad Bediüzzaman şunları ifade etmektedir: “Eski zamanda, on dört yaşında iken, icazet almanın alâmeti olan Üstad tarafından sarık sardırmak, bir cübbe bana giydirmek vaziyetine mâniler bulundu. Yaşımın küçüklüğüyle, memleketimizde büyük hocalara mahsus kisve giymek yakışmadığı… “O zamanda büyük âlimler, bana karşı üstadlık vaziyeti değil, ya rakip, veyahut teslimiyet derecesine girdikleri için, bana cübbe giydirecek ve üstadlık vaziyetini alacak kendilerine güvenenler bulunmadı. Ve evliyâyı azimeden dört-beş zatın vefat etmeleri cihetiyle, elli altı senedir icazetin zahir alâmeti olan cübbeyi giymek ve bir üstadın elini öpmek, üstadlığını kabul etmek hakkımı bu günlerde, yüz senelik bir mesafede Hazret-i Mevlâna Zülcenaheyn Halid Ziyaeddin kendi cübbesini, o cübbeye sarılan bir sarık ile pek garip bir tarzda bana giydirmek için gönderdiğine bazı emarelerle bana kanaat geldi. Ben de o mübarek ve yüz yaşında cübbeyi giyiyorum. Cenab-ı Hakka yüz binler şükrediyorum. (Bu mübarek emaneti Risale-i Nur talebelerinden ve ahiret hemşirelerimizden Asiye namında bir muhterem hanımın eliyle aldım…)” 1885 yılında Afyonkarahisar’da dünyaya gelen Asiye Mülazımoğlu’nun babası Küçük Âşık’ın torunu olan Mehmed Bahaeddin Efendi, annesi ise Zakire hanımdır. Âsiye Hanım dedesinden kendisine intikal eden bu cübbenin üzerine yıllarca titrer. İstiklâl Savaşı sıralarında, Yunan işgalinde, memleketlerini terk etmek zorunda kaldıkları günlerde bile onu yanından ayırmaz. Sandıklı, Isparta ve Akşehir’e gittiklerinde zarurî eşyaları ile birlikte bu cübbeyi de daima yanında taşır. Asiye Hanımın kocası Tahir Bey, Kastamonu Hapishanesine müdür olarak tayin edildiği zaman, Mülazımoğlu ailesi de nihayet Kastamonu’ya gelip yerleşir. İşte bu günlerde, uzun yıllar dolaştırılan cübbe de orada asıl sahibini bulmuş olur. Babası Bahaeddin Efendiyle birlikte Bediüzzaman’a giden Asiye Hanım, Mevlânâ Halid’in emaneti olan bu asırlık yadigârı sahibine teslim eder. Cübbenin sahibi, “Asiye’nin duası kabul oldu”, diyerek uzun yılların iştiyakını, hasretini ifade etmiştir. Asiye Hanım’ın ismi ve hizmetleri Risale-i Nur’un lâhikalarında yer yer zikredilir. Mevlâna Halid Hazretlerinin bu cübbesi Bediüzzaman’ın yanında kalmıştır. Yıllar sonra; 1950 yılı sonbaharında Urfalı Vahdi Gayberi Emirdağ’da ziyarete geldiği zaman, Üstad bu mübarek cübbeyle birlikte bazı eşyalarını, Urfa’ya götürmesi için verir. Mevlâna Halid’in cübbesi bugün Urfa’da Abdülkadir Badilli tarafından muhafaza edilmektedir. Kâhil Mahallesi’nde bulunan Hacı Aşık Mehmet Mescidi’nin ne zaman ve kimin tarafından inşa ettirildiği bilinmiyor. Fikri Yazıcıoğlu, Hacı Aşık Mehmet Efendi’nin, Nakşibendi Tarikati şeyhi Halid Efendi’den icazet aldıktan sonra Afyonkarahisar’a gelerek, “kendi ismiyle anılan Hacı Aşık Camisi’nde ders okutmaya başladığını”, nakletmektedir. Binanın tekke, medrese ve mescit olarak kullanıldığı da anlaşılmaktadır.

📍 Afyonkarahisar

Adıyaman Evliyaları – Liste

Peygamber kabirleri Hz. Üzeyr (a.s.) Sahabe Kabirleri Hz. Safvan B. Muattal (r.a.) Hz. Mahmud Ensari (r.a.) Hz. Ebu Zer Gifari (r.a.) Merkez İlçe Çıplak Baba Bulduk Baba Yel Baba Şeyh Abdurrahman Erzincani Hacı Abuzer Baba Arap Hasan Baba Zeynel Abidin Türbesi Hz. Ubade Bin Bişr Mansur Bin Cavena Adıyamanlı Sarı Şeyh Mustafa Efendi Çoban Baba Türbesi Rıfat Baba İzollu Hacı Mehmet Efendi Öksüz İbrahim Baba Zeynel Abidin Türbesi Şah Hüseyin ( Şah Türmüz) Türbesi Mahmut Gazi Şeyh Muhammed Zahiri Şeyh Yusuf Baba Türbesi ( Karanlık Ziyareti) Şeyh Mehmet Mısırlı Abcano Türbesi Abdal Musa Türbesi Bazen Baba Ziyareti İshak Baba Kafreş Baba Kamber Dede Soğan Baba Şeyh Halla Üryan Baba Yedi Kardeşler Türbesi Kahta Seyyid Abdulhakim Bilvanisi Muhammed Raşit Erol Karadutlu Sofi Muhammed Hacı Yusuf Efendi Ebu sadık Ziyareti Seyyid Mustafa Baba Sufi Muhammed Baba Çingil Baba Şeyh Kadir Baba Şeyh Ömer Nurani Hz. Süraka Türbesi Hacı Yusuf Türbesi İbrahim Halil Ziyareti Köseler Türbesi Yinoğlu Türbesi Besni Abidin Baba Mustafa Baba Hallo Baba Şeyh Mustafa Hoca Çörmük Ahmet Türbesi Hacı Zeyrek Ziyareti Sakalı Aş Türbesi Sakalaş Baba Hicabi Baba Şeyh Ömer Baba Şeyh Vakkas Baba Yel Baba – Besni Cüneyd dede Tılamaz Baba Hocazade Türbesi Musa Efendi Ağcazade Hüseyin Rıza Efendi Çelikhan Ulu Baba Zerban Türbesi Hasan Seydi Ziyareti Güzel Dede Baba Kasım Gerger Şahbor Türbesi Tırtıl Baba Karabağ Ziyareti Apışkan Dede Men Dede Deli Hasan Ziyareti Yağmur Dede Davut Ziyareti Yüce Kışla Ziyareti Mahmut Ziyareti Hacı Abdullah Böcük Böcük Ziyareti Karyağan Dağı Körkün Ziyareti Kurte Ziyareti Mıstığın Türbesi Daz Türbesi Ali Baba Samsat Arslan Paşa Küçük Hasan Türbesi Melik-ül Erdal Şeyh Hamza Türbesi Şeyh Hasan Türbesi Tut Şeyh Ali Baba Güzel Oğlan Türbesi ( Battal Gazi Türbesi ) Evren Dede Hüseyin Gazi Şah Abdurrahman Ziyareti Menekşe Türbesi

Karadutlu Sofi Muhammed

Adıyaman – Kahta – Karadut köyünde. Karadutlu Sofi Muhammed (1865-1974), Seyyid Hüseyin hazretlerinin halifesidir. Ümmi olup hayatının son yıllarında tamamen gözlerini kaybeden Sofi Muhammed Efendi , Kadiri tarikatına bağlıydı. Kış aylarında yabani hayvanlar için kendi beslediği keçi, inek vb. hayvanları kesip vahşi hayvanlara yedirirdi. Bu zatın ataları Şam tarafından gelerek Adıyaman şehir merkezine 15 km. mesafedeki eski adı Haydaran olan Taşgedik köyüne, oradan da ilçeye 40 km. mesafedeki Karadut köyüne gelip yerleşirler. Aynı köye Şeyh Seyyid Hüseyin isimli bir evliya gelir ve buraya bir çadır kurar. Şeyh Hüseyin’in çadır kurup irşat ettiği bu yere ise bugünkü cami yapılmıştır. Sofi Muhammed Hazretleriyse Şeyh’in müridi olur. Şeyh Hüseyin, Sofi Muhammed’e, “sizde eskiden seyyidlik (Hz.Hüseyin’in soyundan gelenlere verilen unvan) varmış ancak zamanla unutulmuş, çok şükür ki sen tekrar canlandırdın”, der. Şeyhi kendisine irşat vazifesini emanet ederek, köyü Sufi Muhammed’e bırakır ve köyden ayrılır. Sofi Muhammed burada uzun yıllar irşat vazifesinde bulunur ve yine bu köyde vefat eder. Bu veli haksızlığı asla kabul etmezmiş. Biri bir suç işlediği zaman suçu ve suçluyu kimse bilmese dahi suçluyu yanına çağırıp kendisine bir suç işlediğini ve niye yaptığını sorarmış. Suçlu da Şeyh’in eline eteğine kapanarak affetmesini dilermiş. Yine günlerden bir gün Ramazan ayında bazı Karadutlular oruç tutmamışlar. Karadutlu Sofi Muhammed köydeki bir evin damına çıkarak köylülere, “dayanamıyoruz diye oruç tutmamazlık etmeyin, bilin ki oruç tutana Cenab-ı Hak yardım eder. Eğer oruç tutmayacaksanız ben bu köyü terk eder giderim”, demiş. Bunun üzerine köylüler, oruçlarını eksiksiz tutmaya söz vermişler. Üzeyir Peygamberin türbesi köylülerce ‘Aşağıki Ziyaret’ olarak, Seyyid ve Şehit Mustafa ve Sofi Muhammed Hazretlerinin türbesi ise ‘Yukarıki Ziyaret’ olarak bilinmektedir. İnanılır ki, köyün karşısındaki dağın zirvesinde yatan Üç Sahabelerle Aşağı ve Yukarı Ziyaretler birbirleriyle sürekli irtibat halindedirler. Bu ziyaretler cuma geceleri hep birlikte zikir çekerler. Zikir seslerinin bazı velilerce duyulmuş olduğu nakledilir. Buraya genellikle akli dengesizlikleri olanlar getirilmektedir. Türbede dua edilir, hasta en az bir saat kadar uyutulur. İnanışa gö re b irço k kişi şifa bulmuştur. İşi rast gitmeyenler, aile içinde geçimsizlik yaşayanlar da buraya geldiklerinde buradan yardım gördüklerini söylemişlerdir. Dilekler kabul edilirse, burada kurban kesilip yenmekte ve dağıtılmaktadır. Haftanın her günü gelenler vardır. Bu türbenin karşısındaki dağın, sarp yüksekliğinde yine iki şehit sahabe daha olup isimleri bilinmemektedir. Bazı geceler mezarlarında ateş yandığı, etrafa nur gibi aydınlık saçıldığı anlatılır. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Kahta, Adıyaman

Hacı Yusuf Efendi Türbesi

Adıyaman – Kahta – İlçeye 22 km uzaklıktaki Bozmiş köyünde. Hacı Yusuf Efendi’nin Türbesinin yapılış tarihi ve Hacı Yusuf’un yaşadığı dönemle ilgili verilen bilgiler çelişkilidir. Bir yandan 13. yüzyıla kadar inilirken, diğer taraftan 250-300 yıl öncesi ileri sürülür. Muhtemelen doğrusu yakın zamanlara ait olan olmalıdır. Betonarme bir yapı olan türbe, kubbeli, dört yanı kemerli, 5X5 m. ölçülerinde kare planlıdır. Türbenin içinde üç sanduka bulunmaktadır. Türbe kapısının girişinde sağ taraftan birinci sıradaki sanduka Şeyh Hacı Yusuf Efendi’ye aittir . Ortada bulunan sandukanın Hacı Yusuf Efendi’nin oğluna, sol taraftakinin de torununa ait olduğu söylenmektedir. Türbenin bitişiğinde, gecelemek için gelen ziyaretçilerin kalması için bir misafirhane bulunmaktadır. Ayrıca, bu odanın ön tarafında, ziyaretçilerin yemek yapması için ocak ve mutfak malzemeleri vardır. Türbenin misafirhanesinin duvarları, gelen ziyaretçilerin dilek ve dualarını yazdığı yazılarla doludur. Hacı Yusuf’un küçük yaşlardan itibaren, dine eğilimli olduğu, daha o yaşlarda bir takım kerametler gösterdiği anlatılır. Bunlardan biri şöyledir. Hacı Yusuf’un kardeşleri, kendi aralarında iş bölümü yaparlar. Hacı Yusuf’a da toprak olan evin damını düzeltme işini verirler. Ancak, babası Hacı Yusuf küçük olduğu için, ona, bu işi vermek istemez. Hacı Yusuf ise ısrarla evin damını düzeltme işini kendi yapmak ister. İşini yapmak üzere dama çıktığında, damın üzerini düzeltmek için kullanılan kilolarca ağırlığındaki silindir şeklindeki taş, kendi kendine gider gelir. Hacı Yusuf’la ilgili başka bir rivayet ise şöyledir. Hacı Yusuf’un eşi, bir gün uyandığında yanında bulunan eşinin üzerinde kan lekeleri görüp, bunun sebebini sorduğunda, Hacı Yusuf, savaşa gittiğini söyler ancak, bundan kimseye bahsetmemesini, bahsetmesi durumunda kısa sürede öleceğini söyler. Cinlerin bilgisine sahip olduğu söylenen Hacı Yusuf’un türbesine daha çok akli dengesi bozuk ve psikolojik problemleri olanlar, getirilir. Türbeyi ziyarete farklı illerden çok sayıda insan gelmektedir. Ziyaretçiler, cuma gecesi gelip burada kalır. Bu şekilde, hastaların iyileşeceğine inanılır. Şifa verdiğine inanıldığı için de, buradan toprak alıp götürürler. Felç olan, vücudunun herhangi bir yerinde ağrısı, sızısı bulunan bu topraktan vücuduna sürer veya evine serper. Böylelikle dertlere derman olduğuna inanılır. Bir başka rivayete göre, Hacı Yusuf zamanında mercimek ekmiş. Bu mercimeğin toplama işini cinler yapmış. Üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra yine mercimek ekilmiş, ancak iyice kuruduktan sonra toplanınca ellerinin acıdığını hisseden cinler, bu defa mercimekler tam kurumadan toplamışlar. Bu zâtın üstünün iki defa ağaçla kapatıldığı, ancak ikisinde de üstünü açtığı, üstünün kapatılmasını kabul etmediği, 1987’de üstü kubbe şeklinde yapılınca buna itiraz etmediği rivayet edilir. Hacı Yusuf Hazretleri vefat etmeden önce şu vasiyeti yapmış: “Kınık mezrasında su olmadığı için beni ziyarete gelenler burada perişan olur. Bozmiş köyünün yolu, bol suyu ve güzel bahçeleri var. Beni Bozmiş köyüne gömün. Gelen ziyaretçiler rahat etsin”. Rivayete göre ölmeden önce oğlu Molla Muhammed’e şöyle der. “Oğlum beni gömdükten 40 yıl sonra türbemi açınız. Eğer vücudumda en küçük bir çürüme varsa, üzerimi kapatın, kimseye de bir şey demeyin. Eğer vücudum bu günkü gibi sağlam duruyorsa da kapatmadan önce çevredeki çocuklar dahil herkesi çağırın, beni görsünler. Ondan sonra üzerime bir türbe yapın. Hasta olanlar buraya gelsin. Perşembeyi cumaya bağlayan gece türbede yatsın. İnşallah şifa bulurlar”. O günden bu güne kadar özellikle psikolojik rahatsızlığı olanlar ve felçliler bu türbeye şifa bulmaya gelirler. Türbe 2010 yılında çok sayıda kişinin rahatlıkla ağırlanabileceği bir duruma getirildi. Ziyaret yerinin inşaatı ile ilgilenenler, yapılan düzenlemeler ile ilgili şu bilgileri vermektedir. “Eski türbe inşaatının üzeri ağaçlarla örtüldüğünden yıkılmak üzereydi. Burayı yıkıp Şanlıurfa’dan pirnahit denilen tarihi eser taşlarından getirterek burayı adeta yeniden inşa ettik. Yeni bina üç katlıdır. Birinci katta yemekhane ve dışarıdan gelenlerin konaklayacağı yatakhane ve istirahat yeri var. İkinci katta türbe bulunuyor. Türbe ziyareti için erkek yeri ayrı bayan. yeri ayrı yapıldı. Üçüncü katta ise cami yapıldı. Her katın alanı yaklaşık 400 metrekaredir”. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Kahta, Adıyaman

Ebu Sadık Ziyareti

Adıyaman – Kahta – Atatürk Barajının kenarındaki Ebu Sadık Parkında. Ebû Sâdık’ın türbesi ilçe yakınlarında bulunmaktadır. Ebu Sadık’ın burada şehit olduğuna inanılır. Çocuğu olmayan, kaderi açılmayan, işi düzgün gitmeyen kişiler ve sınava girecek olan öğrenciler buraya gelip, buradan bir taş alırlar ve niyetleri kabul olunca da gelip burada adaklarını yerine getirirler. Ayrıca akıl hastalarının şifa bulacaklarına inanıldığı için perşembe akşamları gelip burada kalınır ve cuma günü dönülür. Bu zât da üstünün örtülmesini istememiştir.

📍 Kahta, Adıyaman

Ulu Baba

Adıyaman – Çelikhan – Ulu baba tepesinde. Ulu Baba ziyareti, Adıyaman’ın en yüksek noktalarından birinin tam tepesinde, ilçe sınırları içerisindedir. Ulu Baba’ya Sarıkaya köyü içerisinden geçen yoldan çıkılır. Bu türbenin, Seyyid Battal Gazi’nin babası Hüseyin Gazi’ye ait olduğu söylenmektedir. Denilir ki, Seyyid Battal Gazi gibi bir insanın babası olması dolayısıyla bu türbeye Ulu Baba adı verilmiştir. Mezarın bulunduğu türbeye Adıyaman ve Malatya illerinden hafta sonları hastası olan ve dilek dilemek isteyen vatandaşlar giderek ziyaret eder. Kurbanların kesildiği, insanların dua ettiği türbeye, rakımı 2 bin 550 metre olmasından dolayı ancak Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında çıkılır. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Çelikhan, Adıyaman

Abidin Baba

Adıyaman – Besni kabristanında Türkmen boylarından 1500 yıllarında Bağdat tarafından Ormankıran aşiretinin ABAH kabilesindendir. Babası Halil BABA oğlu Mustafa BABA, Annesi Elfeşelerden Aişe Hanımdır. Abidin BABA 1933 yılında Besni’de doğdu. İlkokul mezunu olup, küçük yaşlarda ARABİ Osmanlı Lügatında Derğah eğitimi gördü. Çeşitli meslek kuruluşlarında ve esnaf derneklerinde görev yaptı. Bir dönem Besni Belediye Meclis üyeliği ve Belediye Başkan vekilliği yaptı. Hoşgörülü, özverili, barışçıl, küskünleri barıştıran ve aynı zamanda yardımsever kişiliği ile tanınırdı. 1991 yılında Kac görevini yerine getirdi. Abidin BABA Kadiri ve Rufai mürşidi olup 1960 yılında Babası Mustafa BABA tarafından Posta oturtulmuş sonra onun görevini üslenerek 19 yıl tekke çalıştırmış olup telkin ve irşad’da bulunmuştur. Kendisine Türkiye’nin dört bir yanından tabi olan insanların sayısı oldukça fazladır. Başta Besni olmak üzere Adıyaman, Adana, Mersin, Uşak ve İstanbul’ da Tekkeleri bulunmaktadır. Tedavi gördüğü İstanbul- Kartal Araştırma ve Eğitim hastanesinde 15.12.2006 tarihinde CUMA ğünü vefat etmiştir. TÜRBESİ Besni İlçesi MUSALLA ‘ da ki aile kabristanlığında metfundur. aynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Besni, Adıyaman

Hallo Baba

Adıyaman – Besni – Beşiktarla mezarlığının güneybatısında. Halk arasında Hallo Baba adıyla bilinen zatın asıl adı Halil soyadı Baba’dır. Hallo Baba (1873-1946), aslen Türkmen aşiretlerinden olan Ormankıran aşiretinden olup Kadiri tarikati şeyhlerindendir. Annesi de Kadiri tarîkatı müntesibi olan Halil Baba takriben 14 yaşında iken, Hısn-ı Mansur’lu Sarışeyhzade Kadiri halifesi olan Mustafa Efendi’ye intisab etmiştir. Biatından 10 yıl sonra şeyhi Sarışeyh Mustafa Efendi, Halil Baba’yı hilafet postuna geçirip, Besni’de Evliya Mescidi’nde tekke açtırmıştır. O burada Kadiri ve Rufai mürşidi olarak, 48 yıl tekke çalıştırmıştır. Halil baba hasta olup, eceliyle vefat etmiştir. Ölüm haberini duyan herkes derin bir ye’se kapılmıştır. Vefatı yıllarında ve daha sonra Halil Baba için bir çok mersiye yazılmıştır. Anlatılır ki, Halil Baba küçükken Müderris Ahmet Rüştü Efendi’nin medresesinde tahsil de yapmış. Kendisi Kadiri şeyhi olunca bir gün hocasının yanına gitmiş. Hocası kalkıp yerini Hallo Baba’ya vermek istemiş. Hallo Baba oturmak istememiş, ancak hocası, “sen artık benim de mürşidimsin. Ben sana zahiri ilimleri öğrettim sen de bana tarikatı öğret demiş”, ve kendisine intisap etmiş. Halil Baba’nın birçok kerameti olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Mesela yanar halde fırına üç defa girerek ekmek pişirip halka dağıtmış. Malatya’da herkesin gözü önünde meydanda yanan ateşin içine girmiş, ancak kendisine hiçbir şey olmamış. Hallo Baba eski Besni’de yaşarken, bir çok müridi varmış. Gelip giderlermiş. O sıralarda bir yüzbaşı varmış. Hallo Baba’dan nefret ediyormuş. Bir gün yüzbaşı oğlunu fırına göndermiş. Hallo Baba’da oradaymış. Hallo Baba fırıncıya, “fırını iyice yak. Bak birazdan neler göreceksin”, demiş. Fırın iyice yanınca, Hallo Baba yüzbaşının oğlunu tuttuğu gibi fırına atmış. Görenler telaşla yüzbaşıya, “Hallo Baba oğlunu ateşe attı”, diye haber göndermişler. Yüzbaşı koşa koşa gelmiş. Ağlaya sızlaya, bağıra çağıra Hallo Baba’nın üstüne yürümüş. Hallo Baba da o anda ateşin içine dalmış. Hallo Baba çocuğu fırından çıkartmış. Görenler şaşkınlıktan donup kalmışlar. Çünkü ne çocuğa ne de Hallo Baba’ya hiçbir şey olmamış. Yüzbaşı oğluna sağlık durumunu, ateşten bir yerinin yanıp yanmadığını sormuş. Oğlu ise kesinlikle ateş filan görmediğini, gittiği yerin cennet gibi güzel bir yer olduğunu, babasına ve oradakilere anlatmış. Bunun üzerine yüzbaşı Hallo Baba’nın ellerine sarılmış ve kendisini affetmesini istemiş. Kısa bir süre sonra da askerlikten istifa edip Hallo Baba’nın müridi olmuş. Hallo Baba’nın komşularından birinin evine yılan girmiş. Telaşla Hallo Baba’ya koşmuşlar. Evlerine kocaman bir yılanın girdiğini söylemişler. Baba ise gayet serinkanlı bir şekilde, “bu yılanı senin evinden çıkartıp kime göndermemi istersin”, diye sormuş. Komşusu da “bizim mahalledeki keşişin evine gönderelim”, demiş. Baba da dediğini yapmış, yılanı keşişin evine göndermiş. Keşiş, yılanı görür görmez telaşla Hallo Baba’nın yanına gelerek evlerine kocaman bir yılanın girdiğini, kendilerini bu yılandan kurtarmasını, Hallo Baba’dan istemiş. Keşiş ile Hallo Baba birlikte keşişin evine gitmişler. Baba yılanı yanına çağırmış ve derhal keşişin evini terk etmesini söylemiş. Bunun üzerine yılan evden usulca ayrılmış ve gözden kaybolmuş. Bu olay üzerine keşiş de Müslüman olmuş. Beşiktarla Mezarlığının güneybatısında yer alan Halil Baba’ya ait mezar taşındaki kitabede şunlar yazılıdır. Tarikat-ı Kadirinin rehnüması kutb-i irşadı Halil Baba Guruh-u Salikânın pir-ü imdadı Olub kaim makamı postnişini Hazreti Gavsın Devalar bahşederdi ehli hale zikrü evradı Olurdu kamu irşad halka-i zikrinde salikân Kılub mürdeyi ihya ederdi feyz-i mutadı Ayak taşında ise şu kitabe yer alır. Uçup kanat açıp firdevse gitti ruh kuşu Müritleri her an feryat etseler layıktır Hakinin kudret kalemi iki tarihi söyler Halil Baba salikler topluluğunun hem piri hem imdadı Kadiri tarikatının halifelerinden merhum Halil babanın kabridir. Onun annesinin babasının günahlarını bağışlasın 1365 H. (1946 M.) Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Besni, Adıyaman

Çıplak Baba Türbesi

Adıyaman – Merkeze 25 km mesafedeki Sarıharman köyünde. Çıplak Baba’nın türbesi şehir merkezine 25 km. mesafede Sarıharman köyünde bulunmaktadır. Türbenin avlusu briket malzemeyle ortalama 1.20 cm yüksekliğinde bir duvarla çevrilmiştir. Avlunun zemini beton ile kaplanmış olup burada Çıplak Baba’nın soyundan gelen dört kişinin daha kabri bulunmaktadır. Bina betonarme malzeme ile inşa edilmiştir. Bina, türbenin bulunduğu oda ile beraber bir mutfak ve kadın ve erkekler için yapılmış iki ayrı mescitten meydana gelmektedir.Türbenin içi yeşil, dışı ise mavi ve beyaz renge boyanmıştır. Çıplak Baba’nın bulunduğu sanduka da yeşil örtü ile kaplıdır. Türbenin mutfak bölümünde gelen ziyaretçilerin kullanması için tencere, tabak, buzdolabı, kilim, halı v.b. malzemeler bulunmaktadır. Türbede yatan kişinin asıl adı Mehmet Üryan’dır. Çıplak Baba’nın soy kütüğünü gösteren berat Sarıharman Köyü’nde ikamet eden ve Çıplak Baba’nın soyundan gelen Mahmut Karakaş’ta bulunmaktadır. Çıplak Baba hakkında anlatılan menkıbelerden biri şöyledir. Çıplak Baba yöredeki ağanın hizmetkârlığını yapıyormuş. Ağa, hac vazifesini yerine getirmek için Mekke’ye gitmiş. Ağanın hanımı bir gün içli köfte yapmış ve hizmetkârı Çıplak Baba’ya: “Ağan içli köfteyi çok sever, keşke burada olsaydı da yeseydi”, demiş. Bunun üzerine Çıplak Baba ağanın hanımına, “Yemeği bir tabağa koy da ağama götüreyim”, demiş. Ağanın hanımı şaka yaptığını zannetmiş veyahut da Çıplak Baba’nın doymadığını, bir tabak daha istemeye utandığı için böyle söylediğini düşünmüş. Yine de bir tabak içli köfteyi kendisine vermiş. Çıplak Baba tabağı alıp gitmiş, bir süre sonra da gelerek ağanın hanımına yemeği ağasına verdiğini söylemiş. Ağa hacdan döndüğünde eşyalarının arasında Çıplak Baba’nın içli köfteyi götürdüğü tabağı çıkmış. Ayrıca ağa da hizmetkârının kendisine yemek getirdiğini açıklamış ve kendisini karşılamaya gelen kişilere asıl saygı duyulması gereken kişinin Çıplak Baba olduğunu, onun ermiş biri olduğunu söylemiş. Bunun üzerine sırrı ifşa olan Çıplak Baba ortadan kaybolmuş. Bu olayı duyan halk da onu aramaya başlamış. Ancak sırrı ortaya çıktığı için Çıplak Baba dayanamamış ve vefat etmiş. O günden sonra halk Çıplak Baba’nın ermiş biri olduğunu düşünmüş ve ona verdikleri değerden dolayı kendisi için türbe yaptırmışlardır. Türbe halk tarafından genelde cuma, cumartesi ve pazar günleri ziyaret edilir. Adakları bulunanlar, adaklarını burada keser ve burada bulunanlara dağıtırlar. Halk burada her türlü dilek ve istekte bulunur. Her türlü hastalığa şifa bulma niyetiyle gelindiği gibi özellikle çocuklardan boğmaca hastalığına yakalananlar getirilir. Boğmaca hastalığına yakalanan çocuk, avluda bulunan sütunun altından üç defa geçirilir, böylece hastalığının geçeceğine inanılır. Rüyasında görüp de daha önceden hiç bilmediği halde türbeyi ziyarete gelenler olduğu söylenir. Ayrıca, hırsızlık yaptığına inanılan kişiler buraya getirilir ve hırsızlık yaptıysa itiraf ettirilir. Yine karşılıklı akit ve yemin için de buraya gelinir. Halk arasında burasıyla ilgili yaygın bir inanç ise buradan bir çöpün dahi götürülemeyeceği, götürüldüğü takdirde götüren kişinin ya yolda kaza geçireceğine ya da başına kötü bir şey geleceğine dairdir. Anlatıldığına göre, kendisi çoban olduğu için, hayvanları dinlenmeye bıraktığı yerlerdeki taş ve dikenlerin hayvanlara batıp batmadığını kontrol etmek için soyunarak (üryan olarak) yerlere yatar, hayvanların rahatsız olmayacağını anladıktan sonra hayvanları oraya yatırırmış Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Adıyaman

Bulduk Baba Türbesi

Adıyaman – Merkeze 7 km mesafe de Zey (Indere) köyünde. Bulduk Baba türbesi, şehir merkezine iki km. uzaklıktaki Sümer Evler mevkiinde, Kara yolları Şefliği karşısında, Bulduk Baba Camii yanındadır. Türbenin etrafında iki tane dut ağacı ve demir parmaklıklar bulunmaktadır. Bulduk Baba hakkında anlatılan rivayetlerden biri şöyledir. Yıllardır çocuğu olmayan ve bu türbeyi hiç görmeyen bir kadın, gece rüyasında, Bulduk Baba’yı görür. Bu zat, kadına mezarının yerini gösterir ve mezarının etrafını demir parmaklıklarla çevirirse, çocuğunun olacağını söyler. Ertesi gün kadın, rüyasında gördüğü yere gider ve gerçekten orada rüyasında gördüğü gibi bir mezarla karşılaşır. Bunun üzerine kadın, mezarın etrafını demir parmaklıklarla çevirir. Kısa bir süre sonra kadın, bir çocuk sahibi olur. Bulduk Baba ile ilgili anlatılan diğer bir rivayet ise şöyledir. Çobanın biri, bir gün sürüsünü otlatırken Bulduk Baba, kendisine görünür ve, “Çabuk buradan git, biraz sonra fırtına kopacak, gitmezsen öleceksin”, der. Bunun üzerine çoban, sürüsünü alıp gider ve böylece az sonra kopacak olan fırtınadan kurtulur. Türbe, genellikle çocuğu olmayan kadınlar tarafından cuma günleri ziyaret edilir. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Adıyaman

Yel Baba Türbesi

Adıyaman – Musalla mahallesi, Askerlik Şubesi karşısında Yel Baba türbesi, şehir merkezinde, Musalla Mahallesi, Askerlik Şubesi karşısında bulunmaktadır. Türbe bir evin dış duvarına bitişik olup yaklaşık bir m. yüksekliğinde demir korkuluklarla çevrilidir. Anlatıldığına göre, türbe bitişiğindeki evin ilk sahiplerinden biri rüyasında burada büyük bir zatın yattığını görür ve bu rüya üzerine buraya türbe yaptırır. Türbe, genelde romatizmal rahatsızlığı bulunan, halk arasındaki deyişle, vücuduna yel girmiş kimseler tarafından ziyaret edilir. Yel Baba ismi de buradan gelmektedir. Burayı ziyarete gelen kişiler, türbenin üzerinde bulunan taşları vücuduna sürerek, şifa bulacaklarına inanmaktadırlar. Aynı isimde ikinci Yel Baba türbesi, şehir merkezine sekiz km. uzaklıkta, Pirin köyünde bulunmaktadır. Türbe, köyün karşısında yer alan tepededir. Dıştan beyaz boyalı olup, yeşil kubbeli, iki odalı betonarme bir yapıdır. Sandukanın üzeri yeşil örtülerle kaplı olup başında Türk bayrağı bulunmaktadır. Rivayete göre, Yel Baba H.628 yılında peygamberimiz zamanında doğmuştur. Ebu-Zer Gıfari ve Mahmut el-Ensari ile birlikte savaşmış ve şehit düşmüştür. Asıl ismi bilinmemektedir. Romatizmal ağrılara şifa olduğu ve hekim olduğu için “Yel Baba” denmiştir. Genellikle çarşamba ve cuma günleri hastalığı olanlar tarafından ziyaret edilir. Hastalar türbeyi en az iki defa ziyaret etmektedir. Aksi takdirde hastalığın iyileşmeyeceğine inanılır. Hasta, sandukanın baş tarafından toprak alır, çamur şekline getirir ve vücudunun ağrıyan yerine sürer. Ayrıca türbenin içinde bir süre yatmak veya oturmak suretiyle de iyileşileceğine inanılır. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Adıyaman

Hacı Abuzer Baba

Adıyaman – Musalla Mahallesindeki Atatürk caddesinde. Hacı Abuzer Baba, aslen Kerkük Türkmenlerinden olup, soyu peygamberimize dayanan Kadiri şeyhlerindendir. Hacı Abuzer Baba’nın Adıyaman’da birçok müridi olduğu gibi, Şanlıurfa’da da iki binin üzerinde müridi bulunmaktadır. Hacı Abuzer Baba’nın Şanlıurfa’daki müridleri, hala her bayram ve kandilde, türbeyi ziyaret için Adıyaman’a gelmektedir. Hacı Abuzer Baba, yanında yatan Arap Hasan Baba ve Hüseyin Baba’nın tekkesine mensuptur. Hacı Abuzer Baba, halk tarafından çok sevilen, babacan ve yardımsever tavırlarından dolayı “Baba” lakabını; yeşili ve tabiatı çok sevip, fidan ektiğinden dolayı da “Fidancı” soyadını almıştır. Hacı Abuzer Baba çiftçilikle uğraştığı gibi yedi yıl Adıyaman’ın emniyet bekçiliğini de yapmıştır. Bu görevi süresince, hırsızlık olaylarının olmadığı, hırsızlık yapmak isteyenlerin ise, hırsızlık mekânında Hacı Abuzer Baba’yı görüp kaçtıkları anlatılır. Hacı Abuzer Baba’nın hacca gittiği, dönüşte Suriye’nin Hama şehrinden geçerken Seyyid Abdulkadir Geylani’nin torunlarından Hama Kadiri Tekkesi’nin Piri Muhammed Mükerrem Efendiye rastladığı, ondan icazet aldığı ve Adıyaman’a döndüğünde, Hasan Baba’nın Tekkesine gitmediği, kendisine müstakil bir tekke açtığı anlatılmaktadır.Hacı Abuzer Baba’nın türbesinin bulunduğu yer önceleri mezarlıktır. Bu mezarlık 1970’lerde belediye başkanı Mithat Karıkçı’nın emriyle kaldırılmak istenir. Nakledilir ki, mezarlık kaldırılıp sıra Hacı Abuzer Baba ve onun soyuna ait kabirlere gelince, kaldırma işlemini yapan dozerin ağzı üç kez kırılır. Bütün çabalara rağmen türbe kaldırılamayınca yıkma işlemi durdurulmuş, hatta türbenin makamı belediye tarafından belirlenmiştir. Bu türbe, her türlü isteğin gerçekleşmesi için, çoğunlukta kadın olmak üzere her kesim halk tarafından,genellikle perşembeyi cumaya bağlayan gece ve cuma günü ziyaret edilmektedir. Hacı Abuzer Baba’nın türbesi harap halde iken 2019 yılında Adıyaman Belediyesi tarafından restore edilmiş bugünkü halini almıştır. Hacı Abuzer Baba’nın kabrinin bulunduğu odada dokuz tane daha sanduka yer alır. Bunlar türbenin girişinde sağdan sola sırasıyla şöyle sıralanmaktadır. Hacı Abuzer Baba’nın müridi H. Molla Yusuf, Hacı Abuzer Baba’nın oğlu Şeyh Abdurrahman Baba (1912–1972), Hacı Abuzer Baba’nın torunu Ali Baba (1930–1983), Hacı Abuzer Baba, Şeyh Arap Hasan Baba, Şeyh Arap Hasan Baba’nın oğlu, Hasan Baba’nın efendisi, Şeyh Efendinin oğlu Şeyh Hüseyin Baba, Şeyh Hüseyin Baba’nın oğlu Şeyh Abdurrahman Baba, Şeyh Mehmet Necati. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Adıyaman

Arap Hasan Baba

Adıyaman – Musalla Mahallesindeki Hacı Abuzer Baba Türbesinde. Arap Hasan Baba’nın türbesi, Musalla Mahallesi’nde eski Marangozlar Çarşısının güneyinde yer almaktadır. Hacı Abuzer Baba ile beraber aynı türbededir. Hacı Abuzer Baba’nın mürşididir. Zamanında birçok mürşidin yetişmesinde öncü olmuştur. Anlatıldığına göre, günlerden bir gün Adıyaman’da bir yangın çıkar. Evler ahşap olduğundan söndürme umudu yoktur. İnsanlar düşünür, taşınırlar. Nihayet Baba Efendi’ye durumu acilen bildirirler. Arap Hasan Baba kıbleye dönerek elini açar ve yalvarır. Yangın anında durur. Arap Hasan Baba, bir kış günü kirvesine haber göndererek, bir kadın cenazesi için ne gerekiyorsa tedarik edip getirin, der. Kirvesi neler olduğunu merak edince, Arap Şeyh, “bekle ve gör. Yakın bir gelecekte bir kadın vefat edecek”, der. Kirvesi malzemeleri alıp getirir. Arap Şeyh getirilen malzemeleri saklar. Aradan 3-4 gün geçtikten sonra Arap Şeyh’in eşi aniden vefat eder. Kirvesi bu olayı gördükten sonra Arap Şeyh’in büyüklüğünü anlar. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Adıyaman

Zeynel Abidin Türbesi – Adıyaman

Adıyaman – Şehir merkezine 17 km uzaklıktaki Uludam köyünün Alyurt mezrasında Zeynel Abidin’in türbesi, şehir merkezinin 17 km. doğusundaki Uludam köyünün Akyurt Mezrası’nda küçük bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Ağaçlandırmanın yapıldığı bir alanda bulunan türbe, sandukanın bulunduğu oda ile erkek ve kadın mescidinden oluşmaktadır. Sandukanın üzeri yeşil örtülerle kaplı olup, baş kısmında büyük tespihler bulunmaktadır. Anlatıldığına göre, türbe Hz. Ali’nin torunun torunu olan Zeynel Abidin’e aittir. Bir başka rivayete göre ise Hz. Hüseyin’in 16. göbekten torunu Zeynel Abidin’in türbesidir. Zeynal Abidin yedi veya on iki yaşlarında vefat etmiştir. Sandukasının ebatlarından da küçük yaşta vefat etmiş olduğu anlaşılmaktadır. Rivayete göre, annesinin onu ölüyken bile emzirdiği, hatta türbesinin etrafında annesinin onu emzirmesi için bir delik olduğu ve bu deliğin etrafında da süt lekeleri olduğu söylenmektedir. Buraya dilekte bulunup adak adamaya gelenlerin türbenin etrafındaki ağaçlardan meyve yiyebilecekleri, ancak hiçbir şekilde yanlarına alıp evlerine götüremeyecekleri söylenir. Eğer götürülürse başlarına kötü şeyler geleceğine inanılır. Türbenin, IV. Murat’ın Bağdat Seferi dönüşü keşfedilmiş olduğu anlatılır. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Adıyaman

Mansur Bin Cavena Türbesi

Adıyaman – Merkez – Yenipınar mah Keleş sokak no :10. Mansur b. Cavena’nın türbesi, şehir merkezinde olup, Yeni Pınar Mahallesi, Keleş Sokak, No: 11’de yer alan, hususi bir evin avlusunda, tek odalı betonarme bir yapıdır. Türbe harap halde iken hayır sevenlerin yardımı ile 2020 yılında 4 aylık bir çalışma ile yeniden yapılmıştır. Burada yatan zatın Emevilerin Adıyaman’ı fethettikten sonra, buraya gönderdikleri, Mansur b. Cavena adlı komutan olduğu söylenmektedir. Anlatılır ki, bu zat Adıyaman’a geldiğinde şehri harabe halde bulur. Adıyaman’ın kalesini tamir ettirdikten sonra, şehrin her tarafını bahçelerle süsler, daha sonra onun ismine izafeten şehre “Hısn-ı Mansur” ismi verilir. 670 yılında Kays kabilesine mensup Emevi komutanlarından Mansur Bin Cavena Adıyaman’ı ele geçirir. Bu komutanın Adıyaman şehrinin ilk yerleşim alanı içinde kalan bugünkü Adıyaman Kalesini yaptırdığı rivayet olunur. Kronolojik zorlama ile birlikte, 750 yılında Emevi iktidarına son veren Abbasiler, bir süre sonra da Adıyaman bölgesini –buranın idarecisi ve bir rivayete göre ismini veren- Mansur ibni Cavena’yı öldürerek Abbasi hakimiyetine katmışlardır (758). Türbe, kadınlar tarafından sıkça ziyaret edilir. Çok ağlayan çocuklar, çarşamba ve cuma günleri bu türbeye getirilir. Bu çocukların atletleri, bir çarşamba iki cuma ya da iki çarşamba bir cuma olmak üzere türbeye bırakılır, oradan da bir atlet alınır. Bundan sonra çocuk, eskisi gibi sürekli ağlamazsa, türbeye on bir tane atlet götürülüp bırakılır. Ayrıca buraya yemek getirip dağıtanlar da bulunmaktadır. Yeni Pınar Mahallesi’nde sokak arasında bir yerdedir. Oldukça bakımsız bir halde olup, kendi haline bırakılmıştır. Eski sahiplerinden bu mülkiyeti devralan yeni sahiplerinin, türbeyi ziyaret olarak kullanılmaktan çıkarıp depoya dönüştürmüş oldukları nakledilir. Muhtemelen Mansur b. Cavena isimli tarihi şahsiyet zaman içerisinde unutulur39. Mansur ismi Mustafa olarak, Cavena ismiyse Ceho olarak değişime uğrar. Ve bugün sadece ‘Ceho’nun oğlu Mustafa Baba’ olarak kalır. Söylentiye göre, Mansur bin Cavena’nın cuma günleri abdest alıp cuma namazına gittiğini görenler olmuş. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Gaziantep , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Adıyaman

Adıyamanlı Sarı Şeyh Mustafa Efendi

Adıyaman – Hacı Ömer mah Hasan Mekki sokakta. Adıyaman’ın Kadiri tarikatı büyüklerinden Sarı Şeyh lakaplı Hacı Mustafa Efendi (1839-1920), Halisiyye silsilesinden Urfalı Osman Dede’nin halifesidir. Hoca Ömer Mahallesi, Hasan Mekki Sokak’ta yer alan Hasan Mekki türbesinde medfundur31. Anlatıldığına göre, Sarı Şeyh’in ailesi 400 yıl önce Adıyaman’a gelmiş olup, Adıyaman’ın en eski mutasavvıflarındandırlar. Kadiri Tekkesini açmışlar ve bu tekkenin devamını sağlamışlardır. Bu tarikatın son temsilcileri geniş bir aile olan Sarıgül Ailesi’dir. En son piri ise Sarı Şeyh Mustafa Efendi’dir. Sarı Şeyh Mustafa Efendi’nin piri Dede Osman Avni Efendi’dir. Sarı Şeyh Mustafa Efendi’nin Hasan-ı Mekki’nin yanına gömülmesi konusunda şu rivayet anlatılır. Sarı Şeyh, vefatına yakın bir zamanda, rüyasında Hasan-ı Mekki kendisine, “Sarı Şeyhi başımdan uzak, ayağımdan aşağı gömün”, der. Bunun üzerine Sarı Şeyh Mustafa Efendi vefat ettiğinde oraya gömülmek ister. Oğlu Ömer Mazhar Efendi (1877-1923) Adıyamanlı şairler arasında yer alır. 1904 yılına ait Şeriyye sicilinde iki belgede Hoca Ömer Mahallesi imamı olarak Sarı Şeyh’in oğlu Şeyh Mustafa’nın ismi geçer. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Gaziantep , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Adıyaman

Çoban Baba Türbesi – Adıyaman

Adıyaman – Merkez – Musalla mah Marangozlar. çarşısında. Çoban Baba türbesi, şehir merkezi Musalla Mahallesi, Marangozlar Çarşısında yer alan tek odalı betonarme bir yapıdır. Önünde iki dut ağacı ve küçük bir çeşmenin yer aldığı türbenin kapısı yeşil renkte olup, üzerinde “Çoban Baba” yazan bir tabela bulunmaktadır. Çoban Baba’nın sandukası, türbe girişinin hemen karşısında olup, üzeri yeşil örtü ve seccadelerle kaplıdır. Türbenin iç duvarında bir camekân bulunmakta, camekânda çobanlığın sembolü olan kaval ve asa yer almaktadır. Türbe, Ramazan Kırmızı tarafından yaptırılmıştır. Çoban Baba’ya, çobanlık yaptığından dolayı bu isim verilmiştir. Asıl ismi Palazoğlu Hacı Abuzer Baba’dır. Bu zat Adıyamanlı Küçük Muhammed Efendi’nin arkadaşıdır. Nakşibendî kolundan olan Urfalı Halidi Ziya’nın Halifesi Hafız Muhammed Selim Ruhavi’ye bağlıdır. Doğum tarihi bilinmemekle beraber 1910 yılında vefat ettiği tahmin edilmektedir. Çoban Baba türbesi ile ilgili olarak da Hacı Abuzer Baba Türbesi’nde olduğu gibi belediyece yıkılmasına karar verilir. Ancak bütün uğraşlara rağmen greyderin burayı yıkamadığı, perşembe geceleri türbenin ışığının kendiliğinden yandığına birçok kişinin şahit olduğu anlatılır. Çoban Baba’nın türbesi, istek ve dileklerin gerçekleşmesi için yedi cuma güneş battıktan sonra ziyaret edilir. Türbeyi yedinci ziyarette, ziyaretçiler Çoban Baba’nın sevdiğine inandıkları pekmezli taplama getirip burada dağıtırlar. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Gaziantep , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,201

📍 Adıyaman

Rıfat Baba Türbesi

Adıyaman – Merkez – Varlık mahallesi 407.sokakta Rıfat Baba türbesi, il merkezinin güneyinde olup, Varlık Mahallesi 407. sokakta, Hacı Abuzer Baba türbesi karşısında, Şeyh Muhyiddin-i Arabi Camiinin bitişiğinde yer almaktadır20. Tek odadan oluşan türbe, betonarme bir yapıya sahiptir. Kapısı yeşil renkte olan türbenin küçük bir kubbesi bulunmaktadır. Kapıdan girişte hemen karşıda yer alan sanduka, yeşil bir örtü ile örtülüdür. Sandukanın başında Türk bayrağı, iki yanında büyük tespihler bulunmaktadır. Türbenin içinde ayrıca Rıfat Baba’nın torunu olan Hacı İbrahim Halil Kök’ün (1305– 1942) mezarı bulunmaktadır. Türbenin duvarında türbeyi yaptıranın Ramazan Kırmızı adlı şahıs olduğu yazılıdır. Rıfat Baba 1798–1864 yılları arasında yaşamıştır. Rıfat Baba Adıyaman’da doğmuş bir şair olmakla beraber uzun süre başta İstanbul olmak üzere birçok yerde ikamet etmiştir21. Çocukları İstanbul’a yerleşen Rıfat Baba’nın halen torunlarının İstanbul’da ikamet ettikleri söylenir. Hayatı boyunca geçim sıkıntısı çekmekle birlikte, çilekeş ve sabırlı olduğu bilinir. Tahsilsiz olmasına rağmen Rıfat Baba kuvvetli bir şiir tekniğine sahiptir. Şairin gazellerinden bir beyti şöyledir. “Nazeninler çok, veli mislin bulunmaz sevdiğim Berakallar hüsn-ü etvarın senin gibi özge şey” Onun Adıyaman sevgisi şu mısralarında kendini gösterir. “Dilberlerin misli İstanbul’da bulunmaz Rif’at bu sebepten seviyor Adıyaman’ı” Rıfat Baba’nın hangi tarikata bağlı olduğu tam olarak bilinmemekle beraber Melami olduğu tahmin edilmektedir. Şair özelliği ile bilinen Rıfat Baba’nın şiirlerinden büyük bir Ehl-i Beyt sevgisine sahip olduğu anlaşılmaktadır. “Bir gece nagah göründü çeşmime bir el Sual ettim ism-i şerifin nedir? Söyledi: Haydar Sualinden muradın ben isem Rıfat’a benem Ol fetaheddin siri huda damadı peygamber” Yine Rıfat Baba’ya ait ve birçok gazel okuyucusu tarafından seslendirilen bir beyit şöyledir: “Sanırım derdimi Lokman’a söyledim dedi eyvah Bu derdin def’ine çare hakiki bir ilah kaldı.” Halk arasında padişahtan gösterdiği keramet karşılığında Abuzer Gaffari Türbesinin beratını alan ve Mıraz (Muraz) Dede diye de anılan Rıfat Baba’nın türbesi her gün ziyarete açıktır. Bununla beraber genelde cuma günleri ziyaret edilse de, yakın olması münasebetiyle de Hacı Abuzer Baba’nın türbesini ziyaret edenler daha sonra burayı ziyaret etmektedirler. Burası çoğunlukla kadınlar tarafından ziyaret edilmektedir. Türbenin ziyaret sebepleri arasında şunlar gelmektedir: Her türlü hastalığa şifa bulmak, çocuk sahibi olmak, evlenebilmek, sınav kazanmak ve her türlü arzunun gerçekleşmesi. Dilekleri kabul olanlar, pekmezli taplama, çiğ köfte, tavuklu pilav veyahut ne adamışlarsa onu getirip orada bulunan insanlara dağıtırlar. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Gaziantep , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Adıyaman

İzollu Hacı Mehmet Efendi

Adıyaman – Sıratut cami yanında. İzollu Hacı Mehmet Efendi türbesi şehir merkezinde, Sıratut Mahallesi’nde bulunmaktadır. Bu zatın aslen Malatya’nın İzollu (bugün Kale ismiyle bilinen) ilçesinden ve İzollu aşiretinden olduğu söylenir. Hacı Mehmet Efendi Sıratut Camisinin imamıymış . Anlatıldığına göre, Nakşîbendi tarikatine mensup olup, uzun bir irşad faaliyetinden sonra 1810’da vefat etmiştir. Bu zatın tek başına bir hücrede kalıp, ibadetle meşgul olduğu aynı zamanda sohbetler ve dersler verdiği nakledilir. İzollu Baba hakkında anlatılan bir menkıbe şöyledir. Adıyaman yerlilerinden olan bir şahıs kaçakçılık işinden dolayı hapse girer. Hapiste iken rüyasında İzollu Baba’yı görür. İzollu Baba onun beraat edeceğini söyler. Beraat etmesi zor olan bu kişi gerçekten beraat eder. İlk iş olarak, Sıratut Camii’ni ve İzollu Baba’nın makamını yaptırır. Bu camiyi ve makamı da sonraları Açıkgöz Mehmet Ali adlı şahıs restore edip bu günkü şeklini vermiştir. Anlatılan başka bir rivayete göre, geçmiş zamanlarda bu türbe zamanın kaymakamı tarafından yıktırılmak istenir, ilk balyozu kaymakam vurmak ister, ama bunu yapacağı sırada eli tutulur, türbeyi yıkamaz. Cami ile yan yana olduğu için türbe, her namaz sonrası camii cemaati tarafından ziyaret edilmektedir. Cuma akşamı ve yatsı salasından önce ve sonra ise birçok kadın tarafından her türlü arzu ve temenni için ziyaret edilmektedir. Ayrıca Abdulgani Baba türbesini ziyaret eden birçok kadın, daha sonra İzollu Baba türbesini ziyarete gelmektedir. Genellikle bu ziyaretler yedi cuma art arda yapılmaktadır. Dileği kabul olan kimseler türbeye gelip, şeker ve bisküvi dağıtmaktadırlar. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Gaziantep , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Adıyaman

Eynel ve Mahmud Dede Türbesi

Konya – Kabir ne yazıkki yıkılmıştır. Karatay ilçesi, Akçeşme Mahallesi’nde, Akçeşme’nin güneyinde geniş bir bahçe içerisinde yer alan 16. yüzyılda yapılmış bir türbedir. Yakın yıllarda yıkılmadan önce kerpiç duvarlı düz toprak damlı bir türbeydi. İçerisinde İynel Dede’nin ve Mahmut Dede’nin mezar taşları vardır. Daha sonra bu türbe yeniden yapılmak için yıkılmış ve bir daha yapılmamıştır. Yapı aslında yıkılan bir Mevlevi Zaviyesinin türbesiydi. Kitabe: İynel Dede’nin mezar taşında şunlar yazmaktadır: Ah el-mevt intekale el-merhüm el-magfür es-sa’id eş-şehîd Eynel Dede sene sittin ve tıs famie (960) Kaynak ; Türk Kültür varlıkları envanteri – Konya, Türk Tarik Kurumu, Prof Dr. Haşim Karpuz

📍 Konya

Ayabakan Türbesi

Konya – selçuklu – ferhuniye mahallesi Sultan Mesud sokak no :10 Eser, Sultan Mesut Sokakta Süt Tekkesinin kuzeyinde yer alır. Yapı M. 13. yüzyılda, Selçuklular döneminde yapılmıştır. Eserin çeşitli dönemlerde geçirdiği onarımlar sebebi ile orijinal mimarisi hakkında kesin bilgimiz yoktur. Yapım malzemesi taş ve tuğladır. Ayabakan Tekkesi adıyla anılan bu eser, Selçuklu devrinde önemli bir bölge olan Ertaş Kapısı denilen dış sur kapısının iç kısmında bulunmakta idi. Kuzey cephesinin doğu köşesindeki ahşap ve tek kanatlı bir kapıdan içeriye girilir. Duvarlar yer yer taş ve tuğla ile düzensiz bir biçimde örülmüştür. Eserin içinde hiçbir süsleme ve tezyinat yoktur. Tavan, üç ahşap sütuna oturmuş bir ana kiriş ve du- vara doğru basan ahşap kirişlerle örtülmüş ve hasır üzerine toprak damla kapatılmıştır. Türbenin kuzey cephesinde dikdörtgen bir pencere yer alır. Ortada basit sanduka yer alır. Bunun çevresinde ise tuğladan zemin döşemesi görülmektedir.

📍 Konya

Şeyh Mesud Türbesi

Şanlıurfa – Merkez – Şıh Maksut mahallesi , Şıh Maksud Tepesi Şıh Maksud (Şeyh Mesud) Türbesi Şıh Maksud Mahallesi, Şıh Maksud tepesi üzerinde yer alır. Türbe, Şıh Maksud’un medrese olarak kullandığı rivayet edilen zaviyenin içerisinde yer almaktadır. Türbenin içerisinde bulunan tabelada şu bilgileri yer alır. “Şeyh Mesud, Hoca Ahmet Yesevi’nin öğrencilerinden olup Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında görev almış bir Alperen’dir. Türk Devletlerinden Zengiler’in (1144-1182), Eyyubiler’in Urfa’ya hakim oldukları (1182-1234) sırada, Batı Türkistan yakınındaki Nişabur şehrinden öğrencileriyle Urfa’ya gelmiş ve bu zaviyeyi kurmuştur. Dört eyvanlı Selçuklu medreseleri planında inşa edilen zaviyenin her eyvanında, dört İslam mezhebinin biri ile ilgili ilimler tahsil ediliyor, zaviyenin güneybatısındaki mağaralarda öğrencilerin ikameti sağlanıyordu. Zaviyenin 100 m. batısında bulunan sarnıcın yanındaki kaya duvarı üzerinde yer alan Arapça kitabede, sarnıcın H. 579 (M.1183) tarihinde Nişaburlu Said oğlu Mesud tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Zaviyenin de aynı tarihte yapıldığı tahmin edilmektedir. Zaviyenin bodrumunda yer alan ve girişi doğu dış cepheden olan mezar odasında bulunan beş mezardan birinin Şeyh Mesud’a, birinin kız kardeşine, diğer üçünün ise, öğrencilerine ait olduğu söylenilmektedir. Devrinin alim ve mutasavvıflarından biri olan Şeyh Mesud ve zaviyesi ile ilgili anlatılan bir rivayete göre, “Anadolu’yu İslamlaştırmak ve Türkleştirmek üzere Anadolu topraklarına gelen Şeyh Mesud, Urfa’yı çok sever ve buraya bir zaviye yapıp öğrenci yetiştirmeyi ister. Şeyh Mesud zaviyenin inşası ile uğraştığı esnada, yoldan geçen tanımadığı bir askerden çevrede bulunan taşları toplayıp kendisine getirmesini ister. Şeyhin bu isteğini kabul eden asker, kendisinden istenilen taşları toplar ve şeyhe getirir. Askerin bu davranışından çok etkilenen Şeyh Mesud, ‘Allah seni Mısır’a sultan yapsın’ diye askere dua eder. Anlatıldığına göre, Şeyh’in duasını kabul eden Allah, söz konusu askeri Mısır’a sultan eder.” Aynı konu ile ilgili diğer bir rivayete göre ise, “Şeyh Mesud’un zaviyenin inşası için taş topladığı sırada, yoldan geçen süvari birliğinin komutanının atı, ürker ve bu duruma çok kızan komutan askerlerine Şeyh Mesud’u kırbaçlattırır. Hak etmediği bir cezaya çarptırılmasına dahi kızmayı ya da beddua etmeyi düşünmeyen Şeyh Mesud, süvari birliğinin komutanına ‘Allah seni Mısır’a sultan yapsın’ diye dua eder ve söz konusu komutanın daha sonra Mısır’a sultan olduğu anlatılır. Daha sonraki bir dönemde şeyhin öldüğünü duyan Mısır sultanı, Urfa’ya gelerek günümüzde mevcut olan türbeyi inşa ettirir. Zaviyenin girişi, batı tarafta bulunan ahşap bir kapı ile sağlanmaktadır. Dört eyvanlı olarak inşa edilen zaviyenin ortasında üzeri yarım kubbe ile kapatılmış bir avlu bulunmaktadır. Şıh Maksud’a ait olduğuna inanılan mezar, avlunun doğusunda bulunan eyvanın içersinde yer almaktadır. Mezarın bir metre yüksekliğindeki ahşap sandukasının üzeri, yeşil örtüler ile kapatılmıştır. Mezarın bulunduğu eyvan ile avlunun arası, ahşap bir camekan ve demir parmaklıklar ile bölünmüştür. Mezarın bulunduğu eyvanın girişi, kuzey taraftaki ahşap kapı ile sağlanmıştır. Türbe, genellikle Cuma günü saat 10:00’dan sonra dilek tutma amaçlı veya şifa amaçlı olarak kadınlar tarafından ziyaret edilmektedir. Evlenmek, çocuk sahibi olmak veya işe girmek isteyen ziyaretçiler, namaz kılıp dilek tuttuktan sonra dileklerinin kabul olması için kendilerine ait bir elbise, elbiseden bir parça, tespih,düğme, para, kurdele ve başörtüsü gibi eşyaları mezarın üzerine atmakta veya eyvanın önündeki parmaklıklar ile ziyaretin doğusunda ve kuzeydoğusunda bulunan dağdağan ağaçlarına ip veya çaput bağlamaktadır. Bütün bunlardan sonra isteyen ziyaretçiler, dileklerini eyvan ile avlunun arasında bulunan ahşap camekan üzerine yazarak ziyareti tamamlarlar. Diğer taraftan türbeye nefes darlığı çeken hastalar ile romatizma hastaları şifa amaçlı gitmektedir. Bu hastalar, sırtlarını veya ağrıyan yerlerini içerisinde Şeyh Mesud’un mezarının bulunduğu eyvanın demir korkuluklarına sürer ve akabinde imkan bulurlarsa, mezarın etrafında üç defa dönerek şifa aramaya devam ederler. Daha sonra, şeyhin kabri üzerine bir miktar para atan ziyaretçiler türbeden ayrılırlar. Dileğinin kabul olduğuna veya hastalığının iyileştiğine inanan ziyaretçiler, daha sonraki bir dönemde tekrar türbeye giderek burada kurban kesip yemek yaparlar. Yapılan yemekleri o anda türbede bulunan diğer insanlarla birlikte yerler.

📍 Şanlıurfa

Şeyh Müslüm Hafız

Şanlıurfa – Merkez – Harrankapı Kabristanında Urfa’da dünyaya geldi. Babası Abdullah Şeddadi Aşireti’nden annesi Hediye Hanım Şeyhanlı Aşireti’ndendir. Genç yaşta Abdurrahman dede köyünden Rahime adlı bir hanımla evlenir ve bu evlilikten bir oğlu (Hacı Bahaeddin Abacı) ve üç kızı (Saliha, Emine ve Zeyneb) dünyaya gelir. Zamanın kurra hafızlarından Hacı Muhammed Berhoş Hafız Efendi’den ders alarak hafızlığını tamamlar. Daha sonra Rızvaniye Medresesi’ndeki eğitimine önce Kürt Hacı Ali Efendi’nin yanında başlar. Daha sonra eğitimini Miftahi Hasan Efendi’den tamamlar ve büyük bir başarı göstererek diplomasını alır. İlimdeki üstün başarısından dolayı askerlikten muaf sayılır. Eğitimini tamamladıktan sonra, Hasan Padişah Camii’nde fahri olarak vaaz verir ve mukabele okur. Henüz genç yaşında, Urfa’da imamlık yapan ve irşad faaliyetlerinde bulunan Nakşibendi Şeyhi ve mürşid-i kamili Kerküklü Şeyh Abdurrahman Efendi’ye intisab eder. Şeyh Abdurrahman Efendi’den hilafet alarak Nakşibendi tarikatının Halidi şubesinin 5. göbek halifesi olur. Kendisi sağlığında halife ve vekil bırakmamıştır. Hacı Müslüm Hafız Efendi, Urfa’da camilerin tamir ve onarımı işlerini ilk olarak kendisi başlatmıştır. Kendisinden sonra bu işlerle müridi merhum Hacı Rafi Görgün Hafız Efendi uğraşmıştır. 1951’de Mevlid-i Halil Camii’ni, 1954’de Maşuk Köyü Camii’ni, 1956’da Çarhoğlu Camii’ni, 1957’de Sefalı Camii’ni ve 1958’de de Abamor Ziyalı Camii’ni yeniden inşa ettirmiştir. Bu camiler inşa edilirken maddi destek hayırsever Urfalılardan gelmiş olup, camilerin mimarlığını ve mühendisliğini ise Hacı Müslüm Hafız Efendinin yapmış olduğu anlatılır. Bu camilerin dışında Arabi Camii ve Gölpınar Köyü Camii’lerinin de tamirlerini gerçekleştirmiştir. Hacı Müslüm Hafız (k.s.) Efendi, vefatından bir yıl önce prostat kanserine yakalanır. Birkaç kez ameliyat da olur ancak hastalık düzelmez. Bu hastalıktan dolayı son 11 ayını yatakta geçirir ve nihayet 28 Haziran 1958 yılı Kurban Bayramının 1. günü sabah saatlerinde vefat eder. Türbesi Harran Kapı Kabristanındadır. Menkıbeleri Urfa’da 1930’la 1950 yılları arasında satılmış olan camilerin alı- narak tekrar cami yapılmasını ve tamirlerini Şeyh Müslüm Hafız başlattı. Kendisinin müridi olan Rafi Görgün Hafız, camilerin ya.pımında Şeyh Müslüm hafızın sağ kolu idi. Anlattığına göre Sefalı camiini yaptırırken derneğin parası kalmamıştı. Şeyh Müslüm Ha- fıza gelerek para istediler. Biliyorlardı ki onun da parası yoktu. Şeyh Müslüm Hafız o sırada rahatsızdı ve bir mindere uzanmıştı. Ondan para istediklerinde, elini başı üzerindeki küçük pencereye uzattı ve oradan üç tane binlik alarak Rafi Hafıza verdi. Oysa parayı aldığı yerde, para olmadığını biliyorlardı. Orada bulunanlar bu işe hayrette kalmışlardı. *** Yine Sefalı Camii yapılırken şehirde su kıtlığı vardı. Dolayısıyla cami inşaatında çalışanlar susuzluk çekiyorlardı. Şeyh Müslüm Hafız, bir işçiye bir yeri kazmasını söyledi. O da gösterilen yeri kazınca, birçok musafat denilen taşlar ve ayrıca yan yana uzatılmış iki uzun taş çıkmıştı. Taşları kaldırdıklarında altında eskiden kazılmış hazır bir kuyu meydana çıktı. Böylece hem o çıkan taşları cami yapımında kullandılar hem de kuyunun suyunu çekerek su ihtiyaçlarını karşıladılar. *** 1952 senesinde Şeyh Müslim Hafız Efendi Mevlid-i Halil Camii- nin tamiratını ve bahçe düzenlemesini yaptı. Cami avlusunun etrafına revaklar yaptırıp, üç köşesine de birer küçük minare diktirdi. Avlunun ortasından geçen suyun akışına güzel bir şekil verdirdi. Camii avlusunun kuzey tarafına da iki türbe yaptırdı. Bu türbeleri, —Sizin için mi, başkaları için mi yaptırdınız? diye soranlara da; —Hayır, benim değil, sahibi yakında gelecek demişti. Yakında gelecek dediği sahibi Bediüzaman Said Nursi idi. Nihayet, 1960 senesinde Urfa’da vefat eden Bediüzzaman Said Nursi’yi Mevlidihalil camiinin avlusunda Şeyh Müslim Hafızın yaptırdığı bu türbeye defnettiler. Onun da buraya defnedilmesi, öğrenci- leri ve sevenleri tarafından ziyaret edilmesi de bu mekâna ayrı bir maneviyat zenginliği ve değişik bir manzara katmıştır.Şeyh Müslüm Hafızın Torunlarından Aziz Bütün’ün anlattığına göre Mevlidihalil camiinin tamir ve düzenlemesini yaptığı sırada paraları kalmadı. Para bulmak için düşünürlerken, adamın biri geldi ve Şeyh Müslüm Hafızı sordu. Kendisine onu gösterdiler, adam yanına gitti ve bir torba dolusu para çıkararak: —Bunu size filan adam gönderdi, dedi. Böylece o para sıkıntılarını gidermiş oldu. *** Müritlerinden Halil Öztürk anlatıyor: Müslüm Hafız Efendi bazı müritleriyle Maşık köyünde Hacı Yusufun bağında cami için bir kuyu kazıyorlardı. Bir gün kuyunun içine iki kişi girmiş kuyunun etrafına bilezik denilen taş döşüyorlardı. Bir kişi de kuyunun ağ- zında onlara halata bağladığı taşı sallıyordu. Bir defasında nasıl olduysa halat taştan çözüldü ve kocaman taş kuyunun dar ağzından aşağıdakilerin üzerine doğru hızla düşmeye başladı. O sırada Şeyh Müslüm Hafız abdest almak için musluğun önünde oturmuştu. Yanında da bir müridi onu bekliyordu. Birden Şeyh Müslüm Hafız “Allah” diye bir sayha çekti ve ayağını biraz ileriye uzattı. O anda ayağı hafifçe kanamıştı. Bu arada da kuyu başında bulunana: —Oğlum biraz dikkat et diye seslendi. Diğer taraftan taşı kuyu- ya sarkıtan adam, taşın kuyuya düştüğünü görünce korkudan ren- gi bembeyaz olmuştu. Şiddetli bir gümbürtü duyuldu. Kuyunun içindekiler yukarıya seslenerek bu gürültünün ne olduğunu soruyorlardı. Taş kuyunun dar olan ağzından altta çalışanlara deyme- den geçmiş ve suyun içine düşmüştü. Kendilerine taşın düştüğünü söylediklerinde: —Biz böyle bir şey görmedik demişlerdi. *** Ahmet Döğücü anlatıyor. O da menkibeyi bizzat olayı yaşayan Hacı Haydar Camkesen’den dinlemiştir. Hacı Haydar Camkesen de Şeyh Müslüm Hafızın müridi idi. Her gün hatme yapıldığında kendisi de hazır bulunurdu. Bir gün hastalandı, doktorlara gitti, tedavi gördü. Fakat bir türlü hastalığı iyileşmediği bibi günden güne de ağırlaşıyordu. Artık zikre katılamıyordu. Bir gün Şeyh Müslüm Hafız, hatme sırasında Hacı Haydar’ı göremeyince, gel- meyişinin sebebini sordu. Ağır hasta olduğunu söyledir. O zaman Şeyh Müslüm Hafız: —O buraya gelemiyorsa, kalkın biz oraya gidelim dedi ve hep birlikte Hacı Haydar’ın evine gittiler. Orada hatmeye başladılar. Hacı Haydar da yanlarında yatakta uzanmıştı. Hatme sırasında Hacı Haydar Efendinin gözüne birden Şeyh Müslüm Hafız ile birlikte şeyhi Kerküklü Abdurrahman Efendi ve onun şeyhi Ahmed Şemseddin Efendi göründüler. Her üçü de karşısına geçtiler ve kendisini hemen orada ameliyat yaptılar. Göğsünü yardılar içinden ciğerlerine bir şeyler yaptılar sonra tekrar göğsünü diktiler. Bu hadiseden sonra Hacı Haydar Efendi kendine geldi, hiçbir ağrısının kalmadığını gördü. Ertesi gün doktora gittiğinde kendini muayene eden doktor hayrette kalmış ve —Sen yeni bir ciğer mi takmışsın, diye latife ile birlikte şaşkınlı- ğını göstermişti. Bu olaydan sonra Hacı Haydar Efendi daha onbeş sene yaşamıştır.Kendisine Haydar Çavuş dedikleri Haydar Altınsoy şunları an- latıyor: “Şeyh Müslüm hafız Efendiye yeni intisab etmiştim. O sı- rada Yakubiye mahallesindeki Sefalı Camiini yaptırıyordu. Bir günSefalı Camiine Şeyh Müslüm Hafızla birlikte gittik. Camiin yapılışı hakkında oradaki ustalara ve eski müritlerine bazı sorular soru- yordu. Onlar konuşurken birden benim de aklımdan: —Ben yeni olduğum için benim fikrimi hiç sormuyor, bana de- ğer vermiyor, deye geçti. O sırada hemen Şeyh bana dönerek: —Hele sen de camii gez dolaş, bak bakalım beğenecek misin? diye söyledi. Sanki kalbimden geçeni duymuş gibiydi. Kaynaklar ; 1- Evliyalar Şehri Şanlıurfa , Abdulhalim Durma 2- Urfa’da Tasavvuf İzleri , Mahmut Karakaş , Şurkav

📍 Şanlıurfa

Seyyid Maksud oğlu Seyyid Hacı Ali Türbesi

Şanlıurfa – Merkez – Bediüzzaman Kabristanında Harran Kapı Mezarlığı içersinde yer alan bu türbe, kesme taşlardan sekizgen planlı ve tek kubbeli olarak inşa edilmiştir. Kitabesinde şöyle yazılıdır: Bu mezar, seyyidler seyyidi, iyilik ve güzellikler babası, Seyyid Maksud oğlu Seyyid Hacı Ali’nindir. Allah’ın rahmetine kavuştuğu Rebiyülevvel 1003 (Kasım 1594) tarihinde burası bina edilmiştir. Türbede, Seyyid Ali’den başka 1876’da vefat eden Kadiri Şeyhi Hacı Mustafa Efendi, iki oğlu, bir kızı ve 1969’da vefat eden Şeyh Hüseyin’e ait olmak üzere toplam 6 mezar bulunmaktadır. Kaynak ; Kültür ve İnançlarıyla Şanlıurfa , Şanlıurfa Valiliği

📍 Şanlıurfa

Abdülkadir Erbili Türbesi

Şanlıurfa – Merkez – Ellisekiz meydanında halveti tekkesi yanında Abdulkadir Kemaleddin Erbili (1806–1897) hem Kadiri, hem Halveti ve hem de Nakşibendî şeyhidir. Erbilli olup, Erbil’de Kadirî şeyhi Şeyh Ziyaeddin Abdurrahman Talabani’nin halifesidir. Urfa’ya ne zaman geldiği belli değildir. Fakat orta yaşlarında geldiği muhakkaktır. Kendisi Şeyhi Abdurrahman Talabani’den Kadirilik hilafeti almasına rağmen, Urfa’da Şeyh Ramazan Şanî’nin yaptırdığı Halveti tekkesinde şeyhlik ve vakfının mütevelliliğini yapmıştır. Bu tekke’ye nasıl şeyh olduğu ve şeyhliği kimden devr aldığını henüz sicillerde rastlayamadık. Yalnız vermiş olduğu 21 Rebiülahir 1308 (Miladi 5 Aralık 1890) tarihli bir arz dilekçesinde Şeyh Abdulkadir Kemaleddin Erbilî’nin bu tekkenin vakfının uzun yıllar mütevellisi olduğu anlaşılmaktadır. Dilekçenin baş tarafı şöyledir: “Nezaret-i Evkaf-ı Hümayun mülukâneye mülhak evkafdan olup tevliyeti şeyhine ve gallesi imaretine meşrut olan Medine-i Urfa mahallatından Hacı Gazi mahallesinde vaki Şeyh Ramazan Şani Efendi ibni Gazi Halife nam vakfın bina ve inşasına muvaffak olduğu Halvetiye hangah-ı şerifi vakfının ba-fermanı ali mütevellisi olup hankah-ı mezkurde meşihatını eda ve ifa eden Erbil ahalisinden Şeyh Abdulkadir Efendi ibni Muh- yiddin Efendi nam kimesnenin sini seb’i mütecaviz olup müstakilen idareden aciz olmakla…” Bu dilekçe verildiğinde Şeyh Abdulkadir Erbilî Efendi 70 yaşını çoktan geçmiş bulunuyordu. Yaşının geçkin olmasından dolayı aynı dilekçede vakfın mütevelliliğini Şeyh Şanî evlatlarından Abdulkadir oğlu Şeyh Muhammed Bakır’a devrettiği de anlaşılmaktadır. Şeyh Abdulkadir Kemaleddin Erbilî’nin türbesi Urfa’da Kurtuluş meydanında şeyhliğini ve mütevelliliğini yaptığı, Şeyh Ramazan Şanî’nin yaptırdığı Halveti tekkesinin içindedir. Türbesi üzerindeki kitabede: “fatiha, Haza darihu’l-arifi bi-Rabbihi samiyi’l-gavs ebi Muhammed Muhyiddin es-seyyidi senedi’ş-Şeyh Abdulkadir ibni Şerif Mu- hammed Muhyiddin es-Sıddık el-Hüseyni. Tüviffiye an ihda ve tis’ine seneten rahimallahu’r-Rahman. Fi şehri Ramazan sene 1315” İfadeleri kullanılmakta olup, 1897 tarihinde 91 yaşında vefat ettiği kaydedilmiştir. Abdulkadir Efendinin iki oğlu olmuştur. Büyük oğlu Muhammed Muhyiddin adında âlim, mutasavvıf ve şair olup İstanbul’da vefat etmiştir. Küçük oğlu Mustafa Safvet (1866– 1950) de âlim, mutasavvıf ve şairdir. Abdulkadir Kemaleddin kitap yazmış olan Urfa ender meşayihindendir. Kitapları: 1.Hüccetü’zakirîn fi’r-reddi ale’l-Münkirin, basılmıştır. 2.Tefrihu’l-Hatır fi menakib-i Abdulkadir. Basılmıştır. 3.Tarikatü’r-Rahmaniyeti fi’r-rucui ve’l-vusuli ila’l-Hazreti’l- Aliye. 4.İthamatü’l-İlahiye fi Ma’arifeti’l-Hakikati’l-İnsaniye. 5.Mir’atü’ş-Şuhud fi beyani Vahdeti Vücud. 6.Hadikatü’l-Ezhar fi’l-Hikmeti ve’l-Esrar. 7.Ed-Dürerü’l-Müteberetü fi şerhi’l-Ayati Semaniyete Aşere min mukaddimeti’l-Mesnevi Şerif. 8.Şerhü kelimatü Farisiyeti mine’l-Lemati’l-İrakiye. Bu kitaplar da basılmamıştır. Erbilli Abdulkadir Efendi Kadiri tarikatından Dede Osman Avni’ye (Ölüm. 1883), halveti tarikatından ise Şeyh Ahmed’e (ölüm. ?) halifelik vermiştir. Urfa’nın yaşlılarından Emin Beyazgül’ün gençliğinde bizzat yaşayan zatın ağzından dinleyerek anlattıklarına göre; Urfa’da da 1900’lü yıllardan önce, Kurtuluş mahallesinde oturan Ermeni bir aile çocuğunun babası ölmüştü. Çocuk henüz dokuz on yaşlarında bulunuyordu. Annesi başka biriyle evlenmişti. Böylece çocuğun üvey babası olan adam, evlendikten bir müddet sonra çocuğun annesine; —Ya ben, ya bu çocuk evden gidecek, diye kadını sıkıştırmaya başlamıştı. Yeni evlendiği kocadan ayrılamayan kadın, bunun üze- rine kendi öz çocuğunu evden atmıştı. O zaman çocuk evden atı- lınca, gidecek yeri de olmadığı için Kurtuluş meydanındaki Halveti tekkesinin kapısı önünde çaresizlik içinde oturmaya başlamıştı. Çocuğu, tekkenin şeyhi Abdülkadir Erbilî Efendi görünce, çocuk- tan orada oturmasının sebebini sormuştu. O da durumu olduğu gibi şeyhe anlatmıştı. Durumu anlayan şeyh, çocuğu içeri almış, onu senelerce yanında yetiştirmişti. Tabi bu iyiliği gören çocuk imanlı bir müslüman olmuştu.180 Urfa’da 1880’li yıllarda cereyan eden bu hadise, tekkelerin hem sosyal hayattaki yerini ve hem de Müslim-gayri müslim her kesime hizmet vermelerine dair güzel bir örnektir. Kaynak ; Urfa’da tasavvufu İzleri , Mahmut Karakaş , Şurkav , 2017

📍 Şanlıurfa

Gaziantep de günümüze ulaşamayan türbeler ve mezarlıklar

📍 Gaziantep

İmam Gazali Türbesi

Gaziantep – Şahinbey – Kalenin içinde hamamın kuzeyinde 12 numaralı burcun içinde Kalenin yegane kapısı olan kuzeybatı köşedeki kapıdan girilip sola, yani doğuya doğru yokuş yukarı devam eden beşik tonoz örtülü dehlizin sonunda, kuzeye bakan burcun içinde eskiden bir mezar olduğu rivayet edilmektedir. Bugün bir kısmı yıkılmış olan bu burçta kitabe, tezyinat ve türbe görünüşü veren herhangi bir teferruat mevcut değildir. 16. yüzyılın ortalannda Antep’i ziyaret eden Evliya Çelebi de halkın bu türbenin İmam Gazaliye ait olduğuna inandığını bildirdikten sonra bunun gerçek dışı olduğunu şu sözleriyle ifade etmektedir: “Kale kapısı mabeyninde İmam Gazali ki, tabiindendir. Şafii mezhebinde ulu sultandır. Mutaflık ile geçinirdi. Kazzazlar (ipekçiler), pirlerinin İmam-ı Gazzali olduğuna inanırlar, ama galattır. Cümle Antep halkının güzel zanlarının neticesi, İmam Muhammed Gazzalî ve biraderi Ahmed Gazzalî Antep kalesinde medfundur; amma galattır”. Evliya Çelebinin “amma galattır” yani (yanlıştır, başka bir kelimeden bozulmuştur) demesi, yerinde bir görüştür. O halde, bu “Gazzalî” sözünün “yün eğiren, iplikçi” anlamına geldiği, keza ipekçi anlamına gelen “kazzazî” sözünün de “gazzali” sözüne ne kadar benzediği açıktır. Antep’teki ipekçilerin ve dokumacıların, Antep’te türbesi bulunan bu şahsı 1920’li, 1930’lu yıllara kadar mesleklerinin piri olarak görüp mezarını ziyaret etmeleri, ona kurban kesmeleri, ahilik geleneğine göre peştemal kuşatmaları, aslında İmam Gazzali Türbesi’nin isminin, meşhur filozof ve din bilgininden değil, Antep’li bir meslek pirinden geldiğini göstermektedir. Bali oğlu İbrahim Bey’in 893 (1487) yılında yazarak Memluklü sultanı Kayıtbay’a takdim ettiği Hikmetname isimli ansiklopedik şiir kitabında bu türbeden de bahsedilmekte ve şöyle denilmektedir : Anın hısnındadır Allahu alem Makam-ı Ahmed-i Gazzali’nin hem Bali oğlu İbrahim Bey bu şiirinde Ahmed-i Gazzalî’nin makamının Antep kalesinde olduğunu söylerken “Allahu alem” (doğrusunu Allah bilir) demek suretiyle tereddüdünü de ihmal etmemiştir. Fakat onun bu sözleri, 1487 tarihinde bile bu inanışın artık iyice yaygınlık kazanmış olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Bize öyle geliyor ki türbe olduğu söylenilen, fakat aslında belki bir mezardan ibaret makber olan bu makamın tarihi, Antep şehrinin ve kalesinin Eyyubilerin elinde önem kazandığı 12. yüzyıl sonları ile 13. yüzyıl başlarına kadar geriye gitmektedir. Sadece Antep’te değil, hemen hemen bütün Türk kalelerinde sevilen meşhur dinî veya menkıbevi bir şahsa ait bir mezar bulunmaktadır. Böyle bir mezarın veya makamın, türbenin bulunması veya bulunduğuna inanılması, kaleyi savunan şehir halkının ve askerlerin maneviyatını kuvvetlendireceğine şüphe yoktur. İşte Antep kalesindeki İmam Gazzali Türbesi’nin veya makamının bulunduğuna inanılması da böyledir. Sonuç olarak söylemek gerekirse bu türbe İmam Muhammed veya kardeşi Ahmet Gazzalî’ye ait olmayıp, 12-13. yüzyılda yaşamış Antep’li bir gazzalî (iplikçi, dokumacı) veya kazzazî (ipekçi) lakaplı meşhur bir şahsa aittir. Kaynak ; Türk Kültür Varlıkları Envanteri – Gaziantep – Türk Tarih Kurumu – Prof Dr. Nusret Çam

📍 Gaziantep

Şeyh Cemal Efendi Türbesi

Karaman – Merkez – Tepebaşı köyünde Tepebaşı köyünde Abdulhalim Camii’ne kuzeydoğudan kısmen bitişiktir. Kareye yakın dikdörtgen formlu olup girişi Abdulhalim Camii’nin son cemaat mahallinden sağlanmıştır. Doğu ve güney duvarlarında ikişer adet küçük açıklıklar bulunan türbenin üzeri kırma çatı ile örtülmüştür. Türbede H. 1020, M.1611-1612 yıllarında ölen Şeyh Cemaleddin Efendi medfundur. Mezartaşında yer alan tarih ibaresi türbenin de yapım tarihine ışık tutmaktadır. Kitabe ; Eş-şeyh-eş-şerif Cemaleddin bin Şerife Aişe binti es-Seyyid es-Salih mine’n-neseb et-tahir ve’ş-Şerife bin ehl-i zade ….ve’z-zahir Sene 1012

📍 Ermenek, Karaman

Yaren Dede Zaviyesi Bakçacı Sani Türbesi

Günümüze ulaşamayan türbenin Adana Etnografya Müzesi’ndeki kitabesinden Adana şehir merkezinde olduğunu tahmin edilen eserin tam yeri belli değildir. Müzenin bahçesinde teşhir edilen kitabesi, başka hiçbir yerde görmediğimiz şekilde 50 cm. çapında olup merkezdeki inşa tarihini gösteren 1865 rakamından başlayıp dışa doğru genişleyen helezonun içine dört bölüm halinde tanzim edilmiştir. Dairenin en dışına kenar çizgisi boyunca bir servi motifi ve bir gülce işlenmiş, daha sonra nesih bir hatla Arapça kitabe yazılmıştır. Her bir bölümü birer gülce ile ayrılmış olan ve Miladi yılı gösteren 1865 rakamı ile dikkati çeken kitabe şöyledir: Dıştan içe doğru: l- Zür Turbete’l- Bakçacı Sani ve bimadcaiha min ba’di tül-i sekamin leyse yendefiu 2- Mada ve fate bila neslin karinetin lizake zade aleyha el-harîru ve’l-cezai 3- Zale’l-kerim el’ğafür el-musteğas bihi. Kefa Mevlahu amma kane yustanau 4-Ağtahu rifate şanin er-rahvete fekul beyne’l-melaiki Mîhaîl yurtefiu 1865 Türkçesi: Uzun bir hastalık devresi geçiren, derdîne şifa bulamayan ve kör nesil olarak vefat eden, mezarı otsuz ve yeşilliksiz kalan Bakçacı Sani’nin Türbesi’ni ve mezarını ziyaret et. Allah, Cömert ve kerem sahibi, kendisinden yardım istenilen (Allah) onu yarlgasın ve yüksek bir derece versin……. 1865 Kaynak ; Türk Kültür Varlıkları envanteri 01 Adana – Nusret Çam

📍 Adana

Ashab-ı Kehf – Kahramanmaraş – Afşin

Kahramanmaraş – Ashab-ı Kehf mağarası, Afşin kazasının kuzey batısında altı km mesafede vadiden bir hayli yüksekte sarp bir yamaçta bulunmaktadır. Mağara kısmı, kutsal mağara ve onun önündeki ibadet yeri olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mağaranın batı yönündeki şekilsiz uç tarafında bir pınar vardır. Halk arasında bu pınara ‘zemzem suyu’ da denilmektedir. Pınar, tavandan damlayan suların zeminde bulunan çukurda birikmesi sonucu oluşmaktadır. Mağaranın içi geniş olup insanın yaşamasına elverişlidir. Mağaranın önünde bulunan dikdörtgen şeklindeki kısımdan ibadet yerine geçilmektedir. Ashab-ı Kehf mağarasının önüne 377 yılında Kral Teodus tarafından bir İsa Kilisesi yaptırılır. Kilisenin kemer ve tonozları tuğla ile, duvarları ise moloz taş ile inşa edilmiştir. Burada sadece kuzeye açılan bir pencere vardır. Mağaraya doğru yapılmış olan duvarın üzerinde mermer bir mihrap bulunmakta ve halk bu mihraba vaftiz taşı demektedir. O dönemde Afşin, Romalıların önemli bir vilayeti olan Kapadokya’nın sınırları içinde bulunmaktadır. Ashab-ı Kehf Tarihi Hz. İsa’nın havarilerinden Yuhanna 65 yılında Efsus’a (Afşin) gelir. Şehre girmek isteyince giriş kapısında bulunan güvenlik görevlileri kralın putuna secde etmeden Efsus’a girmenin mümkün olmadığını söylerler. Bunun üzerine Yuhanna, şehrin kuzey batısındaki su kaynağı yanında inşa edilmiş bulunan hamama gider. Hamam sahibinin izniyle burada ücret karşılığı çalışmaya başlar. Yuhanna, hamamda çalışırken buraya gelen gençlere İncil’i anlatarak onları Hıristiyanlığa davet eder. Bu davet sırasında yaptığı konuşmada, Afşin kralı Dakyanus’un tanrı olmadığını, kral ve putlar adına kurban kesmenin yanlış olduğunu, kralın halka zulmettiğini gençlere anlatır. Yuhanna’nın bu daveti üzerine gençlerin bir kısmı şehir dışındaki hamama giderek havarinin etkisiyle Hıristiyanlığı kabul ederler. Bu gençlerden Ashab-ı Kehf’in isimleri Yemliha, Mekselina, Mislina, Mertones, Debernoş ve Şazenuş’tur. Bunların ilk üçü Dakyanus’un sağ tarafından bulunan vezirlerin, diğer üçü ise sol tarafında bulunan vezirlerin oğullarının adıdır. Dakyanus, yapacağı işler konusunda bu gençlerin babalarıyla istişare etmektedir. Yedincisi onlara yolda katılan çoban Kefeştetayyuş, sekizinci ise çobanın köpeği Kıtmir’dir. Dakyanus’un sağ ve sol tarafında oturan vezirlerin çocukları olan gençler, putperestliğe ve Kral’ın yaptıklarına karşı çıkarlar. Bunu haber alan Kral, gençleri huzuruna getirterek kendisine ve putlara secde etmelerini ister ve bunu kabul etmeyince onlara, kendisinin Ninova’dan (Musul) dönünceye kadar bir süre verir. Şayet seferden döndükten sonra gençler, putlara secde etmezlerse onları katlettireceğini söyler. Bunun üzerine altı genç 68 yıllarında Efsus’tan ayrılırlar. Yolda bunlara bir çoban ve bir de köpek katılır. Sayıları yediyi bulan bu gençler mağaraya sığınırlar ve burada Dakyanus’un zulmünden kurtarması için Allah’a dua ederler. Bu dua üzerine Allah onları uykuya yatırır. Dakyanus, Ninova’dan dönünce bu gençleri aratır. Sonra mağarada uyuduklarını öğrenince oraya gelir, fakat içeri giremez. Ashab-ı Kehf 309 yıl uyuduktan sonra 375 yılında Kral Teodus zamanında uyanır. Yemliha arkadaşlarına yiyecek almak için Afşin’e gittiğinde parayı harcarken yakalanır. Hıristiyanlığı kabul etmiş olan Kral Teodus, Yemliha’yı dinler ve bu olayın öldükten sonra dirilmeye örnek bir mucize olduğunu anlar. Bunun üzerine Teodus, maiyetinde bulunanlarla birlikte mağaraya gider. Ashab-ı Kehf gençleri Dakyanus’un kendilerine ve halka yaptığı zulmü anlatırlar ve onlar da gözyaşı içinde dinlerler. Teodus, gençleri sarayına davet eder, fakat onlar bu daveti kabul etmez. Gençler, Teodus’u Allah’a emanet ederek tekrar uyurlar. Bu gelişmeler karşısında aciz kalan Teodus, Ashab-ı Kehf gençleri uyanıp tekrar kaybolduktan sonra ibadet etmeleri için mağaranın önüne 377 yılında İsa Kilisesi’ni yaptırır. Bu kilise Müslümanlar arasında İsa Mescidi olarak bilinmektedir. Mescidin mihrabı kayaya oyularak yapılmış ve günümüze kadar gelmiştir. Ayrıca mescidin kıblesi Kudüs’e dönüktür. Kur’an’ı Kerim’in 118. Suresi olan Kehf suresinin ikinci bölümünde (ayet 9-26), geçmiş dönemlerde putperest bir kavim içinde Allah’ın varlığına ve birliğine inanan, bu inançlarını açıkça dile getirip putperestliğe karşı çıkan ve öldürülmekten yahut inançlarını değiştirmeye zorlanacaklarından korkup bir mağaraya sığınan birkaç gençle ilgili Ashab-ı Kehf kıssası yer almaktadır. Müslümanların Afşin’i fethinden sonra Ashab-ı Kehf Müslümanlar burayı aldıkları zaman Ashab-ı Kehf’in önünde İsa Kilisesi harabesi vardır. Bu harabe üzerine Nusretüddin Hasan Bey tarafından 1215-1233 tarihleri arasında burada bir cami, bir kervansaray ve bir ribattan oluşan muazzam bir külliye inşa ettirir . Bu tesislerin harap olmaması, görevlilerin iaşesi ve ziyaretçilere yapılan harcamaların karşılanması amacıyla Nusretüddin Hasan Bey Atlas Yazısı (Efsus) adı ile bilinen köy ve ekinliklerin birçoğunu vakfeder. Selçuklulardan sonra bölgede kurulan Dulkadiroğulları, Ashab-ı Kehf vakıflarını yenileyerek tamir ettirdikleri gibi eski tesislere yenilerini ilave ettirirler. Dulkadir beylerinden Süleyman Bey, Ashab-ı Kehf’te bir buka yaptırır. Süleyman Bey’in oğlu Alaüddevle Bey (1480- 1515), babasının yıkılmış olan bukası ile birlikte ilave ve değişikliklerle misafirhane olarak kullanılan kervansarayı tamir ettirir ve 1500’de bir medrese yaptırır. Rüstem Bey’in kızı Şems Hatun da 1501’de bir mescit yaptırır. Şehsuvar Ali Bey’in veziri Minnet Çelebi Mescidi Dulkadir Beyliği’nin eseridir ki, Kaba Nayip Mesciti adıyla tanınan bu mescit Kanuni Süleyman devrinde (1531’de) inşa edilir. Bugün orada bu mescit bulunmaktadır. Alaüddevle Bey I. Alaaddin Keykubad’ın vakıflarını bazı ilave ve değişiklikler yaparak devam ettirir. Onun oğlu Şahruh Bey tarafından da Ashab-ı Kehf’e vakıflar tahsis edilir. Osmanlılar tarafından Afşin ve çevresi fetih edildikten sonra XVI. Yüzyıl boyunca buranın üç defa tahriri yapılır. Osmanlı Devleti’nin yöneticileri, Afşin’de bulunan Ashab-ı Kehf zaviyedarlarına (küçük tekke şeyhi) çok önem verdiğinden burada görevli olanların desteklenmesini ister. 1890’larda Şerafeddin Mağmumi burayı ziyaret ettiğinde şunları kaydeder. “Bu Kehf’in haylıca vakıf geliri varsa da fakat mütevellileri olan Efsus Beğleri mahalline sarf etmeyip zimmetlerine geçirdiklerini ve bus ebeble sonradan ellerinden alınup Evkaf-ı mazbuta meyanına naklolunduğunu kılavuzumuz söyledi. V e Tarsus civarındakinin hakiki gar-ı şerif olmadığını da ilave eyledi.” XX. Yüzyılın başında, “..eshab-ı kehf makamı ittisalinde (bitişiğinde) 100 zira tulunda 12 oda ile 300 hayvanı istiab eder bir han vardır. Ve bu han panayır şeklinde olarak ahz ve ita-i mahalli (yöresel alışveriş yeri) olduğu mervidir.” Cumhuriyet döneminde ise mescit, kervansaray ve ribat restore edilir. Ashab-ı Kehf İle İlgili Halk inanışları Ashab-ı Kehf’in isimlerini öğrenmek ve yazmakla insanın musibetten kurtulacağına, bunların isimlerinin yazılı olduğu kağıt yanan bir ateşin üzerine konsa ateşin sönebileceğine inanılır. Ayrıca Ashab-ı Kehf’in isimlerinin yazılı olduğu kağıd ağlayan çocukların yanına konsa ağlamayacağı ve hasta ise şifa bulacağı nakledilir. Ashab-ı Kehf’in isimleri yazılı kağıt, doğum yapan kadının üzerine takılsa doğum sancısı çekmeyecek, kolay doğum yapacak ve çocukları sıhhatli olacaktır. Yine bu kağıt uyuyamayan birinin yanına konsa uyuyacaktır. Kağıt suda eritilerek hastalara suyu içirilse derdinden şifa bulacak, eve konsa evde yangın ve hırsızlık olmayacak, aile fertleri evde huzur ve sıhhat bulacaktır. Kağıt, karada, denizde ve havada giden vasıtaların üzerinde bulundurulsa bu vasıtalar emniyette olacaktır. Ağlayan çocuğun yastığının altına konulsa ağlaması kesilecek, bir kimse Ashab-ı Kehf’in isimleri yazılı kağıdı üzerinde taşısa, o şahıs korkudan emin olacak ve isteğini elde edecektir. Ashab-ı Kehf’in adı karınca duası içinde zikredilmektedir. Karınca duası çok müşterinin gelmesi için dükkanlara ve iş yerlerine asılmaktadır. Nitekim Kayseri Bedesteni’nin güney yan bölümünde açılan kapının üzerinde Ashab-ı Kehf’in isimleri yazılıdır. Ashab-ı Kehf’in uyudukları mağara halk tarafından evlenme, çocuk sahibi olma, bir hastalıktan kurtulma ve bazı dileklerin gerçekleşmesi veya sadece sevap kazanmak amacıyla Ramazan ayında sıkça ziyaret edilmektedir. Diğer zamanlarda da halk burayı ziyaret ederek Ashab-ı Kehf’e olan saygısını ve sevgisini göstermektedir. Ayrıca, Ashab-ı Kehf’in Türk denizciliğinin manevi koruyucusu olduğuna inanılmaktadır. Gemi şeklinde yazılan Ashab-ı Kehf’in isimleri gemilere asılır ve bu isimlerin gemileri denizde batmaktan kurtaracağına inanılır. Bugün Afşin’de Ashab-ı Kehf olayı, nesilden nesile anlatılarak canlı bir şekilde muhafaza edilmektedir. Şehirde yaşayan insanlar arasında Ashab-ı Kehf’in isimleri yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Ashab-ı Kehf kıssasının özünü teşkil eden ve ölümden sonra dirilişin bir misali olan hadise, İslam’ın dışındaki diğer bazı dinlerde ve çeşitli efsanelerde de yer almaktadır. Hindistan’da bir kişinin uzun süre uykuda kalması olayına rastlandığı gibi, Hint kutsal kitaplarından Mahabharata’da yedi kişinin, peşlerinde bir de köpek olduğu halde riyazet için krallığa ve dünyaya yüz çevirdikleri nakledilir. Yahudilik’te ise Talmud’da Honi ha-Me‘aggel adlı şahsın yetmiş yıl, Abimelek’in de altmış altı yıl uykudan sonra uyandıkları hikaye edilmektedir. Ashab-ı Kehf ile ilgili kıssa ana hatlarıyla “Efes’in yedi uyurları” adıyla Hıristiyanlık’ta da mevcut olup İmparator II. Theodosius’un saltanatının otuz sekizinci yılında Efes şehrine yakın bir mağarada hiç bozulmamış bazı cesetlerin bulunması olayına dayanmaktadır. Ancak Hıristiyanlık’ta yedi uyurlara nisbet edilen başka yerler de vardır. Çin’den İspanya’ya kadar 33 yerde Eshab-ı Kehf ‘e atfedilen yer mevcuttur. Anadolu’da, Afşin ve Tarsus’ ta Eshab-ı Kehf, Ephesus ’ta ise Yedi Uyurlar adıyla anılan ve ziyaret edilen mağaralar vardır. Bunun dışında Eskişehir’in Han ilçesi , Diyarbakır’ın Lice ilçesi ve Sivas’ın Divriği ilçes i de Ashab-ı Kehf’e sahip çıkmaktadır. İspanya, Cezayir, Mısır, Ürdün, Suriye, Afganistan, Doğu Türkistan ve Azerbaycan’da Eshab-ı Kehf’e ait olduğu ileri sürülen mağaralar vardır. Muhammed Teysir Zabyan (1901- 1978), “Ehlül Kehf” adlı kitabında Ashab-ı Kehf’in Ürdün’de Amman yakınlarındaki bir mağarada bulunduğunun burada yapılan kazılarda kesinlik kazandığını ve birçok ilim adamının da aynı kanaatte olduğunu çeşitli belgelerle ispata çalışmaktadır. Ayrıca, Ashab-ı Kehf hacı adaylarının da uzun yıllar boyunca hac ziyaretleri sırasındaki uğrak yeri olmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hac mevsiminde hacı adaylarına “sünnet” olarak önerdiği Ashab-ı Kehf ziyaretleri, Tarsus ve Afşinliler arasında “Ashab-ı Kehf bizim ilçemizde” diye uzun yıllar önce başlayan tartışmalar nedeniyle bir süredir yapılamaz. Ne var ki, 2015’te Afşin’deki Eshab-ı Kehf Külliyesi UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınır. Kaynak ; Evliyalar Şehri Kahramanmaraş , Abdulhalim Durma . ( Allah ondan razı olsun )

📍 Afşin, Kahramanmaraş

Salman-ı Pak Türbesi

📍 Pazarcık, Kahramanmaraş

Mehmet Ağa Türbesi

Kahramanmaraş – Elbistan – İlçeye 20 km uzaklıkta bulunan Büyük Yapalak kasabası mezarlığında. “Kubbe” ismiyle bilinen türbenin inşa kitabesi büyük ölçüde tahrip edildiği için, yapım yılını tespit etmemiz mümkün olmadı. Kitabeden sadece, türbenin “Yapalaklı Haydar’in oğlu Mehmet Ağa” için yapıldığını öğreniyoruz. Büyük Yapalak Kasabası’nda oturan torunlarından aidığımız bilgiye göre, Nakşibendî Tarîkatına mensup önemli bir kişi olan Mehmet Ağa 1910 yılı civarında vefat etmiştir. Türbenin de bu tarihlerde yapıldığı anlaşılmaktadır.

📍 Elbistan, Kahramanmaraş

Deve (Dede) Baba

Kahramanmaraş – Afşin – Dede baba mah. Atatürk caddesi. İlçe merkezinde Atatürk Caddesi üzerinde bulunan ve zamanla türbe haline getirilen Dedebaba ziyareti, felçli ve saralı hastaların şifa aradığı yer haline gelmiş durumdadır. Dedebaba türbesine Kahramanmaraş ve çevre illerin yanı sıra İstanbul, Ankara gibi çeşitli şehirlerden de ziyaretçiler gelmektedir. Rivayete göre, Muaviye döneminde Anadolu’ya gelen iki kardeşten biri olan dervişlerden Dedebaba (Develi Baba) Afşin’de olup diğer kardeşi Himmet Baba ise Elbistan’da bulunmaktadır146. Develi Baba’nın develeri ile Eshab-ı Kehf’e taş çekmiş olduğu anlatılır. Türbenin kesin tarihi belli olmamakla beraber Selçuklular döneminde yapıldığı ve buraya vakıf arazisi tahsis edildiği belirtilmektedir. Dede Baba’ nın Afşin’ e gelişi halk arasında şöyle hikaye edilir. Selçuklular devrinde I. Alaaddin Keykubat zamanında Medine ensarından iki zat Eshabü’l- Kehf’in hizmetinde bulunmak üzere Efsus’a gelir. Hüseyin ve Himmet adlarındaki bu zatlar gönüllü asker olurlar. Bunlardan Hüseyin, deve bölüğününkomutanlığını üstlenir. Eshabü’l-Kehf’in yapımında develeriyle taş taşır. Türbesi, daha sonra kurulan Dedebaba Mahallesinde bulunmaktadır. Halk ensardan olan bu zatın türbesini kutsal saymaktadır. Yaptığı işten dolayı önceleri Deveci Baba denilmiş, daha sonra Devebaba namıyla anılmış, günümüzde ise halk onu Dedebaba ve Devebaba olarak anmaktadır. Türbenin ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemekle beraber, 1230’da Dulkadiroğullarından Hasan Bey tarafından yaptırılan Esab-ı Kehf Külliyesi’nin gelir kaynakları sayılırken Afşin gelirinin bir kısmının Dede Abdal Zaviyesine verilmiş olduğu görülür.

📍 Afşin, Kahramanmaraş

Ümmet Baba ( Himmet Baba) Türbesi

Kahramanmaraş – Elbistan – Ceyhan mah Hacı Yakup sokak Ümmet Baba, Alâüddevle Bey zamanında yaşamış bir din âlimi ve hatip olup, kendi adına Elbistan’da inşâ ettirilen cami, zâviye ve medresesinde görev yaptığı, yaşadığı dönemde çok sevilen ve sayılan kişi olduğu anlaşılmaktadır. Elbistan, Maraş, Antep ve Adıyaman çevresinde Ümmet Baba adına mescid ve zâviyeler kurulmuş ve bunlara vakıf gelirleri tahsis edilmiş ve vefat edince türbesine defnedilmiştir. Arşiv kayıtlarında, XVI. yüzyılda külliyenin etrafında teşekkül eden mahalleye Ümmet Baba isminin verildiği görülmektedir. Bugün yapıların bulunduğu Ceyhan Mahallesi; Elbistan’ın 1525 yılındaki ilk tahririnde “Ümmet Baba Zâviyesi Mahallesi”, 1527’deki ikinci tahrir kayıtlarında “Ümmet Baba Camii Mahallesi” ve 1563 yılında yapılan üçüncü tahrirde ise “Ümmet Baba Zâviyesi Mahallesi” ve “Hatip Mahallesi” isimleriyle geçmektedir. Yapı, caminin güney cephesine bitişik olarak yapılmış ve türbeye mescidin içinden geçilmektedir. Bazı onarımlar görerek günümüze gelen yapı, orijinal özelliğini büyük ölçüde korumaktadır. Türbenin de cami ile beraber 1307 H./ 1889-90 M., 1938 ve 1991 yıllarında tamir edildiği anlaşılmaktadır. Bu onarımlar esnasında; cephe duvarlarında aşınan taşlar yeni- lenmiş, iç mekânın duvarları ve örtü sistemi sıvanarak badana edilmiş, kubbe üstten sac ile kaplanmıştır. Yapı, tek katlı ve sekizgen plânlı türbeler grubuna girer. 1.30 m. kalınlığındaki beden duvarları kırmızımtrak ve sarımtrak renklerdeki ince yonu taşlarla yatay kuşaklar halinde atlamalı olarak örülmüştür (Resim: 8-9). Türbenin inşâsında itinalı bir işçilik görülür. Üstten kubbeyle kapatılan türbe, sekiz kenarlı bir kaide üzerinde, sekizgen gövde olarak yükselmektedir. Profilli silmeli kornişlerle nihayetlenen kaide 1.80 m., gövde ise 5.30 m. yüksekliğindedir. Türbenin dıştan her bir kenarının uzunluğu 2.82 m. dir. Yapı, tek katlı inşâ edilmiş olmasına rağmen, gövdenin oturduğu kaide yüksek tutularak dıştan iki katlı bir görünüş verilmeye çalışıl- mış; böylece iki katlı Selçuklu türbelerinin geleneği sürdürülmüştür . Caminin güney cephesine bitişik olarak yapılan türbenin müstakil bir kapı- sı olmayıp, caminin içinden geçilmektedir. Harimin kıble duvarının ortasına yerleştirilen mihraba, kapı fonksiyonu da verilerek türbe ile bağlantı sağlanmıştır . Mihrap nişinin güney duvarına, 0.69 x 1.30 m. ölçülerinde söveli ve basık kemerli kapı açıklığı yerleştirilmiştir. Bu eleman namaz vakitlerinde mihrap, diğer zamanlarda ise türbeye geçişi sağlayan kapı açıklığı olarak kullanılmaktadır. Türbe dıştan olduğu gibi, içten de sekizgen plânlı yapılarak 4.10 m. çapın- da ve 8.60 m. yüksekliğinde yarım küre kubbeyle kapatılmıştır . Kubbe kasnaksız olup, doğrudan duvarların üzerine oturmaktadır. İç mekânda her bir kenarın uzunluğu 1.70 m. dir. Kıble duvarında beş kenarlı nişe sahip mukarnas kavsaralı 0.30 x 0.55 x 1.20 m. ölçülerinde bir mihrabiye yer alır. İç mekânın aydınlığı; alt sırada doğu ve batı duvarlarında birer; üst sırada doğu, batı ve güney duvarlarında birer adet olmak üzere toplam beş adet mazgal pencereyle sağlanmıştır . Alt pencereler içten 0.90 x 2.00 m., dıştan 0.34 x 0.72 m. ölçülerindedir. Pencereler söveli ve üç dilimli kemerli yapılmıştır. İç mekânın döşemesi ahşap olup, ortasında ahşaptan yapılan 0.93 x 1.45 x 1.93 m. boyutlarında ahşap sanduka bulunmaktadır. Üzerinde yazı olmayan sandukanın Ümmet (Himmet) Baba’ya ait olduğu belirtilmektedir . Türbede önemli bir süsleme görülmez. Yapının monotonluğu, cephe duvar- larında yatay kuşaklar halinde atlamalı olarak kullanılan iki renkli ince yonu taşlarla giderilmeye çalışılmıştır

📍 Elbistan, Kahramanmaraş