Ana Sayfa Şehirler Çanakkale

Çanakkale'da Ziyaret Edilecek Türbeler

Çanakkale bölgesinde 89 kayıtlı türbe, kabir ve makam bulunuyor. Aşağıdaki harita ve listede ziyaret saatleri, ulaşım ve ziyaret adabına dair bilgileri bulabilirsiniz.

Tüm Noktalar (89)

Evliya

Çiçekli Dede – Mustafa Münip Türbesi ve Biga Türbeleri

📍 Biga
Evliya

Latif Baba – Ayvacık

📍 Ayvacık
Evliya

Veli Baba

çanakkale – gelibolu Veli Baba mezarı Cami Kebir mahallesinde Altıyol Caddesi üzerinde bulunmaktadır. Mezarın bir taşında Veli Ağa H.1064 M.1643 diğer bir taşında ise Kelime-i Şahadet yazmaktadır. Mezar bir evin bahçesinde, bakımsız bir şekilde bulunmaktadır Kaynak ; Gelibolu’nun Gönül Erleri , Ahmet Tuna

📍 Gelibolu
Evliya

Lapseki Türbeleri

Garip Dede , Kara Dede , Kurt Dede Adatepe köyünün 7-8 km uzağında bulunan eski yerleşim yerinde, üç ayrı tepede Garip Dede, Kara Dede, Kurt Tepe Dede yatırları bulunmaktadır. Köy halkı adak adayacağı zaman ya da bir isteği olduğunda bu yatırları ziyaret eder. İsteklerinin gerçekleşeceğine inanırlar. Bazen de imam köy halkını toplayarak yatırları ziyaret eder, mevlit okuyup dua ederler. Bu yatırlardan Garip Dede ile ilgili şöyle bir anlatı vardır. Garip Dede yaşadığı dönemde yöre halkının çeşitli hastalıklarına çare bulurmuş. İlaçları köyün yanındaki ormandan üretmekteymiş. İlaçla düzelmeyecek durumlarda ise dua edip halkın dertlerine çareler bulmuştur. Garip Dede’nin yanında da iki mezar daha bulunmaktadır. Anlatılanlara göre bu mezarlardan birinde bir gelin yatmaktadır. Bu gelin köyden bir delikanlı tarafından kaçırılmıştır. Uzun bir süre dağlarda gezen kız ve erkek köylerine dönüp düğün yapmışlar. On beş gün sonra ise kız ölmüş. Mezar taşına gelinin simgesi olarak altın figürleri işlenmiş. Garip Dede yatırı köyün eski yerleşim yerinde bulunmaktadır. Halk arasında, üç ayrı tepede bulunan dedelerin geceleyin ellerinde fenerlerle birbirlerini ziyaret ettiğine inanılır. Söylentilere göre halk arasından bu dedeleri görenler vardır. Kamber Dede Balcılar’a yakın bir mevkidedir. Anlatılanlara göre, çok eskiden Eşelek köyünden bir yaşlı adam hacca gider. Balcılar’ın çobanı da bir gece hacca giden dedeye börek götürüp geri döner. Dedeyi hac dönüşü köy meydanında karşılarlar. Dede kendisine börek getiren çobana, “asıl hacı sensin ben değilim beni arayan olursa şu yukardayım”, der. Kamber Dede ölür ve oraya gömülür. Tekke Dede Tekke Dedesi’nin Gökköy’ün ilk gelenlerinden olduğu söylenmektedir. Mezarı köye 20 dakikalık mesafede bir tepede bulunmaktadır. Zamanında keramet ehli biri olduğu anlatılır. Ayrıca köyde, yanında birçok kişiyi çalıştırdığı, onlara yemek verdiği ve yatacak yer sağladığı, hayırsever bir insan olduğu söylenmektedir. Bu yatıra olan saygı, köyde 1976 yılında çıkan ve köyün tüm civarını kül eden yangının Tekke Dede mezarının çevresine etki etmemesiyle daha da artmıştır. Köylü yatırın çevresindeki ağaçların ulu olduğunu düşündüğü için buradan ağaç kesmenin ve dal kırmanın uğursuzluk getireceğine inanıyor. Tekke Dedesi ile ilgili anlatılan bir rivayete göre yatırın yakınlarından yüklü eşeğiyle geçen bir adam orada bebeğini emziren bir kadın görür. Kadına sarkıntılık etmek ister. Dönüşte kadını aramaya başlar. Ancak kadını bulamaz ve eşeğinin yanına geldiğinde eşeğin yüküyle birlikte ağaçta asılı olduğunu görür. Bu ve benzeri anlatılardan dolayı yatıra yakın yerlerde hiçbir şeye el sürülmemektedir. Hayvanlar yatıra yaklaştırılmamakta, orada otlayan hayvanların öleceğine inanılmaktadır. Yakın bir zamanda tarla yollarını düzelten bir dozer bu yatırın etrafını da düzeltmek istemiş fakat bıçağı kırılarak işi bırakmıştır. Önceden hayır günü Tekke Dedesi’nde yapılmaktayken, günümüzde köy meydanında yapılmaktadır. Doğru Atan Dede Doğru Atan Dede eski bir savaşçı mezarıdır. Bu askerin okçu olduğu ve okunun hiç hedef şaşırmadığı anlatılmaktadır. Köyün çıkışında Doğru Atan Dede’ye ait mezar taşları hala bulunmaktadır. Koyun Baba Koyun sürüleri bulunan Koyun Baba bütün hayatını koyunlarının içinde geçirmekteymiş. Namazında, niyazında, dinine bağlı, kimseye karışmayan bir insanmış. Koyunlarının arasında namazını kılarken vefat ettiği için bu adı almıştır. Gökköy’de ayrıca Kilimli Nene , Bayraklı Dede yatırları da bulunmaktadır. Habip Dede Habip Dede’nin mezarı Subaşı köyünün eski mezarlığında ağaçların içinde bulunmaktadır. Habip Dede 93 harbinde evliyalarla toplanıp düşmana toprak atmış ve düşmana karşı üstünlük sağlamışlar. Habip Dede’nin mezarının üstünde pazartesi günleri ışık yandığı söylenir. Köyden Lapseki’ye biri gittiğinde oradan birisi, “geçmiş olsun, akşam köyünüz yanıyordu” der. Köylü öyle bir şey olmadığını söyler. Adam da nasıl olur “Habip Dede’nin mezarı tarafı yanıyordu der. Durum sonradan anlaşılır. Işık, Habip Dede’nin mezarından gelmekteymiş. Garip Dede yatırı Garip Dede yatırı ilçeye dört km mesafedeki Yenice köyünde bulunmaktadır. Asıl ismi Garip İsmail olan Garip Dede’nin yatırı eskiden taş öbeği şeklindeymiş. Garip Dede bir gece köyden Şerif Ali Koru adlı kişiye görünmüş. Daha sonra Şerif Ali Koru burayı türbe haline getirmiş. Köyde adetlere göre her gelin bu türbenin önünden geçirilir. Türbede geceleri mum yakılırmış. Bu mumu yakan kişi bir dilek tutarmış. Dileğinin gerçekleşmesi için arkasına bakmadan geri dönermiş. Çamlık Dede yatırı Çamlık Dede yatırı Çardak’tadır. Anlatılır ki, Çardak’ta “Arap” diye biri varmış. Bu adam hamama odun taşırmış. Odunları çamlığın arkasındaki ormandan kesermiş. Bir gün geç kalmış, uzağa gitmemek için çamlıktan kesmeye karar vermiş. Odun keserken baltanın altından durmadan küçük bir kuş geçiyormuş. Adam hayret etmiş. Bu sırada kendi hayvanları da birden bire ürkmüş. Adam aldırmamış ve çamları hamama getirip ateşe atmış. Gece rüyasında Çamlık Dede’yi görmüş. Dede ona odunları tekrar aldığı yere götürmesini söylemiş. Arap yanan odunları nasıl götüreceğini düşünürken odunların ateş içinde yanmadığını görmüş. Odunları alıp tekrar çamlığa götürmüş. Çamlık Dede karşısına çıkmış ve Araba, “Kuş oldum anlamadın. Hayvanlarını ürküttüm anlamadın. Bir daha bu çamlıktan odun kesme.”, demiş. Arap bu olaydan kırk gün sonra ölmüş. Köyde yatırlara olan inanç çok kuvvetlidir. Özellikle Çamlık Dede’ye büyük saygı gösterilmektedir. Bu yüzden onun bulunduğu çamlıktan tek bir dal bile alıp evlerine götürmemektedirler. Eğer alırlarsa başlarına kötü bir şey geleceğine inanırlar. Havanlı Dede Rivayete göre köyden birine havan lazım olmuş. Evinde havan olmadığından Havanlı Dede’nin havanlarını almış. Havanlar bütün gece evin içinde kendi kendilerine yuvarlanıp durmuşlar. Adam ertesi gün erkenden havanları alıp yerlerine götürmüş. Bu olaydan sonra havanlara köyden kimse dokunmamış. Galfadız Dede Savaş zamanı köyden üç kardeş savaşa gidiyorlarmış. Köyün çıkışında bir alfat ağacının altında namaza durmuşlar. Namazı bitirip kalkarken bir dedeye rastlamışlar. Dede, “Nereye gidiyorsunuz gençler?”, diye sormuş. Savaşa gidiyoruz dede, demişler. “Bakın başınız sıkışırsa Galfadız Dede diye seslenin o size yardım eder”, demiş. Gençler savaş sırasında sıkışmışlar. Birinin aklına gelmiş. “Yetiş Galfadız Dede!”, diye bağırmış. Gençler daha ne olduğunu anlamadan bir dede düşmanı dağıtmış. Olaydan sonra savaş alanında kırık bir öğendir ucu dikkatlerini çekmiş. Yıllar sonra savaş bitmiş gençler kırık öğendir ucu ile köye dönmüşler. Köye girdiklerinde karşılaştıkları o dedenin çift sürdüğünü görmüşler. Bakmışlar ki dedenin elindeki öğendirin ucu kırık. Getirdikleri öğendir ucunu takmışlar. Dedenin sopasına tam olmuş. Bu dedenin Galfadız Dede olduğunu anlamışlar. Dede, “İşte bunu yapmayacaktınız. Şuraya mezarımı kazın da içine gireyim. Çünkü adettendir, savaş meydanında düşen savaş meydanında kalır, demiş. O günden sonra köyde dedeyi kimse görmemiş. Mustafa Dede İlçeye 20 km mesafedeki Taştepe köyünde, ermiş bir kişi olarak bilinen Mustafa Dede’nin mezarının başında bulunan ağaca köylü dilek tutarak çeşitli bezler bağlamaktadır. Dilek tutup dua eden köy halkı, dilekleri gerçekleştiğinde türbenin başında mevlit okutmaktadır. Kaynak. ; Aziz Kılınç. Lâpseki ve Yöresinde Manevi Ziyaret Yerleri ve Buna Bağlı Anlatılar —Mekân ve İnsan İlişkisi Bakımından Çanakkale Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Lapseki
Evliya

Eren Dede – Çanakkale

çanakkale – ezine – erenler tepesi Erenler Tepesi, kim olduğu bilinmeyen bir yatırın medfun olduğu, Ezine’nin güneyinde bölgeye hakim bir tepedir. Alperenlerden olduğu sanılan zatın, bu tepedeki mezarı halk tarafından ziyaret edilip adaklar adanır ve adına mevlit okutulur. Kaynak ; Çanakkale Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Ezine
Evliya

Saruca Paşa Türbesi

çanakkale – gelibolu Rum asıllı ve II. Murad’ın devşirmelerinden olduğu tahmin edilen Osmanlı veziri Saruca Paşa (v.1454)’nın kul olarak Yıldırım Bayezid’in son dönemlerinde hizmete alındığı ileri sürülür. Daha sonra II. Murad devrinde yükselerek sancak beyliği ve beylerbeyilik yapar ve vezirliğe getirilir. II. Murad’ın Selanik kuşatması sırasında Gelibolu muhafızlığında bulunduğu anlaşılan Saruca Paşa, Osmanlı donanmasını takviye edip Venedik için bir tehdit oluşturmasını sağlar. 1426-1427 yıllarında Selanik’te yaşayan Türk tüccarlara bazı haklar tanınması ve haraç ödenmesi karşılığında Venedik ile yapılacak barış görüşmelerini bizzat yürütür. 1428 yılında Osmanlılar’ın Güvercinlik Kalesi’ni ele geçirmesi ve bu sebeple Macarların geri çekilmesi üzerine yalnız kalan Sırp Despotu Brankovic’i vergi vermek ve gerektiğinde asker göndermek şartıyla barış yapmaya zorlar. Rumeli beylerbeyi ve vezir sıfatıyla Rumeli’deki faaliyetlerde ve Osmanlı Devleti’nin Batı ile münasebetlerinde önemli rol oynar. Bizans imparatoru, Osmanlı Devleti ile dostluk için onun aracılığına başvurur. Macarlar’a karşı Sırp despotu ile dostluk ve uzlaşma politikasına taraftar olduğundan Sırp despotunun Macar kralıyla ilişkisini kesmek ve despotun kızı Mara’yı Sultan Murad’la evlendirmek şartıyla ilişkilerin yumuşamasını sağlar. Saruca Paşa, Sırp despotuna bağlılık yemini ettirir, fakat kız küçük olduğu için düğün 1435’de yapılmak üzere sonraya bırakılır. II. Murad Karaman seferine (1435) giderken onu Edirne’ye muhafız tayin eder. Saruca Paşa, Edirne’deki camisini bu sırada yaptırmış olmalıdır. Ancak Saruca Paşa, Sırp Despotu Brankovic’in Macarlar’a meyletmesi, Sırplar’ın Semendire’yi tahkim etmesine ilgisiz kalması ve bunu padişahtan gizlemesi sebebiyle gözden düşer ve vezir rütbesinde beylerbeyi iken 1435-36’da azledilerek önce Amasya’da Sultan Alaeddin (1427-1443)’in lalası olur, ardından Gelibolu kaptanlığına getirilir. Bu yıl içinde tekrar vezir olan Saruca Paşa (1438-39) yeniden azledilir. Macarların (1443) İzladi Derbendi’ne hücum etmesi üzerine bunlara karşı mücadele etmek için kendi imkanıyla 1000 asker toplayarak Filibe’de II. Murad’ın ordusuna katılır, savaşta yararlık gösterince yeniden hizmete alınır. II. Mehmed’in ilk saltanatı sırasında vezirliğini koruyan Saruca Paşa, Varna Savaşı’na da katılır. II. Mehmed’in Buçuktepe Vak’ası’yla tahttan indirilip Manisa’ya gönderilmesi esnasında beraberinde lalası olarak bulunmaktadır. II. Murad’ın Edirne’de ikinci defa tahta çıktığı sırada (1446) Saruca Paşa ikinci vezirdir. II. Kosova Savaşı’na katılan Saruca Paşa ordunun sağ koluna kumanda eder (1448). Karamanoğlu isyanını bastırmak için Anadolu’ya geçen padişah Edirne’de yerine çok güvendiği Saruca Paş a’yı bırakır. İstanbul kuşatması öncesinde (Ağustos 1452) tamamlanan Rumelihisarı’nın dört burcundan kuzeye bakanını kendisi inşa ettirdiği için burası Saruca Paşa Burcu diye anılır. İstanbul’un fethi için Edirne’de yapılan hazırlıklar arasında onun nezaretinde 300 kantar barutun kullanıldığı büyük bir top dökülmüştür. Muhtemelen İstanbul’un fethinden kısa süre sonra (1453) diğer vezirlerle birlikte azledilmiş, tekrar Gelibolu’ya çekilerek (1454) burada vefat etmiştir. Saruca Paşa Türbesi , Fransız Mezarlığının hemen yanı başında, Hamza Bey koyuna bakan yamaçta bulunmaktadır. Giriş eyvanının üzerinde bulunan ve sonradan konulduğu anlaşılan, Saruca Paşa ’nın Yazıcızade Mahallesindeki kendi imaretine ait olduğu kabul edilen kitabede 1436 tarihi bulunmaktadır. Bu tarihlerde Gelibolu dışında bulunan Saruca Paşa yedi yıl sonra Gelibolu kale komutanlığına atanarak kente yeniden yerleşmiştir. Saruca Paşa 1454 yılında öldüğüne göre türbenin de bu yıllarda yaptırıldığı sanılmaktadır. Saruca Paşa’nın Gelibolu’da bulunan zengin vakıf eserlerinden sadece çifte hamamı, türbesi ve tamir ettirerek güçlendirdiği tersane havuzu ile kale burcu ayaktadır. Türbe, 1907 tarihinde, kaymakam Neşet Bey ve Yüzbaşı Muammer Bey tarafından tamir ettirilmiştir. Saruca Paşa Türbesi’nin üzerinde iki adet kitabe yer almaktadır. Bunlardan giriş eyvanın güney duvarının üzerinde bulunan ve imarete ait olduğu kabul edilen üç satırlık celi sülüs Arapça kitabenin metni şöyledir. “Bu imaret –Allah memleketini daim kılsın- Sultan Murad Han zamanında tesis edildi. Bu imareti, emirlerin meliki büyük emir Saruca Paşa imar etti. Allah hayrını kabul etsin. Bu imaret, 840 yılında yapıldı”. Genel olarak türbe dik, eğimli, bir arazide, 4,5 m. çapındaki daire alan üzerine, altıgen planlı, tek katlı, eyvanlı bir formda inşa edilmiştir. Orijinal örtü sisteminin kubbe olduğu ileri sürülen yapının üzeri günümüzde alçak piramidal bir çatıyla örtülüdür. Türbe, 1907’de eski imarete ait düzgün kesme taşlar kullanılarak aynı formda yeniden inşa edilmiştir. Duvar yüzeyindeki düzgün kesme taşlar, belirli bir düzene göre değil de gelişi güzel yerleştirilmişlerdir. Beyaz mermer söveli pencere çerçeveleri, düz dövme demir şebekelerle tezyin edilmişlerdir. Kaynaklarda; türbenin orijinalinde, 1907 yılına kadar her yüzeyinde bir penceresinin bulunduğu belirtilmektedir. Ancak 1907 yılında yapılan yenilemede, cephelerde bulunan diğer üç pencere dıştan kesme taş malzeme ile örülerek kapatılmış, içerden de kireç harcı ile sıvanmıştır. Türbenin kuzey cephesinde içeriye geçişi sağlayan eyvan biçimindeki giriş bölümü yer almaktadır. Giriş eyvanının üzeri, türbenin üst örtüsüne uygun olarak, eğimli bir çatı ile örtülüdür. Eyvanın iç duvarlarında, karşılıklı iki oturma sediri vardır. Yine bu sedirlerin üstünde duvar yüzeyinde mermer kaplı kare formda birer niş bulunmaktadır. Nişlerin içleri boş bırakılmış, soldakinin üstüne, imaretten alınan kitabe gelişi güzel yerleştirilmiştir. Eyvanın duvarları, türbe duvarlarından daha incedir. Basık kemerli ve söveli giriş kapısı, üstte yüzeysel olarak işlenen yuvarlak tahfif kemeriyle kuşatılmıştır. Yalnızca kapı sövelerinin iç kısımlarında, karşılıklı konulmuş, taştan, üç basamaklı birer küçük konsol vardır. Basık yay kemerin üstünde 1907 yılında yapılan onarıma ait dört satırlık Osmanlıca kitabe yer almaktadır. İçerisinde Saruca Paşa’ya ait bir sandukanın bulunduğu türbenin asıl zemini, giriş eyvanından bir basamak daha yüksek tutulmuştur. Üç katlı bir düzenlemeye sahip sanduka, türbenin ortasına doğu-batı doğrultusunda yerleştirilmiş olup üzerinde herhangi bir süsleme unsuru yoktur. Sanduka, basit bir işçilik kullanılarak yapılmıştır. Sanduka üç kademeli olmasına rağmen, yerden yüksekliği çok azdır. Baş kısmı (şahidelik), üçüncü kat yüksekliğinde ve bu kata bitişik yapılmıştır. İşlemesiz, sade, yuvarlak biçimindeki baş taşı, sanduka üzerindeki tek süsleme örneğidir. Çatı üzerinde, erken Osmanlı mimarisinde sıkça rastladığımız, yöreye özgü oluklu kiremit kullanılmış, bir tane de alem konulmuş, giriş eyvanının üzeri de, aynı tarzda örtülmüştür. Türbede kullanılan malzemeler; cephe duvarlarında ve giriş eyvanında ağırlıklı olarak, düzgün kesme taş, kapı ve pencere sövelerinde, sanduka üzerindeki kapak kısmında, eyvan duvarlarında mermer kullanılmıştır. İçeride eyvan ve türbenin tavanında ahşap kaplamaya yer verilmiştir. Türbenin pencerelerinde kullanılan düz, dövme demir şebekeler, orijinal yapıdan kalma malzemelerdir. Türbe 2007 yılında Balıkesir Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restore edilir. Kaynak ; Çanakkale Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Gelibolu
Evliya

Bahşi Baba Türbesi

çanakkale – eceabat – kumköy Eceabat ilçesi, Kumköy köyünün 3 km güney batısında Kavakaltı deresinin batısındaki ağaçlık alan içinde kalmaktadır. Uzun bir zamandır kullanılmayan mezarlık, ağaçlarla ve çalılıklarla kaplıdır. Mezarlık oldukça geniş bir alana yayılmış durumdadır. Mezarlık içinde iki tür mezar taşları kullanılmıştır. Gelibolu yarımadasında bulunan ve 14. yy Mezarlıkta, 14. yy özelliği gösteren dikili taşların (balbal) bazılarının yüksekliği 3 m’yi bulmaktadır. Bu tür mezar taşlarının çoğu yıkık durumdadır. Boncukkıran mezarları ile benzerlikler göstermektedir. Türkler’in gömü geleneğine ışık tutması açısından önemlidir. Ayrıca mezarlıkta yakındaki antik kentlerden getirilmiş devşirme mimari parçalar da mezar taşı olarakta kullanılmıştır. Mezarlığın tam ortasında moloz taşlardan yapılmış bir mezar bulunur. Köy halkı bu mezarın, mezarlığa ve köye ismi­ ni veren ermiş kişi “Bahşi Baba” mezarı olduğuna inanır ve saygı gösterir. Yıl içindeki kutsal günlerde mezar ziyaret edilerek dualar edilir ve hayırlar yapılır. Kaynak ; Çanakkale Kültür Varlıkları Envanteri , Musa Tombul , Çanakkale Valiliği

📍 Eceabat
Evliya

Dede Mezarı

çanakkale – merkez – salavat köyü Çanakkale merkez, Salavatoba köyü sınırları içinde, Sakartepe üzerindedir. Mevki Salavatoba köyünden Çiftlikdere köyüne giden yol üzerinde bulunan tepe üzerindedir. Köyden yaklaşık 500 m uzaklıktadır. Mezarlık içinde moloz taşlardan yapılmış mezarlar yanında, Osmanlıca yazılı mezar taşlı mezarlarda bulunmaktadır. Mezar taşları üzerindeki tarihlerden 200 yıllık bir mezarlık olduğu anlaşılmaktadır. Moloz taşlardan yapılmış olan mezarlar, mermer mezar­lardan çok daha eski tarihen olmalıdır. Mezarlığın üst kısmındaki apa üzerinde diğer mezarlardan ayrı olarak yapılmış moloz taşdan yapılmış mezar, bölge halkının kutsal saydığı önemli bir zata ait (Dede Mezarı) olmalıdır. Kusal günlerde yöre halkı mezarı ziyare ederek, kurbanlar kesilerek ziyafetler verilmekedir. Alandaki mezarlık burada bulunan mezardan dolayı oluşmuş olmalıdır. Kaynak ; Çanakkale Kültür Varlıkları Envanteri , Musa Tombul , Çanakkale Valiliği

Evliya

Sukuti Dede

Çanakkale – Gelibolu Sükuti Dede, evliyadan Muhammediye sahibi Yazıcızade Muhammed Efendi’nin hemşehrisidir, yani Geliboluludur. Gelibolu Mevlevîhanesinde Burhaneddin Efendi’nin şeyh bulunduğu zamanda soyunmuş (derviş tabiri ile Mevlevi olmuş), orada çile çıkardıktan sonra İstanbul’a gelmiş, evvela Kasımpaşa Mevlevîhanesinde hücrenişin olmuş ve oradan Kuledibi Mevlevîhanesine nakleylemiş. Sahib-i zaman bir zat olmakla tanınmıştır. Münzevî bir hayat sürmezdi, daima gezer, her Mevlevîhanenin gününde mukabelede hazır bulunur, hatta sufî dergahlarına da gidermiş. Sükuti Dede, alayişe ehemmiyet vermediği gibi kıyafetine de itina eylemediği için bir gün sofî dergahlarından birinde Dede’yi yemekde Şeyh sofrasına davet etmezler. Aldırmaz, ikinci planda kalır. Yemekten sonra zikir başlayacak, Şeyh: — Fa’lem ennehü… Der, arkası gelmez… Nakîbine işaret eder. O da başlar, fakat bir türlü zikri açamaz. Şeyh uyanık bir zat imiş, bunda bir sebep arar. Sükuti Dede’nin bir kenarda beklediğim görür, derhal anlar, ona doğru gider: — Dedem, affedersin… Seni saff-ı nial (ikinci saf da) bıraktık. i’tizar ederim. Sükuti Dede: —Biz Mevlana fıkarasıyız. Bizim için saff-ı nial yoktur. Bütün canlarla beraberiz, fakat… Başındaki Mevlevi külahını işaret ederek: — …….başımızda Fahri Mevlana var, bize değil on ahürmet etmeli. — Müsaade ediyorsunuz değil mi? — Hay hay… Buyuran açın. Sükuti Dede’nin dudağında sigara daima yapışık bir halde bulunur. O bitince hemen tabakadan bir yenisini sarar, yine dudağına yapıştırırmış. Aynı zamanda nargile içer, enfiye de kullanırmış. Dergahlar kapandıktan sonra Gelibolu’ya gitmiş ve orada Hakka yürümüştür. İyi ahlaklı, daima hayırlı bir dosttur. Akıl kemal bulunca boş sözler zeval bulur. Ahmağa karşı susmak, ona cevap vermektir Ahmağın kalbi ağzında, akıllının lisanı kalbindedir. Sükut eden hiçbir vakit pişman olmamıştır. Kaynak ; İstanbul Evliyaları ve Fetih Şehidleri – Şevket Gürel , İstanbul’daki Tarihi Türbe ve Mescidleri İmar Vakfı , 1988

📍 Gelibolu
Evliya

Oruç Baba – Gelibolu

Çanakkale – Gelibolu Karamanlar Mahallesinde çeşmesi, hamamı ve mezarı birbirine yakındır. Hamamı yok olmak üzere bakımsız bir haldedir. Kaynak ; Gelibolu’nun Gönül Erleri , Ahmet Tuna

📍 Gelibolu
Evliya

Kadir Baba – Kilitbahir

çanakkale – eceabat – Kilitbahir Kadir Baba Tekkesi Kilitbahir ile Havuzlar Mesire Yeri arasında, eski Yıldız Tabyalarının denize bakan yüzü tarafındadır84. Boğazın güney ucuna hakim bir tepede bulunan tekkenin çevresinde birkaç yapı kalıntısı, mezarlar ve bir havuz vardır. Yapılış tarihi bilinmeyen yapı kare planlı, sekizgen tavanlı ve piramidal çatılıdır Kaynak ; Çanakkale Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Eceabat
Evliya

Sancaktar Baba – Çanakkale

Çanakkale – Gelibolu – Kavak köyü Kavak Kasabası sınırları içinde, köyün küzeysınırında Şarköy çıkışında yer alır. Yaklaşık 5 m yüksekliğinde bir tepecik üzerine dört sütun ayak üzerine oturan kubbeli bir anıt bulunmaktadır. Anıtın etrafı mezarlık olarak kullnılmıştır. Tepeciğin batı eteğinde moloz taşlardan yapılmış yuvarlak kemerli bir çeşme mevcuttur. Anıt, Süleyman Paşa’nın Gelibolu’nun fethi sırasında şehit olan Sancaktarı anısına 1945 yılında Gelibolu kolordu komutanlığı tarafından yaptırılmıştır. Anıtın ve mezarlığın bulunduğu tepecik üzerinde gördüğümüz birkaç blok taştan ve tepeciğin genel yapısı ile burada bir Tümülüs olmalıydı, Türnülüs hem anıtın yapılması hemde çevre düzenlemeleri sırasında düzleşmiş olmalıdır.

📍 Gelibolu
Evliya

Alemşah Hz.

📍 Ezine
Evliya

Ahmet Talibi İrşadi Baba (k.s.)

Çanakkale – Kilitbahir’de Talib-i İrşadi hazretleri , 1819’da Tire-Bayındır’da dünyaya gelmiş olup, Derebeyizade Helvacıoğlu Ahmed Efendi namıyla da hatırlanır. 1839 yılında medresede ilim tahsiliyle meşgul iken Uşşakiyye’den Ömer Hulusi ve Hüseyin Hakki efendilerle karşılaşmıştır. Ömer Efendi, “Talib benim irşad senin” diye Hüseyin Hakki Efendi ’ye teslim etmiş, Hakki Efendi de bu göreve “Efendim can senin canan senin” diye mukabelede bulunmuştur. On beş sene mücahede ile meşgul olup, “Talib-i İrşadi” namıyla meşhur olmuştur. Hüseyin Vassaf’ın naklettiğine göre, 1854’te zuhur eden bir hal ile yedi sene dağlarda, sahralarda inziva hayatı yaşamış, saçını sakalını uzatmış, bilahare bu hal zail olmuştur. Bu süre içerisinde haram yememiş, haram içmemiş, haram işlememiş sadece saç ve sakalını uzatmış, bir hasır parçasına bürünmüş olarak şeyhi Hakki Efendi’nin huzuruna gelmiştir. 1860’da Hakki Efendi’den müstahlef olmuş, Uşşakiyye’nin İrşadiyye kolunu kurmuştur. Uzunçarşılı, Karesi Meşahiri adlı eserinde, “Beni dur eyleme ya Rab visal-ı zat-ı pakinden/Mekandan la-mekan zatın görünür dilde hal içre” gibi beyitleri olan İrşadi’nin bir divanı tutacak kadar ilahisi olduğunu, mensuplarının pirlerinin yolundan giderek saç ve sakalını uzattığını haber vermektedir. Yirmi bir sene Çanakkale, Biga, Balıkesir, Karabiga, Çardak, Lapseki, Bayramiç, Kumkale, Edremit ve Gelibolu taraflarını dolaşmıştır. S. Nüzhet Ergun, Bektaşi Şairleri’nde, onun aslında Bektaşi olduğunu, zarardan korunmak için kendisini Uşşaki olarak tanıttığını, takiyye yaptığını, “Nazenin-i Uşşaki” denilen tarikatın Bektaşilik’ten başka bir şey olmadığını, gerçek Uşşakilerin İrşadileri kendilerinden saymadıklarını kaydetmektedir. Devamla Hulusi Baba’nın müridi olan İrşadi’nin daha sonra “Kasabalı” ve “Hakki-i Mürebbi”den icazet aldığını dolayısıyla ilk ve son şeyhinin Uşşaki kisvesine bürünmüş Bektaşilerden başkası olmadığını ifade etmektedir. Talibi-i İrşadi hazretleri , 1881 senesinde Kilitbahir’de vefat ederek, oraya defnedilir. İrşadi Baba , Balıkesir’de Azibler Tekkesi adında bir dergah da inşa etmiş, meşihatına vefatından sonra Şeyh Kudsi Ahmed Baba geçmiştir. Talib-i İrşadi’nin diğer halifeleri şunlardır: Baş halifesi Hüseyin Hüsnü Baba , Çardak’ta görevli Şeyh Safi Baba, Gelibolu’da Şeyh Hüseyin Necib Efendi ve Şeyh Ahmed Şucaeddin (Şucai) Baba , Bayramiç’te Şeyh Hasan Niyazi Baba. Kaynak ; Çanakkale Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Eceabat
Evliya

Alaaddin Kalfa ve Alaeddin Kalfa Mezarlığı

📍 Gelibolu
Evliya

Cahidi Sultan

Çanakkale – Kilitbahir köyünde Cahidi Sultan camiinde Câhidî Ahmed Efendi, XVII. yüzyılın önemli mutasavvıflarından biridir. Aslen Edirneli’dir. Rumeli’li bir ailenin çocuğu olup babasının ismi Muhammed’dir. Gerçek adı Ahmed’dir, Câhidî ise mahlasıdır. Padişah IV. Mehmed’in Câhidî’yi rüyasında görmesi üzerine, Çanakkale’nin Kilitbahir beldesine gelerek kendisini ziyaret eder. Padişah, bu ziyaret sırasında maddi ikramları kabul etmeyen Câhidî’yi “Sultan” ünvanı ile manen taltif eder. Böylece halk arasında “Câhidî Sultan” şeklinde meşhur olmuştur. Câhidî, genç yaşta Edirne’den gelip Gelibolulu Şeyh Ömer Karibî (Kutub Ömer) Efendi’ye intisab eder. Seyr ü sülûkünü tamamladıktan sonra icazetini alır ve o zamanki ismi ile Kiludu’l-Bahr’e gelerek şimdi bulunduğu yere tekkesini kurar ve irşad faaliyetlerine başlar. Burada Kerime Hatun ile evlenir. Bu evlilikten Âdem ve Lütfullah adında iki oğlu olur. Âdem Efendi, babasından 17 yıl önce 1053/1643 yılında vefat eder. Kabri türbenin dışında güney cephededir. Halk arasında keramet ehli bir hanım olduğu söylenen eşi Kerime Hatun ise Câhidî’nin yanında metfundur. Ahmed Câhidî hazretleri çok cömert ve vakar sâhibi idi. Gece-gündüz Kur’ân-ı kerîm okurdu. Âlimlerden haberleri doğru olarak naklederdi. Allah korkusundan çok gözyaşı dökerdi. Dünyânın parlaklığına ve malına îtibâr etmezdi. Bu hâlleri sebebiyle kısa zamanda çevresinde tanındı ve herkes tarafından sevildi. Talebeleri çoğaldı. Kilidü’l-Bahr’de asıl tanınması ise şu hâdiseye dayanır: Bir gün Ahmed Câhidî Efendi, Çanakkale’ye geçmek için Kilidü’l-Bahr iskelesine geldi. Parası olmadığı için zamânın kayıkçıları kendisini kayığa almadılar. Üzgün bir hâlde dönüp evine geldi. Kendisini gören hanımı Kerîme Hâtun niçin gitmediğini sordu. Câhidî hazretlerinin kayığa alınmadığını söylemesi üzerine de; “Al şu seccadeyi de bin üzerine, Çanakkale’ye geç-gel.” dedi. Bu şekilde Çanakkale’ye geçen Câhidî Efendiyi gören kayıkçılar şaşırıp kaldılar. Böylece onun büyük bir velî olduğunu anladılar. Talebelerinden birisinin sohbet esnâsında kalbin ne şekilde terbiye edileceğine dâir sorduğu suâle Ahmed Câhidî hazretleri şu cevâbı verdi: “ Tarîkatlarda asıl olan kalbin çeşitli hastalıklarından temizlenerek şifâ bulmasını temin etmek, onu güzel sıfatlarla süslemektir. Allahü teâlâyayaklaşmanın yolları tövbe, nefsini hesâba çekme, yaptığı işlerden gurura kapılmama ve ümitli olmak gibi kalbî makamlarla, doğruluk, samîmiyet, ihlâs, sabır gibi güzel hasletlerdir. Tasavvuf yolunda yürüyen kimse bu vasıflarıyla cenâb-ı Hakk’a yaklaşırsa, mârifet ehlinden olur ve bu sûretle en yüksek derecelere kavuşur. “ Ahmed Cahidî hazretleri bir soru üzerine de tarîkatlerde esas olan zikri dört madde halinde özetledi. 1. Dilin zikri: Kalpten kötülüklerin izale edilmesini sağlayacak olan cenâb-ı Hakk’ın anılması. 2. Kalbin zikri: Allahü teâlâyı kalpten tefekkür etmek, düşünmek ve O’nun kalbe nazar ettiğini bilmek. 3. Nefsin zikri: Harf ve ses yerine his ve hayâl ile içten, kalpten Allah’ı anmak. 4. Rûhun zikri: Cenâb-ı Hakk’ın kâinâtta tecellî eden, güzel sıfatlarının netîcesine bakarak O’nu tefekkür etmek, düşünmektir. Bu zikir çeşitleri kişiyi kemâl mertebesine ulaştırmak için en kuvvetli yoldur. Bunlar tarîkatta zikir çeşitlerinin özetidir. Gayrisi teferruâttan ibârettir.” Ve talebelerine; “Lâ ilâhe illallah, diyerek kalbinizin pasını siliniz.” dedikten sonra, şu şiiri söylerdi: Her kelâmın âlâsı, Lâ ilâhe illallah Cümle varın mevlâsı, Lâ ilahe illallah Cümle derdin dermânı, koma dilinden anı Müminlerin îmânı, Lâ ilâhe illallah Tâliblerin şükrüdür, kalplerinin fikridir Dillerinin zikridir, Lâ ilâhe illallah. Câhidî Ahmed Efendi, Halvetiyye Tarikatı’nın Ahmediyye şubesinin Uşşâkiyye koluna mensuptur. Hayatı boyunca birçok mürid ve halifeler yetiştirmiştir. İsmine izafeten tesis ettiği Câhidiyye Tarikatı, vefatından sonra oğlu Lütfullah Efendi tarafından temsil edilmiş ve kısa sürede Çanakkale, Edirne ve Bursa’da yayılmıştır. Câhidîlik, XX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar, Bursa’da bir kaç farklı tekkede aynı anda faaliyet gösteren önemli tarikatlardan biri olmuştur. Doğum tarihi tam olarak tespit edilememekle beraber, XVI. yüzyılın sonlarında doğduğu kuvvetle muhtemel olan Câhidî Ahmed Efendi, 1070/1659–60 yılında vefat etmiştir Cahidi Sultan Camii ve Türbesi Eceabat ilçesi, Kilitbahir köyünde bulunmaktadır. Köyün en üst kısmındaki (batısında) yamaç üzerinde yer alır. Cami, türbe, hazire ve çeşme yapılarından meydana gelen bir külliyedir. Kaynaklarda geçen tekke bugün bulunmamaktadır. Cami: 8 x8 m ebatlarında kare planlı tek kubbeye sahiptir. Yapım malzemesi kesme taş ve moloz taşdır. Camiye yuvar­lak kemerli kapıdan girilmektedir. Kapının kilit taşının üzerine yaprak süslemeler yapılmıştır. Kapının her iki yanında yuvarlak kemerli pencere ve bu pencerelerin üzerinde, üç adet ikinci kat pencereleri yer alır. Pencereler yuvarlak kemerli olup, ikinci kat pencerelerinden ortadaki yandakilerden daha büyük tutulmuştur. Yan cephelerde dikdort­ gen ikişer pencere ve bu pencerelerin tam ortasına gelecek şekilde göz pencerelere yer verilmiştir. Güney cephesinde mihrabın her iki yaruda simetri şekilde yuvarlak kemerli birer pencere ve ikinci kat penceresi olarak göz pencereler bulunur. Mukarnas kavsaralı mihrabın nişi altıgen formludur. Mihrabın iki yanında, yan yana üç silme üzerine bir başlık eklenmiş durumdadır. Mukarnas kavsaranın her iki yanında üç kademeli olarak bitkisel bezeme işlenmiştir. Caminin kuzey batı köşesinde tek şerefeli silindirik gövdeli minare yer alır. Kare kaideli minare kaidesi caminin beden duvarları ile bütünleşmiş durumdadır. 1953 yılında yıkılan minarenin yerine yenisi yapıldığından kaideden sonrası orijinal değildir. Türbe: Caminin kuzey doğusunda olup, kareye yakın yamuk planlı ve tek kubbelidir. Türbeye, cami ile arasındaki boşluğa sonradan eklenmiş tek eğimli kiremit çatılı bir ön odadan sonra geçilmektedir. Ön odanın giriş kapısı üzerin­de “Cahidi Sultan’nın makamı” yazılı, H.1290, M. 1873 tarihli kitabe bulunur. Ön odanın tavanı ahşap olup, tavanın tam ortasında, ışın demeti ve yirmi iki kollu yıldız demetinin oluşturduğu tavan göbek bulunur. Türbe içinde Cahidi Sultan ve eşi Kerime Hatun’a ait olan iki sanduka bulunur. Caminin hazire kısmında, en erkeni H.1254 M. 1838, en geçi ise H.1329 M.1911 tarihini taşıyan yirmi adet mezar bulunmaktadır. Caminin güney tarafında tek cepheli yuvarlak kemerli bir çeşme, külliyenin sokağa bakan kısmına tek cepheli ve sivri kemerli olmak üzere iki çeşme bulunmaktadır. Çeşmelerin yapım kitabeleri bulunmamaktadır. Bugünkü durumu ile oldukça harap durumdadır. Tekke: Günümüzde mevcut olmayıp, muhtemelen caminin güney bölümündeki mezarlık alanındaki duvarlar tekkeye ait olmalıdır. Tekke işlevini yitirip yıkılmasından sonra, yeri mezarlık olarak kullanılmaya başlanmıştır. Caminin giriş kapısı üzerindeki yeni kitabede 1630 yazsada, Külliye’nin başka bir yerinde yapılış tarihi hakkında her hangi bir kitabe mevcut değildir. Muhtemelen külliye’nin cami ve tekke bölümü Cahidi Sultan’ın sağlığında var olduğu, Türbe ise ölüm tarihi olan 1659 yılından sonra yapılmış olmalıdır. Cami süsleme ve plan özelliği olarak 17. yy özelliği göstermektedir. Camide ve türbedeki süslemelerden bazıları 19 yy özlliği gösterdiğinden, 1893 yılında ön odanın türbeye eklenmesi sırasında cami ve türbe de onarılmıştır. kaynak : tasavvuf dergisi ,17.sayı, cahidi ahmet efendi’nini ”abdest namaz ve hac ” ibadetlerine dair bazı batıni yorumla, Dr. Hamdi Kızıler

📍 Çanakkale Özel
Evliya

Hoca Hamza

Çanakkale – Gelibolu’da Hallacı mansur türbesinin karşısından bayraklı baba ya doğru değilde şehit nuriye ak sokağa doğru gidiyoruz. sokağa girdikten sonra fener 2 sokağa doğru devam ediyoruz. Sokakta 50 mt yürüdükten sonra sol tarafta bir evin arka bahçesinde.( çevredeki kişilere soralım) Hoca Hamza mahallesini adını veren kişidir. Yazıcızade çeşmesinin karşı tarafında Feneraltına doğru inen yerde mezarı bulunmaktadır. Mezarı tamir edilirken aslına uygunluğu bozulmuştur. tamirden önce kitabesinde şunlar yazmaktaydı ; Mebni hazel – mescidül şerif el mübareke el Abdülzaif el muhtaç ilellahi Teala Hoca Hamza el-emir fi şehri zilhiccesene fis’a ve semane mie el hicriyye H.809 M.1406. Mezarı bugün bakımsız bir halde bir Fener 2 sokakta bir evin bahçesindedir.

📍 Gelibolu
Evliya

Sofuca Halil

Çanakkale – Gelibolu’da Sofuca Halil camiinin girişinde Kahramanlar sokakta kendi adıyla anılan Sofuca Halil caminin girişinde yatmaktadır. Eşiyle birlikte mezarı bulunan Sofuca Halil, kuvvetli ihtimal aynı zamanda camii ninde banisidir.

📍 Gelibolu
Evliya

Ahmet Keşfi El-Aziz

Kul hızır sokakta No :20 nin arka bahçesi Kul hızır sokaktaki eski zaviye mezarlığındaki yatırlardandır.Hayatı hakkında herhangi bir bilgiye rastlayamadık.

📍 Gelibolu
Evliya

Gözcü İsmail Dede

ÇANAKKALE – GELİBOLU’DA Kore kahramanları caddesinde yol üzerinde Gelibolu Velilerinden

📍 Gelibolu
Evliya

Hakkı Hayran Dede

ÇANAKKALE – Gelibolu itfaiyesi yanında Gelibolu itfaiyesi yanında kabri bulunan Hakkı Hayran dede ile ilgili kaynaklara rastlayamadık.

📍 Gelibolu
Evliya

Yazıcızade Mehmed Efendi (k.s.)

Çanakkale – Gelibolu da Yazıcızade cami nin hemen yanında Yazıcıoğlu Mehmet Efendi 15. asrın ilk yarısında yetişen ve Sultan II. Murat ile kısmen oğlu Fatih Sultan Mehmed devirlerini idrak eden Molla Fenari, Akşemseddin, Molla Yegan, Zeynel Arap gibi zamanın alimlerinden ve mutasavvıf müelliflerinden biridir. Aşkı ve irfanı ile ün yapmış veli bir şahsiyettir. Gelibolu ve yöresinde yetişen Mutasavvuf ve bilginlerin içinde Türk İslam kültürüne ve edebiyatına hizmet edenlerin başında gelir. Babası Yazıcı Salih diye anılan Şemsiye ve Risale-i Fit-Tıb adlı eserlerin sahibi alim bir zattır. Mehmed Efendi Malkara’nın Kadıköy’ünde doğmuş, bilahare babası ile Gelibolu’ya gelip ikamet etmiştir. Tahsilini kemale erdirmek üzere İran ve Maveraünnehir ve İstanbul’a giderek Haydar Hafı ve Zeynel Arap gibi meşhur zatlardan istifade etmişse de asıl manevi feyzini Hacı Bayram Veli Hazretlerinden almıştır. Mehmed Efendi Arapça da biliyordu. Aynı şekilde Farsça’ya da derin vukufıyeti vardı. Zira bu dillerde rahatlıkla şiirler kaleme aldığını görmekteyiz. İlk eseri de Arapçadır. Eserlerini hazırlarken faydalandığı kaynakların Arapça, Farsça olmaları yanında mevzuları bakımından da tefsir, hadis, kelam, fıkıh ilimlerinde rahatlıkla ifadede bulunup, sadece kalde (sözde) kalmayıp, hal (manen) olarak yaşayacak kadar tasavuffun inceliklerine nüfuz edebiliyordu. Bu husus O’nun disiplinli ve sistemli bir tahsil devresi geçirdiğini gösterir. O’nun yazdığı Muhammediye’si kendi devrinde ve sonraki asırlarda tesir sahası bir hayli geniş olmuştur. Evliya Çelebi nice binlerce insanın Muhammediye’yi ezbere bildiğini yazar. Eskiden hemen her evde veya en azından her camide bir Muhammediye nüshası bulunurdu. Kış gecelerinde okunur yer yer ağlayanlar olurdu. Mevlid gibi besteli okunur, okuyanlara Muhammediyan denilirdi. Muhammediye’nin birçok yerinde ve bilhassa kasidelerde tasavvufi hususiyetler yer yer basit kelimelerin arkasına gizlenmiş, yer yer anlaşılması bir hayli güç olarak onun dokusuna girmiştir. Fakat bu mevzuda İslamın (Şeriatın) hudutlarını zorlamamış, bilakis şeriatsız tarikatın ve hakikatin olmayacağını işaret etmiştir. Dünya; Cellad, ejderha, iki yüzlü, külhan, büyücü, Gökyüzü; at, cevher kuşaklı, mina, lacivert çadır, ters dönmüş kadeh, Ay; akıl, gümüş, kurs, cam, rakkas, vezir. Güneş; def, bey, padişah, kadeh, kalp. Gönül; Utarid, yazıcı, zühre. Sevgili; Mirrih, çeri, müşteri, kadı, Zuhal, ekinci… gibi misallerde de görüleceği gibi Muhammediye’de Klasik Edebiyatın bir çok mazmun ve mefhumlarının, mitolojik unsurları zorlamadan kullandığını söyleyebiliriz. Kısacası Yazıcızade Mehmed Efendi’nin Muhammediye’si Tasavvufi, Dini ve Ladini hususiyetleri ile Türk Milleti’nin Dini ve Ahlaki kültürünü besleyen zengin bir kaynak olmuştur. Gelibolu’ya Gelişi İlim tahsili için İslam coğrafyası içinde değişik beldeleri gezen Yazıcızade Mehmed Efendi olgunluk döneminde İstanbul’da ikamet ederken zamanın vezirlerinden Mahmut Paşa Çarşısı’nın bamsı Kasapoğlu Mahmut Paşa ile büyük bir dostluk kurar. Eserinde Kasapoğlu Mahmut Paşa için “Bu vezir, mükemmel ilimle bezeli idi. Tam manası ile irfan sahibi olmuştu. Üstün değerleri ile tanınmıştı. Paşa anlatılan üstünlükleri ile beni severdi. O’nun sevgisi adeta bana bir sığınaktı. O hal içinde gidip Gelibolu’ya yerleştim. Gelibolu’ya gelince de, çevremde aşıklar belirdi. Onlarda beni sevdiler, değerimi bildiler. Orada kaldığım sürede beni görseydin, sanırdın ki; mercan içinde bir inciyim. Bende onları sevmiştim, candan bilmiştim. Hem ömrümü onlara harcadım durdum. Hak yoluna da bağlı, emirlere tutulu idim. Allah’a hamd olsun. O zaman, nice irfan sahipleri vardır. Onların üstün namları dünyayı doldurmuştu.” Zeynel Arap hazretlerinin kabri şerifi Yazıcızade Mehmed Efendi tahsil devrelerini eserinde şöyle anlatır; “Hem üstadım benim Zeynel Arab’dı. Kim içi dışı ilim ile edebdi. Cü himmeti etti erdim. O’na ön ben. Eriştim Haydar-ı Hafiye son ben. Ara yerde çok ettim istifade, Hem ön, son kim ettiyse ifade.” Ancak Muhammed Efendi, asıl feyzi, Hacı Bayram-ı Veli Hazretlerinden aldı. Hacı Bayram Veli, Sultan ikinci Murad Han’ın davetine uyarak Edirne’ye gitti. Ve orada bir müddet kaldı. Daha sonra Ankara’ya döndü. Bu gidiş ve dönüşlerinde Mehmed Efendi ve kardeşi Ahmed-i Bican’ı gördü. Onlarla görüşüp, sohbet ve irşadda bulundu. Kısa zamanda ikisi de Evliyalık derecelerine ulaştılar. Mehmet Efendi eserinde Hacı Bayram Veliden bahsederek şöyle demektedir; “Cihanın kutbu mah-ı Hacı Bayram, Cihanın Şah-ı Hacı Bayram, Çü Şeyhim bu sözü işrab kıldı. Sözünü canıma mihrab kıldı. Selamullah erişsin size Şeyh. Tükenmez himmet eylen bize ya Şeyh.” Bu hadiseden sonra bir ara II. Murat Gazi, Mehmet Efendi’yi sefaretle Mısır’a gönderdi. Bundan sonra Gelibolu’ya döndü ve ömrünü ibadet ve tekerrürle geçirdi. Eserler yazdı. İtikaf ve inviza yaşadı. Gelibolu’nun namazgah yöresinde, Hamzakoy sahillerinde büyük bir kayaya oyulmuş küçük bir Hücrede ibadet ve tefekkürle meşgul oldu. Bu halini şöyle anlatır; “Meğer günlerden bir gün emri Takdir. Oturmuştum Gelibolu’da sırra. Elimi çekmiş idim cümle halktan. Dilimde zikir idi kalbimde Zikra.” Muhammediye’nin Yazılması Eserlerinin büyük bir kısmını bu çilehanesinde yazmıştır. ilk eseri; MEGARİBÜZZAMAN’dır. Arapçadır. İkinci eseri MUHAMMEDİYE’dir. Ancak Muhammediye ve kardeşinin ENVARÜL-İ AŞİKİN’İ, Megarübüzzaman’ın tercümesinden ibaret olduğunu söyleyebiliriz. Muhammediye’nin yazılmasında, Gelibolulu Hak Aşıkları’nın kendisini ziyarete gelip; “Ey Dost Hz. Peygamber vasfında bir kitap niçin yazmasın” demeleri ve asıl rüyasında Hz. Peygamber Efendimizi görüp irşad almış bulunması büyük rol oynamıştır, Yani Yazıcıoğlu’na Resullullah (A.S.) Efendimizi rüyada görmesi, böyle bir eser yazması için, emir mahiyetinde tavsiye almasıdır. Bunu şu mısralarından anlıyoruz; Eserlerini yazılış gayesini anlatan satırlarda “Son Peygamberin emri ile bu hizmete girdiğimden, bu kitaba şu ismi verdim: “MUHAMMEDİYE KİTABI” der ve manzum olarak ta şöyle ifade eder: “O cümle kainatın Afıtab’ı Çüm emri itti bana düzdüm kitabı” Mehmed Efendi kendisini ziyaret edenler için eserinde güzel bir duada bulunmaktadır. “Her kim bana dua edecek olursa, Onun bir derdine bin deva ver?’ “Onun duası ile istediğinden daha yüksek eyle; daha çok ver. Onun duasına karşılık, hesapsız hatalarını sil?’ Bir başka duasında da; “Özellikle Gelibolu diyarı halkına rahmet eyle, hemen herkesten önce yarın onlara şefaat eyle. Burada ne kadar imanlı kullar varsa, Ey Rahman Allah’ım güneşi, onların başına kıyamet günü gölge gönder. Onların ölüsünü dirisini gör, şefaatini, şefkatini onlardan esirgeme?’ Kavuştuğu manevi makamının sırrını da şöyle ifade etmektedir; “Eğer ben bu yola bu şekilde erdimse, geldimse, Baba, ana duasını almakla geldim” der. Yetişmesinde büyük emeği geçen hocalardan bahsederken de; Benim Hocam da Zeynel Arap idi. O’nun içi dışı ilim idi, edep idi. Himmet eyledi, kendisine ilk önce ben kavuştum. Ondan sonra da Haydar Hafi’ye eriştim:’ demektedir. Yazıcızade Mehmed Efendi Muhammediye’sinde Gelibolu’ya gelişini şöyle ifade ediyor: Gelibolu’ya gelince de, çevremde aşıklar belirdi. Onlarda beni sevdiler, değerimi bildiler. Orada kaldığım sürede beni görseydin sanırdın ki, Mercan içinde bir inciyim, Bende orıları sevmiştim, candan bilmiştim. Hep ömrümü onlara harcadım durdum. Hak yoluna da bağlı, emirlere tutkulu idim. Allah’a hamd olsun. O zaman nice nice irfan sahipleri vardı. Onların üstün namları dünyayı doldurmuştu..:’ Eserin yazılmasına muhtemelen H/850 – 1446’da başlamış olup H/853/1449’da tamamlamıştır. Bu eserini bize tanıtırken Bu Muhammediye kitabının üstün bir özelliği daha vardır. Şöyle ki; Her kim bunu okursa nasibi artar. Bu kitap, her ne kadar çok okunursa, tekrar edilirse, okuyanın bedeninde, beyninde misk kokuları yayılmaya başlar:’ der. Muhammediye’nin beyit sayısı muhtelif kaynaklarda değişiklik gösterilmekle birlikte 9119 civarında olmalıdır. Baştan başa bir nat ve münacaat gibidir. Bu yüzden tıpkı Süleyman Çelebi’nin Mevlidi gibi yüzyıllarca okunmuştur. Türk Milleti’ne Peygamber Efendimizi (A.S.) sevdiren eserlerin başında gelmiştir. Böylece Mehmet Efendi eseri ile milletimizin manen besleyen zengin bir kaynak olmuştur. Hulasa Yazıcıoğlu’nun kabri, şahsiyetinin Kemalat’ı ve Muhammediye’sinin şöhreti tesiriyle meşhur ziyaret yerlerinden biriolmuştur. Ancak camisinin yıkılıp da bir ara ibadete kapanması eski şöhretini kaybetmesine sebep olmuşsa da, şimdiki haliyle, yeni camisiyle ve bakımlı çevresiyle önceki şöhretli vaziyetini kazanmaya da başlamıştır. Mezarı da şimdiki Yazıcızade Caminin bitişiğindedir. Kardeşi Ahmed-i Bican Efendinin mezarı da Yazıcızade Çeşmesi’nin üzerinde ve hemen Hamza Koy Limanına giden yol üzerindedir. Mehmet Efendi’nin türbesinin bitişiğindeki mescidin kitabesinde; “Ziver gelip bir ehli dil söylendi bu tarih-itam yaptı. Yazıcı Zade’nin bu türbesinin Şah-ı Cihan Sultan Abdülmecid Han tamir ettirdi” yazılıdır. Müellifin Kendi Hattı Olan Eserin Son Durumu: Muhammediye’nin müellif hattıyla son nüshası Vakıflar Genel Müdürlüğü, Arşiv ve Neşriyat Müdürlüğünde 431 / A numarasıyla kayıtlı bulunuyor. Cilt, kahverengi ve meşindir. 326 yaprak, ilk sayfadaki müellifin vasiyetine göre, eser yakın zamana kadar Gelibolu’da kalmıştı. İkinci Dünya Savaşı tehlikesine karşı tedbir bakımından Ankara’ya alınmıştır. Halen Sultan ikinci Abdülhamid Han tarafından yapılan sedef kakmalı abanoz ağaçtan bir sandık içinde muhafaza edilmektedir. Yazıcızade Mehmet Efendi’nin Çilehanesi Birçok veli, ehli tasavvuf, çeşitli şekillerde çile doldurmuşlar veya zaman zaman itikafa çekilmişlerdir. Sebeb-i hikmet ise; Hakka yakınlık, “Ölmeden önce ölünüz, ölüm gelmeden, ölüme hazırlanınız” sırrına mazhar olmaya çalışmak içindir. Mehmed Efendi de bu merhaleyi aşmış, ölümde beka sırrına ulaşmıştır. Mehmed Efendi bu olgunluğa ulaşmak ve ölmeden önce ölmek için girdiği çilehane veya başka bir ifade ile ibadethanesi Gelibolu’da Namazgah yöresinde Hamzaköy sahillerinde, büyük bir kaya blokunda oyulmuş, birbiri içinden geçilen iki küçük hücreden ibarettir. Buradaki hücrenin biri de kardeşi Ahmet Efendiye ait olduğu rivayet edilir. Kaynak ; Gelibolu’nun Gönül Erleri , Ahmet Tuna

📍 Çanakkale Özel
Evliya

İntepe Şehitliği

Çanakkale İntepe Belde'sinde İntepe Şehitliği,

📍 Merkez
Evliya

Sofra Dede

Çanakkale – Gelibolu Alaaddin mahallesinde kabri kaybolmayan Allah dostlarından Sofra Dede’nin kabri Kahramanlar caddesi içinde dar bir sokaktadır. Kaynak ; Gelibolu’nun Gönül Erleri , Ahmet Tuna

📍 Gelibolu
Evliya

İbn Bennah

çanakkale – gelibolu Yakub Paşa hamamından Emlak Bank Lojmanlarına sapan arada yol kenarına çıkan bir kabirde yatmaktadır. Rüya aleminde görünerek kendisini ziyaretine çağırdığı insanların anlatımıyla kabri belirlenerek tanınmıştır. Osmanlı Dönemi ilk dervişan grubuyla Gelibolu’ya gelen Allah dostlarından biridir. Kaynak ; Gelibolu’nun Gönül Erleri , Ahmet Tuna

📍 Gelibolu
Evliya

Hacı Köçek Dede

Çanakkale – Gelibolu – Seyyid Halveti Mezarlığı arkasında ……………

📍 Gelibolu
Evliya

Bahşızade Sultan

Çanakkale – Gelibolu aramanlar Hançerli sokak girişinde yıkılmış dergahının bahçesinde bir kaç mezarla beraber kendi mezarı bulunan Bahşızade, dergahı olan Allah Dostlarındandır. Dergahı tamamen yok edilmiş sadece bahçedeki mezarlık kalmıştır. Kaynak ; Gelibolu’nun Gönül Erleri , Ahmet Tuna

📍 Gelibolu
Evliya

Dürrizade Mehmed Ataullah Efendi

Çanakkale – Gelibolu – Yazıcızade Muhammed Efendi kabri civarında Osmanlı şeyhülislamı Dürrizade Mehmed Ataullah Efendi (1729-1785) Şeyhülislâm Dürrîzâde Mustafa Efendi’nin oğludur. İlk tahsilini babasından gördü ve şeyhülislâm çocuklarına tanınan imtiyazdan faydalanıp 1736’da henüz yedi yaşında iken aldığı icâzetle itibarî olarak müderrislik pâyesini elde etti. Uzunca bir süre daha tahsil hayatına devam ettikten sonra 1759 yılında Selânik kadısı oldu. 1765’te Mekke kadılığı pâyesini aldı, 1769’da İstanbul kadılığına getirildi. Bunun ardından uzun bir süre mâzul kaldı. 1774’te Anadolu kazaskeri oldu, bir yıl sonra azledilince Gümülcine civarında bazı yerler kendisine arpalık olarak verildi. 1778 ve 1782’de iki defa Rumeli kazaskerliği yaptı. Karahisârî Seyyid İbrâhim Efendi’nin vefatı üzerine 20 Mayıs 1783’te saraya davet edilerek Sadrazam Halil Hamid Paşa’nın hazır bulunduğu bir merasimle şeyhülislâmlığa tayin edildi. Rumelihisarı’ndaki yalısı uzak olduğundan tebrik merasimi, eski şeyhülislâmlardan Şerif Efendi’nin Hocapaşa’daki konağında yapılmıştı. Mehmed Atâūllah Efendi’nin şeyhülislâmlığı sırasında devleti meşgul eden en önemli mesele Osmanlı-Rus harbi idi. Bu konuda şeyhülislâm konağında yapılan meşveret meclisinde yetkililerin Rusya ile savaş konusundaki tereddütleri karşısında, “Moskovlu Kırım’ı açıktan açığa zapt etti, sükût mu edelim?” diyerek savaş açılmasını teşvik etmiştir. İki yıl kadar şeyhülislâmlık makamında kalan Atâullah Efendi , Sadrazam Halil Hamid Paşa’nın I. Abdülhamid’i tahttan indirip yerine yenilik taraftarı Selim’i geçirme teşebbüsünde onunla birlikte hareket ettiği gerekçesiyle 1785’te azledildi. Önce Rumelihisarı’ndaki yalısında oturmasına izin verildiyse de daha sonra sürgüne gönderilmesi kararlaştırıldı. Deniz yoluyla Hicaz’a gitmesine müsade edilen Mehmed Atâullah Efendi , kethüdâsı Osman Efendi ile yola çıkmış, ancak Gelibolu’ya vardığında vefat ederek oraya gömülmüştür. Merkadi Yazıcızâde Muhammed Efendi kabri civarındadır. Ölüm sebebi olarak onun yolda zehirletilerek öldürüldüğü ileri sürülür. Kaynak ; Çanakkale Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Ezine
Evliya

Hüseyin Beçce Gazi

Çanakkale – Gelibolu – Alaeddin Kalfa MEzarlığı Battaloğlu Hüseyin Becce Gazi olarak anılır. Gelibolu’nun fethinde bulunmuş bir gazidir. Gazi Süleyman Paşa’dan 27 yıl sonra Gelibolu’da vefat etmiştir. Mezarı pazar yerinin içinden Alaeddin Kalfa Mezarlığına nakledilmiştir. En eski Türkçe kitabe Hüseyin Beççe’ye ait H 737 (1385 1386) tarihli mezar taşındadır. Bu aynı zamanda mezarlığın en eski kitabesidir. Kaynak ; Çanakkale Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Gelibolu
Evliya

Ethem Bin Abdullah Piri ( Yeşil Etekli İmam Türbesi )

Çanakkale – gelibolu – mevlevihane sokak ile sümer sokağı kesişiminde Gazi Süleyman Paşa ile Rumeli’ye geçen Alperen dervişlerin başında bulunuyordu. Fetih sırasında ölen şehitleri kendi eliyle şehrin değişik yerlerine defnettiği ve heybetli bir imam olduğu anlatılıyor. İbn-i Şimşit Türbesi Yeşil Etekli Gazi ile beraber Gelibolu fethinde hizmet ederek Mevlevi yakınlarında halkın manevi hizmetlerinde bulunmuş. Gelibolu’da vefat etmiştir. Kabirleri Mevlevihane arkasında Yeşil Etekli Derviş’le aynı bahçede bulunmaktaydı. Üzerine inşaat yapılarak kabri yok edildi. Kaynak ; Gelibolu’nun Gönül Erleri , Ahmet Tuna

📍 Gelibolu
Evliya

Ahi Yunus Türbesi

çanakkale – ezine – seferşah camii karşısında Ezine merkezde bulunan ve yöre halkı tarafından yoğun olarak ziyaret edilip adak adanan ve dileklerde bulunulan türbe Ahi Yunus Zaviye ve Türbesi ’dir. Buraya Üç Dedeler de denmektedir. İlçenin fatihlerinden olarak tanınan Ahi Yunus , veli ve alim bir zattır. Gazi Süleyman Paşa Ezine Pazarı’nı bu zatın kurduğu zaviyeye vakfetmiştir. Vakıf kayıtlarında ona şehrin sahibi denmektedir. Türbe ilçenin ana caddesi üzerindeki Seferşah Camiinin karşısındadır. Türbedeki üç sandukadan birisinin Ahi Yunus ’a, diğer ikisinin ise onun kardeşlerine ait olduğu ifade edilmektedir. Türbe 1324 yılında Gazi Süleyman Paşa tarafından yaptırılmış olup, ahşap ve kiremit örtülü ve geniş pencereli bir yapıdır. Müştemilatında küçük bir bahçesi bulunan türbeyi halk mumlar yakarak dilekte bulunmak için ziyaret etmektedir. Onarımını Vakıflar Müdürlüğü’nün yaptırdığı türbenin temizliğini merkez Seferşah Camii görevlileri yapmaktadır Kaynak ; Çanakkale Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Ezine
Evliya

Şah Dede Sultan – Çanakkale

Çanakkale – Ezine – Akköy Şah Dede Sultan mezarlığı, Akköy’ün kuzeydoğusunda bulunmaktadır. Halen köy mezarlığı olarak gömü yapılmaktadır. Tamamen çalılıklarla kaplı olan mezarlığın içinde mermer mezar taşlı osmanlı dönemi özellikleri gösteren mezarlar mevcuttur. Mezarlığın orta kısımlarında bir de türbe bulunmaktadır. Mezarlık, 14. yy başlarında kurulmuş olan Akköy’ün tarihi açısından oldukça önemlidir. Mazarlığın içindeki en eski mezarlar türbenin bulunduğu alandadır. Türbe mezarlığın orta kısmında özel ayrılmış bir bölümde yeralmaktadır. Kırma kiremit çatılı moloz taşlardan yapılmış kare planlı bir yapının içinde bir ve dışında iki mermerden yapılmış mezar bulunmaktadır. Halk tarafından türbe, “Şah Dede Sultan” türbesi olarak bilinmektedir. Türbe binası muhtemelen son dönemlerde yapılmış olmalıdır. Türbenin hemen yanında 7 kasım 1871 tarihli İsak Efendi’ye ait mezar bulunmaktadır. Muhtemelen türbe içindeki mezar sahibi ile, her ikisi de Şah Dede Sultan olarak anılmaktadır. Mezarlardan birinin üzerinde “Saime” adlı bir kadın ismi ve 1620 tarihi okunmaktadır. Yine bu mezarın tam karşısında mermerleri dağılmış durumda olan ikinci bir mezar bulunur. Aynı uslüba sahip olan bu mezarlar süsleme özelliği itibariyle 17. yy özelliği taşımaktadır. Bu özellikleri itibariyle bu iki mezarın aynı tarihlerde ölmüş ya da öldürülmüş, aynı aileden iki kişiye ait olduğunu düşünebiliriz. Bu mezarın şahide taşı üzerinde bir vazo içinden çıkan gül, nergiz ve lale yanında hançer motifinin bulunması, mezarın şehzade veya asker gibi üst düzey bir yöneticiye ait olduğunu göstermektedir. Bu hançer süslemesi nedeni ile mezar bir erkeğe ait olabileceğinin kanıtıdır. Muhtemelen de İstanbul’dan kaçarak gelen bir şehzade ve ailesi oldukları burada öldürül­dükleri söylenmektedir. (Osmanlı tarihinde bu zamanda tahtta II. Osman bulunmaktadır.) Mezarlığın iç kısmında özellikle eski mezarlarda mezar taşı olarak kullanılmış çok sayıda mimari parçalar bulunur. Bu mimari parçalar yakında bulunan antik kentlerden getirilmiştir. Kaynak ; Çanakkale Kültür Varlıkları Envanteri , Musa Tombul , Çanakkale Valiliği

📍 Ezine
Evliya

Yahya Dede – Eceabat

çanakkale – eceabat – kumköy Eceabat ilçesi, Kumköy köyünün 5 km kuzeyinde bulunan terkedilmiş Keçili köyü mezarlığıdır. Uzun bir zamandır kullanılmayan mezarlık, ağaçlarla ve çalılıklarla kaplıdır. Mezarlık oldukça geniş bir alana yayılmış durumdadır. Mezarlık batıdan doğuya yükselen bir sırt üzerindedir. Mezarlığın batı bölümündeki yamaçlarda bölgede 14. yy’da gördüğümüz dikili taş (Balbal) mezar taşlarının kullanıldığı mezarlar bulunmakta, doğu bölüme doğru gidildikçe Geç Osmanlı dönemi özellikleri gösteren mermer mezar taşlı gömüler görülmektedir. Geç Osmanlı dönemi özellikleri gösteren mezarlar mezarlığın en batı bölümündeki düzlük üzerinde yoğunlaşmaktadır. 14. yy özelliği gösteren dikili taşların (balbal) bazılarının yüksekliği 3 m’yi bulmaktadır. Bu tür mezar taşlarının çoğu yıkık durumdadır. Boncukkıran mezarları ile benzerlikler göstermektedir. Türkler’in gömü geleneğine ışık tutması açısından önemlidir. Mezarlığın batı bölümünde moloz taşlatdan yapılmış basit bir mezar bulunur. Köy halkı bu mezarın kerameti olan ermiş kişi olduğuna inanılan “Yahya Dede” mezarı olduğuna inanır vesaygı gösterir. Yıl içindeki kutsal günlerde mezar ziyaret edilerek dualar edilir vehayırlar yapılır. Ama son yıllarda defineciler tarafından kaçak kazı yapılarak tahrip edilmiştir. Kaynak ; Çanakkale Kültür Varlıkları Envanteri , Musa Tombul , Çanakkale Valiliği

📍 Eceabat
Evliya

Ece Bey Türbesi

Çanakkale – Gelibolu – Karainebeyli köyünde Gazi Süleyman Paşa ile birlikte Rumeli yakasına geçişte ve Gelibolu Yarımadası’nın fethinde çok önemli görevler üstlenmiştir. Neşri, tarihinde; Ondan Ece Bey ve Yakup Ece adlarıyla bahseder. Ece Bey , Gazi Fazıl Bey, Evronos Bey, Hacı il Bey ve Kara Timurtaş Bey gibi Rumeli fütühatının il komutanlarındandır. Ece Bey , Çimpe kalesinin fethi ve Rumeliye geçişin planlan­masında bir kurmay gibi çalışmış ve hazırlanan planı başarıyla uygulamıştır. Çimpe kalesinin alınmasından sonra Bolayır yakınlarındaki Akça Limanına baskın yaparak gemileri yok etti. Daha sonra da AKSAMİN kalesini aldı. Bolayır’ın fethinden sonra Gelibolu Kalesinin fethine girişti. Orhan Gazi bu başarılarından dolayı Yarımada’nın yukarı bölümü Ece Bey ‘e Gelibolu Kalesini Hacı il Bey’e daha yukarı­larıda Gazi Fazıl Bey’e vermişti. Ece Bey , ele geçirdiği bu yerleri imar ve gelişmesine özen gösterdiği için Eceabat ilçesine, Ece Bey ‘in mamur ettiği yer anlamına gelen ECEABAT adı verilmiştir. Bu yiğit kahraman Gazi Alperen, Gelibolu’nun Karainebeyli köyünde dik bir tepenin üzerinde Alperen Kumandanlarından Kara Nebi ile yanyana yatmaktadır. Mezarı 1991 yılında yeniden restore edilmiştir. Her yıl mezarı başında çevre köylerin son senelerde ise resmi zevatın da katılımıyla anma törenleri ve yemekli mevlütleri okutulmaktadır. Allah ruhlarını şad etsin Kaynak ; Gelibolu’nun Gönül Erleri , Ahmet Tuna

📍 Gelibolu
Sahabe

Sahabe-i Kiram R.A (Amurga Ahmet Dede)

Çanakkale Bozcaada İlçesinde Sahabe-i Kiram R.A (Amurga Ahmet Dede) Türbesi

📍 Bozcaada
Sahabe

Sahabe-i Kiram R.A.

Çanakkale Ayvacık İlçesinde Sahabe-i Kiram R.A. Kabri Behramkale Hüdavendigar Camii arkasındaki Şehitlikdedir.

📍 Ayvacık
Sahabe

Hz. Ulu Sultan R.A.

Çanakkale Ezine İlçesi Yaylacık Köyü'nde Hz. Ulu Sultan R.A. Türbesi

📍 Ezine
Sahabe

Hz. Kazım-ı Ensari R.A.

İslam’ı yaymak ve İstanbul’un fethini gerçekleştirmek için dört büyük halife döneminde cihat seferlerine katılmıştır. Hz. Kazım-ı Ensari R.A. Suriye, Filistin, Kudüs ve Kıbrıs’ın fethinde bulunmuştur. Kıbrıs’ın fethinden sonra Ege bölgesine yapılan seferlere iştirak etmiştir. Bozcaada’ya gelmiş ve İstanbul’un fethi için hazırlıklarda bulunmuşlardır. İslam ordusu ile girişilen bu mücadele esnasında Gülpınar beldesinde arkadaşı Hz. Nureddin-i Ensari R.A. ile şehitlik mertebesine ulaşmıştır. Hz. Kazım-ı Ensari R.A. Türbesi arkadaşı Hz. Nureddin-i Ensari R.A. ile ayni yerde Çanakkale İli Ayvacık İlçesi Gülpınar beldesindedir.

📍 Ayvacık
Sahabe

Hz. Nureddin-i Ensari R.A.

İslam’ı yaymak ve İstanbul’un fethini gerçekleştirmek için dört büyük halife döneminde cihat seferlerine katılmıştır. Suriye, Filistin, Kudüs ve Kıbrıs’ın fethinde bulunmuştur. Kıbrıs’ın fethinden sonra Ege bölgesine yapılan seferlere iştirak etmiştir. Bozcaada’ya gelmiş ve İstanbul’un fethi için hazırlıklarda bulunmuşlardır. İslam ordusu ile girişilen bu mücadele esnasında Gülpınar sahilinde şehitlik mertebesine ulaşmıştır. Hz. Nureddin-i Ensari R.A. Türbesi Çanakkale İli Ayvacık İlçesi Gülpınar beldesinde dir.

📍 Ayvacık
Sahabe

Hz. Seyyid Süleyman R.A.

Çanakkale Ayvacık ilçesinde Seyyid Süleyman Hz. Türbesi,

📍 Ayvacık
Evliya

Gazi Yakup Bey Hz.

Çanakkale Lâpseki İlçesinde Gazi Yakup Bey Hz. Türbesi Lâpseki yolu üzerinde ilçeden Biga yönüne doğru 5 kilometre ileride, kıyı şeridine kurulmuş güzel bir yerleşim yeridir. Çardak’ta Osmanlı dönemi eserlerinden Gazi Yakup Bey tarafından 1463-1464 yıllarında yaptırılan Yakup Bey Camii, Han ve Hamamı halen kullanılır durumdadır. Gazi Yakup Bey Türbesi, Gazi Yakup Bey Camii bahçesindedir. Yine bu komutanın ailesine ait, Osmanlı taş sanatının seçkin örneklerinin bulunduğu Kadınlar Mezarlığı bulunmaktadır.

📍 Lapseki
Evliya

Arslan Dede Hz. (Karaaslan Baba)

Çanakkale İli Arslan Dede Hz. Türbesi Haleb’de yetişen velîlerden. İsmi, Arslan Dede olup, Meczûb diye tanınır. Allahü teâlânın aşkı ve evliyâlık hâlleri ile kendinden geçmiş hâlde bulunan evliyâdan idi. Doğum târihi bilinmemekte ise de, 1048 (m. 1638)’de vefât ettiği ve vefâtında yüz yaşını geçmiş olduğu bilinmektedir. Zamanının usûlüne göre ilim tahsil ettikten sonra, çeşitli vazîfelerde bulunan Arslan Dede, bir müddet kadı vekîlliği yaptı. Daha sonra tasavvuf yoluna yöneldi. Mevki ve rütbeyi terketti. Çok riyâzet ve mücâhede yaptı. Nefsin arzularına uymamak, onu terbiye etmek için çok çetin sıkıntılar çekti. Kendisi yalnız bir kimse idi. Câmilerde yatar kalkardı. Bir de küçük bir kulübesi vardı. Ba’zan da orada kalırdı. Gece-gündüz hücresinde bulunur, dışarı pek çıkmazdı. Devamlı ibâdet ve tâat ile meşgûl olurdu. Çok az konuşurdu. Zarûret olmadıkça ağzını açmazdı. Muhammed Acemî isimli bir zât, kendisine hizmet ederdi.

📍 Merkez
Evliya

Baba Sultan Hz. (Latif Baba)

Çanakkale Ayvacık ilçesinde Baba Sultan Hz. Türbesi, Babakale Köyü'ndedir.

📍 Ayvacık
Evliya

Saraca Paşa Hz.

Çanakkale Gelibolu ilçe'sinde Saraca Paşa Hz. Türbesi,

📍 Gelibolu
Evliya

Mersin Dede Hz.

Çanakkale İli Mersin Dede Hz. Türbesi,

📍 Merkez
Evliya

Cahidi Ahmed Efendi Hz.

Çanakkale Eceabat İlçesinde Cahid ve Cahide Sultan Hz. Türbesi Câhidî Ahmed Efendi, XVII. yüzyılın önemli mutasavvıflarından biridir. Aslen Edirneli’dir. Rumeli’li bir ailenin çocuğu olup babasının ismi Muhammed’dir. Gerçek adı Ahmed’dir, Câhidî ise mahlasıdır. Padişah IV. Mehmed’in Câhidî’yi rüyasında görmesi üzerine, Çanakkale’nin Kilitbahir beldesine gelerek kendisini ziyaret eder. Padişah, bu ziyaret sırasında maddi ikramları kabul etmeyen Câhidî’yi “Sultan” ünvanı ile manen taltif eder. Böylece halk arasında “Câhidî Sultan” şeklinde meşhur olmuştur. Câhidî, genç yaşta Edirne’den gelip Gelibolulu Şeyh Ömer Karibî (Kutub Ömer) Efendi’ye intisab eder. Seyr ü sülûkünü tamamladıktan sonra icazetini alır ve o zamanki ismi ile Kiludu’l-Bahr’e gelerek şimdi bulunduğu yere tekkesini kurar ve irşad faaliyetlerine başlar. Burada Kerime Hatun ile evlenir. Bu evlilikten Âdem ve Lütfullah adında iki oğlu olur. Âdem Efendi, babasından 17 yıl önce 1053/1643 yılında vefat eder. Kabri türbenin dışında güney cephededir. Halk arasında keramet ehli bir hanım olduğu söylenen eşi Kerime Hatun ise Câhidî’nin yanında metfundur.

📍 Eceabat
Evliya

Hallac-ı Mansur Hz. Makamı

Çanakkale Gelibolu İlçesinde Hallac-ı Mansur Hz. Makamı Hallac-ı Mansur bir enel hak şehididir. İslam dinindeki kendine özgü inanışların uğruna muhalifleri tarafından Bağdat’ta şehit edilmiş ve cesedi yakılarak, külleri denize dökülmüştür. Bu mübarek zatın türbesi Bağdat’tadır. Birçok İslam ülkesinde türbeleri vardır. Bunların hepsi makamdır. Yedi adet olduğu söylenen bu türbelere Hallac-ı Mansur makamı denmektedir. Gelibolu ilçesindeki bu türbe de bu yedi makamdan biridir. Türbenin içinde halen mevcut olan iki mezarın, sonradan buraya gömülen iki kişiye ait olduğu söylenir. Türbe, Mimari bakımdan İskender çelebi türbesine benzetilmektedir.

📍 Gelibolu
Evliya

Kaşıklı Baba Hz.

Çanakkale Eceabat İlçesinde Kaşıklı Baba Hz. Türbesi Kaşıkçı Dede’nin kale inşaatlarında çalışan işçilerin yemek yerken kullandıkları kaşıkları, Trakya’dan veya Anadolu’dan getiren ve kaşıklardan sorumlu olan kişinin O olduğu sanılmaktadır. Daha sonra kale inşasında kaşıkçı başı olarak görev alır ve bu görevini ölene kadar devam ettirir. Halk arasında Kaşıkçı Dede, Kaşıklı Dede ve Kaşıkçı Baba olarak bilinir. Keramet sahibi olduğuna inanılır. Halk arasındaki inanca göre konuşamayan çocuklar Kaşıkçı Dede tarafından tedavi edilir. Konuşamayan çocuğa kabrin üzerinden alınan bir kaşıkla yemek yedirilirse çocuğun konuşacağına inanılır. Bu inanç eskiden beri devam etmektedir. Ayrıca evlenememiş kızlar hayırlı bir kısmet dilemek için Kaşıkçı Dede’yi ziyaret ederler. Kaşıkçı Dede’nin Çanakkale Savaşlarında cephedeki Türk askerine küçük bir destiyle su dağıttığı ve destideki suyun hiç tükenmediği söylenmektedir (Tellioğlu 1997: 153). Kaşıkçı Dede’nin türbesi Kilitbahir Feribot İskelesi İstanbul yolu üzerindedir. Bu nedenle pek çok defa kaldırılmak istenmiş fakat kimse başarı olamamıştır. Hatta kabri kaldırmaya çalışanlardan bazılarının hastalandığı rivayet edilmektedir.

📍 Eceabat
Evliya

Bayram Baba Hz.

Çanakkale Bayramiç İlçesinde Bayram Baba Hz. Türbesi

📍 Bayramiç
Evliya

Halil İbrahim Efendi Hz. (İbrahim Paşa)

Çanakkale Ayvacık ilçesinde Halil İbrahim Efendi Hz. Türbesi, Paşaköy Eski Camii arka bahçesindedir.

📍 Ayvacık
Evliya

Süleyman Gazi Hz. (Gazi Süleyman Paşa)

Çanakkale Gelibolu İlçesinde Süleyman Gazi Hz. (Gazi Süleyman Paşa) Türbesi Bolayır'da denize bakan bir tepede, şair Namık Kemal’in mezarı yanındadır. 1356 yılında Rumeli'ye ilk geçen Osmanlı Komutanı, Orhan Gazi oğlu, Rumeli Fatihi Şehzade Süleyman Paşa (1316-1358) için yapılmış bir türbedir. Kalın duvarları, kalın taş ve tuğla ile sıralıdır. Dört köşeli olup, kubbesinin kasnağında 4 pencere bulunmaktadır.

📍 Gelibolu
Evliya

Ahmed-i Bican Hz.

Çanakkale Gelibolu İlçesinde Ahmed-i Bican Hz. Türbesi 15 inci asırda yaşamış alim ve mutasavvıf bir zattır. Yazıcızade Muhammed Efendi’nin küçük kardeşidir. Babası alim bir zat ve kâtip olan Salih efendidir. Eserinde yer alan “Hak Teâlâ hazretleri, miskin Ahmed-i Bîcân’ı, deniz kenarında, gâziler şehrinde Gelibolu’da yarattı.” ifadesinden onun Gelibolu’da doğduğu anlaşılmaktadır. Babası Yazıcı Sâlih Efendi, bazı rivayetlere göre, Ankara veya Bolu civarında devlet hizmetlerinde kâtiplik yapmıştır. 1408′de tamamladığı, Anadolu’da astroloji sahasında ilk Türkçe manzum eser olan Şemsiyye’sini Ankara’da İskender bin Hacı Paşaya ithaf etmiştir. Sonra Gelibolu’ya gelip yerleşmiştir.

📍 Gelibolu
Evliya

HACI BABA CELALETTİN TOPÇU

Manevi künyesi “ Ulu Veli El Hakim El Mülkü Kadim” olan Kutbul Arifin Gavsül Vasilin, Celalettin TOPÇU Hz. 16 Nisan 1912 Salı günü Rize'de dünyaya geldi. Ailesi Rize eşrafındandı. Dedesi Hüseyin Bilal Efendi ilmiyle amil, Efendimizin (sav) "Iz nefseke evvelen sümme iz'in-nas/Önce kendi nefsine sonra başkalarına nasihat et." kutlu hadisinin canlı bir örneğiydi, Allah’ın veli kullarından bir zattı. Efendiler Efendisi (sav) "Fe tûba lil-gureb/Gariplere müjdeler olsun." buyurmuşlardır. Celalettin TOPÇU henüz beş yaşındayken yetim kaldı. Annesi ve iki küçük kardeşiyle beraber çok sıkıntılı günler geçirdi. En acı fakirlikle imtihan edildi. Dedesinin yanında hem çalıştı hem de ilkokul tahsilini yaptı ancak baskılar sonucu eğitimine ara vermek durumunda kaldı. 18 yaşına kadar dedesinin yanında çalıştı ayriyeten bu zaman zarfında tasavvufi eğilimi olduğundan Rize civardaki Müderris Mahmut Efendi, Şeyh Osman Niyazi Efendi gibi devrin önde gelen alim zatların sohbetlerine katıldı. Askerlik sonrası İstanbul’a geldiğinde Abdulhakim Arvasi hazretlerinin sohbetine katıldı ve kendisine intisap etmek istedi ancak kısmetinin burada olmadığını kendisine ifade edildi. Tekrar memleketine dönen Celalettin TOPÇU bir vakit sonra Erzurum’daki Alvarlı Efe hazretlerini ziyaret etti ve kendisine intisap etmek istediğini belirtti. Efe Hz.leri de aynı cevabı vererek kısmetin burada olmadığını, İstanbul civarlarında olduğunu belirtti. Askerlik sonrası Hendek’te ikamet ederken Muhammed Esad Erbilli hazretlerinin halifesi Halil Fevzi Meriç ile tanıştı ve ona intisap etti. Hazretin son zamanları idi uzun süreler yanında kaldı ve manevi emaneti teslim aldı. Tasavvufi eğitimin yanında ticaretle de uğraştı. İstanbul Sabuncu handa, 1001 Çeşit adında küçük bir baharatçı dükkânı vardı. Burada uzun yıllar çalıştı ve daha sonra Zeytinburnu’nda bir bakkal dükkânı açtı 1980 yılına kadar burada çalıştıktan sonra Çanakkale Küçükkuyu beldesine hicret etti. 20 Ekim 2000 yılındaki vefatına kadar burada ikamet etti. Hacıbaba Celalettin TOPÇU Hz. Kerametleri zahir Evliyaullahın önde gelenlerinden ve Allah dostu idi. Sureti halktan gözükür ancak hakikat mertebesine ermiş bir evliyaullah idi. En ağır hastalıkları tedavi eder, hatta ve hatta akıl hastanesindeki hastaları bile tedavi ederdi. Bunun yanında tüm Türkiye’yi karış karış gezerek aralarında Peygamber, Sahabe-i Kiram ve Evliyaullah dan birçok kabir keşfi yapmış ve ispatları ile beraber yeryüzüne çıkartıp ihya etmiştir. Allah'a giden en kısa yolun yolu karşılık beklemeden hayır hasenat yapmakta olduğunu söylemiş ve bundan dolayıdır ki tüm servetini bu uğurda harcamıştır. Camisinden yoluna, okulundan su kuyularına, erzak dağıtımından öğrenci okutmaya velhasıl hayrın her çeşidini işlemeye gayret etmiştir. Hayatı sağlığında iken kurulan “ Fetihler Hayır Hizmetleri Vakfı” ve vefatından sonra kurulan “Celalettin TOPÇU Vakfı” çatısı altında yetiştirdiği insanlar tarafından hayır hizmetleri aynı yol erken üzere devam etmektedir. Hacı Baba Celalettin TOPÇU hazretlerinin detaylı hayat hikayesi ve menkıbeleri, torunu Seyit Gazi Veral tarafından derlenmiş ve Menakıb-ı Hacıbaba “Allaha giden en kısa yol: Hayır tezgahı kurmak” adlı eserde kitap haline getirilmiştir. Hacı Baba Celalettin TOPÇU Hazretlerinin eşi Muazzez Hanımdan 2 erkek, 3 kız olma üzere 5 çocuğu vardır. Büyük kızı Nermin Hanım ile evlenen damadı İsmail Veral Efendi, 16 yaşından beri yanında bulunmuş ve vefatına kadar ona hizmet etmiştir. Hacıbaba Hazretleri, kendisini irşad ederek vefatından sonra halife olarak bırakmıştır. Himmet ve kerameti vefatından sonra devam eden nadir evliyalardandır. Türbesi Çanakkale, Ezine Yaylacık köyünde El Hakimi Aile mezarlığındadır. Allah CC makamlarını ali, himmetlerini daim eylesin.

📍 Ezine
Evliya

Gelibolu Mevlevihanesi Yatırlar (Parsa Sabır Muhammed)

Çanakkale Gelibolu İlçesinde Gelibolu Mevlevihane’si Yatırlar Gelibolu Mevlevihanesi, içlerinde çile çıkarılan, derviş yetiştirilen 15 Mevlevi Asitanesinden birisidir. 17. Y.Y da (Muhtemelen 1621 tarihinden önce) kurulan Mevlevihane bu onbeş Asitane içinde en geniş araziye ve en haşmetli Semahaneye sahiptir. Binalardan bugüne kalanlar, Hamza koy askeri bölge içinde ve deniz kenarına yakın alanda bulunan semahane-türbe ve taç kapıdan ibarettir. Mevlevihane’nin banisi ve ilk postnişini yeniçeri ağalarından Kara Hasan Ağa’nın oğlu Ağazade Mehmet Hakiki Dede’dir. Mevlevihane kendisine izafeten Ağazade Dergâhı adıyla anılmıştır.

📍 Gelibolu
Evliya

Garip Baba Hz.

Çanakkale Bayramiç İlçe'sinde Garip Baba Hz. Türbesi, Eski mezarlığın köşesinde.

📍 Bayramiç
Evliya

Bahşi Yahya Hz.

Çanakkale Ezine İlçe'sinde medfun olan, Bahşi Yahya Hz. Bursa'da medfun Emîr Sultan hazretlerinin halifelerinden fazilet sahibi arif bir zattır. Alaşehirde medfun Şeyh Sinan Efendiden ve büyük Lütfullah Efendiden sülûkünü tamamlamış olup, Karasi (Balıkesir) kazalarından Gönenlidir. H. 840, M 1436 da Yaylacık'ta vefat etmiştir. Türbesi, Yaylacık Köyü'nde Hacıbaba Camii yanındadır. Eserleri basılmış olup aşağıdadır: (Şerhu Şiratü'l-İslâm), (İVIenakib-i Emîr Sultan), (Envarü'l-Kulûb), (Menakib-i Şeyh Muhammed İbni îsa Akhisarî), (Sihah-i Acemi), (Makteli îmam-ı Hüseyin), (Dîvan-ı İlahiyat), (Mevlid-i Nebî) dir. Şir'a şerhinin bir nüshası Nuruosmaniye kütüphanesinde vardır.

📍 Ezine
Evliya

Yahşi Bey Hz. (Yahşi Dede)

Çanakkale Bayramiç ilçesinde Yahşi Bey Hz. Türbesi Karasi Beyliği'nin Bergama hükümdarı, Karesioğlu Şuca-üddin Yahşi Bey'in onbeş şehir ve o kadar kaleye ve yirmi bin süvari askere ve donanmaya sahip olduğunu yazar. Yahşi Bey, 1341 ve 1342 senelerinde iki defa donanması ile Gelibolu yarımadasına asker çıkarmış ise de muvaffak olamayarak Kantagüzen ile anlaşmaya mecbur olmuştur. Türbesi Yahşieli Köyü'nde Köy içi camiinin önündeki sokak arkasındadır.

📍 Bayramiç
Evliya

Zeynel Arap Hz.

Çanakkale Gelibolu İlçesinde Zeynel Arap Hz. Türbesi Yazıcızade Mehmet Efendi’nin hocasıdır. Yazmış olduğu ünlü eseri” Muhammediye” sinin bir bölümünde hocası Zeynel Arap Hazretlerindenn hürmet ve saygıyla bahsederek kendisin eğitimindeki etkisinde bahsetmektedir. Yazıcızade Mahellesindeki türbesindeki kitabesinde ”Kutbul Arifin yazıcızade Mehmet efendinin hocası Zaynel arap hazretlerinin türbesi şeriflerdir” diye H. 1150 M. 1734 yazılıdır.

📍 Gelibolu
Evliya

Çanakkale Şehitliği

Çanakkale Eceabat İlçesinde Çanakkale Şehitliği Gelibolu Yarımadası’nın en çok ziyaret edilen ana ziyaret noktası olan Abide, Eski hisarlık Burnu üzerinde yer almaktadır. Açılan bir proje yarışması sonucunda 37 proje arasından Doğan Erginbaş, İsmail Utkular ve Feridun Kip tarafından hazırlanan proje seçilmiş olup Abidenin temeli 17 Nisan 1954 tarihinde atılmıştır. İkinci Anafartalar Zaferi’nin 45. Yıldönümü olan 21 Ağustos 1960 tarihi ziyarete açılan Çanakkale Şehitler Abidesi, Çanakkale Muharebeleri’nde şehit düşen tüm askerlerimizi simgelemekte ve onların anısını yaşatmaktadır.

📍 Eceabat
Evliya

Halil İbrahim Onbaşı Hz.

Yahya Çavuş Şehitliğinin karşısında iki ağaç arasında Halil İbrahim Onbaşı Hz. yatmaktadır. Çanakkale şehitlerinden olup, ölümsüzleşen bir kahramandır.

📍 Eceabat
Evliya

Mehmed-i Bican Hz.

Çanakkale Gelibolu İlçesinde Mehmed-i Bican Hz. Türbesi Osmanlı âlimlerinden. Meşhûr Muhammediyye adlı eserin müellifi. İsmi, Yazıcızâde Muhammed Efendi olup, babası Yazıcı Sâlih’dir. Babası, devlet hizmetinde kâtip olarak çalıştı. Ârif, münevver bir zât olup, ilm-i nücûma dair beş bin beyte yakın mesnevî tarzındaki Şemsiyye isimli eserini, Ankara'da Devlethan âilesinden İskender Paşaya ithâf etti. Yazıcızâde Muhammed Efendi, muhtemelen Malkara köylerinden Kadıköy’de doğdu. Gelibolu’yu mekân tutup, 1451 (H.855) senesinde orada vefât etti. Mezarı Gelibolu’nun biraz dışında, İstanbul yolu üzerindedir. Yazıcızâde çeşmesinden ve hemen yakınında yüksekte kalan kardeşi Ahmed-i Bîcân’ın kabrinden yüz elli adım kadar içeride, küçük türbe kısmındadır. Kabri, büyük bir zât olması ve eserlerinden Muhammediyye’nin şöhreti sebebiyle ziyaret mahallidir.

📍 Gelibolu
Evliya

Bayraklı Baba Hz.(Karaca bey)

Çanakkale Gelibolu İlçesinde Bayraklı Baba Hz. Türbesi Asıl adı Karacabey olan Bayraklı Baba Osmanlı ordusunda bayraktarlık yapmıştır.1410 yılında düşmanla karşı karşıya gelen Karacabey, Düşmana karşı direnen karacabey kurtuluşu olmadığını anlayınca bayraĞı düşmana teslim etmemek için çareler düşünür. Ya şehit olacaktır ya da esir düşecektir. Bayrağı namus olarak düşünen Bayraklı Baba, bayrağı parça parça koparır ve yutar. Bu sırada takviye kuvvetleri gelir. Düşman oradan uzaklaştırılır. Yaralı olan karacabey’e sancağın ne olduğu sorulur. Düşmana teslim etmemek için yuttuğunu söyler. Komutanın sözlerine inanmadığını gören Karacabey, elindeki keski pala ile karnını yarar ve kanla birlikte bayrak parçalarının da çıktığı görülür. Yaptığı işin gururu ile son nefesini veren karacabey’in son sözleri “benim mezarımı buraya koyun ve üstünden hiç bayrak eksik olmasın” der.

📍 Gelibolu
Evliya

Mehmet Buhari Hz.

Çanakkale Gelibolu İlçe'sinde Mehmet Buhari Hz. Türbesi, Gelibolu merkezde Gazi Süleyman Paşa Cami Haziresindedir.

📍 Gelibolu
Evliya

Fikirli Sinan Hz.

Çanakkale Gelibolu İlçe'sinde Fikirli Sinan Hz. Türbesi,

📍 Gelibolu
Evliya

Emir Ali Baba Hz.

Çanakkale Gelibolu İlçe'sinde Emir Ali Baba Hz. Türbesi,

📍 Gelibolu
Evliya

Dede Ömer Karibi

“Kutub Ömer Efendi” ve “Dede Ömer Karibi” adlarıyla meşhur bir Halveti Uşşâki Şeyhi olan Şeyh Ömer Efendi aslen Saruhan’lı olup Gelibolu’ya sonradan yerleşmiştir. Pir-i tarik Hüsâmeddin Hasan-ı Uşşâki’nin (ö.1001/1593) halifelerinden Muhammed Memi-Can Efendinin (ö.1008/1599) halifelerindendir. Şeyhi Memi Can Efendinin de aslen Saruhan’lı olması şeyhi ile memleketinde tanışmış olma ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Uşşâki silsilesi Memi-Can’dan sonra Ömer Efendiden yürümüştür. Hüseyin Vassaf Efendi Sefine-i Evliya isimli eserinde onun ancak dört halifesinin ismini verebilirken bir dönem Meclis-i Meşâyıh Reisliği yapan Ahmed Muhyiddin Efendi (ö.1909) Osmanlı Tasavvuf yolllarının silsileleri üzerine önemli bir çalışması olan Tomâr-ı Kebir’inde Osman Geliboluvi, Mehmet Geliboluvi, mâruf dede Geliboluvi , Mahmûd Kuşadavi, Hasan Esiri, Süleyman Kastamoni, Gazanfer Mehmed Dede, Müfti Abdullatif Efendi, Cüneyd Mehmet Efendi, Muhyiddin Efendi, Kemaleddin Efendi, Mehmed Nuri Efendi, Aziz Efendi, Ali Efendi, Ömer Efendi, Ömer Efendi, Hamza Efendi, Mustafa Düssûki, Âlim Sinan Efendi, ve Ahmed Cahidi Efendi adlarıyla toplam 20 Halifesini listeler. 1605 tarihinde Gelibolu’da vefat eden Kutub Ömer Dede ’nin kabri bugün belli değildir. Ahmed Muhyiddin Efendi eserinin ilgili sayfasının derkenarına “Dedem Karibi” mahlasını almıştır. Divanı vardır. “Canım kurban olsun senin yoluna” ilahisi onundur’ şeklinde bir kayıt düşmüştür.” Ancak şiirleri incelendiğinde onun bu mahlasları birleşik olarak değil “Karibi” ve “Dedem” şekillerinde ayrı ayrı kullandığı görülür. Hakkında çok fazla bilgi bulunmayan bu tekke şairi için kendiside bir uşşâki olan Hüseyin vassaf, ”Bir divançesi elime geçmiş, mutaala etmiş idim, kemal-i arifanesine şahid oldum”, der ve, “Karibi mazhar-ı irfan olan bir şeyhi alidir Onun divançesi esrar-ı Kur’an ile mâlidir.” medhiyesini yazar. Halveti tarikatı büyüklerinden olan Cahidi Ahmed Efendi, doğum yeri olan Edirne’den genç yaşlarda iken Gelibolu’ya gelir ve orada Şeyh Ömer Karibi (Kutup Ömer) Efendi’ye intisap eder. Cahidi Ahmed Efendi’nin intisap etmiş olduğu meşayih silsilesi, Şeyh Ömer Karibi Efendi’den başlar. Cahidi Ahmed Efendi’ye nisbet edilen Cahidiyye Tarikatı da, Ahmediyye şubesinden türeyen Uşşakiyye’nin bir alt kolu olarak Halvetiyye’ye dayanır. Cahidi Ahmed Efendi’nin şeyhleri ve tarikattaki silsilesi şöyledir: Hasan Hüsameddin-i Uşşaki (ö. 1001/1593), Muhammed Memi Can-ı Saruhani (1008/1599), Ömer Karibi Geliboli (Kutub Ömer) (ö. ?). Kaynak ; Çanakkale Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Gelibolu
Evliya

Ece Baba Türbesi

Ankara – eceabat – beşyol köyü Eceabat ilçesi, Beşyol köyü sınırları içinde, Ece limanı mevkiinde yer alır. Köyün yaklaşık 4 km kuzeyinde Köy Deresi azmağının denize ulaştığı yerin hemen doğusunda kıyıda ve yamaçta çatı kiremit parçaları, yerleşim izleri ve seramik parçaları gözlemlenmiştir. Ayrıca mezar tuğlalarıda gözlemlenmiştir. Yerleşim izleri kıyıdan başlamak üzere 300- 400 m geriye yamaçlara kadar uzanmaktadır. Bu alanın batı bölümünde Ece Baba türbesi de bulunmaktadır. Türbe kiremit çanlı moloz taşlardan yapılmış, kare planlıdır. Ece Baba bölgenin fetih edilmesinde büyük yararlılıklar göstermiş Süleyman Paşa’nın komutanlarından mı, yoksa başka bir Ecebey mi bilinmez. Fakat bölge halkı tarafından saygı gören bir zattır. Kaynak ; Çanakkale Kültür Varlıkları Envanteri , Musa Tombul , Çanakkale Valiliği

📍 Eceabat
Evliya

Aburga Ahmed Dede

çanakkale – bozcada – fener burnu mevkii Aburga Ahmet Dede mezarlığı , Alaybey mahallesi Fener Burnu mevkiinde bulunmaktadır. Bozcaada limanına ve denize hakim bir tepe üzerinde küçük bir mezarlıktır. Mezarlığın orta kısmında kenarları duvarlarla çevrili bir mezar bulunmaktadır. Bu mezarı ri­vayete göre denizci olan ‘ Aburga Ahmet Dede “ye ait olduğuna inanılır. Mezar denizciler tarafından kutsal sayılarak ziyaret edilir ve adaklar adanır. Mezarlık ismini bu mezardan alır. Osmanlı Döneminde de kullanılan mezarlıkta, 10 adet mezar numaralandırılarak tescillenmiştir. Mezarlıkta en eski mezar 1710 tarihlidir Aburga Ahmed Dede Kabristanın bulunduğu yerdeki tekkenin şeyhinin torunlarından olan Kutlu Altay Kocaova’dan şu bilgileri paylaşalım ; ”Aburga Ahmed Dede ya ad “Ebû Erkâ” Ahmed Dede, Bozcaada’nın mutasavvıfıdır. Hakkında fazla bir bilgi yok. Ancak Türkçe’de “aburga” diye bir kelîme yoktur. Aynı şekilde Arapça, Farsça gibi dillerde de bulunmamaktadır. Erkâ, Arapça, “çok yükselmiş olan” demek. Hattâ dilimizde kullanılan “erkân” kelîmesi de, buradan geliyor. Dolayısıyla “Ebû Erkâ”, “pek yükselmiş olanın babası” anlamına geliyor. Burada “ebû”, yâni “babası” kavramı, biyolojik bir babalığa vurgu olabileceği gibi daha büyük ihtîmâlle tasavvûfî anlamda bir babalığa işâret etmektedir. Yânî bu anlamda “Yükselmişlerin babası” Ahmed Dede diyebiliriz. Kurmuş olduğu tekke ya da dergâhın, hangi târikâta bağlı olduğu bilinmemekle berâber tekkenin son iki şeyhi olan Şeyh Ahmed (dedemin dedesi) ile oğlu Şeyh Hüseyin’in (dedemin babası) Nakş-i Bendî olması dolayısıyla Ahmed Dede Tekkesi’nin Nakş-i Bendî olduğu düşünülebilir.” Kaynak ; Çanakkale Kültür Varlıkları Envanteri , Musa Tombul , Çanakkale Valiliği

📍 Bozcada
Evliya

Işıklar Tekkesi – Türbesi

çanakkale – bayramiç – ışıklar köyü Bayramiç ilçesi, Işıklar köyü sınırları içinde köyün yaklaşık 3 km kuzeydoğusunda, Işıklar köyü ile Zerdali köyü ara­sında Tekke mevkiinde bulunmaktadır. Alan üzerinde temelleri 30 m kadar izlenebilen 50 cm kalınlığında büyük bir yapıya ait duvar kalıntıları bulunmakta, bu alanın yaklaşık 50 m güneyinde büyük selvi ağaçları içinde bir türbe ve türbe etrafında mezarlık alanı bulunmaktadır. Türbe taş duvarlı ve alaturka kiremitli kırma çatılı, kare planlıdır. Bu­rada yapılan çok yoğun kaçak kazılar nedeniyle türbe büyük ölçüde tahrip olmuştur. Alanın batısında bulunan çamlık alanın içerisinde temel seviyesinde izlenebilen konut temelleri bulunmaktadır. Alanda bulunan temel kalıntıları tarihi kaynaklarda geçen Işıklar köyü tekke alanında bulunan medrese ve yerleşimine ait kalıntılar olmalıdır. Bu alan muhtemelen Bayramiç’in diğer köylerinde bulunan türbeler gibi erken Osmanlı döneminde bu köylere yerleşen boy beylerine ya da dini kişiliği olan zatlara ait türbelerden olmalıdır. Bu türbeler günümüzde de bazı özel günlerde hayırların ve duaların yapıldığı alanlar olarak kullanılmaktadır. Tekkenin bulunduğu Işıklar Köyü, bölgeye yerleşen Türkler’in ilk köylerinden biridir. Muhtemelen Ezine Akköy ile aynı zamanda, 14. yy da iskan edilmiş olmalıdır. Kaynak ; Çanakkale Kültür Varlıkları Envanteri , Musa Tombul , Çanakkale Valiliği

📍 Bayramiç
Evliya

Sarıcaali Türbesi

çanakkale – merkez – sarıcaeli köyü Sarıcaali Türbesi , Çanakkale merkez, Sarıcaeli köyünün yaklaşık 4 km güney batısında Karacaağaç mevkiinde, Çanakkale’ye ve Boğaz’a hakim bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Sarıca Sultan ‘a ait mezar ile birlikte hazire şeklindedir. Bu mezarlık içinde yeni gömüler de yapılmış durumdadır. Hazire içinde yeni mezarlar dışında 18. yy özellikleri gösteren 15 civarında mezar bulunmaktadır. Ayrıca yine 18. yy özelliği gösteren bozulan ve dağılan mezarlara ait şahide taşlan bir araya toplanmış durumdadır. Çevrili alanın güney bölümde iki farkı mezar bulunur. Mezarların birinin şahide taşının üzerinde, H 1225, M 1810 tarihli “Saruca Sultan” ismi geçmektedir. Bu nedenle bu bölümde bulunan mezarlar Saruca Paşa ailesi ile ilişkili olmalıdır. Mezarlık alanı Sarıcaeli köyünün ve çevre köylerin saygı duyduğu kutsal bir alan olup, özellikle baharın gelişi ile birlikte kurbanların kesildiği, hayırların yapıldığı bir alandır. Burada bulunan betondan yapılmış olan mescit, muhtemelen burada bulunan mezarlık alanı ile birlikte yapılmış mescitin yerine yapılmış olmalıdır. Sarıcaeli köyü Çanakkale’nin en eski Osmanlı dönemi köylerinden biri olup, 15. yy’ın ilk yarısından itibaren tarihi kaynaklarda ismi geçmektedir. Saruca Paşa muhtemelen 18. yy’da bu bölgede saygı gören önemli bir şahsiyet olmalıdır. Erken Osmanlı döneminde Anadolu’nun ve Avrupa’nın fethinde ve İslamlaşmasında etkili olan ve Gelibolu’da türbesi bulunan Sarıca Paşa’nın ardıllarından biri olmalıdır. Kaynak ; Çanakkale Kültür Varlıkları Envanteri , Musa Tombul , Çanakkale Valiliği

Evliya

Yedierenler – Çanakkale

çanakkale – merkez – kemel köyü Merkez Kemel köyü sınırları içinde Dedelik tepesi üzerinde bulunmaktadır. Mevki, köyün hemen üstünde, güney doğusunda bulunan yüksek tepededir. Kemel köylüleri buraya hayır tepesi de demektedir. Tepe Çanakkale boğazına ve çevresine hakim bir konumda bulunmaktadır. Tepe üzerinde betonla onarılmış altı adet mezar ve altıgen taşlarla muntazam bir işcilikle yapılmış bir mezar olmak üzere toplam yedi mezar bulunmakta ve tepe ismini bu mezarlar­dan almaktadır. Mezarların bir kısmı, bölgede Erken Osmanlı Döneminde sıkça görülen gömü tiplerindendir. Bu dönemde bölgenin saygın ve önemli kişilerinin mezarları, mezarlıklar dışında bölgenin yüksek tepelerine gömülürler, bu mezarlara dede mezarı olarak adlandırılırdı. Bu mezarların bulunduğu yerlerde çevre köylerin halkların hayırlar yaparak dualar ederlerdi. Kemel köyü tarafından bu alanda her yıl 6 Mayıs günü çevre köylerden gelen davetlilere yemeklerin verildiği ve du­ aların edildiği hayır törenleri yapmaktadır. Ayrıca bu alanda tepenin etrafında bazı duvar kalıntıları görülmektedir. Bu duvarlar olasılıkla antik bir dönemden olmalıdır. Artıca oldukça az sayıda Roma dönemi özelliği gösteren kaba seramik parçaları görülmüştür. Tepenin bölgeye hakim durumda olması antik dönemde de burada bir iskan bulunduğunu güçlendirir. Kaynak ; Çanakkale Kültür Varlıkları Envanteri , Musa Tombul , Çanakkale Valiliği

Evliya

Ağazade Muhammed Hakiki Dede

Çanakkale – Gelibolu – Gelibolu Mevlevihanesi Yeniçeri Ağası Kara Hasan Ağa’nın oğlu olarak, Gelibolu’da doğan Muhammed Hakiki Dede, I. Bostan Çele­bi zamanında malını kardeşine bağışlamış ve Konya Mevlana Dergahı’na intisap etmiştir. Konya’daki Mevleviliğin pir dergahında çilesi­ni tamamlayıp Dede unvanı alan Muhammed Hakiki Dede , Gelibolu’ya dönmüş ve buradaki Ahi Devle Zaviyesinde Mesnevihanlık görevini yürütmeye başlamıştır. Zaman için­ de Mevleviliğe ilginin artmasıyla Muhammed Hakiki Dede Gelibolu’da bir Mevlevihane de kurmuştur. Yeniçeri ağası olan babasının ünvanı nedeniy­le ”Ağazade” diye anılan ve şair olan Muhammed Hakiki Dede ‘nin İstanbul’un tasavvufi hayatındaki önemi, Beşiktaş Mevlevihanesi ‘nin ilk şeyhi olmasından kaynaklanmaktadır. Beşiktaş Mevlevihanesi, İstanbul’da kurulan üçün­cü Mevlevi dergahıdır. Mevlevihaneyi, Ağazade Muhammed Hakiki Dede ‘nin Gelibolu’dan dostu olan Ohrili Hüseyin Paşa inşa ettirmiştir. Ohrili Hüseyin Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nda sadrazamlığa kadar yükselmiş, ancak Genç Osman’a karşı ger­çekleştirilen Yeniçeri ayaklanmasında katledilmiştir. Paşa’nın ölümü üzerine Muhammed Hakiki Dede, Gelibolu’ya dön­müş, 1653 yılına kadar şeyhlik görevine burada devam etmiş, Hakk’a yürüdükten sonra da aynı tekkede sırlanmıştır. Kaynak ; İstanbul’un 100 Sufisi , Ebru Erte , İBB Yayınları .

📍 Gelibolu
Evliya

Hüseyin Hüsnü Baba

Çanakkale – Kilitbahir’de Hüseyin Hüsnü Baba , (1859-1925), İrşadi Baba’nın halifesidir. Babası Rifaiyye’den Katip Musa Efendi’ dir. Annesi Hafize Hanım ve kendisinden on bir yaş büyük olan kardeşi Hafız Şeyh Nuri ise Uşşakiyye’dendir. İrşadi Baba’ya 1870 yılında intisab etmiş olup, 1878’de hilafet almıştır. Kilitbahir’deki dergahta otuz-kırk sene inziva hayatı yaşamış olan Hüseyin Hüsnü Efendi , süluk ehli bir zat olup, halife ve müridleri vardır. Söz konusu dergahı yeniden ihya ederek Mevlevihane tarzında inşa ettirmiştir. Tekkeye I. Dünya Savaşı’nda iki düşman güllesi isabet ederek tahrip etmiştir. Sonraki tarihlerde Meydan Odası’nda Cuma ve Pazartesi geceleri tarikat ayini icra edilmiştir. Aralık 1925’te Kilitbahir’de irtihal eden ve dergahın haziresine defnolunan Hüseyin Hüsnü Efendi’nin de Divan’ı olup, divan edebiyatı geleneğini sürdüren gazellerinde bu edebiyatın kavramlarını kullanmış, şiirlerinde ağırlıklı olarak tasavvufi konuları işlemiştir. “Nazeninim piri Uşşakide dildarım sahih Müptela-yı derd-i aşkım zat-ı envarım sahih” Hüseyin Hüsnü Efendi’den sonra yerine el-Hac Hafız Mehmed Tevfik Efendi (ö. 1945) geçmiştir. Hüsnü Efendi’nin Tevfik Efendi’den başka birçok halifesi vardır. Bunlar Edirne, İstanbul, Bayramiç, Dimetoka ve Kilitbahir gibi bölgelerde tarikatı neşre memur olmuşlardır ki şu zatlardır: Tophane İhtiyat Müftüsü Varnalı Şeyh Hacı Bekir Cezbi Efendi , Dimetoka Uşşaki Şahin Baba Dergahı’nda Şahin Baba , Kilitbahir’de Şeyh Muslihiddin Dergahı şeyhi Şeyh Mustafa Kanber Efendi dir. Şeyh Mustafa Kanber Baba (ö. 1924’ten sonra) ise, Hüseyin Hüsnü Efendi’nin halifelerinden olup, 1895’te Kilitbahir’de ona intisab etmiştir. Hüseyin Hüsnü’de gördüğü hal ve kemal hasebiyle Uşşaki de karar kılıp, sülukunu ikmale muvaffak olarak intisabdan sekiz sene sonra yani 1321/1903’de Uşşaki tacını giymiştir. Kanber Baba, daha sonra Çanakkale’de tarikatı neşre memur edilmiş ve Gazi Hasan Paşa’nın Nara’da ihya ettiği dergahın meşihatına nail olmuştur.

📍 Eceabat
Evliya

Kaşıkcı Dede

Çanakkale – Kilitbahir ‘deyalı caddesi ile çarşı caddesinin birleştiği yerde set üzerinde Kaşıkçı Dede’nin kale inşaatlarında çalışan işçilerin yemek yerken kullandıkları kaşıkları, Trakya’dan veya Anadolu’dan getiren ve kaşıklardan sorumlu olan kişinin O olduğu sanılmaktadır. Daha sonra kale inşasında kaşıkçı başı olarak görev alır ve bu görevini ölene kadar devam ettirir. Halk arasında Kaşıkçı Dede, Kaşıklı Dede ve Kaşıkçı Baba olarak bilinir. Keramet sahibi olduğuna inanılır. Halk arasındaki inanca göre konuşamayan çocuklar Kaşıkçı Dede tarafından tedavi edilir. Konuşamayan çocuğa kabrin üzerinden alınan bir kaşıkla yemek yedirilirse çocuğun konuşacağına inanılır. Bu inanç eskiden beri devam etmektedir. Ayrıca evlenememiş kızlar hayırlı bir kısmet dilemek için Kaşıkçı Dede’yi ziyaret ederler. Kaşıkçı Dede’nin Çanakkale Savaşlarında cephedeki Türk askerine küçük bir destiyle su dağıttığı ve destideki suyun hiç tükenmediği söylenmektedir (Tellioğlu 1997: 153). Kaşıkçı Dede’nin türbesi İstanbul yolu üzerindedir. Bu nedenle pek çok defa kaldırılmak istenmiş fakat kimse başarı olamamıştır. Hatta kabri kaldırmaya çalışanlardan bazılarının hastalandığı rivayet edilmektedir. kaynak : Eceebat değerleri Sempozyumu ,2008, Eceebatta türbeler ve efsaneler , Hulusi Güleç

📍 Eceabat
Evliya

Hayri Murad Mersin Dede

Hayri murat mersin dede sok 32 nin yanı çıkmaz sokakta Çanakkale merkezde kabri bulunan Hayri Murat Mersin dede ile ilgili herhangi bir kaynağa rastlayamadık.Halkın ziyaret ettiği türbelerden

Evliya

Zincirli Ahmet Dede

Çanakkale – Gelibolu’da ; Kore kahramanları caddesinde İstanbula doğru giderken yolun sağında bir bakkalın önünde yer alır.Kore kahramanları caddesi ile yağcı hızır sokağın kesiştiği noktadadır. Kore kahramanları caddesinde kabri bulunan zincirli ahmed dede , denizcilerin duasını alıp denize açıldıkları dervişan grubundandır.

📍 Gelibolu
Evliya

İbn Hasancık

Çanakkale – Gelibolu’da ;İbni Hasancık sokakla ibni hasancık 2 sokağının kesiştiği yerde köşe başındadır. Camii kebir den aşağıya doğru inen yokuş üzerinde Camii kebir mahallesi Kale bayırı inişinde İbni hasancık sokakta bulunmaktadır. Civarında cami ve mescidi bulunması gerekirken bugun sadece kabri ve önünde suyu akmayan çeşmesi kalmıştır.

📍 Gelibolu
Evliya

Mastarlı Dede

karaman caddesinde Halveti mezarlığının karşısında Kahramanlar caddesinde eski yatırlardan Mastarlı dede

📍 Gelibolu
Evliya

Hacı Keçeci

Gelibolu’da Camii kebir mahallesi Hacı kececi sokağı 28 nolu evin bahçesindedir. fikirli sinan sokağına giderken sağ tarafta yol kenarındadır. Hacı Keçeci Türbesi , Camii kebir mahallesinde, Hacı keçeci sokağında bulunur. hakkında yazılı bir bilgi bulunmayan Hacı keçecinin ; Fikirli Sinanın ağası olduğu rivayet edilmektedir. Türbenin ortasında büyük bir ağaç bulunmakta ve etrafı duvarlarla çevrilidir. Kabri nin yanında bulunan ev sahipleri Hacı Keçeci’nin tarihi bir kece döğme tokmağının kendilerinse halen muhafa edildiğini belirtiler.

📍 Gelibolu
Evliya

Şeyh Mehmed Sufi Efendi (k.s.)

Karamanlar caddesinde no 27 de Asb.Sadık beyin evinin bahçesinde yer alır. Gelibolu’da 4’ü Alaattin Kalfa Mezarlığı, 2’si buranın hemen yakınındaki Halvetî Tekkesi Mezarlığı ve 2’si de Karamanlar Mahallesindeki bir evin bahçesinde yer alan Seyyidler Halvetî Mezarlığı olmak üzere üç ayrı yerde toplam 8 tane Halvetî mezar taşı bulunmuştur. Tasavvuf tarihine yönelik kaynaklarda Gelibolu’da Halvetî tekkesi bulunduğuna dair bir bilgi bulunmamakla birlikte bu durum bize Gelibolu’da en az iki Halveti tekkesi olduğunu düşündürmektedir. Kutbul Arifin Şeyh Muhammed Safi er efendinin kabri seydiler mezarlığında bulunur.Seydiler Mezarlığında şeyh efendi nin dışında Seyyid Şeyh said efendi – Şamlı Yusuf dede – ahmet Dede ve Şeyh efendini halaları yatmaktadır mezarlık Karamanlar caddesinde Asb.sadık beyin evinin bahçesinde yer alır.Hakkında herhangi bir bilgiye rastlayamadık. Kabir taşında şöyle yazar Yâ Hû Tarîk-i Halvetiyyeden Kutbü‘l-‘ârifîn Merhûm ve mağfûr Şeyh Mehmed Sûfî Efendi Rûhiyçün fâtiha Sene 1234 (1819)

📍 Gelibolu
Evliya

Şerbetçi Baba

Çanakkale – Gelibolu’da Yazıcızade camii nin avlusunda Kalender Baba, Kum Baba gibi Gelibolu’nun fethine katılan dervişan gazilerden biridir. Türbesi Yazıcızadelerin cami bahçesinde bakımlı bir durumdadır. Doğum ve ölüm tarihleri bilinmemektedir. Fethi sırasında askerle birlikte savaşan askerin manevi gücünü artıran gazi dervişanlardan biridir. Yazıcızade Mehmed Efendiye bağlanarak manevi dereceler kazanmış ve keramet sahibi veliler safına katılmış. İsminden de anlaşılacağı üzere askere ve çevresinde maddi ve manevi şerbet dağıtarak gönülleri nurlandırma işi ona verilmişti. Günün birinde Bursa’ya gezmeye gitmek ister. Yola çıkmadan önce Yazıcızadelere Mehmed ve Ahmedi Bican Hazretlerine Bursa’dan bir istekleri olup olmadığını sorar. Bir isteğimiz var Sultana selamlarımızı söylersin derler. Şerbetçi Baba , Bursa’ya varır. Sultan Murad’a uğrar. “Gelibolu’da ne var ne yok sualinden sonra. Yazıcızadelerin selamını da iletir. Sende onlara selam söyle şu iki tesbihi de al onlara hediyem olarak götür” diye iki tane tesbih verir. Şerbetçi Baba bir müddet sonra Gelibolu’ya gelir. Mehmed ve Ahmedi Bican Hazretleri “Bursa’da ne var ne yok” diye sual ederler. “Şerbetçi Baba Sultan Murad’ın selamını iletir. Fakat gönderilen iki tesbihin birini gizleyip vermez. Birini takdim ederek Mehmedi Bican Hazretlerine “Mehmedi Bican Hazretleri Sultan bizim iki kişi olduğumuzu bildiği halde niye bir tesbih yolladı” diye sorunca Şerbetçi Baba “bilmem” der. Yazıcızade Mehmet Efendi yan tarafına dönerek elinin tersiyle biriyle konuşur halde “Sultanım bir tesbih mi yolladın, iki mi?” diye sanki Sultan Murad yanında imiş gibi soru sorar. Sultan yanlarında imiş ve suali duymuş gibi gaipten sultanın sesi duyulur. “-İki tesbih yollamıştım” Şerbetçi baba bu işe şaşırmaz. Çünkü onun ne denli bir Allah Dostu olduğunu bilir, bilir de O’nun manevi makamının bir defa daha ortaya çıkması için bu yola baş vurmuştur. Hemen cebinden ikinci tesbihi çıkarıp takdim eder ve ellerine kapanarak o manevi sultanından feyiz almaya devam eder. Bugün Yazıcızadeler Cami türbesinde Şeyhi Mehmed-i Bican Hazretleri ile beraber koyun koyuna yatmaktalar

📍 Gelibolu
Evliya

Seyyid Şeyh Said Efendi (k.s.)

ÇANAKKALE – GELİBOLU’DA Karamanlar caddesinde no 27 de Asb.Sadık beyin evinin bahçesinde yer alır. Gelibolu’da 4’ü Alaattin Kalfa Mezarlığı, 2’si buranın hemen yakınındaki Halvetî Tekkesi Mezarlığı ve 2’si de Karamanlar Mahallesindeki bir evin bahçesinde yer alan Seyyidler Halvetî Mezarlığı olmak üzere üç ayrı yerde toplam 8 tane Halvetî mezar taşı bulunmuştur. Tasavvuf tarihine yönelik kaynaklarda Gelibolu’da Halvetî tekkesi bulunduğuna dair bir bilgi bulunmamakla birlikte bu durum bize Gelibolu’da en az iki Halveti tekkesi olduğunu düşündürmektedir. Kutbul Arifin Seyyid Şeyh said efendinin kabri seydiler mezarlığında bulunur.Seydiler Mezarlığında şeyh efendi nin dışında Şeyh mehmet sufi efendi – Şamlı Yusuf dede – ahmet Dede ve Şeyh efendini halaları yatmaktadır.Bu mezarlık Karamanlar caddesinde Asb.sadık beyin evinin bahçesinde yer alır.Hakkında herhangi bir bilgiye rastlayamadık. Kabir taşında şöyle yazar; Hû Tarîk-i Halvetî Kutbü‘l-‘ârifîn Merhûm Seyyid Şeyh Sa‘îd Efendi Rûhiyçün fâtiha Sene 1250 -1835

📍 Gelibolu
Evliya

Gaffar Baba

İstanbul tarafından gelip feribota doğru giderken ilk trafik ışıklarında yolun solundadır Gaffar Dede, Osmanlı dönemi derviş erenlerindendir.Gelibolu’nun fethinden sonra o bölgede kurduğu tekkesinden Gelibolu’ya gelen yolcuları kendi misafiri gibi ağırlayıp , yolcu eden bir fani idi. Yola çıkacak kervanlar O’nun duasını almadan yola çıkmazlardı.

📍 Gelibolu
Evliya

Şeyh Hacı Seyid Efendi

Kul Hızır sokakta 20 nolu evin arka bahçesindedir. Kul hızır sokakta eski mezarlıktaki yatırlardandır.Hayatı hakkında herhangi bilgiye rastlayamadık.

📍 Gelibolu
Evliya

Kalender Baba

Çanakkale – Gelibolu’da Yazıcızade camini geçtikten sonra general Dursun bak caddesine dönüyoruz. 100 mt ilerledikten sonra solda garipler çıkmazı sokağının başında. Gelibolu’nun fethinde Gazi Süleyman Paşa’nın yanında bulunmuş yiğitliği, ve askere verdiği şevk ve gayretle ün salmış bir gazi alperenimizdir. Hicri 787 miladi 1384 yılında vefat etmiştir. Mezarı üzerindeki kitabe de ”innemen Süleyman ve İnnehu Bismillahirahmanirrahim iza tahyyen tğm fil-umur Feteumimin ehili kuburi fari dervişan ankebut kalender Fatih Kale Gelibolu Vatan asar merhum ve mağrur ruhu için el fatiha (H.787) yazmaktadır.

📍 Gelibolu
Evliya

Ayşe Hatun

Çanakkale – Gelibolu’da Kul Hızır ı sokağında Kul hızır ın kabrini geçtikten hemen sonra yol üzerinde sağda yer alır Bacıyan-ı Rum olarak bilinen kadın dervişlerden olup; Osmanlının şehre ilk yerleşimnde buralara gelerek kadınların manevi ilmlerle yetişmesine hizmet ederek, maneviyat önderi olmuş dervişan gruptandır.

📍 Gelibolu
Evliya

Arslanca Dede

Aynalı çeşme sokak ile İnönü caddesinin tam kesiştiği yerde Osmanlı’dan Cumhuriyete, Cumhuriyetten bu güne Çanakkale’de, halkın koyduğu mahalle adlarından birisi; Arslanca Mahallesidir.Kentin tarihi alanlarından birisi olan ve halkın dilinde olduğu kadar bir çok resmi kayıt ve belgede de adı geçen Arslanca Mahallesi, Arslanca dede’den adını almaktadır. Arslanca Dede sevilen ve sayılan bir Çanakkale şahsiyetidir.Vefatıyla birlikte mezarı şimdiki Arslanca Mahallesine yapılmıştır.

Evliya

Has Ahmet Bey

Çanakkale – Gelibolu’da ; büyük camiden yukarı doğru çıkarken altıyol caddesi üzerinde Kasapharman aralığı sokak ile Has ahmet baba sokağının tam kesiştiği noktadadır. Gelibolu’nun önemli evliyalarındandır. Yazıcızade mehmet efendi Muhammediyesinde Onun için özel dua ederek ” cümle gaziler sultanı Subaşı Has ahmet ” diye bahseder.Has Ahmet zamanında Gelibolunun emniyetinden sorumlu kişi idi. Bİr hayli Hamam ve dükkanlar vakf etmiştir. Gevrekzade Hafızz Hasan Topkapı sarayı kitaplığında bulunan Mecbua(MENAKIB) ındaAhmed-i Has ın keramet sahibi veliler listesinde olduğunu Yazıcıoğluyla yaşadığı bir menkıbeyle anlatır. Yazıcıoğlu Mehmet Hac için Hicaz a gider. Orada hastalanır. Arkadaşları geri döner o gurbet ellerde yalnız kalır. Kendisine yardım edecek Allah dostlarından yardım aramaya başlar. Keşif ve keramet sahibi bir zat ile karşılaşır.Ondan Geliboluya dönebilmek için himmet ister. O zat yazıcızadeye ” ey yolcu ey efendi sen nerelisin diye sorunca ” yazıcıoğlu ben Gelibolu doğumluyumder. O Allah dostu siizn orada subaşı Ahmet var tanır mısın der. Oda evet efendi çok ii tanışırız çok iyi insandır ve şehrimizin su başıdır der. ” Madem o kadar samimisiniz oraya vardığınızda selamımı söyle ve öyle bir sille vurku gözünden yaşlar aksın der.”Ve cebinden mum çıkararak yazıcı zade ye verir. Mehmet efendi mumu yakmasıyla beraber bir anda kendini Gelibolunda bulur. Yolda subaşı ahmet’e rastlar. Subaşı Ahmet ; ” sultanım geldiğin yerde bir sille meselesi geçmişti diye tebessüm eder.” Ey Mehmet efendi işte biz istekli olan bazı kişilerin senin geldiğin o mekanlara tayi mekanla yollarız. deyince Mehmet efendi onun manevi derecesi daha iyi anlamış olur.

📍 Gelibolu
Evliya

Bayraklı Baba – Çanakkale

Çanakkale – Gelibolu Merkezde hallacı Mansur makamının hemen ilerisinde hamzaköye bakan yamactadır.Gelibolu da kime sorsanız bilir Bayraklı babayı. Asıl adının Karacabey olduğunu, Osmanlı ordusunda bayraktarlık yaptığı bu kutsal vazifeyi yaparken de şehit olduğu bilinmektedir.(H 813 / M 1411) Karacabey, Fetih sırasında Gelibolu’nun kuzey kapısından şehre girmeye çalışan ordumuzun saflarında yine bayrakla beraber savaşa katılıyor.Vuruşurken birkaç arkadaşıyla birlikte düşman tarafından sarılır.Kimisi şehit, kimisi tutsak olunca Karacabey de bayrağı ile birlikte esir veya şehit olma durumuyla karşılaşır.Bayrağın düşman eline geçme durumunu görünce çılgın bir uygulamaya girişir. Bayrağı küçük parçalara ayırarak yutmaya başlar ve yutar.sonrada düşmanın üzerine saldırır. Yaralı olarak arkadaşları tarafında bulunduğunda bayrağı ne yaptığı sorulur.bayrağı düşmana kaptırmamak için yaptığı çılgın uygulamayı anlatır.Bazı arkadaşlarının bunun gerçek olamayacağını ima etmesi üzerine keskin palasıyla karnını yırtar ve yuttuğu bayrak parçalarının kanlarla birlikte ortaya çıktığı görülür.Gerçeğin ortaya çıkmasıyla son sözlerini söyler;” benim mezarımdan hiç bir zaman bayrak eksik etmeyin”. İşte o gün bu gündür türbesinden bayrak eksik olmaz. Diğer bir rivayete göre de; Osmanlı donanmasında bayraktarlık yapan Karacabey, Marmara da yassıada açıklarında Bizans donanmasıyla yapılan bir savaşta elinde sancağı ile birlikte şehit düşmüştür.Donanmanın merkezi olan Gelibolu de sahile yakın bu yamaca gömülmüş, vasiyeti üzerine üzerine mezarı bayraklarla donatılmıştır. Mezarının sağ tarafında Bolayır da yatan Gazi süleyman paşanın mezarında olduğu gibi eski Türk geleneklerinden olan atının mezarı bulunmaktadır.Sağ tarafında ise Onunla birlikte şehit olmuş Horosan erlerinden bir şehidimiz yatar.

📍 Çanakkale Özel