Ana Sayfa Şehirler Erzurum

Erzurum'da Ziyaret Edilecek Türbeler

Erzurum bölgesinde 44 kayıtlı türbe, kabir ve makam bulunuyor. Aşağıdaki harita ve listede ziyaret saatleri, ulaşım ve ziyaret adabına dair bilgileri bulabilirsiniz.

Tüm Noktalar (44)

Evliya

Abdulgafur Has Hoca Efendi

erzurum – dutçu köyü Abdulgafur Has Hoca Efendi 1939 yılında Erzurum’un Çat ilçesi Babaderesi köyünde doğmuştur. Erzurum halkı arasında Abdulgafur Efe olarak da bilinmektedir. Eğitimini babası Babadereli Ahmet Efendi ’den almıştır. Abdulgafur Has Hoca Efendi ’nin dedesi Resul Efendi de zamanın önemli âlimleri arasındadır. Abdulgafur Efe ’nin ailesi Bağdat’tan Bingöl’e bağlı Sevkar köyüne, oradan da Babaderesi köyüne gelmişlerdir. Bu köyde âlem-i İslam’a hizmet etmek için her fedakârlığı yapmışlardır. Abdulgafur Efe Hazretleri, Ahmet Efendinin yedi oğlundan dördüncüsüdür. Abdulgafur, 5 yaşında kalbi Allah diye atan bir çocuk. Babası Ahmet Efendi bunu fark edince Abdulgafur Efe Hazretlerine ayrı bir değer vererek irşadına başlamıştır. Hadis, tefsir, fıkıh gibi on iki ilmin hepsini bitirmek üzere babasından almıştır. 18 yaşında Çat ilçesine bağlı Taşağıl köyünde imam olarak göreve başlamış, yirmi yıl burada imamlık göreviyle beraber birçok talebe yetiştirmiştir. Daha sonra Erzurum’a bağlı merkez Tufanç köyünde görevine devam etmiştir. Has Hoca Efendi Erzurum ve civarında birçok caminin inşasına da öncülük etmiştir. Bunlardan biride Erzurum’un Karayolları Mahallesindeki Babadereli Ahmet Efendi camiidir.1994 yılında Erzurum merkeze yerleşerek Babadereli Ahmet Efendi Vakfı’nın da kurulmasına vesile olmuştur. Abdulgafur Efe (Hz) akşam namazını kılarken vefat etti. 23.01.2007 tarihinde Lalapaşa camiinde kılınan cenaze namazının ardından Dutçu köyünde toprağa verildi.Erzurumluların gönlüne taht kurmuş bir maneviyat adamıydı. Hiçbir Erzurumlu yoktu ki, onu tanımasın. Devamlı Allah ve Resulünden bahsederdi. Kimsenin aleyhinde konuşmamıştı ve bunu da asla sevmezdi. Erzurum aşığı olduğunu şöyle dile getirirdi:”Dünyada Türkiye, Türkiye’de Erzurum.” Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Şeyh Muhammed Zeki Has (k.s.)

erzurum – dutçu köyü Muhammed Zeki Has Hoca Efendi (1922-2004) Çat ilçesine bağlı Şeyhhasan köyünde dünyaya gelir. Soyu Hazreti Hüseyin’e ulaşır. Muhammed Zeki Has Hoca Efendi altı yedi yaşlarında ilim tahsiline başlayarak Fıkıh, Tefsir, Hadis, Nahiv, Sarf, Mantık, Usul ve Tasavvuf gibi derslerini babası Seyyid Molla Ahmet Efendiden alır. 20–25 yaşlarında Çat’ın Hacı Yusuf Bey köyüne imam olarak gönderilir. Hoca Efendi bu köyde medrese açılmasında öncü olur ve çok sayıda talebe yetişmesine vesile olur. M. Zeki Efendinin üçü kız, sekiz evladı vardır. Muhammed Zeki Has Hoca Efendi nin uyuma hali hariç hiç boş vakti olmaz. Allah (c.c.)’ı çok zikreder, Ümmeti Muhammed’e bol bol dua eder. Kendisini ziyarete gelen misafirlerinin bir müşkülatı olduğunda, misafir onu anlatmadan önce hoca Efendi o şahsın sıkıntısını dolaylı yollardan anlatır, akabinde dua ederler ve duasını alanların mutlaka fayda görmüş oldukları nakledilir. Ziyaretçilerine hep mütebessim olduğu nakledilir. Kendisi gayet mütevazi ve mütedeyyin bir hayat yaşamaktadır. Dünya nimetlerinden hiçbir şey onu çekmez, onlardan uzak durur. Sünneti Seniyyeye çok düşkündür. Geçmişine çok bağlı, değerlerinin kıymetini bilen bir Allah dostudur. Olduğu yerde kesinlikle televizyon açılmadığı gibi kapalı bir televizyonu bile görmek istemez. Erkeklerin bile başı açık dolaşmasını sevmez, olgun gördüklerine mizah yollu ima eder. Ona göre başı açık, kısa kollu gömlekle gezmek aklı başında insanların yapacakları iş değildir. Çoğuna da bunu söylemekten çekinmez. Memur olmayanların kravat takmaları da aynı gereksiz nahoş hallerden biridir. Ziyaretine gelen vatandaşlar yanına genellikle başını bir takkeyle örterek girerler. Bilmeyenlere de ikaz ettikleri olur. “Başını şu takkeyle ört istersen.”, der. Anlatılır ki, bir seferinde yanına bir grup insan ziyaretine gelir. Yanındakiler başını örter ama bir tanesi müftü olduğu için başını örtmez. Kimse de bir şey diyemez. İçeri girerler elini öpüp otururlar. Zeki Efendi garip garip müftü Efendinin açık başına bakmaktadır. Adını sorar, işini sorar. O da, “Müftüyüm Efendim”, der. Sonunda dayanamaz bir soru daha sorar. “Vah vah vah, sen hastamısan?”, Müftü Efendi. “Hayır, Hocam şükür bir şeyim yok.”, deyince, “Ya hasta değilsen sen başını niye örtmüyorsun?” deyiverir. Dış dünyadan ilişkisini kesmiş gibidir. Onun hayatı ibadet, taat ve dua ile geçer. Çok uzun dualar eder. Her gelen insana mutlaka dua eder, gönlünü hoş tutar. Yanına gelenlerin yanı sıra yolculuk sırasında da karşılaştığı herkesle mutlaka hal hatır sormakta ve dua etmektedir. Bu hale bindiği atı bile öylesine alışmıştır ki, başka birisinin o ata binmesi çok zordur. Abdulgafur Efendi bu konuyla ilgili bir anısını şöyle anlatır. Köyde kaldıkları dönemlerde genellikle seyahatleri at üzerinde olmaktadır. “Bir gün yakın bir köye acele gitmem gerekti. Benim atım başka yere gitmişti. Ben de Zeki Efendi nin atıyla gitmeye karar verdim. Köy yakındı, yarım saat ancak sürer sürmezdi. Atı eyerleyip yola çıktım, ama biraz sonra çıktığıma pişman olmaya başladım. Çünkü Zeki Efendinin atı karşıdan atlı olsun, yayan olsun birinin geldiğini görür görmez hemen duruyor ve bekliyordu. Alışmış ya hayvan, duracak, Zeki Efendi adama hal-hatır edecek, sonra uzun uzun dua edecek, ondan sonra at kendiliğinden yürümeye başlıyor. Kaç kişi karşıdan geldiyse, mutlaka duruyor ve dua edilmesini bekliyor. Ben daha karşıdaki yaklaşmadan ne kadar dehlesem de, o bildiğini okuyor, yavaşça duruyor ve dua etmemi bekliyordu. Nihayet yarım saat, bilemedin 40 dakikaya gidilecek yolu yaklaşık üç saatte zor vardım, bir daha da Zeki Efendinin atına asla binmedim.” Bazen onun bu hallerinden bahsedilince Abdulgafur Efendi’nin mizah yollu şöyle söylediği nakledilir. “Zeki Efendi sanki dünyaya biraz geç gelmiş bir zattır. Dünyaya 300 sene erken gelse, daha rahat yaşardı.” Zeki Efendinin bu münzevi, ilim ve irfan ile iç içe geçmiş olan hayatı ona abid, zahid ve ihlaslı bir kişilik kazandırır. Değişik halleri vardır. Zaman zaman kerametleri görünür. Hoca Efendinin döneminde askerlik dört yıldır ve teskereyi aldıktan 5-6 yıl sonra tekrar askere çağırılır. Zeki Efendi çağırıldığı zaman artık sakalı vardır. Gider birliğine teslim olur. Tabii olarak askerlikde sakal kabul edilmez, kesilmesi lazımdır. Fakat Zeki Efendi askere gelirken ne kadar gönüllü olsa da sakalının kesilmesine de o kadar gönülsüzdür ve hoşuna gitmez, kestirmek istemez. Fakat mecburen berbere gider. Berber sakalını kesmek ister fakat garip bir şey olur; makas, bir türlü kesmez, usturayı alır o da kesmez. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, bir türlü sakalını kesemezler. Berber korkar, telaşlanır. Etrafındakiler görenler hep şaşkındır. Durumu komutana iletirler, komutan gelir, tekrar denerler ama bir türlü kesemezler. Komutan durumu anlar ve kendilerine der ki, “Efendi burası asker ocağı, müsaade buyurun da berber sakalınızı kessin.” Böyle gönlünü yumuşakça alınca, Zeki Efendi tamam der, müsaade eder ve biraz önceki o kesmeyen makasla sakalını keserler. Tabi bu olay duyulur herkes onu tanır tanımayanlar da tanımak için ziyaretine gelir, uzaktan uzağa birbirlerine gösterirler. Zeki Efendi bu durumdan oldukça sıkılsa da yapacak bir şey yoktur. Birkaç gün sonra, her askere nöbet yazıldığı gibi Muhammed Zeki Has Hoca Efendi ye de nöbet yazılır. O nöbet zamanında vakit namazlarından bir vakit isabet eder. Hoca Efendi silahını nöbet yerinde yan tarafa koyar ve namazı eda etmeye başlar. Üç dört dakika sonra nöbetçi subay devriye atar. Bakar ki nöbetçi nöbet yerinde namaz kılıyor. Gelir ve yavaşça Hoca Efendinin silahını almak ister. Fakat bir türlü silahı yerinden kaldıramaz. Bir şaşkınlık yaşar ve hemen döner yazıcıya gider. Falan yerde nöbet tutan asker kim?, der. Adını soyadını alır, komutanının yanına gider. Bu askeri bana ver, der. Komutanı, “Niçin istiyorsun bu askeri.” der? Durumu anlatır, komutan da o subaya sakal hadisesini anlatıverir ve der ki, ben bu askeri sana vermem. Bir seferinde gene askerde böyle ilginç bir olay yaşanır. Bakırcı Hoca onun asker arkadaşıdır. Askere beraber gitmişlerdir. İlk önce Van’ın Başkale ilçesinde sıhhiye eğitimi alırlar, daha sonra Çaldıran’da dört yıllık askerliğini tamamlar. Zeki Efendi askerde iken bir subayın çocuğu çok hastalanmıştır. Çok uğraşmış doktorları gezdirmişler ama hasta bir türlü şifa bulamamıştır. Sonunda birisi der ki; “Bakın komutanım bir asker var, Peygamberimizin soyundan, duası çok keskin, ona okutsanız.” O da artık çaresiz kalınca okutur ve Allah (c.c) çocuğa şifa verir, iyileşir. Komutan da Zeki Efendiye tutar, biraz para verir. O parayı almak istemez, ama çekindiğinden bir şey de diyemez, kabul eder. Bir kağıt paradır verdiği, eline alır reddedemez. Ama çok rahatsızdır, para elinde dışarı çıkar, ne yapacağını bilmez bir haldedir. Daha önce de hiç yaptığı bir şey değildir. Tam o kararsızlık halinde yürürken birden bir esinti gelir ve elindeki parayı alır götürür. Zeki Efendi rüzgarda sürüklenen paranın ardı sıra bakar ve “Elhamdülillah demek ki nasip değilmiş.” der ve huzurla yoluna devam eder. Nevzat Bey o zaman yeni bir araba alır. Mercedes araba çok havalı durmaktadır. Erzurum’da o zaman Mercedes araba sayısı çok azdır. Nevzat Bey arabasını da çok sever. Yeni heves, gençlik ve heyecan. O arada Zeki Efendinin Erzurum’a geldiğini duyunca hem zatı ziyaret etmek hem de yeni arabasına dua ettirmek için Zeki Efendinin yanına giderler. Ziyaret eder, elini öpüp az sohbetten sonra Zeki Efendiye yeni arabasına dua ettirmek için ricada bulunur. Dışarı çıkarlar Mercedes kapının önünde ışıl ışıl durmaktadır. Nevzat Bey belki de arabasının güzelliği hakkında iltifatlar beklemektedir. Zeki Efendi bir arabaya bakar, bir Nevzat Bey’e bakar. Sonra da sorar. “Bu teneke! senin mi?” Milyarlık Mercedese teneke deyince Nevzat Bey bir tuhaf olur, bir an ne diyeceğini bilemez ve usulca, “Evet Efendim benim, bir dua buyurun.”, der Gururlanma noktasına gelen Nevzat Beyin nefsini kırmak adına, hemen ardından ikinci darbeyi indirmek için ikinci sualini sorar. “-Hele söyle, senin bu tenekeyi bu köyün girişine tek başına bıraksan, kendi başına gelip evi bulabilir mi?” Nevzat bey biraz da şaşkınlıkla, “-Hayır Efendim, gelemez.” Deyince Zeki Efendi gayet içten bir gülümseme ile, “-E bizim eşeği bıraksan gelir evi bulur.”, deyiverir. Anlatılır ki, uzun süren rahatsızlıklardan sonra Cumayı Cumartesine bağlayan gece durumu biraz daha ağırlaşır ve yoğun bir şekilde evrad, ezkar ve dualar okumaya başlar. En son karşıya bakar, sanki bir davete icabet etmek ister gibi, hafifçe toparlanır, kalkıp gitmek istermişçesine ve okuyarak tebessümle dünyasını değiştirir. Daha sonra zatın mübarek bedeni sabaha kadar beklerken kulak altlarından ve sakalının altından çok güzel bir koku gelmeye başlar. Abdest azaları belirgin bir şekilde pırıl pırıl parlamaya başlar. Ertesi gün cenaze namazını kardeşi Abdulgafur Has Hoca Efendi Lalapaşa Camiinde kıldırır. Namazın ardından merkeze bağlı Dutçu köyündeki Seyyidler Aile Mezarlığına defnedilir. Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Hacı Rasim Baba

erzurum – dutçu köyü Kadiri tarikatından üveysi meşrepli Rasim Baba (1908-1990) diye anılan Hacı Rasim Platin Hazretleri şehir merkezine 18 km. mesafede bulunan Uzunahmet köyünde dünyaya gelir. Babası Hüseyin Efendi annesi Hatice Hanımdır. Dedesi Yusuf Efendi Şam tarafından Tortum’a gelmiş ve burada imamlık görevi yapmıştır. Halk arasında alim, zahid bir zat olarak tanınan Yusuf Efendi daha sonra Uzunahmet köyüne geçerek burada imamlık görevini yürütür. Rasim Baba Hazretlerinin soyunun Peygamber Efendimiz’in (sav) amcası Hz. Abbas’a dayandığı nakledilir. Buna dair şecerelerin ceylan derisine yazılı olarak mevcut olduğu, fakat seferberlik yıllarında zayi olduğu söylenir. Seferberlik yıllarında Rasim Baba Hazretlerinin babası vefat eder. Uzunahmet’te uzun süre kaldıktan sonra annesi, kendisi ve iki kardeşiyle beraber Erzurum’un Kuloğlu Mahallesi’ne gelip yerleşirler. Yine o zamanlarda kardeşinin birisi esir olarak gider, diğer kardeşi Cemal Efendi, İstasyon Mahallesi’ne yerleşir. Rasim Baba , İbrahim Hakkı Hazretlerinin torunu ve Fehim Efendinin oğlu olan Şakir Efendi’den tarikat dersi alır. Bununla birlikte küçük yaştan beri Murat Paşa civarında, hamamın yanında bulunan Hacı Haşiizade Ali Efendi Hazretlerinin tekkesine sıkça gider, orada hizmet eder, zikrullaha katılır. Geçimini Erzincankapı’da bulunan küçük dükkanında eskicilikle, ayakkabı tamirciliği ile temin eder. Günlük nafakasını karşıladığında çalışmayı bırakıp evine ve evinin yanında bulunan dergahına çekilir. Yukarı Yoncalık Mahallesi Ali Ravi İlköğretim Okulunun karşısındaki evi ve yanındaki kendi dergahında yetmiş yıl irşat hizmeti verir. Hacı Faruk Efendi, Solakzade, Osman Bektaş, Hacı Halis Efendi gibi alimler Rasim Baba nın hiçbir ilim okumadan bu seviyede bir bilgiye sahip olmasına hayret ederler. Rasim Babanın bir özelliği de karşısındaki insanın ne düşündüğünü, söz ve fikirlerini, o kişiye hemen ifade etmesi, o insanları duygu yoğunluğuna sürüklemesidir. Rasim Baba ev halkına ve çevresine oturuşta, kalkışta, adap, mahrem ve namahremlik konusunda sünnete riayet edilmesini uyarır, bilhassa ibadet hususunda pür dikkattir. Nafile namazları ve çoğunlukla tespih namazını kılar ve kılınmasını ister. Dergahında hem cehri hem de hafi zikir yaptırır. Hacı Rasim Baba Erzurum’daki diğer tekkeleri de ayırmaz. Onları da her zaman ziyaret eder, sohbetlerinde, zikirlerinde bulunur. Vefatında Tuzcu köyündeki Hacı Haşıl Efendi Hazretlerinin bulunduğu kabristana defnedilir. Kendisinden kırk gün sonra kendisini çok seven halifesi Evrenili Yahya Baba Hazretleri onun ayrılığına dayanamayarak ardından ebedi aleme göçer. Rasim Babanın mezar taşında şunlar yazılıdır. Hu vel Baki El merhum el mağfur Kadiri tarikatı Meşayihi kiramın dan Üveysi kolu Halifelerinden Hacı Rasim Pilatin Ruhi için Fatiha H. 1326 (1908) –m.1990 Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Tabur İmamı Hasan Uludağ Efendi

erzurum – Tabur İmamı olarak anılan Hasan Uludağ Efendi (1879-1952)’nin babası Mehmet Efendi annesi Emine Hanımdır. Hasan önce sıbyan mektebinde sonra Esat Paşa yokuşunda bulunan Merkez Rüştiyesinde okur. Bu arada Caferiye Camii İmamı ve İbrahim Paşa Camii hatibi Kurra Hafız Mustafa Niyazi Hoca Efendiden ders alır. Bilahare Mustafa Zihni Efendi (Yetim Hoca)’den Arapça ve tecvit dersleri alarak yetişen Hasan Efendi Kurra Hafız olur. Yetim Hoca Medresesi Kavaflar çarşısında Memiş Ağa hanında idi. Mustafa Yetim Efendi talebelerine Arapça, Farsça öğretmekte, ayrıca, fıkıh, hadis dini ilimler dersleri de yapmaktadır. Genç Hasan bu yıllarda Yetim Hocanın Rahle-i Tedrisinden geçer, böylece Kuran okumasını pekiştirir. 1904 yılında Erzurum Askeri Hastanesinde göreve başlar. Balkan Harbine ve Birinci Dünya Harbine katılır. 1920 yılında evlendikten sonra Kars Müstahkem Mevki Topçu alay imamlığına yüzbaşı rütbesiyle atanır, daha sonra terfi ederek Alay Müftülüğüne getirilir. Bu zaman içinde bulunduğu kıtalarda askerlere konferanslar biçiminde din dersleri anlatır. Kars’ı ziyaret eden Atatürk’ün de hoca efendinin kıldırdığı Cuma namazına iştirak etmiş olduğu nakledilir. 30 yıl görev yaptıktan sonra 1934 yılında emekli olur. Görevi gereği gittiği Sarıkamış, Sivas ve Edirne illerinde talebelere kuran okutmayı devam ettirir. Erzurum’un işgalinden sonra Hasankale’de günümüzde İbrahim Hakkı Hazretleri Camisinin bulunduğu yerdeki Kethüda Mescidinde kalarak talebe okutur ve Ramazan ayında teravih kıldırır. Daha sonra Hasankale’nin ileri gelenlerinden Bayoğlu ailesi evlerini hocaya tahsis edince orada kalmaya başlar. 18 yıl bu görevde hizmet eden Hasan Efendi soyadı kanunu çıkınca Uludağ soy adını alarak “İkinci Dünya Savaşı” öncesinde emekli olup Mehdi Abbas Kümbetinin karşısında bulunan baba evine yerleşir. Burada Kuran okutmaya ve hafızlara ve diğer talebelerine tecvit ve kıraat dersleri vermeye başlar. Vefatına kadar bu görevini sürdürür. 1938-1952 yılları arasında Emir Şeyh Camisinin bitişiğindeki evinde sayıları onlarca olan hafıza kıraat dersi verir, iyi Kuran okumalarını öğretir. Bu arada Tabur İmamı Hasan Uludağ’ın ünü sınırları aşmış Arabistan’dan bile öğrenciler gelip o zor şartlarda Hasan Efendiden kıraat öğrenmişlerdir. Yetiştirdiği talebeler arasında, Hırtızlı Hafız Hoca Efendi Hafız Yusuf Dicleli, Hafız Nazif Şehitoğlu, Hafız Nusret Gedik, Hafız Nihat Oltulu, Narmanlı Cami İmamı Abdullah Hoca, Diyanet İşleri eski reisi Mehmet Nuri Yılmaz, Naim Hoca, Dursun Ali Hoca, Oltulu Hafız Nihat, Bayoğlu Sıtkı Bey vardı. Nakledilir ki, Hasan Hoca Efendinin Alvarlı Muhammet Lütfi Efendi, Müftü Solakzade, Sakıp Danışman ile derin muhabbetleri vardı. Hasan Efendi Hoca’ya ders için gelen hafızların, Euzu besmele ve subhaneke için günlerce gidip geldikleri, Hafız Yusuf Dicleli ve Hafız Nusret Gedik tarafından ifade edilmektedir. Salih Efe Hazretleri şöyle bir hatırasını nakletmektedir. “Bir gün dost meclisinde Müftü Solakzade Efendiye hitaben; Efendi Hazretleri , bir sure okusam da tecvitte, gramerde bir hatam var mı baksanız dedim. Müftü Solakzade Efendi ; “Aman Efendim Hasan Hoca burada. Okuyun da hoca Efendi de dinlesin. O burada iken bize söz düşmez” dedi. Okuduğum Fatiha suresini dinlediler ve Hasan Hoca Efendi; “Yedi yerde yanlış vardı” Efe Hazretleri dediler. Zaten okuduğum sure de yedi ayetlik bir sure idi”. Hasan Efendi kıyafetine önem verir, sokağa ütüsüz pantolon giymeden çıkmazdı. Arapça ve Farsça bilen altı çocuk babası, İstiklal Madalyası sahibi olan Hasan Efendinin vefat ettiğini duyan Solakzade Müftü Efendi, Hasan Efendi Hoca’nın başında sabaha kadar beklemiş ve, “bir mezar da kitapları için kazın, çünkü o kitapları ondan başkası okuyup, anlatamaz”, demiş. Kitapları Atatürk Üniversitesi Kütüphanesine bağışlanır. Hasan Efendi Erzurum Asri Mezarlığı’nda defnedilmiştir. Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Ketencizade Mehmet Rüşdi Efendi

erzurum – asri mezarlığı Ketencizade Mehmet Rüşdi Efendi (1834-1916) Erzurum’da dünyaya gelir. Babası Bekir Efendidir. Ailesi keten bezi ticaretiyle uğraştığından, Ketencizade namıyla tanınır. Döneminin kurra hafızlarındandır Erzurum medreselerinde eğitim görür, icazetini alır ve uzun yıllar Ulu Cami İmam Hatipliğini yapar. Nakşibendi şeyhi Mevlana Halit Bağdadi ’nin Erzurum’daki ilk halifelerinden olan Tortumlu Hacı Feyzullah Efendi ’nin mürididir. Şeyhine bağlılık ve hayranlığını aşağıdaki dizelerle dile getirmiştir. Rüştü Veşta ezelden bu şeyhin hayranıyım. Miskinim biçareyim amma kulu kurbanıyım. Kapısında kelbiyim hem bende-i fermanıyım. Ruyuma bassın gelenler hak ile yeksanıyım. Bekreyak dilersen sende Feyzullah’tan Gel talep kıl kutb-i şeyh Feyzullah’tan. Ketencizade Mehmet Rüşdi Efendi Hac için Hicaz’a, oradan da İstanbul’a gider. Erzurum’un Rus işgaline uğradığı günlerde memleketine geri döner. Bilgin, hattat, mutasavvıf, hafız, düşünür ve şair bir şahsiyettir. Mevlidi ve Divanı vardır. Şehirde, birçok tarihi yer ve şahsiyetlerin kitabelerinde el emeği bulunmaktadır. Ketencizade vefatında Yetim Hoca’nın medfun bulunduğu Çürüklük mezarlığına defin edilir. Bilahare şehir düzenlemesi yapılırken Yetim Hoca ile birlikte oradan alınarak Asri mezarlığın girişte sağdan ikinci parseline nakil edilir. Herkese kitabe yazan Ketencizade’nin mezar taşında, günümüz yazım usulüyle sadece, Ketencizade Hacı Hafız Muhammed Rüştü Efendi Ruhuna Fatiha D. 1834 Ö.1916 bilgileri yer almaktadır. Erzurumlu Ketencizade Mehmet Efendi, Hızır Aleyhisselamı çok görmek isterdi. Her daim bu aşk ile yanıp tutuşuyordu, Dua ederek, bir gün görmeyi umuyordu. İçindeki bu arzu, gün geçtikçe büyüyor, Ketenci zade bunu hocasına soruyor. Hocam nasıl görürüm ben Hazreti Hızır’ı? Medet bana ya Hocam ruhum bulsun huzuru. Daha çok gençsin oğlum, mutlak bir gün olacak, Göreceksin Hızır’ı ruhun felah bulacak! Sabah namazlarını, her gün Ulu Camide, Kıl Rabbine dua et; umut kesme yine de. Mutlak cemaatle kıl, kırk gün böyle devam et! El açıp yaratana, isteğini beyan et! İnşallah kırk gün sonra Hızır’ı göreceksin, Allah nasip ederse murada ereceksin! Hocasının cevabı, çok mutlu etti onu, Sevinçten uçuyordu, tuttu evin yolunu. Her sabah namazını cemaatle kılıyor, Kavuşmak arzusuyla yanıyor yakılıyor. Otuz dokuz gün böyle devam etti dikkatli; Geç kaldı kırkıncı gün, geçmekte namaz vakti. Telaş ve pişmanlıkla Ulu Camiye koştu, Cemaat dağılmıştı, Ulu Cami bom boştu. Yüreğindeki acı, sanki yüzüne vurdu, Sabah namazı için öyle kıyama durdu. Bu kaçan bir fırsattı Hızır’ı görmek için, Dost bahçesinde açan güllerden dermek için. Aksakallı ihtiyar yaklaşıp selam verdi, Bakmadı ki yüzüne, önüne perde gerdi. Ketenci zade ile sohbette ısrarlıydı, Onunla konuşmanın bir yolu olmalıydı. Caminin karşısında, kalenin sur dibinde, Türbe var bilir misin kim yatıyor içinde? Fatiha okuyalım o mübarek ruhuna, Ebu İshak Hazrete ve onun ervahına. Asker arkadaşımdır o, mübarek bir kişi, Resulün sancaktarı, İslâm’ı yaymak işi, Hiç bakmadan yüzüne yanındaki faninin, Yürüyerek geçtiler karşısına caminin. Türbenin kapısından içeriye girdiler, Tazim ile eğilip, zata selam verdiler. Ebu İshak Hazretin aziz ve pak ruhuna, Tam kalbi selim ile okuyordu Fatiha. Hem Fatiha okuyor, hem de düşünüyordu, Muhakeme ederek kendi kendine sordu. Ölüm tarihi belli, kaç yüz yılı aşıyor, Asker arkadaşıysa, nasıl hala yaşıyor? Büyük bir heyecanla o zata doğru döndü, Yanında hiç kimsenin olmadığını gördü. Ne yana bakındıysa kimseyi bulamadı, O,Hazreti Hızır’ın farkına varamadı. Pişmanlığı böylece iki kat daha arttı, Bu, ne kadar önemli, bu, ne büyük fırsattı. Bilmeden sohbet etti hazreti Hızır ile, Şimdi o da kabrinde yatıyor huzur ile. Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Haşiizade Şeyh Hacı Ali Efendi ( Hacı Haşıl Efendi )

erzurum – dutçu köyü Haşii-zade Şeyh Hacı Ali Efendi (1840-1910), ulemadan Hacı Hüseyin Efendi’nin oğludur. 1840 yılında Erzurum’da dünyaya gelir. Kadiri tekkesi şeyhidir. Genç yaşlarında dervişlik yolunu tutarak nefsiyle mücadeleye koyulmuş bir Hak aşığıdır. Hacı Haşıl Efendi ilk medrese öğrenimini amcası Ahmet Efendinin yanında almış olup daha sonra Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin küçük evladı Şeyh Hacı Muhammed Şakir Efendi nin önce talebesi olur, sonra ona intisap eder ve müridi olur. Daha sonra Hacı Haşıl Efend i, Şeyh Hacı Muhammed Şakir Efendi ’nin vefatıyla Kadiri tekkesinin postuna oturmuş ve sayıları bilinmeyen müritleri ve öğrencileri olmuştur. Nakledilir ki, şeyhine olan sevgi ve bağlılığından adeta onun bir parçası haline gelir. Şeyhi ile oturur, şeyhi ile bakar, şeyhi ile söyler. Onun yolunun aşığıdır. Marifetname’yi yanından ayırmaz, bulunduğu ortamlarda hep onu okutur. Yanına gelenlerin hal ve ahvallerini anlar, onlara yasaklardan korunmaları için kurtuluş yollarını anlatır. Haşii-zade Hacı Ali Efendi edep timsalidir. Şeyhinin türbesi orada olduğu için, ömründe bir defa olsun, ayaklarını Hasankale’ye doğru uzatmaz. Sarhoş, Müslim, gayrimüslim demeden rastladığı herkesi irşat etmeye çalışmış, yerdeki bir karıncanın dahi incinmesine müsaade etmemiştir. Birinci Cihan harbinin zuhur edeceğini yirmi yıl önceden müritlerine haber verdiği söylenir. Vefatıyla Erzincankapı mezarlığına defin edilir. (Bilal veya Maksut Efendi mezarlığı. Bu günkü Kız Meslek Lisesi, askeri lojmanlar, ordu evi ve ordu pazarı mevkii). Bilahare şehir düzenlemesi sebebiyle müritlerince Tuzcu (Dutçu) köyüne nakil edilir. Hacı Haşıl Efendiden sonra posta oturan Haşii Zade Hacı Ebubekir Efendi, amcasının oğludur. Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Solakzade Ahmet Tevfik Efendi

erzurum – asri mezarlığı Erzurum’da dünyaya gelen Solakzade Ahmet Tevfik Efendi (1816-1893)’nin, büyük alimlerden ve Esat Paşa Şeyhi (Nakşibendi halifesi) müntesiplerinden olduğu söylenir. Büyük müftü merhum Sadık Efendi’nin dedesidir. Dört yaşında Kuran-ı kerim okumaya ve medrese tahsiline başlar. İbrahim Paşa Medresesine müderris olur ve aynı zamanda İbrahim Paşa Camiinde senelerce vaaz ve nasihati ile halkı irşat eder. Kürsü şeyhidir ve zenginlerden ihsan kabul etmez, kendi kazancı ile hayatını idame ettirir, edepli, kibar, alçak gönüllü hoş sohbet, hep halkın arasında olmaktan hoşlanan bir halk adamıdır. Tarihçe-i Erzurum müellifi Mehmed Nusret Efendi (1930), bu zattan bahsederken, “Onu ilk defa gören kemal-i heybetinden ürperirdi, sohbetine katılan ise saatlerce sohbetinden ayrılmak istemezdi. Bu iki fazilet Cenab-ı Peygamberden ulema-yı hassına mütevares olan ahlak-ı aliye-yi maneviyedendir.”, der. Bu aileye Solakzade denilmesinin sebebini ise Müftü Sadık Efendi şöyle açıklar. “Dedem Ahmed Tevfik Efendi’nin babası Hacı Lütfullah Ağa (1821) yarımkan Arap atı besler ve beslediği bu atlarla Erzurum ve çevresinin geleneksel atlı sporlarından cirit oyunlarına katılırmış. Cirit sopasını sol eliyle tutup attığından kendisine solak, çocuklarına da solak’ın oğlu anlamına Solakzade denilmiştir.” 1934 tarihinde çıkarılan soyadı kanunundan sonra Solakbay soyadı alınır. Ahmet Tevfik Efendi geç evlenir. Bunun için şöyle bir hikaye nakil edilir. Çok yağmurlu bir günün gecesinde Erzincankapı’da olan evine giderken önünü büyük bir su birikintisi keser. Efendi hazretleri bir türlü yol bulup geçemez. O esnada oradan geçen bir sarhoş, durumu fark eder. Hoca Efendiyi sırtına alıp geçirmek ister. Her ne kadar istemese de, Hoca Efendi sarhoşun ısrarlarına dayanamayıp, sırtına binmeye mecbur kalır. Su birikintisinin ortasına gelindiğinde, sarhoş der ki, “Hocam ya babama yedi Fatiha okursun, ya da seni su ortasına bırakırım.” Hoca Efendi ellerini kaldırarak Fatihaları okur, karşı tarafa geçirilir. Elini öpen sarhoş uzaklaşır gider. Bu durumla şaşkınlığa düşen Ahmet Efendi, “evladın sarhoşu bile babaya sahip ise, ben nice dururum” der. Evlenmeye karar verir. Münasip birisini bulur, evlenir.” Bu evlilikten, Müftü Solakzade Sadık Efendi’nin babası ve uzun yıllar Erzurum Müftülüğü yapan Abdulhamit Efendi dünyaya teşrif eder. Solakzade Ahmet Efendi, Ölümünden bir iki gün evvel yanına muayene için gelen doktora Fuzuli’nin şu beytini okuyarak, hastalığından kurtulamayacağını işaret eder. “ Çare-i bi hudemi sordum mualicden dedi Derd, derd-i aşk ise mümkin değil sıhhat sana “ Kabri Erzincankapı mezarlığından, Asri Mezarlığa nakil edilmiştir. Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Derviş Hacı İbrahim Ağa

erzurum – derviş ağa camii Hacı Bektaş oğlu Derviş Hacı İbrahim Ağa 17. yüzyıl sonu 18.yüzyıl başlarında hayat sürmüş, Erzurum’un yetiştirdiği, sanatkar ve kundura işleriyle uğraşan bir sofidir. Derviş Ağanın mezarı Gülahmet caddesinde, 1717 yılında yaptırdığı, kendi adını taşıyan Derviş Ağa Camiinin haremine girişte sol taraftaki küçük hazirededir. Mevlevi tarikatına mensup kimselerin başlarına giydikleri özel bir başlık olan Mevlevi sikkesi Derviş Ağa Haziresinde bulunan Said Efendi ve Hacı Mehmed Efendi’nin mezarlarına ait baş şahidelerin üst bölümlerinde karşımıza çıkar. 35-40 kadar kabrin yer aldığı bu hazirenin ortasında bulunan İbrahim Ağa’nın mezarı baldaken tarzı bir türbe ile çevrilmiştir. Türbeyi dört sütun üstünde yükselen bir kubbe örtmektedir. Kitabesi şöyledir. El Hac Derviş eyledi sad hayf kim tayy-i mekan Cilvegahın eyle Ya Rabbi anın bağ-ı cinan Bilmediler kıymetin bir durr-i bi- hemta idi Etti ağuş-i sadefde akibet kendin nihan Yaptı birkaç cami-i Pakize-i beyt-i Kerim Beş vakitte ruhuna tespih eder nice kesan Her menarı kandil-efruz Mahşere gittikde ol Şatır-ı zerrin-i kemerdir pişgahında revan Hem bir iki çeşme bünyad etti İskender-revan Didiler ab-ı hayatı itti kim atşanesi Nice cisr etti bina ol Hacı Bektaş-zade kim İtti dervişane hayrat oldu inşa nice can Guş edüp fevtin düa birle Didim tarihini Hacı İbrahim’e Bari ide nari Gülistan Sene: H.1149 – M. 1737 Bu kitabeye göre, ayrıca Gümrük Camiini ve daha başka çeşmeler, köprüler yaptırmış olduğunu öğreniriz. 1726 M. tarihli Derviş Ağa vakfiyesinin düzenleniş tarihinden birkaç yıl önce yaptırılmış olan Gümrük Hanı batısındaki hamamla birlikte Gümrük Camii akarlarındandır Erzurum hanları içerisinde Rüstem Paşa Kervansarayından sonra en düzenli plana sahip olan bu han, 2005–2006 yılında Erzurum Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından kapsamlı bir şekilde onarılmıştır. Saray Hamamı da denilen Emir Şeyh Mahallesindeki hamamın giriş kapısı üzerindeki mermer kitabeye göre 1119 H.- 1707 M. tarihinde yaptırmıştır. “Yapup Derviş Ağa Ferzend-i yekta Bu hamam-ı Lâtifi etti ihya Ne hamam-ı ferah bahşaki oldu Selim mevki-i makbul-i ara Binası-dil-küşa tarhı dil ara Ayni söyledim itmamına tarih Havası hoş hamam-ı ziba 1119” “Serçeme çayının devamında Tosik ve Yesmeçöl dağları arasındaki sıkışan yerde civankaşı gibi kurulmuş bir köprü, adını yaptırandan alır. Derviş Ağa Köprüsü 1703 yılında, buraya Kuzgun köyü köprüsü de derlermiş.” Pek düzgün olmayan bir hatla dört satır halinde yazılmış olan kitabesinde, Bir altın ola beher taşı Boyunca görenler hayır dua Hayn sahibi Derviş Ağa Sene 1115 (1703). ifadeler yer almaktadır. Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi

erzurum – pasinler – alvarlı köyü Nakşibendi şeyhi, Muhammed Lütfi hazretlerinin meşhur lakabı “Efe” veya “Alvarlı Efe”dir. Efe tabiri, “Efendi” unvanından kısaltmadır. Erzurum bölgesinde hal, kemal, ilim ve irfan sahibi insanlara hürmet ve sevgi ifadesi olarak “Efe” denilmektedir . Hace (hoca) tabiri de aynı anlamda kullanılmaktadır. Efe hazretleri, pederleri Hace Hüseyin Efendi hazretlerinin: “Bu karye-i Kındığı hoş mekandır, Erenler meskeni rahat-ı candır. Hususa Hakki sultan, velayet, Kudumiyle müşerref bir mekandır” mısralarıyla övdüğü Erzurum’un Pasinler (Hasankale) ilçesine bağlı Kındığ (Altınbaşak) köyünde 1868 yılında dünyaya geldi. Babası, zahiri ve batını ilimlerde üst seviyede söz sahibi olan Hace Hüseyin Efendi’dir. Büyükbabası ise Hace Muhammed Efendi’dir. Annesinin adı Seyyide Hatice Hanım, büyükannesi ise Fatma Hanımdır. Böylece Efe hazretleri anne yönünden “Seyyid”dir. Efe hazretleri, ilk tahsilini muhterem pederi Hace Hüseyin Efendi’den tamamlayarak icazet aldı. Sonra da Erzurum’daki tanınmış bazı alimlerden ders aldı. Görev Yaptığı Yerler 1890 yılında yirmi iki yaşında iken Hasankale’nin Sivaslı Camii’ne imam olarak tayin edildi. Buradaki imameti, alimler, faziletli insanlar, seçkin kimseler ve halk tarafından takdir ve tebrikle karşılandı. Aynı yıl babasıyla birlikte Bitlis’te bulunan Muhammed Küfrevi ‘nin ziyaretine giden Efe hazretleri, o değerli zatın üstün nazarıyla kamil bir insan hüviyetini kazandı. O’nun talebesi oldu. Batıni ilimlerde ilerlemeye başladı. Her gün iki saat hocasının sohbetinde bulunuyordu. Hazret-i Pir Muhammed Küfrevi, Efe’nin, babası Hace Hüseyin Efendi’ye halifelik icazet verdi ve “Muhammed Efendi’yi de sana yardımcı ta’yin ettim” buyurdu. Efe hazretleri , Sivaslı Camii’ndeki görevine döndü . Ve beş yıl sonra, 1895’te Hazret-i Pir Muhammed Küfrevi’ den halifelik icazeti aldı. İman ve Murşid-i Kamil Efe hazretleri, irşada memur olarak Bitlis’ten Hasankale’ye döndükten sonra bir müddet daha Sivaslı Camii’nde görevine devam etti. Sonra vazifesini Erzurum’un Dinarkom köyüne nakletti. Birinci Cihan Savaşı’na kadar bu köyde kalmıştı. Dinarkom onun çok sevdiği bir yerdi. Efe hazretleri, 12 Şubat 1916’da, Ruslar’ın Erzurum çevresinin işgale başlaması üzerine Dinarkom’dan babasıyla birlikte Erzurum’a geldi. Niyeti bir an önce Türk ordusuna katılmaktı. Ancak kendisini ve hizmetlerini yakından tanıyan bir komutanın kendisine: “Hocam! Türk milletinin harp edecek asker kadar, sizin gibi vaaz edecek alimlere de ihtiyacı var. Siz vaaz ediniz, halkı irşad ediniz” sözleri üzerine, babasını Erzurumlu Hacı Recep Efendi isimli zatın evine bırakarak ve babasının da iznini alıp, o zamanlar Erzurum’un ilçesi olan Tercan’a bağlı Yavi Nahiyesi’ne imam oldu. Rus istilası süresince orada kaldı . Ancak, Ruslar’ın Erzurum’u işgal etmesi onun yüreğinde onulmaz yaralar açmıştı. Bu acılı günlerini şöyle ifade eder: Kopdu bugün kıyamet/Yeryüzü alkan oldu, Görülmemiş alamet/ Kandan bir tufan oldu. Lale yanak gül yüzler/ Gonca dehan dür sözler, Hançerlendikçe sizler/ Bedenleri kan oldu, Yavrular ağladıkça / Ciğerler dağlandıkça, Hançerler bağlandıkça/ Cesed debi-can oldu. İslam sızlar Hüda’ya / Arş sallanur sedaya, Dağlar gelür nidaya/ İslam perişan oldu. İslam hanümanıyla / Kurtulmaz bir canıyla, Herkesin öz kanıyla/ Saçları elvan oldu. Yiğitler baltalanmış/ Öz kanına boyanmış, Körpe kuzular yanmış/ Ateşte biryan oldu. Kanlı bazar kuruldu/ Boyunları buruldu , Kan harmanı görüldü/ Gören adem kan oldu. Ağladılar felekler/ Eyler dua melekler, Kabul olmaz dilekler/ Göz yaşı umman oldu. Kana boyandı yerler /Taşları mercan oldu . Lutfi fı’l-i Huda’da / Noksan mı ya irade, Te’sir yok bu sadade / Adem ki hayvan oldu. Cihadı 1917 yılında Rusya’da Bolşevik lhtilali ‘nin ardından Ruslar Osmanlı topraklarından çekilirken silahlarını Ermeniler’e vererek onları masum ve savunmasız Türkler üzerine kışkırttılar. Ermeniler’in hedefi, Doğu Anadolu’yu da içine alan büyük bir Ermenistan devletini kurmaktı. Bunun için Türk ve Müslüman olan halkın bölgeyi terk etmesini istiyorlardı . Bunun için dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir katliam, kıyım ve imha hareketine başladılar. Beşikteki bebeklere, yataktaki hastalara varıncaya kadar öldürdüler. Bazılarını da cami, ev ve ahırlara sokarak ateşe verdiler, yaktılar. Ermenilerin bu büyük zülüm ve insanlık dışı davranışlarına karşı Efe hazretleri, Yavi ve komşu köylerden topladığı altmış kişilik bir müfreze ile harekete geçti. Efe hazretlerinin Cuma vaazını dinlemek için çevre köylerdeki ahali Yavi’ye akın etmekteydiler. Eli silah tutan gençler cephelerde savaştığı için Cuma namazına gelenlerin çoğu orta yaşın üzerinde olan kimselerdi. Efe hazretleri, bu insanları da Ermeniler’e karşı direnişe hazırlamaya karar vermişti. O gün Cuma vaazında cemaatine özetle şöyle hitap etmişti: “Muhterem Müslümanlar! Ruslar memleketimizi işgal etmişken, daha düne kadar iç içe yaşadığımız ve komşu diye hürmet ettiğimiz Ermeniler, çoluk-çocuk, kadın-kız, yaşlı-genç demeden eşi emsali görülmemiş bir katliama girişmişken; bayrak, vatan elden giderken, millet, devlet yok edilmek istenirken, din ve iman tehlikede iken biz burada nasıl ibadet edebiliriz? Şimdi, dini, imanı, namusu, şerefi, istiklali, bayrağı, devleti, milleti kurtarma zamanıdır. Allah’ını, peygamberini seven hiçbir şeyi bahane etmeden cepheye koşsun! Düşmanla harp etsin! Hürriyeti olmayana Cuma namazı farz değildir. Bu durumda ne yapalım? İbadet mi edelim, yoksa cihad mı? Ben Allah yolunda, dinim, devletim, bayrağım ve milletim için harp etmeye gidiyorum. Benim gibi düşünenler benimle beraber gelsinler!” Bu etkili sözler üzerine cemaat gözyaşlarını tutamaz ve caminin içinde hepsi birden ayağa kalkar ve “Canımız, Allah’a Peygamber’e, vatana, bayrağa, devlete feda olsun. Efemi Sen nerede isen biz de oradayız!” diyerek Muhammed Lutfi Efendi’ye can u gönülden destek verirler. Cuma namazının sünnetini kıldıktan sonra Efe hazretleri minbere çıkar ve özetle şöyle bir hutbe irad eder: “Muhterem Müslümanlar! Şunu iyi bilin ki, biraz sonra kılacağımız bu namaz, düşmanla savaştığımız sürece Allah katında makbul değildir. Ermeniler vatanımızı işgal etmişken, insanlarımızı öldürüp, ırzımıza, namusumuza el uzatmışken, bizim burada ve evlerimizde rahat oturup ibadet etmemizi, bakın yemin ederek söylüyorum, bütün bildiklerime dayanarak söylüyorum ki, Allah kabul etmez ve etmeyecektir. Bu şekilde eli, kolu bağlı olarak, tevekkül ederek oturmamızdan Allah razı olmaz. Ecdadımızın mirasıdır, emanetidir. Bu vatan öyle kolay mı elde edildi sanırsınız. Her karış toprağına bir şehit verdik. Bu mirasa, bu emanete sahip çıkmak hepimizin boynunun borcudur. Allah’ın Kur’an’da buyurduğu gibi zaman, canımızla ve malımızla cihat etme zamanıdır. Allah’ını, Peygamber’ini, devletini seven herkes elinde neyi varsa onları alsın gelsin, harbe katılsın. Namazdan sonra ben yola çıkıyorum. Şehadet şerbeti içmeyi arzulayanlar, haydi durmayın işte şehit olma fırsatı! işte, Allah’a layık bir kul olma fırsatı! İşte Hz. Muhammed’e sevgili bir ümmet olma fırsatı! işte, ecdadımıza layık bir torun olma fırsatı!” Bu etkili hutbeyi de gözyaşları içerisinde dinleyen cemaat namazdan sonra, evlerinde savaşabilecekleri ne varsa hepsini yanlarına alarak Muhammed Lütfı Efendi’nin önderliğinde Yavi den yola çıktılar. Atmış kişi kadar olan bu milis kuvvetinin hedefi, öncelikle Oyuklu köyüne (Şimdiki Çat ilçesi) varmak ve orada Ermeniler’in elinde bulunan büyük Rus cephaneliğini ele geçirmekti. Çok gizli ve ihtiyatlı bir şekilde Oyuklu’ya gelen Efe ve arkadaşları bir gece yarısı baskınıyla oradaki Ermeniler’i etkisiz hale getirip cephaneliği ele geçirdiler. Cephanelikte, Türk köylerinden zorla toplanmış buğday, arpa ve yulaf gibi gıda maddeleri de vardı. Efe hazretleri birkaç kişiyi görevlendirerek bu erzakın yakın köylerdeki fakir halka dağıtılmasını sağladı. Beraberlerindekilerle birlikte Erzurum’a doğru hareket eden Efe, güzergahında bulunan küçük Ermeni çetelerini de etkisiz hale getirerek yoluna devam etti. Efe’nin Ermeniler’e karşı yaptığı bu mücadeleden haberdar olan halk, Efe’nin birliğine katılanlarla birlik sayısı 100’e ulaştı. Efe, milisleriyle birlikte, o sırada Haydari Boğazı yakınlarındaki Zergide köyünde bulunan Türk ordusuna katıldı. 11 Mart 1918 günü Efe hazretlerinin Türk ordusuna katılımı, ordu içinde duyulunca, ordu büyük bir moral bulur. Kendisinden ve yaptıklarından haberdar olan komutanlardan biri, gözyaşları içinde askerlere şu konuşmayı yapar: “Allah, Milet ve vatan yolunda şehit olmak için burada bulunan değerli kardeşlerim, yiğit askerlerim! Bakın, fazla söze ne hacet! Bugün aramıza katılan değerli hocamız Muhammed Lutfi Efendi ve cemaatini gören düşmanlarımız, elbette şunu söyleyeceklerdir:”Biz bu milleti nasıl yenebiliriz? Hacısı-hocası, yaşlısı-genci, sıhhatlisi-hastası, gelini, anası, ninesi tek bir vücut olmuş. Bu güce kim karşı durabilir ki?” Ordu ertesi gün (12 Mart 1918) Erzurum’un kurtuluşu için harekete geçti ve Erzurum kurtarıldı. Fakat o gün, Türk ordusuyla kendi milisleriyle Erzurum’a giren Efe hazretlerini, hem üzücü hem de sevindirici bir olay bekliyordu. Şöyle ki: şehre girer girmez babasının yanına koştu. Pederlerini kana bulanmış ağır yaralı buldu. Öğleden sonra şahadet mertebesine eren muhterem pederlerini, akşama doğru Kavak Kabristanı’na defnetti: Daha sonraları 1950 yılında bu kabristan sahasında okul inşaatına başlandığı için Efe hazretlerinin babasının kabri, Alvar köyüne, şimdi medfun bulunduğu türbeye nakledilmiştir. Efe’nin değerli pederi, şehit mertebesine ulaşması sevindirici ve fakat vefat etmesi ise üzücü bir hadise olmuştur. Efe hazretleri, Erzurum’un kurtuluşundan sonra, doğu illerimizin Ermeni zulümlerinden kurtarılmasından sonra, görevini Yavi köyünden ana vatanı Hasankale’ye nakletti. Kendisine teklif edilen Hasankale Müftülüğü görevini kabul etmedi. Avlar Köyü halkının ısrarlı istek ve istirhamlarıyla Alvar köyüne yerleşti. Bundan sonra Erzurum bölge halkı arasında”Alvar İmamı” veya “Efe hazretleri” lakabıyla anıldı ve tanındı. Hasankale’ye bir saat kadar uzak mesafede bulunan Alvar köyünde, bir Nakşibendi-Halidi şeyhi olarak, 1939 yılına kadar kamil bir insan , kamil bir mürşid, ender bir imam olarak yirmi bir sene görev yapmıştır. Uğradığı prostat hastalığının tedavisi için 1939 yılında Alvar’dan Erzurum’a giderek orada Topçuoğlu Mustafa Efendi’nin evinde altmış dört gün kaldı. Yapılan tedavi neticesinde: “Hekimli bir yerde yaşayabileceği”sonucuna varıldı. Alvar köyü halkından özür dileyerek Erzurum’un Mehdi Efendi Mahallesi’nde bir ev kiralayarak on altı sene de burada bölge halkını irşad ile meşgul oldu. ömrünün sonuna kadar kiracı olarak bu mütevazı evde hizmet görmüştür. Ailesi Efe hazretlerinin üç oğlu bir de kızı olmuştu. İki oğlu ile kızı küçük yaşta vefat etmişlerdi. Kabirleri Dinarkom Kabristanı’ndadır. Geriye kalan tek oğlu, O’nun mümtaz halifesi, kendisinden sonra irşad makamını nurlandıran Hacı Seyfeddin Efendi hazretleri kalmıştır. Şahsiyeti Efe hazretleri gayet temiz giyinir. Hal ve hareketleri ölçülü, vakur, mülayim, tok gözlü ve elinde olanla yetinip, kimseye ihtiyacını belirtmezdi. Misafirperver bir kimse olan Efe hazretleri, her zaman ve her gün sofrasında sayısız kimselere ikramda bulunurdu. Yirmi iki yaşından itibaren altmış altı yıl sofrasına misafirsiz oturduğu ender görülmüştür. Sofrasına üç adama yetecek kadar yemek koyar, on kişi kemaliyle karnını doyurur ve o yemeklerden biraz da art ardı. O: “Evinde bereket isteyen, hayır dileyen, güzel bir bahaneyle evine misafir çağırmalıdır” derdi. Efe hazretleri şefkat ve merhamet sahibiydi. Düşkünlere, hastalara, muhtaç ve kim­ sesizlere, analarının babalarının gösteremeyeceği şefkat ve merhameti gösterirdi. Yanına gelenlerin dertleriyle dertlenir, onların acılarını kalbinin derinliklerinde hisse­ derdi. Çok kimseler de dertlerine çare ve derman bulmuş olarak ferahla yanlarından ayrılırlardı. Vefatı Ömrü boyunca islam’a ve insanlığa güzel hizmetler veren, Peygamber varisi Efe hazretleri, 12 Mart 1956 da Erzurum’da ebedi aleme intikal etmiştir . Cenazesi Erzurum’dan iştirak eden çok kalabalık bir cemaatle Alvar köyüne getirildi. Ve merhum pederi Hace Hüseyin Efendi’nin kabri yanına defnedildi. Kendisinden 28 yıl sonra vefat eden oğlu ve halifesi Hacı Seyfeddin Efendi de (23 Mart 1984) Cuma gecesi vefat etmiş, Erzurum Gürcükapı Camii’nde Cuma namazından sonra kılınan cenaze namazından sonra, kalabalık bir cemaat eşliğinde Alvar köyüne götürülerek dedesi ve babasının türbesine defnedilmişti. Yerleri cennet, makamları ali olsun! Amin! Şefaatlerini dileriz. Amin, amin. Mezar taşındaki yazı: Muhammed Lütfı’yi hayr ile yad et Hayır dua ile kalbin abad et Bir Fatiha oku ruhunu şad et Her iki alemde mansur olasın. Halifeleri: Efe hazretlerinin vefatından sonra yerine geçen halifeleri şöyledir: Oğlu Hacı Seyfeddin Efendi, Vanlı Abdülhadi Efendi, Doğu Beyazıtlı Kurbanı Efendi, Bulanıklı Mehmed Efendi Hoca. Eserleri Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler yazan Alvarlı Muhammed Lutfi Efendi’nin şiirleri, ölümünden sonra oğlu Seyfeddin Mazlumoğlu tarafından derlenerek Hulasetü’l­ Hakayık adıyla yayınlanmıştır (İstanbul, 1974). Eser, ilk defa 1974’te yeni yazıyla, 1980’de ise eskimez yazıyla Hacı Seyfeddin Efendi tarafından neşredilmiştir. Daha sonra 1996 ve 2006 yıllarında olmak üzere yeniden düzenlenerek ve bir de indeks ilavesiyle Efe hazretleri Vakfı tarafından iki defa daha yayınlanmıştır. 848 sayfadan oluşan bu divanda çeşitli nazım şekilleriyle söylenen 726 şiir mevcuttur. Bunun dışında eserde, hatıra, gazeller, iltica-name, Mi’racu’n-Nebi, Mevlidü’n-Nebi, mersiyeler, destanlar, mesneviler… gibi çeşitli konular yer almaktadır. Kaynak ; Yolumuzu Aydınlatanlar -2 , Yahya Kutluoğlu , İbb Yayınları

📍 Pasinler
Evliya

Çöğenderli Hacı Salih Efendi (k.s.)

Erzurum’a 26 km. Pasinler’e 12 km. mesafede bulunan, Pasinler’e bağlı Çöğender köyündedir. Köye girişte sol tarafta köy kabristanı, sağ tarafta Hacı Salih Efendi’nin türbesi mevcuttur. Salih Efendi Hazretleri Kırımdan gelen ve ilk Of müftüsü olan Tahir Efendinin torunlarındandır. Çaykara Yukarı Akdoğan köyünden Hanecizade oğullarındandır. Babası Trabzon’un ileri gelenlerinden Hanecizade Hacı Şerif Efendi’dir. Soyu aslen Kırım’dan göçle Erzurum’a gelmiş, oradan da Trabzon Çaykara’ya göçmüşlerdir. Hacı Salih Efendi Hazretleri 1898’de Trabzon’un Çaykara ilçesinin Akdoğan köyünde dünyaya teşrif etmiştir. Babası Muhammed Şerif Efendi, annesi Havva hanımdır. Sülalesi ilim ehli insanlardır. Merhum pederi, o doğmadan önce annesine şöyle demişti: “Bu çocuk erkek olacak, salih bir kimse olacak. Sakın ola ki ona abdestsiz süt vermeyesin.” Tahsil hayatı Ailesi, Salih Efendi doğduktan kısa bir zaman sonra Erzurum’un, Pasinler ilçesinin Çöğender köyüne yerleşti. Bunun için Salih Efendi “Çöğenderli” olarak tanındı. İlk derslerini dedesi İbrahim Hakkı Efendi’den alan Salih Efendi, 7 yaşında hafız oldu. Bundan sonra 1915 yılına kadar memleketi olan Çaykara’da tahsiline devam etti ve icazet aldı. Aynı zamanda, tasavvuf yolunda ilerlemek için devrinin büyük âlim ve mutasavvıfı Hacı Ferşad Efendi’ye intisap etti. Ferşad Efendi, Nakşibendîliğin Gümüşhanevi koluna mensup, 40 sene müderrislik yapmış çok değerli bir zattı. Salih Efendi, 18 yaşına kadar bu feyyaz ilim menbağının ikliminde serinledi. Daha sonra, irşad faaliyetlerinde bulunmak üzere Erzurum’a geldi. Çeşitli köylerde bir müddet tesirli hitabetiyle gönül iklimlerini coşturdu. Erzurum’a dönünce, bir süre Tortum’a bağlı Kisha (Uncular) köyünde imamlık yaptı. İlme doymayan Salih Efendi, Kisha’da kaldığı bu süre içinde Vıhikli Muhammet Efendi’den de Kadiri icazeti de alarak ilmini artırdı. Daha genç yaşlarında iken bile iffeti, edebi, kemalatı ile dikkat çekiyordu. Hatta daha çocuk yaşlarındayken Alvar İmamının şu beşaretine mazhar olmuştu: “Bizim Salih, salih bir kimse olacak.” İrşadla geçen ömür 1924 yılında önce babasını, ardından dedesini kaybeden Salih Efendi, 1925’te askere gitti. Asker dönüşü Çöğender’de kalmaya devam etti. 1929’te çok sevdiği şeyhi Hacı Ferşad Efendi’nin ufulü üzerine Alvar İmamı Hace Muhammed Lütfi hazretlerine intisap etmek istediyse de, Efe hazretleri “Senin dersin yüksek yerden. Ona devam et.” diyerek eski dersine devam etmesini tavsiye buyurmuştu… Çöğender’de bir süre imamlık yapan ve burada kaldığı süre içerisinde çevresindekilerden büyük bir ilgi ve alaka gören Salih Efendi, 1936 yılında Pasinler’in Sivaslı Camii’nde yaklaşık bir yıl imamlık yaptı. “Lisan-ı pakinde her dem lafzullah.. Etrafa hizmeti hasbeten lillah.. Hulus-i tam ile etmiş zikrullah.. Halka-i tevhidde devran eylemiş.” Yusufiye Medresinde 1939’da bir süre hapiste yatan Hacı Salih Efendi, hapishane arkadaşlarıyla birlikte güzel günler geçirdiğini anlatırken, yanlarında büyük veli, Mahmut Vehbi Efendi Hazretlerinin de bulunduğunu ifade etmektedir. Salih Efendi ilerleyen yaşlarında, Mahmut Vehbi Efendi ile birlikte hapishanede kaldıkları günlerin güzellik ve önemini ifade sadedinde, “Hayatımda ne varsa Vehbi Efendi ile geçirdiğimiz o yetmiş gündür.” diyecektir. Hizmetleri 1947’de Alvar İmamı ile ilk haccına gitti. Hac dönüşü geldiği Kurnuç köyünde 5 sene imamlık vazifesine devam etti. 1950’de ikinci defa hacca gitti. Hayatı boyunca 10 defa hac yapmıştır. 1952’de Hasankale’de meydana gelen deprem’de göçük altından çıkarıldı. 1954’te Sivas, 1955’te Denizli 1956’da Merzifon bu zatın bereketinden nasibini aldı. Aynı yıl bir müddet Çorum’da vaazu nasihatta bulundu. Gittiği yerlerde dokunaklı hitabeti, melek nümun siması, mahviyyet ve mahfiyeti ile ölü kalplere sağnak olup yağıyor ve herkesi kendisine müştak ediyordu. 1960’da Sarıkamış’a bağlı Yeniköy’e yerleşti. Orada 5 sene imamlık vazifesinde bulundu ve yöre halkı tarafından baştacı edildi. 1965’te Çöğender’e döndü. İki sene sonra Erzurum’a taşındı. Dosta Vuslat 1971’de İstanbul’a teşrif etti. Küçükköy’e yerleşti. Gittiği her yerde olduğu gibi burada da kısa bir zamanda büyük bir sevenler halkası etrafında halelendi. Hacı Salih Efendi, dünyaya hiç ehemmiyet vermemiş daima insanlara hizmete koşmuş, sofrasında misafirsiz yemek yememeye gayret etmiştir. Numune-i imtisal olan hayatı Rasûlul-lah’ın çizgisinden asla uzak olmamış, en büyük kerameti Sünnet-i Rasülullah’a ittibası olmuştur. Ve nihayet 2 Şubat 1991’de her zaman emirlerine büyük bir titizlikle uyduğu rabbinin “ircii” çağrısına teslim olarak bu sıkıntı yurdundan ferahlık meşherine adım attı. İnna lillah ve inna ileyhi raciun… Milletimizin manevi önderlerinden biri olan Hacı Salih Efendi Hazretleri’nin mübarek naaşı Bakanlar Kurulu kararı ile defnedildiği Esat Paşa Cami Haziresindeki kabrinden 6 ay sonra izinsiz olarak çıkarılarak Çöğender Köyü’nde yeniden defnedilmiştir. Mezarı gece yarılarında gizlice açan Çöğender Köyü sakinleri mübarek vücutlarının hiç bozulmadığını hayretle müşahede etmişlerdir. Hacı Salih Efendi’nin kabri şerifleri Erzurum’a 26 km. Pasinler’e 12 km. mesafede bulunan, Pasinler’e bağlı Çöğender köyündedir. Köye girişte sol tarafta köy kabristanı, sağ tarafta Hacı Salih Efendi’nin türbesi mevcuttur. Türbe dört sütun üzerine oturtulmuş, dikdörtgen planlı çevresi açık, üzeri iki uçta mahruti birer kubbe, kubbeler arası açık güzel bir mimari yapı ve yan tarafta Hacı Salih Efendi adına yapılmış bir cami mevcuttur.

📍 Pasinler
Evliya

Erzurumlu Seyit Hacı Mevlüt Baba

📍 Merkez İlçe
Evliya

Taşkesenli Şeyh Muhammed Sırrı Efendi

📍 Merkez İlçe
Evliya

Taşkesenli Şeyh Ziyaeddin Efendi (k.s.)

📍 Merkez İlçe
Evliya

Taşkesenli Şeyh Zeki Hoca Efendi

Erzurum – Taşkesenli camii avlusundaki Aile kabristanında. 1931 yılında Erzurum’un taşkesen köyünde dünyaya geldi. İlk tahsilini Taşkesen köyü medresesinde dayısı ve kayınpederi Şeyh Şehabettin Efendi’nin yanında yaptı. Daha sonra Horasan Yüzören Köyünde Şeyh Muhammed Efendi, Taşkesenli Molla alaattin efendi ve Karayazı Erenler Köyü’nde Şeyh Yahya Efendi gibi zatlardan kelam, hadis, tefsir, fıkıh ve mantık dersleri aldı ve son olarak yine kayınperedi Şeyh şehabettin Efendi’nin yanında tahsilini bitirdi. Şeyh Abdurrahman Tagi hazretlerinin torunu Şeyh Muhammed Maşuk Efendi’nin halifesi Yüzören Köyü İmamı Taşkesenli Şeyh Muhammed Efendi’nin yanında manevi ders alarak hilafet ünavanını aldı. Nakşibendi Şeyhi Taşkesenli Şeyh Zeki Hoca Efendi, Taşkesenli ailesinin manevi önderi ve Taşkesenli Kültür Eğitim ve Dayanışma Vakfınında fahri başkanı olarak Erzurum’a ikamet etmekte iken 23 Nisan 2002 tarihinde sabah namazını eda etmekte iken vefat etti. O yaşamı boyunca dine ve din adamlarına hizmet etmeyi kendine en asli görev olarak addetmişti. O, Tekman ve çevresinin manevi önderiydi. O’nun vefatıyla gönüller bir kez daha dağlandı gözyaşları sel olup aktı. O’nun sadece ismini duyan cenazesine koşup geldi . O’nun cenazesindeki mahşeri kalabalığı gören bin kat daha üzüldü ve orada kimi kaybettiğini bir kez daha iyice anladı. Son yıllarda belki de Erzurum halkı bu kadar kalabalık bir cenazeye katılım görmemişti. Cenazesi onbinlerin tekbir sesleri ve gözyaşları arasında Erzurum tebrizkapı semtindeki emir Şeyh Camiinden alınıp dedesi Şeyh Ahmet Efendi’nin de türbesinin bulundduğu ( Deli Ömer tarlası Taşkesen sokak) Taşkesenli camii yanına defnedildi. Taşkesenli Şeyh Muhammed Zeki Efendi (k.s.) ‘nin Silsile-i Şerifi Mezar taşı: Huvel baki Taşkesenli Şeyh Muhammet Zeki Ruhuna Fatiha D. T.1932 Vefatı. 23.04.2002 [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] Kaynak( Allah bu çalışmaları yapanlardan razı olsun. Ebedi saadet nasip etsin. Amin) Erzurum’un Kandilleri , Abdurrezzak Türk , Arı sanat Yayınları Silsile-i Aliyye’nin Taşkesenli Halkası , Fuat Taşkesenligil [/toggle]

📍 Merkez İlçe
Evliya

Taşkesenli Şeyh Alaeddin Efendi (k.s.)

Erzurum – Tekman ilçesi – Taşkesen köyü kabristanında. Şeyh Alaeddin Efendi, ilim ve irşat faaliyetleriyle bilinen Taşkesenli ailesinin bir ferdi olarak 1881 yılmda Taşkesen Köyü’nde dünyaya teşrif etmiştir. Taşkesenli Şeyh Ahmed Efendi’nin küçük kardeşi Molla Abdullah Efendi’nin büyük oğludur. Yaşadığı iklimin tabii bir neticesi olarak çok küçük yaşlarda tedris hayatının içerisinde bulunmuştur. Taşkesenli ailesinin her ferdi gibi çocukluk yılları aile büyüklerinin ders verdiği Taşkesen Medresesi’nde geçmiştir. Erken yaşlarda başlayan talebeliğinde Kur’an-ı Kerim tilaveti ve ilk Arapça bilgilerini Taşkesen Medresesi müderrislerinden olan babası Molla Abdullah’ın yanında almıştır. Sonraki yıllarda medrese tahsilini ikmal etmek üzere Vuslat sarayının gül bahçelerine yönelmiş mükemmel büyüklerden amcası Şeyh Ahmed Taşkeseni’nin evinin bulunduğu Erzurum’a, amcasının yanına gelmiş ve Caferiye Medresesi’nde tedrise devam etmiştir. Çok kısa bir zaman amcası Şeyh Ahmed Efendi’den de ders almış olan Molla Alaeddin Efendi, ilim tahsilinin büyük kısmını Şeyh Ahmed Efendi’nin oğlu, büyük alim Şeyh Ziyaeddin Efendi’nin yanında yapmıştır. Şeyh Ziyaeddin Efendi’nin yanında; sarf, nahiv, akaid, fıkıh, tefsir, hadis, mantık, belağat, meanî, beyan, bedi…ilimlerinden oluşan medrese tahsilini ikmal etmiştir. İcazetini de hocası, aynı zamanda amcasının oğlu olan Şeyh Ziyaeddin Efendi’den almıştır. Aynı zamanda Tariken Nakşidir. Şeyh Ziyauddin Efendi’nin halifesidir. İcazetini aldıktan sonra, Taşkesenli ailesinin mutad geleneği olan ilim ve irşat faaliyetlerinde bulunmuş, başta Taşkesen Köyü olmak üzere görev yaptığı, Horasan’nın Komasor, Tekman’ın Çukuryayla (Bastok) ve Köprüköy’ün Alaca köylerinde ilmi faaliyetlerini devam ettirmiş ve görev yaptığı her yerde çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Yetiştirdiği talebeleri arasında; Taşkesenli ailesinin ilmi mirasım devam ettiren, Erzurum’da ve İstanbul’a taşındıktan sonra da Istanbul’da ilahiyat fakültelerinde hocalık yapan çok sayıdaki akademisyenle ders halkaları kurmuştur. Ahmed Davudoğlu ve Mehmed Savaş Hocaefendilerle Hanefi fıkhının önemli alimlerinden olan İbn Abidîn’in ”Reddul-Muhtar” adlı eserini ve Muhammed Ali es-Sabüni’nin Ahkam Tefsiri’ni tercüme eden ve ilim muhitlerince yakından tanınan Mazhar Taşkesenlioğlu, Taşkesenli ailesinin son donemdeki önemli alimlerinden olan şeyh Muhammed Zeki Taşkesenli, Erzurum ve Pasinler’de tanınan zatlardan olan Molla Eşref , Taşkesenli Ata (Ataullah) Efendi, Taşkesen köyünden Molla Refik Karabulut, Ali Haydar Taşkesenligil, Molla Habib Tekin, Geçit (Madrekli) Molla Ahmed, Çatlı Molla Halid, Yüzören köyü imamı olarak ma’ruf olan amcazadesi Molla Muhammed Efendi, Altunan köyünden Molla Halis ve Molla Nureddin, Cökoğlan köyünden Molla Haydar, Molla Nurettin ve Molla Enver, Çukuryayla (Bastok) köyünden Molla Ziya, Molla Abdulkerim, Molla Sıddık ve yeğeni Molla Zümrüt, Karlıova’dan Halifan Şeyhlerinden Şeyh îbrahim, Akçakoca Köyü’nden Molla Halis yer almaktadır. Molla Alaeddin Efendi, özellikle fıkıh ilmine vuküfiyyeti, fetva vermedeki isabeti ile İstanbul ve Ankara’nın gerektiğinde müracaat noktası olmuştur. Fıkıh ve Arapça gramerindeki yetkinliğiyle yaşadığı dönemde Erzurum ve civarında tanınmış, dersin daha iyi anlaşılması için örnekleri gündelik hayattan vererek somutlaştırması ve ders işleyişindeki nüktedan kişiliğiyle öğrencileri tarafından çok sevilen bir alim olarak bilinmektedir. Alaeddin Efendi kısa boylu, çok zayıf ve nurani yüzlü, ihtişamı, gösterişi sevmeyen, halk içerisinde bulunduğu zaman, halktan ayırt edilemeyen bir hayat sürmüştür. Birgün, köylüsü Kasım Efendi’nin evinde otururlarken. Molla Halid, Taşkesen’e okumaya gelir. Hane sahibi akrabasıdır. Gayesi, aynı köylü Kasım Efendi’nin yardımını sağlayarak, Alaeddin Efendi’nin yanında okumaktır. Alaeddin Hoca Efendi, Molla Halide sorar: – Niçin geldin? – Kasım Amca yardımcı olsun, Seyda’nın yanında okumak için der. Alaeddin Efendi sana burada yer yok dediğinde, aldığı cevap- Ey sofi kararı sen niye veriyorsun. Dur bakalim Seyda ne diyecek der. Sohbete fazla dayanamayan Kasım Efendi: – Oğlum, Hoca Efendi karşında, kararı o verecek ki sende okuyabilesin dediğinde Molla Halid, Sarığı ve cübbesinde bir ihtişam görmediğimden sandım ki bu köylü bir sofidir. Hocam elin ver öpeyim, beni bağışla der. Bu anekdot da Hoca Efendi’nin hep halk gibi yaşadığını, ayırt edilmediğini anlatıyor. 1967 yılında Taşkesen Köyünde vefat eden Molla Alaeddin, babasıyla amcaoğlu olan Şeyh İbrahim Efendi’nin Türbesinin de bulunduğu Taşkesen Köyü mezarlığında metfundur. Mezarı toprak mezar, çevre düzenlemesi yapılıp korumaya alınırsa daha iyi olur.

📍 Tekman
Evliya

Taşkesenli Şeyh Muhammed Sıddık Efendi

Erzurum – Asri Kabristanında amcası Muhammed Sırrı Efendi’nin yanında. Şeyh Ziyaettin Efendinin oğlu ve Şeyh Ahmet Efendinin torunu olan, Muhammet Sıddık Efendi Erzurum’un Sultan Melik Mahallesinde dünyaya gelir. İki aylık iken yetim kalan Sıddık Efendi, ağabeyi Şehabettin Efendinin nezaretinde büyür ve onun talebesi olur. Arapça, Fıkıh, Hadis, Tefsir, Kelam, Mantık ve Farsça okuyarak icazetini ağabeyisinden alır. Medrese ilmi devam ederken ilk ve ortaokulu da Erzurum’da okuyarak bitirir. 1952–1954 yılları arasında Tekman ilçesi müftülüğünde, 1954–1960 yılları arası Horasan müftülüğünde bulunur. 1960 sonrası Erzurum merkez vaizliğine atanan Hoca Efendi Erzurum’da Horasan Müftüsü namıyla anılır. 1960 İhtilalinde altı ay Sivas’ta tutuklu kalan Sıddık Efendi tahliye olduktan sonra Erzurum merkez vaizliği devam eder. Bu sıralarda Bitlis’te Abdurrahman-i Taği Hazretlerinin torunlarından Şeyh Taha Efendiye giderek manevi irşat dersleri alır. Onun halifesi olur. Şeyh Muhammet Sıddık Efendi, Erzurum’un çeşitli camilerinde vaazlarıyla halkı aydınlatırken, bir yandan da Derviş Ağa Camiinin yanındaki evinde talebe okutur, hatmeler yaptırır ve yüzlerce kişinin ruhen aydınlanmasına vesile olur. Talebeleri, yeğeni Taşkesenli Şeyh Zeki Efendi, Tortum eski Müftüsü Hafız Yahya (Sevindik) Efendi, Karayazılı Eşref (Ağgül) Hoca Efendi, Pasinlerin Kevank köyünden, Hafız Şuayıp Hoca Efendi gibi şahsiyetlerdir. Muhammet Sıddık Efendi, babası gibi şair ruhlu olup nüktedandır. Bazı söz ve gazellerinden kısa örnekler şöyledir; Günah hastalığının İlacı Tövbe kökünü istiğfar yaprağıyla karıştırıp Gönül havanında tevhit tokmağıyla güzelce dövmeli İnsaf eleğinden eleyip gözyaşıyla hamur etmeli Aşk ateşinde pişirip muhabbet balına katarak Gece ve gündüz kanaat kaşığıyla yenmeli. KASİDE Gurubum geldi ey Saki, bana medle’e görünmez mi,? Ölümüm geldi ey Mevla, bana lütfün görünmez mi? Beni candan usandırdı feleğin çarkı canbazi, Acep nesimi hevadan bana zerre görünmez mi? Meclisi ekabirde kusurum i’tirafından , Bağışlanır cürümler hep bana, şefkat uyanmaz mı? “Herisün Aleyküm” sırrını hatırla ey cana, Benim de ümmeti olduğuma lütfun yakışmaz mı. Büyük dergahına tuttum yüzüm Gaffar-u Rahzanım. Bana baran rahmetinden acep bir katre yağmaz mı. Niçün böyle ümitsizlik içinde kaldın Ey Sıddık, “Öd’uni estecip leküm” senedi kafi gelmez mi… MÜNACAAT Hasta halim, dilperişanım meded yarap meded, Dembedem artmakta efganım meded yarap meded. Tövbekarı affedersin, sitredersin cürmünü, Sahip bikes olanın, el meded yarap meded. Nefsi şeytan şerrinden hem koru bu acizi, Nazıri didarın eyle, el meded yarap meded. Kabr-u mahşerde mizanda hem sıratta kıl delil, Zat-i pak-i Mustafayi, el meded yarap meded. Hür-u gilman Sıddık’ın canına hiç minnet degil, Maksadi görmek cemalin, el meded yarap meded. Şeyh Muhammet Sıddık Efendinin kasidelerini ve münacat isimli manzum divanı ve sözlerini ihtiva eden neşredilmemiş bir “Fikir Bahçesi” isimli eseri bulunmaktadır. Cenaze namazı Emir Şeyh Camiinde kılındıktan sonra Asri mezarlıktaki Taşkesenli aile kabristanına defin edilir. Kabri amcası Sırrı Efendi’nin yanındadır. [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] Kaynak( Allah bu çalışmaları yapanlardan razı olsun. Ebedi saadet nasip etsin. Amin) Erzurum’un Kandilleri , Abdurrezzak Türk , Arı sanat Yayınları Silsile-i Aliyye’nin Taşkesenli Halkası , Fuat Taşkesenligil [/toggle]

📍 Merkez İlçe
Evliya

Taşkesenli Şeyh Abdurrahman Efendi (k.s.)

Erzurum – Asri Kabristanında babası Muhammed Sırrı Efendi’nin yanında. Şeyh Abdurrahman Efendi, Şeyh Muhammet Sırrı Efendi’nin yedi oğlunun en büyüğüdür. Ailenin Toparlak Köyü’nde ikametleri döneminde, komşu köy olan Çeperli Köyü’nde bir düğün törenine Muhammet Sırrı Efendi davet edilir. Aynı köyde 1914 tarihinde dünyaya teşrif ediyor. Birinci Dünya Savaşı’nın çıktığı, iç karışıklıkların, zorlukların devam ettiği dönemlerdir. Tahsil çağı geldiğinde babasının talim ve terbiyesi altındadır. 1925 yılındaki mektep ve medreselerin kaldırılması, şapka isyanı gibi durumlar hüküm sürerken Şeyh İbrahim Efendi sürgün edilmiştir. Şeyh Muhammet Sırrı Efendi gözetim altında tutulur. O zor şartlar altında bile hanesinde, çevresine ders okutmaya devam etmiştir. Abdurrahman Efendi, babasından Kuran, tecvit, Arapça, tefsir, hadis, kelam, fıkıh ve tasavvuf derslerini okuyarak icazetini (diploma) alıyor. Babasının vefatından sonra, talebe okutma ve halifelik görevini Abdurrahman Efendi yürütüyor. İmametliği yanında Nakşibendî- Halidiye kolu halifesi olarak irşat işlerini ömrünün sonuna kadar sürdürmüştür. Pasinler civarında sohbetleri aranan, fıkıh konularında danışılan bir şahsiyettir. 1947 yılında babası tarafından Güllü Köyü’ne imam olarak görevlendiriliyor. Köylünün isteği üzerine bu köye yerleşiyor. Otuz yıl hizmet eder. Bu hizmet süresince çevre büyükleri ile muhabbetleri devam ediyor. Hacı Abdurrahim Kılıç, Abdurrahman Efendi hakkında duyduğu hadiseyi şöyle anlatır: ”Merkeze bağlı Sığırlı köyünden Dursun Ağa, Alvarlı Muhammet Lütfü Efendi’yi nasihat etmesi için evine davet eder. Efe, eve teşrif ettiğinde kalabalık bir cemaatle karşılaşır. Dursun Ağaya ”Oğul, siz Abdurrahman Efendi’yi davet etmediniz mi?” deyince, daha önce tanımadıkları Abdurrahman Efendi’yi getirmek için bir atlı gönderirler. Onların Abdurrahman Efendi’yi tammadıklarını anlayan Alvarlı Efe anlatır; “Taşkesenli Şeyh Ahmet Efendi’nin torunu. Hacı Sırrı Efendi’nin büyük oğludur.” der. Abdurrahman Efendi geldiğinde herkes Alvaril Efe’nin sohbet etmesini beklerken o, Abdurrahman Efendi’ye bu insanların kendilerinden sohbet etmelerini beklediklerini söyler. Abdurrahman Efendi’yi ilk defa tanıyan topluluk gece geç saatlere kadar süren sohbetini adeta nefes almadan dinlerler. Bu durum karşısında Alvarlı Efe: Siz size en yakın alimleri tanımazsınız. İbrahim Hakkı Hazretleri’nin de kıymetini bilmediniz. Taaa Tillo’lara kadar gitti. Demek ki size boşuna Kor Galalılar dememişler. Naziresin! yapar.” Abdurrahman Efendi’nin talebi Mevla’dandı. İcabınca dünyaya muhabbeti yok idi. Kimseden bir şey kabul etmez, çevresine istetmezdi. Bekaya meyli ziyade idi. Bir taraftan imametliği ile meşgul iken, diğer vakitleri tesbihat ve devamlı Ayet el-kürsi okumakla geçerdi. Yatsı namazı sonrası yatmaya hazırlanırken, yanında bulundurduğu beyaz kefenine bürünür her gün tefekkür ü meft yapar, ondan sonra yatağına girermiş. Halim, selim, mütevazı ve kemal derecesinde mahviyet perver, kendi haline kimsenin muttali olduğunu istemez. şöhretten uzak durur. Fukaraya muhabbet eder. Kapısı daima misafire açık bir zattı. Bulunduğu bölgede farklı bir yeri vardı, çok sevilirdi. Son dönemlerinde; yazı Güllü köyünde, kış aylarını Erzurum’da geçirirdi. 4-11-1980 tarihinde altmış altı yaşında Rahmeti, Rahmana kavuştu. Kabri asri mezarlıkta, aile kabristanında, babasının kabir komşusudur. Taşkesenli Şeyh Abdurrahman Efendi(k.s.)’nin Silsile-i Şerifi Mezar şahidesinde (Ayak taşı, Latin harfleri ile) El Merhumul Mağfur ilarahmeti Rabbihil Gagfur Taşkesenlizade Şeyh Ahmet Efendinin torunu Şeyh Sırrı Efendinin büyük Oğlu Hoca Abdurrahman Efendinin Ruhuna Fatiha D: 1330 (1914), Ö: 4-11-1980 Baş taşında: Huvvel Hallakul baki El merhumul gafur ila Rahmetihil gafur Hoca Abdurrahmani Daşkesani M. Sırrı Efendi Mahdumu Ruhi içun Fatiha H.12-26-1400 [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”]Kaynak Erzurum’un Kandilleri , Abdurrezzak Türk , Arı sanat Yayınları Silsile-i Aliyye’nin Taşkesenli Halkası , Fuat Taşkesenligil [/toggle]

📍 Merkez İlçe
Evliya

Taşkesenli Şeyh İbrahim Efendi (k.s.)

Erzurum – Tekman ilçesine bağlı Taşkesen köyünde. Taşkesenli Şeyh İbrahim Efendi, 1855 senesinde Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Hacılar köyünde doğar. Babası Molla Muhyiddin Efendidir. Küçük yaşta tahsil hayatına başlayan İbrahim Efendi, çeşitli medreselerde eğitim görür. Amcasının oğlu Şeyh Ahmed Efendinin sohbetlerinde olgunlaşır. Hocası Ahmed Efendi ile Erzurum’a gidip, Taşkesen köyüne yerleşir. İbrahim Efendi 1914 Rus harbinde Kafkas cephesinde talebeleriyle birlikte savaşır. Sarıkamış yakınlarında harp esnasında, bir şarapnel parçası ile ayağından yaralanarak gazi olur. Bu yaradan dolayı topal kalır ve Topal Şeyh olarak da anılır. Birinci Dünya Harbi, Erzurum’un işgali, Ermeni zulmü ve Cumhuriyetin ilk yıllarında meşakkatli bir hayat sürmesine rağmen, talebe yetiştirmekten vazgeçmez. 1926 senesinde tutuklanarak Hınıs mahkemesince, Harput (Elazığ) İstiklal Mahkemesine sevkedilir. Yaralı ayağına ve Şubat ayının çetin kış şartlarına rağmen yaya olarak Elazığ’a gönderilir. Elazığ İstiklal Mahkemesi tarafından, İzmir’de mecburi ikamete tabi tutulur. Bu arada köydeki evi, eşyası, hayvanları ve kütüphanesine, devlet tarafından el konulur. Hanımı ve çocukları parasız ve açıkta kalır. Erzurum ve Pasinler’de akraba ve dostlarının yanına sığınmak mecburiyetinde kalırlar. İzmir’de iken, bölge halkı tarafından sevilmeye başlayan İbrahim Efendi, bir süre sonra Demirci ilçesine sürgün edilir. Talebelerinden Şeyh Muhammed, hocasının öngörüsünü şöyle anlatır: “İzmir’de iken bir gün Bitlis’ten bir telgraf aldım. Şeyh Abdurrahman Tagi’nin ailesinin İzmir’e sürgün edildiği bildiriliyor, ikametleri için büyükçe bir ev tutulması isteniyordu. İzmir’in yabancısı olduğumuz için şaşırıp kaldım. Sıkıntı ve moral bozukluğu içinde hocam İbrahim Efendinin huzuruna gittim. Durumu anlattım. Hocam biraz düşündükten sonra bana dönerek; “Rahat ol! Ev arama! Şeyh hazretlerinin ailesi İzmir’e gelmeyecek.” dedi. Ben rahatladım ve ev aramaktan vazgeçtim. Aradan birkaç gün geçtikten sonra bir telgraf daha aldım. Bu defa; “Şeyhin ailesinin yola çıktığı bildiriliyordu. Büyük bir telaşla evden çıktım. Yolda İbrahim Efendiye rastladım. Ona bakmadan yanından geçmek istedim. O kolumdan tutarak; “Hayrola Muhammed bu ne telaş!” dedi. Ben de sinirli bir şekilde; “Siz şeyhin ailesi gelmeyecek dediniz. Bugün bir telgraf aldım. Şeyhin ailesi yola çıkmış buraya geliyormuş.” dedim. İbrahim Efendi tebessüm ederek gayet ciddi; “Ben Allahü tealaya yemin ederim ki Şeyhin ailesi İzmir’e gelmeyecek. Bunun için telaşlanma ve ev arama!” dedi. Artık Şeyhin ailesinin kesinlikle İzmir’e gelmiyeceğine inandım. Ama beni bu sefer yolda başlarına bir şey gelebileceği düşüncesi kapladı. Birkaç gün sonra aldığım telgrafta şeyhin ailesinin mecburi ikametinden vazgeçildiği, bu yüzden Nurşin’e geri döndüğü bildirildi.” Sevenlerinden Agıt Bey şöyle anlatır: “Bir akşam bazı sürgün arkadaşlarla birlikte İbrahim Efendiyi ziyarete gittik. Hepimiz sıkıntılı ve geleceğimizin ne olacağı merakı ve endişesi içinde sohbeti dinliyorduk. Bir süre sonra bizlere; “Hiç üzülmeyin, yakında hepiniz evlerinize gideceksiniz. Çoluk çocuğunuzla refah içinde yaşıyacaksınız. Ben de geleceğim, ancak ne zaman ve nasıl geleceğimi söyleyemem” dedi. Birkaç gün sonra vefat etti ve Demirci’de defnedildi. “Ben de gelirim.” deyip burada kalışına, hepimiz hayret ettik. Bir süre sonra biz evlerimize gönderildik. “Ben de gelirim.” sözünün manasını ancak yirmi yedi sene sonra naaşının nakli sırasında anladık.” İbrahim Efendi 3 Kasım 1927’de Demirci’de vefat eder ve buraya defnedilir. Sevenleri tarafından üzerine bir türbe yaptırılır. 1954 senesinde türbenin bulunduğu yerden yol geçeceği için, kabrin nakli gerekir. Bu durum, oğlu Abdülkuddüs Efendiye bildirilir ve izin istenir. Abdülkuddüs Efendi, babasının naaşını Erzurum’a nakledeceğini bildirerek, yola çıkar. Kalabalık bir cemaat ile kabir açılır. 27 sene toprak altında kalan İbrahim Efendinin kefeninde en ufak bir leke yoktur. Durum Erzurum ve Demirci’de büyük yankı uyandırır. Taşkesenli Şeyh Ahmed Efendinin oğlu Şeyh Mehmed Sırrı Efendinin nezaretinde ve büyük bir cemaatle Taşkesen köyüne defnedilir. Kabri günümüzde ziyaretgah mahallidir. Taşkesenli Şeyh İbrahim Efendi’nin Silsile-i Şerifi [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] Kaynak( Allah bu çalışmaları yapanlardan razı olsun. Ebedi saadet nasip etsin. Amin) Erzurum’un Kandilleri , Abdurrezzak Türk , Arı sanat Yayınları Silsile-i Aliyye’nin Taşkesenli Halkası , Fuat Taşkesenligil [/toggle]

📍 Tekman
Evliya

Taşkesenli Şeyh Ahmet Efendi (k.s.)

Erzurum – Taşkesenli camii avlusundaki Aile kabristanında. Taşkesenli Şeyhleri’nin ilki Erzurum havalisinde ilim ve irfanı ile tanınan Taşkesenli Şeyh Ahmet Efendi (1848-1909) babası Molla Mahmut Efendi’nin yerleştiği Hacılar Köyü’nde dünyaya gelir. Alim ve fazıl bir aile silsilesinden gelen dedesi Molla Abdurrahman ve ulu dedesi Molla Musa, yaşadığı dönemlerde çevresinde çok sevilen ve takdir edilen zatlardandır. Küçük yaşlarda iken ilme yönelen Şeyh Ahmet Efendi, muhtelif medreselerde tahsil görüp mezun olduktan sonra, bulunduğu yerin en büyük alimlerinden olan Molla Ahmet Kuki Hazretlerinden fıkıh, kelam, hadis, tefsir ve mantık üzerine ilk icazetini alır. Kendisi de bir kaç tane mucaz (icazetli) yetiştirdikten sonra Bitlis’ten Bağdat’a kadar herkesin baş eğdiği ve sevip saydığı Şeyh Halit-i Evreki’yi ziyaret ederek yanında bir süre kalır ve bu süre içerisinde bu zattan fen bilimleri (astronomi, jeoloji, cebir ve hendese) okuyarak ikinci icazetini alır. Şeyh Ahmet Efendi, Şeyh Halit-i Evreki Hazretlerinin yanında ders alırken ününü çok duyduğu Seyyid Abdulkadiri Geylani Hz.’nin torunu olan Seyyid Sıbğetullahi Arvasi Hazretlerini (v.1870) Bitlis Hizan’da ziyaret ederek, manevi yönden yetişmek üzere bu zata teslim olmuştur. Bu zattan irşad dersleri alan Şeyh Ahmet Efendi, Seyyid Sıbğetullahi Arvasi Hazretlerinin vefatından sonra halifesi olan Şeyh Abdurrahmani Taği’ye (1831-1886) teslim olur. İrşadını bu zatın yanında tamamlayarak halifelik görevini alan Şeyh Ahmet Efendi, mürşidi tarafından irşadda bulunması için Erzurum’a görevlendirilir. Babası ve dedeleri gibi o da irşad görevi için mekan değiştirme usulüne uymuş ve Erzurum’un Sultanmelik Mahallesi Üç Kümbetler mevkiinde manevi dostları tarafından yaptırılan eve yerleşerek, bu evde talebe yetiştirmeye başlamıştır. Şeyh Ahmet Efendi, yaz aylarında Erzurum’a yaklaşık 45 km. uzaklıkta olan Taşkesen Köyü’nde ikamet edip talebelerini burada okutmaya devam eder. Amcası oğlu ve halifesi olan Şeyh İbrahim Efendi’yi Taşkesen’de ikamet ettirir ve böylece Erzurumlular tarafından Taşkesenli şöhretiyle meşhur olarak Taşkesen’den yükselecek olan altın silsilenin temellerini atar. Erzurum’da yürüttüğü irşad faaliyetleri sonucunda 78 mezun hoca ve dört büyük halife yetiştiren Taşkesenli Şeyh Ahmet Efendi hayatı boyunca kendisini tasavvufa vermiş ve halk tarafından bu yönü ile tanınmıştır. Şöhretin her türlüsünden hayatının her döneminde şiddetle kaçınır. Taşkesenli Şeyh Ahmet Efendi’nin Sultan Abdülhamit’le hiç görüşmedikleri halde Abdülhamit Han tarafından tanındığı şu olay ile nakledilir. Erzurum’un Pasinler ilçesi Tuylar Köyü’nden bir zat, Sultan Abdülhamit Han’ın ikamet ettiği Yıldız Sarayı’nda diğer bir arkadaşıyla nöbet tutarken, Abdülhamit Han bir ara balkona çıkar ve bunları yanına çağırır. Balkonun yanına gittiklerinde Sultan diğer nöbetçiyi hiç konuşturmadan bir miktar para atar ve hamama gitmesini söyler. (Bilahare anlaşılır ki bu asker gusül etme imkanı bulamadan nöbete gelmiştir.) Erzurumluya dönerek “Siz tarikat ehlisiniz, mürşidiniz kimdir ?” diye sorar. Erzurumlu “Taşkesenli Şeyh Ahmet Efendi” diye cevap verince, Abdülhamit Han, “Evet o zatla tanışıyoruz”, der ve içeri girer. Biraz sonra elinde bir Kur’an-ı Kerim’le gelerek Erzurumluya “Ben bu Kur’an-ı Kerim’i sana hediye ediyorum. Sen de götürür şeyhin olan kardeşime verirsen memnun olurum.”, der. Erzurumlu bir müddet sonra memleketine döndüğünde şeyhinin huzuruna varır; Şeyh Ahmet Efendi onu görünce, “Emaneti getirdin mi ?” diye sorar. Erzurumlu da hediye edilen Kur’an-ı Kerim’i Şeyh Ahmet Efendi’ye teslim eder. Günümüze kadar büyük bir titizlikle korunan bu Kur’an-ı Kerim, hala aile kütüphanesinde muhafaza edilmektedir. Erzurum’da çok sayıda talebe yetiştiren Şeyh Ahmet Efendi 61 yaşında iken 24 Mart 1909 yılında Erzurum’da vefat eder. Şeyh Ahmet Efendi’nin vefatından birkaç dakika önce gözlerini açarak, “Yazık oldu Sultan Abdülhamit’e, yazık oldu” demiş olduğu nakledilir. Halen Erzurum Merkezdeki Taşkesenli Camii bahçesinde bulunan türbesi halk tarafından ziyaret edilmektedir. Şeyh Ahmet Efendi’nin yetiştirdiği halife ve mezun hocalardan bazıları şunlardır. Şeyh Ziyaettin Efendi, Şeyh İbrahim Efendi, Erzurum Serçeme köyünden Tabur İmamı Muhammed Nuri Efendi, Diyarbakır Liceli Molla Ömer Efendi ve Kağızmanlı Molla Hasan Efendi. Şeyh Ahmef Efendi ile Abdurrahman Gazi hazretleri Şeyh Ahmet Efendi bir gün müritleriyle beraber Abdurrahman Gaziyi ziyarete gider, selamını verir ayakucunda mukabele okumaya başlar kısa bir süre sonra kabrin göğüs istikametine geçer, daha sonra başucuna yaklaşır ve mukabelesini bitirir. Şehre dönerler. Bu durum müritlerinin dikkatinden kaçmaz, merakla dayanamayıp nedenini sorarlar. Almış oldukları cevap “ Gittiğimizde Abdurrahman Gazi merkadinde yoktu daha sonra geldi ve beni yukarı çağırdı, göğüs istikametine vardığımda daha yaklaş dedi bende başucuna yaklaştım. Mukabele bittikten sonra Erzurumlulardan manen dert yandı ki hep bana teveccüh ediyorlar hâlbuki benden daha uluları var. Şu deveboynu şehitliğindeki şühedamız ihmal ediliyor. Oradaki şühedalara bolca hediyelerini göndermeliler dedi.” Bu durumdan sonra Şeyh Ahmet Efendi Erzurum’dan Toparlağa her gittiğinde Deveboynunda dinlenme verir şehitliğe mukabele okuduktan sonra yoluna devam edermiş… Taşkesenli Şeyh Ahmet Efendi’nin Silsile-i Şerifi Mezar şahidesinde : Huvel Hayy’ul Baki Allahumme nevir mergade hazer Ragidis-Semedeni Vel kutbul muhakkik-ir Rebbani Mevlana eş-şeyh Ahmedun Nakşî bendi-yi Daşkeseniyi bi nuri Kerimehıs-Sebul mesam El Fatiha sene H.1327 (M.1909) [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”]Kaynak ( Allah bu çalışmaları yapanlardan razı olsun. Ebedi saadet nasip etsin. Amin) Erzurum’un Kandilleri , Abdurrezzak Türk , Arı sanat Yayınları Silsile-i Aliyye’nin Taşkesenli Halkası , Fuat Taşkesenligil [/toggle]

📍 Merkez İlçe
Evliya

Hasan Basri Türbesi – Erzurum

Abbasiler döneminde Erzurum’a gelip yerleşmiş olan Hasan Basri isimli zat ile Basra’da medfun bulunan Hasan Basri Hazretleri farklı kişilerdir. Kubbeli türbesi zamanla harap olup ortadan kalkmış, vefat tarihini belirten şahidesi kaybolmuştur. Günümüzde bir Mahalle Hasan Basri ismini taşımaktadır.

📍 Merkez İlçe
Evliya

Timurtaş Baba

erzurum – gürcükapı caddesi Habib Baba Türbesinde Timurtaş Bab a’nın ölüm yılı belli değildir. Kendisinin büyük velilerden olduğu, kitabesinde, “Sultan-ı Müellifinden ve Kut-bul arifin-gavs-ül vasilin (Gerçeğe, marifete ermiş olan kamillerin başı) Timurtaş Baba Hazretlerinin -Medfun-i Hak-i tırnak oldukları türbe-i şerifleriyle hem civarolan-Ehlullah ve sair şüheda ervah-ı şerifleri için fatiha. M.1844”, yazılı olan ifadelerden anlaşılmaktadır. Önceden bu türbenin adı Timurtaş Baba Türbesi olup Habib Baba ’nın defninden sonra Habib Baba türbesi ismiyle anılmaya başlar. Türbenin üst taraflarına kandil asmak için yapılan halkalardan dolayı günümüzde birçok kimse bu türbeyi Küpeli Baba türbesi olarak da bilmektedir. Türbe eski tarihlerde devlet ricali ve halkla birlikte ziyaret edilen bir makberedir. Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Yunus Emre – Erzurum

eruzum – tuzcu köyü mezarlığı Tuzcu köyü mezarlığında Yunus Emre’nin mezarı bulunmaktadır. Tarihçe-i Erzurum’da kabrin İbrahim Hakkı Hazretlerinin keşfi ile bulunmuş olduğu kaydedilir Yunus Emre ile, mürşidi Taptuk Emre’nin orijinal mezar taşlarının burada bulunduğu ileri sürülür. Her ikisinde de 797 [1394] tarihi göze çarpar. 1900’den önce köyde Yunus’a bağlı bir çok dervişin bulunduğu, bahar bayramlarında hem Taptıh Baba’nın hem Yunus Emre’nin ilahilerini söyledikleri, en ziyade Veysel Karani ile “Şol Cennetin ırmakları’nı makamla, terennüm ettikleri anlatılır. Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Pir Ali Baba Türbbesi

Erzurum – Tepeköy Pir Ali Baba’nın mezarı merkeze bağlı Tepe köy ile (Düzcü) Tuzcu köyleri arasında Erzurum ovasına nazır kendi adını taşıyan Pir Ali Baba tepesi üzerinde bulunmaktadır Moloz taşlarla yapılmış, baş ve ayak tarafında iri taşlar olan büyükçe bir mezardır. Kitabesi yoktur. Pir Ali Baba ’nın 1533 tarihli bir vakfiyesi vardır. Bu vakfiye Tuzcu köyünün hudutlarını ve Erzurum’un bazı semtlerini göstermek itibariyle ayrıca tarihi kıymete sahiptir. Pir Ali Baba sofiyyundan bir zat olup asrının mümtaz adamıdır. Vakfiyesinde şahit gösterdiği zatlar da kendisi gibi büyük insanlardır. Vakfiyede Molla Veli diye geçen Pir Ali Baba’nın, Yavuz Sultan Selim’in Erzurum’u aldığı zaman Tuzcu köyünde mutasarrıf olduğu Erzurum ayanının şehadeti ile de sabit olur. Ölümünden önce meşayih ve ulemadan olan evlat ve halifelerine köyü vakıf eder. Pir Ali Baba, “Eğer her yıl bin bir hatim okursanız Allahu teala bu memleketi hususiyetle depremden korur.”, diyerek sahibi bulunduğu sekiz köyden dördünün gelirini tamamen evlatları nezaretinde, Erzurum’da yılda bir defa okunmasını ihdas ettiği bin bir hatimlere vakf eder. Bu gelenek o günden, I. Dünya Savaşına kadar devam eder. Bu arada kesintiye uğradıktan sonra Müftü Solakzadenin gayretleriyle yeniden başlatılır. 2009’da okunan on iki bin hatmin duası yapılır. Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Külhani Baba Türbesi

erzurum – şeyhler hamamı avlusunda Külhani Baba türbesi , Şeyhler Mahallesinde, Şeyhler Hamamının bitişiğindedir. Türbeye hamamın içerisine girişte sola açılan bir kapıdan girilir. Cadde üzerine açılan küçük bir penceresi vardır. Türbede sandukalı bir mezar bulunur, kitabesi yoktur. Burada yatanın Külhani Baba olduğu söylenir. Külhani Baba devrinin büyük sofilerindendir ve hamamın külhanında ikamet ettiğinden bu ad ile anılır. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde 17. Yüzyıl Erzurum’undan bahsederken, marifet sahibi esnafları belirtir, daha sonra ”Sefer, Siyami ve Külhani Ahmed Dede cezbe ehli Erzurumlu meşhurlardı” der. Külhani Ahmet Dedenin bir gecede iki yüz rekat namaz kıldığı, kazandığı günlük yevmiyesinin kendi ihtiyacı kadarını harcayıp kalan kısmını talebelere ve ihtiyaç sahiplerine dağıttığı, söylenir. Başka bir rivayete göre, Külhani Baba Şeyhler Hamamının külhancısıdır. Bir tek mum ile haznenin suyunu kaynatır. Ağası bir gün kendi kendine düşünür. “Bu adam benden yakacak istemez, ama bu hamamın suyunu neyle ısıtır?” Külhani Babayı sorgular. Külhani Baba, “Ağa ne sen sor, ne de ben söyleyeyim”, der. Ağa Külhani Babayı gizlice takip eder, bir de ne görsün!.. Ateş olarak bir mum yakmış, kendisi de post üzerinde namazını kılıyor… Ağa, Külhani Babanın sırrına vakıf olunca Külhani Baba dünyasını değiştirir Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Pabuçlu Kadı Efendi Türbesi

erzurum – ulu caminin batı köşesinde Pabuçlu Kadı , Erzurum’un eski ziyaret yerlerindendir. Halk arasında pabuçla gezdiğinden dolayı Pabuçlu Kadı diye anılırmış. Kabri Foto Modanın olduğu yerde idi. Bilahare Ulu caminin cadde üzeri batı köşesine, nakil edilir. Mezarın kitabesi yoktur. Anlatıldığına göre, Pabuçlu Kadı Erzurum’a kadı olarak tayinle gelir. Bakımsız bir hali vardır, karşılama merasiminde gerekli protokol tam uygulanmaz. Bu sebeple halk pek itibar etmez, gösterilen ilginin az olduğu söylenir. Ziyaretine gelen ahali dalga geçme babında sorular sorar. O da sorulan her soruya cevap verir. Halkın bir ziyaretinde, Kadı Efendiye, “Karasu nehrinin çekilmesinden sonra ovadaki sazlıkları kurbağalar istila etti, kurbağa sesleri gece ve gündüz bizleri rahatsız ediyor. Geceleri uyuyamıyoruz. Bize bir çare bulun”, derler. Kadı pabucunu ayağından çıkarıp uzatarak, “bunu götürüp o mevkie atın. Sizi kadıya şikayet ettik. O pabucunu gönderdi, çevreyi rahatsız etmesinler diye emir etti deyiniz.”, der. Kadının talimatı yerine getirilir. Yöredeki kurbağa sesleri kesilir. Buna şahit olan çevre halkı, Kadı Efendinin keramet ehli olduğuna inanır, ve böylece hürmet eder, itibar gösterirler. Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Abdürrezzak Ali Efendi

Abdürrezzak Ali Efendi (1842-1907) Erzurum’da dünyaya gelir. Babası Erzurum Nakib-ul-eşrafından olup, seyyidlerden Gadayizade Muhammed Efendi dir. İlimde çok kuvvetli olduğundan, İlmi mahlasını kullanmaktadır. Abdürrezzak Efendi tahsil çağına gelince, ilk önce ağabeyi Muhammed Efendi’den okumaya başlar. 14 yaşından itibaren babası Muhammed Efendi’nin manevi terbiyesi altına girer. Aynı zamanda medreselerde okunan ilimleri de bitirerek İbrahim Paşa Medresesi müderrislerinden Solakzade Ahmed Tevfik Efendi ’den icazet alır. Tahsilini tamamladıktan sonra Ahmediyye Medresesinde ders okutmaya başlar. Abdürrezzak Ali Efendi , Tasavvuf yolunda da ilerlemek için bir mürşid-i kamilin talebesi olmak ister ve Şeyh Hakkı Erzurum’a gelince onun sohbetlerine devam eder. Şeyh Hakkı hazretlerinin vefatına kadar hizmetinde bulunur. Sonra tekrar talebe yetiştirmeye başlar. Tefsir ilminde çok derin alimdir. Ruhu’l Beyan Tefsiri’ni birkaç defa baştan sona talebelerine okutur. Babasının vefatından sonra Nakib-ul-eşraf olur. Erzurum’da ikamet eder, üç-dört senede bir Ramazan ayında İstanbul’a gider. Çeşitli camilerde vaaz ve nasihatlarda bulunur. Sümbül Sinan Efendinin manevi işareti ile kendisine ayrılan odada elli sene kalır ve ibadetle meşgul olur. Sözleri çok tesirlidir. Dinleyenler huzur bulmaktadır. Kimseye halifelik vermez. Erzurum’da vefat eder. Ali Efendinin Halal ve Haram Risalesi , Musavat-ı Aded-i Hurufat , Manzume-i Nüfus-ı Seb’a adlı eserleri yanında bir de Divan ’ı vardır. Hiçbirisi matbu değildir. Abdürrezzak Ali Efendi buyurmaktadır ki: “Kalbi Allahü tealanın sevgisi ile diri olanın ölümü hayattır. Kalbi nefsin arzuları ile ölmüş olanın hayatı ölüdür.” “Ölüm, ölmeden önce ölünüz, sırrına eren aşıklara rahmet, devlet, seadet, izzettir.” Abdürrezzak Ali Efendi, Allahü tealanın aşkı ile çok güzel şiirler söylemiştir. Bunlardan birisi: Cemalullaha olan aşık heva ile sivadan geç Karışma fi’l-i Hakka ey gönül çun-u-çiradan geç. Bekadan neş’edar ol bade-i tevhid ile ey dil Gönülden hazır ol Hakk’a heman mülk-i fenadan geç. Libas-ı fahri neyler came-i aşk aşıka kafi Aba-yı aşkı gey İlmi bütün daru devadan geç. Ey gönül erbab-ı caha etme arz-ı ihtiyaç Bab-ı Hak meftuh iken gayra ne lazım iltica Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Öksürük Baba

erzurum – merkez – çift kardeşler caddesi Öksürük Baba türbesi Çifte Kardeşler Caddesinde, Çifte Kardeşler türbesinin 150 m. kadar Karskapı tarafında, cadde aşırı karşısında bulunmaktadır.Caddenin geçirilmesi ile civardaki mezarlık kaldırılmış, bırakılan üç mezar ise yol seviyesinden yukarıda kalmışlardır. Anlatıldığına göre, bir binbaşı tarafından duvarları yaptırılan mezarlar demir parmaklıklar içerisine alınır. Üç mezardan ikisi büyük, birisi küçüktür. İki büyük mezarın yan taşları yekpare olup, bunların yüzlerinde «ayet el kürsi» yazılıdır. Ortadaki, kıbleye taraf olan mezarın yanındaki ikinci mezar ise bir kadına ait olup baş taşının iç yüzünde şunlar okunmaktadır. “Elhakim-i mağfur verhem lisakineti Hazel kabri el merhume.” Mezar taşlarının çevreleri kornişlidir. Bu kornişlerin XIII. yüzyıl Selçuk sitili benzeri oldukları ileri sürülür. Çoklukla halk dilinde ‘gök öksürük’ denilen boğmacaya yakalanmış olanlar ki, bunların ekserisi çocuktur, ziyarete getirilmekte ve ayrıca inatçı öksürüğü bulunan büyükler tarafından da ziyaret edilmektedir. Gelenler bizzat, getirilen çocuklar ise onları getirenler tarafından adlarına dua okunarak üç defa mezar çevresini dolaşmakta ve dolaştırılmaktadır Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Abdülfettah Enisi Türbesi

erzurum – Merkez – Gazi ilkokulu yanı Abdulfettah Enisi Hazretlerinin (v.1845) kabri, Mahallebaşı – Gölbaşı semtleri arasında Gazi İlk Öğretim okulunun yanındadır. Milletvekili Muhyettin Aksak, Yakutiye Belediye başkanlığı döneminde çevre düzenlemesi yaparak türbeyi açığa çıkarmış, yok olmasını önlemiştir. Türbe kitabesi şöyledir. “ Hulusu kalp ile gel eyle ey can Bulup yaptı anı hayrısı Budur senden Hüdaya mahzü matlab Budur nakdi sarfı gayret eden Fehmi geldi tarihi lafzı üzere Ziyaret Abdülfettahü el Enisi Belirsüz olmuş iken bir nice sel ………. Raht binası Bolulu Mustafa Ağa Sene bin iki yüz altmış iki “ M.1845 Kitabede yatanın Abdülfettah Enisi olduğu belirtilmekte olup, doğum ve ölüm tarihleri mevcut değildir. Ne var ki, burası da zamanla tahribattan nasibini alır. Kitabeden türbeyi Bolulu Mustafa Ağanın yaptırdığı veya tamir ettirdiği anlaşılıyor. Halk arasında bu mübarek zatın Erzurum’a gelen İslam orduları mensuplarından ve Abdurrahman Gazi’nin silah arkadaşlarından olduğu, burada şehit düştüğü rivayet edilmektedir. Ayrıca yörede Arap Baba, Lal Baba diye de anılmaktadır. Bir sıkıntısı olanlar üç hafta cuma günleri hiç kimseyle konuşmadan gelir, türbeyi ziyaret eder Fatihasını okur, duasını yapar, hiç kimseyle konuşmadan evine dönerse, sıkıntılarının Allah tarafından giderileceğine inanırlar. Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Sahabe

Hz. Abdurrahman bin Avf R.A.

Eruzurum Palandöken İlçesinde Hz. Abdurrahman bin Avf R.A. Türbesi

📍 Palandöken
Sahabe

Sahabe-i Kiram Hz. (Emir Şeyh)

Erzurum Yakutiye ilçesinde Sahabe-i Kiram Hz. Türbesi,

📍 Yakutiye
Sahabe

Hz. Dumlu Baba R.A. (Dumlu Sultan)

Evliya Çelebi’nin "Dokuz saatte Dumlu Sultan menziline vardık. Asab-ı güzinden ulu bir sultan olup kubbesinde medfundur. Asitanesi azim ziyaretgâhtır.” dediği, İbn Batuta’nın ise “Erzurum’da Ahi Dumanın zaviyesine inmiştik. Bu zat ileri bir yaşta olup, yüz otuz yaşını aştığı söylendiği halde hala bir değneğin yardımıyla yürüyebilmekte hafızası bütün canlılığı ile durmakta, beş vakit namazını kılmakta idi.” dediği kişi Dumlu Baba’dır. Fırat Nehri’nin kollarından biri olan Karasu’nun doğduğu yer buradadır. Türbe, Erzurum’un kuzeyindeki Dumlu Dağı’nda bulunmaktadır.

📍 Yakutiye
Sahabe

Karskapı Sahabeleri R.A.

Erzurum Yakutiye ilçesinde Karskapı Sahabeleri R.A. Karskapı Şehitliği'ndedir.

📍 Yakutiye
Sahabe

Hz. Seyyid Ömer Halil R.A.

Erzurum Hınıs ilçesinde Hz. Seyyid Ömer Halil R.A. Türbesi Erence Köyü'ndedir.

📍 Hınıs
Evliya

Dede Mahmud Hz.

Erzurum Pasinler İlçesinde Dede Mahmud Hz. Türbesi,

📍 Pasinler
Evliya

Alvarlı Efe Hz.

Hâce Muhammed LUTFÎ (Alvarlı Efe Hazretleri) 1285 / 1868 tarihinde Erzurum’un Hasankale’ye bağlı Kındığı Köyü’nde dünyaya gelmiştir. Pederleri Hâce Hüseyin Efendi, vâlideleri Seyyide Hadîce Hanım’dır. Tahsilini başta pederi olmak üzere devrinin şöhretli âlimlerinden tamamlayarak mücâzen 1307 / . . . ‘de Hasankale’nin Sivaslı Câmii’ne imam olmuştur. Aynı yıl pederleri ile birlikte Bitlis’e giderek Hâce Muhammed Pîr-i Küfrevî Hazretleri’nin huzuruyla müşerref olmuş 1312 / . . . tarihinde seçkin bir halifesi olarak Hasankale’ye dönmüşlerdir. Buradan Erzurum’un DİNARKOM Köyü’ne gitmiş ve orada 1. Cihan Harbi’ne kadar kalmıştır. Bilahare vazifesini Yavi Nahiyesi’ne, oradan da anavatanı olan Hasankale’ye nakletmiştir. Kendisine teklif edilen Hasankale Müftülüğünü kabul etmemiş, Alvar Köyü halkının istirhâmı üzerine oraya giderek bu köyde yirmi dört sene vazife yapmıştır. 1939 yılında tedavi için Erzurum’a gelmiş, Mehdi Efendi Mahallesi’nde ikamet etmiştir. 90 senelik ömrünü insanlığa ve İslâmiyet’e adayan Efe Hazretleri 12 Mart 1956 tarihinde ebedî âleme intikal etmiş ve nâş-ı şerifi Alvar Köyü’nde pederleri Hâce Hüseyin Efendi Hazretleri yanında sırlanmıştır.

📍 Pasinler
Evliya

Şeyh Ebu İshak Kazeruni Hz.

Erzurum ili Şeyh Ebu İshak Kazeruni Hz. Türbesi Yakutiye İlçesinde Ebu İshak Kazeruni Hz. Türbesi; Büyük İslam düşünürlerinden Ebu İshak Hazretleri'ne ait türbenin ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmemektedir. İç kaleyi Çifte Minareli Medrese'ye bağlayan sur duvarı üzerinde bulunan köşeli burçlardan biri, içten kubbe ile örtülerek türbe haline dönüştürülmüştür. Önünde bir de zaviyesi bulunmaktadır. Zatın asıl mezarı Kazerun'da bulunmakta, burasının bir makam olduğu belirtilmektedir. Türbe, 2006 yılında Kültür Bakanlığı tarafından restore edilmiş ve turizme açılmıştır.

📍 Yakutiye
Evliya

Dağıstanlı Sultanlar

Erzurum Pasinler ilçesinde Dağıstanlı Sultanlar Türbesi,

📍 Pasinler
Evliya

Habib Baba Hz. (Timurtaş Baba)

Erzurum Habib Baba Hz. Türbesi Habib Baba 19. yüzyıl mutasavvıflarındandır. Aslen Hindistanlıdır. Babası ile Bitlis'e gelip Uşşâki Ali Baba'ya talebe olmuştur. Kısa zamanda yetişip kâmil bir velî olmuş ve hocasının emriyle önce Şam'a sonra Erzurum'a gelerek insanlara İslamiyet’i anlatmış, dünyâ ve ahiret saadetine kavuşmaları için çalışmıştır.

📍 Yakutiye
Evliya

Toparlak Baba Türbesi (Şeyh-i Zurvans )

erzurum – toparlak köyü Şeyh-i Zurvans ( Toparlak Baba Hazretleri ) zaviye şeyhi olup Rufa-i tarikatına mensuptur. Merkeze bağlı 12 km. mesafede Nenehatun köyünün güney tarafında bulunan Toparlak köyü tarihi bir geçit noktasındadır. Şeyh-i Zurvans (Toparlak Baba) 1570 tarihinde Horasan ve Maveraünnehir taraflarından çıkarak kabrinin bulunduğu yere gelir ve yerleşir. Hem gaza hem de irşat işleri ile uğraşır. Anlatılır ki, Sultan Dördüncü Murat 1635’de Revan seferine gidişi esnasında Şeyh-i Zurvans ile görüşür. Şeyhin hizmetlerini yakinen görür. Şeyh kısa boylu olup dolguncadır. Padişah şeyhe, “senin adının söylenmesi biraz zor, gel senin adın Toparlak olsun herkesçe kolay ifade edilsin”, der ve bundan sonra şeyh Zurvans’ın adı Toparlak Baba olarak anılır. Bulunduğu köy de aynı adı alır. Padişahın Revan seferi dönüşü şeyh Osmanlı ordusuna oğlu şeyh Mustafa’yı da katarak gönderir. Türbenin yan tarafında misafir ağırlama salonu, diğer tarafta şömine biçiminde ocak, yanında bir banyo bulunmaktadır. Türbe Kitabesi Nam-ı pak evvela Zurvans idi Padişahlar Toparlak dedi ana Şeyh kamil arif-i billah idi Sıdk ile el kaldırıp eyle dua Kudretinden Hak anı kılmış hekim Her gelenler derdine buldu deva Okuyup bir Fatiha ihlas ile Bahşeden izzet bula her dü-sera Lütfuna mazhar kıla bari Hüda Af edip Mevla Ketencizade’yi Tarihi Tamiri 1204 (1789) Kitabeden görevlerinin yanında şeyhin hekimliğinin de olduğu anlaşılmaktadır. Tedavi işlerinin günümüzde de devam ettiği nakledilmektedir. 1715 tarihli bir belge tekke ve zaviyeye dair bir izin belgesidir. “Erzurum Pasin sancağında Zurvans diyer ismi ile Toparlak köyünde bulunan darüşşifa (şifahane) ve Bimarhane (akıl hastanesi) tekke ve zaviye hizmetlerinin devamı için bir cebelü karşılığında tımar isteği ve Erzurum mutakasının izni tarih H. 1147, miladi 1715” Diğer bir belgede Zurvans Baba’nın 1642’de vefat etmiş olduğu görülür. Torununun ifadesine göre, şeyh Efendi 110 yaşın üzerinde yaşamış olup nesli hizmetini devam ettirmektedir. Köyün üst tarafında şeyhin çıkarmış olduğu buz gibi leziz su kaynağı ve yan tarafında İbadethane-Ziyaret tepesi mevcuttur. Gaza ehli olduklarından tedbiri elden bırakmamış olacak ki ibadethane-ziyaret tepesi denilen yeri, “Toparlak Babanın halktan uzak kalmak için çıkıp ibadet ettiği zaman zaman itikafa girdiği, yaz aylarında talebelerine ders verdiği bir yerdir. Onun için çevresi Toparlak baba ve müritleri tarafından taşlarla çevrilmiştir. Aynı zamanda mihrap düzenlemesi yapılmış ve namazgah olarak da kullanılmıştır. Bu tarihi ibadethane toparlak geçidi üzerinde olduğu için harplerde mevzi olarak da kullanılmıştır” Gürcü, Ermeni, Safevi hareketlerinde gafil avlanmamak için tedbir noktasıdır. Tarihi süreç içinde bu aileden şeyh İbrahim el Toparlak ve şeyh Ali Efendi Ermeniler tarafından şehit edilmiştir. Tedavi uygulamalarının nasıl olduğunu Toparlak Babanın torunlarından Nuri Bey şöyle anlatır. “Genelde ruhsal bunalımlar ve baş ağrıları olanlar gelir. Bunları abdest aldırır dergahımıza götürürüz. Ocak karşısında diz çöküp otururlar. Bizim su kaynağından getirmiş olduğumuz dokuz adet taş bu ocak da akkor oluncaya kadar ısıtılır. Bir kaba su konularak hastanın baş üzeri tutulur. Ocaktaki taşlardan alınarak her biri için şifa ayeti ve duası okunur. Kova içine bırakılır. Üçtaş bu şekilde atıldıktan sonra kova hastanın sağ omzunda tutularak üç adet taş da bu şekilde okunup bırakılır. Sonunda kova hastanın önüne bırakılır üçtaşta aynı şekilde okunup bırakıldıktan sonra ocağın bitişiğindeki banyoya hasta gönderilerek yıkanması sağlanır. Çıkışta türbede iki rekat Allah rızası için namaz kılar duasını yapar. Tedavi böylece tamamlanır. Allahın izniyle şifa bulanlarımız çoğunluktadır”. Kaynak ; Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Merkez İlçe
Evliya

Mahmud Vehbi Efendi Hz.

Erzurum Mahmud Vehbi Efendi Hz. Türbesi Mahmud Vehbi Efe 1870 senesinde Erzurum ili Pasinler ilçesine bağlı Altınbaşak (Kındığı) köyünde dünyaya geldi. Hüseyin Efendi’nin dördüncü oğludur. İlk derslerini babası Hâce Hüseyin Efendi’den aldı. Hâce Hüseyin Efe o zamanlar Kındığı imamıydı. Daha o zamanlar oğlunun manen inkişaf ettigini gören babası Hüseyin Efe, onu ve ağabeyisi Hace Muhammed Lütfü Efe’yi manevi birer varis olarak bırakıp dünyadan ahirete göçtü. Vehbi Efe ile ilgili elimizde fazla malumat olmaması, hakkında bilgi eksikliğine neden olmuştur. Vehbi Efe’nin çocukluk yıllarına rastlayan Osmanlı rus savaşı olan 93 harbinde, ailesinin çektikleri bilinir. 1891 yılında ilim öğrenmek amacı ile Pîr-i Küfrevî hazretlerinin yanına gitti ve Pîr-i Küfrevi tarafından halife tayin edilerek Nakşibendi icazetini aldı. Sırayla Epsemce ve Sögütlü köylerinde imamlık yaptı. 1944 yılında Milli Şef döneminde dostları ile hapse atıldı. 1946 yılında Hakk’a yürüdü. Nâşı Epsemce köyünde bulunmaktadır.

📍 Pasinler
Evliya

Şeyh Muhammed Emin Halifani

Şeyh Ahmed Halifani hazretlerinin diğer oğlu Şeyh Muhammed Emin Efendi de Halifan köyünde doğmuş, medrese ilmine babasının yanında başlamıştır. Babasının talimatı üzerine Şeyh Ali Efendinin oğlu Şeyh Hasan Naki Efendinin yanına gitmiş, hem ilim, hem de tasavvuf icazetini ondan almıştır. Şeyh Muhammed Emin Efendi icazetnamesini aldıktan sonra Erzurum’un Tekman İlçesine bağlı Şekan köyünde medresesini kurar bir taraftan ilmî tedrisat ile uğraşırken, diğer taraftan babasının bölgesinde irşat faaliyetlerinde bulunur. Bunun üzerine zamanın yönetimi tarafından Göynük Nahiye Müdürlüğüne atanır. Birinci Dünya savaşında Rus işgali sebebiyle Halifandaki ailesi ile birlikte muhacir olurlar. Ailesini Bingöl’ün Çan köyü Megmir yaylasına getirdikten sonra kardeşi Şehit Şeyh Abdullah Efendi ile birlikte Ruslara karşı savaşmak için geri dönerler. 1916 yılı sonbaharının bir öğle vakti sonrası Karlıova’nın Göynük (Oğnut) köyü yeni yerleşimin bulunduğu mıntıkaya geldiklerinde karşı tepedeki bir bölük Rus askeri ile karşılaşırlar ve aralarında sıcak çatışma başlar. Şeyh Abdullah Efendi şehit olur, Şeyh Muhammed Emin Efendi ağır yaralanır, hava karardığı için düşman askerleri üzerlerine gidemez ve o gece şehit olan kardeşinin sırtına sarılarak sa- bahlar ve gün ağardıktan sonra da düşman askerleri tarafından esir alınır. Şeyh Muhammed Emin Efendi, Erzurum’a götürülürken Çat İlçesindeki müritleri tarafından yüklü miktarda para ve altın karşılığında Ruslardan geri alınır. Çat’ın Başköy köyüne kaldırılarak tedavi altına alınır. Daha sonra Çat’ın kurtuluşunda oradaki müritlerini toplayarak bir milis gücü oluşturur ve milis komutanı olarak Ermenilere karşı savaşır. Ermenileri o bölgeden temizledikleri sırada o zaman doğu cephesi komutanı olarak atanan 15. Kolordu komutanı Kazım Karabekir Paşa Şeyh Muhammed Emin Efendi ve arkadaşlarının yaptıkları başarılı mücadeleden dolayı kendilerini tebrik eder. Bilahare Çat’ın Parmaksız Köyüne yerleşir, orada medresesini kurar ve tekrar irşada başlar. Çat ve bölgesinde çok büyük hizmetleri olmuştur. 1928 yılında Çat’ın Parmaksız Köyünde vefat etmiş, kabri kendisi tarafından yaptırılan Parmaksız köyü camisinin içerisinde girişte sağ taraftadır Kaynaklar ;Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Binböl ve Çevresindeki Halidilik , Mehmet Şirin Ayiş

📍 Çat
Evliya

Taşkesenli Şeyh Abdulkuddüs Efendi

Erzurum – Taşkesenli camii aile haziresinde. 1913 yılında Taşkesen köyünde dünyaya gelir. Babası Taşkesenli Şeyh İbrahim Efendi olup annesi Muhsine hanımdır. Nesebi, baba tarafından Hazreti Abbas (r.a)’a, anne tarafından Hazreti Hüseyin (r.a)’e ulaşır. İlk tahsiline Taşkesen medresesinde babası ve amcası Molla Hüseyin Efendi yanında başlar. Tahsil hayatı çok çileli bir döneme rastlamaktadır.1918-1930 yılları hem İstiklal Harbinin olduğu yıllar ve sonrasında yapılan inkilap hareketleri ve benimsetilme çalışmalarını yoğun olduğu yıllardır. Daha 13 yaşında iken babası İbrahim Efendi Şapka Kanununa muhalefetten dolayı Şark İstiklal Mahkemesi tarafından önce hapis cezasına ve sonrasında Manisa Demirci’ye sürgün edilmiş, evi, medresesi ve bütün mal varlığı ile ateşe verilerek yakılmıştır. İhtiyar annesi ile birlikte derhal köyü terk etmeleri emredilmiştir. 1945 yılında tekrar Sancak köyüne dönerek baba medresesini inşa etmiş ve ilim, tasavvuf üzerine medresede talebelere hizmet vermiştir. 1978 yılında vefat etmiş ve Taşkesen’deki babasının türbesine defn edilmiştir. [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] Kaynak( Allah bu çalışmaları yapanlardan razı olsun. Ebedi saadet nasip etsin. Amin) Erzurum’un Kandilleri , Abdurrezzak Türk , Arı sanat Yayınları Silsile-i Aliyye’nin Taşkesenli Halkası , Fuat Taşkesenligil [/toggle]

📍 Merkez İlçe
Evliya

Taşkesenli Şeyh Şahabettin Efendi

Erzurum – Taşkesenli Ahmed Efendi camii haziresindeki aile kabristanında Erzurum’un Sultanmelik Mahallesi’nde dünyaya gelir. Babası Taşkesenli Şeyh Ziyaettin Efendi, dedesi de Şeyh Ahmet Efendi’dir. Gerek baba ve gerekse anne tarafı hep ilim ve irfanla iştigal etmiş olan zatlardır. İlk tahsiline babasının yanında başlayan Şeyh Şahabettin Efendi, daha sonra medrese tahsiline Tortum Müftüsü Mehmet Bey veya Büyük Müftü olarak tanınan aynı zamanda halasının kocası ve babasının talebesi olan Muhammed Sıddık Efendi’nin yanında Arapça ve Farsça okuyarak devam eder. Aynı zattan kelam, mantık, hadis ve tefsir derslerinden icazet alır. Dedelerinin maruz kaldığı akibete o da uğrar. Rus ve Ermenilerin Erzurum’u işgalinden ve daha sonra da Şapka İsyanından etkilenen ailesi ile birlikte Erzurum’un dışında ikamete zorlanır. Bunun üzerine Pasinler’in Ketvan ve Kurnuç köylerinde uzun süre imamlık görevi yapar. Bu yıllarda maddi ve manevi sıkıntılar içinde vazifesini yürüten Şeyh Şahabettin Efendi, aynı zamanda çevre köylerde irşad faaliyetleri yürütür. Bu köylerde ve çevresinde büyük bir saygınlık kazanan Şeyh Şahabettin Efendi, fıkhi meseleleri izah etmekle de ün kazanır.Şeyh Şahabettin Efendi talebe okuturken baş gösteren Ermeni zulümlerine karşı çıkmak için Pasinler’in köylerini gezer, halkı cihada davet eder ve Ermeniler’le savaşır. Gazi ünvanını alan Şeyh Şahabettin Efendi, 11 Ocak 1956’da Erzurum’da vefat etmiş ve Şeyh Ahmet Efendi’nin Taşkesenli Camii bahçesinde bulunan türbesi yanına defnedilmiştir. Hayatını ilme ve irşada vakfeden Şeyh Şahabettin Efendi, Horasan Müftüsü olarak meşhur olan küçük kardeşi Şeyh Muhammed Sıddık Efendi ve Nakşibendi Halifesi Yüzören köyü imamı Muhammed Efendi gibi büyük zatları yetiştirir. [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] Kaynak( Allah bu çalışmaları yapanlardan razı olsun. Ebedi saadet nasip etsin. Amin) Erzurum’un Kandilleri , Abdurrezzak Türk , Arı sanat Yayınları Silsile-i Aliyye’nin Taşkesenli Halkası , Fuat Taşkesenligil [/toggle]

📍 Merkez İlçe
Evliya

Nazilli Baba Hz. (Nazlı Baba)

Erzurum Pasinler İlçesinde Nazilli Baba Hz. Türbesi,

📍 Pasinler