İzmir'da Ziyaret Edilecek Türbeler
İzmir bölgesinde 97 kayıtlı türbe, kabir ve makam bulunuyor. Aşağıdaki harita ve listede ziyaret saatleri, ulaşım ve ziyaret adabına dair bilgileri bulabilirsiniz.
Tüm Noktalar (97)
Musa Bey Türbesi
Araplı Dede – İzmir
Araplı Dede’nin kabri ; İzmir – Bergama’da Şadırvan camii yanındaki Yıkık minarenin yakınında yol kıyısında ve evin duvarına bitişik haldedir. Araplı Dede mezarı Bergama ilçesi Yıkık Minare yakınında yol kıyısında ve evin duvarına bitişik haldedir. Yıkık Minare Turabey (Hoca Sinan) Mahallesinin üç kemer köprüsüne giden cadde üzerindedir. Cami Kapısı üstündeki kitabesinden, ”Uzun müddet harap kalmış olan bu cami, Bani Emir Sultan’ın şefaatine mazhar olmak için” Bergama Voyvodası Mustafa Ağa tarafından 1831 tarihinde yaptırılmış. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Bekir Sıtkı Visali Efendi (k.s.)
İzmir – Bornova Kokluca Kabristanında 1880 senesinde Manisa’nın Kula ilçesinde dünyaya gelen Bekir Sıtkı Efendi’nin babası Mollazâde Hacı Mehmed Efendidir. İlk tahsiline Kula’da Boşnak Hoca namıyla bilinen alimden tamamlar. İlim öğrenmek için babasının rızâsı ile İstanbul’a gider. Fâtih Câmii Medresesinde uzun yıllar ilim öğrendikten sonra diploma alır. Bu arada tasavvuf yolunu, Sâmi Niyâzî Uşşâkî Efendi’den öğrenir. Bir Ramazan-ı Şerif gününde İzmir Hisar Camiinde vaaz etmekte olan Abdurrahman Sami Saruhanî Hazretlerine mülaki olur ve intisap eder. Uşşaki sülûkunu tamamlayarak hilafet alır. Hocası Sâmi Niyâzî Uşşâkî Efendi, talebelerine sık sık, “ Akşam ne rüyâ gördün? “, diye sormaktadır. Bir gün Bekr Sıdkı Efendiye de bu soruyu sorunca, “ Efendim rüyâmda bir meydanlıkta at koşusu vardı. Her at üzerinde bir kişi vardı. Ben ise birbiri üzerine binmiş dört atın enüstündekine binmiştim. Atlar koşuya başladıktan sonra, benim bindiğim atlar en öne geçti ve hedefe en önce vardım. Orada bizlere bakan kalabalık, Bekr Efendi kazandı, diye bana iltifat ettiler.”, diye anlatır. Sâmi Niyâzî Uşşâkî de, “Oğlum Bekr! Sen dört ilme kavuşacaksın. Birinci at şerîat, ikinci at tarîkat, üçüncü at hakîkat, dördüncü at ise mârifet ilmine işârettir. ” buyurur. Bekr Sıdkı Visâli, ilim tahsîlini tamamladıktan sonra Kula’ya döner. Bir müddet halı ticâretiyle meşgul olur. Fahrî olarak, câmilerde vaaz verir. Bir süre sonra İzmir’e yerleşerek tâliplerine ilim öğretir. İnsanlara doğru yolu anlatmakla ömrünü geçiren Bekr Visâli Efendi, 1962 senesinde İzmir’de vefât eder. İhvanları ile Berat gecesini ihya ettikten bir gün sonra Alemî Beka’ya intikal etmişlerdir. Kabirleri İzmir Salihli yolu üzerinde Zeytindağ Kokluca mezarlığındadır. Bekir Sıtkı Visali Hazretlerinin bilinen üç halifesi vardır. Hacı Mehmet Ruhi Akhan, Esseyyid Hacı Kazım Kızılkanat, Hacı Hüseyin Rıdvan Özaydın. Visali mahlasını kullanan Bekr Sıdkı Efendi’nin şiirlerinin toplandığı Hakîkat ve Mârifet Sırları isimli bir dîvânı vardır. Visâli kemter kulunu Tevfik eyle menzili Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Kaplan Paşa Türbesi
Kaplan Paşa Türbesi ; İzmir – Tire’de İlçe merkezine 5 km mesafedeki Kaplan köyünün batı yakasında dere kenarında Bugün türbe tamamen yıkılmış olup sadece temel kalıntıları görülmektedir. Türbe, belgelerde çatılı olarak verilmektedir. Türbe alanı içinde, Girit fatihi vezir kaptan-ı derya Kaplan Ahmet Paşa ile Üsküdar Mevlevi şeyhi Mahmut Sadık Dede’nin mezarları bulunmaktadır. Yola yakın bölümdeki mezarda Kaplan Ahmet Paşa yatmaktadır. Mezar taşında ; ” Hü Dost kutbül arifin sultan el kilici eşşeyhü Kaplan Baba ruhu için el fatiha”, ifadeleri kullanılmıştır. Kitabede tarih yoktur. Ancak, Kaplan Ahmet Paşa’nın 17.yüzyılın ikinci yarısında vefat ettiği bilinmektedir. Evliya Çelebi, Girit’in fethine gidilirken kadırgaya onun bindirdiğini yazmaktadır. KAPLAN AHMET PAŞA sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın eniştesi olup Tire’ye sürüldükten sonra Arpacılar (Kaplan) köyünde oturmaya zorlanır. Bu ünlü daha sonra, hem köye adını verecek hem de Tire’ye inen su yolları ve çeşmeleriyle gözde bir ad olacaktır. Özellikle Tire’nin Ertuğrul, Dumlupınar, Ketenci, Turan ve Cumhuriyet Mahallelerinin su şebekeleri önemli ölçüde Kaplan Ahmet Paşa tarafından sağlanmıştır. Ve bu su hizmetlerinin yerine getirilebilmesi için de önemli vakıflar bırakmıştır. Yaşamını daha sonra kendi adı verilecek olan Arpacılar’da sürdürmüş ve burada ölmüştür. Diğer kitabe Mahmut Sadık Dede’ye aittir ve kitabede tarih vardır. Kitabesinde : “Sabıkan Galata Mevlevihanesinde şeyh olan Yeğen Ali Paşazade eş-Şeyh Numan Bey’in halifesi merhum ve Mağfur eş-Şeyh Muhammed Sadık Dede. 1207” yazılıdır. Sadık Dede Üsküdar Mevlevihanesinde kendisine verilen görev gereği Mevlevihanenin vakfiyesinde bulunan Mahmutlar Çiftliğinin bulunduğu esnada vefat eder ve Kaplan Dede namıyla anılan kabrin yanına defnedilir. [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şeyh Mahmut Sadık Dede
Şeyh Mahmut Sadık Dede ; İzmir – Tire’de İlçe merkezine 5 km mesafedeki Kaplan köyünün batı yakasında dere kenarında Bugün türbe tamamen yıkılmış olup sadece temel kalıntıları görülmektedir. Türbe, belgelerde çatılı olarak verilmektedir. Türbe alanı içinde, Girit fatihi vezir kaptan-ı derya Kaplan Ahmet Paşa ile Üsküdar Mevlevi şeyhi Mahmut Sadık Dede’nin mezarları bulunmaktadır. Yola yakın bölümdeki mezarda Kaplan Ahmet Paşa yatmaktadır. Mezar taşında ; ” Hü Dost kutbül arifin sultan el kilici eşşeyhü Kaplan Baba ruhu için el fatiha”, ifadeleri kullanılmıştır. Kitabede tarih yoktur. Ancak, Kaplan Ahmet Paşa’nın 17.yüzyılın ikinci yarısında vefat ettiği bilinmektedir. Evliya Çelebi, Girit’in fethine gidilirken kadırgaya onun bindirdiğini yazmaktadır. KAPLAN AHMET PAŞA sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın eniştesi olup Tire’ye sürüldükten sonra Arpacılar (Kaplan) köyünde oturmaya zorlanır. Bu ünlü daha sonra, hem köye adını verecek hem de Tire’ye inen su yolları ve çeşmeleriyle gözde bir ad olacaktır. Özellikle Tire’nin Ertuğrul, Dumlupınar, Ketenci, Turan ve Cumhuriyet Mahallelerinin su şebekeleri önemli ölçüde Kaplan Ahmet Paşa tarafından sağlanmıştır. Ve bu su hizmetlerinin yerine getirilebilmesi için de önemli vakıflar bırakmıştır. Yaşamını daha sonra kendi adı verilecek olan Arpacılar’da sürdürmüş ve burada ölmüştür. Diğer kitabe Mahmut Sadık Dede’ye aittir ve kitabede tarih vardır. Kitabesinde : “Sabıkan Galata Mevlevihanesinde şeyh olan Yeğen Ali Paşazade eş-Şeyh Numan Bey’in halifesi merhum ve Mağfur eş-Şeyh Muhammed Sadık Dede. 1207” yazılıdır. Sadık Dede Üsküdar Mevlevihanesinde kendisine verilen görev gereği Mevlevihanenin vakfiyesinde bulunan Mahmutlar Çiftliğinin bulunduğu esnada vefat eder ve Kaplan Dede namıyla anılan kabrin yanına defnedilir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Soğancı Dede
Çoban Dede – Ödemiş
İzmir’in Ödemiş ilçesinin eski adıyla Tekke, yeni adıyla Cumhuriyet mahallesinde, üzeri piramit şeklinde büyükçe kubbeli türbe ve türbe içinde de mezarı bulunmaktadır. Mezarın başucunda yuvarlak bir mezar taşı ve onun ucunda da yeşil serpuşla dolanılmış sarık mevcuttur. Ayrıca mezarın üzeri yeşil çuha seccade île örtülüdür. Çoban Dede’nin gerçek kimliğini bilgi yoktur. Ancak hakkında şöyle bir menkıbe yaygındır: Ödemiş’te oturan bir Ağa’nın çobanıymış ve Ağa bunu çok severmiş. Bir gün koyunları otlatırken, koyunlardan biri, sürüden ayrılıp Birgi’ye doğru kaçmış. Çoban bunu yakalamak için arkasından gitmiş ve nihayet koyun yorulduğu için Birgi’de yakalamış (Ödemiş-Birgi 8 km.dir). Hiddetlenip koyunu dövmek yerine: “Mübarek koyun ben yoruldum ama sen benden daha çok yoruldun…” diyerek koyunu kucağına almış ve Ödemiş’e getirmiş. Odemiş’in kuruluş tarihi 300 kusur sene kadar bir zaman olduğuna göre, Çoban Dede’nin yaşadığı tarih yaklaşık olarak 1700’ler denilebilir. Çoban Dede’nin ermişliği ile ilgili bir başka menkıbe de şöyledir : ” Yanında çalıştığı Ağa, Hac faizesini yerine getirmeye gitmiş. Bir gün Ağa’nın hanımı evde çörek yapmış ve sofraya getirmiş. Çöreklerden yerlerken Hanım: “ Ah gidi, Ağa bu çörekleri çok severdi şimdi olsa da yese… ” diye söylenince Çoban: Yarın biraz daha yap da ben Ağa’ya götürüp geleyim …” demiş. Hanım Çoban’ın bu sözüne gülmüş ama yine de tekrar çörek yapmiş. Ağa, Hac’dan dönünce: ‘Eline sağlık hanımcığım, gönderdiğin çörekler o kadar güzel olmuştu ki…’ diye duygusunu belirtince Çoban’ın sıradan bir kişi olmadığı gerçeği ortaya çıkmış.” Çoban Dede ile ilgili yaşanmış bir olay da şudur: “Çoluk çocuğu olmayan bir akrabam var. Mahalle komşulanmızdan biri: ‘Çoban Dede’ye gidersen çocuğun olur…’ demiş. Biz de on kadar hanım toplandık ve Dede’ye gittik. Giderken kurabiye de yanımızda götürmüştük. Önce aşır sonra mevlid okuduk. Kurabiyeleri bulunanlara dağıtmak için paketi açmaya yeltendiğim de, kubbeden tıkır tıkır kurabiye dökülmeye başladı. Bu olay karşısında korktuk ve kurabiyeleri Dede’nin başucuna bıraktık ve evimize döndük. Daha sonra Dede rüyama girdi ve dedi ki: ‘Neden kurabiyelerden yemediniz, şayet kurabiyelerden yeseydiniz, dilek sahibi de yiyecekti ve mutlaka çocuğu olacaktı… On sene öncesine kadar, mevsim kurak gittiği zaman, çevre halkı toplanıp yağmur duası için Çoban dedenin huzuruna varır, dualar eder danalar keserlermiş. Şimdi bu yağmur duası cuma günleri camilerde yapılmaktadır. Yağmur duası ile ilgili anısını Reşat Ocal şöyle nakletti: “Bundan onbeş sene önce, mevsim çok kurak geçmişti. Toplanan paralarla birkaç dana aldık ve Çoban Dede’nin kabri başina vardık. Dualarımız ettik, kurbanlanmızı kestik ve yemeklerimizi yedik. Hava günlük güneşlik iken birden karardı ve bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı…” Önceleri Yatır’ın bulunduğu yer mesire yeri olarak da kullanılmış. Ozellikle Cuma günleri burada hem eğlenir hem de adaklarda bulunulurmuş. Şimdi, yalnız adakta bulunmaya gıdiliyor. Adak sahipleri, türbede iki rek’at namaz kıldıktan sonra dua ediyorlar ve ayrılırken türbenin pencerelerine bez bağlama, türban, havlu bırakma gibi adaklarda bulunuyorlar. Ziyaretler Cuma günü yapılmakta, ziya’retçi sayışı 20-30 kişi arasinda değişmektedir. Kaynak Kaynak ; Türk Kültüründe Tire , Yatır inancı ve ödemiş-tire yöresindeki yatırlar , Dr. Hasan Köksal
Fettah Dede
İzmir – Basmane’de Fettah dede camii bahçesinde İzmir’in Basmene ilçesinin 1297 ve 1298 sokaklar köşesinde olan Fettah Camisi avlusunda Fettah Dede olarak bilinen Türkistanlı Hacı Abdülfettah Efendi tarafından 1670 tarihinden önce yaptırılmış olması muhtemel olan caminin bahçesinde yatmaktadır. Cami en son Camii 2011-2013 yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır. Şu an itibariyle ibadete açık ve kullanılmaktadır Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Balkaz Dede
Balkaz Dede türbesi ; İzmir – Bergama’da Yukarı Kırıklar köyünün çıkışındaki kabristanda İzmir’in Bergama ilçesine bağlı, Yukarı kırıklar köyünün çıkışındadır. Genişce ormanlık bir alan üzerinde asırlık ağaç altındadır. Taşlardan koruma yapılmış olup daha eski mezarlar da bulunan bir yere BALKAZ MEZARLIĞI denmiştir. Balkaz Dede hakkında bir bilgi edinemedik. Asırlık ağaçlara ve cobanın söylediklerine bakıldığında mezarlığın en az 300 yıl burada olduğu söyleniyor. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
İsa Baba – Tire
Samut Baba
Ali Baba – Tire – İzmir
Ali Baba Türbesi ; İzmir – Tire İlçesi ,ilçeye 5,5 km mesafede bulunan Boynuyoğun köyünde. Ali Baba ve Hasan Baba türbelerinin bugün de Anadolu ́nun sayılı Bektaşi Dergahlarından biri olduğu kaydedilir. XIV. yüzyılda yaşadığı kabul edilen Ali Baba’nın türbesinin kitabesi yoktur. Ali Baba türbesi Tire ́nin doğusunda, ilçeye 5,5 km. mesafede bulunan Boynuyoğun köyü hudutları içerisinde, Ali Baba türbesi diye anılan yerdedir. Ön tarafta giriş kısmıyla iki bölümden oluşan türbe sekizgen gövdenin yüksek kasnağa oturan bir kubbe ile örtülmesinden ibaret sıvalı (sıvalar onarım sırasında yapılmıştır) bir yapıdır. Düzenli bir bahçe içinde ve türbe binasının dışında yer alan çeşitli mekanlarla birlikte bir külliye şeklindedir. Türbe içinde çeşitli Bektaşi babalarının mezarları bulunmaktadır. Yaklaşık 15.000 metre karelik bir arazi üzerinde yer alır. Su pınarı, kuyusu, ağaçları ve havuzu ile Batı Anadolu ́daki önemli bir dergah merkezi durumundadır. Hacı Bektaş Velayetnamesinde de adına rastladığımız Ali Baba Horasanilerden olup, Hacı Bektaş Veli’nin en yakın arkadaşlarından Bahaeddin Sultan’ın oğludur. 1531 yılındaki belgede, “Vakfı zaviye-i Ahi Baba der nefsi Tire” kaydıyla yer alırken, zaviyenin Aydınoğlu Umur Bey ve Sultan Murat Han nişanlarına sahip olduğu görülmektedir. “Defter-i Atik” de, zaviyenin Fota’dan (Gökçen) bugünkü yerine taşındığı kaydı vardır. 1531 yılındaki Defter-i Hakani’de ise, zaviyenin bu dönem şeyhlerinden Dorum Dede’nin “Sultan Şüca Zaviyesine, ‘Sultan Şüca ruhu için’, 400 koyun, 90 adet ördek, 29 sığır, 3 at, 2 eşek, 3 tay ve değirmen”, vakfettiği görülür. Ayrıca, kayıtta; “Vakfı Derviş-i Dorum Dede şeyhi zaviye-i Ali Baba” başlığıyla ele alınan vakıfların “Ayende ve revende” ye sarfı şart koşulur. Dorum Dede bu vakıfların denetimini sağlığında kendisi, ölümünden sonra oğluna bırakmaktadır. Ali Baba Zaviyesi mükemmel konumu ile dikkati çekmektedir. Türbe ve zaviye üniteleri ayaktadır. Bahçesi oldukça büyüktür. Meyva ağaçları ve doğal bitki örtüsüyle günümüzde gözde mesire yerlerindedir. Ali Baba’nın ayrıca, Tire’nin Yeğenli köyü ile, Manisa’nın Marmara, Alaşehir’in Zeytinlik ve Tahtacı köylerinde de birer zaviyesi bulunmaktadır. Evliya Çelebi, Ali Baba ve Molla Arap’dan sitayişle söz eder. 1924 yılı sonrası Hacı Bektâş ilçesindeki Pirevi kapatılmış ve Bektâşî Dergâhlarının tüm vakıflarına el konmuş olsa da, sadece Tire’deki Horasanlı Ali Baba Dergahı, özel bir yasayla açık tutulur190. Tire Dergahı postnişini Hasan Balım Baba önce Yakova Dergahı Postnişini Kazım Bakali Babadan Halifelik alsa da, bu hatasından çabuk döner ve “Tecdid-i Vüzû” yaparak Noyan Dedebaba’dan yeniden Halifelik icazeti alır. Ali Haydar Ercan Dedebaba 1965 yılında Tire Ali Baba Dergahında Hulisi Kıvrık Baba’dan nasip alır. 1975 yılında da aynı Ali Baba Dergahında Halife Hasan Balım Baba’dan dervişlik hırkası giyer. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hacı Fakih – İzmir
Hacı Fakih Türbesi ; İzmir – Tire’de Çeşme Alanı Türbe sokağında Halk arasında Hacı Fakih türbesi (Beni Ayıran Dede) ismi ile anılmaktadır. Mimari yapısından XV. Yüzyıl ortalarında yapıldığı sanılmaktadır. Türbe moloz taş ve tuğladan kare planlı olup, üzeri kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Giriş kapısı kuzey kenarında, kenara kaydırılmış, tek bir pencere ile de aydınlatılmıştır. Türbede, “Hacı Fakıh” unvanlı Kazanoğlu Mehmet Bey yatmaktadır. Kare planlı türbenin kubbeye geçişi üçgenlerle sağlanmıştır.Türbenin kitabesi günümüze gelememiştir. Yapım tarihini belirten herhangi bir belge de bulunmamaktadır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Kara Kadı Mecdeddin
Kara Kadı Türbesi ; İzmir – Tire’de İpekçiler mahallesi İpekçiler camii’nin doğusunda bulunmaktadır. İlk Rumeli Beylerbeyi ünvanına sahip Karakadı Mecdeddin aynı zamanda hattat olarak da ünlüdür. Kadı Mecdeddin’in inşa etttirdiği yapılar kendi adıyla anılan “Karagazi” semtinde yer almaktadır. Burası, Evliya Çelebi’ye göre, “ camisi, hanı, imareti, mescidi, medresesi, çarşısı ve pazarı bulunan bir kasabadır. Evleri üç bin civarında kiremit örtülü cennet bahçesi gibi bahçelerle çevrili evlerdir. ” Kara Kadı ise, “ İlmin kutbu haline gelmiş oldukça zengin ve malını ilim yolunda ve insanlara hizmet için harcayan, birçok telif eseri bulunan hayır sahibi bir insandır. Birçok cami, hayrat yaptırmıştır. ” Medresesi, 14 odadan oluşmaktadır. Burası, 1928 yılına kadar çalışmış, daha sonra depo, ardından da kimsesizler barınağı olarak kullanılmıştır. 1968 yılında da restore edilir. Hamamın sadece üç hücresi ayaktadır. Erkekler hamamının girişi doğudan, kadınlar hamamınınki ise batıdandır. Belgelerde “İki Kapılı Han” olarak da yer alan hanın güney ve batıdan iki kapısı vardır. Üstte 30, altta 16 odası bulunan hanın, pek az kısmı ayaktadır. Kuzey yönündeki dış cephe dükkanları kısmen korunmuştur. Hanın bu cephede sebil ve çeşmesinin izleri vardır. Karakadı Camiinin arka kısmında yer alan türbesi ise iki katlıdır. Alt kata merdivenlerle inilmektedir. Beşgen planlı türbenin, kapısı yalancı duvar örgüsüyle gösterişli bir şekle sokulmuştur. Halk arasında Kara Kadı Mecmeddin türbesi olarak anılmaktadır. Türbe kesme taş ve tuğladan beş köşeli, düzgün olmayan bir planda yapılmıştır. Anadolu’da beşgen türü türbe planlarına çok ender rastlanmaktadır. Bu bakımdan bu türbe Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı döneminde yapılmış olan türbelerden ayrılmaktadır. Türbenin üzeri elips şeklinde tromplu kubbe ile örtülüdür. İki katlı olan yapının alt katında mumyalık kısmı bulunmaktadır. İki yönlü merdivenle çıkılan, düz atkılı giriş kapısı ince uzun mukarnaslı bir niş içerisindedir. Tuğla örgüler dışında bu nişte süsleme elemanı görülmemektedir. Giriş kapısının yanında ince, uzun tuğla çerçeveli birer niş bulunmaktadır. Türbenin içerisi duvarlardaki dikdörtgen söveli tuğla sağır atkılı pencerelerle aydınlatılmıştır. Türbenin mumyalık kısmına merdiven sahanlığının altındaki küçük bir kapıdan girilmektedir. Burası da beşgen şekilde olup, beşik tonozla örtülüdür. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
İbn Melek (k.s.)
İbn Melek hazretleri İbn Melek hazretlerinin türbesi ; Cumhuriyet Mahallesinde İbn Melek caddesi üzerindeki İbni Melek Medresesinin yanında İbni Melek ismiyle anılan Abdüllatif Efendi’nin Timur’dan ordusunun kente, Tire bağlarına zarar vermemesi konusunda ricada bulunduğu anlatılır. İbni Melek’in bu ziyaretinde, konuşma disiplini ve bilgi birikimiyle Timur’un ve özellikle yanında bulunan Seyyid Şerif Cürcani’nin (1340-1413) takdirlerini kazandığı ifade edilir. Timur’un, Abdüllatif Efendi’yi yaşlı olması sebebiyle yanında Semerkant’a götüremediği, bu yüzden çok üzüldüğü aktarılır. Bugün Cumhuriyet Mahallesi’nde günümüze ulaşmamış olan İbni Melek Medresesi’nin yanındaki türbe Tireli fıkıh, meal, tefsir alimi İbni Melek Abdüllatif Efendi’ye aittir. Abdüllatif Efendi’nin İbni Melek ismiyle anılmasının sebebi şu menkıbeye dayandırılır. Babası Abdülaziz Efendi Hicaz’a giderken eşini hamile olarak bırakmış ve çocuğunu da Allah’a emanet etmiştir. Dönüşünde eşinin bir gün önce öldüğünü, çocuğunun da anasının karnında defnedildiğini öğrenir. Bunun üzerine, “Ben evladımı Allah’a emanet ettim. Onu Allah korumuştur”, diyerek eşinin mezarını açtırır, Abdüllatif Efendi’yi sağ elinin küçük parmağını emerken görür. Bundan sonra da Abdüllatif Efendi’yi meleklerin koruduğuna inanılmış ve meleklerin koruduğu anlamında İbni Melek ismi yakıştırılmıştır. Diğer taraftan, İbn Battûta’nın 1334’de Anadolu’ya yaptığı seyahat sırasında Birgi’de karşılaştığı Kadı İzzeddin Firişte’nin dindar ve fazilet sahibi olduğu için “Firişte” lakabıyla tanındığına dair verdiği malumattan İbn Melek’in bu lakabı babasına nisbetle aldığı anlaşılmaktadır170. Nitekim bazı eserlerinde babasının adı Abdülaziz, bazılarında ise Firişte olarak geçmektedir. Evliya Çelebi İbn Melek’den sitayişle bahseder. İbn Melek, Aydınoğlu Mehmed Bey’in Tire’de yaptırdığı medresede uzun yıllar ders verir ve bu sebeple medrese onun adıyla meşhur olur. Ayrıca Mehmed Bey’in oğulları İsâ Çelebi, Selim Çelebi ve Hızır Şah’a hocalık yapar. İbn Melek Tire’de bir bedesten, hamamlar, han yaptırmış, çeşitli vakıflar kurmuştur. Eserindeki ifadeden yola çıkılarak 1418’den sonra vefat etmiş olduğu ileri sürülür. Onun Hurufîliğe dair eserleriyle tanınan bir kardeşiyle yine İbn Melek lakabıyla anılan ve muhtelif eserleri bulunan Mehmed adında bir oğlu olduğu bilinmektedir. İbn Melek değişik alanlarda çok sayıda eser kaleme almıştır. Şerhu Menâri’l-envâr, Ebü’l-Berekât en- Nesefî’nin fıkıh usulüne dair muhtasar eserinin şerhidir. Kitapta Hanefîler’in yanında Şafiî ve Mâliki usulcülerinin görüşlerine de yer verilmiş, zaman zaman Nesefî de tenkit edilmiştir. Mebâriku’I-ezhâr fî şerhi Me-şârikı’l- envâr, Radıyyüddin es-Sâgânî’nin Meşârıku’l-envâri’n- nebeviyye adlı eserinin şerhidir. Buhârî ile Müslim’deki hadislerin senedleri ve tekrarları çıkarılmak suretiyle derlenen eser 2250 kadar hadis ihtiva etmektedir. Şerhu Mecmai’l-bahreyn, Hanefî fakihlerinden Muzafferüddin İbnü’s-Sââtî’nin fıkha dair eserinin şerhidir. Sonraki fıkıh kitaplarında çokça atıfta bulunulan eserin birçok yazma nüshası mevcuttur. Firişte-oğlu Lügati, En eski Arapça- Türkçe sözlüklerden biri olup Lugat-ı Firişteoğlu, Lugat-i Firiştezâde ve Lugat-ı İbn Firişte gibi adlarla da anılır. Müellifin, torunu Abdurrahman için manzum olarak kaleme aldığı eser yirmi iki kıtadan meydana gelmekte ve büyük bir kısmında Kur’ân-ı Kerîm’de geçen 1528 Arapça kelimenin Türkçe karşılığı verilmektedir. Şerhu’l- Vikaye, Tâcüşşerîa’nın Hanefî mezhebinde “mütûn-i erbaa” diye anılan dört metinden biri olan eserinin en muteber şerhlerindendir. İbn Melek’in hayatının sonlarına doğru yazdığı eser onun ölümü üzerine kaybolunca oğlu Muhammed babasının müsveddelerinden faydalanıp bazı ilâvelerde bulunmak suretiyle eseri yeniden kaleme almıştır. Şerhu Tuhfeti’l-mülûk, Zeynüddin Muhammed b. Ebû Bekir er-Râzî’nin ibadetlere dair muhtasar eserinin şerhidir. Bedrü’l-vâizîn ve zuhrü’l-âbidîn, yirmi bölümden meydana gelen bir eser olup iman, kelime-i tevhid ve ibadetlerle ilgili konuları ihtiva etmektedir. İbni Melek Türbesi içerisinde üç mezar daha bulunmaktadır. Bunlar Seyidi Rabbani Mevlana Nizamettin Nevvare (v.1394), İbni Melek Abdüllatif Efendi’nin oğlu Mehmet Efendi ve Evliya Ali Efendi’ye aittir. Evliya Ali Efendi, Alaybeyzadelerden olup İbni Melek Medresesi müderrisliğinde bulunmuş olan bir kişidir. Mezar taşındaki kitabeden 1831 tarihinde vefat etmiş olduğu görülür. Günümüzde İbni Melek Abdüllatif Efendi’nin mezarı bir ziyaret yeridir. Türbe 20 m2’lik bir alanda kesme taştan dört tarafı kapalı, üzeri açık bir yapıdır. Mezarın bulunduğu alana sivri kemerli birkaç basamakla çıkılan bir merdivenden ulaşılmaktadır. Yıkılan türbe 1956 yılında Tire Belediyesi tarafından yeniden yapılmış ve 2006’da ise çevresi düzenlenmiştir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Alamadan Dede – Seyyid Sultan Alaeddin
Alamadan dede türbesi ; İzmir – Tire ilçesi, 4 Eylül Mahallesi Alamadan Sokakta küçük bir bahçe içerisindedir Halveti Melâmi Şeyhi, ünlü Seyyid Sultan Alaeddin’in, mermer antik malzemelerden yapılmış olan türbesi, Tire’de, daha çok Alamadan Dede Türbesi olarak bilinir. Mısır Memlûkları tarafından, önce Mısır’dan, daha sonra da Fatih Sultan Mehmet Han tarafından İstanbul’dan Tire’ye sürgün edilmiş olduğu anlatılan Şeyh Seyyid Alaeddin Sultan’ın, halk indinde ünlü “Önce düşünce temizliği” sözü, hakkında anlatılan menkıbesine konu olur. Ölümünden sonra defin hazırlıkları yapılırken, kendisini yıkayan hocanın, ‘Dede’nin gerekli temizliği sağlığında göstermediğini düşünürken, Alaeddin Sultan’ın teneşirden doğrularak “ Hoca Efendi, biz içimizi temizlemekten dışımızı temizlemeye zaman bulamadık “, dediği nakledilir. Tire yakınında Güzelhisar köylerinden Rûşen köyünde doğmuş olup Ömer Rûşenî hazretlerinin büyük kardeşidir. Anlatıldığına göre, Şeyh Alaeddin, doğduğu köyde büyür. Karamanoğlu karışıklığında Şirvan’a gidip, orada Seyyid Yahyâ hazretlerine talebe olur. Daha sonra hocasının emriyle Anadolu’ya döner. Oradan Rumeli’ye geçer. Edirne’de Sultan Fatih Mehmed Han ile görüşür. Sultan Fâtih ve vezirleri ona talebe olurlar. Daha sonra Sultan Edirne’de Tunca kenarında Şeyh Alaeddin Hazretleri için bir dergâh yaptırır. Rumeli halkını irşâd edip hak yolun bilgilerini öğretmesini ister. Şeyh Alaeddin Hazretleri bir süre burada kaldıktan sonra memleketi olan Tire’ye gelir ve daha sonra Karaman vilâyetine gider. Larende’de irşâd ile meşgûl olur. Dergâh ve mescidler bina ettirir. Şeyh Alaeddin Hazretleri bir ara Bursa’ya gelir. O sırada Kaplıca Medresesi Müderrisi Molla Arap, Şeyh Alaeddin Hazretlerinin büyüklüğünü anlayamamış, üstelik sû-i zanda bulunmuştur. Bir gün bir mecliste Şeyh Alaeddin Hazretleri ile bir araya gelir. Aynı sû-i zan hâli içindedir. Şeyh Alaeddin Hazretleri bir ara Molla Arab’ın yanına yaklaşıp kulağına, “Yâ Allah!” diye seslenir. Alaeddin Hazretleri kimin yüzüne baksa veya kulağına bir şey fısıldasa, o kişi Allah aşkıyla kendinden geçerdi. Molla Arab’ın da hâli öyle olur ve yere düşer. Daha sonra kendine geldiğinde hatâsını anlayıp, Şeyh Alaeddin Hazretlerinden özür diler. Sonra da ona talebe olur. Pek çok kimse Molla Arab’ın bu hâlini görüp tövbe eder ve hak yola girerler. Alamadan Dede’nin öğrencileri olan Molla Çelebi, Molla Arap, Abdülkerim Efendi, Abdülvehhab Efendi, Karaçelebizade, Derviş Bayezit ve Şeyh İbrahim, Halvetilerin Tire’deki etkisini uzun yıllar sürdüren isimlerdir. Alaeddin Sultan, ünlü Osmanlı Şeyhülislamı Molla Arap takma adlı Şeyhülislam Alaeddin Ali Arabi ile yine, II.Bayezit döneminin ünlü ismi Abdülkerim Efendi’nin hocalarıdır. Yine, Tire’nin Yeniceköy semtindeki Abdülvehhap Mahallesinin, camisinin ve medresesinin banisi Şeyh Abdülkerim’in kardeşi Abdülvehhap Efendi’nin de hocasıdır. Fatih Döneminde Tire’ye sürülmüş ve burada ölmüştür. Türbe’de 15.yüzyılın ünlü adlarından Alaeddin Sultan (Alaeddin Halveti) yatmaktadır. Kitabesi yoktur. Türbe’de iki mezar vardır. Alaeddin Sultan’ın Tire’de zaviyesi ve vakıfları da bulunmaktadır. Sicil defterlerinde, türbenin 1832 yılında onarıldığı bilgileri yer alır. Türbe, 2005 yılında Tire Belediyesi tarafından yeniden düzenlenmiştir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Alihan Baba Sultan
Alihan Baba Türbesi ; İzmir – Tire İlçesinde Yeni camiinin güneyinde Alihan sokak’da Aydınoğulları ile Horasandan gelen Alihan Babaya aittir. Evliya Çelebiye göre Alihan Baba Tire ve çevresinde bazı yapılar ile vakıflar yapmıştır. Alihan Zaviyesi, her ne kadar vakıf kayıtlarında ve sicillerde Beylik Döneminin erken isimlerinden olan Alihan Baba Sultan üzerine kayıtlı ise de büyük olasılıkla daha önceye uzanmaktadır. Zira, Alihan’ın babası Ahi Mehmet’in de bir zaviyesi vardır. Ve bu zaviye oğlu Alihan’a kalmıştır. Bu zaviye, Beylikler Devrinden günümüze ulaşmış en önemli ve en eski zaviyedir. İki katlı bir yapı olup Alihan Sokak’ta bulunan zaviyenin alt katı türbedir. Zaviye girişi güney cephedendir. Alt kat güney batı köşesine yerleştirilen beş basamaklı merdiven oldukça dardır. Merdivenden sonra ana mekan öncesi tonoz yapılı bir girişe ulaşılmaktadır. Girişin kuzey yönünde mihrabi görüntülü bir ocaklık vardır. Batı duvarında önceleri pencere olma olasılığı bulunan bir niş yer almaktadır. Giriş bölümünün doğusunda bir kemer vardır. Kemerin kuzey ve güney cephelerinde derinlikli, oldukça uzun ve dar birer ışıklık bulunmaktadır. Zaviye kare plana yakın bir şemaya sahiptir. Kuzey ve doğu cephesi evlerle çevrili olan zaviyenin batı ve güneyinden yol geçmektedir. Türbede Alihan’ın oğlu Hoca Hasan yatmakta, ancak halk bu türbeye Alihan Türbesi demektedir. Türbe kare planlı olmakla birlikte zaviyenin batıdan sokulmasıyla planı dikdörtgensel bir görüntüye dönüşmektedir. Türbe kapısı doğu yönündendir. Güney ve doğuda mazgal tipi birer pencere yer almaktadır. Bina, dış cepheden farkedilemeyen konut tipi bir görüntü içermektedir. Türbede 1330 yılında ölen Hoca Hasan’ın dışında kitabesiz bir mezar daha vardır ki, muhtemelen Hoca Hasan’ın eşine aittir. Alihan’ın Tire halkı içinde hala yaşayan inançlara kaynaklık ettiği söylenebilir. Mesela, eşyalarını kaybedenler, “ Ali Dede, veli dede Üç kulhüvallahi bir elham adağım olsun Kayıbımı buluver Alhan Dede .” diyerek, Alihan Dede’den yardım isterlerdi. Hatta, Tireliler, 1916 yangınının tüm Tire’yi yok etmesini onun önlediğine inanırlar. Alihan’ın Tire’deki merkez zaviyesi dışında, Orta Medrese ile Kırtepe ve Yeğenli zaviyeleri de vardır. Şehri ikiye ayıran Tabakhane Deresinin önemli sayıdaki köprüleri Alihan adına 1334 tarihini taşımaktadır. Evliya Çelebiye göre Aydınoğulları ile Horasan’dan gelen Alihan Baba Sultan Tire ve Aydın’da birçok eser yaptırır. Aydın’daki külliye Alihan Camii, Alihan Medresesi ve oğlu İsmail için inşa ettirdiği türbeden oluşur. Aydın’da da Tire’de olduğu gibi Alihan Türbesi olarak bilinen yapıda diğer oğlu Şeyh İsmail yatmaktadır. 1391 tarihli kitabeye sahip olan bu türbe Alihan sokakta yer almaktadır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Akıncılar Çiftliği Türbesi
İzmir – Selçuk’da Atatürk Mahallesi Akıncılar çiftliğinin içindedir. İzmir ilinin Selçuk ilçesinde Atatürk Mahallesi Akıncılar çiftliğinin içindedir. Çiftlik Cami olarak da bilinen kare planlı yapının dış duvarları Efes’ten gelen çeşitli mermer parçalarıyla yapılmıştır. Giriş zeminden başlayan bir sıra tuğla bir sıra mermerden oluşan sivri kemerli büyük bir niş içinde yer alan kapıyla sağlanmıştır. Kare planlı yapıdan kubbeye geçiş köşelerde trompla sağlanmıştır. Kubbe kasnaksızdır. Yapının yan duvarlarında çıkmalar bulunmaktadır. Kuzey yanlarda geçiş kapısı oldukça büyük ve sivri kemerlidir . Kemer mermerle örülmüştür. Kaynak http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şehabeddin Sivasi
Şehabeddin Sivasi Türbesi ; İzmir – Selçuk İlçe merkezinde Zeyniyye tarikatı şeyhlerinden Şehabeddin Sivasi daha çok Uyunu’t-Tefasir isimli eseriyle tanınır. Gençlik yıllarını Sivas’ta geçirdiğinden Sivasi nisbesiyle anılır. Daha sonra İzmir’in Ayasuluk ilçesinde yaşadığı için Ayasulugi diye de bilinir. Küçük yaşlarda köle olarak Sivas’a getirildiği, tahsile burada başladığı, Zeyniyye tarikatının kurucusu Zeynüddin el Hafi’nin (v.1434) halifesi Ayasuluklu Şeyh Mehmed Efendi vasıtasıyla tasavvufa yöneldiği ve onunla birlikte Aydınoğullarına bağlı bir merkez olan Ayasuluk’a giderek hayatının sonuna kadar burada yaşadığı bilinmektedir. Sîvâsî’nin Ayasuluğ’daki hayatı, tamamen tedris ve irşatla geçmiş ve böylece şöhreti çevreye yayılmıştır. Aydın Sancak Beyi olan Halil Yahşi Bey’den gördüğü yakın ilgi sebebiyle Ayasuluğ’a yerleşmiş ve burada Zeyniye tarikatının gelişmesi için çaba sarf etmiş olan Şehabeddin Sivasi, 1456 yılında vefat etmiştir. Tabibzade, Şeyh Mehmed Efendi’nin yegane halifesi olarak Şehabeddin Sivasi’yi gösterir. Silsilesi devam etmediğine göre Sivasi’nin bir mürşid sıfatıyla faaliyet göstermediği veya etkili olamadığı söylenebilir. Şehabeddin Sivasi, genelde Zemahşeri ve Beyzavi tefsirlerinin özetlendiği, bunların üzerine talik, şerh, haşiye yazıldığı bir dönemde Kuran’ı Kerim’in tamamını tefsir eden nadir müfessirlerden biridir153. Dirayet metoduna göre kaleme alınan bu tefsir, yeni bir çığır açacak nitelikte olmasa da kendisinden sonra yazılan bazı önemli tefsirlere kaynaklık etmiştir154. Şihabuddin es- Sivasi, orta hacımdaki tefsirinde, içinde yaşadığı döneme göre anlaşılır ve sade bir dil kullanmıştır155. Ayrıca, müfessirin hayatını anlatan kaynaklarda söz konusu tefsirin “Tefsîru’ş-Şeyh” diye meşhur olduğu da ifade edilmektedir. Şemseddin Sivasi tefsir, hadis ve tasavvuf alanlarında müstakil eserler vermiştir. Tefsiri dışında Sure-i Kehf Tefsiri, Risaletü’n Necat min şerr’i-sıfat, Cezzabü’l kulüb ila tarikı’l-mahbub, Riyazü’l ezhar fi cila’il ebsar, Şerh ale’l feraizi’s-Siraciyye, Şerhu’l Misbah isimli eserleri vardır. Halen medfun olduğu Selçuk ilçesinde halk arasında, “Şihâbuddîn Dede” diye anılmaktadır. Moloz taş ve tuğla malzemenin karışık düzende kullanımıyla inşa edilmiş bir yapı olan Şehabeddin Dede türbesi, iki bölümden ibarettir. Türbe, dışarıdan yüksek bir kasnak olarak görülen basık bir kubbe ile örtülmüş asıl mekan ve daha sonra eklenmiş olduğu izlenimi veren, girişin sağlandığı daha alçak, düz örtülü bir mekandan meydana gelmiştir. Günümüz seviyesinden daha alçakta bulunan türbede, girişin solunda yenilenmiş mermer mezar, sağda ise mihrap nişi de bulunan kubbeli mekan yer alır. Ana mekan örtüsü, dört sütunun tuğla örgü kemerlerle birbirine bağlanmasıyla ve üç tarafı perde duvarla örülen gövde üzerine oturmuş, köşeler pahlanarak sekizgen bir kasnak görünümü verilmiştir. İki mekanın arasındaki yükseklik farkının oluştuğu yerde ise kemer içi boş bırakılarak yapılan pencere, diğer pencerelerle beraber mekanın daha da aydınlatılmasını sağlamıştır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Sinan Dede – İzmir
Sinan Dede’nin kabri ; İzmir – Selçuk’un Belevi Kasabası Cibe Boğazı Kavaklar Mevkii Yosunlu Taş karşısında bulunmaktadır. 1800′ lü yılların ikinci yarısında yaşadığı tahmin edilen Sinan Dede’ nin Keçi Kalesinin altında o zamanki adı Kozpınar Kırığı olan mevkide kıldan yapılmış bir çadırda yaşamış olduğu anlatılır. Çadırın bir bölümünü atölye olarak kullanan Sinan Dede’nin asıl işi, ters yüz edilmiş camız derisinden çarık ve o zamanki adıyla hönglü deri giysi diye tabir edilen yelek yapmaktır. O dönemlerde Balıkesir-Dursunbey yöresinde camız yetiştiriciliği yapılan bir çiftlik vardır. Bu çiftlikte hasta olan cılız, bakımsız camızların bakım ve tedavileri yapılarak bu çiftliğe yeniden kazandırılması amaçlandığından, Belevi Gölünde bunların bakımı yapılmaktadır. Yapılan bakım ve tedavi sonucu geri kazanılamayan camızların derisi işte bu zatın zanaatının ham maddesi olur. Sinan Dede, o devirde henüz yerleşik bir düzen oluşmadığından haftanın bir veya iki günü bakımlı ve cüsseli eşeğine binerek Görünmez Yaylası, Cibe ve Pranga Boğazı, Halka Çıkmazı yörelerini gezerek bağ, bahçe ve hayvancılıkla uğraşan göçebe ahalinin ayak ve omuz ölçülerini Belevi Gölünden kesildiği sanılan hasır otu (hasır sazı) ile tesbit edip (ölçü alıp) evine dönermiş. Sinan Dede ölçü almaya giderken çocukların sevdiği un helvası, boncuk, bakır bilezik, gibi hediyeleri heybesine doldurur, gördüğü çocuklara ve yaşlılara verirmiş. Bağ ve bahçe sahipleri ile yöre göçerleri zaman geçtikçe Sinan Dede’nin yolunu gözler ve bekler olmuşlar. Çünkü, hayvanı hasta olan, kızı oğlu evlenemeyen, oğlu kocası askerden dönmeyen, çocuğu olmayan gelinlerin devası olurmuş. Tavsiyeleri ile bu geliş ve gidişlerinde ahali ile arasında çok kuvvetli bir bağ oluşmuş. Sinan Dede bu vadilerde özlenen, beklenen, her konuda başvurulan bir bilge haline gelmiş. Ancak uzun bir süre uğramadığı fark edilen Sinan Dede sevenleri tarafından aranıldığında, ölmüş olduğu anlaşılır. Cibe boğazında ulu bir ağacın dibine gömüldüğü kabri bulunur. Sevenleri ona dua okurlar. Sinan Dede’nin kabri Belevi Kasabası Cibe Boğazı Kavaklar Mevkii Yosunlu Taş karşısında bulunmaktadır. Kabri her tahrip edildiğinde bir çok kişinin rüyasına da girdiği, kabrinin bozulduğu için şikayette bulunduğu ve rüyasında şikayet ettiği bu hayırsever insanlar tarafından kabrinin onarıldığı anlatılır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Işıl Kavaklı Türbesi
Işıl Kavaklı Dede Türbesi ;İzmir – Selçuk’da ilçeye 12 km mesafedeki Belevi kasabasını 2 km geçince yolun sağında yaşlı bir çitlembik ağacının dibindedir. İzmir-Aydın otoyolu ile Selçuk Tire karayolunun ortasında bulunan Işılkavaklı Dede yatırındaki ağaç karayolu yapılırken yol güzergahının değişmesine sebep olur. Anlatıldığına göre, karayolu yapılırken iş makinası gelip bu ağaca dayandığında arızalanır. Ağacın manevi değeri olduğunu düşünen yetkililer yol güzergahını değiştirir. Işılkavaklı Dede birçok insana umut olmuştur. Çocuk sahibi olmak, sevdiğine kavuşmak isteyenler bu ağaca dilekleri olsun diye mendil, çember benzeri bezler asmışlardır. Yatır kaçak kazı yapanlar tarafından birçok kez tahrip edilmiş ve daha sonra tekrar düzenlenmiştir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Karacaahmet Yatırı
İzmir – Bergama – Belediye Kabristanı Karacaahmet yatırı Bergama ilçesi merkezinde Ziraat Odasının arka bahçesinde Karacaahmet Medresesi avlusunda idi. Buradan kaldırılıp eski mezarlığa nakledilir. Kabristanın girişinde solda yer alan büyük mezarın ona ait olduğu söylenir. Kimliği hakkında bilgi sahibi değiliz. Karacaahmet yatırına vaktiyle bez bağlanır, herhangi bir dilek için kandil, mum yakılırdı. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Seyyid Mükremiddin – Emir Sultan
İplikçi İsmail Dede
İzmir- Konak ilçesi Namazgah semtinde, Emir Sultan Türbesi’nin yaklaşık 50 metre kuzeybatısında, 956 sokakta yer almaktadır. İplikçi İsmail Dede adıyla anılan kişinin kimliği hakkında herhangi bir bilgiye rastlayamadık.. Yapının güneydoğu cephesinin önünde yer alan küçük haziredeki mezar taşı kitabeleri dışında inşa ya da onarım tarihi veren bir kitabe de yoktur. Mezar taşı kitabelerinden en eskisi 1129/1716–17 tarihlidir ve Feyzullah Efendi adlı bir kişiye aittir. Hazirelerin genellikle cami, medrese gibi bir mimari kuruluşun çevresinde oluştuğu göz önüne alındığında, türbe söz konusu mezar taşından daha önce inşa edilmiş olmalıdır. Bugünkü mimari özellikleri, inşa tarihi hakkında kesin bilgiler vermekten uzaktır. Türbenin en yakın benzeri yaklaşık 200 metre doğusunda bulunan Emir Sultan Türbesi’dir. İplikçi İsmail Dede Türbesi, Emir Sultan Türbesi’nin adeta küçültülmüş bir kopyası gibidir. Gerek malzeme kullanımı gerekse diğer mimari özellikleri açısından benzer olan bu iki yapının birbirine yakın tarihlerde inşa edilmiş ya da bugünkü şeklini almış olabileceği söylenebilir. Emir Sultan Türbesi’nin 1882-83 yılında, köklü bir onarım geçirerek bugünkü şeklini aldığı bilindiğine göre, İplikçi İsmail Dede Türbesi’nin ondan ve haziredeki mezar taşı üzerinde yazan 1716-17 yılından bir süre önce, muhtemelen 18.yy. başlarında inşa edilmiş olabileceği söylenebilir. Türbenin doğu cephesi önünde yer alan küçük hazirede, çoğu büyük oranda toprağa gömülmüş olan sekiz mezar taşı vardır. Hazire, bir giriş ve bir penceresi bulunan yüksek bir duvarla çevrelenmiştir. Türbe duvarları, kasnak ve kubbe yakın zamanda çimentolu harçla içte ve dışta sıvanmıştır. Yer yer dökülen sıvalar arasından, duvarların devşirme bloklar ve kırma taşlarla inşa edildiği görülebilmektedir. Türbe, ortasında fıskiye havuzu bulunan avlunun etrafında sıralanmış bir mescit ve çaşitli mekanlardan oluşan bir mimari kuruluşun parçasıdır. Bugün bir harabeye dönüşmüş durumdaki yapıların, zaviye/tekke/dergah türü bir örgütlenmeye hizmet eden bir kuruluşa ait olup olmadığının tespiti mümkün olmamıştır. Avlu etrafındaki mekanların mimari özellikleri yakın zamanda eklendiği izlenimi uyandırmaktadır. Türbenin güney duvarı ile mescidin bu cepheye bakan duvarı arasındaki bitişme çizgisi açık olarak izlenebilmektedir. Bu durum, mescit gibi diğer yapıların da sonradan inşa edildiği fikrini doğrulamaktadır. Kare planlı türbenin üzeri, yaklaşık 50 cm. yüksekliğinde sekizgen bir kasnağa oturan, yarım küre şekilli bir kubbe ile örtülüdür . Kubbenin dış yüzeyi alaturka kiremitlerle kaplanmıştır. Gövde üst hizasında yer alan saçak tamamen yok olmuş, kasnak ile kubbe arasındaki, tek sıra tuğla ile oluşturulmuş kirpi saçak ise büyük ölçüde tahrip olmuştur. Doğu cephede, hazireyi çevreleyen yüksek duvarın güney yüzü üzerinde hazireye girişi sağlayan taş söveli, yuvarlak kemerli bir giriş açıklığı yer almaktadır. Çevre sakinleri bu kısımda, vaktiyle bir çeşme olduğunu, çeşme aynasının tahrip olmasından sonra ortaya çıkan kemerli açıklığın hazireye girişi sağlayan bir kapıya dönüştürüldüğünü belirtmektedir. Nitekim, bir insanın ancak eğilerek geçebileceği oldukça küçük boyutlu olan bu açıklık, çeşme aynasının yerleştirilebileceği bir niş için uygundur. Ayrıca, kemer ayaklarının iki yanında testi sekileri halen görülebilmekte, Kuzey cephenin güney ucuna yerleştirilen türbe girişi dikdörtgen şekilli basit bir açıklıktan ibarettir . Türbe bugün , biri güney, diğeri ise kuzey cephe üzerinde yer alan, dikdörtgen şekilli, basit iki pencere açıklığından ışık almaktadır. Üzeri pandantif geçişli bir kubbe ile örtülü olan türbenin, dışta olduğu gibi içte de duvarları sıvalıdır. Mahalle halkının verdiği bilgilere göre 1970’li yıllarda, içeride yer alan sanduka kaldırılmış ve kubbe içten ahşap bir tavanla kapatılarak bir konuta dönüştürülmüştür. Türbe içindeki nişler bu dönemde yapılan uygulamanın ürünüdür. Bugün, türbe ve çevresindeki diğer yapılar harabe halindedir . Kübik bir gövde üzerine oturan bir kubbe ile örtülü İplikçi İsmail Dede Türbesi’ne benzer türbe örneklerine, Anadolu’da, Selçuklular döneminden başlayarak 20. yüzyıl başlarına kadar her dönemde rastlanmaktadır. Ancak, kubbe ile gövde arasında yer alan bir kasnağa sahip türbeler, XIV. yüzyıldan itibaren yaygınlaşmaya [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] KAYNAK : Ertan Daş Sanat Tarihi Dergisi Cilt/Volume: XXI, Sayı/Number:1 Nisan/ April 2012, 49-69 [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Susuz Dede
İzmir’in Konak ilçesinin Göztepe semtinde Susuz Dede Tepesindedir “Susuz Dede”, Cumhuriyet öncesi Aya Agapi (Kutsal Aşk ya da sevgi) adıyla bilinen tepede bulunan ve günümüzde yatıra dönüşen bir mezarın ait olduğu söylenen kişinin halk arasındaki adıdır. Susuz Dede’nin kabri Göztepe semtinde kendi ismiyle anılan Susuz Dede Tepesindedir. Susuzluktan ölmüş bir evliya ya da asker olduğu rivayet edilir. Bu yüzden mezarına su dökülür. Cuma günü burası ziyaretçi akınına uğrar. Adak adayan çoktur. Söylentiye göre Susuz Dede, Hafız Nusret Mehmet Efendi adında bir Bektaşi ermişidir. 20. Yüzyıl’ın başlarında, bir başka söylenceye göre de 19. Yüzyıl’da Horasan’dan gelerek Göztepe’ye yerleşmiş olan bu kişi, civardaki İtalyan Bahçesi’nin Arnavut bahçıvanı ile dost olur. Aralarında yaptıkları sohbetlerde, tepenin güzelliğinden söz ederken, “Ancak suyu eksik” diye de yakınır durur. Arnavut bahçıvan bunun üzerine çok sevdiği arkadaşı için hiç aksatmadan her gün tepeye su taşımaya başlar. Bir zaman sonra Bektaşi hayata veda edince, onu çok sevdiği tepeye gömüp, taşıdığı su ile mezarını her gün sular. Bunu görenler de, su taşıyarak dilek ve su adağında bulunmaya başlarlar. Susuz Dede, 1960’ların başlarından itibaren özellikle cuma günleri, su taşıyanlarla dolup taşar. Ayrıca sporcularla, fuar zamanı İzmir’e gelen sanatçıların da burayı çok sık ziyarete geldikleri görülür. Son yıllarda Susuz Dede’nin ziyaretçileri arasında üniversite sınavlarına girecek öğrencilerin yoğun biçimde yer aldığı nakledilir. Öte yandan değişik söylentilerde asıl adının Ali olduğu iddia edilen dedenin mezarında, hiç kimsenin gömülü olmadığı da savunulmaktadır. Çok eski zamanlara giden bir başka söylenceye göre de İzmir’in bir başka ünlü yatırı olan Mızraklı Dede’nin kardeşi olarak rivayet edilen Susuz Dede, bir cenkten yaralı döndükten sonra, köyü olan Buca yakınlarındaki Işıklar’a doğru giderken, oldukça sıcak bir yaz günü bu tepeye gelir ve su istedikten sonra da aldığı yaraların etkisiyle hakkın rahmetine kavuşur. Tıpkı Mızraklı Dede gibi, Ciğer Dede ile Kabak Dede’nin de Susuz Dede’nin kardeşi olarak anlatıldığı görülür. Diğer taraftan Tanyu, Mızraklı Dede, Salih ve Yusuf Dede’nin üç kardeş olup, bunlardan en büyüğünün Yusuf Dede olduğunun anlatıldığını kaydeder. [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şeyh Bedreddin Türbesi – İzmir
İzmir’in Basmane semtinde Fettah Mahallesi 1297 sokakta İzmir’in Basmane semtinde Fettah Mahallesi 1297 sokakata bulunan türbe aynı anda Mescid olarakta uzun yıllar kullanılmıştır. Yapımının 1800’lere dayandığı ileri sürülen Şeyh Bedrettin türbesi içinde iki sanduka vardır. Burada medfun bulunan zatlar Horasan erenleri diye bilinir. Fettah Mahallesi 1297 sokakta bulunan tarihi türbe, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nde, “Şeyh Bedri Efendi Mescidi” ismiyle, tarihi bir yapı olarak kayıtlı bulunmaktadır. Yıllarca esnaf tarafından bakımı yapılarak hizmeti sürdürülen yapının restorasyonunun gerektiği ileri sürülür. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hıdır İlyas Dede
İzmir ili, Menemen ilçesi Kazımpaşa Mahallesi Yıldız Tepe mevkii batısında yol üzerinde bulunan Hıdır Dede Türbesi Kubilay anıtı giriş kapısı ilerisindedir. Şehre hakim Hıdır Tepe mevkiinde halk arasında Hıdır Dede olarak bilinen yatırın bulunduğu yerde, iki ayrı mezar bulunmaktadır. Anlatılır ki, İzmir-Manisa-Menemen üzerinden kervanlarla iki günde kat edildiğinden iki günlük yolculuğun yarısı Menemen’e denk gelmektedir. Bu sebeble Saruhan Beyi bir günlük yolculuğun gece molası için konaklama yeri olarak Menemen’i uygun görür. Bir bedesten ile han inşa edilmesi için Kamil Dedeyi görevlendirir. Han ve bedesten inşaatını halen mezarları Hıdırlık Tepesinde bulunan iki usta yapar. Bu arada Kamil Dede Taşhan’ın yanındaki türbeyi kendisi için yaptırır. Nitekim ölümünden sonra bu türbeye gömülür. Taşhan, Bedesten ve Kamil Baba Türbesinin inşaatı için gereken su, ilginç bir yöntemle Hıdırlık Tepesindeki kuyudan sağlanır. Kuyunun suyu diğer kuyulardaki gibi alttan veya yanlardan gelmemektedir. Su üst taraflardan gelmekte olduğundan, iki usta tarafından V seklinde oyularak kuyuya daha çok su gelmesi sağlanılmıştır. Kuyunun tabanında toplanan sular borularla, az aşağıda, bugünkü çeşmenin bulunduğu yere akıtılır. Suyun bir bölümü künk borularla Taşhan yakınına getirilir. Buldukları suyun kesintisiz aktığını gören ustalar, inşa ettikleri çeşmenin yanı başına da öldüklerinde gömülmeleri için bir yer ayırırlar. Nitekim öldüklerinde vasiyetleri üzerine çeşmenin yanına gömülürler. Halen Hıdır Tepede bulunan iki mezar bu ustalara ait mezarlardır. Halk arasında yaygın adı ise Hıdır Dede Yatırı’dır. Ustaların adları ise bilinmemektedir. Halk burada dertlerine çare bulmak maksadıyla mum yakmakta, yakınlardaki ağaçlara bez bağlamakta, bir kısmı da çeşitli adaklar adamaktadır. Türbe İlyas isminden dolayı hıdrellez zamanı olan 5-6 mayıs da aşırı kalabalık olmaktadır. İnançlara göre iyileri mükafatlandırıp, kötüleri cezalandıran, zorluklarda yardımcı olan ve bolluğa kavuşturan Hızır’ın İlyas Peygamberle buluştuğu 5-6 Mayıs Dilek Bayramı olarak kutlanıyor.Halk arasında kabul edilen bu inanca göre o gece Hıdrellez Ateşi yakılacak. Ateş üzerinden atlayan vatandaşlar dilek tutacak. Yıldız Tepe mevkiinde yol kenarında bulunan Hıdır Dede Türbesi Hıdırellez Bayramı dolayısıyla Menemen ve çevre ilçelerden gelen vatandaşların akınına uğramaktadır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şehit Şah Ahmet Türbesi
İzmir – Kemalpaşa ilçesine 14 km uzaklıkta bulunan Gökyaka köyünde İzmir ilinin Kemalpaşa İlçesine 14 km. mesafede bulunan Gökyaka köyünde Şehit Şah Ahmet isimli bir türbe bulunmaktadır. Türbe Gökyaka Köy camisinin hemen yanındadır. Kübik yapı üzerine kubbe ilavesiyle basit görünüşlü bir yapı olup bir hazire içersinde yer almaktadır. Haçlı Seferleri sırasında Şah Ahmet’in askerleriyle birlikte şehit düşmüş olduğu nakledilir. Horosan alperenlerinden olduğu söylenen Şah Ahmet hakkında fazla bilgi bulamadık. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Mehmed Esad İleri Hoca
İzmir – Bornova Kokluca Kabristanında Kurtuluş Savaşının mücâhid gâzilerinden. 1882 (H.1299) yılında Gümülcine’de doğdu. 1957 (H.1377)de İzmir’de vefât etti. Küçük yaştan îtibâren mükemmel bir tahsil ve terbiye ile yetişti. Gençliğini ve ömrünü ilim meclisleri ile savaş meydanlarında geçirdi. Birinci Dünyâ Savaşında cihâd-ı mukaddes îlân edildiği zaman, halkı dîn-i İslâm ve ümmet-i müslümanı koruma yolunda cihâda teşvik etti. Bunun için bir de broşür çıkardı. Burada cihâd hakkında âyet ve hadîslerin izâhından sonra şöyle demekteydi: “…Ey din kardeşler! Cümlenin malûmudur ki, Moskof, müslümanlığın kadîm düşmanıdır. İngiliz ve Fransızlar da son zamanlarda müslümanlık âlemine karşı bir cellât kesildiler. İngiliz ve Fransızlar, Rusya gibi gaddâr ve müstebit bir hükümetle elele vererek idâreleri altında bulunan müslüman kardeşlerimize yapmadık fenâlık bırakmadılar. Geçen sene Rumeli fecâyii de onların zâlimâne ve hâinâne tertibleri netîcesinde yapıldı. İşte onların mezâlimi bugün sâha-i cihanda ve üç yüz milyon ehl-i İslâmın uyanmasını ve kalkmasını mûcib oldu. Bugün Rus, İngiliz, Fransız ahalisi bir araya gelse, toplansa, hüküm ve esâretleri altında bulundurdukları ehl-i İslâmın yarısından azdır. İşte bugün Âlem-i İslâmın en müthiş ve mel’ânetkâr düşmanlarıyla muhârebemiz var. Öyle düşmanlar ki; idâresi altında din kardeşlerimiz envâ-ı mezâlime uğruyor. Lâkin Allahü teâlânın yardımıyla o din kardeşlerimizin göz yaşları Hükûmet-i muazzamamızın ve şanlı ordumuzun tedbir ve gayretleri ve Âlem-i İslâmın vatanperverâne hareketleri ile silinecektir. Ehl-i İslâmın düşmanı ne kadar çok olursa olsun, Âlem-i İslâmı mahvedemezler. Muhâfaza-i din ve vatana âit şer’an mükellef olduğumuz vazîfeyi lâyıkı ile îfâ edersek netîcede zafer bizimdir. Resûlullah efendimizin dîninin nûrları sönmez. Dîn-i mübîn-i İslâm kıyâmete kadar pâyidâr olacaktır. Dîn-i celîl-i İslâmın hâmisi, Allahü teâlâ ve şefîi Resûl-i müctebâ efendimiz hazretleridir. Allahü azîmüşşânın ve Resûl-i müctebânın emîrleri mûcibince hareket ve böyle cihâd zamânında malımızı ve canımızı fedâya gayret edelim. Zîrâ gördüğümüz felâketler dûçâr olduğumuz musîbetler artık cana dayandı. Elhamdülillah dünyâ yüzündeki âlem-i İslâm uyandı. Malûmdur ki; dünyâ yüzünde üç yüz milyon müslüman kardeşlerimiz var. Hilâfet makâmının şefkatli, merhametli sancağı altında mesûd ve bahtiyar hayat süren yirmi milyon nüfûs-ı müslime bulunuyor. İran ve Efgan hükümetlerinin idârelerindeki on altı milyondan maâda iki yüz altmış dört milyonu ecnebilerin, düşmanların boyunduruğu, idaresi altındadır. Yazık değil mi? Allahü teâlâyı bir, Peygamberân-ı izâmı hak tanıyan din kardeşlerimiz, hakkı yıkmaya çalışanların esâreti altında bulunuyor, inliyor. İslâm memleketlerini birçok zamanlardan beri kaplayan felâketleri düşünelim. Koca Endülüs Devlet-i İslâmiyesi ne oldu? Bir fert kalmayıncaya kadar İslâmlar mahvoldu. Yüzden fazla vilâyete sâhip, İslâmın saltanatının merkezi olan o koca müslüman memleketi ne için İslâmların elinden çıktı? Üç yüz bin câmii şerîfi olan ve üç yüz bin minberde hutbe okunan o koca kıtanın, İspanyalıların eline düşmesi acaba nedendir? Hindistan müslümanları neden esâret altına girdi? Neden her karış toprağını ecdâdımızın kanlarını dökerek aldıkları memleketler düşmanlar eline geçti? Neden olacak: Kişiye zulmeder mi hiç Mevlâsı, Kişinin çektiği kendi cezâsı… Yine Kur’ân-İ kerîmde buyrulmuŞtur. Meâl-i Şerîfi: “Bir millete, bir kavme ihsân olunmuş memleketi, nîmeti cenâb-ı Hak ellerinden almaz. Ne zaman ki; o millet, o kavim, o ilâhî nîmetin kadrini bilmez, kıymet-i hakikiyesini takdir etmez, sefâhete gider, nefsinin peşine düşerse hazret-i Allah ellerinden alır.” İşte şu sırr-İ celîl-i İlâhî, müslümanlar hakkında zuhûr etmiştir. Allahü azîmüşşân bize tarîk-i necâtı göstermiştir. Kur’ân-ı azîmüşşânda…” diyerek uzun uzun âyet ve hadîsler zikredip halkı birliğe ve cepheye koşmaya dâvet etmekteydi. Birinci Dünyâ Harbinin kaybedilip vatanın işgâl altına düşmesinden sonra Es’ad Hoca silâha sarılarak yanına aldığı gençlerle tâ Gümülcine’den beri tıynetlerini iyi tanıdığı Yunan çetelerinin karşısına geçti. Aydın havâlisinde çarpışan Kuvay-ı Milliyeciler içinde cidden çok büyük hizmetler yaptı. Muntazam ordu teşekkül ettikten sonra da millî ordunun fahrî müftüsü sıfatıyla zafere kadar hitâbeti ve silâhıyla din ve vatan uğrunda görülmemiş bir fedâkârlıkla çalıştı. Es’ad Hoca’nın bu devredeki uzun ve teferruatlı mücâdelesinin bir kısmını, millî mücâdele Aydın cephesi kumandanı ve harekât-ı harbiye reisi Tâhir Özerk Bey bir mektubunda şöyle nakletmektedir: “…Millî mücâdelede, Aydın ve Ödemiş cepheleri harekât-ı harbiye reisi bulunduğum cihetle pek muhterem diğer bir hocamızdan da bahsetmek vecîbedir. O da birinci Büyük Millet Meclisinde Aydın mebûsu olarak bulunmuş olan Hoca Es’ad Efendidir. Aydın’da sultânî mektebinde muallim ve Aydın Hilâl-i Ahmer reisi iken işgâl üzerine silâha sarılarak cephemize gelmiş, hakîkî bir muhârib olarak bizimle muhârebelere iştirak etmiştir. Yunan, Ödemiş’in Mendegüme üstündeki bayıra, açık ordugâh kurmuştu. Biz de Koçak Deresi ağzında yüz elli mevcutlu bir piyâde taburu ve bu taburun sağında kırk kadar zeybek kızanıyla Mendegümeli Hasan Hüseyin Efe, sol cenahdaki tepede bir kudretli cebel topu ve benim maiyetimde yedi süvâri (muhterem Hoca Es’ad Efendi de dâhil), buna mukâbil düşman bir alay piyâde ve dört toplu bir cebel bataryasından mürekkeb idi. Fecirle berâber savaş başladı. Her neye mal olursa olsun Mendegüme havzasını düşmandan geri almamız esas gâyemiz idi. Bunu da taarruz emîrlerimizde bildirmiştik. Fecrin o ıssızlığı sırasında ordu müftümüz muhterem hocamız Es’ad Efendi kendisi ve topçu askerleri tekbirler getirerek ilk mermiyi biricik topumuzun namlusuna yerleştirtti. Harp kızıştı. Açıkta mevzi alan düşman topçusu, Koçak Deresi ağzına doğru dört mermi attı. İşâretimiz üzerine bizim topumuz açıkta bulunan düşman topçusuna tekbirlerle ateşlendi. Tekbirlerle yerleştirilen bu mermi düşman topunun birinin ağzına isâbet etti, bunu müteâkip de düşman topları üzerine beş mermi daha yollandı. Düşman topları susup yalnız bizim topumuzun patlaması Yunanlıları sarstı, düşman topçusu mühim zâyiâtla perişan bir halde geriye kaçtı. Yunan askerleri bozulup, yüzlerce ölü bırakarak kaçtı. Bizim zâyiâtımız, biri mülâzım olmak üzere üç yaralıdan ibâretti. İki buçuk saat sonra Başören, Küçükören, Mahmutlu köyleri tamâmen düşmandan geri alındı. Biz de muzaffer olarak cephe karargâhı olan köşke döndük. Muhterem hocamızın gerek muhârebe ve gerek siyâset sâhalarında büyük hizmetleri vardır. Aydın muhârebesinden sonra Yunan mezâlimini İstanbul hükûmetine ve Îtilaf devletleri mümessillerine anlatmak üzere umum halkın mümessili olarak Aydın Belediye Reisi Reşat Beyle birlikte Rodos tarikiyle İstanbul’a gitmesi ve beynelmilel bir tahkik heyetinin gelmesine ve lehimizde rapor verilmesine dâir büyük hizmetlerine paha biçilmez, takdir ve tebcîl-i vecîbedir.” Es’ad Hoca Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisine Aydın mebûsu olarak seçildi. İkinci devrede ise, Menteşe (Muğla) Mebûsu oldu. O gerçekleştirilmesi için üç sene milletçe yekvücut bir halde ve fedâkârca çalışılan Mîsâk-ı Millî’nin tescil ettirilmesini cânu gönülden arzuluyordu. Ancak Lozan heyetinin bu gâyeden uzak faâliyetlerini görünce, şiddetli tenkitlerde bulundu. Mecliste muâhedeye red anlamına gelen kırmızı oy verdi. Bilhassa Batı Trakya Türklerinin mukaddesâtı üzerindeki tâvizkâr politikayı tenkîd eden Es’ad Hoca, yaptığı konuşmada; “Ben Yunan palikaryalarını bilirim. Onlara teslim ettiğiniz Türklerden birgün gelecek; bir torba kemik bile alamayacaksınız.” dedikten sonra, Mora ve Girid gibi yerlerde bunun misâllerini nakletti. Es’ad Hocanın, Kurtuluş SavaŞİ devresinde kaleme aldİ?İ broŞüründen baŞka birkaç küçük kitabİ daha vardİr. Bunlar: Ah Aydın (Şiir şeklinde beyannâme), Verin Zavallılara ve Hilâl-i Ahmer’dir. Soyadı kanununun çıkmasından sonra “İleri” soyadını alan Es’ad Hoca, 1927’den sonra meclise girmeyerek İzmir’in Torbalı kazâsına yerleşti. Burada bir kenara çekilerek ibâdet ve zikirle münzevî bir hayat yaşadı. Zaman zaman İzmir’in muhtelif câmilerinde halka vâzlar vererek dînî duygularını kuvvetlendirmeye çalıştı. Onlara devamlı olarak çocuklarına din bilgilerini vermeleri için nasihatlar ederdi. 15 Nisan 1957 târihinde İzmir’in Kestane Pazarı Câmisinde vâz vermeye giderken geçirdiği trafik kazâsı sonucu vefât etti. [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] Kaynak Sarıklı Mücâhidlerhttp://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hasan Dede – Bornova
İzmir – Bornova’da Şehitler camii bahçesinde Cami yeni olmakla birlikte mezarın tarihi bilinmemektedir. Anlatılır ki, buradaki camii yapılmadan önce buraya inşaat yapmak istenir, fakat kepçe sürekli arızalanır. Bölgenin insanı bir kaç kez kepçenin kırıldığına şahit olur. Yatırın izin vermediği halk arasında konuşulunca, buraya camii yapmaya karar verilir. Yine bir söylentiye göre İzmir’in 7 kardeş türbesinin biri de bu türbe olduğu diğerlerinden biri de buraya yakın Laka köyünde kardeşi Bayrak dede olduğu söylenmektedir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Gölbaşlı Baba
İzmir’in Bayındır ilçesi Yakapınar köyü, köy mezarlığında Gölbaşlı Baba hakkında detaylı bilgi yoktur.İlginç olan bir köy mezarlığı olarak Yakapınar köy mezarlığı çok büyük, oldukça düzenli ve bakımlı olması şaşırtıcıdır. Gölbaşlı baba Bayındır’a ilk gelen Horosan erenlerden olduğu söylenmektedir.Türbe açık mezar şeklinde olup, türbede bulunan ikinci kişi hakkında da bilgi yoktur. Geleneksel olan türbelerde bez bağlamak dilek tutmak bu türbede ziyadesiyle görülmektedir. Kaynak; http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Kasımpaşa Türbesi
İzmir – Menderes ilçesinde Kasımpaşa mah Türbe sokaktaki Kasımpaşa camii yanında Kasımpaşa Mahallesinde, Kasım Paşa Camisinin güneybatısında yer alan türbe, kare planlı, basık kubbe ile örtülü basit ve oldukça küçük bir yapıdır. Caminin kitabesine göre 1505 yılında inşa edilen türbedeki iki mezar taşından biri Kasım Paşa’ya, diğeri ise defter-i hakani katibi Eyüb Çelebiye aittir. [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hamza Baba – İzmir
İzmir – Kemalpaşa ilçesine 30 km. uzaklıktaki Hamzababa köyünde bulunmaktadır Hamza Baba türbesi, ilçeye 30 km. uzaklıktaki Hamzababa köyünde bulunmaktadır. Köye girildiğinde ilk göze çarpan, birçok evin duvarında dini motiflerin işlendiği duvar resimleridir. Türbenin bakımını Hamzababa soyundan geldiği söylenilen, bu konuda elinde hilafet fermanı bulunan postnişin yürütür. Semavi Eyice makalesinde Hamza Baba’nın Nif’teki (Kemalpaşa) kabri üzerine II. Murad tarafından bir türbe yaptırılıp yakınında bir de Bektaşî tekkesi kurulmuş olduğunu kaydeder. Saruhan Evkaf Defteri’ndeki 1521-22 tarihli kayıtta, “ Nâhiye-i Nif’te Gereme nâm karye kurbünde Kapukaya demekle mâruf mevzii Hamza Baba nâm derviş kendi dest-i renciyle açıp ihya edip ve su getirip bir zaviye bina ve hasbeten lillâh bağ dikip ihya etmiş; zikrolan bağın ve mevziin öşrünü Sultan Bayezid Han ihsan edip ref buyurup ellerine hükm-i hümâyun inayet olunmuştur “, denilmektedir. Buna göre, zaviye II. Bayezid döneminde kurulmuş ve Hamza Baba da aynı yıllarda yaşamış olmalıdır. Hilal Ortaç’ın yayımladığı Hamza Baba Tekkesi’nin tarihçesiyle ilgili altı belgeden sonuncusu 6 Teşrinievvel 1308 (18 Ekim 1892) tarihli olup Şeyh Halil Efendi’nin ölümü ile zâviyedarlığın oğlu Derviş Ali Efendi’ye tevcih edildiğine dairdir. Aradan geçen 100 yıl içinde, tekke bütünüyle ortadan kalkmış, yalnız türbe ayakta kalabilmiştir. Bir mezarlığın içinde yer alan Hamza Baba Türbesi kesme taştan yapılmış se- kizgen planlı bir yapı olup içinde tek sanduka vardır. Çevre halkının anlattıklarına ve Postnişin Ali İhsan Özer’in elindeki ferman ve diğer vesikalardan anlaşıldığına göre, Hamzababa 1530 yıllarında 90.000. askeri ile Horasan’ın Balkayıp bölgesinden Anadolu’ya gelir. Onun Ahmet Yesevi dervişlerinden olduğu rivayet edilmektedir. Bugün türbenin bulunduğu yerleri fetheder ve yerleşir. O yıllarda Sultan Murat Manisa’da şehzadedir. Şehzade Murat, Hamza Baba’yı birkaç kere Manisa’ya davet eder. Sonunda Hamza Baba Manisa’ya gitmeye karar verir ve yola çıkar. Bu arada dağlara dönerek “yürün dağlar, ben Manisa’ya gidiyom, siz de gelin” der. Dağlar da Hamza Babanın peşine takılarak gitmeye başlar. Bu arada II.Murat bir haber daha yollayarak “yalnız gel” der. Bunun üzerine Hamza Baba köyün 1,5 km. aşağısında durarak bir kayaya yaslanır ve “durun dağlar” der. Dağlar durur, Hamza Baba yoluna devam eder. Hamza Baba ile Şehzade Murat arasındaki ilişki bir süre sonra dostluğa dönüşür. Bu dostluk ve muhabbetin ikisinin de Hacı Bektaş Veli’ye olan sevgi ve saygılarından kaynaklandığı söylenir. Hamza Baba, Manisa’ya yaptığı ziyaretlerden birisinde ölür. Manisalılar Hamza Baba’ya sahip çıkarak onu Manisa’da yapılacak bir türbeye gömmeyi isterler. Hamza Baba’nın erleri ise onu Hamzababa köyüne götürmek isterler. Menkıbeye göre cenaze paylaşılamaz. Sonuçta bulunan çözüme göre, cenazenin bulunduğu odaya iki tabut koyularak kapı kilitlenir. Sabaha kadar beklenir. Cenaze kimin tabutuna girerse onun olacaktır. Sabah olur, herkes kendi tabutunu alarak içine bakmadan gömüleceği yere kadar götürecektir. Hamza Baba’nın erleri kendi tabutlarını Manisa’dan kendi köylerinin girişine kadar bir günde getirirler. Köye bir km. kala tabutun içerisinde Hamza Baba’nın olup olmadığı konusunda içlerine bir şüphe düşer ve tabutu açarlar. Hamza Baba tabutun içindedir ve hala terlemektedir. Bu şüpheden dolayı cenaze o kadar ağırlaşır ki, geri kalan bir km. lik yolu ancak kırk günde alabilirler. Hamzababa zaviyesinin yerleşkesi karye-i barza yakınlarında Kapukaya mahalli olarak anılır. Yatır, sekizgen formdadır. Kubbeli taş bina, eski ve daha yeni mezarların yer aldığı bir alanın ortasına kurulmuştur. Köy, özellikle çevre il ve ilçelerden gelen alevi vatandaşlar tarafından ziyaret edilmektedir. Yatırda, çeşitli amaçlar için dilekte bulunulmakta ve bu uygulamalar için dört ayrı dilek noktası bulunmaktadır. Kişilerin kendi başlarına yaptıkları dilekte bulunuşun dışında, postnişin tarafından yardım alınarak da dilekte bulunulabilmektedir. Yatırın içerisine giren ziyaretçi, niyaz etmek amacıyla yatırın ayak, orta ve baş ucundan öpmekte, daha sonra diğer tarafa geçerek aynı işlemi burada da yapmaktadır. Yatırın çevresinde yer alan mezarlıkta da dilekte bulunmak için bir dizi işlemler yapıldığının izleri görülmüştür. Ağaçların dallarına kumaş parçaları bağlanarak dileklerde bulunulmuştur. Bunların içinde en ilginci, bir gazete parçasının her iki ucuna bez bağlanmış, bir ucu ağaca tutturulmuş, diğer ucu serbest bırakılmıştır. Hamzababa türbesi çevresinde yeralan bu inançlar, dileklerin yerine gelmesi sonucunda Hamzababa için adakta bulunulması ile son bulmaktadır. Bursalı Mehmet Tahir eserinde Hamza Baba’nın II. Murad devrinin şeyhlerinden olup Sultanın defalarca onunla görüşmüş, vefatında ikamet etmiş olduğu köyde mükemmel bir türbe yaptırmış ve vakfiye tahsis etmiş olduğundan söz eder87. Daha sonraları Fatih Sultan Mehmet de babasının bu vakfiyesini artırır. Yazarın bilahare ziyaret ettiği türbesinde on sekiz bölümden oluşan mensur Makamat-ı Evliya isminde tasavvufa dair bir eser ile Kitabü’l Usul isminde bir diğer eserini görmüş olduğunu aktarır. Yazar bu eserlerin incelemesinden Hamza baba’nın Bursa’ya sekiz saat mesafede bulunan İnegöl kazası civarında nam-ı alilerine mensup köyde mazanna-i kiramdan Baba Sultan’dan hilafet almış olduğunu nakleder. Hamza Baba’nın bilinen eserleri Makâmât-ı Evliyâ, Tasavvuf Risâlesi, adı belirtilmemiş küçük bir tasavvuf eseri ve Divan’ıdır88. Genel olarak nasihatname türündeki mensur bu üç eser, örnek hikâyeler üzerinden dinî ve tasavvufî öğretileri içerir. Dîvân ise sade bir Türkçe ile Hamza mahlasını kullanan Hamza Baba’nın hece ile yazılmış tasavvuf temalı şiirlerinden oluşur. Manisa, Kemalpaşa, Balıkesir, İzmir, Çanakkale, Akhisar, Demirci, Menemen, Turgutlu, Aydın, Dikili, Bergama, Edremit gibi şehirlerde ve Ege Bölgesinde 100 ‘ün üzerinde köy ve kasabada Hamza Baba Ocağı talipleri vardır89. Bunlar daha çok Dergâh’a bağımlı muhiban Türkmen zümrelerdir. Hamza Baba Yesevi ekolü mensubu bir Türkmen dedesidir. Saruhan Beyin kardeşi Ali Paşa’nın Nif Emirliği döneminde gelerek yöreyi dervişleriyle irşatabaşladığı anlatılmaktadır. Onun bu çalışmalarını gören Saruhan Bey, onun tekkesine vakıf arazileri tahsis eder. Cumhuriyetin ilk yıllarında İzmir Valisi Kazım Dirik (1881-1941), Hamza Baba türbesini kapatmak ister. Halkın bu duruma karşı çıkması üzerine köye gelir ve türbedar Rıza Özer’in evinde bir gece kalır. Hamza Baba’nın menkıbelerini dinler. Hamza Baba’nın türbesinin kapatılmasına engel olur. Türbedardan Hamza Baba’ya ilgili çok sayıda el yazma eseri incelemek üzere alarak İzmir’e götürür. Kazım Dirik bir süre sonra Edirne’ye atanır. Belgelerden de bir haber alınmaz. Vilayetnâme’nin ise, Kazım Dirik’in oğlu tarafından İngiliz Elçisine hediye edildiği ve halen Londra’da kütüphane de bulunduğu anlatılır. Her yıl Hamzababa köyünde Ağustosun son haftasında geleneksel Hamza Baba Anma törenleri yapılmaktadır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Meryem Ana Makamı
İzmir Selçuk İlçesinde Meryem Ana Makamı
Meryem Ana Makamı
Kur’an’da adı geçen büyük peygamberlerden Hz. İsa’nın Annesi Hz. İsa peygamberin annesidir. Hristiyanlık inancına göre Hz. İsa’nın çarmıha gerilişi hadisesinden sonra Hz. Meryem, havari Yuhanna ile birlikte İzmir Selçuk bölgesine gelmiş ve son günlerini burada geçirmiştir. Kabri ile ilgili çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan ilki kabrinin Kudüs’te olduğu diğeri ise İzmir’e bağlı Efes ilçesinde bulunduğudur. Son günlerini geçirdiği rivayet edilen bu yapı, 1891’de İzmirli Lazaristler tarafından bulunmuştur. 1950’li yılında restorasyon geçirmiştir. 1952’de Vatikan tarafından hac olarak ilan edilmiştir. Meryem Ana Makamı, İzmir Selçuk İlçe'sinde dir. İsa Aleyhisselam'ın doğum yeri olduğu rivayet olunur.
İbn-i Melek Hz.
İzmir Tire ilçesinde İbn-i Melek Hz. Türbesi Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden. İsmi, Abdüllatîf bin Abdülazîz bin Emînüddîn’dir. Lakabı İzzüddîn’dir. İbn-i Melek veya İbn-i Ferişte künyesiyle meşhûr oldu. İzmir yakınlarında bulunan Tire’dendir. Doğum târihi kesin olarak bilinmemektedir. 801 (m. 1399) senesinde Tire’de vefât etti. İbn-i Melek, zamanındaki büyük âlimlerden ilim tahsil etti. Zamanının bütün ilimlerini öğrendi. Özellikle dînî ilimlerde ihtisas sahibi oldu. Bütün ilimlerde üstünlüğünü kabûl ettirdi. İlmî ve faziletiyle kendini halka ve ileri gelenlere sevdirdi. En zor metinleri mütâlâa etmekte ve ilimlerin çoğunu ezberlemekte meşhûrdur. Aydınoğlu Mehmed Bey’e ders okutmuştur. Aydınoğlu Mehmed Bey, Tire’de hocası adına İbn-i Melek Medresesi diye bilinen medreseyi yaptırdı, İbn-i Melek, bu medresede vefât edinceye kadar müderrislik yaptı ve eser yazmakla meşgûl oldu.
Muhammed Esad Erbilli Hz.
İzmir Menemen İlçe'sinde Muhammed Esad Erbilli Hz. Türbesi Muhammed Esad Erbilî Hazretleri, 1847-1931 yılları arasında yaşamıştır. Musul’un Erbil kasabasında doğmuştur. Babası Erbil’de bulunan Halidî Tekkesi’nde postnişin Şeyh Muhammed Said’dir. Dedesi, Hâlid-i Bağdâdî’nin halifelerinden Şeyh Hidayetullah’tır. İlk tahsilini Erbil’de tamamlamıştır. Davud Efendi’den özel dersler görmüş, icazet almıştır. Daha sonra Şeyh Tâhâ el-Harîrî’ye intisap etmiştir. Seyr u sülûkünü tamamladıktan sonra 1292/1875 tarihinde şeyhi Tâhâ el-Harîrî’nin de vefatı üzerine irşad vazifesine başlamıştır. Altın Silsilenin (Silsile-i Aliyye) 33. halkasını oluşturan Esad Erbilî Hazretleri, ilmî icazetnamesini Davud Efendi’den, Nakşî icazetnamesini de Tâhâ el-Harîrî’den almıştır. Bunun yanında Kadirî Âsitânesi şeyhi Seyyid Abdulhamîd-i Birifkânî’den de Kadirîlik icazeti almıştır. Hem Nakşî hem de Kadirî tarikatından icazetlidir.
İmam Birgivi Hz.
İzmir Ödemiş İlçesinde İmam Birgivi Hz. Türbesi İmam Birgivî, 16.asırda, Osmanlı Devleti’nin sınırlarını en geniş hale getirdiği ilim, kültür ve sanatta zirveye ulaştığı bir dönemde yaşamış âlimlerimizdendir. İmam Birgivî’nin asıl adı Mehmet olup 27 Mart 1523’te Balıkesir’de doğdu. Babası Ali Efendi, âlim ve Fâzıl bir müderris, sahib-i irşâd bir şeyh idi. Balıkesir’in Çay mahallesinde olan kabri, “Zihin Dede” adıyla bugün bile büyük bir hürmetle ziyaret edilir. Kabrinin başucundaki taş çanakta biriken yağmur suları, Kur’an okumaya başlayacak çocuklara zihinleri açılsın diye içirilir.
Helvacı Baba Hz. ve Mukaddes Su
İzmir Bergama ilçe'sinde Helvacı Baba Hz. ve Mukaddes Su Viran Kapı yanındadır.
Buğday Dede Hz.
İzmir Tire İlçesinde Buğday Dede Hz. Türbesi,
Ümmü Sultan Hz. (Hatuniyye Türbesi)
İzmir Ödemiş İlçesinde Ümmü Sultan Hz. Türbesi, (Hatuniyye Türbesi) Birgi Köyü'ndedir.
Yasin Dede
İzmir – Merkez’de İki çeşmelik – Dibekbaşı semtinde Piyaleoğlu camisinin arka bahçe duvarında İki çeşmelik – Dibekbaşı semtinde Piyaleoğlu camisinin arka bahçe duvarında bulunan Yasın Dede hakkında somut bilgimiz yoktur. Kabir bahçe duvarınına açılan bir pencere vasıtasıyla görülmektedir.Yerden oldukça yüksektedir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Ecik Dede
Ecik Dede türbesi , Bergama ilçesinin ,Göçbeyli’ye bağlı Alibeyli Köyü yakınlarındadır. Türbenin yönü kıbleye dönük olmadığından bir Hristiyan aziz mezarı olabileceği de ileri sürülür. Bununla birlikte halk sahiplenmiş ve dede mertebesinde görmüştür. Yanındaki sıcak su kaynayan ve iri balıkları olan havuz kurumuştur. Balıkların dedenin kahraman askerleri olduğu inancı vardı. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Molla Mehmet Çelebi
Molla Mehmet Çelebi Türbesi İzmir – Tire’de Paşa Mahallesi, Ziya Yokuşu Sokağında Türbenin kitabesi günümüze gelememiştir. Tire üzerinde araştırmaları olan Faik Topluoğlunun bu türbeye ait olduğunu belirttiği bir mezar taşı Tire Müzesindedir. Buna dayanılarak türbenin yanındaki cami ile birlikte Şeyh Mehmet Çelebi tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Moloz taş ve tuğladan kare planlı olarak yapılan türbenin üzeri sekizgen kasnaklı, kiremitli bir kubbe ile örtülmüştür. Türbenin altında dört basamakla inilen mumyalık kısmı bulunmaktadır. Mumyalık kısmı 1.45×4.65 m. ölçüsünde uzun bir dehliz şeklindedir. Sultan II. Selimin hocalarından olduğu rivayet edilen Ahmet Tavil Hocaya ait olan kabir, Caminin kıble duvarının hemen önünde bulunmaktadır. Caminin yanında Caminin banisi Molla Çelebiye ait iki katlı türbe bulunmaktadır. Caminin bahçesinde bulunan, Roma döneminden kalma bir sütun kaidesinden, içi oyularak yapılmış bir dibek taşı dikkatleri çekmektedir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Salih dede – İzmir
İzmir – Basmane’de kocakapı semtinde 1282 sokakda. Salih Dede (sali) Yatırı Basmane Kocakapı semtinde 1282 Sk. Karakapı ya da Koca Kapı denen ve aslında Roma Dönemi su kemeri olan yapı kalıntısının dibinde kendine yer bulmuş bir yatırdır. Aslında görülen bir duvar girintisidir ve mezar yapısı gözükmez. Burada çevre kadınları tarafından zaman zaman mum yakılmaktadır ve bu yüzden su kemerinin alt tarafını is kaplamıştır. Bu yatırın, Konak’taki diğer yatırların kardeşi olduğu ve geceleri gözüktüğü anlatılır. Yakınında Vali Kazım Paşa İlköğretim Okulu vardır. Osmanlı döneminde bu bölge tamamen mezarlıktır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Kelleci Baba
İzmir’in Bayındır ilçesinde Emirli mahallesi sınırlarında Kelleci Baba sokağın ormanla birleştiği yerdedir Rufai tarikatına mensup olduğu bilinen Kelleci Dede’ye ait türbe 450-500 yıllık olup, yeni restore edilmiştir. Bayındır’a ilk yerleşen Türkmenlerden olduğu söylenen eren hakkında fazla bilgi yok.Türbedeki diğer kişi hakkında da bilgi yok. Açık mezar şeklinde olan türbedeki anıt ağaçlar dikkat çekmektedir. Kaynaklar ; http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Beşe Dede
Beşe Dede Türbesi ; İzmir – Bergama – Paşaköy’de caminin yanında İzmir ili, Bergama ilçesi Paşaköy mahallesinde bulunan BEŞE DEDE hakkında açıklayıcı bilgi bulunamadı. Türbe giriş kapısındaki devşirme malzemelerle, Türbe içindeki mezar başlarındaki devşirme malzemeler ve yatış şekillerinden sanki Müslüman olmayan erenlerin mezarlarına benzemektedir. Bahçe duvar üzerindeki devşirme taş bir kiliseden ya da küçük bir şapelden geldiğini gösteriyor. Türbe kırma çatı olup kiremitle kaplı tam orta yerine bir taş başlık oturtulmuş. Uzaktan dikkat çekmektedir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Zeytinli Dede – İzmir
Zeytinli Dede türbesi Bergama merkezde eski Yıldız Sineması bitişiğinde Zeytinli dede sokakta yer almakta ve yoldan oldukça yüksektedir. Türbe kule gibi örülmüş ve tepesinde zeytin ağacı büyümüştür. Belki de bu yüzden kitabesi, kimliği bilinmeyen mezara, Zeytinli Dede adı verilmiştir. Eski Yahudi Mahallesinde yer alması nedeniyle aziz mezarı da olabileceği ileri sürülür. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Yaren Dede
İzmir – Kemalpaşa – Yukarı Kızılca köyünde merkeze yakın bir tepe üzerinde Horasan’dan Anadolu’ya İslâmiyeti yaymak için gelen gâzi dervişlerdir. Hayâtı ve hangi devirde yaşadığı hakkında bilgi bulunamayan Yâren Dede’nin kabri, Kemalpaşa’nın Yukarı Kızılca köyünün merkezine çok yakın bir tepededir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Demirtaş Dede
Demirtaş Dede Türbesi ; İzmir – Bergama ilçesine bağlı Mahmudiye köyünde. İzmir’in Bergama ilçesine bağlı Mahmudiye köyünde, köy çıkışındaki yüksek bir tepe üzerindedir.Kırma kiremit kaplı bir çatıdan meydana gelmiş küçük bir türbede iki kişi yatmaktadır. Kişiler hakkında ve Demirtaş Dede hakkında somut bilgi yoktur. Türbe etrafındaki yüksek ve asırlık ağaçların çokluğu dikkat çekmektedir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Ahmet Tavil Hazretleri
İzmir – Tire’de Molla Mehmet Çelebi camii yanında Fatih Sultan Mehmet Han’ın hocalarında olduğu rivayet edilen Ahmet Tavil hazretlerinin kabri ; Molla Mehmet Çelebi camiinin hemen yanındadır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Uzun Ali Dede
İzmir – Urla’da Üçdeğirmenler mevkiinde , eski süt pınarının hemen yanında bir duvar dibindedir. İzmir’in Urla ilçesinde Üçdeğirmenler mevkiinde , eski süt pınarının hemen yanında bir duvar dibindedir. Uzunali Dede kimliği hakkında bilgi yoktur. Bazı insanların Süt dede diye de andığı dedenin dilekleri yerine getirdiği inancıyla kabir başına mum dikip, adak adadığı görülmektedir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Mühürlü Sultan
İzmir – Menemen’de Pazarbaşı mahallesinde müftülük binası yanındadır Pazarbaşı Mahallesinde Müftülük binasının yanındadır. Bu türbenin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi ve kime ait olduğu kesinlik kazanamamıştır. Türbeye, güneybatı köşeden öne doğru prizmatik bir kütle halinde çıkma yapan eyvan şeklindeki giriş medhalinden geçilerek girilir. Girişin sağ ve soluna genellikle Selçuklu taçkapılarında görülen birer mihrabiye nişi yerleştirilmiştir. Türbe içinde, medfun bulunan şahsın manevî büyüklüğüne izafeten oldukça büyük tutulmuş tek bir sanduka yer alır. Yapının dış görünüşü gibi iç görünüşü de etkileyicidir. Doğu, batı, kuzey ve kuzeydoğu duvarlarında birer büyük pencere açılmıştır. Kuzeybatı ve güneybatı kenarlarda ise mukarnaslı kavsaralı dikdörtgen şekilli birer dolap nişi yer almaktadır. Halk arasındaki yaygın söylentiye göre bu türbe, Kırklardan Veli Kız, Mühürlü Sultan ve Kadın Türbe isimleri ile tanınmış bir kadına aittir. 500 yıllık olduğu rivayet edilir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Emir Sasa Bey – Kesikbaş Türbesi
Kesikbaş Türbesi ; İzmir – Tire ‘de , ilçenin Selçuk girişinde yol üzerinde Tire’nin güney batı ucunda, ilçeye Selçuk yönü girişinin yakınındaki mezarın bir kitabesi bulunmamaktadır. Türbede; kara selvi ağaçlarının altında, dört taraf alçak duvarla çevrili gösterişsiz bir mezar bulunur. Bazı tarihi kaynaklarda ve rivayetlere dayandırılarak bu mezar , Tire’nin ilk fatihi Sasa Bey’e ait olduğu kabul edilmektedir. Tire’nin ve Batı Anadolu’nun Türkler tarafından fethi sürecinde çok önemli bir yer tutan Sasa Bey; 1308 yılında Menteşeoğulları’nın önderi olarak kendisine bağlı aşiretlerle birlikte Büyük ve Küçük Menderes Havzalarını Bizans’ın elinden alarak bir türk toprağı haline getirmiştir. Bölgenin Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında büyük rol oynayan Türk Tarihi’ndeki önemli kahraman kumandanlar arasında yerini almıştır. Menteşe Bey’in damadı olduğu bilinen Emir Sasa Bey’in , fetihleri esnasında 30’lu yaşlarda olduğu bilinmektedir. Bu dönemde Sasa Bey ile kendi eşiti olan Aydınoğlu Beyliğinin kurucusu Aydınoğlu Mehmet Bey bölgede hakimiyet mücadelesine girmiş ve araları açılmıştır. Sasa Bey; 1309’da Aydınoğlu Mehmet Bey’in başkenti Birgiyi yağmalamış bu nedenle iki beylik arasında 1310 yılında Tire’de bir savaş olmuştur. Sasa Bey, bu savaşta esir düşmüş ve başı kesilerek idam edilmiştir. Bu nedenle türbeye ” Kesikbaş Türbesi” denilmiştir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Leblebici Dede
Leblebici Dede Türbesi ; İzmir – Menemen ilçesi, Kâzım Paşa Mahallesi, Paspan sokaktadır. Halkın Leblebici Dede veya, Yeşil Türbe adını verdiği yol kenarında tek mezar yerinden ibaret bu yatır da Hıdır Dede gibi rağbet görmektedir. Ancak burada Hıdır Dede’den farklı olarak adaklar adandıktan ve dualar edildikten sonra leblebi dağıtıldığı söylenir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Emir Dede ( Emir Han ) – İzmir
İzmir – Bayındır’da Emir çeşme sokak sonunda. Bayındır fetih ve yerleşim tarihinin en kayda değer adlarının başında yer alan Emir han, Emirli köyünün kurucusudur. Yerleşim halkı onu daha çok Emir Dede olarak ifade etmektedir. Halk bilgisine göre, Bizans ile yapılan savaşta, ağır yara almış, uzun süre tedavi edilse de bir süre sonra şehit olmuştur.Aynı aktarımlar Afyon’un Emirdağ kazasının tarihçesinde de yer almaktadır. Bu da Emirli’deki mezarın makam mezarı olduğunu göstermektedir. Emir han, kayıtlarda ETHEMZADE olarak ele alınmaktadır. Çocukları Ahi Tosun ve Ahi Ahmet Bayındır tarihinde etkileri olan ünlülerdendir. Belgeler, Bayrami tarikatına bağlı olduklarını ortaya koymaktadır. Hatta Emir Han’ın kızı, Hacı Bayram Veli için türbesinde “ yevmi iki cüz kırat” koşulu koyarak tarikat bağlantısını dile getirmektedir. Bayındır Belediyesi tarafından Hatay Mahallesi’nde Emir Dede Türbesi ve tescilli Kara Selviler, 1530 tarihli Emir Dede Çeşmesi ve Tescilli Çınar ile Adak yerinin çevre düzenlemesi yapılmış ve 2012’de Tahtacı Dernekleri’nin 21. Şubesi, Hatay Mahallesi’nde açılmıştır. Kaynak : A. MUNİS ARMAĞAN :Tarihin Gizemli Kenti Bayındır http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Işıklar Türbesi
Işıklar türbesi ,İzmir – Tire’de ilçeye altı km. mesafede bulunan Işıklar köyü yolunun iki km. girişinde ve yolun solunda eski köy kabristanı (Işıklar Zaviyesi) içinde yer almaktadır Beylikler Devri türbesi olmasına rağmen kime ait olduğu belli değildir. Kabristan girişinde ve yüksekçe bir tepe konumuna sahip türbenin küçük tahribatlar olmasına rağmen oldukça iyi korunduğu görülür. İnanışa göre türbede bir kadın yatmaktadır. Türbenin Aydınoğlu İsa Bey’in kızı Hafsa Hatun’a ait olabileceği ihtimali vardır. Zira, türbenin bulunduğu bahçedeki zaviyenin “Çeyiz Parası” ile yapıldığı söylentisi Tire’deki Hafsa Hatun Zaviyesi için de söylenmektedir. Hafsa Hatun’un bugüne kadar bir türbesi ya da mezarı belirlenebilmiş değildir. Işıklar arazisi aynı zamanda Hafsa Hatun’un kardeşi Musa Bey’in vakıf arazileri içinde göründüğü gibi, diğer Hafsa Hatun’un (Süleyman Şah’ın torunu) 1418 tarihli vakfiyesine göre bu bölgenin Aydınoğulları’na ait olduğu da açıktır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
İzmirli Osman Nuri Efendi
İzmirli Osman Nuri Efendi İzmir’de vefat etmiştir. Ancak ne yazıkki kabrinin yerini bulamadık. Ondokuzuncu asırda İzmir ilinde yetişen velilerdendir, izmir’de doğmuş ve yine İzmir’de vefat etmiştir. İzmir ve Manisa’da ilim tahsiline devam eden ve bu sırada hafızlığını da tamamlayan İzmirli Osman Nuri Efendi İstanbul’a gelerek burada da tahsiline devam etti. Zamanında okunan ilimlerden başka kıraat ilimlerinden olan aşere takrib ve tayyibe’den de icazet alarak îzmir’e döndü. Çorakkapı Camii’nde imamlığa başladı. Ehliyetle ve yanık sesi ile okuduğu Kur’an-ı Kerim ile dinleyenleri hayran ederdi. Bu sırada Mevlana Halid Bağdadî Hazretlerinin halifelerinden Abdülfettah-ı Akrî Hazretlerinin sohbetleri ile şereflendi. Bu sırada Medine’de, Ahmed Said Farukî adında bir zatın bulunduğunu öğrenince bu zata karşı aşın ilgi duymaya başladı. Dünya ve dünyalık hiçbir şeyden zevk almamaya başladı. 1277 (m.1861) yilinda Mekke’ye doğru yola çıktı. Haccettikten sonra Medine’de Ahmed Said Farukî Hazretleri’nin sohbetleri ile şereflendi. Altı ay hiçbir yere ayrılmadan yanında kaldı. Bu zatın vefatından sonra Tekke’de bulunan oğlu Abdürreşid Sahib Hazretleri’nin yanına gitti. Uzun yıllar bu zatın yanında kaldı. Birçok tarikat kolunda yetiştiğinden bu zattan hilafet aldı. Yıllarca Mekke’de mücavir kalarak taliplere ilim ve irfan öğretti. Eğinli Hacı Hafız Mehmed Hulusi Efendi, İzmirli Hacı Ahmed ve Hacı Edhem Efendiler, Yusuf Dağıstanî Efendi, Şirvanlı Haşim Efendi yetiştirdiği halifelerindendirler. Yüce Allah sırrım mukaddes ve mübarek kılsın. Kaynak İstanbul ve Anadolu evliyaları , Pamuk yayınları http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun
Yağlıoğlu Türbesi
İzmir – Tire Asri Kabristanında giriş kapısının yanında Hakkında çok fazla bilgi sahibi olamadığımız Yağlıoğlu türbesi ; Tire esnaflarından Yağcızade ‘ye aittir. 1531 tarihli Aydın Livası Muhasebe Defterinde, “Vakfı zaviye-i Yağcızade der Tire” kaydıyla, zaviye varlığına işaret edilmektedir. Baninin, kent merkezinde 40 dükkanının bulunması önemli bir isim olduğunu gösterir. Yağcızade’nin zaviyesi hakkında başkaca bir bilgi bulunmamaktadır. Asri Kabristan’daki Yağcızade’nin türbesi, halk arasında Yağlıoğlu Türbesi olarak tanınır. Yapı üslubundan XV. yüzyılın başlarına ait olduğu sanılmaktadır. Türbe moloz taş ve tuğladan altıgen plan şeklinde olup, üzeri üst üste iki kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Üst örtüyü oluşturan kubbeye geçiş tromplarla sağlanmıştır. Türbenin batı yönünde bulunan giriş kapısı dikdörtgen şekilde olup, silmelerle çerçeve içerisine alınmıştır. Girişin üzerindeki atkılar ve söveler ince profillidir ve büyük ihtimalle antik çağlara ait mermerler burada kullanılmıştır. Türbenin içerisi, mihrap ve giriş dışındaki dört duvarda yer alan birer pencere ile aydınlatılmıştır. Türbenin mihrabı dört yüzeyli bir niş şeklinde olup, üzeri mukarnaslıdır. Türbe içerisinde herhangi bir sandukaya rastlanmamıştır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Öksüz Dede – İzmir
Öksüz Dede Türbesi ;Belevi beldesinin doğusunda aynı isimle (Öksüz Dede) anılan mevkide bulunur Sinan Dede, Işılkavaklı Dede yatırları gibi yol güzergahında bulunmamasından dolayı çevre halkı tarafından pek fazla bilinmemektedir. Defineciler tarafından sıklıkla tahrip edilen yatır Belevi Beldesi halkı için büyük anlam ifade eder. Öksüz Dede kurak giden yaz aylarında Belde halkının uğrak yeri haline gelir, burada yağmur duaları yapılır. Halk arasından gönüllü kişilerden toplanan yardım ve malzemelerle pilav pişirilir, helvalar karılır. Birçok kereler yapılan hayır esnasında yağan yağmurdan pilav ve helva kazanlarına su dolduğu anlatılır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
İplikçi Yunus
İzmir – Bergama’da harputlu mescidi haziresinde Bergama ilçe merkezinde bulunan İplikçi Yunus mezarı, mahalleye de adını veren ulu bir kişidir. Harputlu Mescit bahçesindeki hazirede medfun bulunmaktadır. İnkılap Mahallesi Harputlu Sokağında yer alan ve İplikçi Yunus Mescidi olarak da anılan yapının, enine dikdörtgen planlı, ahşap çatılı bir harimi ile son cemaat yeri vardır. Harime giriş kapısının sağında bulunan kitabesinden mescidin Murtazaoğlu Harputluzade Mustafa Ağa tarafından 1809 yılında inşa ettirildiği anlaşılmaktadır. Anlatıldığına göre ismiyle anılan mahallenin ilk yerleşenidir. Pamuktan iplik eğirir ve satarmış. Zamanla onu sevenler kısa zamanda bulunduğu yeri bir mahalleye dönüştürmüşler. Fakat etraf insan dolunca dedenin rahatsız olduğu ve bir süre sonra kaybolduğu fark edilmiş. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Yalınayak Dede
Yalınayak Dede Türbesi ; İzmir ilinin Dikili ilçesinin Çandarlı–Dikili asfaltından doğu istikametinde yaklaşık 4 km. sinde Yalınayak Dede Türbesi tabelasını görürsünüz . İzmir ilinin Dikili ilçesinin Çandarlı–Dikili asfaltından doğu istikametinde yaklaşık 4 km. sinde Yalınayak Dede Türbesi tabelasını görürsünüz . Tabeladan bir km. içeride toprak yoldan türbeye ulaşırsınız.. Dede hakkında somut bilgi bulamadık. Yalınayak Dede türbesi geçirdiği yangından sonra Çandarlı belediyesi tarafından onarılmıştır. Asırlık ağaçlar dikkat çekmektedir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Çağaloğlu Ali Paşa
Çağaloğlu Ali Paşa Türbesi ; İzmir – Tire’de Cumhuriyet mah. Karahasan sokaktaki, Karahasan cami yanında Karahasan Camisinin avlusunda bulunan bu türbe Cağaloğlu Ali Paşaya ithaf edilmiş ancak, bunu belirten bir kitabeye türbe üzerinde rastlanmamıştır. Yalnızca türbe içerisindeki mezar taşında Cağalzade Ali Paşanın ismi ve h.1029 (1619) tarihi yazılıdır. Bununla beraber bu türbenin kime ait olduğu da kesinlik kazanamamıştır. Türbe moloz taş ve tuğladan her kenarı 3.90 m. uzunluğunda altıgen planlı olarak yapılmıştır. Türbe plan biçimi ile Yağlıoğlu Türbesinin bir benzeridir. Türbeye kuzeybatı kenarından girilmektedir. Bu giriş düz atkılı ve mermerden olup, çevresi ince yivlerle çevrilmiştir. Türbenin üzeri tromplu bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe üst üste iki kasnaktan meydana gelmiştir. Girişin karşısına rastlayan mukarnaslı mihrap beş yüzeyli olup, düz ve dar bir silme ile de dikdörtgen bir çerçeve içerisine alınmıştır. Türbenin içerisinde baş ve ayak taşları farklı olan bir mezar bulunmaktadır Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Aydınoğlu Mehmet Bey
İzmir – Ödemiş – Birgi de Ulu caminin yanında Aydınoğulları Beyliği’nin kurucusudur. Aydınoğlu Mehmed Bey ilk zamanlarında Germiyan ordusu subaşısı, yani ordu komutanı idi. Bizans İmparatorluğu’nun taht ve taç kavgaları sebebi ile çöküntüsünden istifade ederek Germiyan Hükümdarı I. Yakup Bey’in emriyle Ege denizi’ne inerek elde ettiği yerlerde babası adına bir beylik kurmuştur. Mehmet Bey, 1310 tarihinde Müslüman İzmir’ini ve daha sonra da Ayaslug ( Selçuk) , Tire, Sultan Hisarı ve Bodemya’yı ve 1326 da Gavur İzmir’i denilen sahil İzmir’i almıştır. Kendisine Mübarizüddin lakabı verilen Mehmed Bey ele geçirdiği yerlerden ; Ayaslug ( Efes – Selçuk ) ile Sultan Hisar’ının büyük oğlu Hızır Bey’e; İzmir’i ikinci oğlu Umur Bey’e ; Bodemya (Ödemiş) ise Üçüncü oğlu İbrahim Bahadır Bey’e ; Tire’yi de dördüncü oğlu Süleyman Bey’e verip en küçük oğlu İsa Bey’i yanında bulunduruyordu. Deniz sahillerine sahip olan Mehmed Bey, İzmir’i henüz almadan önce donanmasını Ayaslug’da yaparak denizciliğe başladı; fakat Rumlardan Cenevizlilere geçmiş olan İzmir’i aldıktan sonra burada da ayrıca bir donanma meydana getirdi. Mehmed Bey, 1334 de bir av esnasında suya düşüp hastalandı ve sonra vefat etti. Yerine diğer kardeşinin ittifak ve ısrarı ile İkinci oğlu Umur Bey , Aydınoğlu beyliğinin başına geçti. Mehmed Bey Birgi’de cami ve medrese yaptırmıştır. Beşinci asrın alimlerinden Saa’lebi’nin ” Arais-ül Mecalis” adlı ” Peygamberler Tarihi ” Mehmed Bey adına tercüme ve ithaf edilmiştir. Yine Mehmed Bey’in emriyle aynı kişi farsça ” Tezkire-i Evliya” yı Türkçeye çevirmiştir. Mesalik-ül-ebsar Aydınoğlu’nun 60 şehri ve 300’Den fazla kalesi ve 70.000 süvarisi olduğunu, donaması ile rum ve Frenklerle devamlı olarak savaştığını yazmaktadır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şeyh Nasurettin Türbesi
İzmir – Tire’de Şeyh camii yanında Şeyh Camiinin doğu duvarına bitişik, çatılı türbe de ailesiyle birlikte yatan şeyh Nasurettin , Cami, sıbyan okulu ve hamamdan oluşan külliyenin sahibidir. Çatılı mekan sanatsal değerden yoksundur. Türbe de kitabe yoktur. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Aydınoğlu Süleyman Şah
Aydınoğlu Süleyman Şah Türbesi ; İzmir – Tire ilçesi İbn Melek Medresesi bahçesinde İzmir ili Tire ilçesi İbn-i Melek Medresesinin bahçesinde, Belediye parkının içerisinde bulunan bu türbe, Aydınoğlu Süleyman Şah için 1349 yılında yaptırılmıştır. Türbe Birgideki Mehmet Bey Türbesi ile plan yönünden benzerlik göstermektedir. Yuvarlak kemerli giriş kapısı üzerinde burmalı silmelerle çevrelenmiş kitabelik yeri bulunmaktadır. Bu kitabelikte Al-i İmran Suresinin 30.Ayeti ile yapım kitabesi yazılmıştır. Bu yazılar Selçuklu sülüsü ile yazılıdır. Bu kitabenin mealen anlamı: ( Bu türbe, büyük ve kerim emir, aziz sıfatlara sahip Süleyman Şah bin Mehmet bin Aydın ın -Allah her birine rahmet etsin- üzerine 750 senesinde kuruldu. ) Bu kitabeden de anlaşıldığına göre Süleyman Şah Aydınoğlu devletini kuran Mehmet Beyin oğludur ve babasının beyliği taksim etmesi ile Tirede hüküm sürmüştür. Türbe kesme taş ve mermerden kare planlı olup, üzeri yedi metre çapında bir kubbe ile örtülüdür. Türbe alt sırada, iki yan kenarda birer ve kubbe eteğinde de beş pencere ile aydınlatılmıştır. Türbe içerisinde dört sanduka bulunmaktadır. Bunlar Aydınoğlu Mehmet Beyin dördüncü oğlu Tire Beyi Süleyman Şah, karısı, oğlu ve Aydınoğlu Mehmet Bey in büyük oğlu Aydın Beyi Hızır Bey e aittir. [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Artemis Yanı Türbesi
İzmir – Selçuk’da Artemis tapınağı girişinde İzmir Selçuk ilçesinde Artemis tapınağı girişinde bulunan türbe 6,5×6,5 m. büyüklüğündedir. 14. Yüzyıl sonu, 15. Yüzyıl başında Aydınoğlu döneminde yaptırlmıştır. Batıdan bir mermer kapı ile merkez mekana geçilmektedir. Bu mekanın zemininin orta yerine ana mezar yerleştirilmiştir. Bu odanın batısında diğer bir gömü daha bulunur.Doğu duvar boyunca ise bir bank yer alır. Mezarın sahibi bilinmemekle beraber yapının anıtsallığı ve yapımındaki özen, hükümdar ailesi çevresinden saygın birine ait olduğunu düşündürmektedir. Türbenin etrafında zamanla gelişen bir mezarlığa ait mezar taşları bulunur. Kaynak; http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
İmam Cafer-i Sadık Makamı – İzmir
İzmir – Basmane Kubilay Mah 1021 sokakda İmamı Caferi Sadık Tayyar türbesi Kubilay Mah. 1021 Sk.da bulunmaktadır. Yapının bir ailenin özel mülkiyetinin bir kısmını işgal ettiğinden fotoğraf çekiminin oldukça zor ve ailenin izinine bağlıdır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Seydi Baba ( Seyyid Mükerremüddin)
İzmir – Gaziemir’de Yağhaneler Çocuk Parkı’nın hemen karşı caddesinde Seydiköy (Gaziemir) adını Türklerin İzmire yerleşimi ile başlayan Aydınoğlu döneminde Gazi Umur Beyin komutanlarından Seyd-i Mükremüddün den adını alır. Emir Çaka Beyin İzmir i almasıyla başlayan İzmirdeki Türk yerleşimi Aydınoğulları döneminde artarak devam etmiştir. Seyid ismi peygamber soyundan gelenlere verilir.Peygamber soyundan gelen Seyd-i Mükremüddün taifesinin Seydiköy e yerleşimiyle Türk hakimiyeti artmaya başlamıştır. Aydınoğulları döneminde Seydiköy, Birgiden sonra önemli bir yerleşim yeridir. Günümüzde Seydiköy ün yerini almış olan Gaziemir adı; burayı Seyyid Mükerremüddin Zaviyesi”ne vakfetmiş olan ve babası Mehmet Beyin eski Türk devlet geleneği ve idare anlayışı doğrultusunda kendisine verdiği İzmirde ikamet ederek, hayatını savaşlarla geçirmiş olan Aydınoğlu Gazi Umur Beye izafeten verilmiş olan bir isimdir. Gaziemir ismi Gazi Umur un zaman içerisinde uğramış olduğu değişim sonucunda yaygınlaşan bir isim olduğudur. Kaynak http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Memidedeoğlu Ali Baba
İzmir ili, Urla ilçesi, Musalla Mescid mahallesinde bulunan Musalla Mescidin hemen girişindedir İzmir ili, Urla ilçesi, Musalla Mescid mahallesinde bulunan Musalla Mescidin hemen girişindedir. Urla da en eski mescidin,Musalla mescidi olduğu söylenir. Cuma ve bayram namazları açıkta,namazgahta kılınırdı.Daha sonra mescid yapılmış. Kitabe olmadığından yapım tarihi ve yapan kişi hakkında bilgilere ulaşamadık. Mescid girişi eskiden mezarlık olduğu görülmektedir. Kaynak http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Gazi Sığla Bey
Gazi Sığla Bey Türbesi ;Selçuk Kuşadası kavşağında Selçuk Devlet Hastanesi’nin yanında bulunmaktadır. İnşaında ağırlıklı olarak moloz taş ve yer yer tuğla kullanılmış olan kare planlı bir yapıdır. Kitabesi olmadığı için yapılış tarihi kesin olarak bilinememektedir. Yapının zaviye olması kuvvetle muhtemeldir. Üst örtü olarak kullanılan kubbe beden duvarlarına oturtulmuş, herhangi bir ara taşıyıcı öğe kullanılmamıştır. Giriş cephesinde uygulanan sivri kemer tüm cephe duvarına hakimdir ve girişi vurgulamaktadır. Giriş cephesindeki bu uygulamayı destekler biçimde yapılan köşeler alçak tutulmuştur. Selçuklu’nun giriş eyvanlarını anımsatan bir uygulamayla yapılan giriş cephesi güneybatıya bakmaktadır. Dikdörtgen formlu küçük pencerelerle aydınlatılmış olan yapı iki sıra kirpi saçakla çevrelenmiştir. Yapıda 2010 yılında yapılan kazı çalışmalarında, iç mekanda Beylikler Devri’ne ait iki tane mezar bulunur. Bu mezar taşlarının Aydınoğulları Beyliği döneminde yaşamış ve Ayasuluk’un şehirleşmesinde büyük katkısı bulunduğu bilinen Ahmed Paşa’ya ait olduğu tespit edilmiştir. Mezarın bulunduğu türbe, iç duvarlarında yer alan yelkenli, el ve Mühr-ü Süleyman motiflerini tasvir eden grafitiler ile büyük önem taşımaktadır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Kasımpaşa Türbesi – Menemen
Kasımpaşa mahallesi, Türbe Sokakta yer alan ve şimdi tamamen yenilenmiş olan Kasımpaşa Camii`nin güneydoğu kenarındadır. Rivayete göre türbede Kasım Paşa ve oğlu bulunmaktadır. Başka bir rivayete göre de Kasım Paşa türbeyi 1407 yılında Girit Savaşında üstün başarı gösteren bir askeri için yaptırır. Daha önceleri Kasımpaşa Camisine bitişik olarak yapılmış olduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Türbenin giriş kapısının üzerinde bulunan ve tam okunamayan kitabesinden ise 1406 senesinde, Abdullah oğlu Ali Ağa tarafından yaptırılmış olduğu sanılmaktadır. Türbe , 8 gen planlı ve almaşık duvar örgülü ve dıştan kiremit kaplı bir kubbe ile örtülüdür. Kalan izlerden girişinin önünün revaklı olduğu anlaşılmaktadır. Basık kemerli giriş kapısı fırfırlı bir çökertme içine alınmıştır. Türbe iç kısmı dışta olduğu gibi 8 gen plan şemasına sahip olup kenarlar alt seviyede fırfırlı kemerli çökertmeler içine alınmıştır. Üst seviyede ise cami ile bitişen kenarlar dışındaki 6 kenarda teğet kemerli birer küçük tepe penceresi yer almaktadır. Türbe de orta alanda bir büyük bir küçük iki sanduka yer almaktadır. Bu sandukalar kitabeli , herhangi bir mezar taşı ihtiva etmemektedir Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Çiğer dede
İzmir ili, Balçova ilçesi, Balçova ilköğretim okulunun arka bahçesindedir. İzmir ili, Balçova ilçesi, Balçova ilköğretim okulunun arka bahçesindedir. Yatırı önceleri eski Üçkuyular- Balçova yolu üzerindeydi. Çok ziyaret edilen bu yatır 1970’lerde yol yapım çalışmaları sırasında bulunduğu yerden alınarak Balçova merkezdeki ilköğretim binasının yanındaki yeni yerine taşınır. Günümüzde burada kırık bir mezar taşı ile sarıklı bir mezar taşı yanyana bulunmaktadır. Rivayete göre ; Yunanlılar Balçov aaltı’na geldiği zaman Ciğer Dede’nin türbesini görürler. Burada güzel içki içilir diyerek, ağaçlar altındaki türbeyi yıkarlar. Yunanlılar bu türbeyi yıkarken Ciğer Dede yerinde yoktur. Yıkımdan sonra Dede gelir bakar ki türbe yok…Türbenin yıkım emrini veren Yunanlı Panayoti o sırada İzmir Limanı’ndaki gemide uyumaktadır. Ciğer Dede, Panayoti’nin başında belirir ve (Benim türbemi yapın) der. Yapılmayınca, ikinci gece yine gider. Panayoti, ikinci ikazı da dikkate almaz. Dede kızar ve 3. gidişinde Panayoti’ye (Benim türbem bugün yapıldı, yapılmadı. Ne kadar askerin varsa hepsi temiz) tehdidinde bulununca, Panayoti çok korkar ve ertesi gün 15-20 usta, 40-50 asker ile Ciğer Dede’nin türbesini yeniden yaptırır… Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , Geçmişten Günümüze Balçova, Balçova Bel. Yay.-Hatıralar/Nazmi Tilkici, s.11 http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun
Pamukçu Dede
Pamukçu Dede Türbesi ;İzmir ilinin Urla ilçesinde , Cam-i atik Mahallesinde Algan sokakta bulunan Fatih İbrahim Bey Camisinin arka bahçesinde bulunmaktadır. Pamukçu Dede Türbesi ;İzmir ilinin Urla ilçesinde , Cam-i atik Mahallesinde Algan sokakta bulunan Fatih İbrahim Bey Camisinin arka bahçesinde bulunmaktadır. Pamukçu dede hakkında bilgiler yok denecek kadar azdır.Pamukla ilgili iş yaptığından böyle anılmaktadır. Camiden önce türbenin var olduğu söylenmektedir. 14.yy.da cami inşaatı başlandığına göre bu tarihlerde öldüğü varsayılıyor. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hıdır Dede – Seferihisar
Hıdır dede’nin kabri ; İzmir – Seferihisar’da Hıdırlık camii arkasında. Hıdırlık cami banisi olup, Seferihisar ve cevresinin alınması ve müslümanlaşmasında ismi geçen HIDIR BEY olduğu söylenmektedir. Türbe açık türbe olup, etrafı demir perdelikle çevrelenmiştir. Kaynak; http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Davud Karsi
İzmir – Ödemiş – Birgi kasabasında İmam Birgivi Kabristanında . Tahsilini Dersaadet ve Mısır’da tamamlayan Davud-ı Karsi’nin ulema arasında meşhur olan eseri Şerhu ala Usuli’l-Hadis li’l Birgivi’yi 1738’de Mısır’da telif eder. Ayrıca, Risale mine’t-Tefsir, Şehru Kaside-i Nuniyye mine’l Akaid, Şerhu Muhtasarü’t-Tehzib el müsemma be Tekemmületi mine’l-Mantık ve’l Adab, Şerhu İsagoci mine’l-Mantık, Risale fi Beyan-ı Kaza-yı Kadr mine-l-Kelam, Şerhu Emsile mine’s-Sarf isimlerinde eserleri vardır. 1733’de Birgi’deki Aydınoğlu Medresesi’nde müderrislik yapmış olan Davud-ı Karsi, hayatının son onbeş yılını Birgi’de geçirir ve 1756’da orada vefat eder. Kara Davut ismiyle de anılan Karslı müderris, vasiyeti üzerine kendisine hayran olduğu Birgivi Mehmed Efendi’nin kabrinin yanına defnedilir. Mahdumu Ömer Efendi’nin de beraberinde medfun bulunduğu mezar taşından anlaşılmaktadır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Sinan Dede – Kemalpaşa
İzmir – Kemalpaşa – Sinancılar köyünde Sinancılar, İzmirin Kemalpaşa ilçesine bağlı Bağyurdu beldesine bağlı şirin mi şirin sımsıcak bir Yörük köyüdür. Kemalpaşa ilçe merkezine 22 km uzaklıktadır. Türbe köyden uzakta ormanlık alanda oldukça yüksek bir yerdedir. Daha sonraları türbe çevresi mesire yeri olarak düzenlenmiştir. Sinan Dede hakkında değişik söylemler varsa da en ilgi çekeni; Bayındır ilçesini ihya eden ilk yerleşen ve camiler, hamamlar, hanlar yaptıran , yaşamın büyük bir bölümünü Bayındıra harcayan bir kişi olduğudur. Bu kişinin hayatının son dönemlerini Bayındır’lara kızıp küserek Bayındırı dağdan aşıp Sinancılar köyüne yerleşip hayatının sonuna kadar burada yaşayıp ölen bir kişi olduğudur. Diğer bir söylence de diğer Kemalpaşa erenleri ( Hamza Baba , Kurt Baba Tufan Dede ile kardeş oldukları Horosan erenlerinden olup İslamın yayılması için mücadele ettikleri ve bu uğurda hayatlarını kaybettikleridir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Cinli Mescit Türbesi
İzmir – Bayındır , Kalburcu mahallesi Mescit Sokak üzerinde yer alan Hacı İsmail Ağa Mesciti yanında Halk arasında cinli mescit türbesi olarak da anılmaktadır. Mescit, ve türbe Bayındır vakıfları içinde 464 ağaca sahip en büyük vakıftır. Hacı İsmail Ağa mescidi (cinli mescit ) Bayındırın ilk süreç yapılarındandır.Tarih olarak da Hacı Sinan Cami ile aynı dönem eseridir. (1530-1540 ) Cinli mescidin haziresine 3 adet büyük, 3 adet küçük çocuk mezarları bulunmaktadır.Özellikle bahçesinde yer alan çocuk mezarları, baninin kutsiyetini ifade etmektedir. Ölen çocuklar Hacı İsmail in koruyuculuğuna teslim edilmektedir. Hacı İsmail Tire de de Hisar Camisinin (Tahtakale Camisi ) de banisidir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Halil Yahşi Bey
İzmir – Selçuk’da Atatürk Mahallesi Kaymakamlık yanı lojmanları yanındadır. İzmir ili, Selçuk ilçesi Atatürk Mahallesi Kaymakamlık yanı lojmanları yanındadır. Aydın Sancak Beyi Halil Yahşi Bey Türbesi. Kare planlı . Köşeler Efes’ ten getirilen mermerlerden yan yüzleri ise iki sıra tuğla,birsıra moloz taş kaplamalı olarak inşa edilmiştir. Üzeri sekiz köşeli kasnak üzerine oturan bir kubbe ile örtülüdür. Gerek gubbenin gerekse kasnağın saçaklı altları boydan boya diş motifleri ile süslüdür. Yapıya giriş . silmeli düzgün mermer bloklardan yapılmış Iento üzerinde sivri kemerli ve iki diş kırık çizgi atlamalı biçimde tuğla ile süslü bir kapıdan sağlanmıştır. G iriş kapısı dışarı bakmaktadır. Kapı söve ve lentoları mermer ve sağlamdır. Güneyde yuvarlak konumlu bir mihrab bulunur. Doğu ve güney cephelerde birer tane büyük penceresi vardır. Mihrap tonozlu bir girinti içindedir. Bu girintinin her iki yanında bir sağır niş vardır. Taban kaplamaları tuğladır. Şu an Türbe mescid olarak kullanılmaktadır. Kaynak http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Lokman Dede – İzmir
Lokman dede türbesi ; İzmir – Bergama ilçesi Dursun bey kız türbesinin hemen yanında Lokman Dede’nin 13. Yüzyılın ortalarında yaşadığı ve Kız Türbesi yanında bulunan küçük mezarlığa gömülmüş olduğu anlatılır. İsminden de anlaşıldığı üzere ilaçların ilmini bildiği bir çok hastalığı iyi ettiği söylenir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Eşref Rumi Türbesi
İzmir – Kemalpaşa – Çınarköy’ de Caminin avlusunda …………. [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] Kaynak http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Tezveren Şeyh Kamil
İzmir – Menemen ilçesinde Taşhan’ın arkasında Şeyh Kâmil’in Menemen’in fethi sırasında şehit olan ve orduya bayraktarlık yapan veli bir kişi olduğu rivayet edilir. Türbenin giriş kapısının üstünde bulunan kitabede 1620 tarihi bulunmaktadır. Merkadın gören fe ni’mel melhadündür bu dedi Ravzay-ı bağ-ı cenândaıı bir nişandır bu dedi Emr idüb Pir Aziz merbubunâ tarihini Dedi Derviş ana tarihi “Şeyh Kâmil Hû” dedi. İki basamaklı basit bir merdivenden inilerek girilen türbe içinde tek sanduka bulunmaktadır. Batı ve kuzeybatı duvarlarına açılmış iki büyük pencereden ışık alan türbenin güney ve kuzeydoğu kenarlarının doğu uç kısımlarında birer dolap nişi yer almaktadır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Gömeç Baba
İzmir İli Bayındır İlçesi Gömeçli semtinde bulunan türbe klasik Osmanlı türbelerindendir. Yüksek bir platforma dört kolon sütün üzerine sekizgen kasnaklı kubbeli bir türbedir. Gömeç Baba Türbesi ;1600 yıllarında yaşamış, İslam hukuku hakkında fetvalar vermiş Ahmet Hulusi Efendinin talebesi Ahmet e aittir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şemsi Baba
İzmir – Eşrefpaşa’da Sabit Bey camii bahçesinde Şemsi Baba Haziresi İzmir Eşrefpaşa’dan Bozyaka’ya giden yol üzerinde Yağhaneler bölümünde Sabit bey Camii bahçesindedir. Yusuf Şemsettin Baba, 1795’de Mora’da doğmuştur. Müderris Feyzullah Efendi’nin oğludur. Askerde tabur kâtipliğine kadar yükselir. Ayrıldıktan sonra İzmir’e yerleşir. Rüsumat memurluğu yapar. Karadutlu Dergâhı’nın postnişini olur. 1884’de ölmüştür. Dergâhına gömülür. Babalık icazetini ve halifeliği Mehmet Ali Hilmi Dedebaba’dan almıştır. Öldükten sonra posta önerisi üzerine torunu Fuat Bey Baba(öl. 1928) getirilir. Ondan sonrada dergâhın postnişinliğine jandarma subaylarından Kazım Baba atanır. Hacı Bektaş-ı Veli’nin müridlerinden olan Şemsi Baba rumi 1270 miladi 1855 ‘li yıllarda, bağlık ve zeytin bahçeliği olan bu yerde, önceden var olup sonra yıkılan KARADUTLU TEKKESİni yeniden yapmak suretiyle insanlara irşad hizmetlerini anlatmaya ve davet etmeye burada devam etmişlerdir. Yıllarca sürüp giden bu zikir ve hizmet kervanına katılanların sayısı çoğaldı. Hepsi de tekke müfredatına kayıtsız şartsız teslim olmuşlardır. Ömrü vefa edemeyip dar-ı bakaya irtihal edenler (ölenler) derviş ve ermiş tabir edilenler, yine bu tekkenin etrafında defn edilmişlerdir. Tekke sorumlusu ve pir-i olan ALAADDİN ŞEMSİ ( Şemsi Baba) rumi 1301 miladi 1885 tarihinde vefat edince buraya gömülmüştür. (baştaki yüksek kabir) Bundan sonra burası ŞEMSİ BABA TEKKESİ adını almış ve bir süre ( yaklaşık 25 yıl) rumi 1322 miladi 1906 yılına kadar Şemsi baba Tekkesi olarak devam etmiştir. Bütün hanedanı (hanımı, çocukları, yakınları) buraya defn edilmiştir. Karadutlu Dergâhı ya da halk arasında bilinen adıyla Şemsi (Şemseddin) Baba Dergâhı Haziresi içinde tespit edilen yirmi dört mezar bulunmaktadır. Bu mezarlardan bazıları kadın ve çocuklara ait olmakla birlikte birçoğu da bu dergâhta yetişen Bektaşi dervişlerine aittir Sayın Prof. Dr. Necmi Ülker’in Karadutlu Dergâhı hakkında yapmış olduğu çalışmadan dergâhın kitabesinin tercümesi : Yetişti Hacı Bektaş Veli Abdal Musa Sultan, Seza gördü bu mevkide esasıyle hankabı, Müridan Sıdk ile gelsün erenlere olsun teslim, Kul olsun Al-evlada idüb ikar şahan şahı, Müdavim ola hizmetle bu meydan-ı muhabbedde, İrişup pir ü irşada tuta erkaniyle rahı, Zuhüratla gelüp bir er didı şevkiyle tarihin, Yeniden kıldı bünyad Şemsi Baba iş bu dergâh sene 1281 Dergâhın kurucusu Şemseddin Babanın Mezar Taşında ise; “Hüvel Hayyü’llezi la yemut La ilahe illallah Muhammeden Rasulullah Ali Veliyullah tarikat alliyye-i Hünkâr Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin Hulefasından işbu Kradutlu Dergâhı Şerifi banisi Eğriboz istefesi Muhacirinden murşidi agâh arif-i billâh Yusuf Şemseddin baba ruhuna Fatiha 18 Fi Şevval sene 1302 (12 Ağustos 1885) [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] Kaynak http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hatuniye Türbesi
İzmir – Ödemiş – Birgi kasabasında İmam Birgivi hazretlerinin hemen yanında İzmir ili Ödemiş ilçesi, Birgi Bucağında bulunan bu türbe, Birgi Ulu Camisinin güneyinde bulunmaktadır. Aydınoğulları döneminden Birgide kalan en eski yapılardan biri olan bu türbenin giriş kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre, Aydınoğlu Mehmet Beyin kız kardeşi Sultan Şah için h.710 (1310) tarihinde yaptırılmıştır. Sultan Şahın vakfı olan, günümüze ulaşamayan medrese ile birlikte yaptırılan bu türbenin etrafı daha sonra hazireye dönüşmüşse de çevre düzenlemesi sırasında buradaki mezar taşları kaldırılmıştır. Türbe moloz taş ve tuğladan, altıgen planlı yapılmış olup, üzeri kubbe ile örtülmüştür. Son yıllarda yapılan onarımlar sırasında özgünlüğünü büyük ölçüde yitiren türbenin üzeri kasnaksız basık bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe doğrudan doğruya duvarlar üzerine oturtulmuştur. Türbeye güney yönündeki bir kapıdan girilmekte olup, her cephesine de yuvarlak kemerli birer pencere açılmıştır. Günümüzde kuzey duvarındaki pencere örülmüş ve burası sağır duvar haline getirilmiştir. Türbenin girişi ileriye doğru uzanmış ve bu yüzden de giriş cephesi eyvan biçimine dönüşmüştür. Hafif sivri kemerli bu eyvanın içerisine ve yan yüzlerine karşılıklı birer niş yerleştirilmiştir. Geçmeli basık kemerli girişin kilit taşı üzerine kabara ve iki yanına da madalyonlu basit süslemeler yapılmıştır. Türbenin iki satırlık sülüs yazılı kitabesi giriş kemerinin üzerine yerleştirilmiştir. Türbe içerisinde buraya sonradan konulduğu anlaşılan bir mezar bulunmaktadır. İbrahim Hakkı Uzunçarşılının yayınladığı Şah Sultanın mezarın ne olduğu bilinmemektedir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Efkar Baba
İzmir – Balçova’da Teleferiğin işletildiği tepede demir bir kafes içindedir. Efkar Baba’nın kabri Balçova’da Teleferiğin işletildiği tepede demir bir kafes içindedir. Türbeye ulaşmak şimdilerde zordur. Zira Türbe Tesislerin hemen yanında olduğundan izin verilmemektedir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Tekke Dede Türbesi
İzmir – Bergama İlçesine 20 km. mesafede bulunan Güneşli köyü yakınlarında Karasi Bey Bizans’tan Bergama’yı alır. Kozak’a çekilen Bizans ordusu ile Mehmet’ül-İns Kumandasındaki Karasi Bey ordusu Güneşli Yaylasında çatışmaya girerler. Bu çatışmada hayatını kaybeden komutanın türbesi ve askerlerin mezarları burada bulunmaktadır. Güneşli’nin eski Adı Tekke, bu olaylailgili olarak konulmuştur. Fakat halk kendi yaşantısı içinde bir Tekkedere söylencesi üreterek bu mezarı Çoban Dede diye birine mal eder. Anlatılır ki, Kozak’ta asıl yayla burasıdır. “ Ağacı az, otlağı çok, yeri yüksek, kışı sert, yağışı karlı, yazın pınarları buzludur. Yörükler yayla obası olarak buraya geldiklerinde otlak, sulak diye bildikleri bu yer zamanla kurak, çorak oluverir. Kışın karı eksik mi düştü, yazın sıcağı baskın mı çıktı neyse, sıkıntı baş gösterir. İnsanlar düşünüp taşınmaya başlarlar. Hastalık yayılmaya, susuzluktan hayvanlar bayılmaya, ölenler sayılmaya başlayınca Çoban Dedeyi arayıp bulurlar, el aman deyip ayağına kapanırlar. Çoban Dede üç gün bekler, kulağını yere koyar, akşamüzeri güneşi arkasına alıp değneğini savurup atar. Değneğin düştüğü yere koşan yörükler gürül gürül akan bir suyun kaynadığını görünce bayram yaparlar. Dönüp dedeye teşekkür için geldiklerinde onu ölmüş görünce yasa bürünürler. ” Bugün dedenin mezarı olduğu yer türbedir. Sarı Dede ismiyle de anılan Tekke Dede ilçeye 25 km. mesafedeki Zeytindağı beldesine iki km. mesafede bulunan bir tepededir. İki kubbeli sağlam bir yapı olup duvar ve kubbeleri gibi pencerelerin de demir parmaklıkları iyi bir işçilikle yapılmıştır. Türbede üç mezar bulunmaktadır. İlkbaharda özellikle dağ köylerinden ziyarete gelen halk burada kurban keser. Kaynaklar ; Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Tezveren Dede – İzmir
İzmir – Konak’da 424 sokak’da. Tezveren Dede’nin kabri, Konak 424 Sk.’ta Damlacık Semtindedir. Sokak başında olan bu yatırda kadınlar tarafından mum yakılmakta ve dilek dilenmektedir. Gerçek mezar asfaltın altındadır. Mezar taşı sokak köşesine taşınmıştır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hayıt Dede
İzmir – Bornova Doğanlar Semtinde Hadım Dede diye de anılan Hayıt Dede’nin yatırı İzmir Bornova Doğanlar semtindedir. Bu mezarın yine yol yapımında kaldırılmak istenmesine rağmen kaldırılamadığı ve yolun kenarında kaldığı söylenmektedir. Mezar taşını da yan evin sahibi gördüğü rüya üzerine yaptırmıştır, denilir. Bornova\’daki yedi kardeş evliyadan birisi olduğuna inanılır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Çayağzı Tekke Türbesi
İzmir – Kiraz’daki Çayağzı köyünde İzmir ili, Kiraz ilçesi, Çayağzı köyünde bulunan türbe , Tekke türbe diye adlandırılmaktadır. Osmanlı Dönemi eseridir. Çayağzı Köyü, Tarlabaşı Mh. Kırtaş Tepe de yer alır. Dikdörtgen planlı türbe moloz taştan inşa edilmiştir. Ahşap beşik çatısı marsilya kiremit kaplıdır. İçinde moloz taşlarla örülü bir mezar vardır. İçinde türbenin yer aldığı geniş bir alana yayılmış mezarlık, yöre halkı tarafından kutsal bir yer olarak kabul edilmektedir. İzmir II Numaralı KTVKK’nun 26.01.2006 tarih ve 1770 sayılı kararı ile tescil edilmiştir. Kaynak http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Kara Halil Bey Türbesi
İzmir İli, Kiraz İlçesi, Haliller Köyü yakınınında İzmir İli, Kiraz İlçesi, Haliller Köyü yakınınında bulunan türbe kimin adına yaptırıldığı henüz tespit edilememiştir. Vakıflar Mahallesindeki türbe ile ilgili değişik efsaneler uydurulmuşsa da bu türbenin de Kara Halil Bey’e ait olması daha güçlü bir ihtimaldir. Türbe yapım şekli açısından tipik Selçuklu dönemi eseridir. Kaynak http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Seyit Battal Gazi Torunları
İzmir – Bornova , Hüseyin İsa Bey camii olarak da bilinen Büyük caminin yanında İzmir Bornova ilçesinde Büyük Caminin kuzeybatısında bulunan bu türbenin yapım yılını ve kime ait olduğunu belirten bir kitabe bulunmamaktadır. Yapı üslubundan Aydınoğulları döneminden, XIV. yüzyıldan kaldığı sanılmaktadır. Değişik zamanlarda yapılan onarımlarla özelliğinden kısmen de olsa uzaklaşmıştır. Cami üzerindeki altı mısralık bir kitabeden 1740 yılında Seyyit Ali Ağa tarafından onarıldığı öğrenilmektedir. Türbe kesme taş ve tuğlanın almaşık biçimde sıralanmasından meydana gelmiş olup, sekizgen bir plan düzeni göstermektedir. Üzeri kasnaklı ve kiremitli bir kubbe ile örtülmüştür. Türbenin batı cephesindeki giriş kapısı ana yapıdan bir metre öne doğru taşırılmış, sivri tuğla kemerli dikdörtgen bir bütün halindedir. Girişin iki yanına birer mukarnaslı mihrapçık yerleştirilmiştir. Buradan basık kemerli bir kapı ile girilen türbede üç taş sanduka bulunmaktadır. Burada gömülü olan kişilerin kim oldukları da bilinmemekle beraber SEYİT BATTAL GAZİ nin torunları olan ALİŞİR – BEŞİR – ve NEZİR HAZRETLERİ nin olduğu söylenmektedir. Türbenin içerisi birer duvar atlayarak üç pencere ile aydınlatılmıştır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Dursun Bey – Kız Türbesi
Eski Topçu Kışlası mevkiinde Gazi İlköğretim Okulu karşısında Eski Topçu Kışlası mevkiinde Gazi İlköğretim Okulu karşısında yer alan türbenin, Karesi Beyin oğulları arasında çıkan taht kavgası sonucu yaşamını kaybeden Dursun Bey için inşa edilmiş olduğu rivayet edilir. Burası halk arasında Kız Türbesi ismiyle anılır. Dursun Beyin mezarı kale eteklerinde anılan yere yapılmış, daha sonra Bergamalı bir kadın tarafından üzerine türbe inşa edildiği için buraya zamanla Kız Türbesi denilmiştir. Türbenin yapımında inşa malzemesi olarak moloz taş ve kaba yonu taş ile devşirme malzeme kullanılmıştır. Dar saçaklı ve pramidal çatılıdır. Duvarlar oldukça kalın tutulmuştur. Türbeye doğu cephesinde yer alan sivri kemerli bir kapı ile girilmektedir. Sanduka türbenin içinde bulunmaktadır. Yapı içerden tonoz ile örtülüdür. Yapının her cephesinde bir pencere bulunmaktadır. Batı cephesindeki pencere açıklığı sonradan kapatılmış, iç cephede niş şeklinde bırakılmıştır. Türbeyi doğu ve güney cepheden büyük bir avlu çevrelemektedir. Türbenin etrafında dağınık halde Osmanlıca mezar taşlarının bulunması, bu alanın Osmanlı mezarlık alanı olduğu fikrini desteklemektedir. Kaynaklar; Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Ece Sultan – İzmir
Ece Sultan Türbesi ; İzmir – Selçuk’a 12 km uzaklıkta bulunan Sultaniye köyünde Eğimli ve yüksek bir arazide bulunan mezarlığın içinde kare planlı düz çatılı kesme taştan yapılı türbedir. Ece sultanın Bektaşi erenlerden olduğu söylenmektedir. Yanında yatan kişinin bir bayan olduğu fakat Ece Sultanın hanımı olup olmadığı bilinmediği köyde yaşayanlar tarafından söylenmiştir. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Kafiyeci Mehmet Muhittin Efendi
Kafiyeci Mehmet Muhyiddin Efendi ‘nin Kabri ; Mısır – Kahire’de Eşrefiye Medresesi yanındaki Eşrefiye türbesinde. Bergama’daki mezar ise sanıyoruz ki; Bergama doğumlu olması sebebiyle makamı olsa gerektir. Kafiyeci Mehmet Muhittin Efendi Hanefî mezhebi fıkıh âlimi. İsmi, Muhammed bin Süleymân bin Sa’d bin Mes’ûd er-Rûmî’dir. Künyesi Ebû Abdullah olup, lakabı Muhyiddîn’dir. Nahiv ilmine dâir “ Kâfiye ” adlı eser ile çok meşgûl olduğundan dolayı, Kâfiyecî diye meşhûr olmuştur. İzmir’e bağlı Bergama’da, 788 (m. 1386) senesinde doğdu. Mısır’ın Kâhire şehrinde, 879 (m. 1474) senesinde vefât etti. Kâhire’deki Eşrefiyye Medresesi yakınında, kendisi için ölmeden önce yaptırdığı türbeye defnedildi. Memleketinde büyüyen Kâfiyecî, ilim tahsili için birçok yerlere gitti. Molla Fenârî, Burhânüddîn Emîr Haydar el-Hâfi, Şeyh Vâcid, İbn-i Ferişteh, Hâfızüddîn Bezzâzî, Abdülvâhid el-Kutâî gibi büyük zâtlardan, aklî ve naklî ilimleri tahsil etti. Sonra Şam’a gidip, orada ilim okutmakla meşgûl oldu. Hicaz’a gidip, hac vazîfesini yerine getirdikten sonra, Kudüs’e döndü. Daha sonra Melik Eşref Barsbay zamanında Kâhire’ye geldi. İnsanlardan uzak olarak Berkûkiyye’de senelerce kaldı. Orada Bisâtî, İbn-i Hacer el-Askalânî ve başka zâtlarla karşılaşıp ilmî sohbetlerde bulundu. Bir müddet Muhibbüddîn el-Eşkâr’ın yanında kaldı. İbn-i Esed, Bedrüddîn Ebü’s-Se’âdet, el-Bülkînî gibi âlim zâtlarla birlikte, Melik Zâhir Çakmak da gelip, onun sohbetlerinden istifâde etti. Kâfiyecî, 842 (m. 1438) senesinde Hasen el-Acemî’nin ayrılmasıyla boşalan Eşref Şa’bân dergâhında müderris olarak vazîfe yaptı. Daha sonra Âlâüddîn Rûmî’nin yerine, onun dergâhında ders okutmakla meşgûl oldu. İbn-i Hümâm’dan sonra Şeyhûniyye Medresesi başmüderrisliğine getirildi. Mısır’da Hanefî kadısı olarak görevlendirildi. Ders okutmak, fetvâ vermek ve eser yazmak husûslarında çok yükseldi. Onun üstünlüğünü herkes kabûl ediyor ve ilmî üstünlüğü karşısında boyun eğiyordu. Bu sebeple, şöhreti her tarafta duyuldu. Onun eserleri, talebeleri ve fetvâları her tarafa yayıldı. Ondan çok kimseler ilim tahsil edip yetiştiler. Talebeleri daha onun sağlığında iken yükseldiler, zamanlarının ve çevrelerinin ileri gelenleri oldular. Takıyyüddîn el-Hasenî ondan ilim tahsil eden zâtlardandır. Âlim, fâzıl, ilmiyle âmil olan Kâfiyecî; iffet sahibi, temiz kalbli, düşmanlarına karşı dahî yumuşak huylu ve merhametli idi. Elinde bulunanları bekletmeyip, hemen sadaka olarak verirdi. Çok cömert ve ikram sahibi idi. Kur’ân-ı kerîm okunduğu zaman âyet-i kerîmelerin ma’nâsını düşünür ve çok ağlardı. Komşu ve arkadaşlarıyla çok iyi geçinir, onlara hüsn-i muâmelede bulunurdu. İlmî yönden asrının allâmesi ve zamanının bir tanesi idi. Aklî ve naklî ilimlerin hepsinde yüksek idi. Hadîs ve tefsîr usûliyle; tefsîr, kelâm, nahv, sarf, me’ânî, beyân, mantık, felsefe, heyet (astronomi), hendese (geometri), hikmet, cedel ve münâzara ilimlerinde benzeri yoktu. Fıkıh, tıb ve edebî ilimlerde özel ihtisas sahibi idi. Ona, zamanında yaşadığı devlet adamları ve Osmanlı sultanları iltifât ve ihsânlarda bulunurlardı. Kâfiyecî hakkında İmâm-ı Süyûtî şöyle der: “Onun yanına ilk gittiğimde, “Zeydün Kâimün” terkibinin i’râbını yapmamı söyledi. Ben de; “Derse ilk başlamış çocuk yerine koyup soru soruyorsun” dedim. “Bu terkibde senin bilmediğin yüzonüç mes’ele vardır. Onun için soruyorum” dedi ve anlatmaya başladı. Ben, bu konu hakkında hiçbir şey bilmediğimi anladım. Bunun üzerine, ilim öğrenmek için ondört sene yanında kaldım. Her gidişimde, yeni bir mes’ele öğrendim. Hayâtını ilim okumak ve okutmakla geçiren Kâfiyecî’nin, çeşitli ilimlere dâir yüzden fazla eseri vardır. Bu eserlerinin en önemlileri şunlardır: 1- Şerhu Kavâid-ül-kübrâ li İbn-i Hişâm, 2-Envâr-üs-se’âde şerh-u Kelimet-iş-şehâde vel-Esmâ-ül-Husnâ, 3-Muhtasar-ül-Müfîd fî ilm-it-Târih, 4-Hâşiyetü alâ şerh-ıl-Hidâye, 5-Telhîs-ül-Câmi’ul-kebîr, 6-Risâletün fîl-İstisnâ, 7-Şerhu Tehzîb-ül-mantık vel-kelâm, 8-Temhîd fî şerh-it-Tahmîd, 9-Muhtasar fî ilm-il-irşâd, 10-Et-Teysîr fî ilm-it-tefsîr, 11-Telhîs alâ Tefsîr-il-Beydâvî, 12-Telhîsu Şerhu Mevâkıf, 13- Muhtasar fî ilm-il-Eser, 14- Hall-ül-Eşkâl fî mebâhis-il-eşkâl fil-Hendese, 15-Menâzil-ül-ervâh. [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] Kaynak İslam Alimleri Ansiklopedisi , Türkiye Gazetesi http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Alaeddin Halveti ( Yayıntaş )
Alaeddin Halveti ; İzmir – Çiğli de İlçe kabristanında Alaeddin Halveti Alâaddin Yayıntaş, Derbend dergâhı da denen, Makedonya’nın Üsküp şehrine bağlı Köprülü (Veles)’deki bu tekkede 7 ocak 1921’de doğdu. Yedi yaşında ilkokula başladı, ortaokul ve liseyi bitirdi. Babası Şeyh Ahmed, mânevî eğitimine önem verdi. Gittiği yerlere genç Alâaddin’i de götürürdü. Dergâhın ileri gelenleri, onun tekke terbiyesi ve irfânıyla yoğrulmasına dikkat ettiler. O yıllarda Balkanlar, özellikle Makedonya siyâsî bakımdan çok karışık ve zor günler yaşamaktadır. Bulgarların, Yunanlıların, ve Makedonların nüfuz ve paylaşım kavgasının tam ortasındadır. Genç Alâaddin 1943’te asker olur ve Bulgaristan’a gönderilir. Terhisten sonra rejim değişmiştir, ikinci defa askere alınır ve Hırvatistan’ın bir şehrine sevkedilir. Burada yazıcılık görevi yapar. Memleket Tito yönetiminde ve katı bir Komünizm rejimi uygulanmaktadır. Sözlerimizin başında Sâmiha Ayverdi’den naklettiğimiz askerlik hâtırası işte bu döneme ait olmalıdır. Babası Şeyh Ahmed, dedesi Şeyh İsmail’den zengin ve etkili bir dergâh devralmıştı. Burası 1908’de pâdişah Sultan Reşat tarafından bir beratnâme ile Cuma ve bayram namazları kılınmasına izin verilen bir mekân haline geldi. Böylece saygınlığı arttı. Üsküp ve Köprülü bölgelerinde îtibarlı ve hürmet duyulan bir Halvetî dergâhı durumundaydı. Hristiyan aileler bile zor zamanlarda kıymetli eşyalarını ve çocuklarını bu dergâha gönül rahatlığıyla emanet olarak bırakırlardı. Balkan bozgunu sırasında Osmanlı askeri geri çekilirken küçük bir müfreze bu dergâhta birkaç gün misafir olarak kalmıştır.[4] Babası 1950’de vefat edince Alâaddin 29 yaşında posta geçti. Köprülü Halvetî dergâhının 8. şeyhi olarak irşad görevine başladı. Makedonya yönetim olarak o yıllarda Yugoslavya’nın bir parçası durumundaydı. Rejimin baskıları arttı, hayat şartları gittikçe zorlaştı. Evlâd-ı Fâtihan asırlar önce Anadolu’dan Balkanlara gitmişti. Târih tersine döndü; 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı (93 harbi) sonrası, Makedonya hâriç elimizden çıkmıştı. İmkân bulan Türkler ve Müslümanlar Osmanlı Türkiyesine göçtüler. Bu uzun göç yıllarında tarifsiz acılar ve felâketler yaşandı. Başlarda nisbeten rahat olan Tito yönetimi sırasında zamanla sıkıntılar artmış olmalı ki, genç şeyh Alâaddin Türkiye’ye gitmeyi düşünmeye başladı. 1953 yılında turist pasaportu ile Türkiye’ye geldi, çeşitli şehirleri gezdi. Kendisi boylu poslu, müheykel, müşekkel, etkileyici ve karizmatik bir görünüme sahipti. Liderlik vasfı güçlü, becerikli ve müteşebbis biriydi. TBMM’ne gitti, zamanın Başbakanı Adnam Menderes ile görüştü. TÜRKİYE’YE GÖÇ Niyeti âilesi ve müridânı ile birlikte Türkiye’ye göç etmekti. Üç ay boyunca, hangi bölgelere yerleşirlerse uyum sağlayabilecekleri konusunda gözlemlerde bulundu. Memleketine döner dönmez bir program yaptı, sevenlerini Türkiye’ye göç için hazırladı. Bunların hemen hemen tamamı onun tâlîmatına uydular, 1954’ten îtibaren aralıklarla peyderpey göç ettiler ve şeyhin tavsıye ettiği bölgelere yerleştiler, iş güç sahibi olup çalışmaya başladılar. Bu yolla göçenlerin sayısı çoluk çocuklarıyla birlikte 18 bini kişi tahmin ediliyor. Bunlar arasında müridlik bağı olmayan hemşehrileri de vardır. En sona Alâaddin Baba kalmıştır. Baskılar da artmış, pasaport almak hayli zorlaşmıştı. Allah’ın bir lutfu olarak bir oldu bittiyle ve kolaylıkla pasaport alır almaz hemen ertesi gün uçakla Türkiye’ye hareket etti, yıl 1957. Şeyh efendi Manisa’nın Turgutlu ilçesine yerleşti ve dergâhını burada açtı. Ziraati biliyor ve seviyordu, maîşetini bu yolla temin etti. Modern ziraat usullerini uyguladı. Üzüm yetiştirmede verimi arttırdı. Güzel meyve bahçeleri meydana getirdi. Turgutlu çiftçileri kendisini örnek alarak, onun uygulamalarından istifâde ettiler. Meyve üretiminde kalite ve miktar artışı sağlandı. Rehber insanların özelliği budur; onlar çevresindeki insanlara hem mânevî hem de maddî alanda yol gösterici olurlar. Alâaddin Yayıntaş’ın kimseye yük olmadan maddî hayatını devam ettirdiği görülür. O, başka bir çok sahici benzerleri gibi, “alan el değil veren el” olmaya özen gösterdi. Gördüğüm kadarıyla, müntesipleri de iş güç ve meslek sâhibi kimselerdir. Alâaddin Baba İzmir Karşıyaka Girne caddesi üzerinde bir arsa alarak ev yaptırdı. 1972’de Karşıyaka’ya yerleşti. Evinin birinci katındaki geniş salon bir nevi dergâh olarak kullanılırdı. Üç oğlu bir kızı oldu. Bunlardan Hüseyin Avni 23 yaşında bir delikanlı iken trafik kazasında vefat etti. Büyük insanların imtihanları da zor olur. Şöyle bir hadîs-i şerif vardır: “İnsanların en çok belâya uğrayanları evvelâ peygamberlerdir, sonra benzerleri ve benzerleri (veliler ve salihler) gelir. Kişi dinine göre belâ ve imtihanlara maruz kalır. Eğer dîninde kavî ise, belâsı daha da artar. Fakat dininde gevşek ise ona göre musibetlerle karşılaşır. Kişiye belâlar gelir gelir de artık onun üzerinde hiçbir günah kalmaz.”[5] Alâaddin Yayıntaş tam da bu hadîse uygun, kavî imanı olan biriydi. Evlâdının acısını metanetle karşılamayı bildi ve olgun insan örnekliğini bir kere daha gösterdi.[6] Alâaddin Baba 75 yıllık hareketli, verimli, feyizli bir ömürden sonra, 1 şubat 1996’da Hakk’ın rahmetine kavuştu ve İzmir Çiğli Mezarlığına defnedildi. Kabir taşının bir yüzünde şunlar yazılıdır: “Evlâd-ı Fâtihandan ve Rumeli Alperenlerinden Derbent Halvetî dergâhı postnişîni Âdemü’l-fukarâ, bende-i Âl-i Abâ el-fakîr el aliyyü’l-Halvetî Ali Alâddin Yayıntaş (1921-1996), Türklük ve İslâmiyet için yaşadı. El-Fâtiha.”[7] Yerine ilk oğlu 1959 doğumlu Hasan Şükrü Yayıntaş geçti, o sırada 37 yaşında idi. Alaeddin Halveti (Yayıntaş) Silsile-i Şerifi Hz. Peygamber (as), Hz. Ali, Hasan-ı Basrî (728), Habîb-i Acemî (748), Dâvud et-Tâî (782), Mâruf-i Kerhî (815), Seriyy-i Sekatî (870), Cüneyd-i Bağdâdî (909), Mümşad-i Dîneverî (911), Muhammed Dîneverî (980), Muhammed Bekrî (990), Vecîhüddin Kadî (1050), Ömer Bekrî (1106), Ebü’n-Necib Sühreverdî (1201), Kudbeddin Ebherî (1225), Rükneddin Sincasî (1231), Şehâbeddin Tebrîzî (1302), Seyyid Cemâleddin Tebrîzî (1358), İbrahim Zâhid Gîlânî (1306), Ahî Muhammed (1330), Ebu Abdullah Sirâcüddin Ömer Halvetî (1397), Ahî Mîrem Halvetî (1409), İzzeddin Hıyâvî (1410), Sadreddin Hıyâvî (1456), Yahyâ Şirvânî (1464), Muhammed Bahâeddin Erzincânî (1472), İbrahim Tâceddin Kayserî (1480), Alâaddin Uşşâkî (1488), Yiğit baş-ı Velî Ahmed Şemseddin Marmaravî (1504), İzzeddin Karamânî, Kasım İnegölî (1534), Muhyiddin Karahisârî, Ramazan Mahvî (1616), Mestci Ali Rûmî, oğlu İbrahim Rûmî, Debbağ Ali Rûmî, Lofçalı Ali Rûmî, Hüseyin Serezî, Mustafa Koşarkavî, Mehmet Baba (1754), oğlu Osman Baba (1804), oğlu oğlu İbrahim Baba (1844), oğlu Nûreddin Baba (1856), onun kardeşi Süleyman Baba (1862 intisâbı Koşarka’yadır, hilâfeti ise Prizren’dendir), oğlu İsmail Baba (1912), oğlu Ahmed Baba (1950), oğlu Ali Alâaddin Yayıntaş, oğlu Hasan Şükrü Yayıntaş (1996). Son şey Hasan Şükrü’nün intisâbı babası Alâaddin Yayıntaş’a olup hilâfeti ise onun İstanbul halîfesi Kerim Bayramlar Baba (v. 2003)’dandır. KİŞİLİĞİ VE BAZI HİZMETLERİ Alâadin Yayıntaş tasavvuf geleneği içinde yetişmiş, Halvetî kültürünün iyi bir temsilcisi ve yayıcısı idi. Evlâd-ı Fâtihan rûhuna sahipti. Rumeli Türkünün ihtişamlı devirlerinden kalma bir asâleti, heybeti ve cömertliği vardı. Bütün bunlar onun şeyhliği ve tasavvufî karizmasıyla birleşince, müstesnâ bir kâmil insan tipi ortaya çıkar. Alâaddin Baba böyle biriydi. Bilebildiğim kadarıyla hizmet ve faaliyetlerini şöyle sıralamak mümkündür. 1)Tahsil çağındaki gençlerin, üniversite talebelerinin elinden tutardı. Tam bir insan sarrafıydı. Gerek muhibbânının gerekse başkalarının olsun, yetenekli gördüğü gençleri tahsile teşvik etti; sırasında maddî destek verdi, onların sonuna kadar yükselmelerine ön ayak oldu. 1992 sonrasında Türk cumhuriyetlerinden ülkemize çok sayıda öğrenci gelmişti. Alâaddin Baba imkânı nisbetinde onlarla ilgilendi, onlara maddî-mânevî destek sağladı. Ayrıca ihtiyaçlı birkaç gencin yuva sâhibi olmalarını temin etti. Aslında bu tür yardımlarının bilinmesini ve dile getirilmesini kat’iyyen istemezdi. Verdiğimiz örnekler bir şekilde çok yakınında olanlarca bilinenlerdir. Bir Azerbaycan seyahatinde Gence şehri tiyatro müdürü Hilal Bey’in oğlu Metin’i babasının izniyle Türkiye’ye getirip, Ege Üniversitesi’ne kaydettirdi. Bütün masraflarını ve her türlü ihtiyacını karşılayarak tahsilini tamamlattı.[9] Azerbaycan seyahatinde pek çok şahısla görüştü. Kendisi ziraati bildiğinden, bu alandaki kimselerle de fikir teâtisinde bulundu. Dönüşte Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinden zeytincilikle ilgili bir yığın kitap ve broşür temin ederek Azerbaycan’a gönderdi. O, halka hizmeti Hakk’a hizmet bilenlerdendi. Azerbaycan’ın zor günlerinde oraya bir kamyon dolusu gıda maddesi sevketti. Azerbaycan’ın muhtelif şehirlerinden Türkiye’ye gelmek isteyenlere davetiyeler gönderdi, onların masraflarını gidermede katkıda bulundu. 2) Halvetî kültürüne dair bazı kitapları yayımlattı. Alâaddin Baba’nın belki derin bir tahsili yoktu, ama o, muhteşem bir irfâna ve müthiş bir firâsete sahipti. Kimden ne kadar istifade sağlanacağını bilir ve sonuç almaya çalışırdı. Tarîkatinin pîr-i sânîsi olan Yahyâ Şirvânî’nin (v. 1463) tertib ettiği Vird-i Settar adlı Halvetî evrâdını tercüme ettirip bastırdı.[10] Ayrıca bir şerhini de sâdeleştirterek yayımlattı.[11] Halvetî halifelerinden Pir Muhammed Bahaeddin Erzincani (v. 1464)’nin Makamü’l-Arifîn[12] adlı kitabının basımı sağladı. Yahyâ-yı Şirvânî’nin en önemli halîfelerinden Dede Ömer Rûşenî (v. 1486)’nin Divanı Azerbaycan’da bir doktora çalışması olarak hazırlanmış. Bunun daktilo nüshasının bir kopyasını temin eden Alâaddin Baba, eseri Türk harfleriyle neşre hazırlayacak birini bulmak için çaba gösteriyordu, sanırım sağlığında mümkün olmadı. Kültür ve irfan sahibi şahsiyetlerden pek çoğuyla muârefesi vardı. Süheyl Ünver, Ali Nihad Tarlan, Ekrem Hakkı Ayverdi, Sâmiha Ayverdi, Muzaffer Ozak, Nevzat Atlığ, Ahmet Kabaklı, Münevver Ayaşlı, Ali Haydar Bayat, Sâdi Hoşses, Mustafa kara, M. Erol Kılıç vb. gibi. Oğlu ve halîfesi hasan Şükrü Yayıntaş da onun bir hayrül halefi olarak yayın faaliyetlerini devam ettirmektedir. Alâadin Baba’nın annesinden dedesi olan Sükûtî Murtazâ ile ilgili iki kitabın basımını sağladı. Birincisi Şeyh Sükûtî Murtazâ Baba[13], ikincisi bir yüksek lisans çalışması olan Murtazâ Sükûtî Divanı’dır.[14] Ayrıca kısa kısa tasavufi sohbetlerden oluşan bir cep kitabı (Halvetilikten Gönüllere Mesajlar)[15] ve Halvetilikten Gönüllere Makaleler ve Mânâlı Sözler adlı bir kitap yayımlamıştır.[16] Kitap iki bölümden oluşmaktadır. İlk yarısında H. Şükrü Yayıntaş’ın çeşitli tasavvufi ve dînî konulardaki yazıları, ikinci bölümde ise genç müntesiplerin yazdığı makaleler yer almaktadır. 3) Seyahatleri: Alâaddin Baba cevval ve hareketli bir kimseydi. Kültür ve irfan yolculuğu diyebileceğimiz bir çok seyahat yaptı. Türkiye’nin hemem hemen her yerini, her şehrini gezip gördü. Özellikle, kıyıda köşede bile olsa, nerede bir türbe, yatır, târihî mekan varsa; araştırdı, buldu, ziyâret etti ve niyazda bulundu. Türkiye dışında gittiği yerler: Irak, Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan’da Ahmed Yesevi, Kazan, Tuva, eski Yugaslavya, Arnavutluk, Avusturya, Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda ve Rusya. Bu seyahatlerin çoğu, şimdiye göre daha zor şartlarda ve zamanlarda oldu. Alâadin Baba’nın gezileri sadece turistik amaçlı değildi, asıl gayesi mânevî zevkti, kültür ve irfandı, bu vasıflara sâhip insanları arayıp bulma, onlarla görüşmekti. Halvetî büyüklerinin, Ehl-i Beytin ve tâkipçilerinin, tasavvuf erbâbının türbeleri ve hâtıraları asıl onun ilgisini çeken yerlerdi. Alâaddin baba 1989 sonunda Pîr-i sânî Yahyâ Şirvânî’nin türbesini ziyâret için iki adamıyla birlikte Azerbaycan’a gitti. Yanında bulunanlardan sadık dervişi Ferruh Çimdiker’in (d. 1936) anlattıklarından özetleyerek bu seyahate âit bâzı intibâlar sunalım: Henüz Azerbaycan bağımsızlığına kavuşmamıştır ve doğrudan hava yolu seferleri de yoktur. Eyüp’ten çıkıp 1400 km yol kat ederek Hopa’ya varırlar. Sarp sınır kapısından Gürcistan üzerinden geçerek Bakü’ye ulaşırlar. Şirvanşahlar Sarayı diye anılan ve müze haline getirilmiş yere giderler. Müze görevlisi Meryem Hanım çok ilgi gösterir. Hz. Pîr’in türbesini ziyâret ederler. Orayı çok bakımsız ve karanlık bulurlar, üzülürler. Alâaddin Baba ilgililerle görüşür, türbenin onarımı için anlaşırlar, masrafları Alâaddin Baba gönderceketir. Birkaç sene sonra bir Türk televizyonu Bakü’de Yahyâ Şirvânî türbesi önünde çekim yapmaktadır. Röportaj sırasında Meryem Hanım anlatır: “Daha önce buradaki zat biliniyordu fakat hiç ilgi yoktu. 1990 senesinde İzmirli Alâadin Baba buraya geldi, tâmirine katkıda bulundu ve bu zâta karşı alâka arttı. Kendisini buradan şükranla selâmlıyorum.” O seyahat sırasında Alâaddin Baba Halk Cephesi lideri ve daha sonra cumhurbaşkanı olacak olan Ebülfez Elçibey’le de görüşür. Elçibey kendisini kapıda karşılar ve çok ilgi gösterir. Ziyâret sebebini sorar, akrabalar falan mı vardır, der. “Yahyâ Şirvânî hazrertlerini ziyârete geldik” cevâbını alınca Elçibey duygulanır, ayağa kalkar: “Siz erbâb-ı tasavvuf olan gönül erlerindensiniz” der. Ağlayarak Alâaddin Baba’nın ısrarla elini öpmek ister, o da elini vermek istemeyince yalvaran bir sesle der ki: “Lütfen müsâade edin, bu fırsatı bir daha bulamam, beni mahrum etmeyin. Çok mutluyum, bize bu güzel ânı yaşattınız. Türk’ün Türk’ten başka dostu yok. Allah sizden râzı olsun. Ne olur bize dua buyurun, buna çok ihtiyacımız var. İnşallah çok yakında hürriyetimize kavuşacağız, o vakit sizleri buraya biz dâvet edeceğiz. Burada istediğiniz yere mekân yapalım, sofranızı burada da açın, aç olan bizleri de gıdalandırın. Ne hizmet düşerse yapmaya hazırız.”[17] Çok duygulu ve mutlu bir tablo oluşur. Alâaddin Yayıntaş Türkiye’den getirdiği bir bayrağı hediye eder, bunun bir yüzünde Türk bayrağı, öteki yüzünde Azerbaycan bayrağı vardır. Geç vakit ayrılırlar. Bunların bizzat şâhidi olan Ferruh Çimdiker sonrasını şöyle anlatır: “Biz Azerbaycan’a giderken 15 günlük papasport ile gitmiştik. Onlara bu az geldi, pasaportlarımızı 15 gün daha uzattılar. Bu ikinci sürenin henüz beşinci günündeydik. Akşam yine uzun sohbetler oldu, yattık. Sabah erken kalktığımda Alâddin Baba fakîre işaret etti, usulca yanına vardım. “Bavulları topla gidiyoruz” dedi. Hemen valizleri hazırladım. Sabah kalkınca ev sahipleri telaşlandı: “Ne oldu, daha on gününüz var, niçin hazırlandınız, yoksa hizmette bir kusurumuz oldu da sizi üzdük mü?” diyorlardı. Alâaddin Baba; estağfirullah, üzmek ne kelime, çok teşekkür ederiz. Allah sizden razı olsun. Fakat ne olur mâni olmayın biz gidelim, dedi. Yola çıktık, nihayet Sarp kapısından Türkiye’ye geçtik. Hopa’da bir lokantada oturuyorduk, karşımdaki televizyon Bakü’yü gösteriyordu. Bakü yanıyor, Rus tankları mermi yağdırıyordu. Bu manzara fakîri dehşete düşürdü. Biz şu an orada olsa idik, ne olurdu acaba hâlimiz?” Azerbaycan’ın yakın târihine bakınca bu hâdise ayan beyan görünür: “Halk cephesi taraftarlarının her geçen gün çoğalması ve yapılacak seçimlerde çoğunluğu alma ihtimalinin belirmesi üzerine Moskova yönetimi, Bakü’de Ermenilere yönelik saldırıları ve iki cumhuriyet arasındaki gerginliği gerekçe göstererek, ocak 1990’da ağır silâhlarla Bakü’ye kanlı bir müdâhalede bulundu.”[18] Sonuç olarak Balkanların mümtaz Evlâdı, tasavvuf ahlâkı ve Türklük şuuruna sâhip olan Alâaddin Yayıntaş, Makedonya’da başladığı irşad, kültür ve hizmet faaliyetini, 1957’den îtibaren 40 yıla yakın Türkiye’de devam ettirdi. Turgutlu’da modern ziraat usulleriyle çevresine örneklik etti. İstîdatlı gençlerin tahsîline, iyi yetişmelerine maddî-mânevî destek oldu. Halvetî kültürüne ait eserlerin yayımlanmasını sağladı. Türkiye içindeki ve dışındaki mânevîyat merkezlerini ziyâret etti. İlim, kültür ve irfan sâhipleriyle dostluklar kurdu. Azerbaycan’da Yahyâ Şirvânî hazretlerinin türbesinin onarılmasını sağladı. Tabii ki asıl önemli yönü, onun mânevî misyonudur. Ahlâkî-mânevî olgunluk yolunda bir çok cana rehberlik etti. Rûhu şad olsun. Kaynak Prof. Dr. Mehmet Demirci ; Celâl Bayar Üniversitesi’nin düzenlediği “III. Uluslararası Balkanlarda Türk Varlığı Sempozyumu” http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Sır Hatunlar – Yedi Kardeşler Türbesi
Sır Hatunlar Türbesi ; İzmir – Tire Kavakdibi caddesinde İzmir ili Tire ilçesinde, Kavakdibi Caddesinde, eğimli bir arazide bulunan bu türbenin yapım tarihi ve kime ait olduğu konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Türbenin kitabesi olmadığı gibi, içerisindeki yedi mezarın da kime ait olduğu mezar taşlarında belirtilmemiştir. Yapı üslubundan XIV. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı sanılmaktadır. Değişik zamanlarda yapılan onarımlarla özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Bu türbede gömülü olan yedi kız kardeşin Buğday Dedenin torunları olduğuna inanılmıştır. Bu kız kardeşler yaşamları boyunca hiç kimse ile konuşmamışlar bu yüzden de Sır Hatunlar ismi ile tanınmışlardır. Kardeşlerin hepsi birden 1473 yılında ölmüş ve bu türbeye gömülmüşlerdir. Sır Hatunların mezar taşlarında: Dünyanın esasını koyan, Aleme budur hitab… Garibin yok medhali, Vallah-ü alem bissevab… Ayasuluğu Tahtına imdat, İnayet eden Sır Hatun, Budur eyleyene, dua-yı hesab… Halk arasındaki yaygın bir söylentiye göre, bu yedi kız kardeşin keramet sahibi oldukları ve kerametlerinin ortaya çıktığı anda da öldüklerine inanılmıştır. İnanışa göre Arap Yarımadasında kıtlık baş göstermiş ve oradan gelen bir Arap tohumluk buğday alabilmek için Buğday Dedenin huzuruna çıkmıştır. Buğday Dedeye geliş sebebini anlattıktan sonra tohumluk buğdayının olmadığını ancak, torunları Sır Hatunların kendisine yardım edeceğini söylemiştir. Bunun üzerine Arap Sır Hatunların yanına gitmiş, isteğini iletmiş. Sır Hatunlar ise ellerinde yalnızca iki tas buğday kaldığını bu iki tas buğdayı verebileceklerini söylemişlerdir. Sır Hatunlar kendilerinden geçmiş iki tas buğdaydan kırk çuval buğday çıkarmışlar ve Arapa vermişler. Ancak kerametlerinin ortaya çıktığını Arap gittikten sonra anlamışlar; (Eyvah biz ne yaptık, sırrımızı birisine gösterdik) diyerek dövünmeye başlamışlar. Bu olaydan sonra da hep birlikte karar vererek öbür dünyaya göçmüşlerdir. Bu olayın duyulmasından sonra Tire halkı bu kız kardeşler için bir türbe yaptırmışlardır. Bundan sonra da yüzyıllar boyunca bu türbeyi Cuma günleri ziyaret etmek gelenek haline gelmiştir. Türbe kesme ve moloz taştan 3.62×365 m. ölçüsünde kare planlı ve iki katlı olarak yapılmıştır. Alt katta mumyalık üst katta da sandukaların bulunduğu bölüme yer verilmiştir. Mumyalık kısmı 3.53×3.57 m. ölçüsündedir. Türbenin üzeri kubbe ile örtülmüş, alt kattaki mumyalık da beşik tonoz ile örtülmüştür. Türbenin önünde dikdörtgen şekilde bir teras bulunmaktadır. Kaynak Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları , http://www.erolsasmaz.com Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations