Ana Sayfa Evliya
2.867 kayıt

Evliyaların Manevi Coğrafyası

Anadolu'dan Hicaz'a uzanan 2.867 evliya türbesi. Hayat hikâyeleri, ziyaret adabı ve harita rehberi bir arada.

Haritada Keşfet →Popüler Sıralama

Sıkça Ziyaret Edilen Evliya Türbeleri

Sayfa 6 / 29 · 2.867 kayıt

Kayhan Hz.

Bursa Osmangazi İlçe'sinde Kayhan Hz. Türbesi, Kayan, Kayıhan, Kaygan, Kayağan gibi isimlerle de anılan Kayhan Camii, Keresteciler Caddesi'nin üzerinde yer almaktadır. Fatih Sultan Mehmed devrinde Kaygan Musa bin Mehmed tarafından yaptırılmıştır. Kazzazoğlu Süle Mehmed Paşa'nın da bu caminin yapımı sırasında ciddi maddi destek sağladığı, bunun için de sadece minarelerinin İstediği biçimde yapılmasını şart koştuğu bilinmektedir. 1855 depremi ve sonrasındaki deprem ve yangınlardan sonra büyük ölçüde harap olan cami, 1873 yılında aynı yerde emekli yüzbaşı (kolağası) Halil Efendi tarafından bugünkü şekliyle yeniden yapılmıştır. Caminin avlusunda Kaygan Musa'nın oğlu olduğu sanılan Mehmed adında birinin mezarı vardır. Ayrıca caminin avlusunda tarihi bir çınar ve Şeyhülislâm Abdülaziz Efendi tarafından yaptırılan bir de çeşme bulunmaktadır.

📍 Osmangazi, Bursa

Abdal Musa Baba Hz.

Bursa Yıldırım İlçe'sinde Abdal Musa Baba Hz. Türbesi, Evliya Çelebi Seyahatnamasinde geçer.

📍 Yıldırım, Bursa

Abdal Murad Hz. (Ebdal Murad)

Bursa Osmangazi İlçe'sinde Abdal Murad Hz. Türbesi, Evliya Çelebi Seyahatnamasinde geçer, Abdal Murad Camii bahçesindedir.

📍 Osmangazi, Bursa

Abdal Mehmed Hz.

Bursa Osmangazi İlçe'sinde Abdal Mehmed Hz. Türbesi, Evliya Çelebi Seyahatnağme'sinde geçer.

📍 Osmangazi, Bursa

Seyyid Nesimi Hz.

Bursa Yıldırım İlçe'sinde Seyyid Nesimi Hz. Türbesi, Zamanın birinde Hacıbaba lakaplı bir zat, Seyyid Nesimi Hz. yerini gösterdiği fakat türbesinin yapılmadığı rivayet ediliyor. Şu an burada türbe yok. Türbenin gösterildiği yere trafo yapılmış.

📍 Yıldırım, Bursa

Kırgızlar Türbesi

Bursa İznik İlçesinde Kırgızlar Türbesi,

📍 İznik, Bursa

Yakup Çelebi Hz.

Bursa İznik İlçe'sinde Yakup Çelebi Hz. Türbesi,

📍 İznik, Bursa

Sarı Saltuk Hz.

Bursa İznik ilçesinde Sarı Saltuk Hz. Türbesi,

📍 İznik, Bursa

Hasan Baba Hz.

Yalova Çınarcık İlçe'sinde Hasan Baba Hz. Türbesi,

📍 Çınarcık, Yalova

Koca Baba Hz.

Yalova Çınarcık İlçe'sinde Koca Baba Hz. Türbesi, Kocaköy mezarlığındadır.

📍 Çınarcık, Yalova

Fikirli Sinan Hz.

Çanakkale Gelibolu İlçe'sinde Fikirli Sinan Hz. Türbesi,

📍 Gelibolu, Çanakkale

Emir Ali Baba Hz.

Çanakkale Gelibolu İlçe'sinde Emir Ali Baba Hz. Türbesi,

📍 Gelibolu, Çanakkale

Halife Memnun Hz.

Mersin Tarsus İlçe'sinde Halife Memnun Hz. Türbesi,

📍 Tarsus, Mersin

Demir Gömlek Hz.

Karaman İli Demir Gömlek Hz. Türbesi,

📍 Merkez, Karaman

Rahim Hoca Hz.

Kilis İli Rahim Hoca Hz. Türbesi,

📍 Merkez, Kilis

Hacı Ali Baba Hz.

Kilis İli Hacı Ali Baba Hz. Türbesi,

📍 Merkez, Kilis

Telli Baba Hz.

Edirne İli Telli Baba Hz. Türbesi, Selimiye Arastası'ndadır.

📍 Merkez, Edirne

Eskici Baba Hz.

Edirne İli Eskici Baba Hz. Türbesi, Selimiye Arastası'ndadır.

📍 Merkez, Edirne

Ramazanoğulları Hz.

Adana Seyhan İlçe'sinde Ramazanoğulları Hz. Türbesi, Ulu Camii içindedir.

📍 Seyhan, Adana

Şuhut Evliyaları

Merkezde Agah Dede, Deve Dede, Arap Dede, İsmail Dede, Sarı Baba , Meddah Dede ve Civan Mehmet adlarıyla bilinen evliya kabirleri bulunmaktadır. İlçeye on km. uzaklıkta bulunan Anayurt köyündeki türbede medfun bulunan zatın, Emeviler döneminde yöreyi fethe gelen Emevi komutanı Malik Bin Şebib olduğu belirtilmektedir. Efe beldesinde medfun bulunan Efe Sultan’ın Mahmut Sultan ve Karlık Sultanın kardeşi olduğu kabul edilir. Ziyarete gelenler arasında türbesi etrafında, romatizmalı hastalar, ayağı tutmayanlar, çocuğu olmayanlar dolaştırılırlar. Daha sonra mezarın altındaki deliğe hastalıklı uzuv sokulur ve delikten çıkarılan toprak şifa niyetine alınır. Karaadil denilen kimsenin Önderliğinde Karaadilli’nin merkezleştiği görülmektedir. Yaşlı Kimselerden Karaadil denilen kişiyi eşkal olarak bilen yoktur. Fakat evliya kişi olarak kabul edilir. İlçeye beş km mesafede bulunan Karlık köyünde Karlık Sultan ve Tahtalı Baba adıyla anılan evliyaların kabri bulunmaktadır. Karlık’a varmadan sağdaki türbe Karlık Sultan diye anılan Şeyh Hasan Veli’nin müritlerinden Tahtalı Baba’ya aittir. Çevre halkının zor zamanlarında kendilerine yardım ettiği anlatılan Karlık Sultan, Efe Sultan ve Mahmut Sultan’ın kardeş oldukları kabul edilir. Alevi yerleşim yeri olan Kayabelen kasabasında her yıl Mayıs ayının ilk haftasında ‘Şeyh Hamza Dede’yi Anma ve Hıdırellez Kültür Bayramı’ etkinlikleri yapılır. ….. Yaklaşık 270 yıl kadar önce, Arap Dede boyu tarafından Koçyatağı’nın kurulduğu bilinmektedir. Çok eski Türkmen boylarının göçebe yaşayan boyunda Arap Dede lakaplı boyun ilk olarak köye yerleştiği rivayet edilmektedir. Tekke Köyünde Sarı Şemseddin ve Arap Dede isimleriyle anılan evliyalar medfundur. Şuhut ilçesinin 8 km. güneybatısında ve 65–70 hane kadar olan köye Isparta Senirkent Veli Baba Ocağına bağlı olan ve Sandıklı’da oturan Hamza Akgül Dede her yıl gelip cemlerini yaptırmakta olduğu anlatılır Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Şuhut, Afyonkarahisar

Sultandağı Evliyaları

Sultandağı merkezinde Akşehir yolunun solunda Ahmet Remzi Tahranî Türbesi , Ahi Ömer Çavuş , Eber’deki Ahi Süleyman , Yakasinek’ teki Ecem Sultan’a ait olan türbeler vardır. Çarşı camiinin güneyine defnedilir. Başına bir türbe yaptırılır. Türbenin adı da İshak Dede olarak, halkın arasında anılır. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Sultandağı, Afyonkarahisar

Okcu Sinan Bey Türbesi

Afyon – Sinanpaşa – Tınaztepe Merkez camii Tınaztepe’de Merkez Camii iç mekanının kuzey doğu kısmında kabri bulunan Okçu Sinan Bey’in Cumhuriyet Dönemi’nde yapıldığı sanılan bir sandukası bulunmaktadır. Ancak asıl mezar ve sandukası iç mekanın yaklaşık 2 m. kadar altında yer almaktadır. Sandukanın sarıklı baş taşında, latin harflerle, “Karahisar[-ı] Sahip Sancağı dahilinde Sincanlı kazasına tabi Sinir Karyesi’nde vaki Okçu Sinan”, ibareli yazı bulunmaktadır. Fikri Yazıcıoğlu, Sahipata Oğullarının okçu birlik komutanı olduğunu ve harp sırasında şehit düşmüş olduğunu nakleder. Karahisar Sancağı Beyi görevinde bulunan ve buradan emekli olan Okçu Sinan Bey , Sinir köyünde, bir mescit ve bir muallimhâne yaptırır. Bu yerlerin masraflarını karşılamak üzere de Todurga köyünde inşa ettirdiği iki değirmen ile altmış bin akçe para vakfeder. Sinan Bey, vakfın mütevellîliğini âzâtlı kölelerinin en sâlihine ve onların neslinden gelenlere, eğer nesilleri kesilir ise Karahisar kadılarına verilmesini şart koşar. Aynı köy içindeki bir yapının bitişiğinde küçük bir mezarlık bulunmaktadır. Köylüler buraya Hızır Abdal Evliyası demektedir. Yine aynı köyde kimliği hakkında bir bilgi bulunmayan Derviş İbrahim , aynı adla anılan ve yakın zamanda yapıldığı anlaşılan bir türbe içerisinde bulunmaktadır. Türbenin ön kısmında duvara bitişik olarak, sonradan yapıldığı belli olan basit bir sokak çeşmesi yer alır . Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Sinanpaşa, Afyonkarahisar

Sinanpaşa Türbeleri

Sinanpaşa Merkezde Sarı Dede, Garip Dede, ve Kavak Dede , Ahmetpaşa kasabasında Fatma Sultan ile Samet Dede , Kırka kasabasında Tekke Dede ve Erenler Dede , Elvanpaşa köyünde Elvan Paşa Dede , Düzağaç kasabasında Hücum Sultan , Gezler köyünde Şeh Efendiler , Boyalı köyünde Kureyş Baba ve Bahçe Dede , Kayadibi köyünde Bağdatlı Osman , Serban Kasabasında Kümbet Dede, Gelin Ana ve Şahabet Dede , Nuh kasabasında Kepinekli Derviş Dede , ve Tazlar köyünde Gurtdede (Kurt Dede), Böyük Dede (Büyük Dede), Güçcük Dede (Küçük Dede) yatırları çevre halkının mübarek saydığı mekanlardır. Tınaztepe’de köy içerisinde olan ve kimliği hakkında bilgi bulunamayan bir mezardır. Güya birisine rüyasında Topal Evliya olduğu malum olmuştur ve buna istinaden bahçe içerisinde olan mezarın bahçe giriş kapısı üzerine “Topallar Evliyası” yazısı yazılmıştır. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Sinanpaşa, Afyonkarahisar

Menteş Baba

Afyon – Sandıklı – Menteş Beldeye adını veren Menteş Baba Menteş’de medfundur. Bedri Noyan, kendisine yurt verilmesi üzerine burada yaşadığını ve hakkında başka bilgi bulunmayan “Bektaşi azizlerinden birisi” olduğunu iddia etmektedir. Askere gidecek olan gençler Menteş Dede Türbesi içerisinde iki rekât namaz kılar ve ardından kabir etrafından çok az bir parça toprak alarak askere gider. Askerlik süresince bu toprağı yanlarında taşıyan askerler, sağ selim olarak memleketlerine dönerler. ‚Bu toprağı yanında bulunduran bu köy halkından hiç kimsenin şehit olmadığı‛ anlatılır. Türbesi içerisinde bulunan ve sağlığında kendisi tarafından kullanıldığı düşünülen baston ya da asaya da – Menteş Dede’ye ait olduğu düşünülen bu bastonlar oldukça kalın ve biçimsiz ağaç dallarıdır. – çeşitli dilek ve temenniler sebebiyle bez bağlanmaktadır. Ayrıca Menteş Köyünde Menteş Dede’ye, Otluk Dede’ye hacet dilemek üzere çocuğu olmayan kadınların ziyarette bulunduğu ve burada salıncak, beşik kurdukları görülür. Işık Alan, Dede Kuzu isimli evliya kabirleri dışında Ağıleri Baba ile Oktur Baba ’nın kabirleri de Menteş Dağında yer alır. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Sandıklı, Afyonkarahisar

Taptuk Emre – Afyon – Sandıklı

Afyon – Sandıklı – Yunus Emre Döneminin ünlü Türk Mutasavvıfı ve halk ozanı olan Yunus Emre’nin, bilahare Sandıklı’nın bir mahallesi haline getirilen Yunus Emre Mahallesinde (Çay Köy), iki ayrı yönden gelen daha sonra birleşerek vadi boyunca akıp Menderes nehrine ulaşan Sel Çayı ve Çanlı Dere olarak anılan iki çayın birleştiği yerde hocası Taptuk Emre ile birlikte yaşamış olduğu ileri sürülür. Halen bu çayın bir tarafında Yunus Emre’nin diğer tarafında da Taptuk Emre ’nin kabirleri bulunmaktadır. Yunus Emre ile aynı yıllarda Horasan’dan Anadolu’ya gelen Yalıncak Sultan ile Nurettin Sultan da Sandıklı’ya yerleşmişlerdir. Bu gün halen ziyaret edilmekte olan türbeleri ilk halleriyle ayakta durmaktadır. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Sandıklı, Afyonkarahisar

Yunus Emre – Afyon – Sandıklı

Afyon – Sandıklı – Yunus Emre mah Döneminin ünlü Türk Mutasavvıfı ve halk ozanı olan Yunus Emre’nin, bilahare Sandıklı’nın bir mahallesi haline getirilen Yunus Emre Mahallesinde (Çay Köy), iki ayrı yönden gelen daha sonra birleşerek vadi boyunca akıp Menderes nehrine ulaşan Sel Çayı ve Çanlı Dere olarak anılan iki çayın birleştiği yerde hocası Taptuk Emre ile birlikte yaşamış olduğu ileri sürülür. Halen bu çayın bir tarafında Yunus Emre’nin diğer tarafında da Taptuk Emre’nin kabirleri bulunmaktadır. Yunus Emre ile aynı yıllarda Horasan’dan Anadolu’ya gelen Yalıncak Sultan ile Nurettin Sultan da Sandıklı’ya yerleşmişlerdir. Bu gün halen ziyaret edilmekte olan türbeleri ilk halleriyle ayakta durmaktadır. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Sandıklı, Afyonkarahisar

Ali Rumi Dede

Hacı Osman Çeşmesinin ilerisinde Sandıklı’ya bağlı (eski adıyla Karacaviran olan) Karacaören Köyü yolu üzerinde halk arasında Tekke Odası Yatırı diye de anılan Ali Rumi , Sultan Divani’nin müritlerindendir. Onunla birlikte İran seyahatinde bulunmuş, bu esnada Mevlevi ve Bektaşi dervişlerinden ibaret kafilenin Mehmet Sadık Dede ile birlikte bayraktarlık görevinde bulunmuştur. Sandıklı’ya gönderilen Ali Rumi Dede ’nin burada bir zaviye açtığı anlaşılmaktadır. Bahçesinde mezarlar bulunmaktadır. Halen mahalle sakinleri tarafından mescit oda olarak kullanılmaktadır. XVI. yüzyıl kayıtlarında Sandıklı Başkunduklu köyünde olarak geçen Ali er-Rumi zaviyesi, XIX. yüzyılda, Sandıklı şehir merkezinde tekke olarak anılmaktadır. Anadolu’nun fethi sırasında şehit düşmüş bir eren olduğu söylense de, Sandıklı’ya su veren su deposunun üst tarafında Ali Rumi mezarı karşısında medfun bulunan Kudüm Baba ’nın Sultan Divani’nin yârenlerinden olduğu nakil olunmaktadır. Yâren lâkaplı kişiler, Dîvânî Çelebi’nin biri Mevlevî, diğeri Bektaşî olan müritleridir. Kudüm Baba ’nın bu durumda Sultan Divani yanında Ali er Rumi ile birlikte İran’a gittikleri ve döndükten sonra Sandıklı’da beraberce görevlendirilmiş olduğu biliniyor. Kudüm Baba yatırının biraz ilerisinde üst tarafta bulunan yatır Baba Kuzusu adıyla bilinir. Onun da, Anadolu’nun Türkleştirilmesi için gelen binlerce veliden biri olduğu kabul edilir. Bu yatırın bulunduğu yerde Kanuni Sultan Süleyman’ın otağ kurduğu ve ordunun savaşa gider iken Soğulmaz Harmanı denilen yerde konakladığı rivayet edilmektedir. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Sandıklı, Afyonkarahisar

Ahi Beyazıd Türbesi

Ahi Bayezid Ece Mahallesi Meydan Sokak No 2’deki mahalle fırınının yanında bulunan ve halkın ‘Tekke Odası’ diye bildikleri mekânda medfun bir velidir. Bu mekân aynı zamanda Evkaf Defterlerinde zaviye olarak belirtilmiştir. Zaviyenin mütevellisi olarak Molla Ahmed, Mehmed, Osman, Mustafa isimleri verilmiştir. 1970’li yılların başına kadar mahalle yaşlılarının kış aylarında toplandıkları, sohbet ettikleri bu odanın mülkiyeti mahalle halkına ait iken daha sonra Belediye’ye geçmiştir. Şimdiki durumuna hayırseverlerin katkıları ile gelmiştir. Halkın muhayyilesinde zenginleşerek oluşan menkıbelere göre, Hacı Bektaş Veli’nin kendi dervişlerinden Ahmed Er Veli, Hacim Sultan, Nureddin Sultan, Ahi Bayezid gibi velileri Sandıklı’ya gönderir. Bunların her birisi aynı zamanda bir mesleğin piridir. Hacim Sultan ve Ahi Bayezid, silsilesi Hz.Ali’ye kadar uzanan ve Ahmed Er- Rufai’nin kurduğu Rufai tarikatındandır. Sandıklı’da Rufailik tarikatı ateşe girenler ve şiş sokulanlar olmak üzere iki koldur. Şiş sokulanlar Ali Çetinkaya İlköğretim Okulu’nun olduğu yerdeki Hacim Sultan Tekkesi’nde, ateşe girenler ise Ahi Bayezid’in bulunduğu ‘Tekke Odası’nda toplanırlar idi. Anlatılanlara göre, Ahi Bayezid debbağların (deri tabaklayanlar) piridir. Buraya bağlı olanlar gündüz kendi işlerinde çalışır, yatsı namazını yakındaki Kabuli Baba Mescidi’nde (Kubbeli Cami) kılar ve sonra burada toplanırlar. Tasavvufi ve ilmi sohbetler yapılır. Daha sonra iyice kızdırılan fırına birlikte girerler. Sabah ezanına kadar tuğun etrafında tesbih ve zikirle meşgul olurlar. Sabah namaz için birlikte camiye giderler. Ateş kimseyi yakmadığı gibi herkes mutlu bir şekilde evlerine dağılır. Burada çok şiddetli şekilde uğunarak ağlayan çocukların şifa buldukları söylenir. Rufai tarikatının Sandıklı’daki son temsilcisi Şeyh Abdülkadir Efendi olup çocuklarının soyadları Bilginsoy‛dur. 1750’li yıllarda yazıldığı belirtilen ve kabri Muradin Camii arkasındaki türbenin önünde bulunan Şeyh Hamza’nın Divanında diğer veliler anlatılırken; Kavaklı Baba vü Ahi Bayezid, Çomaklı Baba, Helvayi Dedesi Beytinde şeyhin adı geçer. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Sandıklı, Afyonkarahisar

Kabuli Baba

Afyon – Sandıklı İlçenin batısındaki Düzbel’de yapılan Miryakefolon Savaşı (1176) sırasında Sandıklı ve çevresi henüz Bizans egemenliği altındadır. Selçuklular Sandıklı’yı fethetmek için Kara Halil Bey komutasındaki askerlerle kuşatma yaparlar. Bu kuşatma esnasında Horasan erenlerinden Kabuli Baba şehit olur. Öldüğü yer kabir şeklinde örtülür ve hemen yanına küçük bir mescit yapılır. Böylece burası Sandıklı’nın ilk dini yapısı olur. Başlangıçta Kabuli Baba Mescidi ismiyle anılan yapı zamanla Kubbeli Mescid olarak anıla gelir. XVI. asra ait kayıtlarda yapının bulunduğu mahalle Kubbeli Mescid Mahallesi diye geçer. Fatih döneminde, Hızır Fakih adında bir imamı bulunmaktadır. Daha sonra bunun evladından aynı adla Hızır Fakih imam olmuş, 1575 yılında bunun da evladından Ömer Fakih imamlık yapmıştır. Mescidin, 1575 tarihli vakıf defterinde 1580 akçelik geliri olan bir vakfı kayıtlıdır. Bu vakıf, Sandıklı’da bulunan cami ve mescit vakıflarının en fazla gelire sahip olanıdır. Vakıf gelirleri arasında dokuz dükkan, iki debbağhâne, bir değirmenden hisse ve arazi bulunmaktadır. Toprak damlı cami zamanla harap olmuş ve 1957 yılında yıkılmış ve kubbeli olarak yeniden yapılmıştır. Ne var ki, bu yeniden inşa, ayrı bir menkıbenin doğuşuna vesile olur. Caminin arka sağ penceresinin olduğu yerde medfun bulunan zatın, Sandıklı’nın fethi sırasında şehit olan Kara Halil’in ordusundan ilk İslam şehidi Kabuli Baba olduğu kabul edilir. Kabuli Baba’nın kabrine halk tarafından, her istediğimiz oluyor diye, öyle çok hürmet gösterilir ki adak için mumlar yakılır, bez bağlanır. Sonunda bu yatırın (kabrin) duvar içine alınması düşünülür. Ayrıca Cami yakınında bulunan fırının bitişiğinde de Beyazıd-ı Bestami ismiyle anılan evliya yatırı bulunur. . Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Sandıklı, Afyonkarahisar

Sandıklı Türbeleri

Emirhisar Köyü’nde bulunan caminin kitabesinden 1327 yılında Süleyman bin Karkın tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Önce Deli Yusuf oğullarından Murat bin Murat’ın yaptırdığı mescit harap olunca, Hacı Veli İbn-i Osman tarafından 1876 yılında tamir ettirilmiş ve giderleri için vakıf kurulmuştur. Cami avlusunda Leblebicilerin Piri olduğu kabul edilen Nureddin Sultan’ın medfun bulunduğu ve türbesinin ilk yapıldığı halini koruduğu kabul edilir. Sandıklı’da Çay Mahallesi Derebeyi Sokağı’ndaki Muradîn Camisi bitişiğindeki türbe Muradin Türbesi adıyla da anılmakta olup XVI.yüzyılda yapılmıştır. Kare biçiminde ve kubbelidir. Türbesi içerisinde, Horasan erenlerinden olduğu ve Yunus Emre’ye hayranlığından dolayı hakkında şiirler yazdığı bilinen bir zat olan Şeyh Hamza ile Musa Halife, Şemseddin Halife, Abdullah Halife de medfun bulunmaktadır. Sandıklılı şairlerden Şeyh Hamza 1758 yılında kaleme aldığı bir manzumesinde şunları söyler. “Çay köyüdür iki dere arası, Yunus Emre’dir O’nun aşinası, Gel sorarsan Tapduk Emre, O’dur hocalar hocası.” Hisardan Topeşe Camiine doğru inen yolun sağ tarafında yer alan yatır Fermayi (Zırıncık) Dede’ye aittir. Ayrıca bu yatırın yanında Sarı Baba yatırı yer almaktadır. Sürekli ağlayan bebek ve çocuklar buraya getirilir. Hisarın arkasında Kızık Kasabasına giden yol üzerindeki yatırın ismi Halvalı Dede yatırıdır . Hıdırlık Tepesi denilen yerde bulunan Kırklar Tekkesi , dilek dileme, adakta bulunma yeri olarak ziyaret edilir. Belediye Parkının PTT Müdürlüğüne doğru olan kapısı üzerinde yer alan yatır Mürvet Dede’ye aittir. Yanında üç ayrı kabrin daha olduğu ve hepsinin de, çeşitli istimlakler sırasında ortadan kaldırıldığı anlatılır. Sandıklı Belediyesi İtfaiye Teşkilatının olduğu yerde bulunan yatır Yalıncak Dede’ye aittir. Onun da Horasan’dan Anadolu’ya gelen büyük bir veli olduğuna inanılır. Türbesi, ilk yapıldığı şeklini korumuş olup önündeki cadde ismiyle, yani Yalıncak Caddesi olarak anılır. Yalıncak Yatırından Topeşe Camiine doğru gidildiğinde yolun sol tarafında Omareşe yatırı bulunmaktadır. Çevresinde, burada yatan zatın aile fertleri yatmaktadır. Burada medfun bulunan zatın bir veli olduğu kabul edilir. Antik devirde yerleşim alanı olarak kullanılmış olan, 1530 tarihli kayıtlardan Sandıklı’ya, 19. asırda Çukur Nahiyesine bağlanmış olup (Çukur nahiyesi o zamanlar şimdiki Başağaç kasabasının olduğu yerdedir), Cumhuriyet döneminde ise Kılandıras (Karadirek) nahiyesine bağlanan ve daha sonra Karadirek nahiyesi kaldırıldığı için tekrar Sandıklı’ya bağlanan Akharım Kasabasında Yusuf Dede ve Cirim Baba medfundur. Ballık Beldesinde Abbas Dede (diğer adıyla Avdaz Dede), Kadıncık Ana (Hatun Ana da denir) ve Habil Dede (veya Hebil) adlarıyla bilinen üç evliya olduğu kabul edilir. Abbas Dede’nin Ballık dağında, Kadıncık Ana’nın da Ballıkbaşı Pınarı yanında medfun olduğuna inanılır. Ballık’ın yaşlıları tarafından, Milli Mücadele sırasında Yunanlılar Çay Köy civarına gelip ilerlemeye başlayınca, Hebil Dede ve Avdaz Dedelerin etrafına ağaçları da (ardıç ağaçları) alarak düşmanın karşısına çıktıkları ve onları kovdukları anlatılmaktadır. Daha sonra ele geçirilen Yunanlı bir askerin de bu olayı ‚ağaçlar bize saldırdı‛, diye naklettiği ileri sürülür. Ballık’a ne zaman geldiği tam olarak bilinmemektele birlikte, anlatılanlara bakılırsa, Avdaz Dede’nin Ballık’lı olmayıp daha önceleri bu bölgeye yerleştiği sanılmaktadır. Hebil Dede de tıpkı Avdaz Dede gibi kendini Allah’a adamış bir kişidir. Ağaçları çok sevdiği, her yeri ağaçlandırdığı ve onları koruduğu rivayet edilir. Karadirek köyünde Teceaddün (Taceddin ?) Dede’ye, Çapıtlı Dede’ye hacet dilemek üzere çocuğu olmayan kadınlar ziyarette bulunurlar. Yunus Emre, Sarı Selçuk ve Koçgazi Dede ile çağdaş bir Alperen olan Yusuf Dede’nin kabri merkeze bağlı Akın köyündedir. Göksu Dede Bekteş Köyü ile Dutağaç Köyünü birbirine bağlayan ve Göksu Dede Çeşmesi adı ile anılan çeşmenin yanında medfun bulunmaktadır Uyuşak Dede Karacaören Köyü girişinde medfundur. Kargın Baba’nın Alamescit Kargın köyü arasında yerleşmiş olduğu ileri sürülür. Ve her iki köy de ona sahiplenir. Kargın Baba da Taptuk Emre ve Yunus Emre ile aynı dönemde yaşar ve bölgede İslamiyeti hayata hakim kılmaya çalışır. O dönemlerde bölgede bir çok evliya bulunmaktadır. Bunlar Kargın ’a ve çevresine gelen bir çok tehlikeyi halen savmaktadırlar. Kurtuluş savaşında bu dedelerden düşman askerlerine top atışı yapıldığı da rivayetler arasındadır. Yunan askerleri Kargın’a yöneldiklerinde Karaca Ahmet Baba (Çölasar Dede) türbesinden koçların boynuzlarındaki mumlarla düşmana doğru yönelmesiyle Yunan askerlerinin, “ışıklı gelenleri bu kadarsa ışıksız askerleri kim bilir ne kadardır‛, diyerek kaçmaya başlamış oldukları halk arasında anlatılır. Milli mücadeleyle eş zamanlı gerçekleşen bu yardımla bölgedeki dedelerin kurtuluş mücadelesinde göstermiş olduğu desteklere inanılır. Hüdai Kaplıcaları ile Sandıklı’ya bağlı Koçhisar Köyü arasında geniş bir harman yeri içerisinde medfun bulunan Çorhisar Dede’nin , Şuhut İlçesine bağlı Mahmut Köyündeki türbede yatan kişi ile kardeş olduğu söylenmektedir. Ziraat Dede, Göktaş Dede, Kümbet Dede ile birlikte köye adını veren ve Barak Baba’nın şeyhi olan Saltuk Baba, Saltık Köyünde medfundur. Hacet dilemek üzere çocuğu olmayan kadınların ziyaret ettiği türbeler arasında Göktaş Dede, Saltık Dede, Ziyaret Dede türbeleri yer alır. Saltık köyünde sütünü sağdırmayan hayvan ya da hayvanın yuları Göktaş Dede’nin kabri etrafında dolaştırılır. Ya da Göktaş Dede’nin kabrinin yanından ot koparılarak yedirilir. Toprağından alınarak çamur haline getirilir ve sırtına sürülür Mevlevi olduğu kabul edilen Şeyh Yahşi , ismini vermiş olduğu Şeyh Yahşi köyünde medfundur. Yumruca Köyünde Yumru Dede’ye çocuğu olmayan kadınların hacet dilemek üzere ziyarette bulunduğu görülür. Dodurga köyünde hasta olan çocuk Dede’nin kabrine götürülür ve yanına yatırılarak üzerine kabrin toprağından serpilir. Nazar olan çocuğun üzerine dedenin kabri yanındaki sudan dökülür. Sütü az olan ya da hiç olmayan kadınlar sütlerinin olması ya da artması için Dede nin kabri yanındaki ‚süt çöğürü‛ ağacına çaput bez bağlarlar. Dodurga köyünde bulunan bir yatırın yanındaki suyun nazara iyi geldiği düşünülmekte ve bu (soğuk) su çocukların üzerine dökülerek nazardan arındırıldığına inanılmaktadır. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Sandıklı, Afyonkarahisar

İscehisar Türbeleri

Kırkkavak Türbesi İscehisar’ın Kavak Mahallesinde, Merkez İscehisar İlköğretim Okulunun arka kısmında yer alır. Etrafı taş duvarla çevrili olup, merkez 3 nolu sağlık ocağı burada bulunur. Rivayete göre burada Horasan erenlerinden bir mürşid ve ailesinin mezarı vardır. Ayrıca Hasan Hüseyin Hazretleri’ ne ve arkadaşlarına ait yatırlar, Işık Dede yatırı, Erenler yatırı ve Güzelim yatırları önemli ziyaret yerleridir. İscehisar halkı düğünlerde, gençleri askere uğurlarken mutlaka Kırkkavak ziyaretinde bulunur ve burada dua ederler. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 İscehisar, Afyonkarahisar

Seyyid Hasan Basri Türbesi

Afyon – İscehisar – Seydiler Önemli görülen ve bilhassa önceden sıkça ziyaret edilen türbelerden bir diğeri Seyyid Hasan Basrî Türbesi ’dir. Seydiler beldesi’nin içinde Cumhuriyet mahallesi, Afyon caddesi üzerinde yer alan türbe aynı isimle yapılmış cami ile bitişiktir. Türbenin güney köşesinde hastaların yatırıldığı bir yatak mevcuttur. Ahşap tavanlı olan türbenin ortasında yer alan iki ahşap sütun yer alır. Türbenin zemini mermerle kaplanmış olup kilim ve halılarla örtülüdür. Türbenin içinde 4 tane de sancak bulunmaktadır. Türbe, Seydiler beldesinde yer alan diğer doğal ve kültürel varlıklarla bir bütün oluşturması, beldenin içinde yer alması ve ulaşımının kolay olması sebebiyle de önemlidir. Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan türbenin bakımı, beldedeki bazı aileler tarafından yapılmaktadır. Tekke ve caminin bulunduğu alanı çevreleyen bahçede bir hazire yer alır. Bahçedeki duvarlarda devşirme malzemeler görülmekte olup bunlardan bazıları Türkmen mezar taşlarına aittir. Ayrıca Roma dönemi mezar steli ve mimari öğelerle Grekçe yazılmış bir kitabe de kullanılmıştır. Seydiler Beldesindeki türbede bulunan on mezardan üçünün Hasan Basrî , hanımı ve oğluna ait olduğu, diğerleri hakkında bilgi sahibi olunmadığı nakledilir. Seyyid Hasan Basrî, Halep’te öğrenimini yaptıktan sonra, Kırşehir’deki Hacı Bektaş dergahına uğrayarak burada da bir müddet tarikat eğitimi almıştır. Arkadaşlarından Yârgeldi Sultan, Hayran Balı Sultan ve Karaca Ahmet Sultan ’la Sahip oğulları ülkesi olan Afyonkarahisar’a gelerek, her biri kendilerine takdir edilen köylerde birer zaviye kurmuşlardır. Köy halkının anlattıklarına göre, burada Kadiri tarikatına mensup olduğu ileri sürülen Hasan Basrî’ye ait cami, türbe, hamam, aşhane, misafirhane, zikirhane, hastane ve bir de çeşmesi varmış. Bugün için köyde sadece cami, türbe ve çeşme bulunmaktadır. Diğerlerinin yıkılmış olduğu, zaviyesinin ise 1924 yılına kadar hizmet verdiği anlatılıyor. Halk bilgilerine göre, Hasan Basrî kuduza yakalanan hastaları tedavi etmiş, vefatından sonra da tedavi şekli günümüze kadar gelmiştir. Seydiler Beldesi ilçenin doğusunda Afyon-Ankara kara yolu üzerindedir. İlçeye uzaklığı 11 km il merkezine uzaklığı ise 34 km. dir. Volkanik arazi üzerine kurulan kasabada tabiat harikası olan peri bacaları vardır. Kırkinler ve Çatalkayalar mevkiindeki peri bacaları Roma ve Bizans zamanında işlenerek mabet, kilise ve evler yapılmıştır. Tarihi Arkaik devre kadar uzanan bu bölgede, Yanarlar mevkiinde açılan Hitit mezarlarından o devir tarihini aydınlatacak önemli buluntular ele geçmiştir. Osmanlı dönemi vesikalarında, çevresindeki inlerden dolayı ismi İnlice köyü olarak geçer. Burada Seyyid Hasan Basri zaviyesi kurulduktan sonra, bu ünlü zatın ismine izafeten Seydiler karyesi, Seydiler sultan karyesi ismi ile anılır. Seydiler kasabası bugün için tarihi kalıntıları ve tabiat harikası peri bacalarının yanında Kuduz hastalığının tedavisinde de kendinden söz ettirmektedir. Kuduz hastalığını tedavi eden ünlü hekim Seyit Hasan Basri hazretlerinin türbesi Seydiler kasabasında bulunmaktadır. Seyid Hasan Basri Hazretleri hayatı hakkında kesin bilgiler yoktur. Elimizde bulunan vakfiyesi ve bu vakfiyeye zamanla yapılan eklentiler, icazetnamesi, çeşitli zamanlarda verilmiş beratlar ile şeriye sicillerinde bulunan kararlardan edindiğimiz bilgilere göre, İscehisar kazasının Seydiler kasabasında medfun bulunan Seyyid Hasan Basri ’yi kuduz hastalığını tedavi eden bir doktor, tekkesi olan bir derviş olarak görüyoruz. Seyyid Hasan Basri , bektaşi menakıplarında sık sık adı geçen ünlü hekim Karaca Ahmet Sultan ile çağdaş gösterilmiştir. Karaca Ahmet Sultan , Beylikler zamanında yaşamış, bazı kayıtlara göre Orhan Gazi zamanını görmüştür. Buna göre Hasan Basri’nin de 13. asrın sonu 14. asrın başlarında yaşamış olması gerekir. 1333 tarihli icazetnameye göre künyesi Hasan Bin Basri bin Habib ’dir. Haleb’te tıp tahsili görmüştür. İcazetname de daha sonra Karahisar-ı devle kadısı tarafından onaylanmıştır. Haleb’deki medreseden mezun olduktan sonra Kırşehir’e giderek, Sulucakara Höyük’te oturan Hacı Bektaş Veli’den el almıştır. Bektaşi menakıpnamalerine göre devrin ünlü alimlerinden Sivrihisarlı Seyyid Nurettin’den ders almıştır. Burada okurken Karaca Ahmet Sultan, Yargeldi Sultan ve Hayran Veli ile arkadaş olmuşlar. Tahsillerini tamamladıktan sonra Karahisarı Sahib’e dönerler. Bu dört arkadaş şehri gezerken susarlar, namaz vakti gelmiştir. İçmek ve abdest almak için su ararlar. O sırada Karaca Ahmet elindeki asasını yere vurarak, ‘’su burada olacak’’, der. Ve asasını vurduğu yerden su fışkırır. Kana kana içerler, abdestlerini alırlar. Zamanla bu suyun çıktığı yere çeşme yapılır. Halen kullanılan Olucak çeşmesi bu olayın hatırasıdır. Kerametleri ortaya çıkınca dağılmağa karar verirler. Olucak çeşmesi menkıbesinin, Seydiler’e ait bir varyantı daha vardır. Bu varyanta göre Hasan Basri , bir gün askerleriyle Afyon ve İscehisar’dan zaviyesine dönerken askerlerinden birisi yolda rahatsızlanır ve karın ağrısından yolda yürüyemez hale gelir. Arkadaşının rahatsızlığını gören Hasan Basri, asasını yere vurur ve vurduğu yerden ‘acı su’ büngümeye başlar. Asker, sudan içer ve iyileşir. Su ise o gün bugündür, yaz ve kış İscehisar’ın doğusunda, iki tepe arasında büngümeye devam eder. Bugün tekkeye Seyyid Hasan Basri Hazretlerinin tekkenişin olan torunları bakmaktadır. Eğer gelen hasta kadın ise kadın bakıcı, erkek ise erkek bakıcı; tekke sahibinin soyundan ve tekkenişinin görevlendirdiği kişiler hastayı alır. Hasta günün her saati kabul edilir. Hastaya bakmakla yükümlü bu iş için deneyimli kişiler önce hastayı güzelce muayene ederler. Hastanın gözlerine bakarlar. Bir kab içindeki suyu gösterirler. Üşüyüp üşümediğini sorarlar. Kendi hastaları olduğuna kanaat getirirlerse hastayı tekkeye alırlar. Hasan Basri sandukasının önünde dua ederler. Arkasından tekke çeşmesinden alınmış yarım bardak suyun içine bir fiske kuduz tozu, bir fiske tekke toprağı karıştırılır ve hastaya üç yudumda içirilir. Daha sonra mayasız ekmek ile yağsız ve tuzsuz çorba ikram edilir. Bu ikram günde üç defa tekrarlanır. Tedavi genellikle bir gün sürer. Eğer hastada iyi olma belirtileri görülmezse tekkedeki tedavi üç gün devam eder. Üçüncü gün bir miktar kuduz böceği tozu bir miktar tekke toprağı hastayı getiren kişiye verilerek, uyacağı diyetlere devam etmesi söylenir. Tekke kapısından çıkarken hasta tekke sancağı altından geçirilir. Kuduran hayvan olursa aynı tedavi yapılır. Ayrıca hayvan ağılındaki veya ahırındaki bütün hayvanlar getirilerek suyundan içirilir. Gelenler mutlaka iyi olup gitmiş oldukları anlatılır. Kuduz hastalığı ilacının hazırlanışı: Tekkenişlerin anlattıklarına göre, her yıl Ağustos ayının başında Seydiler kasabasına bilhassa tekkenin çevresine 1 cm. büyüklüğünde kırmızı renkli kuduz böcekleri gelir ve bu böcekler burada yalnız 10 gün kalır. Daha sora ortadan kaybolurlar. Böceği yalnız Tekke sahipleri toplar. Başkalarının topladığı kullanılmaz. Toplanan böcekler bir kutu içine konur. Hayvan orada öldükten sonra güneşte iyice kurutulur. Sonra hayvan iyice ezilerek toz haline getirilir. Yapılan bu kuduz ilacı kapaklı kaplarda saklanır. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 İscehisar, Afyonkarahisar

İhsaniye Türbeleri

Saya Baba Türbesi İhsaniye ilçesi Gazlıviran Köyü’nde bulunan Saya Baba Türbesi’nin XIII.yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı sanılmaktadır. Bu konudaki kitabesi günümüze ulaşamamıştır. Sanat tarihinde eyvan türbeler grubuna giren bu türbe iki katlı olup, ölünün gömülü bulunduğu mumyalık kısmı toprak içerisindedir. İki yandan üçgen payandalarla desteklenen türbe, kesme taştan yapılmış, dikdörtgen planlıdır. Üzeri beşik tonozla örtülüdür. Yer yer yıkılmış olan türbenin cephe süslemesi fazla bir bilgi vermemekle beraber, geometrik bezemelerle girişinin süslü olduğu anlaşılmaktadır. Hayran Baba Zaviyesi Kırhisar Nahiyesinde Kayırviran köyünde Hayran Baba Zaviyesi bulunmaktadır. Bu köyde 43 kişi kayıtlı olup bunların yanındaki bir kayıtta, ‘karye-i mezburede sakin olan kimesneler Hayran Baba neslinde zaviyedar ve zaviyedar oğullarıdır.’, şeklinde ifade bulunmaktadır. Bu ifadeler söz konusu köyün zaviyedarlar tarafından oluşturulduğunu göstermektedir. Herdana Bahar Baba Türbesi Osmanköy’de Herdane Bahar Baba Türbesi adıyla anılan yapının kitabesi günümüze ulaşamadığından kime ait olduğu bilinmemektedir. Mimari üslubundan XIII.yüzyılın ikinci yarısına ait olduğu sanılmaktadır. Büyük bir bölümü yıkılmış olan bu türbe de sanat tarihindeki eyvan türbeler bölümünde yer almaktadır. Türbe ölünün gömülü bulunduğu mumyalık kısmı ile bunun üzerindeki sandukanın bulunduğu dikdörtgen mekandan meydana gelmektedir. Moloz taş ve kesme taş duvarlardan yapılmış olan türbe dikdörtgen planlı olup, beden duvarlarının iki yanında üçgen payandalarla desteklenmiştir. Giriş kapısı yekpare mermer silmeli olup, dışarıya büyük bir kemerle açılmaktadır. Ali Dede – İhsaniye Üçlerkayası köyünde bulunan Adak Tepesinde rivayetlere göre Ali Dede isminde bir ulu evliya olduğu söylenen kişiye ait bir yatır olduğu anlatılır. Vaktiyle, yine burada mübarek aylarda ve arife günleri ya da bir kişi adak adadığında, genellikle çocuklara şeker adağı, lokum adağı ve afyona özel haşhaşlı nokul, haşhaşlı ekmek adağı dağıtılırdı. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 İhsaniye, Afyonkarahisar

Hayran Veli

Afyon – İhsaniye – Kayıhan beldesi camii yanında Hayran Veli türbesi , Kayıhan beldesinde camiyle bitişik bir türbedir. İçinde Hayran veli ile müridlerine ait mezar yerleri bulunmaktadır. Onun Horasan erenlerinden bir halk tabibi olduğu ve kurduğu tekkede bir tür cilt hastalığını iyileştirdiği anlatılır. Hayran Veli ’nin Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yetişip Kayıhan’a geldiği, burada tekke kurup yerleştiği ya da 13. yüzyıl sonları veya 14. yüzyıl başlarında buraya gelen Hoca Ahmet Yesevi Ocağı’na bağlı Horasan Erenlerinden olduğu ileri sürülür. Bektaşi menakıbında Karaca Ahmet Sultan , Yargeldi Sultan (Akşemsettin) ve Seyyid Hasan Basri ile ile arkadaş olduğu anlatılır. Tahsillerini tamamladıktan sonra Karahisarı Sahib’e dönen bu dört arkadaş şehri gezerken, susarlar, namaz vakti gelmiştir. İçmek ve abdest almak için su ararlar. O sırada Karaca Ahmet elindeki asasını yere vurarak su burada olacak der.Ve vurduğu yerden su fışkırır. Kana kana içerler, abdestlerini alırlar. Zamanla bu suyun çıktığı yere çeşme yaparlar. Halen kullanılan Olucak çeşmesi bu olayın hatırasıdır. Kerametleri ortaya çıkınca dağılmağa karar verirler. Türbe Hayran Veli Camii ’nin doğusunda ve camiye bitişik olarak ve cami ile aynı bahçe içerisinde yer almaktadır. Duvarları örme taşlardan yapılmış olan dikdörtgen planlı türbenin üzerinde birbirine bitişik iki beşgen biçimli kubbe vardır. Kubbenin ve etrafındaki bölümlerin üzeri kiremitle kaplıdır. Türbeye giriş türbenin kuzeybatısına eklenen yeni mekanın doğu yönündeki kapıdandır. İçeride yükseltilerek oluşturulmuş platform üzerinde üçerli gruplar halinde sandukalar yer almaktadır. Ortada Hayran Veli kuzeyinde eşi, güneyinde ise oğlu, arkalarında da altı tane müride ait sandukalar vardır. Türbenin iç duvarlarında mavi renk boyanın hakim olduğu motiflerle yapılmış süslemeler yer alır. Dikdörtgen planlı olan iç bölümde kubbelerin altında kemer bulunur. Güneyde iki kuzeyde ise bir pencere yer almaktadır. Pencereler üzeri kemerli dikdörtgen biçimli kalın nişler biçiminde yapılmış olup cam kısmı dış kısma yakın olarak yapılmıştır. Cami ise, Kayıhan Beldesi Türbe mahallesinde, Hayran Veli Türbesi ’ne ve Kayıhan Türbe Mezarlığına bitişik olarak yer almaktadır. Caminin dış duvarı üzerinde yer alan mermer kitabede yapılış tarihi Arapça rakamlarla 1311, tamir tarihi de günümüzde kullanılan rakamlarla 1967 olarak belirtilmiştir. Camii üçgen kırma çatılıdır. Kesme blok taşların kullanıldığı duvar sıva ile kaplanmış ve sarı boya ile boyanmıştır. Dikdörtgen planlı caminin girişi kuzeyde yer alıp giriş kapısının bulunduğu bölümün önüne kapısı doğuda olan çıkma biçimli ön bölüm ilave edilmiştir. Ayakkabılık olarak kullanılan bu bölümden asıl giriş kapısını kullanarak caminin içerisine girilmektedir. Üzeri kemerli dikdörtgen biçimli ve niş şeklinde açılan pencereler ile doğal ışıklandırma sağlanmaktadır. Pencerelerin üst kısımlarında kemerler arasında küçük niş biçiminde pencereler yer almaktadır. Mihrabın bulunduğu duvarda ise mihrabın her iki yanında birer pencere, üstteki küçük pencereler ise mihrap ile büyük pencere arasında olacak şekilde ve konumu her ikisinin de üzerinde olacak şekildedir. İşlemeleri çok güzel olan ahşap minber caminin güneybatı köşesinde ve basamaklarının yönü kuzey-güney doğrultulu olacak biçimde bulunmaktadır. Giriş bölümünün üzerinde yer alan asma kat ahşap sütunlar üzerinde yükselmektedir. Düz ahşap tavanlı kademeli olarak yapılmış ahşap panolar içerisinde geometrik ahşap süslemeler yapılmıştır. Bu panolara avizeler tutturulmuştur. Caminin iç ısınması kalorifer sistemi ile yapılmaktadır. Kalorifer radyatörleri cami duvarlarının alt bölümünde yer alan ahşap lambiri bölüme tutturulmuştur. Belde içerisindeki diğer kültürel varlıklarla birlikte inanç turizmine yönelik etkinlikler içerisinde bulunulabileceği gibi Göynüş Vadisi’nin belde sınırları içerisinde yer alması bakımından da önemlidir. Cami hâlâ kullanılmaktadır. Türbenin yanında olması ve Hayran Veli adına yapılmış olması nedeniyle önemlidir. Yerleşimin güneybatısında yer alan Tekke Bayırı Tepesi’nde bulunmaktadır. Etrafı 120 cm yüksekliğinde, 50 cm genişliğinde kesme blok taşlarla dikdörtgen biçimli duvarla çevrili bir alanın içerisinde doğu-batı doğrultulu sanduka biçimindedir. Sanduka Dedemağacı mezarında olduğu gibi yığma taşların beton harcı ile sıvanmasıyla oluşturulmuştur. Sandukanın batı ucunda mezar taşı vardır. Taş duvarların kuzey ve batı dış kısmında zemin taş çevrilerek oluşturulmuş bir platform yer almaktadır. Giriş kapısının sağında bayrak direği bulunmaktadır. Hayran Veli Tekkesi ’nin bulunduğu Tekke Bayırı Tepesi çevreye hakim bir konumda olup, buradan Kayıhan Beldesi, Kızılay Maden Suyu Fabrikası’nın bulunduğu alan, Gazlıgöl Kaplıcası, Ayazini, Yeşilyayla, Karababa Tekkesi ve Beyköy görülebilmektedir. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 İhsaniye, Afyonkarahisar

Karacaahmet Sultan – Afyon

Afyon – İhsaniye – Karacaahmet Karacaahmet beldesindeki cami, imar planı içinde, mezarlığın 260 m. kuzeydoğusunda yer almaktadır. Yapı, camii ve tekke olmak üzere iki kısımdan oluşur. Cami güney, tekke kuzey yönündedir. Dış duvarları kesme taş kaplı, duvar köşelerindeki taşlar diş biçiminde dizilmiştir. Her iki tarafta da iç mekanı tek kubbe ile örtülüdür. Tekkeye giriş kuzeyden, camiye giriş batıdadır. Minaresi güney batıdadır. Tekke içinde 31 adet yatır vardır. Caminin üç merdivenli, dört devşirme sütundan oluşan üç kubbeli revaklı bir girişi vardır. Giriş kapısı batıda yassı kemerli, ahşap iki kanatlıdır. Kapı üzerindeki dört satırlık eski ve yeni yazı ile yazılmış olan kitabe şöyledir. Karacaahmet Sultan aleyhi rahmeturrahman efendi hazretlerinin. 1- Türbe-i zevil garyeleri ve ittisaline iş bu camii şerif baiş. 2- Güfranı cenabı hak celle ve alâin inayeti ve ol sahibi kerametin ruhaniyeti ve mahzi. 3- Eshab-ı hayrun ianet ve ced ve gayret ile tevsian ve müceddiden inşaası hüsnü hitam bulmuştur. 1324 (1908M.) İç mekanı tek kubbe ile örtülüdür. Kubbeye geçiş köşelerdeki tromplarla olur. Tromp aralarında sağır kemerler vardır. Mihrabın üst kısmı üçgen alınlıklı, kademeli sivri kemerli, iki yanı dönen sütuncelidir. Minberi güneybatıda küfeki taşından yapılmıştır. Yağlı boya ile (gri üzerine siyah kırmızı çizgilerle boyanmış) boyanarak taş şekli verilmiştir. İç mekanın kuzey duvarında merdivenle çıkılan, balkon şeklinde iki yanı konsollara dayalı müezzin mahfili vardır. Kubbe, ortada iç içe yıldız ve kollarından oluşan üçgenler içinde gri, siyah,kırmızı renkler kalem işi çiçek motifleri ile süslüdür. Köşelerde trompların oluşturduğu dört küçük kubbeler, son zemin üzerine kırmızı, yeşil, sarı renklerden oluşan yıldız motiflidir. İç mekan doğuda 3, batıda 2, güneyde 1 olmak üzere 6 adet yuvarlak kemerli, dikdörtgen pencere ile aydınlanır. Ayrıca sağır kemerlerin bulunduğu kısımlarda her duvarda bir adet olmak üzere dört adet küçük ve yuvarlak pencere bulunur. İç duvarlar taş şekli verilmiş yağlı boya ile boyanmıştır. Trop kemerleri değişik renklerde boyanmıştır. Minaresi güney batıdadır. Dikdörtgen prizma kürsü üzerine, düzgün kesme taşlardan yapılmıştır. Şerefe altı profilli, sivri külahı çinko kaplamadır. Camiin kuzey batısında etrafı parmaklıkla çevrili, yerden yarım metre yükseklikte ‚Kaymak Dede‛ adıyla anılan bir gömüt bulunur. Tekke ile ilgili inanışlar nedeniyle inanç turizmi bakımından önemlidir. Tekkenin ilk kuruluşu çok harap ve eskidir. Camii kapısı üzerindeki kitabeden 1908 yılında onarım gördüğü anlaşılıyor. Son olarak1966 yılında yeniden tamir görmüştür. Cami ile tekke’nin birleşik olması nedeniyle cami tekkeyi ziyarete gelenlerce ziyaret edilmektedir. Tekkenin dış duvarları kesme taş kaplı, duvar köşelerindeki taşlar diş biçiminde dizilmiştir. Her iki tarafta da iç mekanı tek kubbe ile örtülüdür. Tekkeye giriş kuzeyden, camiye giriş batıdandır. Minaresi güney batıdadır. Tekke içinde 31 adet yatır vardır. Ġç mekanı tek kubbe ile örtülüdür. Kubbe köşelerde yer alan dört trompa dayanır. Tromp aralarında dört duvarda dört sağır kemer bulunur. Giriş kapısı, kuzeyde olup basık taş kemerlidir. Kapı üzerindeki dört satırdan oluşan kitabe şöyledir: 1- 726 tarihinde Sultan Orhan Gazi zamanı saltanatında. 2- calisi post nesim-i irşat tarikat-ı Aliyye ve sahib-ül havarikül adad ve zakir. 3- Keramet semiye bulunan Karacaahmet Sultan guddise surzetül gufran hazretlerinin türbe-i atır nakina fatiha. 4- Sene-i hicriye 1324, sene-i rumiye 1322 (ortada) mebdei tecdidi türbe. Kapı girişinin solunda, camiin kuzey batısında hastaların tedavi edildiği yer olan tahta perde ile çevrilmiş, araları tahta perde ile dört hücreye ayrılmış kısım bulunur. Hücrelerde tomruk adı verilen yan kenarları delikli ahşap hatıllar vardır. (Buradaki tedavi yöntemi, hastanın ayak bileği tomruğa geçirilerek bağlanmakta, karşı koyan hastaların ayaklarına dayak atılmaktadır). Tekkenin güneyinde, camii ile müşterek duvarlı kısımda basit bir mihrap yer alır. Mihrabın batısında merdivenle çıkılan ahşap küçük bir mahfil kısmı vardır. Tekke her duvarda iki, camiye bakan duvarda bir olmak üzere 7 pencere ile aydınlanır. Tekkenin iç mekanının yarısından fazlasını yatırların bulunduğu kısım kaplar. Etrafı demir parmaklıklarla çevrilmiş olan bu kısım tekke zemininden 25-30 cm. yüksekliğinde olup, üzerinde Karacaahmet’in oğlu Şeyh Eşref ve oğullarının olduğu söylenen 31 adet yatır vardır. Adına köy ve tekke kurulan Karacaahmet Sultan, Horasan erenlerindendir. Hacı Bektaş dergahından fütüvvetname almıştır. Karacaahmet kurduğu ocakta akıl hastalarını tedavi etmiş, daha sonra kurduğu ocak başına oğlu Şeyh Eşref’i geçirerek, kendisi Batı Anadolu’nun fethine katılmıştır. Manisa Akhisar taraflarında da bir ocak kurmuştur. Akhisar Gökçe Ağaç köyü arazisi kendisine vakfedilmiş, Akhisar Karaca köyünde 1397 yılından önce ölmüş ve orada gömülüdür. Akıl hastalarının tedavi edildiği yer olarak kabul edilmekte olup bu sebeple ziyaret edilmektedir. Latif Daşdemir’in çalışmasında (DAŞDEMĠR Latif, Afyonkarahisar Efsaneleri) Karacaahmet ’in annesi ile ilgili şu menkıbe anlatılır. Anadolu Selçuklu Devletinin son zamanlarında Seydi Sultan, Işık Sultan ve Hendi Baba adlı üç ermiş kişi, Afyonkarahisar’ın bugünkü Ġhsaniye ilçesine bağlı Karacaahmet Köyünde oturan, akıl hastalıkları hekimi Karacaahmet Sultan’ı ziyarete gelirler. Karacaahmet ve bacıyan-ı rumdan olan annesi tarafından konuklar köyde gereğince ağırlanırlar. Mevsim yaz olduğu için havalar çok sıcak geçmektedir. Dervişler hep birlikte akşam yemeğini yedikten sonra namazlarını kılıp minderlerine çekilerek sohbete dalarlar. Sohbet sırasında içlerinden birisi, ‚kimin daha keramet sahibi olduğunu göstermesi‛ konusunda bir öneri ortaya atar. Bu teklif herkes tarafından kabul görür. Seydi Sultan, gerekli duaları yaparak sıcak havada büsbütün ılımış suyu buzlu su haline getirir. Hendi Baba, her zaman yanında taşıdığı kamçısını, okuyup orta yerde bırakarak yılan durumuna sokar. Karacaahmet Sultan, altındaki seccadeyi kocaman bir halı yaparak, konuklarının altına serer. Işık Sultan, bir üfleyişte odanın bütün mumlarını söndürüp her yeri zifiri karanlığa boğar. O sırada Karacaahmet’in annesi, avucunda tuttuğu kıpkırmızı bir kor ateşle odaya çıkagelir. Arkadan da alnında parlayan bir nurla dört yanını kamaştıran parlak bir ışığa boğar. Bunun üzerine konuklar, hakkı teslim edip, en üstün kerametin Karacaahmet’in annesine ait olduğunu kabul ederler. Sonra da Karacaahmet’e dönüp hepsi bir ağızdan, -Anan bizden de, senden de daha doluymuş. Derler. Anlatıldığına göre bu toprakların ‘Anadolu’ adını alması da ‘Anandolu’ sözünden gelmektedir. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 İhsaniye, Afyonkarahisar

Çay Evliyaları

Sütçe Babası Türbesi İnli kasabası, Çay ilçe oluncaya kadar Bolvadin’e bağlı idi. 1967 yılında belediyelik oluncaya kadar Karacaören Köyü olarak bilinen kasabaya, Afyon ilinin ilçeleri olan Şuhut, Bolvadin, Çay ve Sandıklı’da Karacaören köyleri mevcut olduğundan bunları birbirinden ayırt etmek için, ‚Sütçe Karacaören‛ denir. Bunun sebebi de, ‚Sütçe‛ hastalığını tedavi eden ‚ Sütçe Babası ‛ adlı kişinin mezarının kasabada bulunmasıdır. Bugün de bu hastalıktan kurtulmak için ziyaretçiler babadan oğula geçen ‚Sütçe Ocağı‛ na gelirler. Fakat kasaba, daha çok yerleşim olarak Karamık Bataklığı’na yakınlığından dolayı ‚Karamık Karacaören‛ olarak biliniyor. Ali Baba – Afyon – Çay Afyonkarahisar’dan gelen şosenin ikiye ayrıldığı yerde Aralık Sokak içinde ahşap ve toprak damlı bir oda içerisinde halkın “Ali Baba” adıyla bildiği türbenin mimarî değeri yoktur. Odanın ortasındaki merkad üzerinde Selçuklu tarzı mermer bir sandukada üzerindeki iki satırlık Arapça kitabeden anlaşıldığına göre, 1275 yılı Mart ayı başında Yusuf oğlu Tur Ali bu türbeye gömülmüştür. Yusuf Bey’in ve babası Yakup bey’in Çay Kadılığı zaimi ve alaybeyi derecesinde bir subaşı olduğu anlaşılmaktadır. Mücahidlerin babası anlamında Ebu’l Mücahid lakabıyla anılan babasının yaptırmış olduğu külliyenin bir parçası olan medresenin kuzey köşesindeki türbenin de kendisi için 1278 yılında inşa ettirildiği bilinmektedir. Bambul Dede İlçe merkezinde Afyon yolu üzerinde sol tarafta bahçeler içinde yer alan Bambul Dede türbesi, tahıl zararlılarından bambul böceğinin tarlaya vereceği zararlardan kurtulmak üzere çiftçiler tarafından ziyaret edilir. Elbiz Deresi ağzında bulunan ve Bambul Tekkesi diye anılan ahşap yapı içersinde iki kabir bulunmaktadır. Bu zatın kerameti mahsullere (arpa, buğday vb.) bambul (arıya benzer böcek) saldırdığında tekkenin yanından biraz toprak alarak bunun tarlaya saçılmasıyla ilgilidir. Mahsuller üzerine bu topraktan saçıldığında banbul böceklerinin araziyi terk ettiğine inanılır. Seyyit Mehmet Sinan Türbesi Seyyid Mehmet Sinan türbesi ilçe merkezinde Çağlayan Parkı üstünde yer alır. Mansur Gazi’nin torunu ve Alparslan’ın kumandanlarından olduğu kabul edilen Seyyid Mehmed Sinan’ın 1154’te Çay’a giren ilk kumandan olduğu söylenir. Ona ait olduğu ileri sürülen bir sancak, dört kulplu bir kazan ve bir metrelik bir kepçe bulunmaktadır. Sancağın üzerinde kelime-i tevhid ile birlikte adı yazılı olup her yıl aşure günü aşure ve çorba kaynatılarak fakirlere dağıtılır. İsa Seyyit Ahmet Baba Çay Belediyesi web sitesinden öğrendiğimize göre, Tekke Mahallesinde Kazanlı Tekke diye anılan yapı, İsa Seyit Ahmet Baba türbesidir. 800 yılı aşan bir süreden beri Geleneksel Aşure Günlerinin yapıldığı tekke, bu tekkedir. Burada 14 çeşit yiyecekten oluşan aşure pişirip dağıtılırmış. İsa Seyit Ahmet Baba’nın aşure pişirirken karıştırdığı kepçenin sapında Çay’ın hudutlarının Osmanlıca yazılı olarak bulunduğu ileri sürülür. Akhürrem Hatun Çay ilçesinin Akkonak kasabasında medfun bulunan Akhürrem’in veli bir hatun olduğuna inanılmaktadır. Kasabaya asırlarca anılan ismini bu veli hatun vermiştir. Baltacı Derviş Akkonak kasabasının kabristanında kendisine özel bir yer tahsis edilmiş olup mezar taşındaki yazıdan 1980 yılında vefat etmiş olduğu görülen Baltacı Derviş’in kabri, yöre insanının ziyaret etmekte olduğu mukaddes mekanlardan birini teşkil eder. Deresinek Köyünde A hi Sultan ve Oğuz (Yakasinek) Köyünde Himmet Dede zaviyeleri olduğunu öğreniyoruz. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Çay, Afyonkarahisar

Esirüddin Ebheri Türbesi

Afyon – Çay – Eber Hüseyin Rahmi Ünal 1980’lerde yapmış olduğu incelemede, Eber Kasabası’nda, kare biçimli taş duvar üstüne 8 köşeli kümbet tipli bir anıt mezar olan yapının bölge insanı tarafından Esirüddin Ebheri Türbesi diye bilindiğini aktararak, eserin Anadolu’daki benzerleriyle karşılaştırılması neticesinde, 13. Yüzyılın sonlarına tarihlenebileceğini ileri sürer. Abdülkuddüs Bingöl ise Ġslam Ansiklopedisi’ne yazmış olduğu makalede, Ebheri ’nin hayatı hakkında yeterli bilgi olmadığından bahisle, onun aslen Semerkant’lı bir aileye mensup olduğundan söz eder. Ve Mehmet Sadettin Aygen’in çalışmasını kaynak göstererek, Ebher î’nin Afyon ilinin Çay ilçesi yakınında Eber gölü civarındaki Eber köyünden (şimdiki Doğanlı) olduğunu ve türbesinin de orada bulunduğunu iddia ediyorsa da şimdilik bu iddia “ebher” ile “eber” kelimeleri arasındaki ses benzerliğinin ötesinde bir anlam taşımamaktadır.‛, der. İlk tahsilini Musul’da yapan Ebherî daha sonra Horasan ve Bağdat’a giderek öğrenimini tamamlar. 0 dönemin en ünlü bilginlerinden olan Kemaleddin İbn Yunus’un talebesi, İbn Hallikan’ın da hocası olur. Bir süre Musul sarayında himaye görür. 1228’de Musul’dan Erbil’e geçerek oraya yerleşir. Ebheri ayrıca Anadolu’ya da seyahatlerde bulunmuş, buradaki Türk beylerinin saraylarında ağırlanmış, ilim ve kültürün gelişmesine ve ilim adamlarına büyük değer veren beylerin teşvik ve destekleriyle felsefe ve müsbet ilimler alanında dersler vermiştir. 1265’te vefat etmiştir. Halbuki menkıbe onu güçlü bir asker, öncü bir alperen, ciddi bir istihbaratçı, becerikli bir marangoz ve veteriner olarak anlatır. Anadolu Selçuklu Devleti henüz kurulmadan evvel Alpaslan’ın emirleri doğrultusunda bölgeye gelmiş, daha sonraları Akşehir ve Bolvadin Medreselerinde öğretmenlik yapmıştır. Taş Medrese Müderrislerinden olup, yazmış olduğu İsagoci adlı eseri medreselerin kapatılmasına kadar bir ders kitabı olarak okutulmuş ünlü bir Türk Astrologu ve filozofudur. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Afyonkarahisar

Heybeli Dede

Bolvadin ve çevresinde, çocuğu olmayan kimseler, Heybeli Kaplıcasında makamının nerede olduğu bilinmeyen Heybeli Dede’yi ziyaret ederler. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Afyonkarahisar

Damlalı Dede

Afyon – Bolvadin – Kemerkaya kasabası Bolvadin’in Kemerkaya Kasabası’nda mağaraya benzeyen bir yerde, çevresinde bir mezar olmamasına rağmen, bölge halkı burada bir yatır olduğuna inanır ve ziyaretlerde bulunur. Bu yatıra ‚Damlalı Dede‛ denmektedir. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Afyonkarahisar

Müderris Yörük Hacı Ali Efendi

Bolvadin’de Kadiri tarikatının temsilcilerinden biri de Yörük Hacı Ali Efendi . Mahalle halkının desteğiyle Ömer Efendi başkanlığında bir dernek kurulur ve Kaymakçızade Hacı Mustafa Efendi’ nin bağışladığı arsa üzerine bir medrese inşa edilir. Büyük bir bahçe içinde havuzu, çeşmesi, haziresi ile düz, toprak damlı kerpiç binalardan meydana gelen medresenin bir derslik ve on talebe hücresi vardır. Bu medresenin başına da Konya’daki Parlak Hacı Medresesinden mezun olan ve kuruluşunda önemli katkıları olan Ali Efendi getirilir. Sene 1895’tir. Müderris Yörük Ali Efendi , Osman Efendi’nin oğludur ve 1864’te Emirdağ ilçesinin Dere köyünde doğar. İlk eğitimini babasından alan Ali Efendi 10 yaşında Bolvadin’e gelir. Burada Sıbyan Mektebi’nde okur. Daha sonra İmaret Camii yanındaki Müftüzade Hacı Mehmet Efendi Medresesi’ne devam eder. Akrabası Müderris Yörük Hacı İbrahim Efendi (ö.1887) ’ nin görev yaptığı Bülbülzade Müftü Müderris Hacı Mehmet Efendi Medresesi’ne kaydolur. Burada Hadimli Mehmet Vehbi’den tefsir, Kadınhanlı Hüseyin Efendi’den hadis okur. Daha sonra Kadirîye Tarikatı’na intisap eder. Hocasının ölümü üzerine Konya’ya giderek Parlak Hacı Medresesi’nden icazet alır. Bolvadin’e döndüğü zaman, intisap etmiş olduğu tarikatın ismi ile anılan ‚Kadriye Medresesi‛ne müderris olur. 1924’te medreselerin kaldırılmasına kadar burada müderrislik yapar. Kadriye Camii, 1909 yılında ibadete açılır. Yörük Hacı Ali Efendi, diğer taraftan 240 kuruş maaşla camiye imam-hatip olarak atanır. Atanma, Bolvadin Mahkemesi’nden aldığı ilam üzerine Evkaf Nezareti’nce gerçekleştirilir. 1920 yılında Kuva-yı Millîye Teşkilatı’nı kurar ve reisliğini yapar. 1920-1939 yıllarını Bolvadin’de Müftülük görev yılları olarak geçirir. Aynı zamanda Bolvadin Maarif Encümeni Reisliği’ne seçilir. Reisliği beş yıl sürer. 1939 yılı vefat tarihidir. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Bolvadin, Afyonkarahisar

Şeyh Ali Sıtkı Dede

Bir zamanlar Ali Sıtkı Dede Türbes i’nin etrafı, mezarlık olup çok sonra yapılan ‚Kırıkoğlu Mescidi‛ haziresidir. Yenice Mescidi, dedenin çocukları olan Hızır Bey ve Veli Bey’in vakıfları’nın hayratıdır. Mescidin Dibekbaşı Sokağı’nı içine alan külliyesi varsa da bugün, külliyeden geriye sadece mescit ve bir evin avlusunda Ali Sıtkı Dede’nin türbesi kalmıştır. Türbede şahide yoktur. Ali Sıtkı Dede, Hüdavendigâr Salnamesi’ndeki bilgilere göre bir Nakşibendî halifesidir. Ailesi varlıklı bir aile olup Yenice, Bekir Ağa ve Hızır Bey (Yakup Şevki Paşa) Camileri bu aile tarafından inşa ettirilmiş ve camilerin bakımı yine bu aile tarafından yapılmıştır. Büyük bir vakıf olan ‚Erkmen Camii ve Külliyesi‛ni yaptıran Hızır Bey ile İhsaniye Camii’ni yaptıran Veli Bey bu zatın torunlarındandır. Ali Sıtkı Dede dışında 18. asra ait ilamlarda adı geçen Postalzade Şeyh İbrahim Efendi, Sultan Carullah Mezarlığı’nda yatan Şeyh Ahmet Efendi, kardeşi Şeyh Bayram Efendi ve Şeyh Veli Efendi Bolvadin’deki Nakşibendi tarikatının şeyhleri olarak ileri sürülür. Postalzade’nin mezarı, Kaymaz Mahallesi ve Ömeroğlu Mahallesi’ndedir. Diğerlerinin mezarları, Sultan Carullah mezarlığındadır. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Bolvadin, Afyonkarahisar

Ahmed Dede – Başmakcı

Hangi asırda yaşadığı bilinmediği gibi hayatıyla ilgili pek bir bilgi de bulunmayan Başmakçı evliyalarından bir diğeri Ahmet Dede ’dir. Onun da Selçuklular devrinde yaşadığı kabul edilir. Hakkında anlatılan menkıbelerden biri şöyledir. Ahmed Dede, sağlığında cuma günleri, Cuma namazını Kâbe-i şerifte kılardı. Bir sohbet esnasında Başmakçı’nın ileri gelenleri, Ahmed Dede’ye; “Efendi, seni cuma namazında göremiyoruz. Cumaya gelmiyorsun. Müslüman cuma namazına gelmez mi?”, diye suçlamada bulunurlar. Ahmed Dede; “Biz hiç bir namazımızı geçirmeyiz. Cumayı da mübarek yerlerde kılıyoruz.”, diyerek durumunu anlatmaya çalışır ise de, oradakilerden kimse anlamaz. Suçlamaları o derece ileri gider ki, işi kaba sözlerle mübarek zatı itham etme derecesine vardırırlar. Bu duruma çok üzülen Ahmet Dede, yüreğinin derinliklerinden gelen bir “Allah‛, nidası ile mübârek rûhunu teslim eder. Türbesinde kitabe yoktur. Onun vefatından asırlar sonra Başmakçı’nın Hilâl mahallesindeki harman yerinde bütün çiftçiler ekinlerini samanını ayırmak üzere savrulmak için hazırlanmış yığınlar haline getirmişlerdir. Küçük bir ateş kıvılcımından çıkan yangında tınazlar yanmaya başlar. Hafif bir rüzgârın tesiriyle de yangın yayılır. Bu sırada Ahmet Dede’nin türbesinden doğru bir kuş sürüsü yangın bölgesine gelip, alevlerin etrafında dönmeye başlar. O sırada, esen rüzgar kesilir. Gökyüzüne yükselen alevler yavaş yavaş azalmaya ve sönmeye başlar. Yangın sönünce kuşlar da yangın bölgesini terk eder. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Başmakçı, Afyonkarahisar

Kesikbaş Sultan – Afyon

Kesikbaş Sultan’ın, XV. yüzyılda yaşamış olan Abdurrahim Karahisârî’nin çağdaşı olduğuna ilişkin görüşler, Kesikbaş Camii ve tekkenin XV. asırda yapılmış olabileceği fikrini vermekte ise de, XVI. yüzyıl tahrirlerinde, Kesikbaş ismine rastlanmaz. Özellikle Kesikbaş lakaplı kişinin isminin bilinmemesi, cami, tekke veya zaviye hakkında bilgi edinilmesini, büyük ölçüde güçleştirmektedir. Afyonkarahisar’da eski Hasır Pazarı denen yerde, Bey Çeşmesi’nin yanında önceden var olan Kesikbaş Camii’nin ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı tespit edilememiştir. Ancak Ömer Fevzi Atabek, mescidin Köle Hacı Mehmet tarafından yaptırıldığını nakletmektedir. 1872 yılında, fakir yolcuların kaldığı Kesikbaş Tekkesi ile mescit harap halde bulunmaktadır. Bundan dolayı belirtilen yılda, tekke postnişini İsmail Hakkı önderliği ile ve halkın yardımıyla fakir yolcuların kalması için, alt katta üç oda (iki adet şeyh odası, bir semahane) ile üst katta mescit yeniden yapılmıştır. Ayrıca türbenin yağ ve mum vs. giderini karşılamak için, Kesikbaş’ın vakıf arsası üzerine bir adet mağaza, bir berber dükkanı, üç adet bakkal dükkanının yapılması bitmek üzereyken, Hacı Mehmet Ağa da inşaatın bitmesi için bir miktar maddi yardımda bulunmuştur. Mağaza ve dükkanların gelirlerini mescitte görevli imam, müezzin ve hafızına vakfederek vakfiyesini düzenlemiştir. Ancak, mağaza ve dükkanlar 1882 yılında kazaen yanmıştır. Daha sonra Kesikbaş Dergahı türbedarı ve postnişini olan İsmail Hakkı Efendi 1889 yılında dergah arsasına yeniden dört adet dükkan yaptırmıştır. Bunların gelirinin dergah ihtiyaçlarına, imam ve müezzin ücretlerine ödenmek üzere 1890 yılında vakfiyesi düzenlenmiştir. PTT caddesi yakınında bulunan cami Yunan işgalinde (1922) yanmış, arsası daha sonra yola katılmıştır. Kesikbaş Sultan’ın tekkesi ve türbesi Kadınana Mezarlığı’nın kuzey kısmında idi. Attar Hacı Mehmet Ağa Vakfı ile Postnişin İsmail Hakkı Efendi Vakıfları Kesikbaş Sultan Tekkesi vakıflarını oluşturur. Önceden cami yanında bulunan Zülâli Mektebi’nin Terzi Hacı Abdi tarafından 1666 yılında yaptırılmış olması Zülâli Camii’nin de aynı kişi tarafından 1666 yıllarında yapıldığı fikrini vermektedir. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Afyonkarahisar

Kırklar Makamı – Şeyh Hasan Efendi

Afyon – Merkez – Kırklar camii Kırklar makamı camiinde Mescit içerisinde Horasan erenlerinden olduğu söylenilen bir şahsa ait türbe vardır. XVII. Yüzyılda şehre gelen Evliya Çelebi Seyahatnâmesinde Kaledeki Keykubad Camii’ni anlatırken “Caminin sağ tarafında Kırklar Makamı ziyaretgâhdır” şeklinde bilgi vermektedir. Günümüzde aynı isimle anılan mescidin bânisi Şeyh Hasan Efendi’nin cami içinde medfûn olduğu bildirilmektedir. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Afyonkarahisar

Merdümek Sultan

Gavur Kalesi diye anılan tepenin eteğindeki Merd-i yek (Mürdümek) Sultan’a ait mezarlıktır. Merd-i Yek Sultan’ın Afyonkarahisar’ın fethi sırasında mezarının bulunduğu yerde şehit düştüğü nakil olunmaktaysa da, daha sonraki yıllarda vefat ettiği anlaşılmaktadır. Mezar taşı kitabesinin ebcet hesabıyla 1332 tarihli olduğu, dolayısıyla Merd-i Yek Sultan’ın belirtilen yılda vefat ettiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, Mürdümek Sultan’ın 100 yaşlarında iken 1332 yılında vefat eden Şerafettin Hoca Harun’un oğlu olabileceği de ileri sürülür. Onu Afyonkarahisar’ın fethiyle irtibatlandıran menkıbe, Bilali Habeşi silsilesine bağlar ve ayak ucundaki sütunun ezan okuduğu mermer olduğunu ileri sürer. Kaynak ; Afyon Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Afyonkarahisar

Nezir Gazi – Hötüm Dede

Malatya – Battalgazi – Meydanbaşı mah Halfeti minaresi yanında Battalgazi soyundan geldiği rivayet edilen Nezir Gazi yatırının bulunduğu Hötüm Dede türbesi Battalgazi Meydanbaşı mahallesinde Halfeti minaresinin hemen yanındadır. Mevcut yapı sonradan düzenlenmiş olup dikdörtgen biçimindedir. Halk arasında yürüme yaşı geçtiği halde, yürümeyen küçük çocuklar bu ziyarete götürüldüğünde iyileşeceğine inanılır.

📍 Malatya

Edir ile Bedir Türbesi

Malatya – Battalgazi – Atatürk caddesi üzerinde Battalgazi ilçesi, Atatürk Caddesi üzerinde bulunan türbe sekizgen planlı olarak inşa edilmiştir. Yapı içerisinde iki adet sanduka bulunmaktadır. Bu türbe ile ilgili yöresel inanışa göre anlatılan hikâye şöyledir; Gayrimüslim yiğitliği dillere destan Adin ile Müslüman olan iyi niyetli Bedir sevdalanmıştır. Adinin babası dinsel farklılıktan dolayı kızını Bedir’e vermemiştir. Bu sırada Rumlar Malatya üzerine yürümüş Adin ve Bedir bu savaşta şehit düşmüş ve türbenin bulunduğu yere defnedilmiştir. Yöre halkının isimleri yanlış telaffuz etmesinden dolayı türbe ismi Edir ile Bedir olarak anılmıştır.

📍 Malatya

Sancaktar Türbesi

Malatya – Merkez – Karahan mah – Karahan camii yanında Karahan Mahallesi, M. Oğuz Caddesindedir. L40-B1 pafta, 1890 parsel üzerinde, Karahan Camisinin hemen yanındadır. 1890 parsel üzerinde yer alan yapı çok basit, kerpiçten olup dam üzeri kiremit kaplıdır. Mezar içine basamakla inilir. Basamağın bir parçası Selçuklu mezar taşlarından devşirmedir. Yine 240 x 90 cm. ölçülerindeki mezarın her iki yan tarafında, Arapça yazı ve daireselgeometrik motiflerle bezeli mimari parçalar bulunur. Ayak ve baş tarafında taşlar konulmuştur. Mezarın bulunduğu devşirme mimari parçaların birinde Kuran-ı Kerim’den ayet yazılıdır. Mezarı oluşturan tüm mimari parçaların Kırkkardeşler Şehitliği veya Alibaba Mezarlığı’ndan devşirme olarak taşındığı düşünülmektedir.

📍 Malatya

Şeyh Mahmut El Hamedani – Hacı Baba

Malatya – Ali Baba Mezarlığı Tarikat- Nakşibendiyye den Mevlana Halid Bağdadi hazretlerinin kolundan Hafız muhammed Ruhavi (k.s.) ( Şanlıurfa ) Beyzade Ali Rıza Efendi (k.s.) ( Elazığ ) Küçük Mehmet Efendi (k.s.) ( Adıyaman ) Akçalı Hacı Efendi (k.s.) ( Adıyaman ) Hacı Selim Efendi (k.s.) ( Adıyaman ) Abdurrahman Açar (k.s.) ( Şanlıurfa ) Halifesi Şeyh Mahmut El Hemedani (k.s. ) ( Hacı Baba )

📍 Malatya

Şeyh Muhammed Kırçalı

📍 Akçadağ, Malatya

Yazıhan Türbeleri

Hamza Aksüt’ün Anadolu Aleviliği isimli çalışmasına atfen, Kızıldeli ismiyle de anılan Seyyid Ali Sultan Ocağının merkezi, Fethiye’ye bağlı Tencili mezraasıdır. Geçmişi çok eskilere dayanan bu ocağın mensupları Fethiye’ye ilk yerleşenlerdir. 1960´larda Gözüböyük ailesi tarafından onarılarak betonarmeye çevrilen türbenin çevresinde bir mezarlık, 20-25 metre aşağısında üç gözlü bir pınar vardır. Ocak üyelerinin on dördüncü yüzyılda yöreye yerleştikleri, Malatya dışında Sivas, Amasya, Erzincan, İran, Irak ve Lübnan’da taliplerinin oldukları söylenmektedir. Cemil Cever ise makalesinde, burasının Seyyid Ali Sultan’ın ancak makamı olabileceğini kaydeder. 1310- 1402 yıllarında yaşadığı sanılan Seyit Ali’nin Bektaşi ananesinde önemli bir yeri vardır. Beldenin Cumhuriyet Mahallesi Mezarlığında Ebu Seyfi Dede , Hürriyet Mahallesinin güney batısında da Nur Ali Baba Türbesi bulunmaktadır. İlçeye onüç km. mesafede bulunan Karaca köyünde Aleviler tarafından ziyaret edilen İmam Hasan türbesi vardır Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Yazıhan, Malatya

Derviş Ali Türbesi

Malatya – Kuluncak – Bicır köyü Sadece Alevilerin değil Sünnilerin de ziyaret ettiği söylenen Derviş Ali’nin türbesi ile ilgili olarak Bicir köyünde anlatılan bir söylencede yıldızın tasavvuftaki yerine değinilir. Anlatıldığına göre Derviş Ali, tarikata katılma isteğini, “Güneşin selamını alan biz idik!” sözleriyle ifade eder. Bunu duyan Abidin Ağa, ona itiraz ederek Güneşin selamını alan kişinin alnında Zühre yıldızının olacağını söyler. O sırada Derviş Ali, başındaki kalpağı çıkarır ve etraf nur ile dolar. Bunu gören Abidin Ağa, yaptığına pişman olarak şeyhlik postundan kalkar ve oraya Derviş Ali’yi oturtur. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Kuluncak, Malatya

Gürgür Dede

Malatya – Kuluncak – Alvar köyü Gürgür Dede (1911-1999), Malatya-Hekimhan kazası Ballıkaya (Mezirme) köyünden ocakzade dedelerden Cenefer Dede’nin oğlu Büyük Cafer (Göğ Cafer)’in oğlu Ali Çavuş’un oğludur. Dedeler göçünde Mezirme’den ayrılarak Alvar köyüne yerleşir Anası, Bicir köyünden Safıya Hanımdır. Babası adını Yusuf koyar. Gürgür lakabını daha sonra alır. Alvar köyünden Çiçek hanımla evlenir. Bu evlilikten Bağdat adında bir kızı olur. Çiçek hanımın ölümü üzere aynı köyden ikinci karısı olan Gülcihan hanımla evlenir. Bu evlilikten de dört erkek üç kızı dünyaya gelir. Çocuklarının hepsini okutur. Soyadı kanunu çıkınca Çalışkan soyadını alır. Köyünde çiftçilik yapmaya başlar. Bir taraftan da babasından Dedeliği ve Şah İbrahim Veli tarikat yolunu öğrenir. Dedelerin yanında görümlere katılmaya daha sonra da çevre köylerde Dedelik yapmaya başlar. Zamanla Türkiye içerisinde, Suriye ve Kıbrıs’ta taliplerinin daveti üzere gidip görüm yapmıştır. Okumayı seven, her kötülüğün cahillikten geldiğine inanan Gürgür Dede bütün taliplerine, “aman cahil kalmayın çocuklarınızı okutun. Hele kız çocuklarını hiç ihmal etmeyin. Yemeyin, içmeyin, aç kalın, kızlarınızı okutun”, dermiş. Gürgür Dede 5 Ağustos 1999 yılında Hakk’ın rahmetine kavuşur. Türbesi Alvar köyündedir. 1970 yılında köyün adı Devlet tarafından Yünlüce olarak değiştirilir. Fakat köy halkı 1990 da “Alvar ismi bize evliyanın armağan ettiği bir isimdir”, diye imza toplayarak tekrar Alvar kalmasını sağlamıştır. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Kuluncak, Malatya

Kabak Abdal Türbesi

Malatya – Kuluncak – Alvar Köyü Alvar Köyü’nde bulunan Kabak Abdal türbesi , üzerindeki kitabesine göre, 1844 tarihinde yapılmıştır. Kare planlı olan türbenin üzeri kubbe ile örtülüdür. Türbenin içerisinde beton sıvalı bir mezar bulunmaktadır. Anlatıldığına göre, 1. Selim (Yavuz Döneminde) Melek Hatun ve oğlu Hüseyin buraya yerleşir. Köyün güzelliğini gören Kılınç ve Dinç soyadlı aileler de buraya yerleşirler. Köyün adını da Yeniyurt koyarlar. Aradan geçen zamanla burası 15 haneli bir köy olur. Köye (Kabahabdal) isminde bir zat gelir ve çok çabuk çevre edindiğinden köy halkı arasında sevilen biri olur. Ama sevmeyenler padişaha haber gönderip “sizin yerinizde gözü olan biri var”, derler. Bunu haber alan padişah askerlerini gönderip (Kabahabdalı) bir sınava tabii tutar. Kabahabdal bu sınavdan başarıyla çıkar ve yerinde gözü olmadığına inanan padişah onu mükafatlandırmak ister. “Kabahabdal ne dilerse dilesin yerine getirilecektir”, der. Kabahabdal ne altın ne akçe alır, “sadece köyüme gitmek isterim”, der. Yalnız orada bulunan iki tane mermer taşını ister. O taşları İstanbul’dan atar, taşlar Alvar’a düşer. Köyümün adı “Alvar kalsın”, der. Bugün o taşların yeri dilek taşı olarak bilinir. Padişah Kabahabdal’a tekke deresine kadar olan kısmı vakıf arazisi olarak verir. Kabahabdal öldüğünde buraya bir türbe yaptırılır. Türbeye yakın bir yerde kuşların eşeleyerek çıkardığı yaz kış aynı sıcaklıkta olan bir su vardır ve her türlü romatizmal hastalığa iyi gelir. Burada bir de hamam vardır. Alvar’da Kabahabdal’ın diktiği yarısı yeşil yarısı yanmış bir de meşe bulunmaktadır. Her yıl haziran ayının son haftası Kabahabdal’ın türbesine gelip kurbanlar kesilir, şenlikler düzenlenir. Yunus Gürer çalışmasında, Mehmet Halife ve Kabak Abdal Türbelerinde değerli eşyalar bulmak amacıyla kazı yapılmış, fakat hiçbir mezar emaresine rastlanılmamış olduğunu kaydeder. Bu mezarların o dönemlerde yöreyi ziyaret eden ve halk tarafından sevilen bu kişiler anısına yapılmış olabileceği ileri sürülür. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Kuluncak, Malatya

Şeyh Muhammed Kerhi

Malatya – Kale – Ziyaret Mevkii Kale ilçesinin ziyaret mevkiinde Şeyh Muhammed Kerhi türbesi vardır. Anlatılır ki, Şeyh Muhammed Kerhi Hazretleri Bağdat’ın Kerh beldesinden İzollu’ya gelir. IV. Murat Bağdat seferi sırasında Malatya topraklarında ilerlerken Kıraç’ta (Bari’nin alt tarafında) “eğer bu beldede muhterem bir zat var ise, bana sıcak bir ekmek yetiştirir”, der. O anda annesi ekmek pişirmekte olup, kendisi de evinin duvarını örmekte olan Muhammed Kerhi Hazretleri kerametini göstererek sacdaki sıcacık ekmeği alarak ördüğü duvarın üzerine çıkıp Kıraç’taki 4. Murat’a “buyurun sultanım”, diyerek çağrısına cevap verir. Hasbıhal ettikten sonra sultanı ordusuyla birlikte yemeğe davet eder. Ahali ve asker ne olup bittiğinin farkında değillerdir. Yemek davetinden dolayı şaşkınlık içerisindedirler. IV. Murat mübarek zatın davetini memnuniyetle kabul ettiğini söyler ve eve doğru hareket ederler. Muhammed Kerhi Hazretlerinin annesi güveçte çorba pişirmiş. Kendisi de bir teneke arpayı ortaya dökmüş (bunu gören askerler eyvah hayvanlarımız da biz de aç kalacağız demişler.) Muhammed Kerhi Hazretleri arpayı atlara vermelerini söyler. Hayvanların torbalarına 1 ölçek yerine 2 ölçek konur, fakat bir teneke hiç azalmaz. Güveçteki çorbadan askere bir tas yerine iki tas verilir, o da hiç azalmaz. Kerametlerini gören IV. Murat Şeyh Hazretlerinden Bağdat Seferi için hayır dualarının eksik edilmemesini ister. Şeyh Hazretleri muvaffakiyetlerini müjdeleyerek kendisinin de bir ricası olduğunu seferden dönerken Van dolaylarında bir çiftçiye uğrayıp emanet bir hırka verileceğini ve onun kendisine getirilmesini ister. Bağdat seferi muvaffakiyetle sonuçlanır. Büyük hakan sefer dönüşünde Van dolaylarındaki bahsedilen yere iki asker göndererek emanet hırkayı getirmelerini emreder. İki asker çiftçiye uğrayıp Şeyhin ve Hakanın selamlarını iletip emaneti isterler. Askerlere emanet hırka verilir. Askerler dönerken kendi aralarında konuşurlar. “Bu hırka çok kirli hakana böyle götüremeyiz.” Hırkayı yıkayıp öyle götürürler. Sultan İzollu’ya vardıklarında Şeyh Hazretlerine hediyelerle birlikte hırkayı verir. Şeyh üzülür “eyvah” der. “Eğer bu hırka yıkanmamış olsaydı ziyaretimize gelen bütün hastalar şifa bulacaktı, şimdi artık nasibi olanlar şifa bulacaklar.” Sene 1639’dur. Şeyh Hazretlerinin artık kerametleri ortaya çıkmıştır. Ziyaret edenlerin büyük çoğunluğu şifa bulmaktadır. Sene 1640’ta Sultan Murat da Şeyh Hazretleri de ahirete göçmüşlerdir. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Kale, Malatya

Hekimhan Türbeleri

Kurşaklı’nın doğusundaki Ballıkaya, Şah Veli Dede ’nin Ballıkayası olarak bilinir ve kutsal kabul edilir. Bu, çevredeki halk ozanlarının şiirlerine de yansımıştır. Boyu iki metreden uzun olan Cafer’in karısı 1930’larda Akçadağlılarca kaçırılır. Bunun üzerine deli divane olup, saçı sakalına karışan, yaz kış demeden yalınayak dağlarda dolaşan Cafer, Deli Cafer adıyla anılmaya başlar. “Beyaz don, simsimi giyer, gömleğinin kolunu da omuzlarına kadar katlar, elinde kocaman bir sopa taşır, döşü başı açık gezermiş. Çoğu zaman nerede kaldığı bilinmezmiş. Deli Cafar denmesine rağmen bazan söylediği sözler akıllıların sözlerinden daha akıllıcaymış.” Deli Cafar’a, birgün çobanlar tarafından feci şekilde dayak atılır. Hasta hasta, Çeki-Mıroğlar arasındaki yığmalara gider ve üç yığmadan orta yığmanın kuzey yamacında can verir. Bir hafta kadar sonra ölüsünü bulduklarında, elinde topladığı anık destesi vardır. Oraya gömerler. Adakları olanlar mezarının başında kurban keserler. Şah İbrahim Ocağı ’ndan, Şah Veli’nin üç oğlundan biri olan Mustafa’nın soyundan gelen Deli Murtaza’nın Yusuf adlı oğlunun erkek çocuğu olmazmış. “Hey Ya Rabbi! Bir evlât ver de, tek deli olsun.” dermiş. 1919 yılında bir oğlu olmuş. Adını Abidin koymuşlar. Abidin gerçekten de divane gibiymiş. Askerlikte çok zorluklarla karşılaşmış. Döverler, kulağını çekerlermiş. Bu nedenle sık sık kulağıyla oynarmış. Askerlikten sonra da atıyla Ankara’ya gittiği söylenir. Hiç evlenmez. Malatya, Sivas, Tokat, Çorum illeri ve köylerinde yıllarca dedelik yapar. Aldığı hakullahı bulunduğu yerlerde ihtiyacı olanlara dağıtır. Abidin Dede veya Divana Abidin adlarıyla anılır. Tokat’ın Zile ilçesinin Çakırçalı köyünde on yıldan fazla kalır. 1985 yılında hastalandığında Ballıkaya’ya getirilir. 1986’nın son günlerinde de vefat eder. Mezarı, Amcası Vayloğ Dede’nin sağ yanındadır. Daha sonra kız kardeşi Satı Özerol’un (1928- 1991) mezarı da Vayloğ Dede’nin mezarının sağına konulur. Abidin Dede, Sivas’ın Tekke köyünden Zeynep Bakır adlı yaşlı bir kadının rüyasına girer. “Mezarımın üstüne yağmur yaş akıyor, yaptır.” der. Kadın köye gelir, mezarının yapılı olduğunu görür. Bir süre sonra, Hekimhan’ın Kozdere köyünden Murtaza Aygül tarafından yaptırılmış olan mezarın üstüne bina yaptırır. Böylece üç mezar bu binanın içine alınmış olur. Kadın, bir yıl sonra da mezarlığın güney kenarına bir aşevi yaptırır. Bir eliyle aldığını diğer eliyle dağıtmasının yanında; kaynayan kazana elini daldırarak pilâvın içinden kurban edilen hayvanın döşünü çıkarması, sacda kavrulan kuyruk yağını avuçlaması ve elinin yanmaması, hakkında anlatılanlardandır. Hastalar ve çocuğu olmayanlar mezarını ziyarete gelirler. Halk arasında Şah İbrahim, Şah Safi ya da Şah Veli’nin elinde asa olarak gezdirdiğine inanılan, iki metre uzunluğunda, normal bir direk kalınlığında olan siyah renkli direğe Karadirek denilir. Karadirek’in bulunduğu tekke de bu adla anılır. Şah İbrahim Veli Dergâhı adlarıyla da anılır. Şah Veli’nin, “Bunları gören beni görsün.” diyerek bıraktığı üç emanet vardır. Bunlar dergâhı, pabucu ve hırkasıdır. Karadirek Dergâhı, Cumhuriyet dönemine kadar Erdebil Tekkesi’nin bir kolu olarak işlevini sürdürür. Tekkeler ve türbeler kapatıldığında yıktırılır, simge olan Karadirek parçalanarak yaktırılır. 1957 yılında çeşitli yerlerden gelen yardımlarla, Arguvan’ın Çavuş köyünden Cuma ve Aziz Genç kardeşlerin ustalığı sayesinde üçüncü defa yenilenir. Mihrap ve delil yerlerindeki kesme taş yapılar eski yapıdan iki örnek olarak güneydeki duvara konulur. Büyük bir odadan oluşan dergâhın üç yanı basamaklarla donatılır. Sekiz ağaç direk üzerine kurulu binanın giriş kapısı üzerinde Aşılık yöresinden getirilmiş iki metreye yakın turuncu renkli taşta şu yazı kazılıdır. “Mescid’i Şerifin 3. İnşası 7.4.1957”. Ballıkaya’nın, toprak kayması yüzünden yer değiştirmesi üzerine, 1994’te yeni yerleşim yerinde Karadirek Cem Kültür Evi’nin temeli atılır. Burada, 240 metre karelik oturumlu cem odası, konuk odası, kütüphane, idare, misafirhane, yemekhane, kesimevi bölümleri bulunur. Karadirek’e, adakları olanlar, felçliler, rüyasında görenler, çocuğu olmayanlar, hastalar ve benzeri konumlarda bulunan -Alevi-Sünni ayrımı olmadan- birçok insan gelir. Eşiğine niyaz edilerek girilir, sohbet edilir, kurban getirilmişse hazırlanır, etli pilâv yapılır ve gelenlere sunulur. Yemekten sonra yemek duası yapılır. Bakım ve onarıma harcanmak üzere para verirler. Bazı hastaların yatıya kaldığı, bazen de kısır cem yapıldığı olur. Kamberağalar’dan olan Kara Yusuf, deve çobanlığı yaparken develerle birlikte sütleğen yayılırmış. “Deve Donunda Yayılan Kara Yusuf” diye anılır ve kendisine ermiş gözüyle bakılırmış. Arguvan’ın Halpuz köyünün (bugün Arguvan’ın Dolaylı Mahallesi) dedeliğini yaparken, orada bir hastalık olmuş ve dua ederek iyileştirmiş. Bundan dolayı orada kendisine çok değer verirlermiş. Anlatılır ki, Ballıkaya köyünden Hüseyin Güner (Cin Hüseyin)’in kızı Zeynep, Eymir’de gelindir. 1995 yılında hastalanır, rüyasında Kara Yusuf’u görür. Kara Yusuf , “Mezarımı yaptıracaksın, iyi olacaksın.” der. O da Aşağı Mezarlık’taki oldukça eski olan mezarı onartır. Anne tarafından Kara Yusuf’un soyundan olan Zeynep gerçekten iyileşir, adadığı kurbanı da keser. Şah Veli’nin bıraktığı emanetlerden biri de pabucudur. Şah Hüseyin evlâtlarından Ceneferlerin evinde bulunur. Kullanıla kullanıla küçük bir deri parçası hâline gelmiştir. Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Soğukpınar (Mamaş) köyünde Kurt Veli ailesinde bulunan pabucun, buradaki pabucun diğer teki olduğu söylenir. Felçliler, lallar, vücutlarında yara olanlar, rüyada görenler, adakları olanlar, yakınları ve komşuları ile birlikte pabucu ziyarete gelirler. Kurban getirmişlerse etli pilâv yaparak gelenlere sunarlar. Yemekten sonra yemek duası yapılır. Pabuç, başta hasta olmak üzere gelenlerce niyaz edilir. Sırta, boyna ve başa sürülerek dua edilir, sırta üç kez vurularak, “Allah, Muhammet, Ali” denilir. Niyaz tamamlandıktan sonra isteyenler Pabuç’un bulunduğu ev sahibine niyaz hakkı verirler. Bazı hastaların üzerinde uyudukları olur. Pabuç, evin dışına, başka yere götürülmez. Pabuca ikrar verenlerden hemen her yıl gelenler olur. Başka yerlerde olup da kurbana gelemeyenler yağ, bulgur, tuz, un vb. gönderdiğinde bunlara lokma götürülür. Gelemeyecek durumda olanlar için pabuç suya batırılır, su şişeyle götürülür, içirilir. Sarılık Mezarı, Yukarı Mezarlık’ta bulunan, sarılıktan ölmüş birinin mezarıdır. Ne zaman yapıldığı, kimin mezarı olduğu, ne zamandan beri sarılık mezarı olarak ziyaret edildiği bilinmemektedir. Sarılık hastalığına yakalananlar bu mezarlığı ziyaret ederler. Hasta ve yanındaki birkaç kişi, güneş doğmadan karınları aç olarak, ellerinde pişmiş bir yumurta ile birlikte mezarlığa giderler. Yumurtanın beyazını hasta yer, sarısı mezara bırakılır. Böylece sarılıktan kurtulacağına inanılır. Mezarlığa gidiş ve dönüşte kimse ile konuşulmaz ve geriye dönülüp bakılmaz. Bu üç gün tekrarlanır. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Hekimhan, Malatya

Çeki Baba Türbesi

Malatya -Hekimhan – Ballıkaya mezrası Çeki, Ballıkaya’nın mezraası olup Çeki Dağı’nın eteğinde yer alır. Halk arasında Çeki Dağı’na Çeki Baba da denir. Burada, Bizans döneminden kalan bir gözetleme kulesi bulunduğu öne sürülür. Tepenin başında taşlarla çevrili yerin mezar, bu mezarın da Çeki Baba’ya ait olduğu söylenir. Çeki Baba ile ilgili birçok menkıbe anlatılır. “Mihail’de iki beylik savaşa tutuşurlar. Beylerden birinin askerleri bozguna uğrayacağı sırada kumandan sancaktara “Çek çek!” diye seslenir, askerler gerileye gerileye bu tepeye kadar ulaşırlar. Sancaktar tepedeki kulede şehit olur.” Çeki adının bu olaydan geldiği söylenir. Adakları olanlar tepede kurbanlarını keserler, etli pilav yapıp gelenlere dağıtarak ziyaretlerini gerçekleştirmiş olurlar. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Hekimhan, Malatya

Vayloğ Dede

Malatya – Hekimhan – Ballıkaya köyü Vayloğ Dede (1895-1972) ilçeye 15 km. mesafede bulunan ve eski ismi Mezirme olan Ballıkaya köyünde dünyaya gelir. Babası, Şah Veli Dede’nin torunu Deli Mürtaza Dede’dir. Anası aynı soydan Cenefer Dede’lerden gelen İnsaf Ana’dır. Babası ona, dedesinin adı olan Mustafa ismini koyar. Yaşadığı dönem, Osmanlı Devleti’nin son yıllarıdır. Halk harplerden bıkmış, usanmıştır. Erkeklerini harpte kaybettiği için köyde insan gücü kalmamış, herkes kıtlık ve yoksulluğa düşmüştür. Böyle bir zamanda çocukluğu ve gençliği geçen Mustafa okumamış, tarla ve bahçe işlerinde babasına yardımcı olmuştur. Vayloğ adı ile ilgili şu söylence anlatılmaktadır. İğdir köyünden Cılış’ın Hürü kadının oğlu İsmail asker kaçağıdır, yakalanmış Keban’a götürülmektedir. İsmail, Jandarmalar arasında giderken anası arkalarından ağlayıp sızlanmaktadır. Keban yolu Mezirme’den Deli Mürteza’ların kapısının önünden geçmektedir. Anası Hürü kadın arkalarından türkü ile karışık, “Vay..Loğ …. Vay..Loğ.. İsmail’im yeni ev yaptırdın. Kapısı kurulmadı, tarlan sürülmedi. Benim hallerim ne olacak!..Vay..Log!..Vay..Log!..”, diyerek döşünü yumruklayıp ağlamaktadır. Bunu gören Küçük Mustafa Hürü Ana’nın peşine takılmış, onunla beraber “Vay ..Loğ..Vay..Loğ…”, diyerek o da döşünü yumruklayıp peşi sıra gitmektedir. Bu olaydan sonra halk “Vay..Loğ.. Vay..Loğ..” sözünü dilinden düşürmez. Vayloğ yörede yaygın bir ad haline gelir. Mustafa bir taraftan da Karadirek tekkesinde Görüm ve Cemi ayinlere katılarak deyişler ve mersiyeler söylemesini, Cem birleyip görüm yapmasını öğrenir. Dedeliğe başlar. Halk kendisine Vayloğ Dede adını verir. Kendi köyünden Hasi’nin Kızı Emine Hanım’la evlenir. Bu evlilikten Zeynep, İlyas, Fatma, Zöhre ve İnsaf adlı çocukları olur. Geçim zorlaşınca Karagüney köyüne göçer. Orada tarla edinir, yerleşir. Vayloğ Dede saf, okur-yazar olmayan, deli dolu bir insandır. Karagüney köyünde istediği hayatı bulamayınca, 1952 yılında Mezirme köyüne geri döner. Babası Deli Murtaza’nın ölümünden sonra Vayloğ Dede taliplerini görüp sormak için dedeliğe başlar. Taliplerden aldığı hakullahın bir kısmını köyün fakir fukarasına dağıtmaktadır. Hacılar Köyü’nde, Arguvan-Kızık Köyü’nde kaynayan Abdal Musa pilavına elini daldırarak, kazanı karıştırması, içerisinden bir lokma eti çıkarması ve elinin yanmaması, çocuğu olmayan kadınlar için dua ederek çocuk sahibi olmalarına vesile olması, halk arasında anlatılır. Pek çok kadının onun duası ile çocuklarının olduğuna inanılır. Bu kadınlar erkek olan çocuklarına Mustafa adını verirler. Bu çocuklarda Vayloğ Dede’nin sakat gözü, çalık parmağının izleri görülmektedir. Bazılarında ise divanelik özelliği vardır. Bu çocuklara “Vayloğ Nazarlaması” adı verilmektedir. Başkalarının düşüncelerini okuma, gaipten haber verme, nefes evladı verme gibi konularda mucizeleri olduğuna inanılan Vayloğ Dede herkesle içli dışlı olması, babacan davranışları ve ünlü ‘İçindeki babayı çıkar” deyimini kullanması ile tanınır. Soyunun Hz. Ali’ye dayandırılması sebebiyle “Ocakzade” olması, evinin ve mezarının ziyaret edilmesi gelenekselleşmiştir. Ziyarete gelenler, genellikle kurbanla gelirler ve niyaz ederler. Ziyarete gelen hastaların şifa bulması, taliplerin kalbinden geçenleri bilmesi ile Arguvan, Hekimhan, Malatya ve Sivas çevresinde büyük bir üne kavuşur. Adı İstanbul, İzmir ve Hatay’a kadar yayılır. Vayloğ Dede artık derman arayanların dermangâhı olmuştur. Evi ziyarete gelenlerle dolup, taşmaya başlamıştır. Dede köy çeşmesinin yanına yeni bina yaptırarak ziyarete gelenleri rahat ettirmeye, daha çok ziyaretçiyi kabul etmeye çalışır. Yurdun dört bir yanından Alevisi, Sünnisi, felçli, ağrı çeken, çocuğu olmayan kadınların çocuk istemeleri ile gelen ziyaretçilerle dolup taşmaya başlamıştır. Çocuksuz kadınlar çocuk sahibi olmuş, adlarını Vayloğ koymuşlardır. Artık Vayloğ Dede köy köy gezmez, taliplerin istediği ve gelip götürmeleri ile gider. Görüm işlerini yapar, tekrar evine bırakırlar. 1971 tarihinde Ballıkaya köyünde 76 yaşında vefat eden Vayloğ Dede Orta Mezarlığa defnedilir. Daha sonra Dede’nin sevenleri bir türbe yaptırarak Vayloğ ailesini türbe içine alırlar Halk artık Vayloğ Dede’nin türbesine ziyarete gelmeye başlar. Aşırı ziyaretçi kalabalığı karşısında türbe yetersiz kalır. Bu durumu gören talipleri yeni köyün batısına adına yakışır adak kesim yeri, lokma pişirme ve yeme yeri, türbesi ve hasta yatırma yeri, erkek ve kadın tuvaletleri ile modern bir türbe yaptırırlar. 1998 tarihinde Dede’nin naaşı buraya nakledilir. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Hekimhan, Malatya

Sadık Baba

Malatya – Hekimhan – Güvenç Köyü Asıl adı Hüseyin olup ilçeye 15 km. mesafede bulunan Güvenç köyünde 1 Mart 1771’de dünyaya gelir. Babasının ad Kurada Ali’dir. Genç yaşta şöhreti oldukça yayılan aşık, okur yazarlığı olmayan ümmi bir kimsedir. Şiirlerinde Sadık mahlasını kullanmış olup, halk arasında da Sadık Baba ismi ile sevilip sayılmıştır. Çocukluk ve gençlik yıllarının önemli bir bölümü Sivas’ın Karaöz köyü ile Hekimhan’ın Başak köyünde geçmiştir. İlham geldikçe söylediği şiirleri yakın arkadaşı Molla Bektaş tarafından tutulan bir cönkte yazıya geçirilmiştir. 35 yaşından sonra kendi köyü olan Güvenç’e dönen aşık, köyünde evlenmiş ve çoluk çocuğa kavuşmuştur. Halen köyde torunları bulunmaktadır. Hayatının sonuna kadar çiftçilikle geçinmiş ve 8 mart 1837de Güvenç köyünde vefat etmiştir. Bu gün çevre köylülerce mezarı ziyaret yeri olarak kabul edilmektedir. Tarikat meclislerinde kendini yetiştiren insanlardan olan Sadık Baba Bektaşi edebiyatında öne çıkan yedi şairden biri sayılır. Kumralımsı, sarı saçlı, uzunca bıyıklı, sarı sakallı, orta boylu, sessiz, sakin, parlak gözlü bir kimse olup Vahdet-i Vücut prensibini benimsemiştir. Din ve tarikat ulularını sevmiş, onları şiirlerinde övmüştür. Şiirlerinin çoğu dini, tasavvufi ve öğretici türdendir. Şiirleri, Cemal Özbey tarafından ‘Sadık Baba, Hayatı ve Deyişleri’ (Ankara 1957) adıyla yayımlanmıştır. Gönüle Öğüt Gönül seIamını kamile söyle Alıcı olmayınca açma dükkanı. Ariflik manasın sor sual eyle Müşterisiz yerde olma lisanı Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Hekimhan, Malatya

Abdulharap Ziyareti

Malatya – Doğanşehir – Savaklı Köyü İlçeye uzaklığı dokuz km. olan Savaklı köyünde Abdulharap ziyareti bulunur. Bu türbeye zaman zaman çeşitli dilek ve adaklar için gidilir. Köyün adı Çelikhan’ın Abdulharap köyünden gelenler tarafından başlangıçta Abdulharap olarak verilmiştir. Bu isim, 1960’lı yıllarda Sürgü Barajının Dolusavak tipi yapılmasından dolayı bu isim köylüye hoş geldiğinden Savaklı olarak değiştirilir. İlk kuruluşu barajın alt kısmında kalan köy sel tehlikesine kalmamak için barajın batı yakasına taşınmıştır. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Doğanşehir, Malatya

Terzi Koca Türbesi

Malatya – Doğanşehir – Karaterzi köyü. Terzi Koca ’nın türbesi ilçeye 21 km. mesafede bulunan Karaterzi köyünün, Akçadağ ilçesinin, Ören Beldesi’yle sınırının buluştuğu bir noktada bulunmaktadır. Ali Laçin’in yazısından, Karaterzi köyünün beş km. uzağında bulanan ve Ören’e sınır olan türbenin, Alevilik inancına sahip vatandaşların sıkça ziyaret ettikleri yerler arasında bulunduğunu öğreniriz. Terzi Koca adlı ermişin, Türkmen Horasan Erenleri ile birlikte Türkiye’ye geldiği rivayet edilir. Karaterzi köyü, adını bu türbeden almıştır. Bölgede türbenin diğer adı Terzi Hoca ‘dır. 2000’li yılların başına kadar türbenin bulunduğu alan, Terzi Koca ‘nın mezarı ve çevresindeki çok az mezardan oluşan bir ziyaret yeri idi. Mezarların yanında bir de dilek ağacı bulunmaktadır ki, bu ağaç günümüzde de ziyaret edilmektedir. 2003 yılında bir gün rüyasında Terzi Koca ‘yı gören Hacı Kalender, rüyasında ondan şefaat diler. Bu isteği dinleyen Terzi Koca , Hacı Kalender’e dileğinin Allah’ın yardımıyla yerine getirileceğini söyler ve kaybolur. Uykusundan uyanan Hacı Kalender rüyasını sevdikleriyle paylaşır. Çevresindeki ileri gelenler ise ziyarette ermişin adına bir kurban adamasını ya da kabri için hayırlı bir iş yapmasını söylerler. Almanya’da uzun yıllar yaşayan Hacı Kalender Türkiye’ye gelir ve türbenin yapımı için gerekli maddi desteği verir ve sonunda türbe bugünkü halini alır. Hacı Kalender’in türbe yapıldığı dönemde kanser hastalığından kurtulduğu ve sağlığına kavuştuğu söylenmektedir. Bu süre zarfında ilk olarak türbenin ana binası inşa edilmiştir. Aynı yıl içerisinde dinlenme yerleri ve bir de çocuk parkı da eklenerek çevre düzenlemesi tamamlanır. Türbenin ana binasının iç bölümü tek odadan oluşmakta ve bu odada Terzi Koca ‘nın mezarı bulunmaktadır. Yeşil, mavi, kırmızı renkli kumaşların örtüldüğü kabir mermerden yapılmıştır. Anlatıldığına göre, kumaşlardaki renklerin anlamı şöyledir. Kırmızı renk Hz.Hüseyin’in kanını, yeşil renk ise Hz.Hasan’ın zehirlenmesi sonucunda vücudunun aldığı rengin ifadesidir. Kutsal sayılan yeşil ve kırmızı rengin, giyeceklerin belden aşağı kısımlarında kullanılmasının haram olduğuna inanılır. Mezarın etrafı önce üç, sonra yedi defa dönülerek tavaf edilir. Her dönüşte mezarın köşeleri dört defa eğilip öpülür. Bu tavaf ibadetinden sonra, mezar taşının baş kısmı üç defa öpülüp secde edildikten sonra geriye dönmeden -sırt çevrilmeden- yüz kabre dönük olarak kapıdan çıkılır. Kabir odasının yanında çatısı demir saclarla örtülü olan ve tabanı geniş bir halı ve minderlerle kaplı olan başka bir bölme daha bulunmaktadır. Bu bölümün iki duvarı yoktur ve açıktır. Genellikle yazın sıcak zamanlarında dışarıda oturmak isteyen ziyaretçiler tarafından kullanılmaktadır. Bitişik olan bu iki odanın hemen arkasında mutfak bölümü bulunmaktadır. Kesilen kurbanların etlerinin doğrandığı ve altı adet lokma ocağının bulunduğu ayrı bir kısım daha vardır. Lokma olarak adlandırılan etlerin sadece duası yapılan bıçaklarla doğranması gerektiği ve diğer yandan kemikli etlerin doğranmasında yalnızca satırın, fakat onun da çok az kullanılmasının gerektiği söylenir. Diğer şekillerde lokma etinin doğranılması günah sayılır ve etlerin yalnızca ağaç kütüklerinde doğranması makbuldür. Etler doğranma sonrasında yıkanır ve kesilen kurban artıkları kurban sahipleri tarafından uzak alanlarda gömülür. Lokmalar türbeyi ziyarete gelenlere ve çevre köylere dağıtılır. Birçok insanın akıl hastalıklarından fiziki hastalıklara kadar; hastalıklarına çare bulmak için bu iki odadan herhangi birinde uyudukları görülür. Hastalıklardan kurtulmak için şifa arayanlardan, kendilerine yapıldığına inandıkları büyülerin bozulmasına kadar pek çok konuda yaşadıkları sorunları aşmak isteyen insanların yanı sıra birçok dileğin gerçekleşmesi için gelenler olduğu ve dilekleri gerçekleşenlerin de tekrar ziyarete geldiği anlatılır. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Doğanşehir, Malatya

Hacı Esad Işık Efendi

Malatya – Darende – Somuncu Baba Külliyesi Haziresi Darende’de yetişen ilim adamlarından biri de, 1884 yılında Aşudu (Günpınar) köyünde dünyaya gelen Hacı Esad Işık ’tır. Daha 11 yaşlarında iken babası Müftü Şem’i Efendi’den Feraiz ilminden icazet alır. Esat Efendi’nin on yedi yaşında medresede Arapça’yı iyice öğrenip icazet alarak, on sekiz yaşında Sivas’ta bir mahalle camisinde vaaz vermeye başlamış olduğu anlatılır. Bu vesileyle halkın büyük ilgisiyle karşılaşır. Bu ilginin sonucu olarak zamanın Sivas müftüsü tarafından bir hafta süre ile Ulu Cami dahil olmak üzere Sivas’ın bütün camilerinde vaaz etmesi tavsiye edilir. Bu vaazlardan oldukça etkilenen ve son zamanlarda Sivas Müftülüğü yapan Saçlızade Hacı Rauf Efendi’nin babası, Rauf Efendi’yi Darende’nin Aşudu köyündeki Şemiyye medresesine okumak üzere tahsile yollamış olup Rauf Efendi bu medresenin mezunlarındandır. Kısa zamanda Sivas’ta kendisini sevdiren ve kabul ettiren Hacı Esat Efendi, Sivas müftülüğünce merkez vaiz sıfatıyla Ulu Cami vaizliğine getirilir. Daha sonra Darende’nin ileri gelenleri Hacı Esat Efendi ’yi Darende’deki Cebecizade Sadrazam Mehmet Paşa Medresesine tayin ettirirler. Burada on yıl süreyle çalışır ve seçkin ilim adamları yetiştirir. İlmi olgunluğu ve hizmetleri İstanbul’a kadar ulaşır. Devrin padişahı II. Abdülhamit tarafından 1905 yılında ulema sınıfına alınır ve Padişah nişanı ile taltif edilir. Sarık üzerine beş cm. genişliğinde kırmızı şerit ve kırmızı şeritle işlemeli yaka gönderilir. Bu nişanlarla resmi ve dini bayramlarda görülür. Katıldığı törenlerde onu gören halk ve asker selama dururlar. Esat Efendi on yıl müderrislikten sonra Darende Mahkemesinde Şeriyye baş katipliğinden Sivas Evkaf baş katipliğine getirilir. Bu görevde iken Atatürk’ün huzurunda Sivas Kongresinin (4 Eylül 1919) millet ve memlekete hayırlı olması için kendisinden dua etmesi istenir. Esat Efendi açılış ve kapanış duasını yapar. Oldukça uzun olan bu duada özetle şöyle demiştir. “Vatan ve milletin hakimiyeti tehlikede olursa, yeni bir hükümetin kurulması ve milletin de buna müzahir olması, dinimiz yönünden caiz olur.” Kongreyi sonuna kadar takip eden Esat Efendi, kongrenin kapanış duasını yapmaya cesaret edecek hocanın bulunmaması üzerine, bu görevi yerine getirecek ilim sahibi biri olduğu ileri sürülünce, özü yukarıda belirtilen duayı eder. Bu duanın arkasından bazı kimseler onun yüzüne, “Hocam böyle bir sözle yağlı sicimi boynuna kendi elinle taktın”, derler. Yenihan (Yıldızeli) ve Pınarbaşı kadılıklarında da bulunan Esat Efendi, Cumhuriyetin ilk yılında Kahta hakimi olur. Daha sonra buradan ayrılıp Darende’ye dönerek 1927-28 yıllarında avukatlık yapmaya başlar. Anlatılır ki, “İlmiyenin en önde gelen zatlarından olan Esat Efendi’ye icazeti Hacı Mehmet Efendi vermiştir. Maalesef sağlığında Darendeliler bu alim zattan hiç istifade etmemişler denilse yeridir. Avukatlığın yanı sıra vaaz ve nasihatlarını sürdürmüş, zamanında “Feraiz” ilmini en iyi bilen, miras ile ilgili meseleleri kusursuz çözen kişi olarak bilinen Esat Efendi, sağlığında bunları pek çok kimselere öğretmiş, bundan başka bu ilimle uğraşan kimse de kalmamıştır.” Çevresinde oldukça saygın bir alim, sahasında otorite bir hukukçu ve yetkili bir din adamı olarak bilinir. Komşu il ve ilçelerden ve hatta köylerden gelen sevenleri, sohbetlerini zevkle dinler, meselelerini açar, aldıkları bilgilerle gönülleri rahat olurdu 1963 yılında vefat ettiğinde seksen yaşında idi. Merhumun hayatta çocuğu kalmadığı için gayrımenkulünü, bir kısmı el yazması üçyüzelli ciltlik kütüphanesini ve emsalsiz bir duvar saatini Şeyh Hamid-i Veli Camii ve Kütüphanesine verilmesini vasiyet eder. Bu vasiyeti, vasi kıldığı o tarihteki Şeyh Hamid-i Veli Camii İmam-Hatibi olan Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi tarafından yerine getirilir. Darende’deki kütüphanenin bir fihristini de çıkaran Hacı Esat Efendi’nin, şöhretten hoşlanmayan, hep kendi halinde kalmayı tercih eden, kibarlığa ve mütevazi bir kişiliğe sahip olduğu anlatılır. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Darende, Malatya

Seyyid Ahmed Nuri Efendi

Malatya – Darende – Somuncu Baba Külliyesi Haziresi Es-Seyyid Osman Hulusi Efendinin ağabeyi Şeyhzade lakabıyla bilinen Ahmet Nuri Efendi, 1900 yılının Aralık ayında Darende’nin Şeyhli Mahallesinde dünyaya gelir. Babası Hatip Hasan Efendi, annesi Fatma Hatun’dur. Ahmet Nuri Efendi Zeynep hanımla evlenir ve bu izdivaçtan Bedreddin, İbrahim, Ali, Ayşe, Fatma, ve Hayriye adlarında beş çocukları olur. Şeyh Hamid-i Veli medresesinde tedrisini tamamladığı dönemde medresede müderrislik yapanlar Hacı Mahmud Efendi ve Hacı Mehmed Efendidir. 1925’te vatani görevini yapmak üzere askere gider. Okuryazar olduğu için askerliğini yazıcı er olarak yapar ve 1928’de terhis olur. Ahmet Nuri Efendinin askerlik cüzdanındaki bilgilere göre 1.75 boyunda, 86 kg. ağırlığında, okuryazar olduğu kayıtlıdır. Askerlik hizmeti dönüşü, Sivas-Kalkım’da imametliğe tayin edilir. Babaları Hatip Hasan Efendi’nin vefatı üzerine Darende’ye döner. Ahmed Nuri Efendi Kalkım’da görev yaparken rüyasında evin hali ayan olur. Bunun üzerine yola çıkarak Darende’ye varır, anne ve babasının türbelerini ziyaretten sonra eve kardeşlerinin yanına gelir. Cuma günü cemaatın ısrarı üzerine minbere çıkar. Ahmed Nuri Efendi kardeşi Osman Hulusi Efendi’ye, “Allahü’l alem bizim de ömrümüz tamam”, der. Rüyasında Şeyh Hamid-i Veli Camii şerifinin içersinde Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri kendisini eli ile çağırmış ve “Ahmedim, müştakım sana, geldin mi bana” demiş. Ahmed Nuri Efendi, “babamızın yanına layık değiliz ama, annemizin yanına bari gömseler bizi, dedikten sonra sohbete gider. Sohbetten sonra dönüşünde titreyerek hasta vaziyette eve gelir. İkindi üzeridir. Acele etmekte, ikindi vaktinin girmesini beklemektedir. Namazı kılar ve yatar. Bir daha kalkmaz. Beş altı gün yatar. Osman Hulusi Efendi ağabeysi için Hacılardan “Ahmet Efendi sever” diye su getirerek, “Ahmet Efendi, ağabey. Çay suyu getirdim, sana çay hazırlayayım mı?” diye sorar. Ahmet Nuri Efendi içini çekerek, “ah!..ah!..” der. Tam o sırada yatsı ezanı okunmaya başlar, ezan okunurken Ahmet Nuri Efendi “Allah Allah”, diyerek ruhunu teslim eder. Hacı Hasan Efendi Ahmet Efendi’nin rüyasında gördüğü ve şimdi kabrinin bulunduğu yeri göstererek, kazmayı eline alır, “yer de sizin, ecdad da” der ve Ahmed Nuri Efendi Şeyh Hamid-i Veli Camii haziresine defnedilir. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Darende, Malatya

Es Seyyid Hasan Feyzi Efendi

Malatya – Darende – Somuncu Baba Külliyesi Haziresi 1875 yılında Darende/Hacılar-Şeyhli Mahallesinde dünyaya gelen Hasan Feyzi Efendi peder-i alileri postnişin olan Ahmet Hilmi Efendi’nin iki oğlundan biridir. Diğer kardeşi Ömer Osman Hulusi Efendi 1912 yılında genç yaşında vefat etmiştir. Annesi Fatma Hanımdır. Şeyh Hamid-i Veli medresesinde tahsil gören Hasan Efendi, müftü ve müderris Hacı Mahmud Efendi’den icazet almıştır. Mustafa Efendi’nin vefatından sonra cami mütevellilerince Şeyh Hamid-i Veli Camii imam hatipliğine getirildiğinden çevrede ‘Hatip Efendi’ diye anılır. Es-Seyyid Hasan Feyzi Efendi , Taceddin-i Veli soyundan Fatma hanımla evlenir. Bu evlilikten Hasan Feyzi Efendi’nin üç erkek ve bir kız çocuğu dünyaya gelir. Ahmet Nuri Efendi, Bedreddin Efendi, Osman Hulusi Efendi ve Kerime Sakine Hanım’dır. Seyyid olmaları münasebetiyle sadatın adeti üzerine yeşil sarık saran ve zamanın şartlarına göre giyinen Hatip Efendi, celal meşrep, asabi mizaçlı biridir. Uzun boylu, gür sesli ve gayet ciddi bir kişiliğe sahiptir. Dik omuzlu, uzun sakallı heybetli bir görünüşüyle azametli bir duruşu vardır. Adeta baktığı kişiyi yakarcasına gözlerinden ateş saçılır. Görenlerde çok saygı uyandırır. Çok edip bir insandır. İhramcızade’nin yanında, kim ne derse desin, o kadar sinirli olmasına rağmen hiçbir şey söylemez, konuşmaz. Sevdiği kişilere karşı ise yumuşak konuşur. Elinde kızılcıktan bir değneği vardır. Anlatılır ki, bir gün Hatip Hasan Efendi’ nin mahdumları Ahmet Efendi ve Osman Hulusi Efendi bahçede semaver kurmuşlar, sohbet ederlerken, “Hatip Hasan Efendi çocukların çalışmıyor, boş vakit geçiriyorlar”, diye gevezelik eden birine celallenir. Hatip Hasan Efendi çocuklarının yanına yaklaşarak elindeki değneği üzerlerine atar. Değnek porselen demliğe değer ve demlikteki çay bütünüyle semaverin içine dökülür. Elindeki değnekle bir Ahmet Efendiye bir Hulusi Efendiye vururlar. İkisi de ellerini yanlarına bırakıp dururlar, hiç karşılık vermezler. Elindeki kızılcık değneği kırılmaz, çocuklarını epey döver. Bu sırada bir başkası, “yeter!”, diyerek müdahale edince, çocuklarını dövmeyi bırakır. Sakinleşen Hatip Hasan Efendi, “Gül yüzüne bakmaya kıyamadığım evlatlarımı istemez, hasid kimseler bize dövdürtmeye çalışıyorlar”, der. Bu hadiseyi duyan Sivaslı İhramcızade İsmail Hakkı Hazretleri, “Hatip Efendi! Çay yere döküldü mü bari?”, diye sorduklarında, “Hayır efendim. Dökülmedi efendim”, demişlerdir. Çocuklarının dini terbiye ve hüsn-ü ahlak üzere yetişmelerini arzu eden Hatip Efendi onlara ilk önce Kur’an-ı Kerim’i öğretir. Büyük oğlu Ahmet Nuri Efendi’nin bir müddet Kangal’ın Kalkım köyünde imamlık yaptığı bilinmektedir. Bedreddin Efendi dört yaşında vefat ettiğinden hayattaki diğer oğlu Osman Hulusi Efendi’nin yetişmesine daha çok gayret gösterir. Daha yedi yaşında iken Kur’an-ı Kerim’i öğretip hatmetmelerini sağlar. Hatip Hasan Efendi, “Allah (c.c)’ye vasıl olabilmek için mutlaka bir rehbere ihtiyaç vardır”, diye düşünür. Bana bir rehber lazım diyerek bir boy abdesti alır ve cuma namazını kıldırdıktan sonra, odasına perde çekip itikafa girer. Bir hafta itikafta kalır. Perşembe gününe tekabül eden yedinci gün rüya aleminde görür ki, “kendileri bir yerde bulunuyorlar, binlerce insan bir adama sarılıyor. O sarıldıkları adamın boyu semavatı geçmiş. Hatip Hasan Efendi de bu adama sarılıyor.” Bu rüyayı gördükten sonra cumaya kadar itikafta kalır. Cuma günü boy abdesti alıp cuma namazını kıldırır. Hatip Hasan Efendi bu rüyayı gördüğü gün Sivaslı İhramcızade İsmail Hakkı Efendi de Kangal’da ‘Süt Kardeşler’ denilen şahısların evinde misafir bulunmaktadır. İhramcızade de rüyasında Hatip Hasan Efendi’nin kendilerine sarıldığını ve Hatip Hasan Efendi’yi teslim aldıklarını görür. Gönlünden der ki, “Bunlar Sadat-ı kiramdandır, terbiyelerine kadir olabilir miyiz, olamaz mıyız”. Rüyanın görüldüğü perşembe’den sonra pazar günü Hatip Hasan Efendi Osman Hulusi Efendiyi de yanına alarak, çay şeker gibi ihtiyaçlar için çarşıya giderler. Çarşıda Hatip Hasan Efendi’ye, “Size bir şeyh gitti”, derler. Bunun üzerine onlar da eve dönerler. Bu sırada Darende’ye teşrif eden İsmail Hakkı Efendi ve yanındakiler, Hatip Hasan Efendi’nin evine uğrarlar. Caminin anahtarını alıp camiye giderler. Caminin peykesine oturup semaveri kurarlar. Hatip Hasan Efendi, çarşıdan hemen dönüp camiye geldiğinde bakar ki, rüyasında gördüğü boyu semavata ulaşan zat-ı muhterem oradadır. İçeri girer ve daha ayakta iken, Pir Efendi, “Hatip Efendi, gördüğün rüyayı sen mi önce söylersin, biz mi söyleyelim”, der. Hatip Hasan Efendi, “Estağfurullah efendim!”, diyerek eline kapanır, öper. İhramcızade bundan sonra Hatip Hasan Efendi’ye dersini tarif ederler. 1945 yılına kadar Somuncu Baba Camii imam-hatipliğini devam ettiren es-Seyyid Hatip Hasan Feyzi Efendi Darende’deki tifo salgınına yakalanarak 1945 yılında ahirete irtihal eder. Şeyh Hamid-i Veli Camii haziresindeki ahfad mezarlığının pencere tarafındaki koridorun ikinci sırasında, es-Seyyid Osman Hulusi Efendi’nin başucundaki 15 nolu makberde medfundur. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Darende, Malatya

Saçlı Şeyh Süleyman Efendi

Malatya – Darende – Somuncu Baba Külliyesi Haziresi Şeyh Hamid-i Veli Camii haziresinde son cemaat mahallinden makberelere uzanan koridorun ilk başında köşedeki 20 numaralı kabirde medfun bulunan Süleyman Efendi (1855-1924) Somuncu Baba’nın torunlarından Halil Efendi’nin oğludur. Annesi Zeynep Hanımdır. Doğma büyüme Zaviye Mahallesinden olan Süleyman Efendi zahiri ve batıni ilimlerde kendini yetiştirir. Zahiri ilmini Osmanlı döneminde Mısır’da tahsil eden Süleyman Efendi ilm-i Kimya, ilm-i Simya ve Arabi ilimlere vakıftır. Mısır’da 20 yıl ikamet eden Süleyman Efendi orada Feride Hanımla evlenmiş olup Leyla adında bir kızı dünyaya gelir. Darende’ye döndükten sonra Hatice Hanımla evlenen Süleyman Efendi’nin Hasan Rıza, Hüseyin Hüsnü ve Mehmet isimlerinde üç erkek evladı olur. Yaşadığı devirde Şeyhli sülalesinin ileri gelenlerinden olan Süleyman Efendi’nin devletten maaş aldığı bilinmektedir. Ayrıca Şeyh Hamid-i Veli vakfı mütevellisi olan Süleyman Efendi Şeyh Hamid-i Veli gibi Halveti tarikatına mensuptur. Süleyman Efendi’den sonraki devirde Hasan Efendi ve evlatları Nakşibendi-Halidiyye koluna intisap eder. Cezayirli Mehmet Ali Baba’ya bağlı olan Süleyman Efendi uzun saçlarıyla, örgülü zülüfleriyle ‘Saçlı Şeyh’ diye anılmıştır. Süleyman Efendi vakfın mütevelli azası olduğu için, Hacı Mustafa Efendi’nin vefatından sonra bir başkasının değil de Hatip Hasan Efendi’nin Şeyh Hamid-i Veli Camii İmam-hatibi olması gerektiğini söyleyerek, Hatip Efendi’nin imametine yardımcı olur. O esnada camiden çalınarak Çarşı Camiine götürülen Kur’an-ı Kerim ile Lihye-i Saadeti’i çalanları buldurtup, emanetlerin tekrar Şeyh Hamid-i Veli Camiine iadesini sağlar. Saçlı Şeyh’in evinin Karabaş Hüseyin Efendi diye anılan ahfaddan birinin evi olduğu ve içinde bir kabir bulunduğu nakledilir. Saçlı Şeyh buraya kimseyi oturtmaz, üzerine de bir şey serdirtmez. Bir gün Darende’ye bir seyyah gelir. Şeyhle sohbeti esnasında, Hu Dede denilen mevkiden her Perşembe günü bir zatın geldiğini, ondan haberi olup olmadığını sorar. Şeyh de ona durumu bildiğini söyler. ‘Hu Dede’ diye bilinen mevkide ashabdan üç zatın kabrinin bulunduğu nakledilir. Halveti tarikatının son halkalarından biri olan Süleyman Efendi şeyhlik makamındadır. Şeyhli sülalesinin adeti vechile yeşil sarık sardığı, cüppe ve şalvar giydiği evlatları tarafından nakledilir. Ömrünün son günlerinde Süleyman Efendi, bir yere gidecek olan Hatip Efendi’yi seferden döndürür, “gitmemesini, salı günü vefat edeceğini” söyler. “Cenazemi yıka, defnet, yerime yerleştir. Sonra nereye gidersen git.” Der ve yüz mecidiyesini Hatip Efendi’ye emanet ederek, ellisini evlatlarına kalan elli mecidiyeyi de cenazesine katılan fakirlere dağıtmasını vasiyet eder. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Darende, Malatya

Es Seyyid Ömer Osman Hulusi Efendi

Malatya – Darende – Somuncu Baba Külliyesi haziresi Şeyh Hamid-i Veli evladından postnişin Ahmed Hilmi Efendi’nin oğlu Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi, Şeyhzade Hatip Hasan Efendi’nin kardeşidir. Resmi kayıtlarda Ömer Osman Hulusi Efendi olarak zikredilmektedir. Şeyh Hamid-i Veli Medresesi müderrislerinden Muhammed bin Mahmud Darendevi’den icazet almıştır. Ma’kul, menkul ve Feraiz ilimleri dalında icazetnameleri olan Ömer Osman Hulusi Efendi, 1878-1910 (veya 1912) yılları arasında yaşamıştır. İcazet aldıktan dört yıl sonra vefat etmiş olduğu nakledilir. Kabri Hacılar-Şeyhli mahallesindedir. Osmanlı döneminde müderrislik diploması sayılan icazetnamenin orijinal nüshası Şeyhzadeoğlu Özel Kitaplığındadır. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Darende, Malatya

Şeyh Salih Nihani Efendi

📍 Darende, Malatya

Ömer Şem’i Efendi

📍 Darende, Malatya

Fethullah Musuli Efendi

Malatya – Darende – Eski çarşı kabristanında Fethullah Efendi , Musulî unvanı ile tanınmıştır. Babası Şeyh Molla Mahmud’dur. Onun önce Kadirî, sonra Nakşibendiye tarikatından olduğu künyesinden anlaşılır. Ailesi, Darende’de Fethullahlar lakabıyla tanınmıştır. Fethullah Musulî, Türkistan tarafından Musul vilayetine gelerek orada tahsilini yapmıştır. Fethullah Musulî, 1726’da İbrahim bin Haydar ve Ahmed bin Haydar adlı hocalarından dini ve akli ilimlerle alakalı bir icazetname alır. Musul’da iken fıkhi konulardaki bazı görüşleri yüzünden yörenin idaresi tarafından iyi karşılanmaz. O da Musul’da rahat edemeyeceğini anlayarak yakın dostu Hüseyin Paşa’nın teklifi ile Darende’ye gelir. Hanifi Hoca’ya göre, Musul ulemasından ve sadattan Fethullah Musulî Hicaz’a gitmek isteyince bu zatın ilim ve fazlına hayran olan Musul valisi Darendeli Hacı Hüseyin Paşa, onu hac dönüşü esnasında Darende’ye uğramaya ikna etmiş; orada kalmasını sağlamak için de oğlu Yusuf Paşa’ya mektup yazmıştır. Yusuf Paşa da onu Darende’de kalmaya razı ederek evlendirmiştir. Ya da Hüseyin Paşa’nın 1727 senesinde birinci defa Musul valiliği yapmakta olduğu zamanda, “fezâil-i ber güzide, ve te’lifat-ı adîde ve ahlâk ve şemâil-i hamîde ashabından Fethullah Musulî” ile tanışır, genellikle onunla beraber olduğu gibi, Musul’dan ayrılır iken onu da Darende’ye gelmeye ikna eder. Darende’de onu müftülüğe tayin ettirir, onun rahatını sağlayacak diğer imkanları temin eder. Fethullah Musulî, burada evlâd u iyal sahibi ve devlet ricali arasında da makam, mevki ve itibar kazanır. Darende Tarihi yazarı Hanifi Hoca, Fethullah Musulî’nin dört oğlu olduğunu söyler ve bunları şöyle tanıtır: “Bunların en meşhuru Ahmet (Mehmed) Efendi’dir. Diğer mahdumları İmam Ali Efendi ile Rahim Efendi’dir. Darendeli Sadrazam Mehmed Paşa, hocası dolayısıyla kızını Ahmet (Mehmed) Efendi’ye nikah etmiştir. Fethullah Musulî’nin torunlarından olan Mehmed Emin Bey, Şair Nâfi Efendi, Ahmet Efendi, Rüfai Şeyhi Lütfi Efendi meşhur ulemadandır. Diğer torunu Mehmed Namık Efendi, Darende’de 47 sene müftülük etmiştir.” Bu sayılan isimlerin çoğu tabii ki onun 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başlarında yaşayan torunlarıdır. Fethullah Musulî ’nin Muhammed ve Osman adında iki oğlu daha vardır. Fethullah Musulî , yıllarca Maraş ve Darende’de müftü ve müderrislik yapmıştır. Kendi kayıtlarına göre, 1737-1746 yılları arasında, ilk yıllarda sadece müftü, daha sonra Darende müftüsü ve Hatuniye Medresesi müderrisidir. Fethullah Musulî ve oğlu Muhammed Efendi, Darende’de bulundukları sürede genellikle Hüseyin Paşa’nın medreselerinde ders vermişlerdir. Bir başka belgede ise Fethullah Musulî’nin Aşudu Deresi denilen mevkide Şeyh Mescidi adı ile bilinen bir mescitte hatiplik yapmakta olduğu kaydedilir. Fethullah Musulî ’nin 200’ün üzerinde eseri, zekası, çalışkanlığı, kendine karşı güven duygusu içinde olmasıyla, senelerce müftülük ve müderrislik yaparak adeta Darende’nin ilmi ve dini hayatına mührünü vurmuş olduğu görülür. Eserlerindeki tarihlerden onun 1800’lü yılların başında ve çok yaşlanmış bir halde vefat etmiş olduğu anlaşılıyor. Mezar taşı bulunmasına karşılık vefat tarihi okunamamıştır. Mezar taşından da anlaşılacağı üzere kendisi seyyiddir. Mezarı, Darende’nin eski çarşı kabristanında yakın dostu Hacı Hüseyin Paşa ve torununun oğlu Ahmet Rifat’ın kabrinin bulunduğu İkiz Türbe’nin doğu tarafındadır. Mezar taşında şu ibareler yazılıdır: Hüve’l-Hallâku’l-Bâkî El-Merhûm ve’l-Mağfûr Es-Seyyid Fethu’l-lâh el-Mevlâ El-Müftî bi-Derende Rûhuna el-Fâtiha Eserlerinin 50 kadarı Darende Mehmet Paşa Halk Kütüphanesinde, el yazma olarak mahfuzdu Buradaki eserlerinin hepsi Arapça ve indekssizdir. Ayrıca Kayseri ve Bursa kütüphanelerinde de 11 tane eseri kayıtlıdır. Buradan anlaşıldığına göre, eserlerinin birçoğunun kaybolmuş olma ihtimali vardır. Fethullah Musuli’nin Mehmet Paşa Kütüphanesindeki eserlerinden bazıları şunlardır. Haşiyeh ala Ciheti’l mahde; Bir şerh olan kitap tasavvuf hakkındadır. Yine Endülüs alimlerinden birinin eserine yapılmış bir şerh, Molla Fenari’nin bir eserine yapılan bir başka şerhten de eserlerinin çoğunun şerh veya şerhin şerhi olduğu anlaşılır. Fethullah Musuli’nin eserlerinin hemen hemen hepsinde çokça tekrarladığı ifadelerden, kendisinin o zamanki Darendelilerden pek memnun kalmamış ve epey çekmiş olduğu anlaşılıyor. “Cehalet, nifak, haset, fakirlik ve şiddet yeri Darende’’ Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Darende, Malatya

Somuncu Baba Makamı – Malatya

Malatya – Darende – Şeyh Hamîdüddin Aksarâyî adıyla da bilinen Somuncu Baba ’nın asıl adı Abdullah olup kaynakların pek çoğunda Kayserili diye gösterilir. 1331 yılında Kayseri ili, Talas ilçesine beş km. uzaklıktaki Akçakaya köyünde dünyaya geldiği kabul edilir. Atalarının Türkistan’dan geldiği rivayet edilen Hamîdüddin Aksarâyî, ilk tasavvufi eğitimini babası Şeyh Şemseddin Musa’nın yanında aldıktan sonra Şam’a giderek zahirî ilimleri öğrenir. Onun burada Bâyezîdiyye Hankahı’nda uzun yıllar bir şeyhe hizmet ettiği, Bâyezîd-i Bistâmî ‘nin ruhaniyetiyle terbiye edildiği ve Üveysî olduğu kaydedilir. Diğer kaynaklarda ise asıl şeyhinin Safeviyye tarikatının pîri Safiyyüddin Erdebîlî’ nin torunu Alâeddin Erdebîlî (ö. 832/1429) olduğu vurgulanmaktadır. Bu kaynaklarda, Hamîdüddin’in Dımaşk’ta iken (Şam) iç huzuru bir türlü bulamayıp mürşid aramak için yola çıktığı, Tebriz yakınlarındaki Hoy şehrinde yaşayan Şeyh Alâeddin Erdebîlî’nin yanına gittiği, zikir meclisine katıldığı ve ona intisap edip tasavvuf yolunda büyük ilerlemeler kaydettiği belirtilmektedir. Hamîdüddin Aksarâyî, Erdebil Tekkesi’nde seyrü sülûkünü tamamladıktan ve bir süre inziva hayatı yaşadıktan sonra, şeyhinin emriyle Anadolu’ya dönüp Bursa’ya yerleşir. Alâeddin Erdebîlî’nin Somuncu Baba ‘ya hilâfet verip Anadolu’ya gönderirken yanındakilere, “Diyâr-ı Acem’de emanet olarak bulunan esrâr-ı ilâhiyye onunla birlikte diyâr-ı Rûm’a intikal etti”, dediği rivayet edilir. Kaynaklarda yer alan ifadelerden Somuncu Baba ‘nın Bursa’ya geldiği ilk yıllarda pek ön plana çıkmadığı ve kendini halktan gizlemeyi tercih ettiği anlaşılmaktadır. Bu dönemde onun eşeğiyle ormandan odun getirip bu odunlarla ekmek pişirdiği ve ekmekleri sırtına yüklenerek sokak sokak dolaşıp “somunlar, müminler!” diyerek halka dağıttığı rivayet edilir. Kendisine Ekmekçi Koca veya Somuncu Baba lakabının verilmesi de bundan dolayıdır. Somuncu Baba bu şekilde halk içine karışıp melâmî meşrep bir hayat sürmekte iken Ulucami’nin açılışı sırasında Emîr Sultan tarafından hükümdarla (Yıldırım Bayezid) tanıştırılır. Kaynakların ifadesine göre, hükümdarın damadı olan Emîr Sultan kendisine yapılan hutbe okuma teklifini, “Gavs-ı a’zam şu anda bu şehirdedir, onların mübarek varlığı varken halka nasihat ve hitap etmeyi bize teklif etmek münasip değildir”, diyerek reddetmiş ve bu görevin Somuncu Baba’ya verilmesini tavsiye etmiştir. Bunun üzerine Yıldırım Bayezid cuma namazını kıldırma ve hutbe okuma görevini Somuncu Baba’ya tevcih edince, o da mecburen hutbeye çıkmak zorunda kalır. Namazdan sonra verdiği vaazda Fatiha sûresini yedi farklı şekilde tefsir ederek Molla Fenârî’nin karşılaşmış olduğu bir güçlüğü de hallettiği anlatılır. Somuncu Baba ‘nın başta padişah olmak üzere herkesi etkilediği, hatta bu olaydan sonra Molla Fenârî’nin kendisine mürid olduğu rivayet edilir. Bu olayla birlikte sırrının açığa çıkması, halk ve iktidar nezdinde tanınan bir şahsiyet haline gelmesi, kendisine yönelik ilginin gitgide artması, halkın arasına karışıp sakin bir hayat sürmeyi daha çok tercih eden Somuncu Babayı bunaltır ve çareyi Bursa’dan ayrılmakta bulur. Onun Bursa’dan ayrıldıktan sonra Adana’da Ceyhan Irmağı’nın kenarında bulunan Sîs Kalesi’nin dağ tarafındaki bir köyde Nebî Sûfî adında birinin evine yerleştiği, Hacı Bayrâm-ı Velî’nin buraya gelip kendisini ziyaret ettiği söylenir. Abdülkerim Erdoğan, ‘Manevi Mimarlarıyla Ankara’ isimli eserinde, Hacı Bayram-ı Veli ve Şeyh Hamidüddin Aksarayî’nin ilk tanışması ile ilgili olarak iki görüşün hakim olduğunu kaydeder. Bunlardan ilkine göre, Hamidüddin Aksarayî Kayseri’de ikamet etmektedir. Halifesi Şeyh Şücaeddin Karamanî’yi Ankara’ya gönderir ve müderris Numan b. Ahmed’i Kayseri’ye davet eder. Davete icabet eden Numan b. Ahmed, Kayseri’ye gelir ve Hamidüddin Aksarayî ile tanışır. Aksarayî zahiri ilim erbabı ile batıni ilim erbabının hallerini gösterir. Bu durumu gören Numan, “ilm-i ledün ehli”ni seçer ve Hamidüddin Aksarayî’ye intisab eder. O gün Kurban Bayramı arefesi olduğu için, şeyhi tarafından “Bayram” mahlası verilir. Bundan sonra Numan b. Ahmed “Bayram” olarak bilinir ve anılır. Bu buluşmanın tarihi kesin olarak belli değildir. Abdülkerim Erdoğan’ın naklettiği ikinci görüşün kaynağı, Bayramiyye’nin önde gelen şeyhlerinden Pir Aliyy-i Aksarayî’nin muhiblerinden olan Abdurrahman el-Askeri’nin “Mir’a-tü’l-Aşk” isimli eseridir. Buna göre, Sultan Hacı Bayram, Yıldırım Bayezid Han’ın “kapıcıbaşı”sı ve esas ismi de Numan’dır. Timur Han Anadolu’ya gelir, Yıldırım Han’la savaşır, onu mağlup eder ve hapseder. Yıldırım Han’ın ordusu dağılır. Bu olaylar üzerine Sultan Şeyh Hamidüddin el-Aksarayî Bursa’dan göçer, Adana vilayetinde Ceyhun suyunun kenarında, Sis Kalesi’nin yanında bir köye gider. Bu köyde Nebi Sufi diye bilinen bir alemdarın evine misafir olur. Sultan Hacı Bayram ile Sultan Şeyh Hamid daha önceden tanışırlarmış. Hacı Bayram Şeyh Hamid’in Bursa’da bulunan evine ziyaretine gider ama bulamaz. Şeyh Hamid Sultan’ın nerede olduğunu sorar ve “azm-i diyar-ı Arab” (Arap diyarına gittiğini) ettiğini öğrenir. Sultan Hacı Bayram kıyafet değiştirip, “bezirganım” diyerek adamları ile birlikte Bursa’dan ayrılır ve yola düşer. Geçtiği şehirlerde Şeyh Hamid Sultan’ı sora sora, Adana’ya kadar gelir. Burada tanıdığı birisinden Sultan Şeyh Hamid’in kaldığı yeri öğrenir. Hizmetkarları ile birlikte köye varır ve köylülere Nebi Sufi’nin evini sorar. Köylüler: -“Ne eyleyeceksin onunla” derler. -“Ona misafir olacağım” der. Köylüler ise: -“O fakir bir kimsedir, evinde huzur bulamazsın, burada kal” dedilerse de Sultan Hacı Bayram iltifatlara itibar etmez ve Nebi Sufi’nin evine gider. Şeyh Hamid, Sultan ile görüşür. Hal hatır sorulduktan sonra Şeyh Hamid ile Sultan Hacı Bayram arasında şu konuşma geçer: – “Buraya gelme sebebiniz nedir? Bursa’da durum nasıl?” – “Yıldırım Han vefat etti, sultanımıza malumdur.” – “O zaman bizden muradın nedir?” – “Sultanıma (size) hizmet etmeye geldim.” – “Siz bizim yanımıza sığmazsınız. Şayet geri dönmek isterseniz himmet edelim.” – “Muradım sizsiniz, başka da muradım yoktur.” “Muradım sensin ey dilir seni eyler gönül ezber Seni bulan dahi n’eyler cihanda ağ u karayı” – “Sen bu kadar süslü elbiselerinle bu fetret döneminde bizimle halin nice olur, buna tedarik gerekir.” – “Emir senindir, rıza senindir.” – “Bu yiğitler neyindir?” – “Bazıları kulumdur, bazıları da nökerimdir.” – “Adana’ya git, bunların ihtiyaçlarını tedarik et ve geri gönder. Sonra da derviş elbisesi giyerek buraya geri dön.” Sultan Hacı Bayram emir üzerine Adana’ya gider, kullarını azad eder, nökerlerinin belgelerini verir, onlarla helalleşir. Üzerindeki elbiseleri satar, “türkane” elbiseler alır, yaya olarak akşamdan önce Şeyh Hamid Sultan’ın bulunduğu köye döner. Şeyh Hamid: – “Adını tebdil edelim.” – “Rıza sizindir” diye cevap verir Sultan Hacı Bayram. Meğer Kurban Bayramı’na iki üç gün kalmış. Onun için Hac Bayramı da yakın olduğu için “Hacı Bayram” ismini koyarlar. O zamandan beri de bu isimle meşhurdur. Adana’dan Şam’a Sultan Şeyh Hamid, Sultan Hacı Bayram ile beraber gider. Şam’da kalmayıp Hicaz’a giderler. Timur Han Şam’a geldiği zaman, onlar Kabe’de olurlar. Timur Han Şam’da fazla kalmaz. Timur Han: “Kutb bu şehirdedir, belki de Kabe’dedir. Kutb’un olduğu vilayet alınmaz, bize çok hürmet etdiler” diyerek Şam’dan ayrılır. Sultan Şeyh Hamid, hac vazifesini tamamlayınca Adana’ya gelirler, Nebi Sufi’yi de yanına alarak Aksaray’a dönerler. Sultan Hacı Bayram bir yıl Sultan Şeyh Hamid ile birlikte Aksaray’da kalır. Bir yıl sonra Hacı Bayram’a izin verir ve Ankara’ya gönderir. Hacı Bayram: – “Sultanım, ne işle uğraşayım, sanat bilmem” deyince: – “Ekin ek.” – “Ne ekelim?” – “Burçak ek” buyururlar. Hacı Bayram Ankara’ya varır, burçak ekerler. O tohumu şimdi dahi ekerler.” Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri bu görüşe göre 1406 yıllarında Ankara’ya döner. Diğer görüşe göre Şeyhi Hamidüddin Aksarayî Hazretlerinin 1412 yılında vefatına kadar yanında kalır. Nebî Sûfî’nin evinde bir süre kaldıktan sonra önce Dımaşk’a giden, buradan Mekke’ye geçerek haccını eda eden Somuncu Baba hac dönüşü tekrar Sîs’e gelir. Yanına Nebî Sûfî’yi de alarak Aksaray’a gidip yerleşir. Kaynaklarda yer alan ifadelerden, ömrünün geri kalan kısmını bu şehirde müridlerinin eğitimiyle meşgul olarak geçirdiği anlaşılmaktadır. “Hâmid-i Aksarâyî Hazretleri, 1412 (H.815) senesinde, bir gün dostları ve talebeleriyle helâlleşti. İki rekat namaz kıldıktan sonra, uzun uzun duâ etti. Sonra Kelime-i şehâdet getirerek vefât etti. Cenâze namazını Hâcı Bayram-ı Velî kıldırdı. Geriye iki erkek çocuk bırakarak, bugünkü türbesinin olduğu yere defnedildi. Türbesi Aksaray kabristanının ortalarındadır.” Malatya’daki Kabri Onun Aksaray’da vefat edip orada defnedildiği söylense de, sonraki dönemlerde yapılan bazı çalışmalarda Somuncu Baba ‘nın asıl kabrinin Malatya’nın Darende ilçesinde bulunduğu konusunda farklı bazı görüşler öne sürülmüştür. Buna göre Somuncu Baba adı geçen ilçenin Hıdırlık adı verilen bölgesinde oğlu Halil Taybî ile birlikte gömülüdür. Bu görüşün kaynağı olarak Somuncu Baba’nın soyundan geldiği söylenen Osman Hulusi Ateş’in aile arşivindeki bazı belgelerle geç dönemlere ait bazı arşiv belgeleri gösterilmektedir. Bu belgelere göre, Somuncu Baba ismiyle bilinen Şeyh Hamid-i Veli , Kayseri Akçakaya’da 1331’de dünyaya gelir. Daha sonra müridi Hacı bayram-ı Veli ile Şam’a giderek bir süre orada kalmış ve sonra oğlu Halil Taybi ile birlikte Darende’ye yerleşmiştir. Burada 1412 yılında ölmüş ve kendi adını taşıyan cami ve zaviyenin yanındaki türbesine gömülmüştür. Şeyh Hamid-i Veli (Somuncu Baba) Zaviyesi Hıdırlık Zaviye Mahallesi’nde, Tohma Çayı yanındaki kayalık alanın bitiminde bulunmaktadır. Zaviye, çeşitli dönemlerde yapılan eklerle ilk yapılışından kısmen uzaklaşmış olsa bile günümüze iyi bir durumda gelmiştir. Giriş kapısı üzerinde 1640 yılında yenilendiğini gösteren bir kitabe bulunmaktadır. İlk yapılışında yalnızca zaviye olan bu yapı, zamanla camiye dönüştürülmüş, sonra da yanına türbe yapılmıştır. Zaviyenin giriş kapısı üzerinde 1596 tarihli onarım kitabesi bulunmaktadır. Yapı topluluğu 1990–2000 yılları arasında Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı tarafından aslına uygun olarak restore edilmiştir. Zaviye geniş bir avlunun ortasındadır. Dış avluya kemerli bir kapıdan girilmektedir. Buradan daha büyük ikinci bir kapı ile ikinci bir bahçeye geçilmektedir. Bu kısma yakın tarihlerde bir de büyük havuz eklenmiştir. Avlunun sağında türbe ile minare arasında iki katlı medrese hücreleri yapılmıştır. Medrese hücreleri L planlı olup doğu cephesinin üst katı yıkılmıştır. Medreseye bitişik olan cami kısmının son cemaat yeri aynı zamanda türbe ile zaviyenin kütüphanesine geçişi sağlamaktadır. Cami kısmı kareye yakın dikdörtgen planlı olup üzeri tromplu yedigen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbenin üzeri yedigen piramidal bir çatı ile örtülmüştür. İbadet mekânı kubbe kasnağındaki yedi küçük pencere ile doğu, batı yönünde birer, kıble tarafında üst örtüde açılan diğer bir pencere ile aydınlatılmıştır. Somuncu Baba türbesi kesme taş ve moloz taştan yapılmıştır. Kare planlı türbenin üzeri kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Türbenin içerisi kasnaktaki pencerelerle aydınlatılmıştır. Türbede Şeyh Hamid-i Veli ile oğlu Halil Tayyibi gömülüdür. Her ikisinin de sandukaları ceviz işlemelidir. Ceviz sandukanın üzerinde kubbe bulunmaktadır. Ayrıca türbenin önünde Şeyh Hamid-i Veli’nin müritlerinin mezarları vardır. İsmail Palakoğlu yazısında cami haziresi hakkında şu bilgileri verir. Burada 21 kabir mevcut olup ilk defnedilenin Şeyh Hamid-i Veli Hazretlerinin talebelerinden olan Şeyh Bedreddin Efendi olduğu bilinir. Daha sonra ahfaddan olanlar defnedilmiştir. Ayrıca ahfaddan olmayan iki ya da üç kişi defnedilmiş olup bunlardan biri müderris Müftü Mahmud Efendi’dir. İsmi tespit edilemeyen kabirlerin üzerine ‘kitabesi okunamadı’ kaydı düşülmüştür. Ahfaddan olanların bazıları ise şunlardır. Karabaş Hüseyin Efendi, Şeyh Hasan Efendi, Şeyh Süleyman Efendi, Seyyid Ahmed-i Veli, Muhyiddin Paşa b. Ahmed-i Veli, sadat-ı kiramdan Hatip Hasan Efendi, sadat-ı kiramdan Ahmet Nuri Efendi, sadat-ı kiramdan Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi. Caminin ana mekânının yanına inşa edilen ilave camiden başka Darende-Somuncu Baba Tanıtım Merkezi, Şeyh Hamidi-i Veli Kütüphanesi gibi birimler vardır. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Darende, Malatya

Medi Şeyh Türbesi

Malatya – Darende – Güdül Darende’ye 10 km. uzaklıkta Tohma çayı ile Darende Malatya yolu arasında yeralan Medi Şeyh türbesi iki bölümden oluşur. Külliyede mescit üzeri düz dam, türbe ise Horasan harçla yapılı kubbe biçimindedir. Külliyenin kitabesi yoktur. Türbede yatan zatın tabiinden olduğu ve mücahit olarak geldiği ve burada kaldığı söylenir. Darende’ye 1300 yılında gelmiştir. Medine’den geldiği için Medi Şeyh olarak anılır. Bulunduğu köyün adı da Medişeyh (Karşıyaka) dır. Medine-i Münevvere’den, Anadolu’nun İslamlaşması için, İslam ordularının Anadolu’ya yaptıkları seferlerine katıldığı ve burada şehit düştüğü kabul edilir. Medine’den gelmiş olması ve Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in temiz neslini temsil etmesi açısından ayrı bir hürmet gösterilmektedir. Medişeyh Türbesi’nin yeniden inşâsı Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi Vakfı tarafından gerçekleştirilmiştir. Yapının orijinalinde kerpiç ve ahşap malzeme kullanılmış iken, yenilenen binada taş malzemeden faydalanılmıştır. Mimari ve estetik bakımdan orijinal olan yeni binanın projesi, Yüksek Mimar-Mühendis Yücel Sarı tarafından hazırlanmıştır. Yeni inşâ edilen külliye; türbe ve camii kısmı olmak üzere iki ayrı bölümden oluşmaktadır. Lojman ve müştemilatı mevcuttur. Hâlen her türlü bakım ve onarım hizmetleri, merkezi Darende’de bulunan Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi Vakfı tarafından yapılmaktadır. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Darende, Malatya

İbrahim Taceddin Veli

Malatya – Darende – Osman Hulusi Efendi vakıf binası İbrahim Taceddin Veli 1252’de Darende’de vefat etmiştir. Kabri, zaviyesine binaen, Osmanlı Devleti zamanında Zaviye Mahallesi adını alan yerdedir. Burası, ahfadından Osman Hulûsi Efendi’nin Zengibar kalesi dibinde bulunan evinin bahçesindedir. Oğlu Şeyh Ali’nin kabri de kendisinin yanında bulunmaktadır. Bu mevki Şeyh Ali’nin Zaviye Mescidi’ne vakfettiği hanelerin yeridir. Burası daha sonra Şeyh hamid-i Veli Tekkesi’nin hizmetine verilmiştir. Zaviye Mescidi İbrahim Taceddin Veli’nin aynı mahalde bulunan zaviyesine ait mescittir. Oğlu Şeyh Ali’nin bu mescide ait vakfiyesi günümüze ulaşmıştır. İbrahim Taceddin Veli Hazretleri’nin 13. yüzyılın ortalarında Diyarbakır Kadılığı’nda bulunduğu ve orada bir cami ile bir kütüphane yaptırmış olduğu nakledilir. Darende’nin Ayvalı köyünün onun soyundan olan Ciğerli oğullarından Seyyid Hasan’ın torunlarına ait olduğu rivayet edilmekte; bu ailenin çok alim yetiştirdiği, cesur ve bahadır oldukları anlatılmaktadır. Bunlardan A’ma Halil Efendi (ö.1883) Sivas Gök Medrese’de kırk sene müderrislik yapmış olup, aynı zamanda şehrin müftülüğünde bulunmuştur. İbrahim Taceddin Veli’nin torunlarından Şeyh Cû adı ile bilinen zat ise 1571’de vefat etmiştir. Darendeli Hanefi Efendi, onun Darende’nin eski adı ile Gökyar Mahallesi diye bilinen semtindeki Abidin Paşa’nın bahçesinde medfun olduğunu nakleder. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Darende, Malatya

İsmail Dede – Arguvan

Malatya – Arguvan – Karahöyük köyü Karahöyük köyünün Bemere mezraasında İsmail Dede’nin türbesi bulunmaktadır. Bu türbe aynı zamanda sarılık ocağıdır. Sarılık hastalığına yakalananların burayı ziyaret etmekle iyileşeceğine inanılır. Bemere mezraasında Hıdır Baba’nın türbesi ile İsmail Dede türbesi, köyün içinde ise Hatuncicim türbesi bulunmaktadır. Türbelerin taşları Mezirme tarafından hayvanlarla taşınarak inşa edildiği söylenmektedir. Hatuncicim türbesinin içinde Ali Ağa ve oğlu Kemal’e ait mezarlar vardır. Anlatılır ki, Osmanlı döneminde Karahüyük’ten aşar vergisini Maksut Bey toplarmış. Daha sonra Ali Ağa tarafından toplanmaya devam edilmiş. Ali Ağa, Osmanlıya yakınlığından dolayı gerek otoritesi ile gerekse mal varlığı ile köyün yönetiminde, üretiminde önemli rol oynamıştır. Harput sancağı ile görüşmeye gittiği bir dönemde burada öldürülür. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Arguvan, Malatya

Şah Sultan ( Sultan Hatun ) Türbesi

Malatya – Arguvan – Bozan Köyü İlçeye sekiz km. mesafede bulunan Bozan köyünün 100 m. doğusunda, Sazlıca deresinin köye bakan batı yamacında, Şah Sultan ‘ın türbesi bulunmaktadır. Buraya yörede Sultan Hatun Türbesi de denir. Dört bölümden oluşan türbenin 250 metre kare kapalı alanı bulunmaktadır. Türbenin girişinde bir eyvan yer alır. Eyvanın bir tarafına gelen ziyaretçilerin getirdikleri adak kurbanların pişirilmesi için ocaklar yapılmıştır. Diğer alan masa ve tahta sıralarla donatılmıştır. Eyvanda sağa açılan kapının sağ tarafında, Şah Sultan ‘ın mezarının bulunduğu oda, sol tarafta mutfak ve karşı istikamette geniş bir oda bulunur. Bu geniş odada sonbahar ve kış aylarında cem ayinleri yapılır. Ziyaretçilerin çok olması halinde diğer zamanlarda da cem ayinleri gerçekleştirilir. Bu odanın içi halılarla donatılmış, kanepeler yerleştirilmiştir. Türbenin mutfak bölümünde buzdolabı, ocak, tüp, yemek kazanları, tepsi, tabak, kaşık vs. gibi eşyalar bulunur. Türbenin iç duvarları yarıya kadar fayanslarla kaplanmıştır. Diğer kısımlar ise temiz bir şekilde boyanmış olup bakımlıdır. Ayrıca güneş enerjisi suyu mutfağa alınmıştır. Ziyaretçiler için dere yatağına yakın yerde kasaphane ve tuvaletler yapılmış olup şebeke suyu buralara da bağlanmıştır. Bozan köyünde ömrünün son yıllarında Şah Sultan ziyaret yerine bakmakla meşgul olan Bessey oğlu Hüseyin Kaya’nın mezarı da türbenin yanında bulunan ve kendi arazisi olan tarlaya konulmuştur. Şah Sultan da (1755-1828) Devrüş Muhammed ve Aşıki gibi İsaköy’de dünyaya gelir. Onun İsaköy’deki Dedeler kabilesinden olduğu söylenir. Babasının adı Babo Ahmet olup fakir bir çiftçidir. Şah Sultan genç yaşında Devrüş Muhammed’e bağlanarak kendini bu yola adar. Şah Sultan Devrüş Muhammedi , Aşık-i Ahmeti gibi köyünden ayrıldıktan sonra Devrüş Muhammed’in yaşadığı Anzahar’da kısa bir dönem ikamet eder. Devrüş Muhammed’in vefatından sonra bir ara İsaköy’de bulunur ve daha sonra Devrüş Muhammed’in müritleri olan ‘taliplerin’ ve kendisini seven Bozanlıların ısrarı üzerine Bozan’a gider ve hayatının sonuna kadar Bozan’da kalır. “Hak’ta hidayettir bize bu saadet Muhammed Mustafa Ali’den himmet Ceset kalır burda can çeker zahmet Can-ı kurtarmağa sahip bulmalı” Diyen Şah Sultan Allah, Muhammed, Ali, On iki İmam, Hacı Bektaş-ı Veli, Devrüş Muhammed ve Erenlerin sevgisinin yanında onların meziyetlerini belirtmekte, dara düştüğünde sığınmakta ve yardım beklemektedir. Tasavvufla ilgili şiirlerinin yanı sıra çeşitli toplumsal ve bireysel konularda yazdığı şiirleri de bulunmaktadır. Şah Sultan Aşıki ‘ye (Aşık Ahmet Ağa) de oldukça bağlıdır. Kimilerine göre Aşıki’yi manevi kardeş olarak görmektedir. Karahöyük köyünden Mehmet oğlu Mustafa Bal, küçük yaştan itibaren Devrüş Muhammed’in, Aşıki Ahmet’in ve Şah Sultan’ın nefeslerini, el yazısı, eski yazı, Mecmualardan ve de bazı kişilerden toplar. Devrüş Muhammed’e ait 156, Aşık-i Ahmed´in ise 73 nefesi ve Şah Sultan’a ait 20 Nefes günümüze ulaşmıştır. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Arguvan, Malatya

Arapkirli Ömer Nurani Baba

Malatya – Arapkir – Çobanlı caddesi sonundaki Mezarlıkta Şıhlar mahallesinin Tekke mevkiinde Şeyh Ömer Baba ‘nın türbesi bulunmaktadır. Nakşibendi tarikatına mensup Şeyh Ömer Baba’ nın doğum ve vefat tarihleri bilinmemektedir. Terzi Baba diye bilinen Muhammed Vehbi Hayyat Erzincânî Hazretleri’nin (1780-1847) talebelerindendir. İnsanlara irşad hizmetinde bulunması için şeyhi tarafından Arapkir’e gönderilir. Arapkirli Ömer Baba önceleri çok zengin olup bir paşanın kız kardeşi ile evlidir. Her şeyini İslam için harcar. Kendisi fakir bir hale düşer. Geçimini sağlamak için işlettiği bir değirmeni vardır. Anlatılır ki, değirmeni çalıştırdığı sıralarda, bir gün su kesik olduğundan değirmen taşı dönmez. Buğday öğütmek iste-yenler çaresiz suyun gelmesini beklemektedir. Uzun zaman su gelmeyince buğday sahipleri, “Baba ekmek yok, çocuklar aç. Bize bir çare bul!”, derler. Bunun üzerine Ömer Baba değirmenin koca taşının yanına yaklaşır. Allahü Teala’ya yalvarıp eliyle taşın dönmesini işaret ederek, taşa doğru üfürür. Koca taş onun kerametiyle birdenbire gürültülü bir sesle dönmeye başlar ve buğdayları öğütür. Bu kerameti karşısında yöre halkı onu sever, hürmet gösterir, sözlerini sohbetlerini can kulağı ile dinlerler. Kövengli Hacı Ömer Hüdayi Baba (1821-1905), onun en meşhur talebesi ve halifesidir. Kövengli’nin şeyhine mürid olması şöyle anlatılır. Bir gece rüya âleminde kendisine: —Bu kadar zaman maddi paşalık yaptın. Biraz da manevi paşalık yapsan, olmaz mı, diye hitap edilir. Kövengli derhal Terzi Baba’nın dergahına gider, rüyasını anlatır, intisap etmek istediğini söyler. Terzi Baba Hazretleri: —Evladım, senin nasibin halifemiz Arapkirli Ömer Nurani Baba Hazretlerindedir. Var ona git, der. Bunun üzerine askerlik görevinden istifa edip Arapkir’in yollarına düşer. Şiddetli bir kışın hüküm sürmesi, onu yolundan bir an bile döndürmez. Nihayet Arapkir’e varıp Ömer Baba’ya intisap eder. Kövengli Hacı Ömer Hüdai Baba Hazretleri senelerce Ömer Nurani Baba’nın sohbetlerine devam edip hizmetinde bulunur. Onun feyiz ve himmetinden ziyadesiyle istifade eder, teveccühüne nail olur. Hacı Ömer Hüdai Baba günlerden bir gün şeyhini ziyaret etmek maksadıyla Arapkir’e gider. Yanına da şeyhine hediye etmek üzere bir çuval dolusu pamuk alır. Arapkirli Ömer Nurani Baba Hazretleri, vaktiyle zengin bir tüccar iken her şeyini Allah yoluna sarf edip zaruret içine düşmüştür. O sıralarda, Ali Rıza Paşa’nın kardeşi olan hanımının çıkrık eğirerek ürettiği iplikleri satmak suretiyle geçinmektedir. Bunun için pamuk almasını isteyerek onu bir hayli sıkıntıda bırakmıştır. Tam bu sırada şeyhinin kapısına gelen Hüdai Baba, onların konuşmasının bitmesi için uzun süre bekler. Sonra dayanamayarak kapıyı vurur ve içeri girer, hediyesini takdim eder. -Evladım, o çuvalındaki nedir? -Efendim, belki lazım olur diye bir miktar pamuk getirdim, der. Arapkirli Ömer Nurani Baba , “Ya Ömer’im, sen Hızır mıydın ki, bana böyle yetiştin”, deyip müridine teveccühte bulunur ve bir nazar eder. O teveccühün neşesiyle kendinden geçen Hacı Ömer Hüdai Baba Hazretleri, Peygamberlerin cümlesiyle görüşüp Hazreti Peygamber Efendimizle pirinç pilavı yediğini görür. Hazreti Peygamberimizin dua ve iltifatlarına mazhar olur. Nice ali mertebeleri kat eder. O anı Hacı Ömer Hüdai Baba Hazretleri şöyle anlatır. “Bana öyle bir hal oldu ki, efendim beni 124 bin peygamberin ruhaniyetiyle bir anda görüştürdü. Cümlesi saçlıydı. Kiminin saçı sırtına, kimininki beline, kimininki de topuklarına kadar uzanıyordu. Sadece Hazreti İbrahim Aleyhisselam ve Resulü Ekrem Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin saçları kısa idi.” Hacı Ömer Hüdâî Baba Hazretleri bu hadiseden sonra bir müddet daha şeyhi Arapkirli Ömer Nurani Baba’ya hizmette bulunur. Günlerden bir gün yine şeyhini görmek için Arapkir’e gider. Fakat şeyhi ona kapıyı açmaz. Ne kadar ısrar etse de çare olmaz. —Evlad, senin burada nasibin kalmadı. Git kendine başka bir yer bul. — Hayır, Efendim, benim kapım bu eşiktir. Buradan başka bir yere gidemem. Hüdai Baba, şeyhinin eşiğine kapanır, yalvarır, yakarır. Bu hale dayanamayan Arapkirli Ömer Nurani Baba Hazretleri onu içeri alıp der ki, “Evlad, artık benim sana yapabileceğim bir şey yoktur. Ben seni getirebileceğim yere kadar getirdim. Buradan öteye seni ancak Dede Osman Avni Baba Hazretleri götürür. Artık var git nasibini Urfa’da ara.” Böylece onun, Meşâyıh-ı Kadiriye’den Dede Osman Avni Baba Hazretlerine gitmesi gerektiğini, geri kalan manevî tahsilinin onun tarafından ikmal edileceğini işaret ve tavsiyede bulunur. Hacı Ömer Hüdai Baba Hazretleri bu tavsiye üzerine derhal Urfa’nın yolunu tutar. Urfa’da ise Dede Osman Avni Baba Hazretleri Hüdai Baba ‘nın gelmesini beklemektedir. Dede Osman Avni Baba Hazretleri kendisine hizmet eden müridi alarak Arapkir tarafındaki kapılardan birinde beklemeye başlar. Müridine de “şu tipte birisi gelecek; onu bana haber ver”, der. Nihayet beklenen kişi karşıdan görünür. Dede Efendi ayağa kalkarak, “Ömer”, diye seslenir. Hüdai Baba iltifat etmez. Bunun üzerine Dede Efendi, “ Ömer Nurani Baba ‘nın dediğini unuttun mu?”, der. Bu sözü duyan Hacı Ömer Hüdai Baba Hazretleri gelip Dede Osman Avni Baba Hazretlerinin elini öper ve teslim olur. Not : Seyyid Dede Osman Avni Baba (ks) Urfa’da yetişen büyük mütefekkir ve mutasavıflardandır. Hayatını Urfa’da Mevlid-i Halil Dergahında, insanları irşad ile geçirmiştir. 1883 yılında vefat eden Dede Efendi (ks), cedlerinin de bulunduğu Hz.İbrahim (as) Dergahının avlusundaki küçük kabristana defn olunmuştur. Dede Efendi’nin (ks) adları tesbit edilebilen üç halifesi vardır. Bunlar, Urfa’lı Halil Hafız (ks), Adıyamanlı Mustafa (ks) ve Kövenk’li Hacı Ömer Hüdayi’dir (ks). Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Arapgir, Malatya

Akçadağ Türbeleri

ilçeye 12 km. mesafede bulunan Ören beldesinde, beldeye bir km. mesafede Hürriyet Mahallesinden geçilerek ulaşılan Sarı Cibo Türbesi , üç km. mesafede Terzi Koca Türbesi , ve bir km. mesafede Ali Baba türbeleri bulunmaktadır. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Akçadağ, Malatya

Gelincik Baba – Hüseyin Bin Abdulah

Malatya – Merkez Hilan Köyü Peygamberler Yurdu anlamındaki Hilan, Alevi Türk köyü olup il merkezine 15 km. mesafededir. Köyde türbesi bulunan Gelincik Baba’nın asıl ismi Hüseyin bin Abdullah’tır. Onun İslam orduları ile ordu komutanı olarak Malatya’ya geldiği, ehl-i beyt soyundan olduğu, o zaman dini inancı Şaman ve Gök Tanrı olan halka ehl-i beyt sevgisini ve İslamı, Kuran-ı Kerim’i benimsetmiş olduğu anlatılır. O günkü inancı İslama ve Kuran-ı Kerim’e yakın olduğu için Hilan halkı, bu yeni dini benimsemekte zorluk çekmez. Halk Hüseyin bin Abdullah ‘ı sever ve sayar. Fakat bu durum Malatya’daki Bizans yönetiminin hoşuna gitmez ve İslami gelişmeleri önlemek için Hüseyin bin Abdullah’ın askerleri ile savaşa girer. Hilan halkı Hüseyin bin Abdullah’ın yanında yer alır ve savaşı Hüseyin bin Abdullah’ın askerleri kazanır. Ama muharebede Hüseyin bin Abdullah Şehit olur. O dönemde halkın kutsal saydığı, şaman törenlerinin yapıldığı yere Hüseyin bin Abdullah defnedilir. Daha sonraları ise Hüseyin bin Abdullah’ın mezarı türbe haline getirilir. Evlenen çiftlerin türbeyi ziyaret edip üç defa etrafını döndüğü bu yer, zamanla Gelincik Baba ismini alır. Her yıl Mayıs ayının başında halkın birlik ve beraberliğini sağlamak için burada lokmalar dökülür. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Malatya

Horasan Baba ve Çoban Dede

Malatya – Battalgazi Horata Mesire alanında Horasan Baba Türbesi ( Horata mesire yerinde) “Anlatılır ki, Horasan Paşa, çok eskiden Horasan valisiymiş Halka çok eziyet edip, vergileri zorla topladığı için halkın düşmanlığını kazanmış, çoklarının yuvasını dağıtmış, ocağını söndürmüş. Horasan Paşa, bir gece düşünde, halkın kendisini astığını, cehennemde cayır cayır yandığını görmüş. Çok korkmuş. Tövbeler etmiş Allah’a yalvarmış. O gecenin sabahında, valiliğini ve bütün zenginliğini bırakıp kaçmış. Ora senin, bura benim kaçarken Beydağı’na Banazı’ya geçmiş. Mal mülk edinmiş, teyekler yapmış, şimdiki Horata suyunun dolayına yerleşmiş. Halk, Horasan Paşa’nın nerden, niye geldiğini bilmediğinden, onu ululardan, iyilerden saymış, sevmiş, saygı göstermiş. Ona Horasan Paşa yerine Harasan Baba demeye başlamış. Şimdiki Horata dolayı ve oradaki teyeklere Horasan adını takmış. Oradaki suya da Horata Suyu demiş. O buz gibi sudan içenin, dileklerinin olacağına inanmış. Daha sonra, oraların adı Horata olmuş çıkmış. Horasan Baba, uzun yıllar Horata’da yaşamış. İyilerden, ululardan olmuş. Herkese iyilik etmiş, yardım elini uzatmış. Horata’da hocalık, doktorluk yapmış. Yıl gelmiş, Horasan Baba bu dünyayı koyup gitmiş. Halk onu Horata suyunun kıyısına gömmüş, bir de türbe yapmış ki, kubbesi topraktan. Çoban Dede ( Horata mesire alanında ) “Horasan Baba’nın Nebi adında bir kardeşi varmış. Çobanlık yaparmış. Horasan Baba Horasan’ı koyup gidince çok dertlenmiş. Hem çobanlık yapmış. Hem de kardeşini aramış. Çobanlık yapa yapa Beydağı’na gelmiş. Günlerden bir gün, Çoban Nebi Beydağı’nda koyunlarını güdüyormuş. Hava çok sıcakmış. Bir taşın daldasında serinlemeye oturmuş. Bir bakmış ki, taştan uğultular geliyor. Merak edip, taşı kırmaya başlamış. Bir hafta çalışmayla taşı kırmış. Taşın kırıldığı yerden koca bir su çıkmış, orası hemen göl olmuş. Çoban Nebi, değneğini göle atmış. Değnek döne döne yüzmeye başlamış. Çoban Nebi değneğin izini süre süre Horata’ya gelmiş. Değnek, Horata suyundan çıkmış, döne döne yüzmüş. Çoban Nebi bir bakmış ki, orda, suyun kıyısında bir türbe var. Sormuş soruşturmuş, kardeşi Horasan’a ait olduğunu anlamış. Çoban Nebi, kardeşini bulanda iyilere karışmış. Halka demiş ki: “Ben, kırk gün içinde ölürsem, beni değneğimin çıktığı, Horata suyunun gözünün üstüne gömün”. Kırk gün içinde Çoban Nebi ölmüş. Halk onu dediği yere, Horata suyu gözünün yakınındaki bir ağacın daldasına gömmüş. O zamandan sonra, her bahar Çoban Nebi’nin mezarı yanındaki su, üç gözden patlamaya başlamış. Her bahar, ağaçlar çiçek açtığında, o suyun üç gözü üç kere patlar, üç kere çekilir olmuş. O suyun gözüne halk, “Çoban Dede’nin Gözü” adını vermiş. Gözdeki su çekilince, “Çoban Dede suyunu salmıyor” demişler. Çoban Dede suyunun gözü patladığında halk oradaki ağaca çaputlar bağlamaya, dilekler dilemeye başlamış. Dileği olan, kurban kesmiş, etli pilav dağıtır olmuş.” Çoban Dede hakkındaki menkıbeler onun ölümünden sonrasını da hikaye eder. “Gel zaman git zaman, Allah’ın rüzgârının esmediği bir kuraklıkta, Çoban Dede’nin gözü kurumuş. Çoban Dede suyunu salmaz olmuş. Halk susuzluktan kırılmış, çok perişan olmuş. Öyle olmuş ki, Horata’dan göç bile etmeye başlamış. Büyükler öne geçmişler, çare aramışlar, bilenlere danışmışlar. Bir çare bulamamışlar. Birisi çıkmış, demiş ki: Bu işi yapsa yapsa Sarı Gavur yapar. Aramış, sormuşlar. Eski Malatya’da yaşayan, Ermeni Usta Sarı Gavur’u bulup getirmişler. Sarı Gavur, kazmasını, küreğini, çekicini almış, suyun gözüne girmiş. Bir saat geçmiş çıkmamış, iki saat geçmiş çıkmamış. Sonunda çıkmış. Halk merak içinde kalmış ve sormuş. Sarı Gavur Suyun gözünde bir değirmen taşı var. Taşın deliğinden baktım, denizi gördüm. Malatya’nın kökü su. Ama suyun seviyesi düşmüş. O koca su, bu değirmen taşının deliğinden akmaktaymış. Seviye düştüğü için su akmıyor. Taşı kırmam gerek. Ama taşı kırarsam ölebilirim”, demiş. Ölümü göze almış ve yeniden suyun gözüne girmiş. Beş dakika geçmeden geri çıkmış. Yüzü safra sarısı gibiymiş. Korkudan gözleri dört açılmış bir haldeymiş. Halk da korkmuş, merak edip sormuş. Sarı Gavur, “Taşı kırmak için çekici kaldırdığımda önüme insan ayağı geldi. Bir daha kaldırdım, bir daha geldi. Bir daha kaldırdım, bir daha geldi. Bir ses bana, “Bu taşı kaldırırsan Malatya’yı su basar. Taşı kırma. İşi Allah’ın hikmetine bırak” dedi. O ses muhakkak Çoban Dede’nin sesiydi. Bana İslam’ı öğretin. Eğer kırk gün içinde ölürsem, ölümüm bundandır”. Demiş. Halk korkmuş, bu işten vazgeçmiş. Sarı Gavur’a İslam’ı öğretmişler. Sarı Gavur Müslüman olmuş, ama kırk gün içinde ölmüş. Allah’ın hikmeti bu ya, Horata’nın suyu akmaya başlamış. Halk susuzluktan, perişanlıktan kurtulmuş. Horata suyu coştukça coşmuş, aktıkça akmış. Horata suyunun çıktığı yerde türbesi bulunan Horasan Baba ile ilgili inanış ve menkıbelere bağlı olarak mevcut suya bu türbedeki zatın ismine istinaden Horata denilir. Horata ismi, daha sonra bu mevkinin adı olarak kullanılır. Yöre halkı, su ihtiyacını büyük oranda karşılayan bu sudan içenlerin dileklerinin gerçekleşeceğine inanır. Yöredeki çobanlar hasta olan hayvanlarını Horasan Baba’nın türbesine getirip Horata’nın suyundan içirerek türbenin etrafında dolaştırırlar. Sonra da oradan geçen ilk kişiye yağ, peynir vermek suretiyle hayvanlarının iyileşeceğine inanırlar. Ayrıca Horata suyundan içen kadınların, erkek çocuk doğuracağına inanılır. Yine Konak beldesinde Çoban Dede deresine geceleri su almaya gelenlerin dua etmeden geçmeleri durumunda, Çoban Dede’nin onlara göründüğüne ve çarptığına inanılır. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Malatya

Ahmed Turan

Malatya – Battalgazi – Ahmed duran sokak Şehir surları dışında namazgahın batısında yer almaktadır. Tek kubbeli bir mescit iken 1960 yılında gördüğü tamir esnasında kubbesi yıkılarak kubbesiz hale getirilmiştir. İçerisinde Battal Gazi’nin gaza arkadaşlarından Ahmed Duran’ın mezarı olduğu söylenir. Kitabesi 1794 tarihini taşımaktadır ve hayrat sahibi Diyarbakır valisi ve Maden-i Hümayun Emini Yusuf Ziya Paşa’nın oğlu Muhammed Sabit Bey olarak geçmektedir. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Malatya

Nefise Hatun Kümbeti

adres

📍 Battalgazi, Malatya

Kanlı Türbe

Malatya – Meydanbaşı mahallesinde mezarlık içinde yer alır. Kare planlı olup baldaken tarzındaki türbenin beşik tonozlu mumyalığında düzgün kesme taş, ayaklarda bir kesme taş, üç sıra tuğla, kemer ve kubbesinde ise sadece tuğla kullanılmıştır. Bugün restorasyonu ile birlikte çevre düzenlemesi de yapılmış olan türbenin kitabesi mevcut değildir. Bununla birlikte, XII. yüzyıl sonları ile XIII. yüzyılın başlarında inşa edilmiş olduğu tahmin edilen eser, tipik bir Selçuklu kümbeti biçimindedir. Zemin katında kıble duvarı üzerinde boya ile sıva üzerine yazılmış kitabesi okunamayacak kadar bozulmuştur. Asıl mezar zemin katta olup kime ait olduğu hakkında bilgi yoktur. Halk arasında, kümbette kullanılan “kanlı” kelimesinin, yapılış amacından ayrı olarak Osmanlı döneminde suçluları idam etmekte kullanılan bir sehpa olarak kullanılmasından ileri geldiği söylenmektedir. Kaynak ; Malatya Evliyaları , Abdülhalim Durma

📍 Malatya

Şeyh Muhammed Bağdede

Adana – Yüreğir – Yamaçlı ………..

📍 Yüreğir, Adana

Hasan Dede Türbesi – Adana

Adana – Seyhan – Yenibey 18058 sokak ………..

📍 Adana

Hz. Şuayb (a.s) – Makamı

Adana – Seyhan – Sucuzade mah. Şuayb (a.s.) ‘ın makamı. Yazılı kaynaklarda türbe ile ilgili bir bilgi yok. Makamın hangi sebeple yapıldığını tesbit edemedik.

📍 Adana

Saimbeyli Evliyaları

1297 / 1881 tarihli Adana Salnamesinde Hacin (Saimbeyli) yöresinde yaşamış olan evliyaların isimleri Bozoğlan Dede , Ağbedir Dede , Mürsel Dede ve Gülevin Dede olarak zikredilmiştir. Bunlardan başka kayıtlarda ismi bulunmayan, Saimbeyli ile Himmetdede arasında Hasan Dede adında bir ziyaret de bulunmaktadır. Yaptığımız çalışmalar sonunda Bozoğlan Dede’nin Çeralan köyünde medfun olduğu, Ağbedir Dede’nin kabrinin Kandil Dağı üzerinde bulunduğu belirlenmiştir. Mürsel Dede’nin kabrinin ise Saimbeyli ile Eyüplü Köyü arasında yer alan bir dağın tepesinde bulunduğu tespit edilmiştir. Gülevin Dede’nin mezarının nerede olduğu yapılan tüm araştırmalara rağmen bulunamamıştır. Kaynak ; Çukurova’nın Manevi Sultanları , Kazım Temir ..

📍 Saimbeyli, Adana

Karaisalı Evliyaları

1297 / 1881 Tarihli Adana Sancağı salnamesinde bu yörede aşağıda ismi yazılı evliyaların medfun olduğu belirtilmiştir . Mahmud Dede , Kaplancı Dede , Almaşar Dede , Yağmur Dede , Şeyh Ali Efendi , Ürgüp Dede , Bunlardan başka Hüsür Köyünde Kayış Baba adında bir ziyaret yerinden bahsedilmektedir. Hasan Dede – Karaisalı Sofu dede Erkeç Dede Koyun Dede – Adana Göldüğünde Ziyareti Gülüş Dede Molla Ali Türbesi Nuhlu Ziyareti Kaynak ; Çukurova’nın Manevi Sultanları , Kazım Temir .

📍 Feke, Adana

Feke Türbeleri

Bursa – Yıldırım’daki Yıldırım Beyazıt Külliyesi içerisinde 1297 / 1881 tarihli Adana salnamesi Feke Kazası Bölümünde isimleri zikr edilen Ahmed Dede ‘nin Gökçeli ‘de, Hacı İbrahim Baba ‘nın Havadan nahiyesinde, olduğu bildirilmektedir. Ayrıca yöre halkından aldığımız bilgilere göre Yahya Dede ‘nin Kızılyer Köyünde, Kılıçlı Ali Hoca isimli bir zatın da Kozan istikametinden Feke’ye giderken 10. kilometrede bir çam ağacının altında mezarının bulunduğu ve buranın da halk tarafından ziyaret edildiği bilinmektedir. Tesbit edebildiğimiz diğer türbeler şunlardır. Balta Mezarı Hacet dede Türbesi Hacı Hattat Dede Kara Ahmet Ziyareti Mennah Ziyareti Süphan Dede Yusin tepesi Ziyareti Yusuf Dede Türbesi Ziyaret Tepesi – Feke – Kayadibi Ziyaret Tepesi – Feke – Çandırlar Ziyaret Tepesi – Feke – Paşalı Köyü Kaynak ; Çukurova’nın Manevi Sultanları , Kazım Temir .

📍 Feke, Adana

Ziyaret Tepesi Ziyareti – Paşalı Köyü

Adana – Feke – Paşalı Köyü Ziyaret Tepesi mezarı Adana İli Feke İlçesi Paşalı Köyündedir. Halk türbeyi bahar ve yaz aylarında ziyaret eder ve kurban keserler. Feke yöresindeki ziyaret yerlerine yağmur duası için, çocuğu olmayanlar, çeşitli sağlık problemleri olanlar, değişik sıkıntıları olanlar ziyaret eder. Dua okunur, namaz kılınır ve adanan adak kesilerek yemek yapılır ve topluca yenilir. 1922 yılı Eylül ayında yani Kurtuluş Savaşı zamanında türbeden batıya doğru top atıldığı duyulduğu rivayet edilir. Kaynak ; Adana Ziyaretgahları Türbeler – Makamlar – Ziyaret Yerleri , Taylan Köken , www.sosyodenemeler.blogspot.com

📍 Feke, Adana

Ziyaret Tepesi Ziyareti – Çandırlar

Adana – Feke – Çandırlar köyü Adana İli Feke İlçesi Çandırlar Köyü yakınındaki tepede ziyaret vardır. Feke yöresinde bazı tepelerde türbesi olduğuna inanılan ulu kişilerin ziyaretleri vardır. Halk bu kişilere büyük saygı gösterir ve çeşitli sebeplerle ziyaretine giderler. Feke yöresindeki ziyaret yerlerine yağmur duası için, çocuğu olmayanlar, çeşitli sağlık problemleri olanlar, değişik sıkıntıları olanlar ziyaret eder. Dua okunur, namaz kılınır ve adanan adak kesilerek yemek yapılır ve topluca yenilir. Kaynak ; Adana Ziyaretgahları Türbeler – Makamlar – Ziyaret Yerleri , Taylan Köken , www.sosyodenemeler.blogspot.com

📍 Feke, Adana

Ziyaret Tepesi Ziyareti – Feke – Kayadibi Köyü

Adana – Feke -Kayadibi köyü yakınındaki tepe üzerinde Adana İli Feke İlçesi Kayadibi Köyü yakınındaki tepe üzerinde ziyaret vardır. Feke yöresinde bazı tepelerde türbesi olduğuna inanılan ulu kişilerin ziyaretleri vardır. Halkbu kişilere büyük saygı gösterir ve çeşitli sebeplerle ziyaretine giderler. Feke yöresindeki ziyaret yerlerine yağmur duası için, çocuğu olmayanlar, çeşitli sağlık problemleri olanlar, değişik sıkıntıları olanlar ziyaret eder. Dua okunur, namaz kılınır ve adanan adak kesilerek yemek yapılır ve topluca yenilir. Kaynak ; Adana Ziyaretgahları Türbeler – Makamlar – Ziyaret Yerleri , Taylan Köken , www.sosyodenemeler.blogspot.com

📍 Feke, Adana

Yusuf Dede Türbesi – Feke

Adana – Feke – Belen Köyü Yusuf Dede’nin mezarı Adana İli Feke İlçesi Belen Köyündedir. Köye yakın olan dağın eteğinde türbesi vardır. Hayatı hakkında fazla bir bilgiye sahip olmadığımız Yusuf Dede’nin yaşadığı dönem hakkında da bilgi yoktur. Halk Yusuf Dede’ye zayıf, çelimsiz ve hasta çocuklarını iyi olması için getirirler. Köye yakın olan dağın eteklerinde Yusuf adında bir şahıs atıyla birlikte öldürülür. Öldürülürken yuvarlanan başı aşağıya düşer ve düştüğü yerde bir pınar çıkar. Bu pınarın suyu yaz kış akmaya devam eder. Yusuf Dede’nin gövdesinin ve atının öldüğü yere ise bir türbe yapılır. Kaynak ; Adana Ziyaretgahları Türbeler – Makamlar – Ziyaret Yerleri , Taylan Köken , www.sosyodenemeler.blogspot.com

📍 Feke, Adana

Yusin Tepesi Ziyareti

Adana – Feke – Çandırlar köyü – Yusin tepesi Adana İli Feke İlçesi Çandırlar Köyü yakınındaki Yusin Tepesinde ziyaret vardır. Feke yöresinde bazı tepelerde türbesi olduğuna inanılan ulu kişilerin ziyaretleri vardır. Halk bu kişilere büyük saygı gösterir ve çeşitli sebeplerle ziyaretine giderler. Feke yöresindeki ziyaret yerlerine yağmur duası için, çocuğu olmayanlar, çeşitli sağlık problemleri olanlar, değişik sıkıntıları olanlar ziyaret eder. Dua okunur, namaz kılınır ve adanan adak kesilerek yemek yapılır ve topluca yenilir. Kaynak ; Adana Ziyaretgahları Türbeler – Makamlar – Ziyaret Yerleri , Taylan Köken , www.sosyodenemeler.blogspot.com

📍 Feke, Adana

Yedi Kardeşler Türbesi – Karataş

Adana – Karataş İki adet Yedi Kardeşler Ziyareti vardır. Bahsi geçen ziyaret Adana ili Karataş İlçesi Küçükkarataş Köyü’ndedir. Yöre halkının çok tanrılı bir dine inandığı bir dönemde altı kardeş, halkı tek tanrılı bir dine davet etmişler. Bu kardeşlere sadece bir çoban inanmış. Yöre halkı, altı kardeş ile onlara inanan çobanı öldürüp, palamut ormanlarının içine altısını da gömmüşler. Sonra halk Allah’ın bir olduğuna inanınca, bu yedi kişinin kıymetini bilmiş ve şimdiki türbelerini yaptırmışlar. Bundan dolayı buraya Yedi Kardeş Ziyareti deniliyor. Türbeye gelenler çocuk sahibi olmak için ve çeşitli hastalıklardan şifa bulmak için ve çeşitli sıkıntılarından kurtulmak için ziyaret ederler. Ziyarete gelenler mum adağında bulunurlar ve günlük yakarlar. Yedi Kardeşler Türbesinde ise yedi ermiş kardeşin bir gün uyurken üzerlerine nur iner. Kısa bir süre sonra aynı yerde aynı anda ölen kardeşlerin bulunduğu yere türbe yapılmıştır. Yedi Kardeşler Ziyareti ile ilgili olarak anlatılan yaygın bir efsaneye göre de Kıbrıs Barış Harekâtı’nın başladığı gece, yedi tane olan mezarlardan yeşil sarıklı yedi kişinin Kıbrıs yönüne uçtuğu görülmüştür. Savaşın devam ettiği günlerde de yedi yeşil sarıklı kişinin, çarpışmaların en ateşli yerlerinde savaştığı görülmüştür. Kaynak ; Adana Ziyaretgahları Türbeler – Makamlar – Ziyaret Yerleri , Taylan Köken , www.sosyodenemeler.blogspot.com

📍 Karataş, Adana

Yalnız Dede Ziyareti

Adana – Karataş – Yalnızca köyü Adana İli Karataş İlçesi Yalnızca Köyü mezarlığında türbesi bulunmaktadır. Yalnız Dede’nin yedi kardeşten biri olduğu söylenir. Yalnız Dede geçmiş zamanda buraya gelir ve evlenerek buraya yerleştiği rivayet edilir. Türbe ziyaretinde türbenin taşı öpülür, dua edilir, buhur yakılır ve kurban adağında bulunulur. Her cuma kardeşleri bulut olup mezarın başında dolaştığı söylenir. Köy mezarlığında bulunan mezarı defalarca onarılmasına rağmen ziyaret olmak istemediğinden kısa sürede yıprandığı rivayet olunur. Perşembe geceleri bir ışık topunun mezarın başına inip iki üç dakika sonra kaybolduğu söylenir. Kaynak ; Adana Ziyaretgahları Türbeler – Makamlar – Ziyaret Yerleri , Taylan Köken , www.sosyodenemeler.blogspot.com

📍 Karataş, Adana

Yahya Dede – Adana

Adana – Feke – Kızılyer Köyü Adana İli Feke İlçesi Kızılyer Köyünde türbesi vardır. Yerel evliyalardan olan Yahya Dede hakkında elimizde başka bilgi yoktur. Kaynak ; Adana Ziyaretgahları Türbeler – Makamlar – Ziyaret Yerleri , Taylan Köken , www.sosyodenemeler.blogspot.com

📍 Feke, Adana

Üç Oğlan Ziyareti

Adana – Kozan – Göller (Üçoğlan) Yaylası Adana İli Kozan İlçesi Göller (Üçoğlan) Yaylası denilen yerde türbesi vardır. Yaylanın kuzeyinde bir iki ulu ağacın bulunduğu taştan oluşmuş bir tepedir. Yağmur duası için bu ziyarete gidilir. Ziyarete gidilir, kurban kesilir, namaz kılınır ve yağmur duası edilir. Köye dönmeden yağmur yağdığı rivayet edilir. Kaynak ; Adana Ziyaretgahları Türbeler – Makamlar – Ziyaret Yerleri , Taylan Köken , www.sosyodenemeler.blogspot.com

📍 Kozan, Adana

Süphan Dede Türbesi

Adana – Feke – Süphan Dere köyünde Süphan Dedenin mezarı Adana İli Feke İlçesi Süphandere Köyündedir. Hayatı hakkında fazla bir bilgiye sahip olmadığımız Süphan Dede’nin yaşadığı dönem hakkında da bilgi yoktur. Yalnız başı kesilen yatırın, başının yuvarlanarak bugün türbenin olduğu yere yuvarlanarak geldiği söylenir. Türbenin yanında Süphandere adında bir çay bulunmaktadır. Süphan Dede’nin türbesinin yanında ise suyu tuzlu, buharı acı bir su kaynamaktadır. Halk Süphan Dede’ye akıl ve ruh hastalıklarından medet ummak amacıyla gelmektedir. Türbenin yanından çıkan suyun buharından teneffüs eden akıl hastaların şifa bulacağına inanılır. Ayrıca toprağın suyunun da sıtma hastalarına iyi geldiği söylenmektedir. Türbenin batısında bulunan tepede, bir taşın üzerinde Süphan Dede’nin başı kesilir. Süphan Dede’nin kesilen başı “Süphanallah” diye seslenerek yuvarlanır ve bugün türbesinin yapıldığı yere kadar gelir. Bu yüzden türbenin yanında bulunan çaya Süphandere, yatıra ise Süphan Dede denmektedir. Süphandere olarak bilinen yer eskiden kervanların geçiş yaptığı bir bölgedir. Süphan Dede ismindeki şahısın bir kervanı varmış. Yine başında bulunduğu kervanla bölgeden geçen Süphan Dede’nin kervanını eşkıyalar çevirir ve soymak isterler. Eşkıyalara direnen Süphan Dede’nin başı, onlardan birinin kılıç darbesi ile kesilir. Kesilen başı “Süphanallah, Süphanallah diyerek mezarının olduğu yere kadar yuvarlanarak gelir. Kesik başın durduğu yere türbe yapılır. Kaynak ; Adana Ziyaretgahları Türbeler – Makamlar – Ziyaret Yerleri , Taylan Köken , www.sosyodenemeler.blogspot.com

📍 Feke, Adana

Nuhlu Ziyareti

Adana – Karaisalı – Nuhlu Köyü Adana İli Karaisalı İlçesi Nuhlu Köyünün girişinde türbesi vardır. Nuhlu Ziyaretinde kimin yattığı konusunda veya bir velinin medfun olup olmadığı konusunda herhangi bir bilgi yoktur. Türbenin üstü açıktır. Ziyaretin olduğu tepenin yola bakan eteğinde bir çeşme bulunmaktadır. Yöre halkı tarafından değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Adana Ziyaretgahları Türbeler – Makamlar – Ziyaret Yerleri , Taylan Köken , www.sosyodenemeler.blogspot.com

📍 Karaisalı, Adana

Molla Ali Türbesi

Adana – Kızıldağ Yaylası Adana İli Karaisalı İlçesi sınırlarında olan Kızıldağ Yaylasına gelmeden önce kuş uçuşu 5km kala Molla Ali Gediğinde türbesi vardır. Molla Ali’nin kim olduğu konusunda herhangi bir bilgimiz yoktur. Türbe ağaçlar arasında üstü açık bir türbedir. Molla Ali değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Adana Ziyaretgahları Türbeler – Makamlar – Ziyaret Yerleri , Taylan Köken , www.sosyodenemeler.blogspot.com

📍 Karaisalı, Adana

Mennah Ziyareti

Adana – Feke – Paşalı köyü Adana İli Feke İlçesi Paşalı Köyü yakınındadır. Feke yöresinde bazı tepelerde türbesi olduğuna inanılan ulu kişilerin ziyaretleri vardır. Halk bu kişilere büyük saygı gösterir ve çeşitli sebeplerle ziyaretine giderler. Feke yöresindeki ziyaret yerlerine yağmur duası için, çocuğu olmayanlar, çeşitli sağlık problemleri olanlar, değişik sıkıntıları olanlar ziyaret eder. Dua okunur, namaz kılınır ve adanan adak kesilerek yemek yapılır ve topluca yenilir. Kaynak ; Adana Ziyaretgahları Türbeler – Makamlar – Ziyaret Yerleri , Taylan Köken , www.sosyodenemeler.blogspot.com

📍 Feke, Adana