Ana Sayfa Evliya
2.867 kayıt

Evliyaların Manevi Coğrafyası

Anadolu'dan Hicaz'a uzanan 2.867 evliya türbesi. Hayat hikâyeleri, ziyaret adabı ve harita rehberi bir arada.

Haritada Keşfet →Popüler Sıralama

Sıkça Ziyaret Edilen Evliya Türbeleri

Sayfa 21 / 29 · 2.867 kayıt

Eskici Mehmed Dede

Bursa – Osmangazi’de 1. nazım sokak’da. Anadolu velîlerinden. On altıncı yüzyılın sonunda ve on yedinci yüzyılın başında yaşamıştır. Pamuklu bez ticâretiyle meşgûl olduğu için Eskici Mehmed Dede diye meşhûr oldu. Aslen Amasyalı olup, 1619 (H.1028) senesinde Bursa’da vefât etti. Kabri, Abdülmü’min Efendi Câmii bahçesindedir. İlk tahsîlini memleketi olan Amasya’da gördükten sonra, Bursa’ya gelen Mehmed Efendi, ilk zamanlar pamuklu dokuma ticâretiyle meşgûl oldu. Kıdvetü’l-ârifîn Abdülmü’min Efendinin sohbetlerinde bulunmaya başladı. Ona talebe olup ondan ilim ve feyz aldı. Abdülmü’min Efendinin torunu ile evlendi. Onun yaptırdığı câminin civârında yerleşti. Velî zâtların sohbetlerinde bulundu ve tasavvuf yolunda ilerledi. Bir ara pamuklu dokuma ticâretini bırakıp, insanlardan uzaklaşarak uzlete kendi köşesine çekildi. İbâdet ve Allahü teâlânın ismini zikirle meşgûl oldu. Mânevî derecelere kavuştu. Daha sonra; “Çalışan, Allahü teâlânın sevgilisidir.” sözü gereğince, âilesinin nafakasını temin etmek için pamuklu dokuma ticâretine tekrar başladı. Bursa Bezzazcıları arasında önemli bir yeri olmasına rağmen hiçbir zaman dünyâ malına gönül vermedi. Kazandıklarını, Allahü teâlânın rızâsını kazanmak için ihtiyaç sâhiplerine sadaka verirdi. Ömrünün sonlarına doğru pamuklu dokuma ticâretini tamâmen bırakıp, nefsinin istediklerini yapmamak, istemediklerini yapmak sûretiyleAllahü teâlânın rızâsını kazanmaya çalıştı.Hoş sohbeti ve güzel ahlâkıyla insanların gönüllerini almaya gayret etti. Birçok halleri ve kerâmetleri görüldü. Zamânın Bursa kâdısı Aziz Mahmûd Hüdâyî hazretlerinin kâdılığı ve dünyânın debdebesini bırakıp Üftâde hazretlerine talebe olmasına Eskici Mehmed Dede vesîle olmuştur. Bursa kâdısı Aziz Mahmûd Hüdâyî bir gece rüyâsındaCehennem’i gördü. Cehennem’in şiddetli ateşinde tanıdığı bâzı kimseler de vardı. Bu korkunç rüyânın verdiği dehşet ve üzüntü içinde bulunduğu günlerde bir hanım bir dâvâ getirdi. Dâvâcı kadın, kocasından ayrılmak istediğini bildirdi. Kadının ayrılmak istediği kocası Muhammed Üftâde hazretlerini seven fakir bir kimseydi. Bu fakir kimse her sene hacca gitmek ister fakat gidecek parası olmadığı için de bir türlü arzûsuna kavuşamazdı. Üzüntüsünden hiç yüzü gülmez, gözleri hep hacca gidenlerin yolu üzerine takılır kalırdı. Evdeki hanımı yüzü gülmeyen kocasının bu hâline oldukça üzülürdü. Yine bir sene hac mevsiminde parası olmadığı için hacca gidemeyen bu fakir, bir gün üzüntüsünden ne yapacağını şaşırdı ve hanımına; “Eğer bu sene de hacca gidemezsem seni üç talakla boşadım.” dedi. Günler geçti. Hac için hazırlananlar yola çıktı. Kurban bayramı yaklaştı. Fakir kimseyi bir düşünce aldı. Hem hacca gidememenin üzüntüsü, hem de hanımının üç talakla boş olacağı için çâresizlik içinde kıvranmaya başladı. Bir yerlerden borç para bulup, hacca gidememişti. Ne yapacağını şaşırdığı ve çâresiz kaldığı bu günlerde büyük velî Muhammed Üftâde hazretlerine gidip durumunu arzetti. Üftâde hazretleri onu dinledikten sonra; “Bizim Eskici Mehmed Dede’ye git, selâmımızı söyle. O seni hacca götürüp derdine dermân olur.” buyurdu. Fakir sevinerek Üftâde hazretlerinin huzûrundan ayrılıp Mehmed Dede’nin dükkanına koştu. Mehmed Dede’ye, hocasının selâmını söyleyip, derdini anlattı. Mehmed Dede; “Ey Fakir! Gözlerini kapa. Aç demeden sakın açma!” dedi. Fakir gözlerini açtığında, kendini Mehmed Dede ile birlikte Mekke-i mükerremede buldu. Mehmed Dede, Allahü teâlânın izniyle, kerâmet olarak fakiri bir anda Hicâz’a götürdü. O gün arefe idi. Hacılar Arafat’a çıkmışlar, vakfeye duruyorlardı. Fakir de Eskici Mehmed Dede ile birlikte ihrâm giyip Arafat’a çıkarak vakfeye durdular. Ertesi günü Kâbe-i muazzamayı tavâf ettiler. Hac ibâdetini tamamlayıp, ziyâret edilecek yerleri ziyâret ettikten sonra, Bursalı hacıları buldular. Onlar Eskici Mehmed Dede’yi ve fakiri görünce sevindiler. Fakir bâzı hediyeler alıp, bir kısmını da getirmeleri için emânet etti. Vedâlaşarak ayrıldılar. Yine Eskici Mehmed Dedenin kerâmetiyle Mekke-i mükerremeden Bursa’ya geldiler. Fakir, getirdiği bâzı hediyelerle eve gelince, hanımı birkaç gündür eve gelmeyen kocasını eve almak istemedi ve; “Sen beni boşamadın mı? Hangi yüzle bana hediye getirerek eve giriyorsun.” dedi. Fakir, “Hanım ben hacca gittim geldim. İşte bu getirdiklerimi de Mekke’den aldım.” dediyse de kadın; “Bir de yalan söylüyorsun. Üç beş gün içinde hacca gidilip gelinir mi? Seni mahkemeye verip, senden ayrılacağım.” dedi. Kâdı Aziz Mahmûd Hüdâyî’ye giderek durumu anlattı ve; “Nikâhımızın fesh edilmesini istiyorum. Çünkü nikahsız olarak yaşamayı dînimiz yasaklamaktadır. Bu sebeple haram işlemek istemiyorum.” dedi. Kâdı Aziz Mahmûd Hüdâyî, kadının kocasını çağırtarak ifâdesini dinledi. Fakir; hacca gittiğini, Kâbe-i muazzamayı tavâf edip, ziyâret yerlerini gezdiğini, Bursalı hacılarla görüştüğünü, hattâ getirmeleri için bâzı eşyâlarını onlara emânet bıraktığını söyledi. Bu sebeple talak yâni boşanmanın vâki olmadığını söyledi ve Eskici Mehmed Dede’yi şâhit gösterdi. Eskici Mehmed Dede birlikte hacca gidip geldiklerini söyledi ve; “Şeytan, Allahü teâlânın düşmanı olduğu halde bir anda dünyânın bir ucundan bir ucuna gittiği kabûl edilir de bir velînin bir anda Kâbe-i muazzamaya gitmesi niçin kabûl edilmez.” dedi. Kâdı Aziz Mahmûd Hüdâyî anlatılanları hayretle dinledikten sonra, mahkemeyi hacıların geleceği zamâna tehir etti. Aradan günler geçti. Bursalı hacılar döndü. Mahkeme gününde şâhid olarak fakirin hac vazîfesini yaptığını hattâ verdiği emânetleri getirdiklerini bildirdiler. Kâdı, şâhitlerin verdiği ifâdeler üzerine dâvâcı hanımın nikâhı fesh etme isteğini reddetti. Böylece boşanma olmadı. Bu hâdisenin günlerce etkisinden kurtulamayan Aziz Mahmûd Hüdâyî, EskiciMehmed Dede’ye gitti ve; “Beni talebeliğe kabûl buyurmanız için geldim.” dedi. Eskici Memed Dede ona; “Sizin nasîbiniz bizde değil. Şeyh Muhammed Üftâde hazretlerindedir. Onun huzûruna giderek mürâcaatınızı bildirin.”dedi. Kâdı Mahmûd Hüdâyî, Üftâde hazretlerine gidip ona talebe oldu. Üftâde hazretlerinin isteği üzerine sırmalı kaftanıyla Bursa sokaklarında ciğer sattı. Kâdılığı bırakıp, Muhammed Üftâde hazretlerinin hizmetinde ve sohbetinde olgunlaştı. Bursalıların kınamalarına rağmen bu yola devâm etti. Dünyânın debdebesini bırakıp gönül sultanlığına yükseldi. Aziz Mahmûd Hüdâyî hazretlerinin bu yola kavuşmasına vesîle olan Eskici Mehmed Dede’dir. Eskici Mehmed Dede’nin halleri ve kerâmetleri insanlar arasında dilden dile anlatılır oldu. Devletin merkezi olan İstanbul’daki vezirlerle öteki devlet adamları, askerler ve ulemâ onun yüksek hallerini ve menkıbelerini dinleyip, onu görmedikleri halde, sevenlerinden oldular. Duâsını almak için pek kıymetli hediyeler, ihsânlar ve kitaplar gönderdiler. Fakat o, dünyâya ve dünyâdakilere gönül vermediği için kendine gönderilen hediyeleri ihtiyaç sâhiplerine ihsân etti. İbâdet ve tâat ederek Allahü teâlânın rızâsına kavuşmaya ve insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatarak onların dünyâda ve âhirette saâdete, mutluluğa kavuşmaları için çalıştı. Günleri ve geceleri böyle geçerken, 1619 (H.1028) senesinde Bursa’da vefât etti. Abdülmü’min Efendi Câmii hazîresinde defnedildi. Vefâtına Hâşimî Efendi; Gitdi Eskici Dede köhne cihândan virdi cân (1028) mısraını târih düşürmüştür. Kabri, Eskici Mehmed Efendi aşevinin hemen yanındadır. Sevenleri kabrini ziyâret edip, rûhuna Fâtiha okumaktadırlar. Eskici Mehmed Efendi Haziresi ; Hazire’de Eskici Mehmed Efendi ile üç kişiye ait kabir taşları vardır. ; Eskici Mehmed Efendinin Kabir Taşı Hüve’l Baki Hazret-i Üftade Müridlerinden Hüdayi Mahmud Efendi’yi irşad eden Eskici merhum Mehmed Dede ruhiyçün fatiha sene 988 1- Seyyid Mehmed Emin Efendi – Eskici Mehmed Efendi dede türbedarı 2- Seyyid Zeynelabidin Bey 3- Abdi Bin Recep KERÂMET VE MENKÎBELERİ BİZE PİLAV GÖNDER Tüccardan Akkaşzâde Seyyid Abdurrahmân Efendi anlatır: “Bir zaman ticâret için bir mikdâr pirinç satın alıp, Bursa’da Yeni Han’daki bir anbara koydum. Bir müddet sonra gidip kontrol ettim. Fakat ne göreyim pirincin tamamı böceklenmiş. Pirinci bu halde görür görmez çok üzüldüm. Handan üzgün bir halde çıkarken Eskici Mehmed Dede’yi kapı önünde oturur gördüm. Eskici Mehmed Dede bana yönelerek; “Emir Molla bizden tarafa bak. Bize pilav gönder.” dedi. Ben ona; “Çuval gönder ne kadar pirinç istersen göndereyim.” dedim. Biraz sonra gönderdiği çuvalı alıp pirinç koymak üzere anbara girdiğimde, gördüm ki, pirinçte böcekten eser kalmamıştı. Bu hâli görünce içim açıldı. Gam ve üzüntüm gitti. Çuvalı doldurup Eskici Mehmed Dede’ye gönderdim. Bu hâlin Eskici Mehmed Dede’nin kerâmeti olduğuna şâhid oldum.”

📍 Bursa

Başçı İbrahim Efendi

Bursa – Osmangazi’deki Başcı İbrahim Efendi camii haziresinde Başçı İbrahim Efendi , aslen başçılık mesleğini icra etmekle beraber müteahhit ve tüccar bir kişidir. Kayıtlarda Cem Sultan Türbesi müteahhidi olarak geçer. Babasının adı Abdullah’tır. Alimleri seven hayır sahenet sahibidir. Abdal Mehmed’in sevdiklerinden olup rivayete göre ona her gün pişmiş bir baş verir ve can-u gönülden hizmetinde bulunurmuş. Bir gün Abdal’a sevdiği insanlardan kalabalık bir grup ansızın misafirliğe gelirler. Abdal onlara nasıl izzet-i ikramda bulunacağını düşünürken başçı, adeti üzere pişmiş bir tepesi dolu baş ile Abdal’ın kapısını çalar. Bu geliş Abdal’ın çok hoşuna gider ve kendisine himmet ederek hayır duada bulunur. Ertesi gün Başçı İbrahim Efendi rızkını temin amacı ile başları kazana koyar. Sahur zamanında kazanda başların pişip pişmediğini kontrol için baktığında ne görsün ; büyük kazan ve kepçesi Abdal Mehmed’in himmeti ve nefesinin bereketiyle halis altun olmuş. Bu hali görünce ; ”İşim altun eyledim (bundan sonra) Kimden ne derdim var benim ” diyerek büyük bir servete kavuşur. Bu para ile Maksem’de kendi adıyla anılan camii , hamamımı ve zaviyeyi inşa eder. Abdal Mehmed’e intisap edip onun adına da İki kubbeli Abdal Mehmed camiini inşa eder. Hayatını hayır ve hasenatla geçirmeye çalışan Başçı İbrahim efendi 11 Zilhicce 885 / 1481’de vefat edince Başçı İbrahim Efendi camii’nin kıble tarafındaki hazirede sırlanır. Kaynaklar ;Hasan Turyan , Bursa evliyaları , Merassa Yayınları

📍 Bursa

Alaeddin Ali Aksarayi

Bursa – Osmangazi’deki Başcı İbrahim Efendi camii haziresinde medfun . Ne yazıkki Kabir taşı yok. Karamanlı Şeyh Ali Semerkandi hazretlerinin halifelerindedir. Hayreddin Efendi’den hilafet almıştır. ” Güldeste-i Riyaz-ı İrfan ” adlı eserde Larendeli ( Karaman) olduğu yazılıdır. Muhyiddin İbn Arabi hazretlerinin ” Anka-ı Mağrib ” adlı eserine çok ince meselelere temas eden bir şerh yazmıştır. Kanuni Bağdat seferine çıkarken kendisiyle görüşmüş ve duasını almıştır. Daha sonra Bursa’ya yerleşmiş ve orada 11 Zilhicce 940/1534 tarihinde vefat etmiştir. Kabri şerifi Başçı İbrahim camii haziresindedir. Ama ne yazıkki kabir taşı yoktur.

📍 Bursa

Açıkbaş Mahmut Efendi

Bursa – Osmangazi’de Daya Hatun camii haziresinde. XVII. yüzyılda yaşamıştır ve Bursa’daki Nakşibend-i Atik dergahının kurucusudur. 1601 yılında Diyarbakır’da doğdu. Urmiyeli Seyyid Ahmed Efendi’nin oğludur. Meczub olup başı açık gezdiği için kendisine Açıkbaş Mahmud lakabı takılmıştır. 1666 (H. 1077) tarihinde Bursa’da vefat etti ve Daye Hatun camii’nin haziresinde sırlandı. Diyarbakırlı olan Açıkbaş Mahmûd Efendi küçük yaşından îtibâren, zamanın âlimlerinden ilim tahsil etti. Olgunluk yaşına gelince, tasavvufa yöneldi. Nakşibendiyye yolu büyüklerinden “Urmiye Şeyhi” diye bilinen amcası Mahmûd Efendinin sohbetlerinde bulundu. Ona talebe olup tasavvuf dersleri aldı. İlimde ve tasavvufta yüksek derecelere ulaştı. Bir ara Mardin emîri olarak vazîfe yaptı. Bu sırada içinde bulunduğu tasavvufî hâlin verdiği bir cezbeye kapılarak memleketinden ayrıldı. Mısır’a ve başka beldelere gitti. Gittiği yerlerde büyüklerin kabirlerini ve mübârek makamları ziyâret etti. Âlimlerin ve evliyânın sohbetlerinde bulundu. Bir müddet sonra İstanbul’a geldi. Sonra Bursa’ya yerleşti. Bursa’da Ulu Câmi ve Dâye Hâtun Câmilerinde vâzlar vererek insanlara İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlattı. Talebe okuttu. Nakşibendiyye büyüklerinden Muhammed Hemedânî hazretlerinin topladığı duâ, virdleri ve tesbihleri içine alan Evrâd-ı Fethiyye ‘yi okuttu. Açıkbaş Mahmud Efendi’nin (k.s.) Silsile-i Şerifi 1. Hz. Seyyid-i Kâinât Muhammed-i Mustafa (sas.) 2. Hz. Ebû Bekir (ra.) 3. Hz. Selmân-ı Fârisî (ra.) 4. Hz. Kasım İbni Muhammed (ks.) 5. Hz. Câfer-i Sâdık (ks.) 6. Hz. Bâyezid-i Bistâmî (ks.) 7. Hz. Ebu’l-Hasen-i Harakânî (ks.) 8. Hz. Ebu Kasım Kürrekani (k.s.) 9. Hz. Ebû Ali-i Fâremedî (ks.) 10. Hz. Yusuf-ı Hemedânî (ks.) 11. Hz. Abdülhâlık-ı Gücdüvânî (ks.) 12. Hz. Ârif-i Rivgerî (ks.) 13. Hz. Mahmud İncir-i Fağnevî (ks.) 14. Hz. Ali-i Râmitenî (ks.) 15. Hz. Muhammed Baba-ı Semmâsî (ks.) 16. Hz. Emir Külâl (ks.) 17. Hz. Şâh-ı Nakşibend Muhammed Bahâüddîn (ks.) 18. Hz. Alâeddîn-i Attar (ks.) 19. Hz. Mevlana Nizameddin Hamuş (ks.) 19. Hz. Mevlana Saadeddin Kaşgari (ks.) 20. Hz. Mevlana Alaeddin Mektepdar (ks.) 21. Hz. Mevlana Sunullah Kuzekunani (ks.) 22. Hz. Derviş Ahi Hüsrevşahi (ks.) 23. Hz. Mevlana İlyas (İlyas Badamyari) (ks.) 24. Hz. Seyyid Muhammed (ks.) 25. Hz. Şeyh Ahmed ( Koç Baba) (ks.) 26. Hz. Şeyh Açıkbaş Mahmud Efendi (ks.) Bazı sebepler yüzünden , bilhassa Narcıoğlu namı ile meşhur bir inatçı münkir ile aralarında geçen muarazdan sonra halkın şikayeti üzerine bir zaman Bursa’dan sürgün edildi. Dersaadet’e celb edilerek Sadrazam Köprülü Mehmed efendi’nin huzurlarında bazı sözlerinden hapsi emrolunda. Zehirlenmesi için baştabibe bir şişe zehir hazırlatıldı. ” Bismillah” diyerek ve kelime-i tevhidi de söyleyerek şişeyi tamamen içmesiyle zehirin ter olarak dışarı çıkması bir oldu. Sadrazam ve Şeyhülislam da bu hale hayret ettiler. Bunun üzerine izzet ve ikram ile Bursa’ya gönderildi. Nakşibend-i Atik Dergahı Bulunduğu Yerde başka bir Nakşibendi zaviyesi olduğu için Atik (eski) adıyla anılmaktadır. Ancak Açıkbaş Mahmud efendi tarafından kurulmuş olan dergah’a , Açıkbaş Mahmud Efendi dergahı da denilmektedir. Dergah, Bursa da Hisar’da, darphane mahallesindedir. Dergah’da Postnişin olanlar sırasıyla ; 1- Açıkbaş Mahmud Efendi (v. 1666) 2- Şeyh Ahi Mahmud Efendi (v. 1679) 3- Şeyh Mustafa Efendi (v. 1698) 4- Şeyh Abdülkerim Efendi (v. 1725) 5- Şeyh Abdullah Efendi (v. 1746) 6- Şeyh Mehmed Efendi (v. 1762) 7- Şeyh Mehmed Efendi (v. 1778) 8- Şeyh Abdullah Efendi (v. 1802) 9- Şeyh Abdülkerim Efendi (v. 1831) 10-Şeyh Abdülhadi Efendi (v. 1875) 11-Şeyh Eşref Efendi (v. 1878) 12-Şeyh Şerif Efendi (v. 1926) Şöhreti her tarafa yayıldı. İnsanlar uzaktan ve yakından sohbetlerine koşup istifâde ettiler. Ömrünü, İslâmiyeti öğrenmek ve öğretmekle, insanlara anlatmakla geçiren Açıkbaş Mahmûd Efendi, 15 Ekim 1666 (15 Rebîulâhir 1077) Cumâ günü ikindi vaktinde Bursa’da vefât etti. Dâye Hâtun Câmii hazîresinin batı kısmında defn edildi. Kabri sevenleri tarafından ziyâret edilmektedir. Açıkbaş Mahmûd Efendinin vefâtından sonra yerine birâderi Kâsım Efendinin oğlu Mahmûd Efendi geçip talebe yetiştirdi. O da vefât edince, oğlu Mustafa Efendi geçti. Açıkbaş Mahmud Efendi’nin kabir taşı; ”Fenadan göz yumup Mahmud Efendi Beka biz-zat segrijn kıldı matlab diriğa böyle bir er gelmeye hiç tarik-i Nakşibendi’de mukarreb Dinildi rıhleti vaktinde tarih Makamın cennet-i adn eyleye Rab sene 1077 ” Vefatına, kendisini sevenlerden birisinin dürüşdüğü tarih şöyledir ; ” Şeyh Mahmud mefhar-i meczuban Nesl-i pak hazret-i sultan-ı din Eyleyüp azm-i beka-yı Cavidan Kodı uşşak-ı firak içre hazin Güş idüb naklin didim tarihini Rahmetin kıla ziyade ol Mu’in ” Açıkbaş Mahmud Efendi’nin Eserleri İlmiyle amel eden, güzel ahlâk sâhibi olgun bir velî olan Açıkbaş Mahmûd Efendinin kıymetli eserleri de vardır. Bu eserlerinin başlıcaları şunlardır: 1) Güzîde: Türkçe olup tecvîde yâni Kur’ân-ı kerîmi okuma ilmine dâirdir. Beşiktaş’ta Yahyâ Efendi Kütüphânesinde bulunan ve yirmi dokuz bâb (bölüm) üzerine yazılmış olan bu eser pek kıymetlidir. 2) Evrad-ı Fethiyye: Farsçadan tercüme edilmiş bir eserdir. Nakşibendiyye büyüklerinden Muhammed Hemedânî’nin topladığı, duâ, zikir ve virdleri ihtivâ eden eserin şerh ve tercümesidir. 3) Risâle-i Nurbahşiyye: Emir Sultan hazretlerinin mensûb olduğu Nurbahşiyye tarîkatının evrâd ve silsilesini açıklayan bir risâledir. 4) Arapça, Farsça ve Türkçe olarak yazılmış olan şiir mecmuâsı. Açıkbaş Mahmûd Efendinin eserleri yazma olup, hiçbirisi basılmamıştır. Kaynaklar ; Tarihi Bursa Mezar taşları I – Bursa Hazireleri , Hasan Basri Öcalan , Bursa Kültür a.ş. , 2011 Hasan Turyan , Bursa evliyaları , Merassa Yayınları Türkiye Gazetesi , Batı Anadolu evliyaları cilt 2 Mehmed Şemseddin , Bursa dergahları ( Yadigar-ı Şemsi) , Uludağ Yayınları Mustafa Kara , Bursa’da Tarikatlar ve Tekkeler , Bursa Kültür A. Ş. yayınla

📍 Bursa

Acem Reis

📍 Bursa

Samsa Çavuş

Bilecik – Söğüt’de Ertuğrul Gazi türbesinde Osmanlı devletinin kuruluşuna çokça hizmeti bulunan ve Ertuğrul Gazi ile Osmna Gazi’nin gazalardaki arkadaşıdır. Çavuş Ünvanını ilk kullanan gazidir. Kardeşi Sülemiş ile birlikte maiyetindeki insanlarla beraber önce Bursa – İnegöl civarına sonra da Mudurnu’ya yerleşti. Samsa Çavuş birçok gazada yararlılık göstermiştir. Aşıkpaşaoğlu’na göre 1304’lü yıllarda Osman Gazi kendisine Lefke’nin (osmaneli) yanında yenişehir suyu civarında bir kaleyi tımar olarak vermiştir. Bu köyün ismi halen çavuşlardır. Orhan Gazi zamanında Kara Tegin kalesinin muhafızlığına getirilmiştir. Bu kalenin İznik’e yakınlığından dolayı , Samsa Çavuş sık sık İznik ve civarına akınlar düzenlemiş ve bu bölgenin fethinde önemli bir rol oynamıştır. Bolu2nun Günbegüz köyünde bizzat kendisinin yaptırdığı bir cami , hamam ve çesmesi bulunan Samsa Çavuş’un kabrinin Hacı Musallar köyünde olduğu söylenir. Söğütteki kabrinin ise makam olduğu düşünülmektedir. [toggle title=”Kaynaklar” load=”hide”] Mehmed Hakan Alşan , Horasan Erenleri , Kurtuba Yayınları , 2012 [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Söğüt, Bilecik

Saltuk Alp

Bilecik – Söğüt’de Ertuğrul gazi türbesinde Ertuğrul Gazi’nin silah arkadaşlarındandır. Osman Gazi’nin de beyliği döneminde özelikle kendisine güvendiği bilinmektedir. Aşıkpaşaoğlu eserinde Osman Gazni’nin; Saltuk Alp’i , Orhan Gazi’nin ilk seferlerinde yanında refakatçi olarak gönderdiğini yazmaktadır. Mezarının tam olarak nerede olduğu bilinmemekle beraber söğüt deki kabri makam olsa gerektir. [toggle title=”Kaynaklar” load=”hide”] Mehmed Hakan Alşan , Horasan Erenleri , Kurtuba Yayınları , 2012 [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Söğüt, Bilecik

Pazarlı Bey

Bilecik – Söğüt’de Ertuğrul Gazi türbesinde Osman Gazi’nin oğlu. İznik kuşatmasına ve Pelekanon savaşma katılmıştır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Söğüt, Bilecik

Konur Alp

Bilecik – Söğüt Ertuğrul Gazi Türbesinde Ertuğrul Gazi zamanında seferlere katılmaya başlamıştır . Osman Gazi ve Orhan Gazi zamanında da askeri hizmetlerde bulunmuştur. Beyliğin genişlemeye başlaması ile ile birlikte uçlarda fetih ve iskan hareketlerinin önderliğini yapmıştır. Kara Çepiş Kalesi alındıktan sonra bir süre bu kaleyi mesken edinmiş ve Akyazı’ya kadar olan bölgelere sürekli akınlar düzenlemiştir. Akyazı , Bolu, Mudurnu ve Samandıra kalelerinin fethedilmesinde büyük hizmetleri olmuştur. Orhan Gazi’nin hükümdar olduğu yıllarda 1337 tarihinde vefat ettiği söylenmektedir. Kabrinin Düzce yakınlarındaki ” Konuralp ili” denilen bölgede olduğu sanılmaktadır. Söğütteki kabri ise makamı olduğu düşünülmektedir. [toggle title=”Kaynaklar” load=”hide”] Mehmed Hakan Alşan , Horasan Erenleri , Kurtuba Yayınları , 2012 [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Söğüt, Bilecik

Halime Hatun

Bilecik – Söğüt’de Ertuğrul gazi türbesinde Ertuğrul Gazi’nin eşi ve Osmanlı Deceletinin kurucusu Osman Bey’in annesidir. Türkmen bir aileden gelir.Hakkında çok fazla bilgi yoktur. Savcı Bey – Gündüz Alp ve Osman Bey olmak üzere üç yiğit yetiştirmiştir.. 1281 yılında Söğüt ‘de vefat etmiştir. Kabri Ertuğrul gazi türbesinin hemen yanındadır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Bilecik Özel, Bilecik

Dündar Bey

Bilecik – Söğüt – Ertuğrul Gazi Türbesinde Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Osman Gazi’nin amcasıdır. Ertuğrul Gazi hakkındaki bilgiler açık olmakla birlikte, Dündar Bey hakkındaki bilgiler daha da açıktır. Dündar Bey’in hayatının ilk dönemleri Osmanlı Devleti’nin doğuşu ile ilgili efsanelere karışmakla birlikte, onun Osman Gazi’nin hayatında belirli bir yer tuttuğu görülmektedir. Süleyman Şah, 4 oğlu ile Kayı boyunun beyi olarak İran’da Mahan hükümdarı iken, Moğol saldırısı üzerine Anadolu’ya göç etmiş, Ahlat’a geldikten sonra Erzincan ve Amasya taraflarına geçmişti. Ancak, burada yerleşme imkanı bulamayınca eski yurduna dönmeye karar veren Süleyman Şah, Elbistan- Halep yolu ile Fırat kıyısına inmişti. Caber Kalesi çevresinde ırmağı geçerken boğulması üzerine ona bağlı Kayılar ikiye bölünmüşler; oğullarından Sungur Tigin ile Gün Doğdı doğuya gitmeye karar vermişti. Ertuğrul Gazi ile Dündar ise Anadolu’da yerleşmek üzere Pasin’e doğru yollarına devam etmişlerdi. Kayı boyunun yerleşmesi ile ilgili bu haberlerde Dündar Bey’in, Ertuğrul Gazi’nin ve daha sonra da Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin yanında, bu devletin kuruluşunda hizmet ederken görüyoruz. Ertuğrul’un ölümü üzerine onun yeni doğan kabileler birliğine baş olmak istediği bazı aşiretlerin de Dündar Bey’i tuttukları bilinmektedir. Ancak Osman Gazi bu birliğe seçildikten sonra Dündar, yeğenini bütün gücü ile desteklemiştir. Bir süre sonra Osman Gazi ile Dündar’ın araları tekrar açılmış, özellikle Köprü-Hisar yöresine yöneltilen saldırılar karşısında Dündar, Osman Gazi’ye cephe almıştır. Bu konuda bütün gaziler Osman Gazi ile aynı düşüncede oldukları halde Dündar bu sefere karşı çıktı. Dündar, Köprü- Hisar’ın alınmasının bir yandan Germiyan Beyliği’nin, bir yandan da Rum tekfurlarının düşmanlığına yol açacağını ileri sürüyor ve bu düşüncesinde ayak diriyordu. Bu karşı düşüncenin kuvvetleri arasında ayrılık ve anlaşmazlık yaratacağını anlayan Osman Gazi, sinirlenerek amcasını bu toplantıda bir okla öldürmüştür (1302). Neşri tarafından ileri sürülen bu söylentiyi birçok Osmanlı tarihçileri kabul etmezler. Dündar öldüğü tarihte 90 yaşını aşmış bulunuyordu ki, buna göre en az 1212 yılında doğmuş olması gerekir. [toggle title=”Kaynaklar” load=”hide”] www.e-tarih.org [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Söğüt, Bilecik

Sunullah Gaybi (k.s.)

Kütahya – Merkez’de Musalla kabristanında 1615 yılında Kütahya’da dünyaya gelen şair ve mutasavvıf Sunullah Gaybi hazretleri , halk arasında ‘ Hüda Rabbim Sultan” diye bilinir. Babasının adı Ahmed, dedesinin adı ise Beşirdir. Babası Şeyh Ahmet efendi müftü olup , ömrünün sonlarına doğru tasavvuf yoluna girmiştir. Babasının dedesi Kalburcu Şeyhi Ahmed Efendi’de evliyanın büyüklerinden ve Merkez Efendi’nin halifelerindendir. Böylece bir dervişzade , müftizade olan Sunullah, hem zahir hem batın ilimlerini öğrenerek aile ocağında ilk eğitim ve öğrenimini görmüştür. Yine aynı zamanda babasının da şeyhi olan Halveti Şeyhi Muslihuddin Efendi’den de ders almıştır. 1649 yılında İstanbul’a gelerek Oğlan Şeyh İbrahim Efendi’nin sohbet dairesinde bulunmuş ve Melamiliğe intisap etmiştir. 1655 de şeyhinin vefatı üzerine Kütahya’ya dönmüş ve kentin dışında kendine bir zaviye yapmış ve halkı irşada başlamıştır. Sun’ullah Gaybi eserlerinde mensup olduğu iki ayrı tarikatın silsilesini kaydeder. Buna göre Olanlar Şeyhi İbrahim Efendi yoluyla Bayrami-Melami, Kütahya’daki Balıklı Tekkesi’nin kurucusu ve babasının pirdaşı Muslihuddin Efendi yoluyla Halveti tarikatına mensuptur. Sun’ullah Gaybi, Türk tasavvuf şiirinin önemli temsilcilerinden biridir. M. Fuad Köprülü onu Yunus Emre takipçileri arasında sayar. Hüseyin Vassaf, Sun’ullah’ın adının tezkirelerde zikredilmemesini mensup olduğu Bayrami-Melami geleneğine karşı olumsuz tutum dolayısıyla kendisini gizlemesine bağlar. Rıza Tevfik ise onu basit ve açık bir Türkçe ile felsefi konuları iş­leyebilen nadir şairlerden biri diye nitelendirir. Gaybi çoğunluğunu aruz, bir kısmını hece vezniyle yazdığı şiirlerinde tecelli, devir nazariyesi ve insan-ı kamil düşüncesi gibi tasavvufun temel konularını işlemiş­tir. Risale-i Halvetiyye ve Bayramiyye’nin giriş cümlelerinden Kütahya’da mülhidlik ve zındıklıkla itham edildiği anlaşılan Sun’ullah Gaybi hayatının sonlarına doğru yazdığı bazı risaleleri bu yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmak için kaleme almıştır. Devir nazariyesini anlattığı doksan dokuz beyitlik “Keşfü’l-gıda” manzumesi tasavvufi çevrelerde çok tanınmıştır. Vefat tarihi tam olarak bilinmeyen Sunullah Gaybi hazretleri , son eseri Risale-i Esmayı 1676 da yazmış olduğuna göre bu tarihten sonra vefat etmiştir ve Kütahya’da musalla kabristanında sırlanmıştır. [toggle title=”Eserleri” load=”hide”] 1. Divan. İlahi , na’t, devriye, şathiye, mi’raciyye ve münacat türü 115 manzumeyi ihtiva eder. Gaybi ve divanı üzerine Bilal Kemikli tarafından hazırla­nan doktora tezi (1998, AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü) basılmıştır (İstanbul 2000) . Divanın biri eksik ve hazırlayanı bilinmeyen iki neşri daha bulunmaktadır (İstan­bul 1963; haz. Abdurrahman Doğan. istanbul2001 ). Kemikli neşrinin baş tarafında “Keşfü’l-gıta” manzumesi de yer almak- tadır. 2. Sohbetname. 1059-1065 (1649- 1655) yılları arasında Olanlar Şeyhi İbra­ him Efendi’nin sohbetlerine katılan Gaybi, İbrahim Efendi’den dinlediği sözleri derleyerek bu kitabı telif etmiştir. Bir iki cümlelik 560 paragraftan meydana gelen eser İbrahim Efendi’nin hayatı, tasavvuf anlayışı ve çevresine ilişkin en sağlam bilgileri vermesinin yanında dönemin dini-içtimai tarihine de ışık tutacak önemli bir kaynaktır. Eserin 1071 (1660) tarihli müellif hattı nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’n dedir (Hacı Mahmud Efendi. nr. 3137/1). 3. Tariku’l-hak ii teveccühi’l-mutlak. İnsan-ı kamil nazariyesi çerçevesinde kaleme alınmıştır (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 3ı37/2). 4. Ruhu’l- Hakika 1072’de (1661) yazılan eserde tarikatta gidilen yol ile hakikate en kolay ne şekilde ulaşılacağı meselesi ele alınmak­ tadır. 5. Biatname. Mürşid-mürid ilişkisi, muhabbet, zikir ve zikir çeşitleri, zikir telkini gibi konuları içerir. Kamil bir mürşid­ de bulunması gereken özelliklere değinilen eser Bayram’i-Melam’i geleneğinin önemli bir kaynağıdır. 6. Risflle-i Halvetiyye ve Bayramiyye. Müellif esere bir ad vermemiş. bu ad daha sonra müstensihler tarafından kaydedilmiştir. 1073’te (1662) yazılan eserin tek nüshası Bursa Eski Yazma ve Basma Eserler Kütüphanesi’nde kayıtlıdır (Genel. nr. 1441/l) Şeriat, tarikat. hakikat ve marifet kavramları üzerinde duran müellifin insan, insan-ı kamil ve aşk hakkındaki görüşleri dikkat çek- mektedir. 7. Mekarimü’l-ahlf1k ii tari- ki’l-uşşak. 1072’de (1661) kaleme alınan eserde tasavvuf ve ahlak ilişkisi konu edilmektedir. 8. Akaidname. Sun’ullah Gayb’i’nin tasavvufi görüşlerini içeren eserde Sünni ulemanın tasavvufa olan ilgilerine değinilmiş, bazı mutasavvıfların inançlarında görülen sapmalara işaret edilmiştir. 9. Risale-i İlm ü Amel. Gayb’i’nin 1074 (1663) yılında yazdığı bu risale onun ilim ve amel hakkındaki görüşlerinin yanı sıra döneminin ilim anlayışını yansıtması ba- kımından önemlidir. 10. Risale-i Esma. İki bölümden oluşan eserin ilk bölümün- de isim, müsemma ve ism-i zat gibi kavramlar ele alınmış. esma-i hüsna şerhe­ dilmiş ve ism-i a’zamdan bahsedilmiştir. İkinci bölümde sülük, talibin izlemesi gereken yol. mürşid, aşk, erkan-ı süluk gibi konuların yanında rüya üzerinde genişçe durulmuştur. [/toggle] [toggle title=”Kaynaklar” load=”hide”] Baki Yaşar Altınok , Hacı Bayram veli ve Bayramilik Melamilik , Ahi yayınları Abdurrezzak Tek , Melamet Risaleleri , Emin Yayınları , 2007 Mehmed Hakan Alşan , Anadolu Erenleri Melamet Hırkası , Kurtuba Yayınları , 2012 Tarık Velioğlu , Osmanlı’nın Manevi Sultanları , Ufuk Yayınları Türkiye Gazetesi , Batı Anadolu evliyaları cilt 2 Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Kütahya

Seyyit Battal Gazi

Seyyit Battal Gazi Külliyesinin giriş kapısı ; üstte yer alan kitabede; ”Essalamu Aleykum Ya Sultan Seyyid Battal gazi ” yazıyor. Çoban Baba türbesi ; Seyyid Battal gazi’nin mezarını bulan ve 12. yüzyılın yarısında yaşamış olan Çoban Baba türbesi. Osmanlı dönenimde dergahla beraber yapılmış. Çoban Baba türbesi ; Seyyid Battal gazi’nin mezarını bulan ve 12. yüzyılın yarısında yaşamış olan Çoban Baba türbesi. Osmanlı dönenimde dergahla beraber yapılmış. Seyyit Battal Gazi türbesnin giriş kapısı , Arapça Kitabede ; ”Haze umira el-babüş-şerif Ahmed Beg Bin bin Ali Beg bin Mihal beg / Fi eyyami devletis Sultani Bayezid bin Mehmed Fatih Han. fi Tarihi 917” ” Bu şerefli kapıyı 1511 tarihinde Mehmed Han oğlu Sultan Bayezid’in hükümdarlığı zamanında Mihal Bey Oğlu Ahmed Bey tanir ettirdi. ” yazılıdır. Kapı üzerindeki kitabe’de ise ; Haze’l makamü’ş- şerif es-sultan Seyyid Battal Gazi rahmetullahi aleyh / Bu müaberek şerefli makam Sultan Seyyid Battal Gazi’nindir. Allah’ın rahmeti üzerinde olsun. Külliye’nin içerisine girince ikinci bölüme geçilen kapının kitabesinde ; Haze’l-babı teceddede türbedar Miskin Dede El- Muhibbi Sultan Seyyid Battal gazi tabe serahu fi tarihi sene 921 / Bu kapıyı türbedar ve Seyyid Battal gazi – Alah toprağını güzel eylesin – muhibbi Miskin dede 1516 senesinde yeniledi. Kardeşler Türbesi ; Mihaloğullarından Ahmed ve Mehmed Beylere ait olduğu tahmin edilen iki mezar vardır. 1511 de yapıldıuğı tahmin edilmektedir. Bir Köşesi pahlı dikdörtgen planlı ve köşe üçgenleriyle kubbeyle örtülüdür. Kardeşler Türbesi ; Mihaloğullarından Ahmed ve Mehmed Beylere ait olduğu tahmin edilen iki mezar vardır. 1511 de yapıldıuğı tahmin edilmektedir. Bir Köşesi pahlı dikdörtgen planlı ve köşe üçgenleriyle kubbeyle örtülüdür. Seyyid Battal Gazi ‘nin eşi Elanora Külliyenin içerisinde yer alan caminin giriş kapısı. Külliye’de yer alan ve Battal gazi türbesnin hemen yanında bulunan cami. Cami’nin kitabesindeki metne göre 1207-8 yıllarında Sultan I. Keyhusrev zamanında inşa edilmiş. ve Sultan II. Beyazıt zamanında yenilenmiştir. Külliye’nin içerisinde yer alan Medrese. Ve Medrese’nin içerisindeki Ümmühan Hatun Türbesi Külliye’nin içerisinde yer alan Medrese. Ve Medrese’nin içerisindeki Ümmühan Hatun Türbesi Eskişehir- Seyitgazi İlçesinde Seyyit Battal Gazi Külliyesinde. Battal Gazi Külliyesinde Ziyaret edilecek Allah Dostları ; Çoban Baba Kardeşler Türbesi Kesikbaşlar Türbesi Kadıncık Ana Türbesi Ümmühan Hatun Türbesi Ömrünü, Bizanslılar ile savaşmakla geçiren bir İslâm kahramanı. Gazilerin önderi oluşunun yanında, dînine çok bağlı olması, onu daha da yüceltmiştir. Yenilmezliği, cömertliği ve yardım severliği yüzünden, nesilden nesile söylene gelmiş, atı ve kılıcı ile de zihinlerde yer tutmuş bir kahramandır. Türk-İslâm târihinde cihâd ruhunu temsil eden bir kahraman hâline gelmiş, üstün hâller sahibi bir kimsedir. Bu yüzden, hayâtı menkıbeleşmiştir. Çeşitli kaynaklara göre, 740 (H. 122) senesinde şehîd oldu. Anadolu’da Eskişehir’in Seyyidgâzi kazasından başlayarak, Doğu Türkistan’a kadar adına bir çok yerde türbe ve makamlar yapılmıştır. Anadolu’da İslâmiyet için canla başla savaşması, İslâm ruhuna bürünerek onunla şekillenmesi, hayâtının destanlaşmasına sebeb olmuştur. Anadolu Türklüğünün yanı sıra, bütün Türk dünyâsına Seyyid Battal Gazi Destanı’nı kazandırmış, böylece Türk kültür târihi içinde müessir bir yer tutmuştur. Şahıs olarak destanının yanında Türk halk şiirine de geniş bir şekilde konu teşkil etmiştir. Hacı Bektâş-ı Velî hazretlerinin bile onun makamını ziyaret ettiği rivayet edilmektedir. İbn-ül-Esîr, El-Kâmil-fit-Târih adlı eserinde onun hakkında şöyle demektedir: “Battal Gazi, 740 (H. 122) senesinde Anadolu’da bir grup mücâhidle birlikte şehîd edildi. İsmi, Abdullah Ebü’l-Hüseyn el-Antakî’dir. Anadolu’da bir çok gazalar ve akınlar yaptı. Buralarda şan ve şöhreti yayılıp Bizans halkı arasında müthiş bir korku saldı. Bir gazasında, girdiği köyde bir kadının ağlayan çocuğuna; “Sus, yoksa seni Battal’a veririm” dediğini duydu. Çocuk durmayınca kadın, eline alıp; “Al Battal!” dedi. Oradan geçmekte olan Battal, elini uzatıp çocuğu aldı. Sonra kadına çocuğunu iade edip; “Biz, Allahü teâlânın rızâsı için O’nun güzel dînini yayarız. Kimseye zulmetmeyiz. Bilakis, mazlumları, zâlimlerin pençesinden kurtarırız” dedi. Hediyeler verip kadının korkusunu giderdi. Battal Gazi, Abdülvehhâb Gazi ile birlikte yıllarca savaştı. Abdülvehhâb Gâzi’nin vefatından sonra da, Halîfe Abdülmelik, oğlu Mesleme ile birlikte Battal Gâzi’yi, Anadolu’ya göndererek oğlunu, Cezîre ve Şam’a emir tâyin etti. Oğluna da Battal Gâzi’yi öncü kuvvetlerin başına geçirmesini emrederek, onun güvenilir ve ahlâklı bir yiğit olduğunu söyledi. Mesleme, Battal Gâzi’yi on bin İslâm mücâhidinin başına komutan tâyin etti. Battal Gazi, bir defasında askerleri ile beraber Bizans sınırına kadar ilerledi. Sonra da tek başına Anadolu topraklarına girdi. Günlerce yol aldı. Açlık dayanılmaz hâle geldi. Bir mikdâr bakla yedi. İshal olup zayıf düştü. Ata binemiyecek durumdaydı. Güçlükle atına binip yularını serbest bıraktı. Atının boynuna sarılıp, nereye gittiğini bilmez bir hâlde bir müddet yoluna devam etti. Kendine geldiğinde, bir manastırda olduğunu anladı. Rahibelerden biri kendisine hizmet edip ilâç içirdi. Battal iyileşti. Üç gün orada kaldı. Battal Gâzi’nin manastırda olduğunu haber alan bir papaz, arkadaşları ile onu yakalamak için geldiler. Manastırdan ayrıldığı için bulamadılar. Battal Gazi onları yolda karşıladı. Papazı öldürdü. Manastırdaki rahibeleri de onların zulmünden kurtarıp askerlerinin bulunduğu yere götürdü. Kendisine hizmet eden rahibe ile de evlendi. Seyyid Battal Gâzi’nin hayat ve hâllerini anlatan destanlara Battal-nâme ismi verilir. Battal-nâme, islâm ruhu ile dolu Anadolu Türklerinin târihî temeller üzerine kurulmuş bir eseridir. İslâm dîninin.’ve medeniyetinin unsurları, açık bir şekilde eserde göze çarpmaktadır. Battal-nâme’nin esas fikri, tamâmiyle dînîdir. Ayrıca İran geleneklerine de rastlanmaktadır. Bu ise, mensûb olunan ortak kültürün tabiî bir neticesidir. Eserin asıl konusu, İslâm-Bizans mücâdelesinden doğmuştur. Emevî, bilhassa Abbasî ordularında Türklerin oynadığı rol düşünülünce, Bizans hududlarında ve İslâm ordularında yaşayan Türkler arasında böyle menkıbelerin varlığını kabul etmek gerekir. Battâl-nâme’de, sınırlı da olsa, eski destan üslûbunu hatırlatan bâzı yerler vardır. Masal unsurlarının çokluğu, perilerin ve devlerin bulunuşu, ayrıca halkiyat izlerine çok fazla rastlanması, eserin gerçek bir halk destanı olduğunu göstermektedir. Bu destanın, yazılı edebiyata ne zaman ve kimin tarafından geçirildiği bilinmemektedir. Destan, idealist bir İslâm kahramanının fevkalâde vak’alarla dolu mâcerâsıdır. Destanda Battal Gazi, din uğruna yalnız Rumlar ve diğer kâfirlerle değil; sihirbazlar, devler ve cadılarla da çarpışır. Cesaret, cengâverlik, feragat yönünden eşine az rastlanan bir kahramandır. Attığı ok; taşı deler, kayaları parçalar, düşmanları perişan eder. Onu, hiç bir düşmanın kılıcı yaralayamaz. Sesi kuvvetli ve gürdür. Harbte attığı naralardan dağlar inler, düşmanlar korkularından düşüp bayılırlar. Onun Aşkar Devzâde adlı atı da kendisi gibi bir kahramandır. Gazalarda eline geçen bütün ganimeti, din uğrunda çarpışan mücâhidlere dağıtır. Ayrıca İslâmiyet’i yayma vazifesi de vardır. Düşmanlarını müslüman olmaya çağırır, kabul etmeyenlerle harb eder. Manzum ve mensur olarak yirminin üstünde yazması bulunan Battal-nâme’yi, yerli ve yabancı araştırmacılar çeşitli yönlerden incelemişlerdir. Türbe-i Şerifi Kuzey cephe penceresinin sivri kemerli alınlığı içerisinde bulunan beş satırlık sülüs kitabesinde; “Mürşidler seyyidi, gaziler başkanı, cihanın sahibi, kendisine sığınılan ulu Peygamber’in sülalesinden, merkadi; dünya ötesinin ziyaretgahı olan ulu zatın türbesidir. Bu türbeyi büyük insan ve zamanın alisi sıvattı. Allah bu türbenin tarihi için şunu ilham etti, Allah O’nu cennetin en yücesi ile müşerref etsin. Burayı Mihaloğullarından Ali Bey bina etti ve sıvattı Allah azizliğini daim etsin” yazılıdır. Kitabeden ebced hesabıyla yapının, 849/1464-65 tarihinde inşa edildiği anlaşılmaktadır. 1464-65 tarihinin türbenin tamirine ait olduğu yolunda bir başka görüş daha bulunmaktadır. Sekizgen planlı, tek katlı yapı, kuzeydoğu cephesinden Mihaloğulları Türbesi ‘ne, doğu cephesinden ortadaki büyük hole, güneydoğu cephesinden camiye bitişiktir. Türbenin tüm cepheleri, ince ve kalın silmelerin üç kez üstüste tekrarlandığı profilli bir saçak silmesiyle çevrelenmiştir. Saçak silmelerinin hemen üzerinde bir kaval silmenin çevrelediği onaltıgen prizma biçimli kasnak yer alır. Cepheler, kademeli üç düz silmeyle dikdörtgen biçimli çerçevelere alınmıştır. Türbenin kuzey kuzeydoğu ve kuzeybatı cephe eksenlerinde dikdörtgen biçimli, sivri kemer alınlıklı birer pencere bulunur. Kalın bir kemerle türbeye açılan dikdörtgen planlı giriş bölümüne, hole açılan doğu duvarındaki, dikdörtgen biçimli kapıyla girilir. Bu bölümden asıl türbe mekanına üç basamakla çıkılmaktadır. Güney duvar ekseninde yarım daire kesitli mihrap nişi bulunur. Kavsarası on sıra mukarnas dolgulu mihrap nişi, dıştan içe doğru iki kaval silme arasına yerleştirilen bir düz silmeden oluşan, profilli bir bordürle üç yandan çerçeve içerisine alınmıştır. Türbe mekanının batı ve kuzeydoğu duvar eksenlerindeki pencerelerin kuzeyinde dikdörtgen kesitli birer niş bulunur. Türbenin ortasındaki iki sandukadan güneyde yer alan yaklaşık 8 metre uzunluğunda olanı Seyyid Battal Gazi ‘ye, kuzeyde yer alanı Bizans prensesi Elenora’ ya aittir. Yapı, duvar köşelerine yerleştirilen mukarnaslarla sağlanan onaltıgen alt yapı üzerine oturtulan kubbeyle örtülmüştür. Du arlarda taş örtüde, tuğla malzeme kulanılmıştır. Duvarlarıyla kubbesi sıvanarak badanalanan yapının, süslemesi bulunmamaktadır.

📍 Seyitgazi, Eskişehir

Sarıalan Türbesi

Vezirköprü İlçesinin 27 km batısındaki sarı alan köyünün 500 mt mesafede tepe üstünde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Sarıalan Türbesi ” şeklinde anılan türbenin kitabesi bulunmamaktadır. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe son yıllarda ön tarafına küçük bir mescit ve türbenin etrafı teller ile çevrili şekilde yeniden inşa edilmiştir.Türbeye ait sanduka bulunmamaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Sarıalan Türbesi fazla rivayet bulunmamaktadır. Genellikle çocuğu olmayan kadınlar ziyaret etmekde ve Mevladan hayırlı bir evlat istemektedirler. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Vezirköprü, Samsun

Gülcüzade Hacı Seyyid Efendi

Vezirköprü İlçesi merkez mahallelerinden Yeni Mahalle mezarlığı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Gülcüzade Hacı Seyyid Efendi ” şeklinde anılan türbenin, 1856-1951 yıllarında yaşadığı Nakşibendi tarikat büyüklerinden olduğu bilinmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte kabir mermerle kaplanmış olup mezar başlığı mevcuttur. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Hacı Mehmet Faslı Arap Şeyh Hoca Türbesi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. . Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Vezirköprü, Samsun

Hacı Mehmet Faslı Arap Şeyh Hoca

Vezirköprü İlçesi merkez mahallelerinden Yeni Mahalle mezarlığı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Hacı Mehmet Faslı Arap Şeyh Hoca Türbesi ” şeklinde anılan türbenin, 1856-1951 yıllarında yaşadığı Nakşibendi tarikat büyüklerinden olduğu bilinmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte kabir mermerle kaplanmış olup mezar başlığı mevcuttur. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Hacı Mehmet Faslı Arap Şeyh Hoca Türbesi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. . Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Vezirköprü, Samsun

Boyabatlı Hacı Hafız Ahmet Efendi

Vezirköprü İlçesi merkez mahallelerinden Yeni Mahalle mezarlığı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Boyabatlı Hacı Hafız Ahmet Efendi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmamaktadır. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte kabir mermerden olup, zemin beton kaplamadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Boyabatlı Hacı Hafız Ahmet Efendi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. Boyabatlı Hacı Hafız Ahmet Efendi sizin hayırlınız Kuranı kerimim öğreten veöğrenendir. Hadisi şeriften yola çıkarak pek çok hafız yetiştirilmesine vesile olmuştur. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Vezirköprü, Samsun

Şehit Müftü Türbesi

Vezirköprü ilçesinin merkez mahallelerinden Mehmet Paşa Mahallesi Org. Faruk Cömert Caddesi, 27ada, 1 nolu parselde, ticari iş yerlerine ait dükkânların arasında bulunmaktadır. Bir sıra işyerinin arasında kalantürbe ilk bakışta fark edilememektedir, iki yanında iş yerleri bitişik olarak bulunmaktadır TARİHÇE: Türbe halk arasında ” Şehit Müftü Mustafa Bey” şeklinde anılmaktadır. Mezar taşında Osmanlıca“Merhum ve Mağfurun leh Nakşibendi Şeyhlerinden Vezirköprü Müftüsü Hacı Hafız Mustafa Efendi” yazmakta vefatettiği yıl olarak da 1214 rakamı bulunmaktadır. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Vezirköprü’ye büyük bir han ve kütüphane kurmuş olan Hacı Hafız Mustafa Efendi’nin türbesi kurmuş olduğu kütüphanenin yanında hanın karşısındadır. Türbe camekânlı bir dükkân içerisindedir. Türbeye ait mezarın üzerinde taştan sanduka bulunmaktadır. Baş ve ayak taşları yuvarlak ve sade taştan yapılmakla birlikte gayet gösterişli durmaktadır. Mezar başlığında 9 satırlık Osmanlıca kitabe bulunmaktadır. Mezar sandukası ve taşlarıson yıllarda açık yeşil rengine boyanmıştır. Taştan yapılı sandukanın orta kısmı oval şeklinde açık olup burada toprak ve çiçekler bulunmaktadır. RİVAYET: Şehit Müftü öğrenimini İstanbul Eyüp’te Abdullah Kaşgari Hazretlerinde ikmal etmiş, daha sonra Vezirköprü’ye gelerek büyük bir han ve Kütüphane kurmuştur. Kurmuş olduğu han Abdülgani Mahallesindeki türbesinin karşısındaki dükkânların bulunduğu yer olarak bilinmektedir. “Müftü hanı denmektedir.” Kütüphane iseyine türbesinin yanındaki iki katlı binadır. Yazmış olduğu kitapları Vali Kazım Paşa zamanında Samsun Gazi Kütüphanesine nakledilmiştir.Vezirköprü’de Müftü olarak görev yaptığı yıllar kesin olarak tespit edilmemeklebirlikte hayat hikayesinden kesitler halk arasında konuşula gelmiştir. Evliyadan bir zat olduğu, kendisinden İslam’auymayan bir fetva istendiği, Vezirköprü’de yaşayan gayri Müslimlerin bütün ısrarlarına rağmen yanlış fetva alamadıkları için şehit ettikleri anlatılmaktadır. 20 Aralık 1799 gecesi Orta Cami’de geceleyin Teheccüd namazınıkılmakta olan Kıldır Zade Mustafa Efendi’yi katiller kementle boğdular. Vücudunu parçalara ayırdılar (Hicri 11 Şaban1214). Şehit edilişinden sonra bir yakınının rüyasında şehit Müftüyü gördüğü ve şehit edildiği evindeki yatağınınyanında kesik parmağının bulunduğunu haber verdiği, kesik parmağının sonradan bulunarak mezarına konulduğu anlatılmaktadır. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Vezirköprü, Samsun

İğcizade Hacı Yusuf Efendi

Vezirköprü İlçesinin merkez mahallelerinden Yeni Mahalle mezarlığı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “(İğcizade Hacı Yusuf Efendi Türbesi ” şeklinde anılan türbenin, bulunmadığından türbenin tarihi hakkında kesin bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte kabir mermerden olup, zemin betondur. Kabir işlemeli demir çit ile koruma altına alınmıştır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan İğcizade Hacı Yusuf Efendi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. “Sizin en hayırlınız Kuranı Kerimi öğrenen ve öğreteninizdir” Hadis-i Şerifi uyarınca İğcizade Hacı Yusuf Efendi ‘nin pek çok hafız yetiştirdiği, İslamiyet’i en güzel şekilde yaşayarak gönüllere taht kurduğubelirtilmektedir. Halkı doğru yola sevk eden İslam Âlimlerinden olan İğcizade Hacı Yusuf Efendi’nin türbesi halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak amacıyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Vezirköprü, Samsun

Habib Fakı Türbesi

Vezirköprü İlçesinin 26 km Batısındaki Habibfakı Köyü’ne ait köy mezarlığı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Habibfakı Türbesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmadığından türbenin tarihi hakkında kesin bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Kabir mezarlık içerisinde beton zemin üzerinde mermer kaplamadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Habibfakı Türbesi hakkında pek çok rivayetanlatılmaktadır. Genellikle çocuğu olmayan kadınlar tarafından ziyaret edilmekte Habibfakı hatırına Allah’tan (c.c)kendilerine hayırlı evlatlar vermesi istenmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Vezirköprü, Samsun

Ahmet Baba – Vezirköprü – Samsun

Vezirköprü İlçesinin 23 kilometre Güney Batısındaki Ahmet Baba Köyü’ne 500 m mesafede yolkenarında bulunmaktadır TARİHÇE: Halk arasında “Ahmet Baba Türbesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmamaktadır. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; orijinali ahşap iken son yıllarda yarı kâgir şekilde yeniden inşa edilmiştir. Çatısı kiremit ile kaplanmış, iç ve dışı ile sıvalıdır. Türbeye ait sanduka mermerden olup, zemin halı kaplamadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Ahmet Baba Türbesi hakkında fazla rivayet bulunmamaktadır. Genellikle çocuğu olmayan kadınlar tarafından ziyaret edilmekte, Ahmet Babanın hatırına Allah’tan (c.c) kendilerine hayırlı evlatlar vermesi istenmektedir. Hatırına edilen duaların kabul olduğu yönündeki inanış ile birlikte yöre halkının bölgeye ilginin artmasına neden olmaktadır. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Vezirköprü, Samsun

Taşpınar Türbesi

Terme ilçesine 12 kilometre kuzey batısındaki Taşpınar Köyü’nde bulunmaktadır TARİHÇE: Halk arasında “Taşpınar Türbesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmadığından türbenin tarihihakkında kesin bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; orijinali Karadeniz’e özgü ahşap yapıtarzında iken 2003 yılında betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir. Çatısı kiremit ile kaplanmış, iç ve dışı sıva üstüboyadır. Türbeye ait sanduka ahşaptan olup, zemin halı kaplamadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Taşpınar Türbesi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izniile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Şehit Türbesi

Terme İlçesinin 17 km Güney Batısındaki Mescitli Köyü mezarlığı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Şehit Türbesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmamaktadır. Türbe 2010 yılındayeniden inşa edilmiş olup Kubatoğlu Cüneyt Beyin Askerleri olduğu söylenmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; yarı kâgir şekilde yeniden inşa edilmiş.Çatısı beton ile kaplanmış, iç ve dışı ile sıvalıdır. Türbeye ait iki adet sanduka ahşaptan olup, zemin halı kaplamadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından Türbe olarak nitelendirilen ve korunan Şehit türbesi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. Genellikle Türbe hasta olan kişiler tarafından şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Karabey

Terme İlçesinin 17 km Güney Batısındaki Köyü mezarlığı Mescitli camii içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Karabey Türbesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmamaktadır. Mezarlıkta Osmanlıca yazılı başlıklar bulunmaktadır. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; caminin içerisinde bulunmaktadır.Türbeye ait sanduka ahşaptan olup, zemin halı kaplamadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından Tekke olarak nitelendirilen ve korunan Karabey Türbesi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. Burada yatan Karabey denilen zat geceleyin geyiklerle ormanlık alandan ağaç kesip geyiklere taşıttığını ve cami yaptığını gören yöre halkı zatı geceleyin takip ettiklerinde uzun boylu insanların cami inşaatında çalıştıklarını görmüşler. Genellikle Türbe hasta olan kişiler tarafından şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Es Seyyid Mahmut Türbesi

Terme’nin merkez Cumhuriyet Mahallesi’ndeki Pazar Camii’nin doğu bitişiğinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Ahşap türbenin güney cephesinin üst kısmında iki sıra halinde istif edilmiş sekiz satırlık bir tamir kitabesi bulunmaktadır. Kitabeden türbenin, H.1256 / M. 1840 yılında, “İmamzâde Es-Seyyid Mahmud” tarafından “AmeleUsta Muhammed bin Memiş Arhavili” ye tamir ettirildiği anlaşılmaktadır. Ağaç üzerine yazılarak duvara yerleştirilen yaklaşık 3.50 x 0.30 m. ölçülerindeki kitabe, satır aralarında çizgilerle kartuşlara ayrılarak usta ve bani kayıtları düşülmüştür. Kitabenin metni şöyledir:”Hoş ziyaretgâh mahaldır, tekkeden olmaya ba’id / Hem teveccüh et Hûda’ya olasın daim said Sıdk ile eyle duayıömrünüz olsun mezid / Vasıta et, tekkesin kıl niyaz Hûda’ya çok Ne güzel etmiş müzeyyin tekkenin tamirini /Evliyalar hürmetine ber murad et, sen onun mucidini Ne kadar etsen ziyaret, çok eder himmetini / Vasıta et,tekkesin kıl dua Yezdan’a çok Sahibu’l-hayrat imamzade es-seyyid Mahmud, gafere leh sene 1256 / Amele UstaMuhammed bin Memiş Arhaveli”Türbenin bundan önceki hali bilinmemekle birlikte şimdiki yapının 1840’dan kalma olduğu anlaşılmaktadır. Yöreyle ilgili yayınlarda, türbede yatan zâtın, camiyi yaptıran/tamir ettiren evliya/denizci bir şahıs olduğu şeklindeki rivayetler kaydedilmiştir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tekke olduğu bilinen bu yerde hamam, aşevi bulunmakta büyük çınar ağaçları görülmektedir4.50 x 2.80 m. boyutlarındaki türbe, köşelerde Kurt boğazı geçmelerle tutturulmuş ahşap perdelerle yığma olarak inşa edilmiştir. Kırma çatıyla örtülü türbenin taş bir su basman üzerinde yükseldiği görülmektedir. İçerisindeki ahşapsanduka, çürüyen eskisinin yerine 1987’de yapılan yeni bir sandukadır. Türbede kayda değer mimari bir unsur görülmez RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Es Seyyid Mahmut Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içindeAllah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Kızılot Türbesi

Terme İlçesinin 10 km güneyindeki Kocaman Beldesi Merkez Mahallesi Tekke altı mevkiindeki Köymezarlığı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Kızılot Türbesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmamaktadır. Türbe 2005 yılındayeniden inşa edilmiş olup Kubatoğlu Cüneyt Beyin kol askeri olduğu söylenmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; yarı kagir şekilde yeniden inşa edilmiştir.Türbenin Çatısı atermit ile kaplanmış, iç ve dışı sıvalı olup ahşap kaplama yapılmış sanduka ahşaptan olup, zemin halı kaplamadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından Türbe olarak nitelendirilen ve korunan Kızılot türbesi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. Köyde bir gün fırtına çıkar mezarlık içerisinde bulunan ağaçlar yıkılır köylülerden bazıları yıkılanağaçları almak isterler almak isteyen kişiler rüyasında siyah sakallı ve yanında çocuk olan bir zat onlara ağaçları bırakın dediği anlatılmaktadır. Genellikle Türbe hasta olan kişiler tarafından şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Hacı Alıko Türbesi

Terme İlçesinin 14 kilometre güneyindeki Kocaman Beldesinin Kocaman Köy mezarlığında bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Hacı Aliko Türbesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmamaktadır.Mezar başlığında 1773-1853 yılları arasında yaşadığı yazılmaktadır. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; sık ağaçlık içerisinde ahşap dikdörtgen şeklinde yapılmış olup Çatısı kiremit ile kaplanmış, çatı ile kabir arasında yarı açık bırakılmış. Türbeye ait sanduka betondan olup, zemin topraktır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından Hacı olarak nitelendirilen ve korunan Hacı Aliko Türbesi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. Yöre halkı ördek avlamak için bu alana havadan ağ germişler Hacı Aliko denen zat geceleyin bu ağı göremez ve ağa takılır köylüler ağa ördek takıldı diye ateş ederler köylüler ağın altına geldikleri zaman Hacı Alıko’nun yerde yattığını görürler buna bir anlam veremezler. Hacı Alıko’nun havada uçmasının bir keramet olduğunu düşünerek vurulduğu yere bir türbe yapmışlar. Genellikle hasta kişiler şifa bulmak amacıyla ziyaret etmektedirler. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun)

📍 Terme, Samsun

Kazım Karabekir Paşa Türbesi

Terme’nin 25 kilometre güneyinde köy mezarlık içinde Kazım Karabekir Paşa köyünde bulunmaktadır TARİHÇE: Halk arasında “Köy Tekkesi” şeklinde anılan türbe, yapılara ait bir inşa kitabesi bulunmamaktadır. MİMARİ ÖZELLİĞİ: Türbe; orijinali ahşap çatışı kiremit olarak inşa edilmiş içerisinde ahşap sandukası bulunmaktadır RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Köy Tekkesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Mahallinden edinilen bilgilere göre türbede metfun bulunan zat, köydeki dokuz yaşındaki çocuğun rüyasına girer. Çocuğa üstünü örtmesini söyler. Sabah uyandığında çocuk rüyasını büyüklere söyler ama büyüklerçocuğu dikkate almazlar. Çocuğun rüyasına tekrar giren zat yine üstünün örtülmesini söyler. Çocuğu büyükler yine dikkate almazlar. Çocuk üçüncü kez rüyasında zatı gördükten sonra ağlayarak uyanır. Çocuğun ağlaması üzerineyanına gelen anne ve babası çocuğun yüzünde 5 parmak izini görürler. Bu olayın ardından türbe ahşap ile kapatılır.Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmakumuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Tavuk Türbesi

Terme İlçesinin 15 km kuzeyindeki Göl yazı Beldesi Kabalı Köyü yılanlı mevkide köye gidiş yolununsağında bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Tavuk Türbesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmamaktadır. 1800-1886 yıllarıarasında yaşayan Trabzon’dan sefere gelen askerlerden olduğu söylenmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; kargır bina şeklinde yapılmış olup çatısı kiremitle kaplanmış içi ve dışı sıvalıdır. Sanduka ahşaptan olup, zemin beton kaplamadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından Türbe olarak nitelendirilen ve korunan Tavuk türbesi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. Türbeye sara hastası çocuklarını getiren yöre halkının tavuk kestiğinde çocuklarının iyileşmesi üzerine türbeye Tavuk Türbesi denmektedir. Genellikle Türbe hasta olan çocuklarına şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Kabalı Türbesi

Terme İlçesinin 11 kilometre kuzeyindeki Gölyazı Beldesi Kabalı Köy mezarlığı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Kabalı Türbesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmamaktadır. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; kargır bina şeklinde yapılmış olup çatısı kiremitle kaplanmış içi ve dışı sıvalıdır. Sanduka ahşaptan olup, zemin tahta kaplamadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından Türbe olarak nitelendirilen ve korunan Kabalı türbesi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. Köylülerin anlattığına göre savaş sırasında bu türbenin bulunduğu yerden top sesleri geldiği ancakhane sayısı arttığı zaman bu seslerin duyulmaz olmuş. Genellikle Türbe hasta olan kişiler tarafından şifa bulmak umuduyla adak adayıp ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Emrullah ve Nurullah Türbesi

Terme İlçesinin 17 km Kuzey Batısındaki Geçmiş Köyü Akar yanı mevkisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Emrullah ve Nurullah Türbesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmamaktadır.Sefere gelen askerlerden oldukları söylenmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; 1979 yılında kargır bina şeklinde yapılmış olup çatısı kiremitle kaplanmış içi ve dışı sıvalıdır. İki adet sanduka ahşaptan olup, zemin beton kaplamadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından Türbe olarak nitelendirilen ve korunan Emrullah ve Nurullah türbesi hakkında pekçok rivayet anlatılmaktadır. Köylülerin birinin evindeki kullandığı malzemeler yerlerinde alınıp yere atılıyormuş ev sahibi bunun üzerine evi sökmeye karar verir. Ev sahibi rüyasında iki zat görür. Bu zatlar ev sahibine “Bizi ilerde çukur olan yere koyun bir daha sizi rahatsız etmeyeceğiz” der. Rüya sonrası ev sahibi sabah kalkar kalkmaz o zatlarındedikleri yere gider. Oranın çukur olduğunu görünce burayı türbeyi yapar. Ayrıca İstiklal savaşında bu türbeden iki ışığın gece ayrılıp sabah namazında döndüğünün görüldüğü rivayet edilmektedir. Genellikle Türbe hasta olan kişiler tarafından şifa bulmak umuduyla adak adayıp ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Arzuman Türbesi

Terme İlçesinin 19 kilometre Kuzey Batısındaki Geçmiş Köy mezarlığı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Arzuman Türbesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmamaktadır. Sefere gelen askerlerden oldukları söylenmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; kargır bina iki oda şeklinde yapılmış olup çatısı beton kaplanmış içi ve dışı sıvalıdır. Sanduka ahşaptan olup, zemin beton halı kaplamadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından Türbe olarak nitelendirilen ve korunan Arzuman Türbesi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. Genellikle Türbe hasta olan kişiler tarafından şifa bulmak umuduyla adak adayıp ziyaret edilmektedir Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Gani Dede

Terme İlçesinin 20 km güney doğusundaki Evci Beldesinin Yahyalı Mahallesi’ndeki tepe üstünde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Gani Dede Tekkesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmamaktadır. Kubaoğlu Cüneyt’in komutanlarından olduğu söylenmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; açık alanda beton zemin üzerinde kabirmermer kaplamadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından Tekke olarak nitelendirilen ve korunan Gani Dede Türbesi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. Köylülerin anlattığına göre köyde bir kadın ölür ve bu zatın yanına gömülür. Ertesi gün mezarlığa gelince kadının mezarlığının darmadağın olduğu görülür. Yöre halkı mevtayı oradan alıp köy mezarlığına gömer veburayı da türbe şekline getirmişler. Genellikle Türbe hasta olan hayvanlarının şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Küçük Türbesi – Samsun

Terme İlçesinin 10 km Güney Batısındaki Dibekli Köyüne 1 km mesafedeki Yukarı Mahallesinde merkezcamının yanında bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Küçük Türbesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmamaktadır. 1400 yıllarda Çelebi Beyliklerinde Manga kol başı olarak yaşayan ve şehit düşen Osmanlı askerlerinden olduğu söylenmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; orijinali ahşap iken son yıllarda ateş tuğlasından kâgir şekilde mavi kemer işlemeli olarak yeniden inşa edilmiştir. Çatısında bir kubbe bulunan türbe, içi sıvalıdır. Türbeye ait sanduka ateş tuğlasından olup, zemin seramik yapılmış üzeri halı kaplamadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından Şehit olarak nitelendirilen ve korunan Küçük Türbesi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. 1413-1418 yılları arasında Dikbiyikli Köyü’nde yaşayan Çelebi Beyliği bir Tabur Askerle burada yaşadıkları bu zatın manga kol başı olduğu savaşta şehit düştüğü rivayet edilmektedir. Küçük Türbesi genellikle çocuğu olmayan kadınlar tarafından ziyaret edilmekte, Allah’tan (c.c) kendilerine hayırlı evlatlar vermesiistenmektedir. Şehidin Hatırına edilen duaların kabul olduğu yönündeki inanış ile birlikte yöre halkının türbeyeilginin artmasına neden olmaktadır. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Kubatoğlu Cüneyd Bey

Terme’nin 10 km güney batısındaki Dibekli Köyü Yukarı Mahallesi tekke yanı mevkiinde mezarlık içinde tepe üstünde bulunmaktadır TARİHÇE: Halk arasında “Kubatoğlu Cüneyt Bey” şeklinde anılan türbeye ait bir inşa kitabesi bulunmamakla birlikte Kubatoğlu Cüneyt Bey’in 1413’te öldürüldüğü tahmin edilmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Yapı ‘L’ şeklinde kare planlı iki kubbeli mekândan oluşmaktadır. Bu yapılardan birisi diğerine göre daha büyüktür. Büyük olan yapının kubbe kasnağı diğerinden daha yüksek ve pencerelidir. Kubbe kasnağındaki pencereler ve her iki yapının beden duvarlarındaki pencereler yuvarlak kemerli ve dikdörtgendir.Yapıya yuvarlak kemerli bir kapıdan girilmektedir. Türbe içinde iki adet sanduka bulunmaktadır. RİVAYETLER: Samsun’un Müslüman kesiminin emiri Kubatoğlu Cüneyt Bey, 1398 yılına kadar Samsun’un komutanı olarak, Osmanlı Hükümdarı Yıldırım Beyazıt’ın komutanı akıncı Çelebi Mehmet tarafından Samsun’a atanmış, onaLâdik Kalesi, Niksar, Çarşamba ve Terme civarı verilmiştir. Yıldırım Beyazıt’ın Timur ile yaptığı Ankara Savaşı’nda(1402) yenilmesi üzerine Osmanlı Beylikleri dağılmış ve Samsun tekrar Kubatoğlu Cüneyt Bey tarafından alınmıştır.Anadolu Beyliklerinin topyekûn Timur’un hâkimiyetine girdiği bu dönemde Timur, hâkimiyeti kabul etmiş olanAlparslan oğlu Hasan Bey’i Samsun’a göndermiştir. Samsun’u terk eden Cüneyt Bey, Çarşamba ve Terme’detutunmaya çalışmış ancak daha sonra Hasan Bey’le yapılan savaşta burada şehit düşmüştür (1413). Türbede metfunkişinin, halk arasında ilk dönem İslam mutasavvıflarından Bağdat diyarında yaşamış ve ölmüş Cüneyd-i Bağdadiolduğu inancı yaygın olsa da, Bağdadi’nin 910 yılında vefat ettiğine ilişkin kayıtlar mevcuttur. Bahsi geçen iki kişininyaşam dönemleri arasında en az 5 asır vardır. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Şakırcuk Türbesi

Terme-Çarşamba yolundan 4 kilometre içeride, Terme’nin 20 kilometre kadar kuzey batısına düşen Dağdıralı Köyü’nde, köy merkezinden uzaktaki bir mezarlıkta bulunan camiinin doğu bitişiğinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Şakırcuk” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. Ancak mimari şekli türbenin yanındaki camiyle birlikte 15-18. yüzyıl arasında inşaedilmiş olabileceğini düşündürmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda tadilat edilmiştir. Çatısı kiremit ile kaplanmış olan türbenin mimarisi dikdörtgen şekilde tek mekânı basit bir düzenleme göstermektedir. Türbe içerisinde 1 adet ahşap sanduka bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Şakırcuk Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c)izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Dağdıralı Türbesi

Terme ilçesinin 20 kilometre kadar Güney Batısına düşen Dağdıralı Köyün merkezinde yer almaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Dağdıralı Türbesi” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmamaktadır. Şehitasker oldukları bilinmekle beraber türbenin dönemi konusunda kesin tarih bulunmamaktadır. Ancak Kubatoğlu Cüneyt Bey türbesiyle çağdaş olduğu önerilebilir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda tadilat edilmiştir. Çatısı etermitile kaplanmış olan türbenin dış ve içi ahşaptır. Türbe içerisinde 2 adet ahşap sanduka bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Horasanlı Dağdıralı Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe bahçesinde bugün işlev görmeyen su kuyusu olup, içildiğinde öksürük, karın ağrısı v.b. hastalıklara iyi geldiğine inanılır. Çocuklar için yapılan cevşenler onlar büyüdükçe türbeye geri getirilerekasıldığından türbe içinde ve dışında asılı cevşenler çoğunluktadır. Tekkeye gelen ziyaretçiler kurban keserken, yılınbelli dönemlerinde etli pilav yapılıp dağıtılır. Şehitler için sürek Kuran-ı Kerim okunmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Üfü Türbesi

Terme’ye 15 kilometre kuzey batısında bulunan Çanaklı Köyü camii yanında yer almaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Üfü Türbesi” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda kara tuğla ile yeniden inşaa edilmiştir.Çatısı kiremit ile kaplanmış olan türbenin dış ve içi kara tuğladır. Türbe içerisinde 1 adet ahşap sanduka bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Üfü Türbesi hakkında pek fazla rivayet bulunmamaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c)izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Bazlamaç Türbesi

Terme’ye 16 kilometre güneyinde bulunan Bazlamaç Beldesinin merkez Mahallesin Türbe sokaktaki mezarlık içerisinde yer almaktadır TARİHÇE: Halk arasında “Bazlamaç Türbesi” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda betonarme olarak yeniden inşaa edilmiştir. Çatısı kiremit ile kaplanmış olan türbenin dış ve içi sıva üstü boyadır. Türbe içerisinde 1 adet ahşapsanduka bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Bazlamaç Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c)izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Hüseyinoğlu Türbesi

Terme’ye 16 kilometre güneyinde bulunan Bazlamaç Beldesinin Hoylan Mahallesi Yavuz sokakta Genişbir ağaçlık alan eski mezarlık içindeki yer almaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Hüseyinoğlu Türbesi ” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. Geniş sayılabilecek bir alanda; aynı zamanda hayatını kaybeden,kimlikleri bilinmediğinden mezar taşlarına adları yazılmayan definlerin kimlere ait olabileceği ve bölgede hangi olayların cereyan ettiğine dair net bir bilgi olmamakta birlikte durum aynı bölgede yer alan Cüneyt Bey (Cüneyd-i Bağdat) Türbesiyle birlikte değerlendirilebilir. Zira 14.yy.da Beylikler arası Mücadelelerle, Osmanlı-Mahâlli Beylikler arası hâkimiyet mücadelelerinin bölgede yaşandığı bilinmektedir. Hüseyinoğlu olarak anılan Türbede medfun kişinin kim olduğu bilinmemekle birlikte Hacı Emiroğullarında ve bu Beyliğin hüküm sürdüğü alanlarda Hüseyin adıylaanılan bir çok köy ve mevkii adı bulunmaktadır. Bu nedenle Kubatoğulları , Hacıemiroğulları, Tacettinoğulları ve Osmanlı Devleti arasında el değiştirip, en son Osmanlı Devletinin sert müdahalesiyle Osmanlı Topraklarına katılan bölge Beylikler ve Erken Osmanlı devirlerinin sosyal ve askeri olaylarının günümüze ulaşan belgeleri olması itibariyle önemlidir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Geniş bir ağaçlık alanın içindeki Türbe tamamen bölge Ahşap Camilerinin kuruluş tekniğinde inşa edilmiştir. Derinlemesine dikdörtgen plan sergileyen Türbenin zemini iri taşlar üzerine oldukça büyük boyutlu kütüklerin belli aralıklarla dizilip yerleştirilerek yerden 80 santimetre yükseltilerek nemden etkilenme oranının en aza indirgenmesi sağlanmıştır. Bu kütükler üzerine iri kirişlerin atılıp döşemenin tahta ile kaplanması,kestane cinsi kalın kütüklerin yontularak ve üst üste yerleştirilerek birbirilerine giydirilmesi, köşelerde ise geçmetekniğiyle bağlanması sonucu beden duvarları oluşturulmuştur. Tavan ve çatıda beden duvarlarına nazaran daha ince kalaslar kullanılmıştır. Alaturka kiremitle kaplı kırma çatının saçakları dışa taşkın olup yapıya basık, ağır vekütlesel bir hava verir. Türbede zaman zaman tadilat yapıldığı ahşap malzemedeki değişim ile alaturka kiremitlerle değiştirilen Marsilya kiremitlerden ve boya ile yazılmış 1999 yılında tamirat gördüğü ibaresinden anlaşılmaktadır.Kuzey-güney doğrultusunda boyuna düzenlemeli, dikdörtgen plan sergileyen türbe Mescit olarak da kullanılan giriş bölümü ile defin bölümden oluşmaktadır. Türbeye giriş doğudaki son derece basit tek kanatlı bir kapıyla sağlanırKaradeniz’e özgü ahşap yapı tarzında. Çatısı kiremit ile kaplanmıştır. Türbe içerisinde 1 adet ahşap sanduka bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Horasanlı Hüseyinoğlu Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Karaca Ali Baba

Terme’ye 25 kilometre batısında bulunan Akçaykaracaali Köyü’ne ait köy mezarlığı içerisindebulunmaktadır. Burada yatan ve Karaca Ali adıyla bilinen zatın ismine binaen bulunduğu Köye aynı ad verilmiştir TARİHÇE: Halk arasında ” Karaca Ali Baba Türbesi ” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda betonarme olarak yeniden inşaa edilmiştir. Çatısı kiremit ile kaplanmış olan türbenin dış ve içi sıva üstü boyadır. Türbe içerisinde 1 adet ahşap sanduka bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Horasanlı Karaca Ali Baba Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlariçinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Şeyh Abdullah – Terme

Terme’ye 16 kilometre güney batısında bulunan Akçagün Köyü’ne ait Hacı Hasan mezarlığı içerisindebulunmaktadır TARİHÇE: Halk arasında “Şeyh Abdullah Türbesi ” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken 2002 yılında betonarme olarak yeniden inşaa edilmiştir. Çatısı kiremit ile kaplanmış olan türbenin dış ve içi sıva üstü boyadır. Türbe içerisinde 1 adet ahşapsanduka bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Horasanlı Şeyh Abdullah Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlariçinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

İnebel Türbesi

Terme’ye 8 kilometre güneyinde bulunan Ahmet Bey Köyü’ne ait köy mezarlığı içerisindebulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “İnebel” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda betonarme olarak yeniden inşaa edilmiştir. Çatısı kiremit ile kaplanmış olan türbenin dış ve içi sıva üstü boyadır. Türbe içerisinde 1 adet ahşap sanduka bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Horasanlı İnebel Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içindeAllah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Terme, Samsun

Şeyh Seyyid Yusuf Zeynuddin (k.s.)

Tekkeköy merkezinde bulunan 23 Nisan Mahallesi’nde bulunmaktadır. Şeyh Yusuf Zeynüddin’e aitTekke İlçenin Tekkeköy adını almasına neden olmuştur. TARİHÇE: Halk arasında “Şeyh Yusuf Zeynüddin” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmamasına rağmen Samsun’da medfun Şeyh Kutbüddin Hazretlerinin kardeşi olması nedeniyle Şeyh Yusuf Zeynüddin Hazretlerinin 1200 yılı ile 1330 yıları arasında yaşadığı varsayılırsa türbenin de yaklaşık tarihi ortaya çıkmış oluyor. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda betonarme olarak yeniden inşaa edilmiştir. Türbe; altı betonarmeyle çevrili üst kısmı demir parmaklılarla çevrili dıştan tekrar demir parmaklıklarlavar olup içerisinde başlıklı kabir bulunmaktadır. RİVAYET: Şeyh Yusuf Zeynüddin, Anadolu Selçuklu Devleti zamanında yaşamış büyük İslâm velisidir. Gavs-ı Azam Şeyh Abdülkadir-i Geylani Hazretlerinin(1078-1166) torunudur. Samsun’da medfun Şeyh Kutbüddin Hazretlerinin kardeşidir. O zaman Bizans Devletinin hâkimiyeti altında bulunan yerleri İslamiyet’e açmak için çalışan bu büyük İslam Mücahit ve mutasavvıfı, medfun bulunduğu bu yöreye gelmiş ve burada bir Tekke açarak insanları irşat etmeye başlamıştır. Tekke Çiftliği denilen semtte kurduğu çiftliğinin kazancı ile devamlı kazan kaynatıp fakirleri,yolcuları ve düşkünleri doyurmuştur.1285 yılında Tekkeköy Camiini yaptırmıştır. Zamanla bu tekke etrafında bir köy doğmuş ve bugünkü adı ile Tekkeköy meydana çıkmıştır. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında yaşayan bu İslam velisinin doğum ve ölüm tarihleri meçhulise de kardeşi Seyyid Kutbüddin Hazretleri 1322 yılında vefat ettiğine göre, Şeyh Yusuf Zeynüddin Hazretlerinin de 1200 yılı ile 1330 yıları arasında yaşamış olması icap etmektedir. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veliziyaretinde bulunmak amacıyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Tekkeköy, Samsun

Topal Hacı Türbesi

Salıpazarı ilçesine 6 kilometre güney doğusundaki Yeşil Köyü’nün Kayadibi Mahallesi köy ormanı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE : Halk arasında “Topal Hacı” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmadığından türbenin tarihi hakkındakesin bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; orijinali Karadeniz’e özgü ahşap yapı şeklinde iken son yıllarda betonarme olarak yeniden inşaa edilmiştir. Türbenin çatısı saç ile kaplı olup, içi ve dışı sıvaüzeri boyadır. İçerisinde 2 adet kabir bulunmaktadır. RİVAYET : Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Samsama Türbesi hakkında çok fazla rivayet bulunmamaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c)izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Salıpazarı, Samsun

Ahmet Dede – Salıpazarı – Samsun

Salıpazarı ilçesine 6 kilometre güney doğusundaki Yeşil Köyü’nün Kayadibi Mahallesindebulunmaktadır. TARİHÇE : Halk arasında “Ahmet Dede” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmadığından türbenin tarihi hakkında kesin bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı şeklinde inşaa edilmiştir. Türbenin çatısı kiremit ile kaplı olup, içerisinde ahşaptan sanduka bulunmaktadır. RİVAYET : Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Ahmet dede Türbesi hakkında çok fazla rivayet bulunmamaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c)izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Salıpazarı, Samsun

Samsama Türbesi

Salıpazarı ilçesine 6 kilometre güney doğusundaki Yeşil Köyü’nün Ay Uşağı Mahallesindeki köymezarlığı içerisinde bulunmaktadır TARİHÇE : Halk arasında “Samsama Türbesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmadığından türbenin tarihi hakkında kesin bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı şeklinde inşaa edilmiştir. Türbenin çatısı kiremit ile kaplı olup, içerisinde ahşaptan sanduka bulunmaktadır. RİVAYET : Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Samsama Türbesi hakkında çok fazla rivayet bulunmamaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c)izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Salıpazarı, Samsun

Yumurta Evliya Türbesi

Salıpazarı ilçesine 4 kilometre kuzey doğusunda Kalfa Köyü’nde köy yolu üzerinde bulunmaktadır.. TARİHÇE : Halk arasında “Yumurta Evliya Türbesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmadığından türbenin tarihi hakkında kesin bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken 1982 yılında Çarşambalı Mehmet SEZGİN tarafından betonarme olarak yeniden yapılmıştır. Çatısı betonarme olan yapının iç ve dışı ahşaptandır. Türbeye ait kabir betonarma ile çevrilmiş üzerinde ahşap sanduka bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Yumurta Evliya Türbesi hakkında çok fazla rivayet bulunmamaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Ladik, Samsun

Şeyh Saadettin Baba

Lâdik’in 6 kilometre doğusunda bulunan Yukarı Gölyazı Köyü’ne ait köy mezarlığı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Şeyh Sadettin Baba” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda betonarme olarak yeniden inşaa edilmiştir. Çatısı kiremit ile kaplanmış olan türbenin dış ve içi sıva üstü boyadır. Türbe 2 bölmeli olup bir bölümü mescid diğer bölümü kabirdir. Türbe içerisinde 1 adet ahşap sanduka bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Horasanlı Şeyh Sadettin Baba Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Mahallinden edinilen bilgilere göre Selçuklu dönemi komutan ve âlimlerinden olan Şeyh Sadettin Baba 7 kardeştir. Anadolu’da İslamiyet’i yaymak için kardeşleriyle birlikte büyük hizmetlerde bulunmuştur. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Ladik, Samsun

Sunullah Paşa – Samsun

Lâdik ilçesi merkez mahallelerinden Bahşi Mahallesi’nde bulunmaktadır. TARİHÇE: Yapıya ait bir kitabe olmadığı gibi kayıtlı bir vakfiyesine de rastlanmamıştır. Bir belgede “Sadullah Paşa Türbesi” şeklinde de kaydedilen yapının adı, diğer bazı belgelerde ve halk arasında “Sunullah Paşa” şeklinde geçmektedir.Yöreyle ilgili araştırmalarda inşa tarihiyle ilgili bir ipucu bulunmayan yapıdan, Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’yle, Hüseyin Hüsameddin’in Amasya Tarihi’nde bahsedilmektedir. M. Tunçel, yapıyı Canik Beyleri devrine, 14. yüzyıl sonu veya 15.yüzyıl başlarına tarihlemektedir. Türbenin plân, mimari, malzeme özellikleri ve cephe düzeni klasik Osmanlı üslubuna yakın durmaktadır. Bunlara bakarak yapının 15. yüzyılın 2. yarısında inşa edilmiş olabileceğini düşünülebilmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; düz bir alanda, batısında komşu bir evin bahçesi, kuzey ve doğusunda sokaklarla çevrili,güneyde ise önü açık bir konumdadır. Türbe iç ve dıştan sekizgen plânlı, kubbeyle örtülü bir gövde ile beşik tonozla örtülü, dikdörtgen şeklinde bir cenazelikten oluşur. Girişin bulunduğu kuzeyde, iki sütunla taşınan bir kapı sundurması yer alır. Sekizgen gövdenin her yüzünde birer pencere açılmıştır. Sekizgen gövdenin kuzeyinde 3.70 m. x 2.15 m.ölçülerinde küçük bir giriş ünitesi yer alır. Kenarlarda 1.20 m.ye kadar yükselen yarım duvarların ortasındaki dört basamak, türbeye çıkışı sağlamaktadır. Duvarlardan hafifçe içe çekilen yüzeylerde açılan pencereler, dikdörtgen bir çerçeveye alınarak vurgulanmıştır. Lokmalı demir şebekelerle muhafaza altına alman açıklıkların etrafında, mermer söveler, üstte ise yekpare taştan kesilmiş sivri kemer görünümlü alınlıklar yer alır. Sivri, kemer içerisine alınan alınlıklar,ince profillerle detaylandırılmış olup, köşelileri mermerdir. Yapının içerisinde hiçbir süsleme unsuru, yazıt ve sanduka yoktur. 1969 yılı rölöve çizimlerinde gövde katında, ortada görülen iki kademeli prizmatik sandukadan bugün eser yoktur. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Ladik, Samsun

Seyyid Ahmed Kebir (k.s.)

Lâdik’in merkez mahallelerinden Şehre Küstü Mahallesi’nde mezarlık içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Seyyid Ahmed-i Kebir” şeklinde anılan türbeye ait Kapı açıklığı üzerinde bir “tecdid”(yenileme) kitabesi bulunur.Kitabenin metni şöyledir:”Evliyü tac-ü tahtın kutbu Şah Abdülhamid / Kim ana olmak diler İskender-i dara mürid Hem anın baş çukadanSeyyid Abdullah Ağa / Hazret-i Nuri Efendizâde ol merd-i reşid Gavs-ı a’zam Şeyh Abdülkadirin dir nesli hem / Seyyid Ahmed hal’e olmuştur nesebde ol hafıd Şimdi anın türbesin himmetle tecdîd eyledi / Beyti ma’mur oldu dirsemdesakın görme ba’id Hak teala hürmetiçün ol veliyy-i ekmelin / Hazret-i şah-ı cihanın ömrünü kılsun mezid Halemuhtaç oldu mahza kal birle eyleme / Bu mücedded türbenin seridesin güftü şenid Zihniya ‘uryan-ı sevb kalehu yaztarihini / Seyyid Ahmed hale gel nev türbedir lebsi cedid.”Kitabenin son satırında “uryan-ı sevp” ifadeleriyle, ebcedusulünde, 1192 tarihi düşürülmüştür.Yapının çeşitli kaynak ve yayınlarda “Seyyid Ahmed-i Kebir Türbesi” adıyla bilinmesine karşılık kitabede, türbedemedfun şahsın “Seyyid Ahmed” şeklinde geçtiğine dikkat çekmektedir. Seyyid Ahmed-i Kebir’in; tarikatın kurucusu olarak bilinen Ahmed er- Rıfaî’nin torunlarından veya halifelerinden olabileceğini ifade ederek, tarikatın Anadolu’da ilk kurucularından 1240-1335 tarihleri arasında yaşamış olduğu varsayılırsa ilk yapının, 14. yy başlarına kadar gittiği düşünülebilir.Kitabeden yapının Sultan I. Abdülhamid döneminde (1774-1789)Sultan’ın baş çukadan Nuri Efendi oğlu SeyyidAbdullah Ağa tarafından 1778’de yenilendiği anlaşılmaktadır.Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan H. Zilhicce 1294 / M. 1877 tarihli bir belgede yapının “… Lâdik kazasındamedfun es- Seyyid Ahmed el-Ekber Zaviyesi’ne…” şeklinde anıldığı görülmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; duvarlarla çevrili büyük bir hazire içinde etrafa hâkim yüksekçe bir alanda bulunmaktadır. Yapı, içten bağdadi tavan, dıştan dört omuz kırma çatıyla kapatılmış kare şeklindeki asıl mekân ilebunun önündeki küçük kapı revakından oluşmaktadır.Bir sıra düzgün kesme taş, üç sıra tuğla olmak üzere almaşık düzende örülen duvarların doğusunda bir kapı açıklığı,diğer cephelerde blok kesme taşlarla çevrelenmiş dikdörtgen açıklıklı, birer mazgal pencere yer alır. Birbirinin aynısı olan pencerelerin üzerinde, hafifçe içe çekilmiş sivri kemerli alınlıklar görülür. Kilit taşıyla birlikte üzengi hizasında kemse taş, diğer kesimlerinde tuğla kullanılan alınlıkların içi, yatay tuğla dizileriyle yalın bırakılmıştır. Son dereceyalın tutulan duvarlardaki hareketli tek unsur almaşık örgü ve pencerelerdir. Duvarların üzerinde 1.00 m. kadartaşırılan saçaklarıyla, yakınlarda elden geçirilen yeni kiremitlerle kaplı kırma çatı yükselmektedir.Giriş cephesi küçük bir kapı revakıyla hareketlendirilmiştir. Muhdes betonarme kaidelere gömülü iki ahşap direkletaşman bağdadi kemerler üzerinde, içten düz tavan, dıştan ana çatının uzantısıyla örtülen, geniş saçaklı kapı revakı,1994 yılından sonra yenilenmiştir. Orijinalde ortası yuvarlak, alt ve üst kesimi köşelerden pahlı kare şeklindekidirekler, revakın diğer kesimlerinde olduğu gibi, lambriyle kaplanmıştır. 1994’da sıvası kısmen dökülmekle birliktebağdadi kemerler ve tavanın iç yüzünde görülen kalem işi nakışlar, son onarımda yok edilmiştir. Nakışlarda çeşitlikartuşlar, yıldız ve papatya benzeri beş yapraklı kırmızı çiçeklerle donatılmış, zarif dal ve yapraklar görülmekteydi.Tavamn ortasında kırmızı konturlarla çevrili, yeşil bir göbekten dağılan stilize, iri kıvrık dal ve yapraklar, saçakaltında, mızrak ucu şeklinde bir kompozisyon görülmekteydi. Altın sarısı, kırmızı ve yeşilin görüldüğü geç devirbatılılaşma modasını yansıtan kompozisyonların benzerleri, yapıyı içten örten bağdadi tavanda mevcuttur.Doğu cephenin ortasına yerleştirilen kapı, duvardan hafifçe ileri taşırılmıştır. Kapı açıklığını örten basık kemerin kilittaşında yer alan gül bezeğin, buraya sonradan tutturulduğu düşünülebilir. Kapının türbenin içine bakan yüzü, yalınbir sivri kemerle kapatılmıştır. Ahşap kapı kanatlan yenidir. Türbenin içine girildiğinde girişe yakın sırada dört,bunların ilerisinde üç olmak üzere yedi sandukayla karşılaşılır. Son derece yalın tutulan duvarların sıvası yenidir.Ahşap dörtgen bir çerçeve içerisine alınarak kalem işi nakışla bezenen küçük bir kesim, duvarlardaki süslü tekunsurdur. Üçayaklı altın sarısı renkte sehpayı andıran bir mobilya tasviri üzerinde, altı yeşil, üstü beyaz bir kavukresmedilmiştir. Kavuğun üstünde, yarı natüralist tarzda, karşılıklı simetrik, çiçek ve yapraklarla bezeli bir kıvrık dalgörülmektedir. Koyu yeşil bir perde motifleriyle kompozisyon tamamlanmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Seyyid Ahmed-i Kebir Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içindeAllah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Evliya Çelebin’in ifadelerine bakarak yapının birRufai Tekkesi dâhilinde olup, bundan başka bir takım yapıların daha bulunabileceği, ancak sadece türbenin günümüze ulaştığı sonucu çıkarılabilir. Nitekim türbenin içinde bulunduğu duvarlarla çevrili büyükçe bir hazireyide içine alan avluda, biri dış kapıda, diğeri türbeye çıkan basamaklı yolun sağ başında olmak üzere, iki çeşme kitabesi bulunmaktadır. Her ikisi de şimdiki yerlerine sonradan konulan kitabelerin 1778 yılındaki tecditle ilgili olup, tekkekompleksi dâhilinde olabilecekleri görülmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Ladik, Samsun

Seyfi Dede – Samsun

Lâdik’in 12 kilometre doğusundaki Mazlumoğlu Köyü’nün mezarlık yanı mevkiinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Seyfi Dede” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. Ancak 1180 tarihinde şehit olduğu rivayet edilen Gül abdal Er Rufai ile kardeş olduğu doğru kabul edilirse aynı türbenin çağdaş dönemlerde yapılmış olabileceği söylenebilir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Köyün doğusunda, köy tüzel kişiliğine ait 127 ada, 142 parseldeki mezarlık içinde yer alan Türbe Cumhuriyet dönemine aittir. Türbe; Tek katlı, dikdörtgen planlı basit bir yapıdır. Temeli taş kaideler üzerine oturtulmuş ahşap hatıllardan oluşmaktadır. Duvarlar tuğla ve briketten yapılmıştır. Yapım üstü beşik çatı ve kiremitle örtülüdür. Çandaki alınlık ahşapla kapatılmış, beden duvarları da ahşapla desteklenmiştir. Türbenin içinde iki adet sanduka mezar bulunmaktadır. Sandukalar muhtemelen sonradan tuğladan tapılmış ve kırmızıya boyanmıştır. Türbenin duvarlarında boydan boya ciddi çatlaklar mevcut olup yıkılma tehlikesi arz etmektedir. RİVAYET : Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Seyfi Dede Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Mahallinden edinilen bilgilere göre Seyfi Dede kardeşleri Gül abdal Er Rufai ve Kara abdal gibi Selçuklu kumandanlarından ve İslam âlimlerinden dir. Seyfi Dede Türbesi geniş bir alana sahip olduğundan halk tarafından mesire yeri olarak da kullanılmaktadır. İnanışa göre Türbe çevresinden dışarıya hiçbir şey çıkarmamak şartıyla piknik yapılmakta, kurban kesilmektedir. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak,hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Seyfi Dede Türbesi ayrıca kurak zamanlarda yağmur duası öncesi ziyaret edilmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Ladik, Samsun

Kara Abdal

Lâdik’in 27 kilometre doğusunda Kara Abdal Köyü’ne ait köy mezarlığı içerisinde bulunmaktadır.Burada yatan Kara Abdal adıyla bilinen zatın ismine binaen bulunduğu köye aynı ad verilmiştir. TARİHÇE: Halk arasında “Kara Abdal” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında kesin bilgi edinilememektedir. Ancak Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde Türbe’nin olduğu bölgede Kara Abdal Zaviyesinin de bulunduğu ve 1733 yılında buraya yapılan meşihat ve zaviye-darlık atama yazısında Şeyh İbrahim’in zaviyeye 100 yıl boyunca hizmet ettiği belirtilmektedir. Seyahatnamedeki yazıdan Kara Abdal Türbesi’nin 1633 yılında dahi var olduğu ve buradaki zaviyenin faal bulunduğu anlaşılmaktadır. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda betonarme olarak yeniden inşaa edilmiştir. Çatısı kiremit ile kaplanmış olan türbenin dış ve içi sıva üstü boyadır. Türbe iki gözlü olup, girişte mescit bulunmaktadır. Türbe içerisindeki diğer gözde ise mermerden sanduka bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Kara Abdal Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c)izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Hasta olarak genellikle sara ve felç hastaları türbeyi ziyaret etmekte ve Allah’tan (c.c) şifa ummaktadır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Ladik, Samsun

Gül Abdal Er Rufai

Lâdik’in 12 km kadar doğusunda yer alan Hamit Köyü’nün Tekke Altı Mahallesi’nde köy mezarlığı içerisinde bulunmaktadır TARİHÇE: Halk arasında “Gülabdal Er-Rufai” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında kesin bilgi edinilememektedir. Ancak rivayetlere göre Seyfi Dede ve Karaabdal ile kardeş olduğu söylenmektedir. Selçuklu kumandanlarından olduğu rivayet edilen Gülabdal’ın 1180’li yıllarda şehit düştüğüve türbenin bu tarihlerde yapıldığı ileri sürülmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Orijinali Karadeniz’e özgü ahşap olan Türbe; son yıllarda yeniden yapılmıştır. Türbe kubbeyle örtülü bir gövde ile L şeklinde betonarme olarak inşaa edilmiştir. Gövdenin her yüzünde birer pencere açılmıştır.Türbe girişinde hol ve mescit bulunmakta, mescidin arka tarafında ise kabir bulunmaktadır. Kabir ahşap sandukalıdır. Duvarlar ve kubbe ayet işlemelerle süslüdür. Binanın dışı doğal taş ile örülüdür. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Seyfi Dede Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Rivayetlere göre Seyfi Dede ve Kar aabdal ile kardeştir. Rivayete göre Gül abdal Er Rufai ve kardeşleri Selçuklu kumandanlarından ve âlimlerindendir. Gül abdal 1180’li yıllarda şehit düştüğü de bir başka rivayettir. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Ladik, Samsun

Dikilitaş Türbesi – Samsun

Türbe; Lâdik’in merkez mahallelerinden Şehre küstü Mahallesinde Seyit Ahmed-i Kebir Türbesinin hemen aşağı tarafında bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Dikili Taş” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; kare planlı olup, içten basık bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe dıştan kırma dört omuz çatı ile kapatılıp kiremit kaplamalıdır. Yapının etrafını çevreleyen U şeklinde bir avlusu olup avluya batı tarafta yer alan kemerli bir düzenlemeye sahip kapıdan girilmekte ve kapı aksında bir adet çeşme yer almaktadır. Ayrıca, türbenin güneyinde avlu içerisinde yapıya ismini veren yekpare mermerden oluşan bir dikili taş yer almaktadır. Yapı düzgün kesme taştan yapılmış olup, oldukça sağlam bir vaziyettedir. Batı duvarda yer alan iki adet yuvarlak kemerli pencere ile aydınlatılan türbenin içerisinde iki adet sanduka yer almaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Dikili Taş Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Dikilitaş türbesi ile ilgili rivayetlere göre “74 Barış Harekâtı sırasında Dikilitaş Türbesi ve Seyyid Ahmed-i Kebir Türbeleri kapılarını ziyaretçilere kapatmışlar. Harp başladığı sıralarda Lâdik üzerinden büyük bir ışık demeti gürültülü bir şekilde Kıbrıs’a doğru uçup gitmiş. Halk bu mübarek kişilerin savaşa, askerlere siper olmaya gittiklerini söyler. Harp sırasında iki Rum askeri arasında şöyle bir konuşma geçtiği söylenmektedir: ‘Biz Türkordusunu önlerindeki aksakallılar yüzünden yenemiyoruz.” Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Ladik, Samsun

Sarı Kız – Samsun

Lâdik’in 6 kilometre Güneydoğusunda yer alan Çakır Gümüş Köyü’nde Dorcuk mevki içerisinde tepeüzerinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Sarı Kız” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda betonarme olarak yeniden inşaa edilmiştir. Çatısı betonarme olan türbenin dış ve içi sıva üstü boyadır. Türbe içerisinde 1 adet ahşap sanduka bulunmaktadır. Türbe içinde bulunan ağaç betonarme bina yapılırken kesilmediğinden, türbenin içindeki ağaç çatıdan gökyüzüne doğru yükselmektedir. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Hasan Paşa Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbenin sarp bir tepenin üzerinde bulunması ve etrafının sık ağaçlıklarla kaplı olması türbenin gizemini arttırmaktadır. Mahallinden edinilen bilgilere göre Tıpkı Altın Kızlar Türbesi’nde olduğu gibi yöre insanının sabah namazlarına kalktığında türbe etrafında altın sarısı saçları olan genç bir kızın abdest aldığını görmesi, burivayetlerin çokluğu nedeniyle türbeye Sarı Kız Türbesi denmekte. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Hasta olarak genellikle çocuğu olmayanlar türbeyi ziyaret etmekte ve Allah’tan (c.c) kendilerine hayırlı evlat vermesini ummaktadır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Ladik, Samsun

Hasan Paşa – Samsun

Lâdik’e 6 kilometre Güneydoğusunda yer alan Çakır Gümüş Köyü’ne ait köy mezarlığı içerisinde bulunmaktadır.. TARİHÇE: Halk arasında “Hasan Paşa” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda betonarme olarak yeniden inşaa edilmiştir. Çatısı betonarme olan türbenin dış ve içi sıva üstü boyadır. Türbe içerisinde 1 adet ahşap sanduka bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Hasan Paşa Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Mahallinden edinilen bilgilere göre Hasan Paşa Selçuklu veya Osmanlı kumandanlarından dır. Bu bölgede şehit düşmüştür. Aynı zamanda Allah dostu bir zat olması nedeniyle türbesi bulunmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Hasta olarak genellikle sinir ve ruh hastalar türbeyi ziyaret etmekte ve Allah’tan (c.c) şifa ummaktadır. Yöre halkı türbe ziyaretinde bölgedeki ağaçlardan dal parçaları koparmakta, dal parçası kuruyana kadar hastanın şifa bulacağına inanmaktadır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Ladik, Samsun

Ahmet Efendi – Samsun

Lâdik’in 6 kilometre Güneydoğusunda yer alan Çakır Gümüş Köyü’nde dibek kıyısı mevkii içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Ahmet Efendi” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda betonarme olarak yeniden inşaa edilmiştir. Çatısı betonarme olan türbenin dış ve içi sıva üstü boyadır. Türbe içerisinde 1 adet ahşap sandukab ulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Ahmet Efendi Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Mahallinden edinilen bilgilere göre Ahmet Efendi Özbekistan’ın Buhara kentinden Lâdik’egelmiş Allah dostu bir zattır. Sünnete ve Kuran’a bağlı bir yaşam süren ve çevresinde büyük etkiler bırakan Ahmet Efendi’nin türbesinin bulunduğu alanda İslam inancına muhalif hareketler yapanların başlarına çeşitli belalar gelmesi ve rahatsız edici derecede ses çıkaranların da bu musibetlerden pay alması nedeniyle Türbeye büyük saygı gösterilmektedir. Örneğin bölgede Ahmet Efendi Türbesi’ni rahatsız etmemek için davul çalınmamakta, kimse davulgibi sesli çalgılar çalmaya bile teşebbüs etmemektedir. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Hasta olarakgenellikle yanığı bulunan hastalar türbeyi ziyaret etmekte ve Allah’tan (c.c) şifa ummaktadır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Ladik, Samsun

Altın Kızlar Türbesi

Lâdik’in 17 kilometre Kuzeybatısında bulunan Çadırkaya Köyü’nün merkezinde yer almaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Altın Kızlar Türbesi” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. Ancak mezar taşlarından türbenin Anadolu Selçuklu döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda yıkılarak doğal taşlarla çevrilmiştir. Türbe içerisinde 2 adet Selçuklu dönemine ait kabir bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Altın Kızlar Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Mahallinden edinilen bilgilere göre bölgede yaşayanlar sabah namazı için kalktıklarında türbelerin çevresinde gezen sapsarı saçlı, ay gibi parlak 2 genç kız görmektedir. Türbe’nin etrafında dolaşan sarı saçlı genç kızların birçok kişiye görünmesi nedeniyle yöre halkı burada bulunan türbelere Altın Kızlar Türbesi ismini vermişlerdir. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, çocuğu olmayanlar içinde Allah’ın (c.c)izni ile evlat sahibi olmak umuduyla ziyaret edilmektedir Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Ladik, Samsun

Kötekli Türbesi – Samsun

Ladik’in 4 kilometre Doğusunda Ladik- Amasya yolunun solunda yer alan Aşağıgölyazı Köyü’ne ait köymezrası içerisinde tepe üzerinde bulunmaktadır.. TARİHÇE: Halk arasında “Kötekli” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda betonarme olarak yenideninşaa edilmiştir. Çatısı betonarme olan türbenin dış ve içi sıva üstü boyadır. Türbe içerisinde 1 adet ahşap sanduka bulunmaktadır. Türbenin çevresinde 3 büyük pelit ağaç bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Kötekli Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Dört tarafı tarla içerisinde bulunan Türbe’nin isminin Kötekli olması, türbeye saygıda kusuredenlerin başlarına çeşitli belalar gelmesinden kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Yılın en sıcak zamanlarında bileTürbe’nin bulunduğu alanın şiddetli rüzgârlarla serin halde olması Türbe’ye ayrı bir gizem katmaktadır. Türbe’ninçevresindeki alan ise köylüler tarafından Türbede medfun bulunan zatı rahatsız etmemek için ekilmemektedir.Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Ladik, Samsun

Seyyid Zeynel Abidin Rufai

Lâdik ilçesinin 11 kilometre kuzeyinde bulunan Ahmet Saray Köyü’nün Kümbetler mevkiinde köymezarlığı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE : Halk arasında “Seyyid Zeynel Abidin Rufai ” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. Ancak Ladik merkezde bulunan Seyyid Ahmet-i Kebir ile kardeş olması, türbedeki mezar taşlarının Samsun Seyyid Kutbiddin türbesi ile çağdaş olması göz önüne alındığında 1300’lü yıllarda türbenin yapıldığını söyleyebilmekteyiz. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: İki ticari kervan yoluna sahip olan Ahmet Saray Köyü’ndeki Türbe; ilginç bir betonarme örneği ile diğer türbelerden ayrılmaktadır. Üç ayak üstü yarı açık oval şeklinde betonarme olarak inşaa edilen türbedeki kabir eski mezar taşlarıyla çevrili. Mezardaki sütun başka yerden taşınmış ancak üstünde duran taş tamamen Selçuklu mezar taşları geleneğinde Samsun Seyyid Kutbiddin ve Konya mezar taşları ile paralellik göstermektedir. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Seyyid Zeynel Abidin Rufai Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Ladik merkezdeki Şehreküstü Mahallesi’nde Türbesi bulunan meşhur SeyyidAhmet-i Kebir’in kardeşi olması dolayısıyla ilim yönünden çok iyi bir eğitime sahip, üstün sıfatlarda bir veli olduğu rivayetlerini kuvvetlendirmektedir. Birçok talebeye sahip bulunması ve Rufai tarikatının Anadolu’daki öndetemsilcilerinden olması Seyyid Zeynel Abidin Rufai’nin türbesini önemli kılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-iİlahi için veli ziyaretinde bulunmak hasta olanlar içinde şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Hasta olarak genellikle felçli hastalar türbeyi ziyaret etmekte ve Allah’tan (c.c) şifa ummaktadır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Ladik, Samsun

Horasanlı Ahmed Ceylani

Kavak’ın 8 kilometre Kuzeydoğusunda yer alan Tekke Köyü’ne ait Tekke Köyü Camisi’nin arkasında bulunmaktadır. Köy ismini Horasanlı Ahmet Ceylani’nin Tekkesinden almıştır TARİHÇE: Halk arasında “Horasanlı Ahmet Ceylani” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda yıkılarak dört tarafı dikdörtgen şeklinde doğal taşlarla çevrilmiştir. Türbenin içindeki mezar ise betonarme üzeri mermer ile kaplanmıştır. Türbe içerisinde ağaçlar bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Horasanlı Ahmet Ceylani Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Ahmet Ceylani Nakşibendi şeyhi olup İslamiyet’e hizmet etmek için geldiği Erzurum Horasan ilçesine nispetle anılmaktadır. Köyde ahşaptan yaptığı cami ve tekkesi günümüze ulaşmamış, ancak köyünismi Tekke Köy olarak kalmıştır. Türbesi halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlariçinde şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Hasta olarak genellikle felçli hastalar türbeyi ziyaret etmekte veAllah’tan (c.c) şifa ummaktadır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Kavak, Samsun

Mahmut Bey – Samsun

Kavak’ın 19 kilometre Kuzey Doğusunda yer alan Mahmutlu Köyü merkezinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Mahmut bey” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ : Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; dört tarafı dikdörtgen şeklinde betonarme üstü tel çit ile çevrilidir. Türbenin içinde sanduka bulunmamakla birlikte türbeye ait mezar 1 metre yüksekliğinde beton ile çevrilmiştir. Türbenin içerisinde ağaçlar yer almaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Mahmut Bey hakkında pek fazla rivayet bulunmamakla birlikte bu köye türbede yatan zata hürmeten Mahmutlu denilmiştir. Rivayete göre türbe köyeyapılan asfalt yolun üzerinde olmasına rağmen iş makinalarının türbenin bulunduğu alanda arızalanmaları nedeniyle köy yolu türbenin çevresinden geçmek zorunda kalmıştır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Kavak, Samsun

Demir – Temür Bey – Samsun

Kavak’ın 17 kilometre Kuzeyinde yer alan Bekdemir Köyü’ne ait köy mezarlığı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Demir/ Temür Bey” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. Ancak bölge tarihi göz önüne alındığında türbenin Danişmenttiler dönemine ait olduğu sanılmaktadır. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; dört tarafı dikdörtgen şeklinde 70 santimetre yüksekliğinde duvar ile çevrilidir. Türbenin içinde sanduka bulunmamakta, mezarın üstünde ağaçlar yeralmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Demir/ Temür Bey hakkında pek fazla rivayet bulunmamakla birlikte Temür Bey’in Danişmenttiler döneminde bölgede fetih hizmetlerinde bulunmuş gazi komutanlardan bir bey olduğu ileri sürülmektedir. Köy içindeki caminin de bu mezarlığın yanında olduğu sonyıllarda caminin türbenin yanından alınarak köy içerisine taşındığı belirtilmektedir. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Kavak, Samsun

Cehrilik Türbesi

Kavak’a 3 kilometre güneyinde bulunan Yukarı Çirişli Köyü’nün girişinde yer almaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Cehrilik” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ : Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; dikdörtgen yarı açık şeklinde doğal taşlardan inşaa edilmiştir. Türbenin içindeki mezarın içi ve çevresi ısırganlar ve ağaçlarla kaplanmıştır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Cehrilik hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c)izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Hasta olarak genellikle baş ağrısı çekenler türbeyi ziyaret etmekte ve Allah’tan (c.c) şifa ummaktadır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Kavak, Samsun

Şeyh Resul – Samsun

Kavak’a 25 kilometre doğusunda yer alan Şeyh Resul Köyü’ne ait su deposunun arka tarafındabulunmaktadır. Burada yatan Şeyh Resul adıyla bilinen zatın ismine binaen bulunduğu köye aynı ad verilmiştir TARİHÇE: Halk arasında “Şeyh Resul” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; dikdörtgen yarı açık şeklinde mermerden inşa edilmiştir. Dışı ağaçlık olan türbenin çevresi demir kazık ve dikenli teller ile çevrilidir. İçindeki mezar ise doğaltaşlarla kaplanmıştır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Şeyh Resul hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Şeyh Resul’ün yaşadığı dönem ve kimliği konusunda bir belgeye rastlanmamakta ve medresesinin varlığından başka bir şey bilinmemektedir. Ancak Şeyh Resul’ün öğretisinin temelini Horasan da aramak yanlışolmayacaktır. Şeyh Resul’ün Hoca Ahmet Yesevî Felsefesinin Anadolu’ da ki uygulayıcılarından bir Eren olduğu,bölgedeki Medrese merkezli külliyesinde hizmet verdiği muhakkaktır. Mahallinden edinilen bilgilere göre ŞeyhResul, altı öğrencisi ile birlikte bölgeyi düşmanlara karşı savunurken şehit olmuştur. Kendisi ve öğrencilerininmezarları köyü çevreleyen yedi tepe üzerinde olup her birinin mezarı çevrilerek ziyaretgâhlar haline getirilmiştir.Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Kavak, Samsun

Evliya Türbesi – Samsun

Kavak’a 25 kilometre doğusunda yer alan Şeyh Resul Köyü’nün girişinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Evliya” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; dikdörtgen yarı açık şeklinde betonarme olarak inşa edilmiştir. Türbenin içindeki mezar doğal taşlar ile kaplanmıştır. Türbe içerisinde irili ufaklı ağaçlar bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Evliya Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Rivayete göre Türbe; köye adını veren Şeyh Resul’ün talebelerinden olan İslam Âlimine aittir. Türbehalk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde şifa bulmak umuduyla ziyaretedilmektedir. Hasta olarak genellikle sarılık hastaları türbeyi ziyaret etmekte ve Allah’tan (c.c) şifa ummaktadır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Kavak, Samsun

Şeyh Abdullah – Samsun

; Kavak’ın 25 kilometre doğusunda yer alan Şeyh Resul Köyü’nde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Şeyh Abdullah” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; dört tarafı dikdörtgen şeklinde 1 metreyüksekliğinde taş duvarla çevrilmiştir. Türbenin içindeki mezarda doğal taşlar ile kaplanmıştır. Türbe içerisinde 1adet ağaç bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Şeyh Abdullah Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Rivayete göre Türbe; köye adını veren Şeyh Resul’ün talebelerinden olan Abdullah adlıİslam Âlimine aittir. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Hasta olarak genellikle sarılık hastaları türbeyi ziyaret etmekte ve Allah’tan (c.c) şifa ummaktadır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Kavak, Samsun

Hatip Hoca – Samsun

Kavak’ın 10 kilometre Kuzeybatısında yer alan Bey Köyü’nün merkez camii önünde bulunmaktadır TARİHÇE: Halk arasında “Hatip Hoca” şeklinde anılan türbede medfun bulunan Sadık Hoca’nın oğlu Hatip Hoca 1842 tarihinde vefat etmiştir. Türbesi de bu yıllarda yapılmıştır. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Orijinali Karadeniz’e özgü ahşap yapı iken Türbe ve yanındaki cami yıkılarak yeniden yapılmıştır. Türbe camiyi yapanların hesap hatası nedeniyle cami merdivenlerinin dibinde yer almaktadır. Türbeyeait mezar camide de kullanılan mermer ile çevrilmiştir. Başucunda bulunan eski mezar başlığı mermer kaplamanın içerisinde korunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Hatip Hoca Nakşibendi şeyhidir. Rivayet odurki talebelerine eğitim verebilmek ve insanları irşat edebilmek için dağdan kendi kestiği ve geyiklere taşıttığı ağaçlarile cami ve Tekke yapmıştır. Köy merkezine yaptığı tekkede halkı irşat etmek ve talebe yetiştirmekle meşgul olmuştur. Hatip Hoca’nın büyük emekler vererek kendi elleriyle yaptığı cami bugün yıkılmış yerine betonarme cami yapılmıştır. Ahşaptan yapılma Tekkede yıkılmış ve yerine betonarme ev yapılmıştır. Hatip Hoca yöre halkı tarafından Allah’ın rızasını kazanmak için ziyaret edilmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Kavak, Samsun

Hacı Hatun – Samsun

Samsun’un İlkadım İlçesi Kale Mahallesi’nde Saathane Meydanının 100 Metre kadargüneyinde yer almaktadır. TARİHÇE: Yapımın inşa kitabesi yoktur. Kayıtlı bir vakfiyesi de bulunmayan caminin kapısı üzerinde bulunan Latin harfli yeni bir yazıtta 1113 tarihi geçmektedir. Miladi 1701-02 yılına denk gelen bu tarih, bir araştırmada 1697 olarakyazılmış ve yöreyle ilgili birçok yayında, yapının inşa tarihi olarak kaydedilmiştir. 459 Hiçbir belgeye dayanmayan ve muhtemelen 1976 yılı civarındaki tamirde konulan bu yazıta temkinli bakılmaktadır. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan H. 1280 / M. 1863-64 tarihli bir belgeden 460 yapının tamir ve inşasının gerektiği görülmektedir. H. 18 Cemaziye’l-ahir 1276 / M. 1859-60 tarihli bir başka belgede “Çarşamba kasabasından Hazinedârzâde müteveffa Osman Paşa’nın halilesi Hace Hatun” şeklinde geçen şahsın, yapının banisi olması muhtemeldir. HazinedârzâdeOsman Paşa’nın 1841’de vefat ettiğine bakarak, eşi Hacı Hatun’un camiyi 19. yüzyılın ilk yarısında yaptırmışolabileceği düşünülebilir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan tarihsiz bir belgede camiye ait vakıflargörülmektedir. Cami, 1976-77 yılı eklemeleriyle orijinal görünümünden bir hayli uzaklaşarak modern bir görünüm almıştır. Tek kubbeli yapının önünde, vaktiyle bir son cemaat yerinin olduğu, bilinmeyen bir tarihte yıktırıldığı anlaşılmaktadır. Yakın zamanlarda elden geçirilen cami, aynı fonksiyonunu sürdürmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Kuzeyde sokağa açılan, diğer yönlerde bitişiğindeki binalarla sarılan cami, hem iç hem de dışta, orijinal görünümünden neredeyse hiçbir şey kalmaksızın günümüze ulaşmıştır. Yapı tek kubbeli olup, ayrıtlı tromplarla geçilen sekizgen kasnaklı bir kubbeyle örtülüdür. Kare şeklindeki harimin kuzeybatı köşesinde bugün bir minare bulunur. Bir araştırmada duvarların “kesme taş ve tuğla hatıllı” olduğu belirtilmektedir. Yapı dışına yansıyan tromplar ve sekizgen kasnak duvarlardan hafifçe çekilmiştir. 1985’e kadar kiremitle kaplı olduğu anlaşılan kubbe şimdi kurşunla kaplıdır. Kubbe kasnağı duvarlara oranla biraz yüksek tutulmuştur. Bir hayli küçük tutulan, mahallemescidi görünümündeki yapının kuzeybatı köşesinde yer alan minare, kare şeklinde bir kaide üzerindeyükselmektedir. Minare yolu ve basamaklarında ilk on beş kadar basamağın orijinal, bunun yukarısındaki otuzcivarındaki basamağın yeni olduğunu tespit edilmiştir. Bu durum, minarenin muhtemelen 1943 depreminde yıkıldığıbu tarihten sonra yenilendiğine işaret sayılabilir. Duvarların üzerinde, kasnağın yukarısına kadar yükselen kaideninüzerindeki kalın bir silmeyle, kısa tutulan papuçluğa geçilmektedir. Silindirik gövdenin alt kesimindeki kalın silmeninyukarısındaki kesimler betonarme olup yenidir. Duvarlarda toplam altı pencere açılmıştır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 İlkadım, Samsun

Açıkbaş Ömer Efendi

Samsun İlkadım İlçesi Kökçüoğlu Mahallesi’nde, 100 Yıl Bulvarı üstündeki Kökçüoğlu (Seyyid Kutbeddin)Mezarlığı içerisinde, Çifte Hamam Caddesi tarafında bulunmaktadır TARİHÇE: İnşa kitabesi bulunmayan türbede Nakşibendi Şeyhlerinden Ömer Şevki ALTUNİÇ’in(Acık Baş Ömer Efendi)medfun olduğu bilinmektedir. Hakkında yeterli bilgi sahibi olunamamakla birlikte Açık Baş Ömer Efendi’nin 1877yılında doğduğu 1950 yılında vefat ettiği mezarının başucundaki mermerde yazılı bulunmaktadır. MİMARİ ÖZELLİKLERİ : Kökçüoğlu (Seyyid Kutbeddin) Mezarlığı içerisinde bulunan türbe kareye yakın dikdörtgen şeklinde yarı açık betonarmedir. Türbe duvarlarının üstü mozaik olup demir parmaklıklarla çevrilidir. Türbeye ai tmermerden iki başlık bulunmaktadır. HİKÂYESİ: Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ileşifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 İlkadım, Samsun

Seyyid Kutbiddin

Türbe şehir merkezinde Kökçüoğlu Mahallesi’nde, 100 Yıl Bulvarı üstündeki Kökçüoğlu (Seyyid Kutbeddin)Mezarlığı içerisinde, aynı adlı caminin kıble bitişiğinde bulunmaktadır. TARİHÇE: İnşa kitabesi bulunmayan türbede Şeyh Seyyid Kutbeddin’in metfun olduğu bilinmektedir. Hakkında yeterli bilgi sahibi olamadığımız Seyyid Kutbeddin’in türbesinin, ölümünden sonra kendisi adına yanındaki camiyle birlikte 1895 yılında Hazinedar Süleyman Paşa’mn torunu Memduh Bey tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.Yanındaki camiyle birlikte 1971-72 yıllarında belediye tarafından, onarılan türbe orijinal görünümünü büyük ölçüde yitirmiştir. Şeyh Seyyid Kutbeddin’ine atfedilen ahşap sandukalar yenidir. Bazı yerel yayınlarda kaynak gösterilmeksizin Şeyh Seyyid Kutbeddin’in mezanndaki H. 15 Safer 722 (M. Şubat 1322) tarihi bulunduğu belirtilirse de bugünkü mezarda böyle bir kayıt yoktur. MİMARİ ÖZELLİKLERİ : Kareye yakın dikdörtgen şeklindeki türbe içten ahşap beşik tonoz, dıştan tek eğimli çatıyla örtülüdür. Türbenin girişi doğuda olup, cenazelik katı bulunmamaktadır. Türbenin güneydoğu köşesinde, içeriyedoğru taşıntı yapan minare kaidesi yanındaki camiye aittir. Yapının içinde zeminden tavana kadar görülen çiniler vekon trplaklarla kaplı ahşap tonozun yüzeyindeki kalem işi nakışlar ve ahşap sanduka 1970’li yıllarda yapılan onarımdan kalmadır. RİVAYET : Rivayetlere göre Bu türbede metfun bulunan Seyyid Kutbeddin büyük İslam din âlimi ve mücahitlerindendir. Gavs-l Azam adıyla anılan ve Şeyh Seyyid Abdülkadiri Geylani (1078-1166) (k.s.) hazretlerinintorunudur. Babası Muhyi-üd-din’dir. İslam ordularına manevi fütuhat öncülüğü yapan sayısız şeyhlerle birlikteBizans sınırlarına kadar gelmiş ve oradan da Samsun’a geçerek bu gölgeye yerleşmiştir. Seyyid Kutbeddin’in birkardeşi, Tekkeköy’de Zeynuddin Camii mezarlığında metfun Şeyh Seyyid Yusuf Zeynuddin, diğer kardeşi iseÇarşamba ilçesinde Ahubaba Köyü merkezindeki Şehitlik içerisinde bulunan Seyyid Semail (İsmail) Baba’dır. Türbehalk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 İlkadım, Samsun

Halil Dede – Samsun

Samsun’un İlkadım ilçesi Kökçüoğlu Mahallesi’nde, 100 Yıl Bulvarı üstündeki Kökçüoğlu (SeyyidKutbeddin) Mezarlığının kuzeybatı tarafında Çifte Hamam Caddesi tarafında bulunmaktadır. TARİHÇE : Samsun’un Milli Mücadele tarihinde önemli bir yer tutan ve kaybolmak üzere olan Sadi Tekkesi hakkındaçok fazla rivayet olmamakla birlikte, tekke hakkında Sadi Tekkesi Şeyhi Halil Oğlu Şeyh Hacı Mehmet Mehdi Efendi’nin vakfiyesine de ulaşıldığı, şeyhin tekkeyi evi ve balık pazarında bulunan dükkanları vakıf eylediği Samsunlu Araştırmacı Yazar Baki Sarısakal’ın 2000 yılından itibaren sürdürdüğü çalışmalar sonucunda gün yüzüne çıkmıştır.Sadi Tekkesi’nin Şeyhi Hacı Mehmet Mehdi Efendi’nin babası ve dergâhın 1901 yılında vefat eden önceki şeyhi HalilDede’ye ait türbede Tekke’nin içerisinde bulunmaktadır. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Sadi Tekkesi 2 katlı bir bina olup, hali hazırda harap vaziyettedir ve Samsun BüyükşehirBelediyesi tarafından onarıma tabi tutularak yenileme yapılacak eserler arasında yer almaktadır. Tekke şeyhlerindenHalil Dede’nin türbesi ise Tekkenin bahçesinde yer almaktadır. Türbe bahçe içerisinde 1,5 metre yüksekliğinde üstüaçık betonarme olarak inşa edilmiştir. Türbenin içerisindeki kabre ait mezar taşları ve taş sarık yerinden sökülmüşancak Tekke’nin alt katında bulunmuştur. Mezar taşında Osmanlıca olarak “Hacıbey oğlu Halil Dede ölüm tarihi1317 (1901) yazmaktadır. Sadi Tekkesi Şeyhi Hacı Mehmet Mehdi Efendi’nin torunu Samsunlu şair merhum Ruhi Göktekin, 2004 yılında Sadi Tekkesi’nin bulunduğu yerde yapılan incelemelerde türbeyi doğrulamıştır. HİKÂYESİ: Samsun Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin, milli mücadele yıllarında Erzurum ve Sivas Kongreleri sonucunda seçilen Heyeti Temsiliye ile irtibatı İngiliz baskısına aldırmadan gizli gizli bir araya gelerek sağladığı Sadi Tekkesi’nde sağlanmıştır. 1920 yılında yapılan bu toplantılara Sadi Tekkesi Şeyhi Halil Oğlu Şeyh Hacı Mehmet Mehdi Efendi,Boşnakzade Süleyman Bey, Sultani Mektebi Müdürü Mustafa Adil, Cemiyet Azalarından Mühendis İrfan, MuharirEthem Veysi Bey, Osman Tobruk katılmışlardır. Erzurum ve Sivas Kongresi ile Samsun Müdafaa-i Hukuk Cemiyetiarasındaki yazışmaların bu Tekke vasıtasıyla yürütülmüştür. Tüm bu çalışmalar Sadi Tekkesi’ni önemli kılmaktadır.Türbede metfun Halil Dede’nin böylesi önemli olan Tekke’nin büyük olasılıkla kurucusu olduğu tahmin edilmekte,1901 yılına kadar halkı irşat ettiği bilinmektedir.Tekke’nin vakıf belgesinde özetle şunlar yazıyor: “Trabzon Vilayet dâhilinde Canik Sancağı merkezi olan Samsun’unPazar Mahallesi’nde bulunan Sâdi Dergâhı post nişini Halil oğlu Şeyh Hacı Mehmet Mehdi Efendi: “Samsun’da PazarMahallesi’nde bulunan Sadi Dergâhı şerifi yanında bulunan doğusunda umumi yol, batısında Çakal Mehmet Bağı,kuzeyinde Dergâhın bahçesi, güneyinde Ekmekçi Ömer Ağa ve Şaban Çavuş ve Gümrük kâtiplerinden Hasan Efendibahçe ve haneleriyle çevrili ve on tane oda ve bir ahır ve kiler ve bahçe mutfak ve içinde müştemilâtı saireyi hâviyarı kâgir bir bab hanem ile Samsun’da Balık Pazarı mevkiinde bulunan bir tarafı Leblebici Ahmet dükkânı ve birtarafı Hacı Tahirzade Abdullah Efendi verasesi arsası ve bir tarafı ticaret kâtibi ve müştereki arsası ve bir tarafıumumi yol ile çevrili bir odayı ve bir bap dükkânı vakıf eylemiştir” Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 İlkadım, Samsun

Kılıç Dede – Samsun

Samsun’un İlkadım İlçesi merkez mahallelerinden Kılıçdede Mahallesi’nde Kılıç Dede Camisi içerisindebulunmakla birlikte, mahalle ve Cami ismini türbede metfun bulunan kişiden almıştır. TARİHÇE: Türbenin, Camiinin inşaatından çok önce mevcut olduğu ve şimdiki türbenin Samsun Belediyesi tarafındanrestore ettirildiği bilinmektedir. Kılıçdede Hazretlerinin 1078 – 1116 tarihleri arasında 1071 Malazgirt Zaferi sonrasıAnadolu’nun Türkleştirilmesi döneminde yaşadığı tahmin edilmektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Kılıçdede Camii Şerifinin yeri hicri 1298 (Miladi 1881) yılında Sahibül Hayrat Rumeli BeyleriMuhacirlerinden Hatice Ulviye Hanımın 1.000 kuruşluk “nukut” (nakit para) vakfı ile satın alınmıştır. Camiinin inşaatıise Hicri Rebiülahır 1300 (miladi 1883) yılında Tatar Muhacirlerinden Abdülhakim Efendi Oğlu Atufetli Rıza Efenditarafından yapılmıştır.Caminin çatısı kiremit ile örtülü iken sonradan söktürülüp dernek tarafından beton kubbeyaptırılmıştır. İç büyük kısımda 1 adet büyük kubbe ile 4 adet küçük kubbe, üst mahfilde ise 6 adet küçük kubbebulunmaktadır. 1939 yılındaki depremde Camiinin Minaresi yıkılmış, yerine Akalioğlu Hacı Aziz Efendi tarafındanyenisi yaptırılmıştır. Kısa olan bu minare de 1980 yılında dernek tarafından yıktırılarak yerine Rifat ve Mehmetustalara 54 metre yüksekliğinde ve çift şerefeli olarak şimdiki minare inşa ettirilmiştir.Camiinin kapalı alanı toplam 2.475 metrekare olup aynı anda 1.500 kişi namaz kılabilmektedir. Ayrıca bahçekısmında 600 kişinin daha namaz kılabilme imkânı vardır. 1963 – 1964 yıllarında Cumhuriyet Caddesi tarafına 93metrekare ilave yapılmıştır. Sonraki yıllarda hayırseverler tarafından yapılan bağışlarla Camiinin Kubbesi kurşunplaka ile kaplanmış, dış cephesi BTB olarak yeniden düzenlenmiş ve ayrıca iç mekâna yeni halılar döşenmiştir. Ağaçoymacılığının en güzel işçiliği le Mihrap, Minber, Kürsü ve Müezzinlik yerleri yenilenmiştir. Türbe caminin mihraptarafındaki bahçede yer almaktadır. Türbe ağaçlar arasında sekizgen kubbeli betonarme şeklinde yapı içerisindedir.Yapının dışı mozaik olup içerisindeki kabir ve duvarlar mermer kaplıdır. Kılıçdede Hazretlerinin kabrinin beştaşında”Fatiha; Kılıçdede Hazretleri burada medfundur.” ibaresi yazmaktadır. RİVAYET : Kılıçdede Hazretlerinin 1078 – 1116 tarihleri arasında 1071 Malazgirt Zaferi sonrası Anadolu’nunTürkleştirilmesi döneminde yaşadığı vuku bulan Selçuklu Savaşlarında Şehit düştüğü ve buraya defnedildiği rivayet edilir. Kılıçdede ismini o zamanlar savaşlarda kılıç kullanılmasından ötürü aldığı sanılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 İlkadım, Samsun

İsa Baba – Samsun

Samsun merkez mahallesinden Cedit Mahallesinde tepe üzerinde şehre hâkim bir konumda bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “İsa baba” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmamakla birlikte türbenin beş yüz yıllık olabileceği ve 1895 yılında Hazinedarzade Memduh Bey tarafından onarıldığı bilinmektedir. Sontamirle birlikte modern bir görünüm arz eden türbenin prizmatik üçgenli kubbe geçişleri, yapının tarihlemesinde bir ipucu sayılabilir MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Önüne yaptırılan ilavelerle camiye dönüştürülen türbenin bahçesinde İsa Baba’ya atfedilen büyükçe bir mezar, doğusunda büyük bir hazire ile bir takım yeni binalar bulunmaktadır. Türbe bugünkügörünümünü, Samsun Belediyesi tarafından 1975’de yapılan onarımda almıştır. Onarımda basit kare şeklinde tekmekânlı türbenin önüne, betonarme küçük bir cami ve minare ilave edildiği, türbenin içindeki, mezar dışarıyaçıkarılıp cami ve türbenin içinin yeni çinilerle, dışının kesme taşla kapandığı ve çevre düzenlemesi yapıldığıanlaşılmaktadır. Doğusu denize bakan yüksek bir teras şeklindeki bir arazide inşa edilen türbenin kuzeyinde, 1975yılında yapılan yeni cami bulunmaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde yapıya ait bulunan 1972 tarihli rölöveprojesinden türbenin, kuzey cephesi ortasında bir kapı ve kuzeye doğru devam eden ince duvarlar görülmektedir.Bugün kuzeyine eklenen yeni caminin inşası sırasında bu kapım kaldırılıp türbenin camiye katıldığı görülmektedir. RİVAYET: Türbenin vaktiyle İsa Baba Zaviyesi adıyla anılan bir tarikat yapısı/tekke dâhilinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Türbenin adını aldığı İsa Baba hakkında, kaynaklarda bir bilgiye rastlayamadık. Samsun’un Osmanlılar eline geçtiği dönemde şehre yerleşmiş olabilecek İsa Baba adına veya kendisi tarafından yapılan birtekke kompleksi dâhilinde inşa edilmiş olabilecek türbenin, erken Osmanlı döneminde bu tip kubbe geçişlerinin yaygın olduğu 15. yüzyılda yapılmış olabileceğini düşünmekteyiz. Cembeloğlu kardeşler “altı köşeli bir mescit”şeklinde tarif ettikleri eserin, “müslüman denizciler” tarafından yaptırıldığını belirtmektedir. Halen halkın ziyaretyeri olarak kabul ettiği ve İsa Baba’ya ait olarak kabul ettiği mezarın başucu şahidesinde, tarih satırının olmasıgereken alt satırları toprağa gömülü vaziyettedir. Şahidenin bezemesi Osmanlı baroğu dönemine ait olabileceğini göstermektedir. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c)izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 İlkadım, Samsun

Satuk Buğra Han (k.s.)

Doğu Türkistan’ın Kaşgar Eyaleti Kızılsu Bölgesinde Babası; bugün Doğu Türkistan sınırları dahilinde bulunan Kaşgar şehri civarında hükümran olan Karahanlı Devleti hükümdar ailesinden Bezir Arslan Han; onun da babası, Bilge Mangur Kadir Han idi. Soyları, Afrasiyab bin Besen vasıtasıyla Türk bin Yafes bin Nuh aleyhisselama ulaşmaktadır. 829 (H. 245) yılında bir Karahanlı şehzadesi olarak doğan Satuk Buğra Han, babası Bezir Han’ın ölümü üzerine, amcası Oğulcak Kadir Hanla evlenen annesinin himayesinde büyüdü. 12 yaşlarında iken müslüman olmakla şereflenip Abdülkerim ismini aldı. 25 yaşında iken islâm nimetine kavuştuğunu herkese ilan etti. 26 yaşında iken, putperest olan amcasını öldürüp Karahanlı tahtını ele geçirdi. İlk, Müslüman-Türk hükümdarı oldu. 70 yıl hakanlık yaptı. Güzel idaresi, kavminden binlerce kimsenin müslüman olmasına sebeb oldu. 955-956 (H. 344) senesinde, Kaşgar civarında bulunan Artuc kasabasında vefat edip oraya defnedildi. Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın müslüman olması hususunda, tarihçiler çeşitli bilgiler vermektedir. Bunlardan Müneccimbaşı, “Cami-ud-duvel” adlı eserinde; “Karahanlılardan ilk müslüman olan, Satuk Buğra Kara Han’dır. Onun müslüman olmasının sebebi şöyledir: O, rüyasında bir zat gördü. Bu zat ona; “Müslüman ol, dünyada ve ahırette selamete erersin” dedi. Bunun üzerine rüyasında müslüman oldu. Sabahleyin uyanınca, İslâmiyet’i kabul edip müslüman olduğunu açıkladı. Satuk Buğra Han, vefat edince, yerine oğlu Mûsâ bin Satuk geçti. Bundan sonra onun oğlu Ali bin Mûsâ, sonra bunun oğlu Nasr Arslan hükümdar oldu…” demektedir. İbn-ul-Esir de, “El-Kamil fit-tarih” adlı eserinde; “Satuk Buğra Han, rüyasında yanına, gökten bir adamın inip geldiğini gördü. Ona Türkçe; “Müslüman ol, dünyada ve ahırette selamet bul” dedi. Bunun üzerine rüyasında müslüman olan Satuk Buğra Han, uyanınca da müslüman oldu” diyerek ondan bahsetmektedir. Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın müslüman olması hususu, onun adına yazılmış olan “Tezkire-i Satuk Buğra Han” adlı eserde de yer almıştır. Bu eserin muellifinin Ahmed ibni Sa’d-ul-Erganî olduğu rivayet edilir. Farsça ve Türkçe pek çok nüshası bulunan bu esere, sonradan sıhhatli olmayan bilgiler ve efsaneler karıştırılmıştır. Bu bakımdan bu eserde verilen malumat, muteber kabul edilmemektedir. Abdülkerim Satuk Buğra Han hakkında bilgi veren en önemli kaynak Cemal Karsî’nin yazmış olduğu “Mulhakat-us-surah” adlı eserdir. Cemal Karsî de, Ebu’l-Fütuh Abdu’l-Gafîr ibni Şeyh Ebu Abdullah Hüseyn Fadlî’den rivayet etmektedir. Rivayete göre, Horasan ve Maveraünnehr’de hükümran olan Samanoğulları Devleti hükümdarlarından İsmail bin Ahmed, Nuh bin Esed’in vefatından sonra idareyi ele alınca, Türklerle olan önceki iyi münasebetlerine sadık kaldı. Bu sırada Türklerin başına Satuk Buğra Han’ın amcası Oğulcak Kadir Han geçmişti. Oğulcak Kadir Han’a, İslâm elçileri gelip gidiyordu. Fakat o, elçilerin söylediklerini ve İslâm’a davetlerini kabul etmiyordu. Samanîlerden Nasir bin Ahmed, kardeşleriyle giriştiği taht kavgasında mağlub olunca, Kaşgar’a gelerek Oğulcak Han’a sığındı. Oğulcak Kadir Han, onu hoş karşılayıp himayesine aldı. Yardım ve ikramda bulunup; “Sen evine geldin, ailene kavuştun” dedi. Sonra da Artuc nahiyesinin idaresini Nasir bin Ahmed’e verdi. Semerkand ve Buhara’dan gelen kafileler, Artuc’da yiyecek ve çeşitli mallar satıyorlardı. Nasir bin Ahmed, Artuc’da bulunduğu sırada, kendisini himaye eden Türk hakanı Oğulcak Kadir Han’a kıymetli hediyeler vererek, onun gönlünü kazanmaya çalıştı. O zaman müslüman olmayanlar, yiyecekleri ve giyecekleri memleketin bir yerinde topluyorlardı. Bunlardan istifade edebilmek, ancak onlarla yakınlık kurduktan sonra mümkün oluyordu. Nasir bin Ahmed, bir ara Oğulcak Kadir Han’a müracat edip, ondan, cami yapmak için öküz derisi genişliğinde bir yer istedi. Oğulcak Kadir Han bu isteğini kabul etti. Nasir bin Ahmed de, bir öküz kesti. Bu öküzün derisini ince ince dildi. Metrelerce uzunlukta sırım yaptı. Sırımın çevrelediği yer kadar toprağa sahib oldu. Sonra da kendisine verilen bu küçük yere bir cami yaptı. Bu yer Artuc Camii’nin bulunduğu yerdir. Onun bu zekasına, insanlar hayret ettiler. Bu sırada Oğulcak Kadir Han’ın yeğeni Satuk Buğra Han, güzel simalı, zeki, akıllı ve fasih bir lisan ile güzel konuşan on iki yaşlarında bir genç idi. Artuc’a gelip giderken Nasir bin Ahmed’le tanıştı. Zaman zaman onunla gizlice görüşüp, İslâmiyet hakkında bilgi aldı. Kalbinde İslâmiyet’e karşı sevgi ve muhabbet hasıl oldu. Arasıra Buhara’dan gelen kafileleri görmek için Artuc’a giderdi. Yine bir defasında Artuc’a gitmişti. Nasir bin Ahmed, Artuc’a gelen ticaret kafilesine gayet hoş muamele ve ikramda bulundu. Öğle vakti olunca, müslümanlar öğle namazını kılmak için abdest alıp namaza gittiler. Satuk Buğra Han, bu sırada henüz müslüman olmamıştı. Fakat, müslümanların namaz kılması hoşuna gitti. Niçin namaz kıldıklarını merak edip, sebebini Nasir bin Ahmed’den sordu. O da; “Bizim üzerimize her gün beş vakit namaz kılmak farzdır” dedi. “Bunu sizin üzerinize kim farz kıldı” deyince, Nasir bin, Ahmed; “Allahü teâlâ farz kıldı” deyip, Satuk Buğra Han’a îmanı, İslâm’ı anlatmaya başladı. Sevgili peygamberimiz Muhammed aleyhisselamm, Eshab-ı kiramın ve müslümanların üstün hallerinden bahsetti. Sonra da; “Allah’dan başka ilah yoktur. İbadet ancak O’na yapılır. Muhammed aleyhisselam emin ve sadık bir peygamberdir. İnsanların her bakımdan en üstünüdür. O’ndan başka tabi olunacak bir kimse yoktur. O’nun getirdiği din olan İslâmiyet’ten de güzel bir din yoktur” dedi. Satuk Buğra Han’ın kalbinde îman nuru parladı. İslâmiyet’i kabul ederek müslüman oldu ve Abdülkerim isrnini aldı. Bu hadiseye Oğulcak Kadir Han’dan gizlediler. Bu arada, Satuk Buğra Han, Kur’ân-ı kerirni ve İslâmiyet’i öğrendi. Amcası Oğulcak Kadir Han’ın, bu durumun farkına varmasından çekiniyordu. Bundan sonra, yakın akrabasından elli kişinin müslüman olmasına vesile oldu. İslamiyet’i kabul eden bu elli kişilik grup, genç Türk şehzadesi Satuk Buğra Han’a tabi oldu. Oğulcak Kadir Han ise Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın müslüman olduğundan şüphelenerek, durumu incelemeye başladı ve peşine adam taktı. Bunlar, Satuk Buğra Han’ı gizliden gizliye takib edip, durumu araştırıyor, ne yaptığını anlamaya çalışıyorlardı. Bir defasında onun abdest alıp namaz kıldığını gördüler. Durumu Oğulcak Kadir Han’a bildirdiler. Oğulcak da onun müslüman olduğunu çevresine ve annesine bildirdi. Oğulcak Kadir Han bu hadiseden sonra, Abdülkerim Satuk Buğra Han’ı bizzat kendisi de denemek istedi. Bg maksadla ona, puthaneyi tamir etme vazifesini vermeye karar verdi. Bu durumu annesi haber alınca, oğlu Abdülkerim Satuk Buğra Han’ı haberdar etti. Amcasının kendisini denemek istediğini ve herkesten çok çalışrnasını söyledi. Nihayet Oğulcak Kadir Han bu hususta emir verince, Abdülkerim Satuk Buğra Han derhal çalışmaya başladı. Zaten Nasir bin Ahmed ona bu hususta gerekli telkinlerde bulunmuş; “Şimdi puthane olarak yapılır, sen sonra orayı camiye çevirirsin” demişti. Abdülkerim Satuk Buğra Han, puthanenin tamir işinde gayretle çalıştı. Herkes birer birer kerpiç taşırken, o ikişer ikişer taşıyordu. Bu çalışması sırasında bir taraftan da dua ediyor; “Ey yüce Allah’ım! Eğer bana, din düşmanlarına ve sana iman etmeyenlere karşı yardım edersen, beni, İslâmiyet’in yayılmasına, senin isminin yüceltilmesine vasıta kılarsan; ben elbette bu puthaneyi mescid yaparım. Senin kulların, orada sana ibadet etmek için toplanırlar. Sana ibadet etmek için orada bir mihrab ve seni sena (yüce ismini anmak) için bir de minber yaparım. Bundan sonra sadece senin rızan için ezan okur ve kendim imam olurum” diyordu. Abdülkerim Satuk Buğra Han yirmi beş yaşına geldiği sırada, İslâm ilimlerini iyice öğrenmişti. Müslüman olduğunu açıkça etrafına îlan etti. Bundan sonra da, hâlâ müslüman olmak şerefine erişemeyen ve Karahanlı Devleti’nin başında bulunan amcası Oğulcak Kadir Han ile mücadeleye karar verdi. Bir gün, yanına inananlardan elli kişilik bir süvari grubu alarak ava gitmek maksadıyla yola çıktı. Yegag Balık adlı beldeye varınca, şehrin kalesini kuşattı. Bu kuşatma üç ay sürdü. Bunu haber alan Oğulcak Kadir Han, ona karşı derhal harekete geçti. Bu sırada, Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın etrafında üç yüz kadar Kaşgarlı süvari toplanmıştı. Oğulcak Kadir Han ile Fergana savaşını yaptı. Bunu takib eden günlerde, taraftarları bin kişiye yükseldi. İlk fethettikleri yer de Atbaşı oldu. Sahib olduğu üç bin kişilik atlı bir orduyla Kaşgar üzerine yürüyüp, orayı da fethetti. Amcası Oğulcak Kadir Han’ı öldürdü. Kaşgar’da kendisine karşı çıkan asîleri ağır bir yenilgiye uğrattı. Kaşgar halkını İslâm’a davet etti. Onlar da müslüman oldular. Kaşgar’dan sonra Bormekik şehrini de aldı. Memleketin idaresini ele geçirip, ülkesinde İslâmiyet’i sür’atle yaydı. Abdülkerim Satuk Buğra Han, müslüman olduktan sonra, Allahü teâlânın rızası için cihada başladı. Türk ülkelerinde İslâm’ı yaydı. Zaferler kazandı. Büyük bir mücahid ve cihangir oldu ve her tarafta tanındı. Doğru olarak öğrendiği İslâm dinini hiç saptırmadan Ehl-i sünnet alimlerinin bildirdiği gibi yaydı. Bu, onun en büyük meziyeti ve hizmeti oldu. Onun vesîlesiyle Türklere İslâmiyet saf bir şekilde; Peygamber efendimizin bildirdiği, Eshab-ı kiramın ve Tabiînin aynen naklettiği Ehl-i sünnet itikadına uygun olarak ulaştı. Abdülkerim Satuk Buğra Han, Türklere İslâmiyet’i anlatıp yaymakta fazla zorluk çekmedi. Türklerin bazı örf ve adetleri İslâmiyefe uygunluk gösteriyordu. Zaten Türkler, Nuh aleyhisselamın oğullarından müslüman olan Yafes’in neslinden geliyordu. Yafes, mü’min idi. Evladı çoğalınca, onlara reis oldu. Hepsi, dedelerinin gösterdiği gibi, Allahü teâlâya ibadet ederdi. Yafes nehirden geçerken boğulunca, Türk ismindeki küçük oğlu, babasının yerini tuttu. Bunun evladı çoğaldı. Nesline Türk denildi. Bu Türkler, ecdadı gibi müslüman, sabırlı, çalışkan insanlardı. Bunlar, zamanla çoğalarak Asya’ya yayıldı. Başlarına geçen bazı zalim hükümdarlar, semavî dini bozarak, puta taptırmaya başladılar. Bunlardan, bugün Sibirya’da yaşayan Yakutlar, hâlâ puta tapmaktadır. Dinden uzaklaştıkça, eski medeniyet ve ahlâklarını da kaybetmişlerdi. Hele Hunlar ve onların reislerinden Atilla, dinsizliği ve zulmü ile Allah’ın gadabı ismini almıştı. İslâm güneşi, Mekke-i mukerremeden doğarak, ilim, ahlâk ve her türlü fazilet ışıklarını dünyaya saçınca, Romalıların, Asya’ya kadar yayılan sefahat ve ahlâksızlıkları ve Asya’yı, Afrika’yı kaplamış olan dinsizlik, cahillik ve vahşet altında yetişmiş diktatörler, sömürdükleri insanların İslâmiyet’i işitmelerine, anlamalarına mani oldular. Bu engeller kılıc gücü ile ortadan kaldırıldı. Türk hakanları, asaletleri ve uyanık olmaları sebebi ile islamiyet’in işitilmesine mani olmadılar. Türk’ün asaleti ile İslâmiyet’in şerefi bir araya gelmeden önce, Asurîler Türkistan’a girerek, Türkleri, güneşe, yıldızlara tapınmaya alıştırmıştı. Tan yeri ağarınca, güneşe tapınırlardı. Bu sebepten, güneşin ismi, tanyeri ve nihayet tanrı oldu. Türkler sonradan tekrar iman ile şereflenip, büyük gruplar halinde müslüman oldular. Sapıklık zamanında uydurdukları tanrı ismini kullanmaz oldular. Kur’ân-ı kerîmde bildirilen; “Benim ismim Allah’dır. Beni Allah diye çağırınız. Allah diye ibadet ediniz. Allah diye yalvarınız!” meâlindeki muteaddid ayet-i kerîmelere uydular. Bu bakımdan Allahü teâlâya, kendi istediği ismi söylemeyip de, inanmıyanların, O’nun en sevmediği mabudlarına koydukları tanrı ismi ile O’nu çağırmanın yanlış ve uygunsuz olduğunun şuuruna vardılar. Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın müslüman olmakla şereflenmesi ve ülkesinde İslâmiyet’i yayması, Türk Tarihi’nin en büyük ve en güzel hadiselerinden biridir. Daha önceden, Oğuz ve Kalag Türkleri arasında müslüman olan gruplar olmuşsa da, devlet olarak İslâmiyet’i kabul eden ilk Türk boyları Karahanlılar ve İdil Türkleri olmuştur. Türkler devlet olarak müslüman olduktan sonra, İslâmiyet’in bayrakdarlığını yapıp dünyanın dört bir tarafına yaydılar. Eshab-ı kiramdan sonra tarihte nadir görülen hizmetler yapıp, din uğrunda cihad ettiler. Sevgili peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın bildirdiği İslâmiyet’i, Ehl-i sünnet îtikadını; Karahanlı Türkleri, Türkistan’da; Gazneli Türkleri, Hindistan’da; Oğuz, Selçuklu Türkleri, Anadolu’da ve tarihin en muhteşem müslüman Türk devleti olan Osmanlılar da üç kıtaya yaydılar. Böylece müslüman Türkler, İslâmiyet’e bin yıldan fazla bir zaman hizmet ettiler. Abdülkerim Satuk Buğra Han, Karahanlıların başına geçip hükümdar olduktan sonra, kendisinin müslüman olmasına vesile olan Samanîlere de yardımda bulunmuştur. İbn-i Haldun’un “El-iber” add eserinde ve Cemal Karsî’nin, “Mulhakat-us-Surşh” adlı eserindeki rivayete göre 915 (H. 303) senesinde Hasan ibni Kasım Ed-Daî tarafından Cürcan’a vali tayin edilen Leyla bin Nu’man, Samanîlere karşı isyan etmişti. Etrafına da şiîleri toplamıştı. Samanîler, Abdülkerim Satuk Buğra Han’dan yardım istediler. Samanîlerin kendi orduları Horasan’da başlayan isyanı bastıramamış, asilere yenilmişti. Şiîler, büyük bir ordu ile Horasan’ın merkezi olan Nişabur’u işgal etmişlerdi. Samanîlere yardım etmek üzere hareket eden Abdülkerim Satuk Buğra Han, 921 (H. 309) yılında Leyla bin Nu’man’ın karşısına çıktı. Bu sırada Amid şehrinde bulunan Leyla bin Nu’man’ı mağlub edip yakaladı ve idam ettirip başını Buhara’ya gönderdi. Abdülkerim Satuk Buğra Han, daha sonra yaptığı savaşlarda; Yagma, Çiğil, Oğuz kabilelerinin yerleşmiş bulunduğu Türkistan şehirlerini birer birer ele geçirdi. İslamiyet’i yayma hususunda, meşhûr alimlerden olan Ebu’l-Hasen Muhammed bin Süfyan Kalamati Horasanî’den çok istifade etti. Ayrıca Karahanlılar Devleti’nin doşu kısmına hakim olan Büyük Kağan, Çinlilerden yardım alarak 942 (H. 332) yılında Abdülkerim Satuk Buğra Han’a karşı savaş açtı. Abdülkerim Satuk Buğra Han müslümanların yardım ve desteğiyle, onunla Balasagun savaşını yaptı ve galib geldi. Abdülkerim Satuk Buğra Han’dan sonra, oğulları devrinde de ülkesine pek çok İslâm alimi gelip, İslâmiyet’i doğru olarak anlattılar ve yayılmasına çalıştılar. Kendisinden sonra Mûsâ Tunga adında bir oğlu yerine geçti. Bundan sonra da bunun oğlu Beytar Süleyman Arslan hükümdarlık yaptı. Başka oğulları ve kızları olduğu da rivayet edilmiştir. 1) Mülhakat-üs-Surah (Cemal Karsî), (nşr. V. Bartold, st. Petersburg) sh. 130, 135 2) Câmi-üd-düvel; sh. 240, 1030 3) El-Kamil fit-tarih 4) El-İber (İbn-i Haldun); cild-4, sh. 339 5) Rehber Ansiklopedisi; cild-17, sh. 147 cild-9, sh. 249 6) Kaşgar Tarihi (Mehmed Atıf), İstanbul 1300, sh. 52 Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Turgut Alp

📍 Söğüt, Bilecik

Hasan Alp

Bilecik – Söğüt – Ertuğrul Gazi Türbesinde Ertuğrul Gazi’nin babası ile Anadolu’ya göç eden ilk kafilelerden olduğu bilinmektedir. Ertuğrul Gazi döneminin kumandanlarından olup aynı zamanda Ertuğrul Bey’in silah arkadaşlarından ve de istişare meclisinin üyelerindendir. Osman Gazi zamanında da kendisine gerekli saygı ve itibar gösterilmiş ve her zaman fikirlerinden faydalanılmıştır. Beyliğin genişlemesi ve beş idari bölüme ayrılması ile Yarhisar nahiyesinin idaresi de Hasan Alp’e verilmiştir. Tevarihi Ali Osman adlı eserde kendisinden şöylece bahsedilmektedir : “ Hasan Alp derlerdi , hizmetinde yararlı bir dilaver dahi var idi : Süleyman Şah ile doğu ülkelerinden gelmişti. Saygı gösterilen bir komutandı. Yar Hisar şehri ona tımarlığa verip rağbet eyledi. Bu anılan serdarların mezarları dahi zikrolunan diyarlarda meşhurdur. Kendileri dünyadan iki yüzyıl var. Halen eserleri il dilinde anılır. ” Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Söğüt, Bilecik

Aydoğdu Bey

Bilecik – Söğüt – Ertuğrul Gazi Türbesinde Gündüz Alp’in oğlu ve Osman Gazi’nin yeğenidir. Bursa , Adranos , Bidnos , Ketsel ve Kite tekfurlarının birleşmesi ile meydana çıkan Bizans ordusu ile yapılan ” Koyun Hisarı ” savaşında şehit edilmiştir. Mezarının Dizboz’da , Koyun Hisarına gidilen yol üzerinde bulunduğu söylenmektedir. Söğüt’teki kabri makamıdır. Aydoğdu Bey’in , genç yaşta yöreye nam saldığı ve çok bahadır bir alp olduğu bilinmektedir. Şehid edilmesinden sonra dahi ona olan saygı asla azalmamıştır. Aşıkpaşaoğlu eserinde : ” Mezarı taşla çevrilmiştir. O ilde at dahi sancılansa , onun mezarına iletirler ve dolaştırırlardı. Allah Teala’nın tüm canlılar böyle şifa buldu. ” der. Oruç Bey’e göre mezarına Türk Han mezarı da denmektedir ve yörede oldukça meşhurdur. Müneccimbaşı ve Tacü’t Tevarih ise ” Mübarek türbesi ziyaretgah olup , kabrinin toprağı hummalı ve sıtmalılar için ilaçtır. ” demektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Söğüt, Bilecik

Aktimur Alp

Bilecik – Söğüt de Ertuğrul Gazi Türbesinde Gündüz Alp’in oğlu ve Osman Gazi’nin yeğenidir. Askeri ve idari hizmetlerde bulunmuştur. Osman Gazi’nin ; 1289 yılında Karaca Hisar’ı fethetmesinden sonra elde ettiği ganimetin beşte birini Aktimur mahiyetinde bir heyetle Selçuklu Sultanı II. Alaaddin’e gönderdiği bilinmektedir. Osman Gazi’nin Selçuklu Devletine olan bağlılığının bir nişanı olan bu ganimet Sultan’ı çok memnun etmiş ve Aktimur ile birlikte Osman Gazi’ye sancak , çadır , iyi atlar ve silahlar göndermiştir. 1 Osman Gazi , Bursa kalesinin fethi için yaptırdığı kalelerden birinin kumandanlığına Aktimur’u getirmiştir. Aktimur , bu kalede uzun yıllar kumandanlık yaparak , amcasının talimatları gereği içeriden dışarıya ve dışarıdan içeriye erzak ve insan naklini engellemek için çaba sarf etmiştir. Aktimur’un iyi bir kumandan ve devlet adamı olduğu bilinmektedir. Tarihçilerimiz bu konuda neredeyse ittifak halindedir. Dönemin tarih yazıcılarından olan Aşıkpaşaoğlu onu şöyle tanıtmaktadır. “ Ki O, gayet bahadır , yararlı bir erdi.” Diğer müellif İbn Kemal ise Aktimur hakkında şunları kaydetmiştir. “ Ak Demir ki , demiri tutsa mum ederdi , kuvvetle taşı ovarak un ederdi. Dönmez idi. Adını işiten yüz kişi dahi olsa , korkudan tirerdi…” Bursa’nın fethinden sonra vefat eden Aktimur’un kabrinin Bursa’da , Osman Gazi türbesinde olduğu sanılmaktadır. * 1 Tarihimizde Osman Gazi’nin merkezi devlete olan bağlılığı ve Selçuklu Sultanı’nın da bu bağlılığa olan memnuniyetini Osman Gazi’ye sancak göndererek ifade etmesi kesin olarak bilinmektedir. Lakin tarihçiler arasında bu olayın ne zaman ve hangi olaydan sonra olduğuna dair bir kesinlik mevcut değildir. Kaynak : Mehmed Hakan Alşan , Horasan Erenleri , Kurtuba Yayınları , 2012 Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Söğüt, Bilecik

Şeyh Muhammed Medeni (k.s.)

Yalova – Güneyköy Kabrisatnında Ebu Muhammed el-Medeni bin Osman Dağıstanî, Dağıstan’ın Temirhan-şura vilâyeti Gunib kazasının Kikuni köyünde Hicrî 1251 Milâdî 1830 yılında dünyaya geldi. Dağıstan’dan 1814 Hicrî, 1896 Milâdî yılında Türkiye’ye göçeder. Hicrî 1332 Milâdî 1913 senesinde 3 Rebiülahiri Pazar günü 81 yaşında iken irtihal etti. Kabr-i şerifleri Yalova’nın kendileri tarafından kurulmuş bulunan Güney (Reşadiye) köyünde olup damadı ve halefi Şeyh Şerafeddin Dağıstanî ile birlikte medfun bulundukları türbe günümüzde ziyaretgâhdır. Celâli mizaçta olan babalan Osman Efendi, rençberlikle iştigal ederdi. Kikuni köyü öteden beri sağlam mizâc ve karakterli bir köydü. Dine bağlılıkları ile meşhurdu. Medeni Hazretleri dünyaya geldikleri esnada, bu köy yakınlarından geçen, sonra üstazı olacak Ebu Ahmed Suguri Hazretleri: “Bu köyden iki nur yükseliyor” demekle büyük velilerden Ebu Muhammed Medenî ile Şerafeddin Zeynel Âbidin Hazretlerinin istikbalin tebşir etmişlerdir. Şeyh Muhammed Medeni (k.s.) Silsile-i Şerifi Ebu Muhammed Medeni Hazretleri zamanında Ebu Ahmed Suguri ve Cemaleddin Gazikumuki hazretleri gibi iki büyük veli mevcuddu. Bu zâtların ikisinden de tefeyyüz etmişlerdir. Hatta ilk intisabı, Abdülkadir el Geylânî Hazretlerinin Kadiriyye tarikatıdır. İrşada memur olduğu zaman, kendisi altı tarikattan, Kadirîyye Şazelîyye, Şâranîyye, Halvetiyye ve Nakşbendiyye’den ders vermeye mezun iken ömrünün son yıllarında yalnızca Nakşbendiyye tarikatından ders vermiştir. Ebu Muhammed Medenî Hazretleri gençliğinde Ruslarla mücadele etmiştir. Bu mücadelesi ta Sibirya’ya kadar sürülmesine ve idamdan kaçıp kurtularak Türkiye’ye hicretine kadar sürmüştür. Yüksek dirayet ve cesaretinden Ruslar çok çekinmişlerdir. İnsanlık kahramanlık numunesi, Ebu Muhammed Medenî hazretlerinin yüksek seciye ve karakteri, İslâm dinine sonsuz bağlılığı, bütün Dağıstan müslüman halkı tarafından bilinir ve sevilirdi. Onun bu halini Ruslar da bildiklerinden kendisine oldukça mültefit davranırlardı. Bu arada pek çok kerametleri zahir olur. Ruslarla yaptığı mücadeleler esnasında, Ruslardan kaçarken bir köye sığınır. Orada ikamet ederken köy kadınlarından biri evinin damına çıkarak Ruslara Ebu Muhammed Medenî Hazretlerinin bulunduğu yeri ihbar eder. Bu hadiseden sonra, ortasından geçen bir dere ile ikiye ayrılan köyün, kadının evinin bulunduğu tarafı, kıraçlaşır; Derenin diğer yakası eskisi gibi verimli ve yeşillik içinde kalır. Ayrıca Rusların madalya ile taltif ettikleri ihbarı yapan kadının vücudundan madalyanın değdiği yerlerde kapanmak bilmeyen yaralar çıkar ve bunlar kadının ölümüne sebep olur. Ebu Muhammed Medenî Hazretlerini Ruslar yakaladıkları zaman O’nu ilk götürdükleri şehirde zorla ikâmete tabi tutarlar. Kendisinin ikameti için otel ve yemek yemesi için de bir lokanta gösterirler ve emrine bir de araba tahsis ederler. Fakat Ebu Muhammed Medenî Hazretleri ne arabaya biner ne de gösterdikleri lokantadan yemeklerini yer. Bunun üzerine arabacı belediye reisine, bu durumu şikâyet eder. Belediye reisi Ebu Muhammed Medenî Hazretleri ne gelerek, arabaya binmemesi ve yemek yememesinin sebebini sorunca cevaben Ebu Muhammed Medenî Hazretleri: “Sizin paranız olduğu için bize haramdır” der. Bunun üzerine belediye reisi: “O halde sana, Kafkasya’dan aldığımız vergiden bir pay verelim… deyince, Ebu Muhammed Medenî Hazretleri : “Sizin elinize geçtikten sonra o, yine size ait olmuş olur ve bize haramdır” cevabını verir. Bu sırada Seratar köyünde Tatar Müslümanlardan bir esnaf, Ebu Muhammed Medenî Hazretlerinin kendi köylerinde ikamete tabi kılınmasını belediye reisinden talep eder. Reis de :” Hayhay, kendisi razı olursa pekâlâ.” der. Bunun üzerine Ebu Muhammed Medenî Hazretleri bir müddet için bu köye gidip orada ikâmet eder. Bu Seratar köyünden bir delikanlı Medine-i Münevvere’de din ilimleri tahsili yapmakta iken orada bir kızla nişanlanır. Fakat nişanlısına bir Arab’ın göz koyduğunu ve O’nu kaçıracağını öğrenir. Bunun üzerine Seratarlı genç bundan intikam almak ve biraz da korkutmak için bıçağını bilemeye başlar. Tam bu sırada Ebu Muhammed Medenî Hazretleri gence: ” Sen o işi bırak Kafkasya’ya geri dön” der. Genç bu sesi işitir. Bir müddet sonra aynı sesi tekrar, tekrar işitince köye dönmeye yönelir. Fakat sonra tekrar tereddüd eder. “Seratar’a, köyüne gel” diye bu defa daha kuvvetli ve itminanlı bir ses işitince, her şeyi olduğu gibi bırakarak Kafkasya’nın ve köyünün yolunu tutar. Bu genç köye geledursun, her zamanki gibi o gün de civar köylerden bir heyet ellerinde et yemekleri Seratar’a gelerek Hazret Ebu Muhammed’i hem ziyaret ederler ve hem de kendisinin müridlerinden köydeki çocuklara okuma öğretecek birinin verilmesini rica ederler. Köylüler bu ricalarını yaparlarken, üstazın yanında bulunan birinin kalbinden de: “Şeyh Efendi bana müsaade etse de şu köye ben gitsem” diye geçirir. Tam bu sırada kapı açılıp içeriye Medine-i Münevvere’den gelen genç girer. Genç, Medine-i Münevvere’den oraya gelinceye kadar iki defa işittiği sesin sahibini merak etmektedir. Odaya girer girmez Ebu Muhammed Medenî Hazretleri eli ile genci göstererek köylülere: -“Ben sizin köy için istenilen muallimi Medine-i Münevvere’den getirttim” der. Hem köylüler sevinir hem de genç, Medine-i Münevvere’de işittiği sesin, kimin sesi olduğunu anlamış olmakla kalbi mutmain olur. Seratar köyünde Hazret Ebu Muhammed’in etrafında müridleri çoğalmaya başlayınca, Ruslar kendilerini buradan alarak Sibirya’ya götürürler ve orada hapsederler. Medenî Hazretleri bu hapishanede iken pek çok olağanüstü haller zuhur etmiş; Ruslar şaşkına dönmüştür. Bir seferinde, hazret hapishanede olduğu sırada, hapishane nöbetçileri birkaç yüz metre ötelerinde kendisini görürler. Hapishaneden nasıl çıktığını merak eden nöbetçiler, gidip Hazreti tekrar yakalayıp içeri koyarlar ve bu sefer kendisine pranga vururlar. Ertesi günü hazret bu sefer hapishanenin duvarları dışında biri ile [ Hızır (A.S.) ] görüşür iken nöbetçiler tarafından görülür. Akşam olunca yine hazret hücresinde pranga vurulmuş vaziyette bulunur. Rus nöbetçileri ve subayları O’nun hâline şaştıklarından kendisine dokunmazlar ve prangayı çözerler serbest bırakırlar. Nihayet Ebu Muhammed Medenî Hazretleri Sibirya’dan Türkiye’ye kaçmayı plânlar. Bu kaçış esnasında Ruslara ait bir istasyonda, Plevne mücâhidi Gazi Osman Paşa ile karşılaşmış ve elini sıkarak “Gazan mübarek olsun. İstanbul’da buluşacağız” diyerek tebşir etmiştir. Hakikaten İstanbul’da buluşmuşlardır. Ebu Muhammed Medenî Hazretleri Sibirya’dan kaçarken Kafkasya’ya anne, baba ve ablasının birlikte oturdukları evine uğrar. Evine geleceği akşam ablası “Anne bu akşam yemeği fazla yapın. Akşama kardeşim Ebu Muhammed Medeni gelecek” der. Annesi, babası akıl erdiremeyip “Ta Sibirya’dan buraya nasıl gelecek? Deli olma” derler. Akşamleyin sofra kurulduğu zaman Ebu Muhammed Medenî Hazretleri kapıya vurup içeri girer. Ev halkı buna çok hayret eder. O gece yemeği yer yemez; “Benim acele gitmem lâzım. Karadeniz’de bir limandan gemi kalkmak üzeredir. Benim oraya yetişmem lâzımdır.” diyerek tekrar yola düşer. Doğruca limana varır. Mısır yüklü bir gemi hareket etmek üzeredir. Ebu Muhammed Medenî Hazretleri kaptana : “Al şu altını, beni de bindir” der. Kaptan bindirmek istemez. Fakat Hazret Ebu Muhammed’in yüzüne bakınca heybetinden korkar ve ambara girmesini söyler. Hazret Ebu Muhammed mısır dolu ambara girer ve gemi hareket eder. O gece kaptan rüyasında, motorun kendiliğinden bir el vasıtasıyla Trabzon limanına çekilerek götürüldüğünü görür. Elin sahibine bakınca, istemeyerek ambarda sakladığı Zat olduğunu anlar. Uyandığı zaman geminin iki günlük yolu bir günde alarak Trabzon limanına vardıklarını hayretle fark eder. Koşarak Ebu Muhammed Medenî’nin yanına gider ellerinden öper, hayır duasını diler. Sonra birlikte karaya çıkar ve bir kahveye girerler. Kahvehanede, Ebu Muhammed Medenî Hazretleri esir düşerken beraberinde olup Rusların elinden kaçmayı başaran ve Trabzon’a yerleşen Uzun Mehmed adında mücahid ile karşılaşırlar ve sarmaş-dolaş olurlar. İşte bu Zat’ın yanında, kaptan Ebu Muhammed Medenî Hazretlerine 50 altın vermek ister. Ebu Muhammed Medeni Hazretleri bunu kabul etmediği gibi, aksine o kaptana 50 altın vermek ister. Bu durumda her ikisi de birbirine vermek istedikleri altından vazgeçerek orada helâlleşirler. Bundan sonra Uzun Mehmed, Hazret Ebu Muhammed’i evinde bir müddet misafir eder. Sultan Abdülhamid, Ebu Muhammed Medenî Hazretlerinin Trabzon’da bulunduğunu öğrenince O’nu İstanbul’a getirmek için Trabzon’a vapur yollar. Vapur gelinceye kadar hazret Ebu Muhammed, Uzun Mehmed’in evinde misafir olarak kalır. Bu müddet zarfında Uzun Mehmed her sabah yatağının altında iki altın bulur. Bir kaç gün böyle devam edince, bu garipliği misafirine açar. O da “Kimseye söyleme. Bu, ben gidinceye kadar ve ben ayrıldıktan sonra da bir müddet devam edecek” der. Hakikaten bu hal uzun müddet devam eder. Fakat bir gün hanımının bunu öğrenmesi ve komşulara söylemesi üzerine bu fevkalâde hal sona erer. (1308 yılında geçen bu olayı Ebu Muhammed Medenî Hazretlerinin oğlu Ali Asgar bey, Uzun Mehmed’in ağzından bizzat dinlediğini nakletmiştir.) Ebu Muhammed Medenî Hazretleri İstanbul’a geldiğinde Padişah kendisine, istediği yerde yerleşebileceğini bildirmiştir. Üstaz, bunun üzerine Yeni Cami’ye giderek şükür namazını edadan sonra çok sevdiği İstanbul’da bir süre kalmayı düşünmüşse de Hızır (A.S.) gelerek, derhal yerleşeceği yere gitmesinin ve esaret sebebi ile üzerinde borç kalan manevî vazifelerini kaza etmesinin gerektiğini söylediğinden vakit geçirmeden Yalova’ya hareket eder. Manevî işaret üzerine, Padişah tarafından İstanbul’da kendisine tahsis edilen yerleri kabul etmeyip daha Sibirya’da iken Hızır (A.S.) tarafından kendisine gösterilen yeri aramış ve Yalova-Orhangazi arasında şimdiki Güney köyünün bulunduğu yeri tesbit etmiştir. Bu yer, hayvandan başka hiç bir canlının bulunmadığı ormanlık bir mahal olduğundan çalı çırpıdan küçücük bir kulübe yaparak buraya yerleşmiştir. Bidayette bir kaç kulübeden ibaret bu köy, sonraları Kafkasya’dan, Sibirya’dan kaçan muhacirlerle büyümüştür. Köyün kurulması esnasında oraya gelen muhacirler; “Biz burada ne yiyip içeceğiz?” diye sorduklarında. Ebu Muhammed Medenî Hazretleri ayağı ile yerdeki odun, dal ve taş parçalarına vurarak “İşte yiyeceğiniz budur” demekle geçimlerinin odun ve kireç satmakla olacağına işaret etmişlerdir. Kısa zamanda 750 haneye yükselen köyde 3 cami, 2 resmi mekteb, 16 odalı medrese bulunmakta idi. Bilâhare Kurtuluş Savaşı’nda Rum ve Ermeni çeteleri tarafından defalarca baskına maruz kalan köyün her tarafı yakılıp yıkılmış; köy halkı civar yerlere dağılmış ve köy 220 haneye düşmüştür. Huzurlu ve müslümanca bir hayat yaşanan köyde gerek Ebu Muhammed Medenî ve gerekse halifesi Şeyh Şerafeddin Hazretleri zamanında ahlak yüksek bir seviyede idi. Orman köyü olduğundan oduna giden, odun kesen, odundan dönen gençler daima zikir ile meşgul olur, evlerde anneler çocuklarını zikirle sallar, zikirle büyütür ve şehidlik-gazilik kıssaları anlatır; her bir çocuk bir mücahid olarak yetiştirilirdi. İşte bu mücahidlerden ve Ebu Muhammed Medenî Hazretlerinin seçkin evlâtlarından; ille cihada iştirak edip “ölürsem şehit, kalırsam gazi olurum” arzusuyla Balkan harbine gönüllü gitmek isteyenlerden Hacı Hasan Mehmed’e Ebu Muhammed Medenî Hazretleri: “Sen merak etme! O rütbe senin ayağına gelecek” diyerek ve Kurtuluş Savaşı’na ve savaşın getireceklerine işaret etmiştir. Nitekim Kurtuluş Savaşı sebebiyle Yunanlılar, Rum ve Ermeni çeteleri, köye girince çıkan çatışma esnasında Hacı Hasan Mehmed Efendi de şehadet muradına ermiştir. Ebu Muhammed Medenî , irşad vazifesini uzun yıllar yurdun her tarafına şamil olmak üzere devam ettirmiş ve ömrünün sonlarına doğru ilâhî bir işaret gereği, -bilinen ve bilinmeyen yüzlerce hikmete binaen- damadı Şeyh Şerafeddin Hazretlerine tasarrufunda olan altı tarikatın tamamından irşad izni vererek bütün bağlılarını kendisine devretmiştir. Kendileri de bir mürid imiş gibi Şeyh Şerafeddin Hazretlerine itaat ederek, emir ve tavsiyelerine riayet etmiştir. Bilhassa ömrünün son demlerinde celâdet ve celal hali kendilerinde galib olduğundan yüzünü bir nikâb ile kapatarak gezerlermiş. Zira o celâdet hali ile bir kimseye baksa o kimse başı kesilmiş de salıverilmiş tavuk gibi dakikalarca çarpıntıdan kendini alamazmış. Ebu Muhammed Medenî Hazretleri bu şekilde uzlete çekilerek vaktini ömrünün sonuna kadar ümmet-i Muhammede hayır duâ ile geçirmiştir. Uzun boylu, bedeni cüsseli, gözleri kahverengi, beyaz tenli olup sesi gür ve güzel idi. Tam bir vâris-i Muhammedi olup bütün ahlâkı, Rasûlullah Efendimize mutabık idi. Turuk-u Âliyye’nin incelikleri hakkında “Ya Veledi” isimli bir eseri vardır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Yalova

Şeyh Şerafeddin Dağıstani (k.s.)

Yalova – Güneyköy kabristanında Şerâfeddin Zeynel Abidin Dağıstanî, Hicrî 1292 – Miladî 1875 yılı, Zilka­de ayının üçüncü Pazartesi gecesi Dağıstan’ın Temirhan-şura vilayeti, Gunip kazasının Kikuni köyünde, dünyaya geldi. Babası Abdurraşid Efendi, annesi Emine Sara Hatundur. Anne ve babasının her ikisinin de kabirleri, Yalova Güneyköy’deki kabristandadır. Yalova ilinin Reşadiye (bugünkü Güneyköy ) köyünde Hicrî 1355 – Miladî 1936 yılı Cemaziyel evvel ayının yirmiyedinci pazar günü, köyünde (hicri takvime göre) altmış üç yaşında iken vefat etmiştir. Son yüzyılın en seçkin tasavvuf büyüklerinden olan Şerâfeddin Zeynel Abidin Dağıstanî, “Ebu’l-Fukara” lakabı ile de anılır. Hayatından Kesitler: Atayurdu olan Dağıstan, tamamıyle Rus işgali altında olduğundan doğduğu günler, dinin yasaklamalarla engellendiği ve maneviyatın neredeyse yok edildiği çok zor bir zamandı. Bir çok velinin menakıbında olduğu gibi Şeyh Şerâfeddin’in de doğumundan itibaren çeşitli kerametler gösterdiği çocukluğundan itibaren mahlukatın kendilerine has zikirlerini işitebildiği rivayet edilmiştir.. Bu rivayetlerin dışında kesin olarak gerçek olan husus, altı-yedi yaşlarında iken Dağıstan’ın o dönem Nakşbendiyye yolunun önderi Ebu Ahmed es-Suğuri’nin manevi eğitimine girdiği ve zikir meclislerine katılmağa başlamış olduğudur. Çok zeki bir çocuk olduğundan Ebu Ahmed es-Suğuri’nin ilahi sırlara ışık tutan sûfî öğretilerini hemen kavrama yeteneğine sahipti. Dağıstan’daki gençlik yıllarında, elinden biat alarak Nakşbendi tarikatına intisab ettiği Şeyh Ebu Ahmed es-Suğuri’nin gözetiminde seyr ü sülukunu tamamlamıştı. Ebu Ahmed es-Suğuri’nin, İmam Şamîl ile birlikte Ruslara karşı savaştığı için Rus’lar tarafından vatanı Dağıstan’dan ayırılıp sürgün edildiği bilinmektedir. Şeyh Şerafeddin Dağıstani (k.s.) Silsile-i Şerifi Şeyh Şerâfeddin Zeynel Abidin, orta boylu bir insandı, hitab ettiği her insanı derinden etkileyen sesi berrak ve tok idi. Nurani, buğday renkli bir cildi vardı ve yüzü berrak; ışıltılı bir sima arz ederdi. İlk irşad yıllarındaki siyah sakalı yaşı ilerlediğinde pamuk gibi bembeyaz bir hal almıştı. alimdi. Gözleri koyu gri-lacivert renkte idi. Belki de en önemlisi her atışında ilahi rahmete dalıp çıkan bir kalb ve kendisine başvuran kişinin ruhani haline de nazar edebilen gözler ile dünyaya gelmişti. Zaman içinde hem kalbi, hem de gözleri nitelik olarak çok daha hassas bir nitelik kazandı. Şeyh Şerâfeddin Zeynel Abidin, ilk medrese tahsiline de Dağıstan’da başlamış ve ancak savaş şartları yüzünden ikmal edememişti.; eğitimini Türkiye’ye daha önce hicret etmiş olan ve biatını tazeleyeceği amcası Şeyh Muhammed-ül Medeni’de tamamlayacaktı. Böylece Türkiye’de Ebu Ahmed es-Suğuri’nin halifesi olan Muhammed-ül Medenî’nin terbiyesi altına girdi. Şeyh Ebu Muhammed el-Medeni , Şeyh Şerâfeddin’in öz amcası idi ve daha sonra kızı ile evlendirip kayınpederi de olacaktır. Türkiye’ye Göçleri ve Yalova’da Yerleşim: İmam Şamîl’in destani direnişinin kırılmasından sonra Kafkasya’ya ve Dağıstan’a olanca gücüyle yüklenen Rusların zulmünden kurtulmak için, köylerinin neredeyse tüm halkından oluşan kalabalık bir cemaat halinde, Dağıstan’ı terk ederek Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldılar. Köyleri sürekli olarak Rus askerlerinin baskınlarına uğruyor ve bütün ahalisi hakaretlere maruz kalıyordu. Bir kış mevsiminin ortasında 5 ay boyunca sürecek, karadan zorlu bir yaya yolculuğuna çıktılar. Kendi ailesi ve kızkardeşinin ailesi ile birlikte hicret ettikleri Türkiye’ye yöneldikleri, zahmetli ve tehlikeli yolculukları boyunca gündüzleri saklanıp geceleri yürüyorlardı. Kafilede çocuk, kadın ve yaşlıların da bulunduğu düşünülürse hangi zor şartlarda gerçekleştirildiği biraz tahmin edilebilir. Türkiye’ye vasıl olunca Osmanlı devletinin organizasyonu ile önce Bursa’ya geldiler; bir süre Bursa’da misafir edildikten sonra , Marmara denizinin güney kıyılarındaki Yalova’ya giderek devrin sultanının özel fermanıyle denize oldukça yakın, dağlık bir yörede yerleştiler. Yerleşmek için bu mahalli seçmelerinde Osmanlı Devleti’nin iskan politikası yanında bölgenin Kafkasya iklimine kısmen uygun, dağlık bir arazi olması da etkili olmuştur. Yerleştikleri beldeye önceleri Elma-Alan veya Elmalı adı verilmiş; daha sonra köye Sultan Reşad tarafından yapılan yardım ve imar çalışmalarının nişanesi olarak Reşadiye ve nihayet Cumhuriyet sonrasında Güneyköy adı verilmiştir. Şeyh Şerâfeddin Hz, bölgeye yıllarca önce yerleşmiş olan amcası Şeyh Muhammed-ül Medeni ile birlikte büyük bir azimle imar ettikleri Reşadiye köyünü ailesi ve akrabaları ile beraber, elbirliği ile yurt haline getirdiler. Küçük köy sürekli devam eden göçmenlerin ve özellikle Dağıstanlıların katılımıyla günden güne kalabalıklaştı; yeni evler inşa edildi; hatta o hale geldi ki arazi gelen göçmenlere yetmez hale geldi. Köyde ilk kurulan binalar arasında bir medrese ve köyün ilk mescidi ile ilk dergahının da bulunduğu külliye yer alıyordu. Böylece amcası Şeyh Muhammed-ül Medeni ile birlikte Nakşbendi Tarikatı’nın sağlam bir kolunu Dağıstan’dan Türkiye’ye taşımış oldular. Amcası Şeyh Muhammed-ül Medeni’nin şefkat kucağını açtığı Rus istilacıların acımasız ve sömürücü zorbalığından kaçan bütün Kafkas göçmenlerine ilave olarak Türkiye’nin hemen her yerinden pek çok talebe Reşadiye medresesine tahsil maksadıyla geliyordu. Bu şekilde birkaç yıl önce balta girmemiş bir ormanın eteklerinde kurulan birkaç evden ibaret olan Reşadiye köyü, rivayetlere göre 1000 öğrencinin ders gördüğü bir ilim ve irfan ocağına dönüştü. Şeyh Şerâfeddin Hz ’nin, sonradan kayınpederi olan mürşidi Muhammed Medenî, o zamanda, Dağıstanlılar tarafından çok takdir edilen; hali, ilmi, kemal ve kerametleri gayet açık olan, maneviyat ikliminin zirvesinde olan büyük bir zat idi. Yalova’nın Reşadiye köyünde, ikinci mürşidi olan Muhammed el-Medeni tarafından tasavvufi alanda daha ileri düzeyde eğitildi. Ebu Ahmed es-Suğuri’nin Dağıstan’daki dergahında maneviyatın ilk soluklarını soluyan Şeyh Şerâfeddin’i zahirde ve batında evladlığa kabul edip yetiştiren, Muhammed Medenî olmuştur. Tasavvuftaki Eğitimi ve Manevi Kemali: Özellikle amcası Şeyh Muhammed el-Medeni’nin kızı ile evlendikten sonra genç Şerâfeddin, Reşadiye köyünde büyük bir saygının odağı oldu. Reşadiye köyünde kurulan ve kısa sürede Bursa’dan, İstanbul’dan öğrencileri dahi cezbeden medreselerine gelip ders vermeğe başlayan alimlerden İslam’ın tüm zahiri bilimlerini de okuyup icazet aldı. Ancak O’na zahiri ilimin çok ötelerine uzanan “İlm-i Ledün” bilgileri verilmiş; Allah tarafından, “ilm-i ledünnî” vadilerinde , “sır bilgileri” alanında büyük bir derecelere garkolmuştu. Nakşbendi öğretisinin gereği olarak her an Rabb’inin huzurunda toplum içinde halvet, kalabalık ile inziva halinde idi. Hızla ilerlediği maneviyat yolunda mertebeleri bir-bir aşarak Nakşbendiyye tarikatına ilaveten , amcası Ebu Muhammed Medeni’nin yetkin olduğu ve irşada izin yetkisi bulunan diğer beş İslam sûfî yolunun [ Kadiriyye, Rufa`iyye, Şazeliyye, Çiştiyye ve Halvetiyye ] daha irşad yetkisini aldı. Bütün bu altı tasavvuf yolunda yetkin olduğuna işaret eden icazetini aldığında henüz 27 yaşındaydı Şeyh Şerâfeddin Zeynel Abidin, Muhammed Medenî’nin terbiyesi altında, seyr-i sülükunu tamamlarken, altı ay kadar bir cezbe devresinden geçmiştir. Bu devrede, ilahi varlık aşkı ile, vücudunu ateş içinde hissederdi, vücudunun yükselen hararetini azaltmak için kış günlerinde bile evinden çıkıp elbiselerini çıkararak köy yakınındaki derenin buzlu sularına girdiğine halen de bazıları çok yaşlı olarak hayatta olan kişi tanık olmuştur. Bu cezbe devresinin sonunda, 25 yıl süre ile hizmet edeceği kutb-ül irşad makamı ile taltif edilerek görevlendirilmiştir. Tasavvuf yolunda şahsi ibadetler kadar nefs terbiyesi ve Allah’ın kullarına da hizmetin önemini sürekli vurgulamış ve kendisi de buna uygun olarak yaşamıştır. “Gün boyu kendi nefsini terbiye ile riyazete alıştırmaya çaba sarfetmeyen ve her gece tesbihat vazifesini yapmak için uyanmayan ve kardeşlerine hizmet etmeyen hiçbir talib bu yolda hiçbir dereceye erişemez.” sözlerinin bizzat uygulayıcısı olarak örnek olmuştur. Dağıstan göçmenlerinin yerleştiği ve günden güne yeni göçlerle kalabalıklaşan köyün ihtiyaçlarının karşılanmasında öncülük rolünü üstlenmiş; o zamanın fiziki şartlarının zorluklarına aldırmadan köy yollarının genişletilmesi, su kanalları ile köye temiz içme suyu getirilmesi çalışmalarına fiilen katıldı. Tarikatın hilafetini ve köyün liderliğini üstlendikten sonra daha çok göçmenin yerleşebilmesi için köyün yerleşim alanını büyütmeye çalıştı; hatta bir rivayete göre köyün yakınlarında bulunan şahıs mülkiyetindeki iki çiftliği de satın alarak göçmenlerin iskanına tahsis etmiştir. Kafkasya ve Dağıstan’dan gelen tüm göçmenlere karşı gayet candan davranır; beslenme ve barınma konularındaki her türlü ihtiyaçla ilgilenirdi ve böylece rehabilitasyonlarını kolaylaştırır, ortaya çıkabilecek geri dönüş arzularını da izale ederdi. Bunun sonucunda Dağıstanlı göçmenler Kafkasya’da bıraktıkları yurtlarına karşılık yeni bir vatan bulmuş oldular ve Kurtuluş savaşı öncesindeki acılı işgal günlerine kadar sürecek bir barış , mutluluk ve refah ortamına kavuştular. Yalova’dan başlayarak Balıkesir’den Kastamonu’ya Sakarya’dan Konya’ya tüm bölgedeki halk arasında dalga dalga “manevi güçlere sahib bir zat” olarak tanındı ve kerametlerine ilişkin rivayetler bütün Türkiye’ye yayılmağa başladı. Ayrıca Güneyköy’de öncülük ettiği imar faaliyetleri, din dışı alanlardaki uzak görüşlülüğü geniş ile de ünlendi. Şeyh Şerâfeddin hakkında bugüne ulaşan ve yakın tarihimizin siyasi ve dini gerçeklerinin anlaşılmasına katkısı olan pek çok rivayet en eski bağlılarından olan Ali Usta tarafından aktarılarak kayda alınmış ve kitab haline de getirilerek günümüze kadar ulaşabilmiştir. ( Ali Usta’nın hatıratını sitemizin Tasavvufi Literatür alt sayfalarından okuyabilirsiniz) Şeyh Şerâfeddin’in , bu duruma sağlığında işaret ederek Ali Usta’ya “Benden sonra sen çok yaşayacaksın. Maneviyat yolunda başından geçmiş olan canlı olayları anlatacaksın” diyerek kendisi hakkındaki bilgileri gizlememesi yolunda bir nevi talimat verdiği de bilinmektedir. Ali Usta 1304 rumi yılında Kafkasya’nın Hocamakili köyünde dünyaya gelmiş , diğer Dağıstanlı göçmenler ile birlikte 15 yaşında iken Türkiye’ye hicret etmiştir. Önce Güneyköy’de daha sonra da Bursa’ya yerleşmiş, ve Bursa’da uzun yıllar ayakkabı tamirciliği yaparak elinin emeği ile geçinmiştir. Ali Usta (Seskır) 1980 yılında Bursa’nın Hıdırlık semtindeki evinde vefat edince, vasiyeti üzerine mürşidinin medfun bulunduğu Yalova’nın Güney köyündeki Cebel-i Hafakan adı ile bilinen tepecikteki kabristanda, mürşidinin yolu üzerinde defnedilmiştir. Şeyh Şerâfeddin’in ününün yayılması kendisine yönelik kıskançlık ve hased duygularının da körüklenmesine yol açıyordu. Reşadiye’deki medrese eğitimini yürüten zahiri ilimlerdeki bazı alimler, Şeyh Şerâfeddin’i dinin kurallarını ihlal etmekle, şeriata aykırı sözler söylemekle itham etmeğe başladılar. Bu durum tarih boyunca tasavvuf alimleri ile zahir alimleri arasında görülmüş bir durumdur. Hallac-ı Mansur’dan Mevlâna Celâleddin’e, Ahmed Yesevî’den Necmeddin Kübra’ya, Bayezid-i Bistami’den İbn Arabi’ye tasavvufun tüm zirve isimleri kendilerini Kur’an’a aykırı sözler söylemek, şeriata aykırı işler işlemek suçlamalarından kurtaramamışlardır. (En iyi bilinen örneği olarak Hallac-ı Mansur, bu suçlamalar sonucu darağacında feci bir şekilde can verirken, bütün batın ehlinin “Şeyhü’l Ekber” olarak tazim ettiği Muhyiddin Arabi’ye muarızları tarafından “Şeyhü’l Ekfer”adı verilerek küfür ile itham edilmiştir.) Güneyköy’de tesis edilen medresede eğitim veren zahir uleması ile Şeyh Şerâfeddin arasında irşad ile görevlendirilmesinin ilk zamanlarında bazı ihtilaflar ortaya çıkmış ve ancak kısa sürede zahir ehlinin tüm itirazları izale edilerek Şeyh Şerâfeddin’in zahiri ve batıni kemali tüm ulema tarafından teslim edilmiştir. Şeyh Şerâfeddin ile medrese uleması arasında yaşanan soğukluğu gösteren ve bizzat şahidi olduğu bir örneği Ali Usta anılarında şöyle dile getirmektedir: “Bir gün Reşadiye köyündeki büyük camide Şeyh Şerâfeddin, tasavvuf sohbeti yapıp tarikatı anlatıyordu. Köydeki medrese alimleri bu sohbetlere katılmadıkları gibi dışarıda aleyhinde konuşuyorlardı. Benim de mürşidime intisabım yok daha; gencim, evli değilim… Birgün muarızı olan kişilerin de bulunduğu bir sırada namazdan sonra Şeyh Şerâfeddin Efendi: “Camiin kapılarını kapayın. Kimse dışarı çıkmasın.” dedi. Sonra kendisi aleyhinde gıybet yapan hocalara dönerek: “-Bana bakın hocalar, orada-burada benim için “Bu adam, şeriatın hilafındadır. Yaptığı işlerin hepsi yanlıştır.” diye konuşuyorsunuz. Hazreti İmam-ı Ali (K.V.) “Bana bir harf öğretene köle olurum” demiştir. Ben iddia ettiğiniz gibiysem, yanlış yoldaysam ve beni yanlıştan çevirecek adam içinizde varsa, ben onun kölesiyim. Şimdi benim yanlış yaptığım ne ise o şeyi söyleyin…” dedi. Kimsede ses yok. Şeyh Şerâfeddin ikinci sefer: “Bana bakın! Ya bu sarıkları çözün atın; ‘biz hoca değiliz’ deyin ya da beni burada ikaz edin; bana cevap verin…” diye tekrarladı. Yine ses çıkmayınca bu defa ben ayağa kalktım, dedim ki: “- Bana bakın. Bu konuda kadınlar gibi orada-burada söyleninceye kadar çıkın karşısına… Biz de öğrenelim hak nerede, batıl nerede !..” dedim. Fakat kimse ortaya çıkmadı.” Bu hesaplaşma sonrasında Şeyh Şerâfeddin aleyhindeki alimlerin sesleri giderek azalır ve bir süre sonra da muhaliflerinin neredeyse tamamı, O’nun manevi derecesini kabul ederek kendisine intisab ederler. Bütün bunlar neticesinde, Yalova’nın küçük bir köyü olan Reşadiye, halktan her düzeyden kişiler yanında pek çok alim ve aydın için de bir cazibe merkezi haline geldi. Özellikle kandil, bayram gibi belirli gün ve gecelerde o kadar büyük bir topluluk köye geliyordu ki, bir süre sonra bu kalabalık ziyaretçi topluluğunun ihtiyaçlarına cevap verilebilmesi için Şerâfeddin Efendi’nin evinin bulunduğu mekanın avlusunda misafirhane, yemekhane, kurban kesim mahalli gibi bölümler tesis edildi. (Bugün de aynı mekan günümüzde sayıları azalmış olsa da ziyaretçileri için aynı şekilde muhafaza edilmekte ve özellikle Şeyh Şerâfeddin’in tasavvufi edeb ile terbiye edilmiş olan yaşlı gelini tarafından kapı açık tutulmaktadır.) Özellikle Şeyh Şerâfeddin’in hatm-i hacegan yaptırdığı ve hemen hemen aynen korunmuş olan kısım bugün de ziyaretçiler tarafından teberrüken ziyaret edilegelmektedir. Dağıstanlı göçmenler, özellikle yüzyıllar önce Orta Asya’da kök saldığı gibi Dağıstan’da da güçlenerek gelişen tasavvufun Nakşbendiyye yolunu taşımakta olan, manevi doruklarda yaşayan bir şeyhin himayesinde, O’nun himmet nazarları altında olmaktan dolayı çok mutluydular. Bu kutlu insanı kuşatan ilahi bereketten nasibdar olarak adeta kutsanmış olan köylerinde, Rus istilacıların zulmü altında nesillerdir yitirmiş oldukları güven , huzur ve sevgiye kavuşmuşlardı. Şeyh Şerâfeddin Zeynel Abidin’in hayatı boyunca yapmış olduğu sohbetlerin, sohbette bulunan “katibler” tarafından not alınarak kaydedilmiş el yazması örnekleri, önceleri elyazısı ile Latin alfabesine çevrilerek çoğaltılmış ve daha sonra Hasan Burkay’ın himmeti ile “Menakıb-ı Şerefiyye” adı altında, ayet ve hadislerin kaynağı gösterilerek aslına tamamen sadık kalınarak kitablar halinde basılmıştır. “Bizim yolumuz sohbet yoludur” buyuran önderi Şah-ı Nakşbend Muhammed Bahâeddin Buhari’nin usulünce sohbete çok önem vermiş ve bağlılarının eğitiminde en etkin vasıta olarak kullanmıştır. Bu himmeti halen de matbu hale getirilmiş olan sohbetlerinin okunduğu meclisler vasıtasıyla gerek Güneyköy’de gerekse bağlılarının dağıldığı Türkiye’nin her köşesinde sürdürülmekte ve menbaı olduğu feyz ve bereketten istifade etmek ölümünden sonra da mümkün olmaktadır. Şeyh Şerâfeddin, kendisi asla boş konuşmadığı gibi zikir meclisleri dışında bulunduğu ortamlarda da boş-malayani konuşmalara izin vermez, hatta o kadar ki bulundukları meclisde ileri-geri konuşanları oradan uzaklaştırırdı. Her ne vakit, beraberinde oturulsa Şeyh Şerâfeddin’in sohbetine katılanların kalblerinden dünya sevgisinin kalktığı bildirilmiştir. Asla, en azından üç ayet de Kur’an-ı Hakîm tilavet edilmeden ve on kelime-i tevhid ile on salavat-ı şerifeden ibaret olsa bile zikr edilmeksizin oturulmasını istemezdi. Bir sohbetinde sohbet adabı hakkında kuralları bizzat, ince-ince sıralamıştır : “Sohbet için mutlaka dokuz şart lazımdır: 1. Bir yerde toplantı ve sohbet için davet olunulduğunda o mecliste asla şeriata aykırı bir şey olmamalıdır. Her ne kadar davete icabet sünnet ise de, eğer bir toplantıda yemek-içmekten başka bir maksat yok ise o meclisten hiçbir fayda hasıl olmayacağından o davete icabet etmemelidir 2. Yemek sırasında adâba ve sünnet-i seniyyeye riayet edilmelidir. 3. Bir mecliste konuşuluyorsa münkirattan, inkardan ve malâyâniden , boş sözlerden içtinab etmek , kaçınmak lazımdır. Eğer bir yerde yalan, gıybet vs. var ise, imanı olanları bun­dan men etmeli, uyarmak için nasihatte bulunulmalıdır. 4. Sohbetin bir yöneticisi olmalıdır. Sohbet yerinde kargaşa olmamalı, herkes sakin şekilde oturmalı, bir nizam ve intizam üzere olunmalıdır. 5. Sohbet meclisine sirayet edecek derecede gam ve kasavet sahibi olan bir kimse mecliste oturmamalıdır. Kalbinde bir dert ve sıkıntısı olanlar, sohbete git­memelidir. 6. Manevi sohbet meclisinde dünya işleri ve geçimle ilgili şeylerden bahsedilmemelidir. Zira bunun yeri, tasavvuf sohbeti değildir. 7. Davet sahibinin o davetten muradı ne ise, onu iyi anlayıp mükemmel surette ihtimama ve muradına cevap vermeye gayret sarf etmelidir. Ancak yine davet sahibinin arzusundan ziyade diğer kimselerin arzusuna bakılmamalıdır. 8. Sohbet meclisini üç ya da beş saatten ziyade uzatmamalıdır. Zira, ziyade olursa söze malayani ve takvaya muhalif unsurlar karışır. 9. Sohbet sonunda, o mecliste sâdır olan ahkâma aykırı söz ve davranışlar için, yirmi beş kez is­tiğfar edilmelidir. Sohbetten sonra birkaç ayet okunmalı ve bağışlanmalıdır. Eğer bir sohbet meclisinde bu dokuz şarta riayet edilirse, tarikatın önderi Şah-ı Nakşbend Muhammed Bahâeddin Buhari’nin sırrına mazhar olunurken , aksi halinde bir hidayet ve fazilet hasıl olmaz.” Günümüzdeki sohbet ortamları dikkate alınırsa bu kuralların -özellikle birkaçının- ne kadar önemli olduğu hemen görülecektir. Bu konudaki tavsiyelerinden birisi olan rızk ve maişet düşüncesi, kaygısı olan kimselerle oturulmaması ve onlarla sohbet etmenin tasavvuf yolcusuna zararlı olacağı konusundaki uyarısı, geçim kaygısının herkesi sardığı günümüz için dikkat çekicidir. Ayrıca, sohbette maddi kazanç, kâr-zarar işlerinin konuşulmaması uyarısı, sohbetin bir yöneticisinin olmasına dikkat edilmesi kuralları günümüzün neredeyse her kafadan bir ses çıkan sohbet ve toplantılarının neden feyz ve bereketten yoksun olduğu sorusunun cevaplarını içermektedir. Günümüzde binbir kaygı içinde bunalan ve stres denilen “kabz hali”ndeki kişilerin sohbet meclisinden uzak durması uyarısı “hallerin sirayet edici” olduğuna işaret etmesi yönünden üzerinde çok düşünülmesi gereken bir husustur. Daha Dağıstan’da iken en uzunu 3 yıl sürmek üzere birkaç kez halvete girmişti. Reşadiye (bugünkü Güneyköy ) yakınındaki bir yamaçta bulunan bir mağarada Şeyh Muhammed Medeni’nin emri ile altı ay sürecek bir halvete daha girdi. Aslında kalabalık arasında da daimi bir halvet halini yaşıyordu (=halvet der encümen). Halveti sırasında , İlahi aşkın pek çok makamı O’nda zahir oldu. Halvetten çıkar çıkmaz Şeyh’i halka nasihat etmek ve yol göstermek üzere kendisine yetki verdi ve halkın yönlendirilmesi ve irşadındaki tüm sorumluluk Şeyh Şerâfeddin’e verildi. Bu dönemden itibaren tasavvuf tarihinde pek nadir olarak görülen bir şekilde, müridinin ulaştığı derecenin kendi derecesinin fevkınde olduğunu anlayan mürşidi Muhammed Medenî, irşad vazifesini, evladına devrederek, bütün müntesipleri ile birlikte kendisi de, ona biat ederek tabî olmuştur. Şeyh Ebu Muhammed O’nu bir müridi ve damadı olarak yetiştirmişti; şimdi mürşid, tarikatın bir müridi oluyordu. Şeyh’inin birlikte bulunduklarında daha yüksekçe bir yerde oturması şeklindeki ısrarına itaat etmek zorunda kaldı. Şeyh Şerâfeddin, Nakşbendiye silsilesinin tasavvufi öğretisini yaymakta mürşidinin mevcudiyetinde dahi yetkili kılındı. Bundan sonra Muhammed Medeni, her konuda Şeyh Şerâfeddin’in görüşlerini onayladığını ilan etmiş ve kendisine intisab etmek isteyen talibleri yeğenine yönlendirmeğe başlamıştır. Şeyh Şerâfeddin manevi olarak Cemalüddin Gazikumuki ve Dağıstan’daki şeyhi Ebu Ahmed es-Suğuri‘nin himmeti ile desteklendi. Allah aşkında Fenafillah mertebesine erdi. Şeyh Şerâfeddin, Rasûlullah (s.a.v)’in manevi mirasçılarındandır. Bu manevi ilişki vasıtasıyla insan-ı kamil –mükemmellik- makamına erdi. Rasûlullah (s.a.v)’in en önde gelen sahabelerinden olan ve Peygamber (S.a.v.) Medine-i Münevvere’den ayrılırken yerine vekil olarak tayin ettiği Mikdat ibn el-Esved’in soyundan gelen birisiydi. Şeyh Şerâfeddin sırtında Rasûlullah (s.a.v)’in elinin işaretini taşırdı. Bu doğum lekesini uzak atası Mikdat ibn el-Esved’den miras olarak almıştı. Rasûlullah (s.a.v) elini Mikdat ibn el-Esved’in sırtına koymuş ve O’na soyundan geleceklere dua etmişti. İslami bilimlerin her alanında olduğu gibi fıkhın en zor ve derin meselelerinin çözümlerinde de müçtehid düzeyinde bir otorite idi. Zamanının fetva vermeğe yetkin alimlerinin en önde geleniydi. Aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’in hıfzı ve yazımında yetenekli bir hafız ve hattattı. Rasûlullah (s.a.v)’in siretini ayrıntıları ile bilirdi ve hadis ilimlerinde, rivayet senedleri konusunda deha derecesinde yetkin bir alimdi. Bütün bunlar O’nun zahiri-batıni ilim dolu sohbetlerine yüzlerce bilgin ve ilim talibinin neden hassasiyetle devam ettiğini izah etmektedir. Şeyh Şerâfeddin, Osmanlı sarayının İslami konularda danıştığı kişilerden birisi olarak da kaydedilmiştir. Bu konuda değişik rivayetler de özellikle yakın tarihte vefat eden yakın bağlılarından Ali Usta’nın hatıratında nakledilerek günümüze ulaşmıştır. Bugün Şeyh Şerâfeddin’in torunları nezdinde saklanan bir emanet olarak hâlâ “ziyaret edilen“ Rasûlullah’ın sakal-ı şerif köye getirilmesi konusunda Ali Usta’nın anlattıkları Osmanlı Sultanı ile Şeyh Şerâfeddin arasındaki ilişkinin de somut kanıtlarını içermektedir. Ali Usta halen Reşadiye köyünde Şeyh Şerâfeddin’in hanesinde mevcut olan sakal-ı şerif ile anısını şöyle dile getirmektedir: “-Şeyh Efendi, -bizzat davet edilmek suretiyle- Ossmanlı sarayına Sultan Reşad’a çok giderdi. Sultan Reşad dini konularda bir çok sualler sorar; Şeyh Efendi de cevaplandırırdı. Mesela, bir keresinde Sultan, “Hızır (a.s.) halen hayatta mıdır?” diye sormuş ve Şeyh Şerafedin’den ‘Evet’ cevabını almış. Bir gün de Sultan Reşad, Şeyh Efendi’ye kendisinden bir isteği olup olmadığını sorunca Şeyh Efendi de “Hırka-i Şerif’deki, Rasûlullah Efendimizin Sakal-ı Şerifinden bir tane –teberrüken- isterim”, demiş. Emir vermiş Sultan Reşad; bir sakal-ı şerif teli getirmişler; Şeyh Efendi, “Bu sahte” demiş; bir ikincisini getirmişler: “Bu da hakiki değil” demiş Şeyh Efendi. Üçüncü gelince, “Es-Salatü vesselamu aleyke ya Resulallah” diye selamlamış ve Rasûlullah’ın emanetiyle Güneyköy’e dönmüştü. „ Köyün isminin Osmanlı Sultanı’ndan ilhamla Reşadiye olarak verilmesi de Osmanlı sarayı ile Şeyh Şerâfeddin arasındaki ilişki konusunda zaten bir nebze ipucu vermektedir. Küçük bir köy sayılması gereken Güneyköy’deki medresede bin kadar talebenin eğitim gördüğü ve bu talebenin masrafının Osmanlı Sultanı tarafından vakfedilen vakfiyelerin gelirlerinden karşılandığı rivayeti, o devirde bir köydeki ilim muhitinin etkinliği hakkında oldukça önemli bir fikir kaynağıdır. Köydeki iki camiden birisi olan ve medresenin de bulunduğu külliyenin klasik bir Osmanlı eseri oluşu, köy meydanında Osmanlı Sultanı Sultan Reşad’ın tuğrasını taşıyan görkemli çeşme ve hâlâ işletilmekte olan ve talebenin ihtiyaçları için vakfedildiği bildirilen “Reşad Menba Suyu“ işletmesi, bu vakfiyenin bir mirası ve köye verilen önemin somut kanıtı olarak hâlâ ayaktadır. Osmanlı Sarayı’na bu doğal kaynak suyundan gönderildiği rivayetleri de dikkat çekicidir. Bu kanıt ve bilgiler Osmanlı Sarayı-Reşadiye (Güneyköy) ilişkisi konusunda ciddi bir araştırma yapılması gereğine işaret etmektedir. İlişkide olduğu Osmanlı İmparatorluğu’nun resmi makamları nezdinde saygın bir alim düzeyinde ayrıcalıklı bir muamele görmüştür. Şerâfeddin Zeynel Abidin Dağıstanî, Hicrî 1292 – Miladî 1875 yılı, Zilka­de ayının üçüncü Pazartesi gecesi Dağıstan’ın Temirhan-şura vilayeti, Gunip kazasının Kikuni köyünde, dünyaya geldi. Babası Abdurraşid Efendi, annesi Emine Sara Hatundur. Anne ve babasının her ikisinin de kabirleri, Yalova Güneyköy’deki kabristandadır. Yalova ilinin Reşadiye (bugünkü Güneyköy ) köyünde Hicrî 1355 – Miladî 1936 yılı Cemaziyel evvel ayının yirmiyedinci pazar günü, köyünde (hicri takvime göre) altmış üç yaşında iken vefat etmiştir. Son yüzyılın en seçkin tasavvuf büyüklerinden olan Şerâfeddin Zeynel Abidin Dağıstanî, “Ebu’l-Fukara” lakabı ile de anılır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Yalova

Sultan Baba (k.s.)

Yalova’nın Günekköy köyünün kabristanında. Hacı İhsan Tamgüney, gönüllere taht kurarak “Sultan Baba” ünvanını kazandı. Dağıstanlı Şeyh Şerafeddin-i Veli Hazretleri’nin manevi tasarrufunda yoğrulan Sultan Baba, şeyhinin vefatından sonra halkı irşad vazifesine başladı. Rahmet-i Rahman’a kavuşana kadar (24 Kasım 1991 Cumartesi) yüzlerce talebe yetiştiren gönül sultanı; herkesin derdini dinler, müşkili olanların dertleriyle hemhal olurdu. Ruslara karşı Afgan mücahitlerle birlikte savaşan Mücahid Şeyh Sultan Baba’ydı. Sultan Baba’nın Silsile-i Şerifi Asıl ismi H. İhsan Tamgüney, ancak halk arasında çok sevildiğinden O’na “Gönül Sultanı” olarak “Sultan Baba” denirdi. 1904 yılında Artvin’in Arhavi ilçesinde dünyaya geldi. Daha 2 yaşında babası, 6 yaşında da annesi vefat etti. Yetim ve öksüz olarak büyüyen Sultan Baba, 1954 yılında İstanbul’a gelip, Zeytinburnu ilçesine yerleşti. Dağistanlı Şeyh Şerafeddin Hazretleri’nin manevi tasarrufunda yoğrulan Sultan Baba, O’nun vefatından sonra halkı irşad vazifesine başladı.Rahmet-i Rahman’a kavuşana kadar (24 Kasım 1991 Cumartesi) yüzlerce talebe yetiştiren gönül sultanı, herkesin derdini dinler, müşkili olanlara nasihat vererek çözmeye çalışırdı. Halk arasında çok sevildiği için yaşça O’ndan büyük olanlar bile O’na “Baba” demeye başladılar. Manevi tasarrufu ve kuvvetinden dolayı da kendisine “Sultan” ismi verilince “Sultan Baba” olarak meşhur oldu. Kendisini Ümmet-i Muhammed’e adayan Sultan Baba, mütevazi, müşfik, nezaket ve hassasiyet sahibiydi. Okul gibi dükkan İstanbul’a geldikten sonra Zeytinburnu’nda açtığı bakkal dükkânı manevi derslerin okutulduğu bir akademi gibiydi. Sultan Baba’nın dükkânına gelen müşterilerin dertlerine şifa bularak ayrıldığı dükkânının yanında bir de mütevazi, iki katlı küçük bir evi vardı. Gündüzleri saim (oruç tutarak), geceleri kaim (namaz kılarak ve Kur’an okuyarak) olarak geçiren Sultan Baba’nın ikamet ettiği mütevazı evi, dergah olarak kullanılır, gelen-giden misafirler için yemekler pişirilir, haram olan günler dışında her gün iftar ve sahur sofraları kurulurdu. Sonra dükkanı Güney gıda marketi olmuştu. Aynı binanın üst ve alt katları hafız yetiştirilen Kur’an Kursu olarak kullanılıyordu. Dördü erkek, biri kız, beş çocuk babasıydı Hak dava uğrunda kendini feda eden Sultan Baba, durma ve dinlenme bilmez, Kur’an okurken gözlerini dinlendirdiğini, oturmaktan canı sıkılınca, namaz kıldığını söyler, daima Allah’ı zikrederdi.Arhavi, Bilecik, Zeytinburnu adreslerinde ikamet eden Sultan Baba, dördü erkek (Ahmet, Mehmet, Hüseyin, Hasan), biri kız (Fatma), toplam beş çocuk babasıydı. Helal lokma için çalışan Zeytinburnu esnaflarından, Ramazan ve Kurban Bayramı hariç, sürekli oruç tutan, az ama öz konuşan bir mürşiddi. Yanında lafazanlık yapanları ikaz eder; “Ya sus, ya hakkı söyle ki, imanına gölge düşmesin” der, terazisinde tartısı şaşmaz, yaratılanlardan asla korkmazdı.Dik ve sert yürür, hikmetli bakar, ağzından bal akardı. Uzun boylu olmadığı halde çok heybetli gözükürdü. İslam’ın emirlerine göre yaşayan cefakâr ve vefakâr bir insandı. Sultan Baba’nın Yolu Sultan Baba’nın Yolu, Peygamber Efendimizin yolundan başkası değildi.Büyük imamlardan Şeyh Şerafeddin-i Veli hazretlerinin müntesibi olan Sultan Baba, Yalova’nın Güney köyünde, Cennet Tepesi’nde medfundur. Asude görünümlü selvi ağaçlarının altında şeyhinin makamının yanında. Sultan Baba, “Şeyh Şerafettin Hazretleri’ni ziyaret etmeden, kimse bize gelmesin” buyurmuştu.Sultan Baba’nın sadık talebelerinden Rahmi amca sormuş: “Sultan Baba, tasavvuf nedir?” Sultan Baba, Rahmi amcanın bu sorusuna şöyle cevap vermiş: “Tasavvuf; kal ilmi değil, Mürşidden alınan hâl ilmidir. Tasavvufi bilginin konusu ma’rifetullah’tır. Tasavvuf tatbiki bir ilim olduğundan mürşid vasıtasıyla öğrenilir. Tasavvuf kitaptan okuyarak öğrenilebilecek bir ilim değildir, çünkü tecrübe ilmidir. Tasavvufun bilgi kaynağı felsefe ve kelâm gibi akılla sınırlı değildir. İlham ve keşf de bilgi kaynağı olarak kabul edilir. Tasavvufi eğitim, “tarikat” denilen özel yollarla kat’edilir. Şifa pınarı, çocukları çok severdi Kendisine tabiplik icazeti verilen Sultan Baba, sağlığından şikayetçi olan insanlara Kur’an-ı Kerim’den şifa ayetleri okuyarak Allah’ın izniyle tedaviye çalışır. İnleyerek gelen insanlar, “Allah senden razı olsun” diye dua ederek ayrılırdı dergahından. O Kur’an okuyunca dinleyen insanlar huzur bulur, inlemeleri durur, yüzleri gülerdi. Sultan Baba, bir su bardağı sıcak süte bir kaşık bal katarak şerbet yapar ilaç gibi içerdi. Bu şerbetten misafirlerine de ikram ederdi. Özellikle çocuklara ikramda bulunurdu. Sultan Baba çocukları özellikle hafızları çok severdi. Onlara para vererek Kur’an hafızı olmayı teşvik ederdi. Hindikuş Dağları’ndan gelen savaşçı Sultan Baba’nın büyük oğlu Ahmet abi diyor ki: “Bir gün Sultan Babamın dükkanına Hindikuş Dağlarından geldiğini söyleyen bir Afgan mücahidi girdi. Daha içeri girer girmez, babamın ayaklarına kapandı ve: ‘Ey Allah dostu, sana Mücahidlerden çok selam getirdim. Susuz yiğitlere su veren sendin’ Babamın masasında bulunan zemzem tasını göstererek, ‘İşte su dağıttığınız tas’ dedi. Babam gülümserken, biz şok olmuştuk.” Sultan Baba ile birlikte Hac’a giden oğlu Hüseyin abi anlatıyor: “Sultan Babamla birlikte Arafat’ta vakfede bulunuyorduk. Bir anda Afgan mücahidleri Sultan Baba’mın etrafını sarıp ellerine sarılıp ‘Mücahid Şeyh!.. Mücahid Şeyh!.. Hindikuş Dağları’nda bizimle birlikte Ruslara karşı savaşan sendin. Seni tanıdık. Sen O’sun’ dediler. Sultan Babam sanki bir ayıp işlemiş gibi, Afganlı Mücahitlere yalvarıyor; ‘Yapmayın, etmeyin, gençler. Açık vermeyin’ diyordu. Kalp kırmayın, ustası yok Sultan Baba, insanların kalbini kırmamaya dikkat ederdi. Talebelerine de kimsenin kalbini kırmamalarını tavsiye ederdi. Sultan Baba bu konu üzerinde çok dururdu. Bir insanın kalbini kırmanın ne kadar büyük bir günah olduğunu ise şöyle açıklardı: “Gerekirse Kâbe’yi yık, ama bir insanın kalbini yıkma. Çünkü Kâbe’nin mimarı, insan. O’nu yıkarsan yine yapılır. Fakat bir insanın kalbini yıkarsan o yapılamaz. Çünkü ustası yok.” Sultan Baba’nın ders Sultan Baba’nın zikir sohbetlerinden önce 3 defa “Allahu ekber, Allahu ekber, La ilahe illallahu vallahu ekber” diye tekbir getirilir, tekbirin Türkçesi olan “Ya yücelerin yücesi Allahım, Sen’den başka ilah yoktur. Vallahi Sen Ekbersin. Bütün Hamdü Senalar Sana aittir” cümlesi yine üç defa tekrar edilirdi. Üç defa “Eşhedü en la ilahe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu” denilerek kelime-i şehadet getirilir, bunun Türkçesi olan “Şehadet ederim ki Allah’dan başka ilah yoktur. Yine Şehadet ederim ki Muhammed (a.s.) Allah’ın kulu ve elçisidir” cümlesi üç defa tekrar edilirdi. Sonra 70 defa “Estağfirullah el azim” diye tevbe istiğfar edilir, bir Fatiha-i şerif, 11 İhlas-ı şerif okunurdu. Felak ve Nas surelerinden sonra yine Fatiha-i Şerif okunur, bu surelerden sonra Sultan Baba “Faelemennehu Lailahe illallah” dedikten sonra 300 defa “Lailahe illallah=Yoktur ilah Allah’dan başka” denirdi. Sonra “Elif Lam Mim, Allah” dedikten sonra 300 defa “Allah” denirdi. Sultan Baba “İnnallahe ve melaiketehü yüsellüvne alennebiyh ya eyyühelleziyne amenü sallu aleyhi vesellimu teslima dedikten sonra 100 defa “Allahümme salli Ala Seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim” selavat-ı şerif okunurdu. Tekbir ve şehadet getirilir. Fatiha okunduktan sonra Sultan Baba’nın “Amin” demesiyle duaya başlanırdı. Kerametin fotoğrafı Sene 1990. Türkiye Gazetesi’nde muhabirim. Bir yakınım dedi ki: “- Yahudiler, yıkmak için Mescid-i Aksa’nın altını oyuyormuş.” Ona: “- Bunu kimden duydun?” diye sordum. “- Sultan Baba’dan” cevabını verdi. “- Peki Sultan Baba Kudüs’e gitmiş mi?” “- Ne gerek var, o bir Allah dostu” dedi. Aradan bir hafta geçmeden arkadaşım Şeref Özata, gazete yönetimine “Kudüs’e gidip röportaj yapmak istiyorum” diye teklif vermiş. Şeref’in röportaj teklifi olumlu karşılanmış. Ancak gazetenin sahibi Enver Ören bey, “Yanına Selami Çalışkan’ı al” demiş. Teklif bana gelince balıklama daldım ve “Hemen kabul ediyorum. Ne zaman gidiyoruz?” diye Şeref’e sordum. Arkadaşım: “- Her şey hazır, sadece İsrail’in İstanbul Başkonsolosluğu’ndan vize almamız gerekiyor” dedi. Onu da temin ettik. Tam bir haftalık seyahate çıktık.Gazze, Ramallah, Hayfa’yı da gezdik ama, günlerimizin çoğu Kudüs’te, tabii ki Mescid-i Aksa’da geçti. Mescid-i Aksa’nın altının “Tarihi eser arıyoruz” bahanesiyle Yahudilerce oyulduğunu gözlerimizle gördük ve fotoğrafını çektik. Bu aynı zamanda Sultan Baba’nın kerametinin de fotoğrafıydı. Peygamber kabri üstünde namaz kılınır mı? Bindokuzyüzdoksanyedi’de Sultan Baba’nın talebeleriyle birlikte Umre ziyaretine gitmiştik. Yanımdaki arkadaşıma Beytullah’ın yanındaki hilal şeklindeki duvarı göstererek, “- Bu duvarın içinde namaz kılmak çok faziletliymiş” deyiverdim. Bu sırada konuşmamızı duyan Bilge Abi: “- Bilmeden konuşmayın. O duvarın çevrelediği yerde en az 15 Peygamber’in kabri bulunduğu rivayet edilir. Peygamber kabri üstünde namaz kılınır mı?” dedi. Serde gazetecilik var ya. Bilge Abi’ye tekrar sordum: “- İyi de orada 15 Peygamberin kabri olduğunu siz kimden duydunuz?” Hacı Abi, gayet sakin: “- Sultan Baba’dan”. Sultan Baba’dan vecizeler “Edep ilmin önündedir. Abdesti deli gibi, Namazı veli gibi kıl. Can düşmanın çavuş (nefis), onu yen, Rabbine kavuş. Nefsini yenersen en büyük savaşın kahramanı olur, imanını kurtarırsın. Fenadan ayrılırsan bekaya kavuşursun. Sekiz cennetin sultanı, Allah’a kul, Peygamber Efendimize layık ümmet olasın. Dünya bir fasıl, ahirettir asıl. Kabe’yi yık, gönül yıkma. Zikir halkasında zakir ol.Bütün azalar kalbe teslim olur, kalbimizi de Rabbimize teslim edelim. Sadece kendini kurtarmakla değil, başkalarını da kötülüklerden kurtarmak için çalış. Allah yolunda yarışın, Allah için barışın.” O bir Kur’an aşığıydı O mübarek insan sihir yapanların dinden çıktığını ve kafir olduğunu söylerdi. Kendisi devamlı Kur’an okurdu. Çünkü O bir Kur’an aşığıydı. Hz. Osman gibi her sohbetine Rahman ve Rahim olan Allah’ın Kur’anı ile başlar, sohbetini yine Fatiha ile bitirirdi. Sultan Baba Allah için hiddetlenir, Allah için sevinirdi. Dünya için gam çekmezdi. Azimliydi ama haset değildi. Dilinde devamlı Mevla’nın ismi. Kısaca zikirle meşguldü. Duaların bağışlanması Okunan Kur’an-ı Kerim, tevhid, şehadet ve selavat-ı şeriften hasıl olan sevaplar Evvela bizzat,. Hace-i Kainat, sebeb-i mevcudat, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimize, ondan hasıl olan sevap Hz. Adem’den (as) Hz. Muhammed’e (a.sv.) kadar gelmiş geçmiş ne kadar Nebi, Resul Peygamber-i Zişan Efendimiz varsa cümlesinin ruhlarına bağışlanır. Ondan hasıl olan sevap, müctehid imamlarımızın, alimlerin, zahidlerin, meşayih-i kiram’ın, bütün akraba ve taallukat ve bütün Ümmet-i Muhammed’in ruhlarına bağışlanır, Allah Rızası için okunan Fatiha ile ders sona ererdi. Dersten sonra mutlaka çay ikram edilirdi. Sultan Baba Hakka yürüdü Sultan Baba, 24 Kasım 1991 Cumartesi günü dünyaya “elveda”, ukbaya “merhaba” diyerek ulvi davete icabet etti. Bir kuş misali uçup, Canan’a kavuştu. (Allah rahmet eylesin. En büyük ikram olan Fatiha’yı bu yazıyı okuyanlar O’ndan esirgemesin.) Sultan Baba, binlerce seveni tarafından tekbirler eşliğinde önce Zeytinburnu’ndan Yalova’nın Güneyköy’üne götürüldü. Şeyhi tarafından yaptırılan Güneyköy Camii’nde öğle namazını müteakip, cenaze namazını Hüseyin Dündar hoca kıldırdı. Sultan baba’nın cenaze namazına binlerce seveni katıldı. Sultan Baba’nın naşı, Güneyköy Camii’nden sevenleri tarafından omuzlarda taşınarak şeyhi Şerafeddin Bingöl’ün türbesine yakın bir yerde toprağa verildi. Allah ve Resulünü insanlara sevdiren ve on sekiz yıl önce fani alemden beka alemine hicret eden Gönül Dostu’nu rahmetle anıyoruz. Mekanı Cennet olsun. (Amin) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Yalova

Aliya İzzetbegoviç

Bosna Hersek – Saraybosna’da Kovacı şehitliğinde Aliya İzzet Begoviç 1925’te Bosna-Hersek’in kuzeybatısında bulunan Bosanski Samac kasabasında dünyaya geldi. Ailesi İslami duyarlılığa sahip bir aileydi. Ancak İzzet Begoviç, İslam karşıtı ve Müslümanları Avrupa’ya dışarıdan girmiş kimseler olarak gören bir çevrede yetişti. Saraybosna’da bir Alman lisesinde eğitim gördü. Bilime önem veren ve disiplinle çalışan bir öğrenci olarak tanındı. Lise çağında üstün kabiliyetleriyle ve İslami konulara ilgisiyle öne çıktı. O dönemde bazı arkadaşlarıyla birlikte dini konuları tartışmak amacıyla Mladi Müslimani (Müslüman Gençler Kulübü) adını verdikleri bir kulüp kurdu. Bu kulübü kurduğunda henüz 16 yaşındaydı fakat oldukça etkin ve üretken bir düşünce kabiliyetine sahip olduğu gözleniyordu. Bu yüzden kurduğu kulüp bir düşünce kulübü olmaktan çıkarak aktivite kulübüne dönüştü.Dolayısıyla birtakım eğitim ve hayır faaliyetlerine öncülük etmeye başladı. Ayrıca genç kızlar için de ayrı bir birim oluşturdu.İkinci Dünya Savaşı esnasında da ihtiyaç sahiplerine yardım etti. İzzet Begoviç’in sıkıntıları 1953’te iktidara gelen Tito zamanında daha da arttı. Fakat o bütün baskılara rağmen İslami konularda kafa yormaya, fikirler üretmeye, etrafını aydınlatmaya devam ediyordu. Sistemin Müslümanların meseleleri ile ilgilenmesi üzerine görevlendirildiği Hasan Duzu ile ilişki kurarak onun irtibat halinde çalışmalar yürütmeye başladı. Tito’nun 1974’te yeni bir anayasa hazırlamasından sonra yönetim Müslümanlar üzerindeki baskıyı kısmen hafifleterek bazı geleneksel İslami kurumların yeniden işlev kazanmasına imkân sağladı. Bu yumuşama üzerine bazı camiler ve medreseler yeniden açıldı. Küçük çaplıda olsa bu yumuşama ile bazı dini kurumların yeniden hayata geçirilmesi Müslümanlarda hızlı bir İslami uzmanlaşma zemini hazırladı. 1983’te İslami Manifesto isminde kitabı büyük yankı uyandırdı. Hâkim sistem bu gelişmeye tahammül edemeyerek Avrupa’nın ortasında İslami bir cumhuriyet kurmak için çabalamakla suçladı ve tutukladı. Ve 14 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Bu mahkûmiyet onun kitabının bütün Bosna’da duyulmasını ve tesirini göstermesini sağladı. Hapiste düşünmeye fikir üretmeye, daha önce üretilmiş fikirlerden istifade etmeye fırsat buldu. Bunun yanı sıra önemli bir fikri eserinden dolayı hapse girmiş olması onun fikirlerinin çevrede daha çok yankı bulmasına sebep oldu. Hapiste olduğu yıllarda doğu ve batı arasında İslam adlı meşhur kitabını yayınladı. Bu kitabı da çok kısa zamanda geniş kitlelere yayılarak büyük yankı uyandırdı. Hatta Avrupa da en çok satan kitaplar arasına girdi. Aliya İzzet Begoviç 1988’de hapisten çıktıktan sonra Demokratik Eylem Partisi (SDA)‘ni kurdu. Bu parti 5 Aralık 1990’ da gerçekleştirilen genel seçimlerde büyük bir başarı elde etti. Ve Aliyya İzzet Begoviç cumhurbaşkanlığını kazandı. 90’lı yılların başında Yugoslavya’nın dağılmasından sonra 1 Mart 1992’de gerçekleştirilen referandum ile Bosna-Hersek bağımsızlığını ilan etti. Fakat Sırbistan hemen bu durumda Bosna-Hersek’ e karşı savaş açtı. Hırvatistan ve Sulevenya’nın bağımsızlık ilanına destek olan Avrupa Bosna-Hersek’ i yalnız bıraktı. Yugoslavya ordusu Bosna’daki Sırp etnik grupla hareket ederek Bosnalı Müslümanlara karşı katliama girişti. Bir milyon Boşnak Müslüman göç etmek zorunda kaldı. Bu savaşta 250bin Boşnak Müslüman katledildi. Bosna-Hersek Müslümanların direnişlerine Müslüman halklar grubu sahip çıktı. İslam dünyasının muhtelif bölgelerinden gençler direnişçiler soykırıma dur demek için ülkeye gitti. Direniş ve savaş aynı zamanda Bosna-Hersek Müslümanları arasında İslami bilinçlenmenin artmasını da sağladı. Ancak ülke yönetimleri Bosna-hersek Müslümanlarını büyük ölçüde yalnız bıraktılar. Buna ek olarak Avrupa ve ABD, ezilen ve katliamlara maruz kalan Bosna-Hersek halkına hiçbir şekilde destek çıkmadı. Katliamın son raddesine vardığı sırada da Sırpların isteklerini kabul etmeleri için Müslümanlara baskı yaptılar. İşte bu siyasi baskılar ve eşit olmayan savaş şartları karşısında İzzet Begoviç, önüne konulan anlaşmayı kabul etmiştir. Çünkü savaşın devam etmediğini Bosna-Hersek Müslümanlarını tam bir soykırımla karşı karşıya gelmeleri gibi sonucun doğmasına sebep olabileceğini düşünüyordu. Neticede 1995’te ABD tarafından dayatılan Dayton Anlaşması’nın imzalanmasıyla savaş sona erdi. Anlaşma Bosna-Hersek topraklarının %51’ ini Müslümanlarına ve Hıristiyan Hırvatlara %49’ unu da Bosna-Hersek Sırplarına veriyordu. Bosna-Hersek Savaşı, ABD ve Avrupa’nın haçlı kimliğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bunu bizzat Avrupalı tarihçiler ve yorumcular da itiraf etmiş ve bu savaşta Batılıların 19. Yüzyıldaki sömürgeci kimliklerine geri döndüklerine dikkat çekmişlerdir. Dayton Anlaşması’nın imzalanmasından sonra 1996’da yapılan seçimlerde üçlü başkanlık konseyine seçildi. Devlet başkanlığı dönemi boyunca uluslararası gücün baskılarına karşı çıkan İzzetbegoviç, 2000 yılında sağlık sorunlarını gerekçe göstererek başkanlık görevinden istifa etti. Aliya İzzetbegoviç entelektüel, eylem adamı, siyasetçi, özgürlük savaşçısı ve düşünür kimliği ile halkına öncülük etmiş bir isimdir. Cesur, inançlı, azimli mücadelesi ve bilge-zahid kişiliğiyle haklılığını her zeminde haykırarak, güçlü ve şahsiyetli bir örneklik ortaya koyan Aliya İzzetbegoviç, bu özellikleriyle İslam Dünyasında yeni bir lider prototipinin öncüsü oldu. Son derece güçlü entelektüel birikiminin yanında eylem adamı kişiliğini de gösterebilen Aliya İzzetbegoviç 2003 yılında vefat etti. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Çöğenderli Hacı Salih Efendi (k.s.)

Erzurum’a 26 km. Pasinler’e 12 km. mesafede bulunan, Pasinler’e bağlı Çöğender köyündedir. Köye girişte sol tarafta köy kabristanı, sağ tarafta Hacı Salih Efendi’nin türbesi mevcuttur. Salih Efendi Hazretleri Kırımdan gelen ve ilk Of müftüsü olan Tahir Efendinin torunlarındandır. Çaykara Yukarı Akdoğan köyünden Hanecizade oğullarındandır. Babası Trabzon’un ileri gelenlerinden Hanecizade Hacı Şerif Efendi’dir. Soyu aslen Kırım’dan göçle Erzurum’a gelmiş, oradan da Trabzon Çaykara’ya göçmüşlerdir. Hacı Salih Efendi Hazretleri 1898’de Trabzon’un Çaykara ilçesinin Akdoğan köyünde dünyaya teşrif etmiştir. Babası Muhammed Şerif Efendi, annesi Havva hanımdır. Sülalesi ilim ehli insanlardır. Merhum pederi, o doğmadan önce annesine şöyle demişti: “Bu çocuk erkek olacak, salih bir kimse olacak. Sakın ola ki ona abdestsiz süt vermeyesin.” Tahsil hayatı Ailesi, Salih Efendi doğduktan kısa bir zaman sonra Erzurum’un, Pasinler ilçesinin Çöğender köyüne yerleşti. Bunun için Salih Efendi “Çöğenderli” olarak tanındı. İlk derslerini dedesi İbrahim Hakkı Efendi’den alan Salih Efendi, 7 yaşında hafız oldu. Bundan sonra 1915 yılına kadar memleketi olan Çaykara’da tahsiline devam etti ve icazet aldı. Aynı zamanda, tasavvuf yolunda ilerlemek için devrinin büyük âlim ve mutasavvıfı Hacı Ferşad Efendi’ye intisap etti. Ferşad Efendi, Nakşibendîliğin Gümüşhanevi koluna mensup, 40 sene müderrislik yapmış çok değerli bir zattı. Salih Efendi, 18 yaşına kadar bu feyyaz ilim menbağının ikliminde serinledi. Daha sonra, irşad faaliyetlerinde bulunmak üzere Erzurum’a geldi. Çeşitli köylerde bir müddet tesirli hitabetiyle gönül iklimlerini coşturdu. Erzurum’a dönünce, bir süre Tortum’a bağlı Kisha (Uncular) köyünde imamlık yaptı. İlme doymayan Salih Efendi, Kisha’da kaldığı bu süre içinde Vıhikli Muhammet Efendi’den de Kadiri icazeti de alarak ilmini artırdı. Daha genç yaşlarında iken bile iffeti, edebi, kemalatı ile dikkat çekiyordu. Hatta daha çocuk yaşlarındayken Alvar İmamının şu beşaretine mazhar olmuştu: “Bizim Salih, salih bir kimse olacak.” İrşadla geçen ömür 1924 yılında önce babasını, ardından dedesini kaybeden Salih Efendi, 1925’te askere gitti. Asker dönüşü Çöğender’de kalmaya devam etti. 1929’te çok sevdiği şeyhi Hacı Ferşad Efendi’nin ufulü üzerine Alvar İmamı Hace Muhammed Lütfi hazretlerine intisap etmek istediyse de, Efe hazretleri “Senin dersin yüksek yerden. Ona devam et.” diyerek eski dersine devam etmesini tavsiye buyurmuştu… Çöğender’de bir süre imamlık yapan ve burada kaldığı süre içerisinde çevresindekilerden büyük bir ilgi ve alaka gören Salih Efendi, 1936 yılında Pasinler’in Sivaslı Camii’nde yaklaşık bir yıl imamlık yaptı. “Lisan-ı pakinde her dem lafzullah.. Etrafa hizmeti hasbeten lillah.. Hulus-i tam ile etmiş zikrullah.. Halka-i tevhidde devran eylemiş.” Yusufiye Medresinde 1939’da bir süre hapiste yatan Hacı Salih Efendi, hapishane arkadaşlarıyla birlikte güzel günler geçirdiğini anlatırken, yanlarında büyük veli, Mahmut Vehbi Efendi Hazretlerinin de bulunduğunu ifade etmektedir. Salih Efendi ilerleyen yaşlarında, Mahmut Vehbi Efendi ile birlikte hapishanede kaldıkları günlerin güzellik ve önemini ifade sadedinde, “Hayatımda ne varsa Vehbi Efendi ile geçirdiğimiz o yetmiş gündür.” diyecektir. Hizmetleri 1947’de Alvar İmamı ile ilk haccına gitti. Hac dönüşü geldiği Kurnuç köyünde 5 sene imamlık vazifesine devam etti. 1950’de ikinci defa hacca gitti. Hayatı boyunca 10 defa hac yapmıştır. 1952’de Hasankale’de meydana gelen deprem’de göçük altından çıkarıldı. 1954’te Sivas, 1955’te Denizli 1956’da Merzifon bu zatın bereketinden nasibini aldı. Aynı yıl bir müddet Çorum’da vaazu nasihatta bulundu. Gittiği yerlerde dokunaklı hitabeti, melek nümun siması, mahviyyet ve mahfiyeti ile ölü kalplere sağnak olup yağıyor ve herkesi kendisine müştak ediyordu. 1960’da Sarıkamış’a bağlı Yeniköy’e yerleşti. Orada 5 sene imamlık vazifesinde bulundu ve yöre halkı tarafından baştacı edildi. 1965’te Çöğender’e döndü. İki sene sonra Erzurum’a taşındı. Dosta Vuslat 1971’de İstanbul’a teşrif etti. Küçükköy’e yerleşti. Gittiği her yerde olduğu gibi burada da kısa bir zamanda büyük bir sevenler halkası etrafında halelendi. Hacı Salih Efendi, dünyaya hiç ehemmiyet vermemiş daima insanlara hizmete koşmuş, sofrasında misafirsiz yemek yememeye gayret etmiştir. Numune-i imtisal olan hayatı Rasûlul-lah’ın çizgisinden asla uzak olmamış, en büyük kerameti Sünnet-i Rasülullah’a ittibası olmuştur. Ve nihayet 2 Şubat 1991’de her zaman emirlerine büyük bir titizlikle uyduğu rabbinin “ircii” çağrısına teslim olarak bu sıkıntı yurdundan ferahlık meşherine adım attı. İnna lillah ve inna ileyhi raciun… Milletimizin manevi önderlerinden biri olan Hacı Salih Efendi Hazretleri’nin mübarek naaşı Bakanlar Kurulu kararı ile defnedildiği Esat Paşa Cami Haziresindeki kabrinden 6 ay sonra izinsiz olarak çıkarılarak Çöğender Köyü’nde yeniden defnedilmiştir. Mezarı gece yarılarında gizlice açan Çöğender Köyü sakinleri mübarek vücutlarının hiç bozulmadığını hayretle müşahede etmişlerdir. Hacı Salih Efendi’nin kabri şerifleri Erzurum’a 26 km. Pasinler’e 12 km. mesafede bulunan, Pasinler’e bağlı Çöğender köyündedir. Köye girişte sol tarafta köy kabristanı, sağ tarafta Hacı Salih Efendi’nin türbesi mevcuttur. Türbe dört sütun üzerine oturtulmuş, dikdörtgen planlı çevresi açık, üzeri iki uçta mahruti birer kubbe, kubbeler arası açık güzel bir mimari yapı ve yan tarafta Hacı Salih Efendi adına yapılmış bir cami mevcuttur.

📍 Pasinler, Erzurum

Akça Koca

Bilecik – Söğüt de Ertuğrul Gazi Türbesinde Ertuğrul Gazi’nin kumandanlarındandır. Osman Gazi’nin beyliği döneminde de hizmetlerine devam etmiş ve Beyliğin büyümesinde çok önemli bir rol oynamıştır. Bir rivayete göre babasının isimi Abdülmelik b. Abdülfettah’dır. Anadolu Selçukluları döneminde uç bölgelere yerleştirilmiş bir Türkmen boyuna mensup olduğu ve kendisine bağlı aşiretle beraber Ertuğrul Gazi’ye tabi olduğu söylenmektedir. Osman Bey ve oğlu Orhan Bey dönemlerinde beyliğin kuzey batı tarafından genişlemesi için gazalara katılmış ve bir çok kaleyi fethetmiştir. Özelikle sapanca, İzmit, Yalova üçgeni içinde kalan arazilerin O’nun tarafından fethedildiği söylenmektedir. İzmit’e onun isminden mülhem ” Kocaeli” denmiştir. Yine Bolu iline bağlı Akçakoca ilçesi de yine O’nun adını taşır. Fethettiği Samandıra ve civarı Osman Gazi tarafından kendisine mülk olarak verilmiştir. 1326 yılından sonra vefat ettiği sanılmaktadır. Asıl türbesi Kandıra’da iken Söğüt’deki makamıdır. Kaynak ; Mehmed Hakan Alşan , Horasan Erenleri , Kurtuba Yayınları , 2012 Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Söğüt, Bilecik

Molla Hattab Karahisari (k.s.)

Bilecik – Orhangazi camii yanındaki Şeyh Edebali türbesi içerisinde Sultan Osman Gazi döneminin alimlerinden olup tam adı Hattab b. Ebu’l- Kasım El- Karahisari’dir. Doğduğu beldede devrin alimlerinden ilim tahsil ettikten sonra Şam diyarına giderek oranın bilginlerinden ders almıştır. Fıkıh , Tefsir ve Hadis ilimlerini tahsil ettikten sonra kendi beldesine dönmüş ve Bilecik de vefat etmiştir. Şeyh Ömer Nesefi’nin Hilaf ilmiyle ilgili bir şerh yazmış ve bu çalışmasını H. 717 yılında yayınlamıştır. Kaynak ;Taşköprülüzade İsamuddin Ebu’l Hayr Ahmed Efendi , Eş-Şakaiku Numaniyye Ulema Devleti Osmaniyye , İz yayınları , 2007 Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Bilecik

Şeyh Muhlis Baba (k.s.)

Orhan Gazi camii ve Şeyh Edebali Türbesi hazire Türbe SIrasıyla ; Şeyh Edebali , Dursun fakih Makamı , Şeyh Muhlis Baba , Molla Hattab Karahisari , Şeyh Edebali Türbesi şerifi Bilecik – Orhangazi camii yanındaki Şeyh Edebali türbesi içerisinde Osman Gazi döneminin tanınmış şeyhlerinden biridir Hak aşığı Muhlis Baba. Karamanoğullarının diyarını yurt tutmuş, Osman Gazi’nin fetihlerine katılmıştır. Duası kabul gören , ehli sülük , büyük kerametler ve yüce makamlar sahibi bir hişiliktir. Yüce Allah azizi sırrını mukaddes kılsın. Kaynak ;Taşköprülüzade İsamuddin Ebu’l Hayr Ahmed Efendi , Eş-Şakaiku Numaniyye Ulema Devleti Osmaniyye , İz yayınları , 2007 Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Bilecik

Hasan Dede – Samsun

Havza’ya 9 kilometre doğusundaki Yenice Köyü’ne ait köy mezarlığı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Hasan Dede Türbesi” veya “ Sancı Yatırı ” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe, doğal taşlarla örtülmüştür. Türbenin çatısı kiremit döşelidir. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan “ Hasan Dede Türbesi ” hakkında çeşitlirivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Hasta olarak genellikle baş ağrısı çeken hastalartürbeyi ziyaret etmekte ve Allah’tan (c.c) şifa ummaktadır. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Havza, Samsun

Sarılık Türbesi

Havza’ya 19 kilometre kuzeyindeki Tekke Köyü’ne ait köy mezarlığı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Sarılık Türbesi” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe’nin çevresi doğal taşlarla çevrilmiştir.Türbe Karadeniz’e özgü ahşap yapıdan oluşmaktadır. Türbenin çatısı kiremit ile kaplıdır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Sarılık Türbesi hakkında çeşitli rivayetleranlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Hasta olarak genellikle sarılık hastaları türbeyi ziyaret etmektedir. Yöre halkı sarılıkhastalığına yakalananların buradaki su ile banyo yaptıktan sonra iki rekât namaz kılmaları halinde hastalıktankurtulacaklarına inanmaktadır. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Havza, Samsun

Erenler Evliya Türbesi

Havza’nın 22 km Kuzey Doğusunda bulunan Taşkaracaören Köyü Erenler mevkiinde tepe üzerinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Erenler Evliya Türbesi” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; dört tarafı dikdörtgen şeklinde 1 metreyüksekliğinde taş duvarlarla çevrilmiştir. Duvarların üzerinde demir kazıkların bulunduğu türbenin içerisinde 2 adetkabir bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Erenler Evliya Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, çocuğu olmayanlar içindeAllah’ın (c.c) izni ile evlat sahibi olmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Havza, Samsun

Samut Dede

Havza’ya 45 kilometre kuzey doğusunda Şeyhler Köyü’ne ait köy mezarlığı içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “ Samut Dede ” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbeye ait mezarda tarihi bir başlık ve mezarayaklığı bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Samut Dede Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içindeAllah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Havza, Samsun

Sultan Taceddin Altınbaş

Havza’ya 5 kilometre batısında Şeyh Safi Köyü’ne ait köy mezarlığı içerisinde bulunmaktadır. Anadolu’daki son Selçuklu sultanı olan Mesud’un şehzadesi ve halefi, “Gazi Çelebi” diye meşhur olan Sultan Taceddin Altunbaş’a ait olduğu belirtilen türbenin kitabesi bulunmadığından türbenin tarihi hakkında kesinbilgi edinilememektedir. Ancak son Selçuklu sultanı olan Mesud’un oğlu olması ve 1344 yılında tanzim edilen vakfiyeden anlaşıldığına göre türbe 1300’lü yılların ikinci yarısına yakın bir zamanda inşaa edilmiştir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbeye ait mezar, Selçuklu dönemine ait eski kesme taşlarla kaplanmıştır. Kesme taşılarişlemeli olup, mezar taşı başlıklıdır. RİVAYET: Kayıtlara göre, Sultan Taceddin “Küçük, Sultan Gazi” diye meşhurdur. Kayıtlar, Gazi Çelebinin 1344 yılında tanzim etmiş olduğu vakfiyesinde yer almaktadır. Bu vakfiyeden anlaşıldığına göre, Sultan Mes’ud oğlu olan Sultan Taceddin Altınbaş, Kur’an cüzlerinin okunması için, köyler vakfetmiştir. Şeyh Safinin Selçuklular döneminde Selçuklu Sultanlarının da önem verdikleri bir şahsiyet olması ve Selçukluların Anadolu’daki hâkimiyetleri sona erdiğinde, çoküzülüp hastalanan Tacettin Altınbaş’ın Şeyh Safinin yanına gelmek, hatta öldüğünde buraya gömülmek istediğibilinmektedir. Nitekim kayıtlarda Sultan Taceddin’in türbesi için şöyle yazılıdır: “Türbe-i Gazi Çelebi şehzade-i SultanMes’ud derkarye-i Umurbey, Nam-ı diğer Şeyh Savcı der- Simre-i Havza Tabi’i Amasya” (Sultan Mes’ud’un şehzadesi Gazi Çelebi’nin Amasya’ya tabi Havza Simre’sine bağlı Umurbey, diğer adıyla Şeyh Safi köyündeki türbesi.) Türbehalk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak amacıyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Havza, Samsun

Muhammed Raşit Erol (k.s.)

Adıyaman – Menzil Babası Gavs-ı Bilvanis-i Seyyid Abdulhakim Hüseyni (k.s.) hazretleri olup Nakşibendî büyüklerindendir. Dedeleri Seyyid Muhammed, Şeyh Muhammed Diyauddin (k.s.) hazretlerinin halifelerindendir. Baba ve dedeleri ilim ve tarikat ehli olan Muhammed Raşid Erol (k.s.) Evladı Resul olup Bilvanis seyyidlerindendir. Hz. Hüseyin (r.a.) soyundan geldiği için de “El-Hüseyni” denilmektedir. Dedesi Seyyid Muhammed (k.s.) medreselerde yetişmiş çok büyük bir âlimdi. Hüsn-ü hat sanatında çok mahirdi. Hazret’e intisap etmiş, Nakşibendî halifesi olarak icazet ve hilafet almıştı. Fakat kendisi şeyhine “Sizin sağlığınızda kendi halifeliğimi açıklayamam, sizden sonraya kalırsam, açıklanmasını birisine vasiyet edersiniz. Aksi takdirde sizin yaşadığınız devirde ben mürşidim ben şeyhim diyemem, lütfen beni gizleyiniz” diye rica etmişti. Şeyhinden önce vefat ettiği içinde halifeliği açıktan ilan edilmeyip gizli kalmıştır. Babası olan Gavs hazretlerini Seyyid Muhammed’in vefatı üzerine Seyyid Maruf (k.s.) (seyda hazretlerinin dedesinin babası) büyütmüştür. Gavs hazretleri Siyanüs seyyidlerinden olan Fatıma hanımla evlenmişler, bu izdivaçtan Seyyid Muhammed (k.s.), Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) ve Seyyid Zeynel Abidin isimlerinde üç oğlu ile Halime ve Hatice isminde iki kızı olmuştur. Zeynel Abidin küçük yaşta vefat etmiştir. İlk zevcesinin teşvikiyle evlendiği Taruni köyünden Seyyide olan ikinci hanımı Sıdıka hanımdan da Muhammed Raşid Erol (k.s.) hazretlerinin diğer kardeşleri, Seyyid Abdülbaki (k.s.), Seyyid Ahmed, Seyyid Abdülhalim, Seyyid Muhyiddin ve Seyyid Enver ile Aynulhayat, Refiate, Raikate, Naciye adlı kız kardeşleri olmuştur. Muhammed Raşid Erol (k.s.) hazretleri 2 yaşlarında iken Seyyid Maruf vefat edince Gavs hazretleri evini Siyanüs köyünden Taruni köyüne taşıdı. Burada 13 sene kaldılar. Daha sonra mürşidi Ahmedi Haznevi’nin (k.s.) izniyle Bilvanis köyüne hicret ettiler. Şah-ı Hazne Seyda hazretlerini 9 yaşındayken görür. Yüzü aydınlanır. İleride çok sevenleri olacağını belirtir ve Allah’a şükrederek “Biz onun cemaatinde bulunamazsak da, o çok kalabalık cemaatin çobanını görmekte büyük bir nimettir” derler. Muhammed Raşid Erol (k.s.) hazretleri bu köyde yine Seyyide olan Sekine hanımla evlenmişlerdir. Bu evlilikten Seyyid Fevzeddin, Seyyid Abdülgani, Seyyid Taceddin, Seyyid Mazhar, Seyyid Abdurrakib isimli oğullan ile Haşine, Muhsine, Hasibe, Rukiye, Münevver, Mukaddes, Mümine ve Hediye isimli kızları dünyaya gelmiştir. KASRİK’TEN MENZİL’E Gavs hazretleri Bilvanis köyünde 6 sene kaldıktan sonra Muhammed Raşid Erol (k.s.) hazretleriyle birlikte Bitlis’in Kasrik köyüne taşındılar. Burada 11 sene kaldıktan sonra Siirt’in Kozluk kazasının Gadir köyüne hicret ettiler. 9 sene (Burada iken vatan görevini önce acemi birliği olan Manisa’da, sonra Diyarbakır’da tamamladı) kaldıkları Gadir’den hayatının sonuna kadar ikamet edecekleri Adıyaman ilinin Kâhta kazasının Menzil köyüne yerleştiler. Babası Gavs hazretleri 1 Haziran 1972 yılında vefat edince başlayan irşat görevi 21 sene 4 ay 19 gün devam etmişti. Muhammed Raşid Erol (k.s.) Hazretleri babasının vefatında buyurdular: “Allah (cc) Resulüne ‘Biz seni âlemlere rahmet olarak göndermekten başka bir şey için göndermedik.’ Allah Rasûlünün ölümü dünyanın üzerine musibet halinde çöktü. Benim babam da Allah Rasûlünün varislerindendir. Ben onun Allah yolunda insanları irşat ve ilimle uğraştığına şahidim. Biz onu Allah yolunda olduğu için seviyorduk. Babam vefat etti. Nakl-i mekân etti. Allah Hayy’dır ve mekândan münezzehtir. Öyleyse aşka, Allah’a… her şey fanidir.” SÜRGÜN HAYATI 1968 yılında halifelik icazetini alan 1972 yılında irşad görevine başlayan Muhammed Raşid Erol (k.s.) yurtiçinden ve yurtdışından aşırı ziyaretçisinin gelmesi 18 Temmuz 1983 tarihinde Çanakkale’nin Gökçeada ilçesinde mecburi ikametine yol açmıştır. Önce Adıyaman’a, sonra Adana’ya oradan da Gökçeada’ya götürülen Muhammed Raşid Erol (k.s.) çektiği sıkıntı ve adanın havasının, sıhhatini etkilemesi sonucu 30 Ocak 1985 tarihinde Ankara’ya nakledilmiştir. Burada da 16 ay gözetim altında tutulduktan sonra Merkezi idarenin müsaadesiyle tekrar Menzil’e dönmüştür. SUİKAST GİRİŞİMİ Tekrar tebliğ ve irşad hizmetine devam ederken 1991 yılının Ramazan Bayramı bayramlaşması sırasında içerisine zehirli böcek ilacı çekilmiş şırıngayla suikast yapılmış, eline isabet eden zehir etkisini göstermiş, acil müdahaleyle hastaneye yatırılan Muhammed Raşid Erol (k.s.) hayati tehlikeyi atlatmış, fakat elinin üstündeki ve içindeki yaralar sebebiyle uzun süre ızdırap çekmiştir. Şeker, damar sertliği, tansiyon ve romatizma hastalıkları nedeniyle uzun yıllar tedavi gören Muhammed Raşid Erol (k.s.) ölümünden bir yıl önce ayağı kırılmış çektiği ızdıraplara bir yenisi eklenmiş, fakat irşat faaliyetleri kesintisiz devam etmiştir. Romatizma sebebiyle her yaz gittiği Afyondaki kaplıcalardan Ankara’ya dönüşünden bir kaç gün sonra 22 Ekim 1993 Cuma günü cuma namazından önce 63 yaşında Rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur. Vefat haberini alan onbinlerce seveninin katılımıyla 23 Ekim’de Menzil’de babasının yanı başında toprağa verilmiştir. Kaynak: MenzilNet Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Adıyaman

Yahya Dede – Samsun

Havza’ya 5 km kuzeyinde Mısmıl Ağaç Köyü içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Yahya Dede” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda betonarme olarak yeniden inşaa edilmiştir. Beşgen şekilde inşaa edilen türbe kubbe çatılı olup türbenin dışı sıva üstü boya içi ise çini kaplamadır. Türbe içerisindeki kabir mermerle kaplanmış üzerinde ise sanduka bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Yahya Dede Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, çocuğu olmayanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile evlat sahibi olmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Yöre halkı ziyaret sonrası çocuklarına erkek olursa Yahya, kız olursa Satı ismini koymaktadır. Yıllardır suren gelenek üzerine köydeki erkeklerin çoğunun ismiYahya’dır. Bölgede tahmini 500’ün üzerinde ismi Yahya olan kişi bulunmaktadır. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Havza, Samsun

Sofu İbrahim Baba – Samsun

Havza’ya 17 km güney doğusundaki Kocapınar Köyü’nde 1km uzak tarla içerisinde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Sofu İbrahim Baba” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığındantürbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; dört tarafı dikdörtgen şeklinde doğal taşlarla çevrilmiştir. Türbenin içinde kabir ve ağaç bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Molla Abdullah Oğlu Sofu İbrahim Baba Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak,hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Havza, Samsun

Sofu Dede – Samsun

Havza’ya 17 km güney doğusundaki Kocapınar Köyü’nde köy yolu kıyısında bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Sofu Dede” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenintarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; dört tarafı dikdörtgen şeklinde doğal taşlarla çevrilmiştir. Türbenin içinde kabir ve ağaç bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Sofu Dede Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c)izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Siğil ve öksürük şikayeti olanlar tarafından da türbe ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Havza, Samsun

Kıroğlu Evliyası

Havza’nın 9 km Güney Doğusunda bulunan Kıroğlu Köyü’nde gölet yanında bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Kıroğlu Evliyası” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; dört tarafı doğal taşlarla çevrilmiştir.Türbenin içindeki mezar ise mermer kaplanmıştır. Türbe içerisinde 4 adet pelit ağacı bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Kıroğlu Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak amacıyla ziyaret edilmektedir.Ayrıca adak adayanlar adaklarını türbede kesmektedirler. Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Havza, Samsun

Ahmed Dede – Samsun

Havza’nın 17 km Kuzeydoğusunda bulunan Kamlık Köyü’nde bulunmaktadır. TARİHÇE: Halk arasında “Abdülaziz” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir. MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; dört tarafı dikdörtgen şeklinde doğal taşlarla çevrilmiştir. Türbenin içindeki kabrin çevresi de doğal taşlarla örülmüş, mezar ise mermer kaplanmıştır.Türbe içerisinde ağaçlar bulunmaktadır. RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Abdulaziz Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, yağmur duası öncesi Allah’tan (c.c)bereket istemek için ziyaret edilmektedir. Abdulaziz Türbesi ayrıca erkek çocuğu olmayan çiftler tarafından ziyaretedilmekte ve Allah’tan hayırlı erkek evlat istenmektedir Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun) Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Havza, Samsun

Abdulaziz Türbesi

📍 Havza, Samsun