Evliyaların Manevi Coğrafyası
Anadolu'dan Hicaz'a uzanan 2.867 evliya türbesi. Hayat hikâyeleri, ziyaret adabı ve harita rehberi bir arada.
En Çok Kayıt Olan Şehirler
Sıkça Ziyaret Edilen Evliya Türbeleri
Kandiren Dede
Manisa – Turgutlu – Irlamaz Köyünde ……. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
İbrahim Seydi Dede
Manisa – Merkez’de Ulu camii yanında Saruhanoğulları Beyliği’nin kuruluşuna vücud veren Horosan erlerinin oğullarındandır. Hakkında daha fazla bilgi sahibi olamadığımız İbrahim Seydi dede ile ilgili 1371 yılında düzenlenen ”Revak Sultan Vakfiyesi” şahidleri arasında zikredilir. ”1371 yılında düzenlenen “Revak Sultan Vakfiyesi”nin şahidleri arasında gösterilen “Bektaş-ı Horasani oğlu İbrahim Seydi Dede, Cafer-i Horasani oğlu Yolageldi Baba, İlyas-i Horasani oğlu Haki Baba, İbrahim-i Horasani oğlu Arık Dede, Süleyman-ı Horasani oğlu Karaca Ahmed, Yunus-i Horasani oğlu Oklu Horos Dede, Hüsrev-i Horasani oğlu Sindel Baba gibi şahsiyetler Saruhanoğulları Beyliği’nin kuruluşuna vücud veren, Horasan Erenlerinin oğullarıdır. ” Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Seyyid Sıbgatullah Arvasi
Nasıl Gidilir ; Bitlis – Hizan’da Gayda köyünde. “Buradaki ses manevi uluların sesidir, Nâ-ehle pınar, ehle nur ve feyz çeşmesidir. Kalp destini boş getir, doldurmak istiyorsan, Korkma bitmez, Nehri’nin, Arvas’ın deresidir.” ”Gavs-ı Hizani Seyyid Sıbgatullahi Arvasi (k.s.) hazretlerinin kabr-i şeriflerinin bakım ve onarım çalışmaları Ahsen Vakfı tarafından yürütülmektedir.Peygamberlerin nebilerin evliyaların türbelerinin bakım ve onarımını yapmak amacıyla kurulan ve bu yönde faaliyetlerini sürdüren Ahsen Vakfı ‘dan ve bu yolda zerre miktarı emeği olan herkesten Allah razı olsun ve Mevla Cemaliyle Şereflendirsin inşaallah” Sıbgatullah Arvasi (v.1870) Van’ın Bahçesaray ilçesine bağlı, Arvas köyünde dünyaya gelir. Hizan ilçesinde yaşadığından dolayı Gavs-ı Hizani lakabıyla anılan Seyyid Sıbgatullah Arvasi’nin soyu Bağdat’tan gelmedir. Arvasi’nin nesebi Hz. Hüseyin’in (r.a) evlatlarındandır. İsmi, Sıbgatullah olup “Gavsu’l-Azam”, “Gavsu Hizani” veya “Gavs” lakaplarıyla meşhur olmuştur. “Arvasi” nisbesiyle de bilinir. Babası Lutfullah Efendi188, dedesi Seyyid Abdurrahman Kutub’dur. Kabri, Hizan’ın Gayda köyündedir. Gavs-ı Hizani, küçük yaştan itibaren kelam, tefsir, hadis, fıkıh, gibi zahiri ilimleri tahsil eder. 1829 tarihine kadar İslami ilimler ile meşgul olur. Bu tarihte Van’da bulunan Şeyh Muhyiddin’den tarikat alır. Bir gün hocası ona, “Vefat etmiş velilerden istifade edecek, faydalanacak makama geldin.”, diye buyurur. Şeyhi vefat edinceye kadar hizmetinde bulunur. Daha sonra Cizreli Eş-Şeyh Halid’in yanına gider. Şeyh Halid’in vefatına kadar ona hizmet eder. Sonra halifesi olan Salih Sıbki’nin yanına gider. Ondan hilafet almaya hak kazanır. Ayrıca Bitlis’te Şeyh Musa ve Bitlisli Şeyh Abdulkadir’in de yanına gidip onlardan istifade eder. 1840 yılında es-Seyyid Taha-i Hakkari Horoslu Molla Murat’la Gavs’a “Kendi evine gel” diye haber gönderir. Bunun üzerine Gavs, Seyyid Taha’ya gidip onun hizmetine girer. 1851 yılında Şeyhi Taha Hazretleri vefat edince onun yerine geçen kardeşi Seyyid Salih’in sohbetine devam eder. Seyyid Sıbgatullah, birçok meşayihten tarikat almıştır. Seyyid Taha’nın huzurunda kemale eren Gavs, mürşidinin emriyle, Bitlis çevresinde irşad görevini yürütmek için, Hizan’ın Gayda köyüne gidip yerleşir. Yerine halife olarak oğlu Seyyid Behaeddin’i bırakır. İki küçük oğlunu; Seyyid Nur Muhammed ve Seyyid Burhan’ı terbiyeleri için Molla Abdurrahman-ı Meczub’a emanet eder. Vefatında tebessüm eder bir vaziyette Kelime-i şehadet getirerek ruhunu teslim eder. O anda odanın içine bir güzel koku yayılır. Bu kokuyu odanın dışında duran diğer talebeleri de duyarlar. Bu koku defin esnasına kadar devam eder. Oğlu Celaleddin Efendi, cenazesini yıkar. Yıkama esnasında yakın hizmetçisi Ali Efendi ve Abdurrahman Tagi ona yardım ederler. Techiz ve kefenlenmesi yapıldıktan sonra talebeleri ve sevenleri tarafından cenaze namazı kılınır ve Gayda’da defnedilir. Ahsen Vakfı tarafından 2013’te Gavs-ı Hizani Seyyid Sıbgatullahi Arvasi (k.s.) Hazretlerinin kabrinin bakım ve onarımı gerçekleştirilir. Türbesinin bulunduğu Gayda köyüne yılda yaklaşık 50 bin kişi ziyaret eder. Sıbgatullah Arvasi’nin dokuz kardeşi vardır. Bunlar, Mevlana Resul, Mevlana Abdulgani, Mevlana Cemaluddin, Mevlana Abdulmelik, Mevlana Abdulkahhar, Mevlana Abdulgaffar, Mevlana Muhammed, Mevlana Abid, Mevlana Nurullah olup hepsi de alim ve zahid kimselerdi. Sıbgatullah Arvasi’nin sekiz evladı vardı. Bunlar Şeyh Celaluddin (Kardeşi Şeyh Bahauddin’den sonra babasının yerine o geçmiş ve bu hizmeti yürütmüştür. 1877 yılında vefat etmiştir), Şeyh Bahauddin (Şeyh Celaluddin’in küçüğüdür. Babasının halifesi olup, babasından sonra yerine geçer. İki ay görev yaptıktan sonra vefat eder. Sultan Veled, Seyit Bahri, Burhaneddin, Şeyh Hamza, Seyyid Nur Muhammed (Şeyh Celaluddin’den sonra tarikat hizmetinde bulunmuş ve birçok müridi olmuştur.), Şeyh Hasan (Halk arasında deli olarak bilinirdi). Sıbgatullah Arvasi’nin halifeleri şu zatlardır. Abdurrahman Taği, Oğlu Seyyid Bahauddin, Şeyh Halid Sirvani (Zamanın Safisi, vaktinin Sibeveyh’i olarak meşhur olmuştur.), Şeyh Abdurrahman Behtani, Sofi Mustafa Kulati (Birgün Gavs, kendisine, “Sus!” der. Bundan sonra, ölünceye kadar, ona cevap vermekten başka bir şey konuşmaz.), Ali Can Kulpiki. [toggle title=”Kaynaklar” load=”hide”] Abdulhalim Durma , Bitlis Evliyaları [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Celal Baba Türbesi
Manisa – Gördes
Sultanlar Türbesi
Manisa – Merkez’de Konuk caddesi üzerinde …. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Kahraman Celal Baba
Kars – Kars Kalesinin yanında ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Seyyid Muhammed Salih (k.s.)
Hakkari – Şamdinli – Bağlar köyünde ( Seyyid Taha Hakkari hz’nin yanında) Seyyid Muhammed Salih hazretleri, Osmanlılar zamanında Anadolu’da yetişen evliyanın en büyüklerindendir. Silsile-i aliyyenin otuz ikincisidir. Büyük veli Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin on birinci torunu ve Taha Hakkari hazretlerinin kardeşidir. Seyyiddir. 1865 yılında Nehri’de (Bağlar köyü) vefat etti. Kabri, ağabeyi ve hocası Seyyid Taha-yı Hakkâri hazretlerinin ayak ucundadır. Seyyid Salih, küçük yaşta Kur’an-ı kerim okumayı öğrendi. Çok zekiydi. Kısa zamanda Kur’an-ı kerimi ezberledi. Medreseye giderek tefsir, hadis, fıkıh gibi zahiri ilimlerle, zamanın fen ve edebiyat bilgilerini öğrenerek büyük bir âlim oldu. Tasavvufta da yetişerek, kalb ilimlerinde marifet sahibi olmak için, ağabeyi Seyyid Taha-yı Hakkâri’nin sohbetiyle şereflendi. Senelerce ona hizmet etti. Mübarek teveccühlerine kavuştu. Vilayet derecelerinde çok yükseldi. Hocası, ona icazet vererek, talebe yetiştirmek üzere Berdesur’a gönderdi. Seyyid Salih hazretleri orada talebe yetiştirmeye başladı. Seyyid Taha hazretleri vefat edeceği zaman ona kendisinden sonra makamlarına kimin oturacağı sorulunca; “Biraderim Salih, kâmil ve olgundur. Herkesin başı onun eteği altındadır” buyurarak Seyyid Salih’i yerine bıraktı. Hasta kalblere şifa olan sohbetleri ile, aşıklarının kemale gelmesine, Hakk’a yaklaşarak veli birer zat olmalarına vesile oldu. Seyyid Salih hazretleri, muhabbet ve edep sahibiydi. Verası ve takvası çoktu. Haramlardan şiddetle kaçar, şüpheli korkusuyla mubahların fazlasını terk ederdi. Ekseri günleri oruçlu geçerdi. Gecelerini ibadetle ihya eder, uykusunu öğleye yakın kaylule yaparak alır, hem de sünnet-i şerife uyardı. Çok merhametli olup, hiç kimseyi incitmezdi. İnsanların Cehennemde yanmamaları için elinden gelen gayreti gösterir, Allahü teâlânın emirlerini bildirir, yasaklarından kaçınmalarını sağlardı. Gayr-i müslimlere dahi iyilik yapardı. Bu sebeple herkes tarafından sevilirdi. Seyyid Taha hazretlerinin oğlu Ubeydullah, babasının yerine geçen amcası Seyyid Salih hazretlerine talebe olmayıp diğer halifesi Seyyid Fehim hazretlerine tâbi olmak istedi. Fehim-i Arvasi ise ona; “Muhterem babanız, yerine Seyyid Salih hazretlerini tayin ettiler. Bu sebeple siz de, biz de onun sohbetine gidip, ona tâbi olmamız lazımdır” buyurdu. Buna rağmen Ubeydullah, buna itiraz eyledi. Bunun üzerine Fehim-i Arvasi; “Mübarek hocamızın kabr-i şerifine gidelim ve soralım. Ne buyururlarsa yapacak mısın?” buyurdu. O da; “Yaparım” dedi. Gittiler. Kabristana girişte ayakkabılarını çıkarıp, kabrin yanına vardılar. Daha hiçbir şey söylemeden Taha-yı Hakkâri hazretlerinin; “Fehim, Ubeydullahı, kardeşim Salihe götür” buyurduğunu işittiler. Ubeydullah, babasının bu emrine uyarak, süratle amcasının huzuruna koştu. Seyyid Salih, 1865 yılında hastalandı. Talebelerini toplayarak herbiriyle vedalaştı, helalleşti. Vasiyetini bildirdi. Kabriyle ilgili olarak da; “Kabrimi ağabeyim Seyyid Taha hazretlerinin kabr-i şerifinin ayak ucuna kazınız. Edebi gözetip kabirde de mübarek ayakları başımın üstüne gelecek şekilde olmasını sağlayın. Bizden sonra Seyyid Fehime tâbi olun” buyurdu. Sonra talebelerinin Kur’an-ı kerim tilavetleri arasında vefat edip, sevdiklerine kavuştu. Vasiyetini aynen yaptılar. Kabrini hocasının ayak ucuna kazdılar. Şimdi bu iki kabrin üç taşı vardır. Yani Seyyid Taha hazretlerinin kabrinin ayak ucundaki taş, Seyyid Salih hazretlerinin baş taşıdır. Seyyid Muhammed Salih hazretlerinin vefatından sonra yerine Seyyid Fehim-i Arvasi hazretleri geçip vazifesini devam ettirdi. İnsanlara İslamiyet’in emir ve yasaklarını anlatıp onların kurtuluşlarına vesile oldu. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Seyyid Abdullah Şemdini ( k.s.)
Hakkari – Şemdinli – Bağlar Köyü Anadolu’da yetişen evliyânın büyüklerinden. İsmi, Seyyid Abdullah-ı Şemdînî’dir. Ahlâkı, hazret-i Osman’ın güzel ahlâkını hatırlatan çok yüksek bir velî idi. Şafiî mezhebi âlimlerindendir. Lakabı Sirâcüddîn ve Menba’ul-hilm’dir. Nisbesi; Nekşibendî, Hâlidî, Müceddidî, Şemdîni ve Nehrî’dir. Hakkâri vilâyetinin Şemdînân (veya Semzînân, şimdiki adıyla Şemdinli) kasabasındandır. Doğum târihi bilinmemektedir. 1228 (m. 1813) senesinde vefât etti. Şemdînân’ın Nehri kasabasında medfûndur. Rivâyet edilir ki: Seyyid Abdullah, Irak’da Süleymâniye beldesindeki medresede ilim tahsil ederken, Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî de orada idi. İkisi medrese arkadaşı idiler. Burada zâhirî ilimleri tahsil ederlerken, bir taraftan da kendilerine hep bir rehber (kendilerini ma’nevî olarak terbiye edip, bâtınî ilmleri öğretecek, yetiştirecek bir yol gösterici) arıyorlardı. Bu iki samîmi talebenin birbirlerine olan muhabbetleri o derecede idi ki, aradıkları rehberi, ikisinden hangisi daha evvel bulursa, o büyük zâttan alacağı feyz ve bereketin aralarında müşterek olması için anlaşmışlar, bu husûsta birbirlerine söz vermişlerdi. Ya’nî aradıkları o büyük velîyi hangisi daha evvel bulur, tanırsa, hemen diğer arkadaşının da o zâtı tanımasına, ona bağlanmasına ve feyz almasına sebep olacaktı. Mecd-i tâlid ve diğer mu’teber kaynaklarda bildirildiğine göre, Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî, aldığı ba’zı işâretler üzerine Hindistan’a gitmeye karar verdiğinde, Seyyid Abdullah da beraber gitmek istemişti. Bunun üzerine Mevlânâ ona; “Ben gideyim oradan alıp, getirdiğim feyzlere ortağız” demişti. Nihâyet Mevlânâ Hâlid hazretleri Hindistan’a giderek, Şah Gulâm Ali Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin huzûr ve sohbetleri ile şereflenip, lâyık ve müstehak olduğu fazilet ve kemâlâtı aldı. Hocasından tam bir icâzet ve hilâfetle me’zûn oldu. Hocasının tam ve mutlak vekîli olarak aldığı yüksek feyz ve kemâlâtı, ilim ve edeb âşıklarına sunmak, onları yetiştirmek üzere Bağdat’a gönderildi. Bundan sonra bütün âlem, vasıtalı ve vasıtasız olarak, irşâd ve feyz kaynağı olan Mevlânâ hazretlerinin bâtınî nûru ile nûrlanmaya başladı. Böylece Bağdat’ta feyz ve nûr saçan bir şems-i rahmet (rahmet güneşi) doğmuştu. Daha evvelki anlaşmalarının îcâbı olarak, bu günlerde Seyyid Abdullah Süleymâniye’de bulunan Mevlânâ Hâlid hazretlerinin ziyâretine gitti. Mevlânâ’nın Hindistan’da elde ettiği ma’rifet ve kemâlâtını görünce, ona olan muhabbeti daha da arttı. Talebelikte arkadaşı olduğunu düşünmeyip, o evliyâlık güneşinin sohbetlerine devam etmeye başladı. Talebelerinden oldu. Kendisinde bulunan asâlet ve yüksek istidâd ile Mevlânâ hazretlerinin talebe yetiştirmek husûsundaki maharetinin birleşmesiyle, kısa zamanda bütün ilimlerde ve tasavvuf hâllerinde yetişerek kemâle gelen Seyyid Abdullah hazretleri, binlerce talebe arasında, Mevlânâ Hâlid hazretlerinin en gözde talebesi, halîfelerinin birincisi oldu. Mevlânâ Hâlid hazretlerinden sonra talebelerin başına geçip, onları yetiştirmeye başlayan Seyyid Abdullah-ı Şemdînî, derin âlim, ilmiyle âmil, haysiyet, şeref, vekâr ve heybet sahibi, pek yüksek bir zât, çok üstün bir velî idi. Zâhirî ve bâtınî kemâlâtı kendinde toplamış idi. Haya ve edebin kaynağı, güzel huyların hazînesi idi. Her hâli doğruluk üzere idi. Sohbetleri hasta rûhlara gıda, bakışları kararmış kalblere şifâ idi. Kurtuluş ve saadet kapısının anahtarı idi. Evliyâlık yolunun sırlarına, ince bilgilerine kavuşmuş idi. Hocasından icâzet ve hilâfet alanların Üçüncüsü olan Seyyid Abdullah, Şemdinli civarında Nehri kasabasında ikâmet eder, orada tâliblere feyz saçardı. Vefâtına kadar orada bulunup, bu mühim hizmete devam etti. Kabr-i şerîfi Nehri kabristanının girişindedir. Kabrinin üzerinde sâde bir türbe vardır. Mübârek kabri ziyâret olunmakta, o büyük zâtın asıldan, duâ edip mübârek rûhundan istifâde etmekte, onu vesile ederek duâ edenlerin, maddî ve ma’nevî dertlerine derman buldukları, dilden dile anlatılmaktadır. Nehri kasabasında ilk defa feyz ve irşâd kaynağı olan Seyyid Abdullah hazretleridir. Bu temeli o kurmuş, medrese, tekke ve zaviyeler yaptırarak, Türkiye, Irak ve İran’ın uzak yerlerine kadar âlimlerin feyz ve nûrlarını yaymıştır. Bilhassa edeb ve ahlâkdan nasîbi olmayan aşiretler üzerinde çok te’sîrli olup, onların düzelmesine vesile olmuştur. Kabile ve aşiretlere nasihat verici, onları doğru yola götürücü idi. Hayâtında olduğu gibi, vefâtından sonra da çok kerâmetleri görülmüştür. Seyyid Abdullah hazretleri, yeğeni (Kardeşi Seyyid Ahmed Geylânî hazretlerinin oğlu) Seyyid Tâhâ-i Hakkâri’yi, Mevlânâ hazretlerinin sohbetlerine götürerek, onun da, bu yolda yetişmesine vesile oldu. Mevlânâ’dan sonra, bu yeğeninin yetişmesiyle kendisi bizzat meşgûl oldu. O da bu yolda çok yükselerek amcası, Seyyid Abdullah’ın halîfesi oldu. [toggle title=”Kaynaklar” load=”hide”]1) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye sh. 1128 2) Şems-üş-şümûs sh. 136 [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
İshak Paşa Türbesi
İshak Paşa Türbesi ; Konya – Şemsi Tebrizi camii yanında …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Kumral Abdal
Bilecik – Bozüyük – Kovalıca Köyünde Alp eren camii yanında … Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Kestel Türbesi
Aydın – Nazilli – Kestel köyünde , Köy camisi avlusunda Kestel, tarihe tanıklık yapmış bir köydür. Bizans döneminden tutunuz da Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinde de adından sıkça bahsettirmiştir. Haçlı ordularına karşı en kanlı ve korkunç savaşlar burada verilir. Türklerin çelik kolu, Avrupa şövalyelerine en kuvvetli yumruğu Kestel yöresinde indirir. Nazilli küçük bir kasaba iken Kestel’in nüfusu 35 bin civarlarında seyrediyordu. Kestel, Kaymakamı, Belediye Başkanı, Müftüsü ve Kadısı bulunan büyük bir ilçe idi. Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos seferinden dönerken Kestel boğazından geçerek Alaşehir’e ulaştığı da tarihi bir vakıadır. Türbe, köy camisinin avlusunda olup, türbenin içersine merdivenle inilir. Daha önce duvardan çıkıntı olarak bırakılan taşlara basarak inmek bir hayli zor idi. Şimdi ise merdivenle iniliyor. Türbenin içersinde Germiyanlılardan olduğu,1331 yılında vefat ettiği anlaşılan Kasım Beyin oğlu Mehmet Beyin tek kabri bulunmaktadır. Ayak taşı bulunmayıp yalnız baş taşı bulunan mezar taşı kitabesinde: “Azam-ı mahdum-u mükerrem Mehmet Bey Bin Kasım Bey” künyesine rastlanmaktadır. Türbenin kubbesi sac ile kaplatılıp dışı boyatılmış ve Türbe pek aslına uygun olmasa da tamir edilip güzelleştirilmeye çalışılmıştır.. Birçok türbede olan buralarda da olmaktadır. Çocuğu olmayanların gelip gittikleri, hastaların sıkça uğradıkları bir yer olmuştur Mehmet Beyin türbesi. Şuan da türbenin bulunduğu yerdeki cami imamının anlattıkları da bir hayli ilginç gelmiştir bize. “Uzunca bir süredir, hastalıktan muzdarip idim. Tayinim buraya çıktıktan ve bir müddet burada görev yaptıktan sonra (Türbede yatan zat olduğunu tahmin ettiğim) sarıklı cübbeli, heybetli bir zat yanıma gelip “Evlat sen üşüyorsun galiba” diyerek beni cübbesiyle bürüyerek kucaklayıp bir müddet sıkarcasına bekledi”. Allaha hamd olsun bu rüya olayından sonra bendeki bu rahatsızlık bir daha görülmedi. Kasım Beyoğlu Mehmet Beyin kabri pür nur, mekânı ise cennet olsun. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Çiftlik Türbesi
Aydın – Koçarlı – Çakırbeyli Köyü … Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Bilal Dede – Aydın
Aydın – Koçarlı İlçesi – Dedeköy’de … Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Alihan Baba Türbesi
Aydın – Merkez’de Batı Bulvarı yakınında 1606 sokakta …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Zincirkıran Mehmet Bey
Antalya – Merkez ‘de Yivli Minare Külliyesi içerisinde ..
Yaren Dede – Antalya
Antalya – Korkuteli’nde Yüksece bir tepe üzerinde ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Nigar Hatun Türbesi
Antalya – Merkez’de Yivli Minare Külliyesi içerisinde …. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Yavuz Analar Türbesi
Ankara – Ayaş’da Aktaş camii karşısında …..
Şeyh İzzettin
Ankara -Altındağ ilçesinde Şeyh İzzettin camii yanında Ankara’da yaşamış ve vefat etmiş sufilerdendir. Şeyh İzzeddin (k.s.)’in hayatı ve kimliği hakkında yazılı kaynaklarda bilgi yok denecek kadar azdır. Halk arasında Hacı Bayram-ı Veli’nin Arapça hocası olduğu rivayeti yaygındır. Ankara camileri hakkında araştırma yapan rahmetli İ. Hakkı Konyalı, Ankara Etnoğrafya Müzesi’nde bulunan Şeyh İzzeddin Türbesi kitabesindeki tarihi 1306 miladi yılı olarak okumuştur. 1306 yılında vefat eden Şeyh İzzeddin’in 1340 yılında doğan Hacı Bayram-ı Veli (Numan b. Ahmed)’nin hocası olması mümkün değildir. Bu konuda Hacı Bayram-ı Veli soyundan gelen rahmetli Fuat Bayramoğlu ise Şeyh İzzeddin’in vefat tarihinin miladi 1352 olarak kabul edilmesi ve Hacı Bayram-ı Veli’nin de doğum tarihi nin kendisince ileri sürülen 1339/1340 senesi kabul edildiği takdir de, halk arasında yaygın olan görüşün doğru olabilecegi kanaatini taşır. Buna rağmen bu görüşlerin varsayımdan öte geçemiyeceğini kabul eder. Ankara şehri üzerine araştırma yapan E. Mamboury ise Şeyh izzeddin’in vefat tarihini 1350 olarak kabul eder. İ. Hakkı Konyalı “Ankara Camileri” isimli eserinde: “Yıkılan türbesine ait kitabe taşı Ankara Etnoğrafya Müzesi’ndedir. Bu kitabe aynı zamanda vakfiye olduğu için fev… kalade mühimdir. Şimdi üç satır halindeki kitabeyi okuyalım: Şeyh izzeddin yediyüzbeş hicri senesinin Şaban ayında Allah’ın rahmetine kavuştu. Bütün emlakini vakfetti. Etnoğrafya Müzesi Müdürü Osman Ferit Sağlam’ın bana söylediğine göre “türbe mahruti şekilde yapılmış ve çok kıymetli bir esermiş. Bakımsızlık yüzünden çökmüş, kitabesi de müzeye nakledilmiştir.” Günümüzde Ulus semtinde, kendi adı ile anılan Şeyh İzzeddin Mahallenin Sonevler Sokağının 6 kapı numarası taşıyan yapıda kabri, aynı mahallede Yay ve Yokuş sokaklarının birleştiği köşede de Şeyh izzeddin Mescidi vardır. Mezarının bulunduğu yapının dış duvarında, giriş kapısının sağında ve solunda birer adet kitabe taşı parçası mevcuttur. Bu kitabelerin birisinde 752 hicri / 1352 miladi yılı yazılıdır. Diğer kitabe taşı parçasında ise bir hatun’dan bahsedilir. Kanaatimizce bu iki kitabe parçası onarım esnasında sonradan buraya konulmuştur. 438 numaralı “Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri”nde “Şeyh İzzeddin Zaviyesi Vakfı” ve “Şeyh izzeddin Mahallesi Mescidi Vakfı” kaydı vardır. 1522 tarihli Tapu-Tahrir Defterinde Şeyh izzeddin mahallesinin nüfusu takriben ellidir. Bu tarihlerde de Şeyh izzeddin Zaviyesi’nin şeyhliğini ise Mustafa oğlu İbrahim yapmaktadır. 25 Ağustos 1798 tarihli bir belgede de: “Medine-i Ankara’da medfun es-seyyid eş-şeyh İzzeddin kuddise sırruhu aziz hazretleri evkafından…” ibaresinden “seyyid” ve pir tarikata mensup olduğunu anlıyoruz. Kabrinin olduğu yer sonradan imar edilmiş ve kurulan der nekçede fakirlere her gün yemek verilmektedir. Kaynak ; Manevi Mimarlarıyla Ankara , Abdülkerim Erdoğan , Ankara Büyükşehir Belediyesi Yayınları Ankara Velileri I-II , Abdülkerim Erdoğan , Ankara Büyükşehir Belediyesi Yayınları
Kazancı Baba
Ankara – Kalecik ‘de Kalecik kalesi eteklerinde Kalecik ilçe merkezinde türbesi bulunan Şeyh Baba Nahhasi Ankaravi (k.s.) hazretleri halk arasında “Kazancı Baba” ve ”Kazgancı Baba” olarak bilinmektedir. Kaynaklara göre asıl adı “Bedreddin”dir. ‘Nahhasi” Arapça bir kelime olup bakırcı anlamına gelmektedir . Baba Nahhas Ankaravi , Hacı Bayram-ı Veli hazretlerine intisab ederek kemale erişen velilerdendir. Mehmed Mecdi Efendi, “Şakayiki Numaniye”de Şeyh Baba Nahhas’ın Hacı Bayram-ı Velin’in halifelerinden olduğunu zikreder; Arif-i billah Şeyh Baba Nahhasi-i Ankaravi rahimehullah, Şeyh Bedreddin (Kızılca Bedreddin) gibi bunlar dahi Hacı Bayram Sultan’ın eshabından idi. Ol hazretin bedrika-i irşadının imdadiyle tarik-ı tasavvufun müntehasına vasıl ve nail oldu. Misi-vücudunu şeyhin cevher-i irşadiyle zer-i halis edüb kimya-yı saadete zafer buldu. Kaddesallahu sırrehu’l-aziz. Mecdi Efedi’nin ifadesinden Baba Nahhas Ankaravi’nin, Hacı Bayram-ı Veli (k.s.)’nin halifelerinden olduğunu, O’nun irşadıyla tasavvufi sırları öğrenerek kemale ulaştığını, vücudunun bakırını Hacı Bayram-ı Veli’nin irşad cevheriyle saf altın yaparak, ilahi sırlara ulaştığı anlaşılmaktadır. Mehmed Süreyya, “Sicill-i Osmani”de asıl adının “Bedreddin” olduğunu zikreder: Bedreddin (Baba Nahhasi), Bayramidir. II. Mehmed (Fatih) devri (1451-1481) başlarında vefat etti. Evliya Çelebi, “Seyahatname”sinde Kalecik’e geldiğinde Kazancı Baba Sultan ziyaretini anlatır: ”Kazancı Baba Sultan ziyareti: Kalenin ancak bir sarp yolu vardır. Batı tarafına bakar kapısına gidecek çetin yolun aşağısında çarşıya yakın bir ufak tefek yerde medfundur. Allah sırrını aziz eylesin.” Kazancı Baba Türbesi: Kalecik ilçe merkezinde ve Kalecik Kalesi’nin kuzeydoğu eteğinde, Ahi Kemal (Şenyurt) Mahallesi’nde ve bir bahçe içinde bulunan Kazancı Baba Türbesi, meyilli bir arazide bulunmaktadır. Kazancı Baba Türbesi , doğu cephesine yapılan betonarme ve düz damlı bir oda ve kuzey cephesine yapılan beton duvar ve çevresindeki bahçe ile kuşatılmıştır. Sonradan yapılan gayri ciddi onarımlarla da özgün mimari özelliğini kaybetmiştir. Giriş kapısının sağında Türkçe yazılmış kitabe ise bir yanlışlar manzumesidir: Kaçkancı Baba, 300 sene önce Evliya Çelebi’nin Kaleciğe geldiğinde bu türbeden bahsetmiş erek bahis iderek sirre kadem basmış denilmektedir. Türbe harap olduğundan 1969 yılında hükümetçe tamir edilmiştir. Kitabede yazılı “kaçkancı” kelimesi arabacı anlamına gelir. Kazancı Baba ise bakırcı ustasıdır. Ayrıca Evliya Çelebi, “kuddise sırrehü’-l-aziz” (Allah kutlu sırlarını aziz etsin) ifadesini kullanmıştır. “Sirre kadem basmış” ise “sırra kadem basmak”, yani gözden kaybolmak anlamında kullanılır. Kare planlı, kübik bir gövde üzerinde çokgen kasnaklı ve piramidal külahlı bir yapı olan türbenin temelinde ve duvarlarda moloz taş, kubbe kasnağında kesme taş ve tuğla, kubbede ise sadece tuğla kullanılmıştır. Beden duvarları üzerinde, pandantifle sağlanan geçitle, çokgen (ongen) bir kasnak oturmaktadır. Kubbe kasnağının güney, kuzey ve doğusunda, aynı üslupta, birer pencere görülür. Türbenin gövdesi ile taş ve tuğladan örülmüş kasnağının bazı kısımları sonradan sıvanarak, özgün duvar gizlenmiştir. Kirpi saçakla biten yüksek kasnaktan sonra türbenin üzeri kiremit kaplı bir çatı örtülmüştür. Mevcut haliyle türbenin dış cepheleri bakımsız bir haldedir. Türbeye doğu cephesinde bulunan ve sonradan ilave edilen betonarme bir odadan girilir. Bazı onarımlar gördüğü açıkça belli olan bu giriş kapısını, alınlıktan sonra bir sivri kemer çerçevelemektedir. Kapı dikdörtgen ve ze minden yüksekcedir. İki ahşap kanatlı kapı, geometrik motiflerle işlenmiş ve kısmen de bozulmuş, sonradan yeşil renk yağlı boya ile de boyanmıştır. Türbe içi sade ve sıvalıdır. Sanduka sonradan sıvandığı için yapı malzemesi görülmemektedir. Sandukanın başucunda taştan yapılan büyük bir sarık vardır. Güney duvarında dikdörtgen bir nişle “hacet/ dualık” penceresi açılmıştır. Ayrıca türbe içinde geyik boynuzları görülür. Duvar 1318/1900-1901 tarihli bir hat levhada “Ya Hazret-i Baba Kazgani kuddise sırreh “yazılıdır. Kaynak ; Manevi Mimarlarıyla Ankara , Abdülkerim Erdoğan , Ankara Büyükşehir Belediyesi Yayınları Ankara Velileri I-II , Abdülkerim Erdoğan , Ankara Büyükşehir Belediyesi Yayınları
Gazi Gündüzalp
Ankara -Beypazarı – Hırkatepe köyünde Beypazarı ilçesi Hırka tepe Köyü’nde türbesi bulunan Gazi Gündüz Alp , yazılı kaynaklara gore Osman Beyin dedesi ve Ertuğrul Gazi’nin babasıdır. Hırkatepe, Beypazarı ilçe merkezine 24 km uzaklıktadır. Uyku Dağı’ ın kuzeybatı yamacında ve Aladağ Çayı’na karışan Bağlarbaşı Deresi vadisinde bulunan Hırkatepe, eski adıyla “Hırka” Köyü, 1530 tarihli Hüdavendigar Livası Tahrir Defteri’nde Beğ-bazarı kazasına bağlı bir köy olup Mir-liva hassı ve 18 hanedir. Tarihi kaynaklarda ise Hırka Köyü’nün adı “Kızılcasaray/Kızılsaray” olarak yazılmıştır. Tarihçiler, Ertuğrul Gazi’nin babasının ismi konusunda iki ayrı görüş ileri sürmüşlerdir. Birinci görüşe göre, Ertuğrul Gazi’nin babası Caber Kalesi’nde türbesi bulunan “Süleyman Şah” tır. İkinci görüşe göre ise Ertuğrul Gazi’nin babası “Gündüz Alp” tir. Günümüz tarihçileri tarafından ikinci görüş genel kabul görerek, Gündüz Alp’in Ertuğrul Gazi’nin babası olduğu kabul edilmiştir.
Ballı Baba
Kırıkkale – Balı Şeyh İlçesinde
Alışoğlu Türbesi
Ankara – Kalecik ilçesinde Kale mahallesinde Ankara’nın Kalecik İlçesinde, Kale Mahallesi cami altı semtindedir. Türbede Horasan’dan gelen ve bir Nakşibendî Şeyhi olan Alışoğlu Ali Efendi, annesi ve kızı yatmaktadır. Türbe 1231 yılında kendisi tarafından yaptırılmış ve vasiyeti üzerine oraya defnedilmiştir. Türbe Dikdörtgen plânlı basit bir yapıdır. Kerpiçten yapılmış Türbe ahşap olup çatısı kiremitle kaplıdır. İki tane odası vardır. İkinci odada üç tane Sanduka bulunmaktadır. Müstemilatında; bahçe, avlu, konaklama odası, çeşme ve tuvaleti mevcuttur. Türbe her türlü hastalık için bilhassa bel, yel ve romatizma ağrıları için ziyaret edilmektedir. Şifa için burada yatılıp uyunmakta ve şifa bulu narak gidilmektedir. Eğitimini Horasan’da yaparak gelmiştir. Mesleği askeri hakimlikmiş, Hacı Bayram Veliallah ‘ın akrabalarından olup, Kayseri’de hakim iken Hacı Bayram Veli tarafından Kalecik’de hakim olması uygun görülmüştür. Burada vazife yapıp yerleşmiş ölünce de buraya defnedilmiştir. Yılda 1.500 kadar ziyaretçisi olan türbenin bakım ve temizliğini Fevziye Yıldız isimli bir vatandaş tarafından yapılmaktadır.
Ahi Şerafeddin
Ankara – Altındağ ilçesindeki Aslanhane Cami ( Ahi Şerafettin cami) yanında Ankara’da yaşayan “tımar” sahibi “ahi” büyüklerindendir. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunan ve daha önce Ahi Şerafeddin (Aslanhane) Camii’nde muhafaza edilmiş olan 692 hicri/1293 miladi tarihli şecere (soy kütüğü), 12.21 metre uzunluğunda 0.21 metre genişliğindedir. Samani aharlı kağıt üzerine bölüm başları ve asıl isimler sülüs, diğer isim ve bilgiler nesih ile yazılmış, dışına mumlu bez yapıştırılmıştır. Bu şecere Bursa Mebusu Tahir Bey’in tavsiyesi üzerine, 1910 yılında Tarih-i Osmani Encümeni adına İstanbul’a götürülmüş, merhum Ahmet Tevhid Bey tarafından kopya edilerek aslı Vakıflar Genel Müdürlüğüne iade edilmiştir. Şeceredeki bilgilere göre Ahi Şerafeddin , Hazreti Ali’nin oğlu Hazreti Hüseyin soyundandır. Atalarından Muhammed Caferi oğlu Hasan, Huy şehrinde kalmış ve orada “fütüvvet” libasını giymiştir. Arapların “Ahi Ali Bessak” dedikleri şahsiyettir. Ahi Şerafeddin sülalesinde ahilik buradan başlar. Ahi Şerafeddin ‘in ecdadı Il. Kılıçarslan zamanında Ankara’ya yerleşir. Ahi Şerafeddin ‘in altı batın yukarı dedesi olan Abdullah oğlu Süleyman ve onu takiben ecdadından İbrahim oğlu ishak, Seyit Ali, ishak oğlu Seyit Hüsam, Alaeddin ishak oğlu Ali ve Ahi Şerafeddin’in babası Ahi Hüsameddin Hüseyin , dedesi Seyit Şemseddin Ahi Yusuf, amcası Ahi Kemaleddin Hasan’ın kabirlerinin Ankara’da olduğu şecerede zikredilir. “Bu şecere Allah’ın zayıf ve aciz kulu Mehmed bin Ahı Hüsam el Hüseyni’nin şeceresidir.” Ahi Muhammed, Ahi Şerafeddin diye bilinir. Babaları Mehmed bin Ahi Hüsameddin, Hüseyin bin Seyyid Şemseddin oğlu Ahı Fethuddin Hüseyin ve oğulları Mehmed, Ahmed ve İbrahim. Ahi Yusuf bin Ahı ishak bin İsmail bin Seyyid Ali bin Abdullah ve çocukları Ali, Hasan ve Hüseyin. Seyyid Ali bin Abdullah oğlu Ali’nin oğulları Mehmed, Ahmed, İbrahim. Seyyid Ali bin Abdullah oğlu Hüseyin, ondan Ali ve oğulları Yusuf, Cafer ve Mahmud bin Muhammed bin el-Hasen el Caferi bin Muhammed bin el-Hüseyni bin Ali bin Muhammed bin Ali bin Musa er-Rıza bin el-imam el-Cafer es-Sadık bin el-İmam el-Muhammed el-Bakır bin el-imam Zeynelabidin Ali bin emiru’l-mü’minıni’I muhsinın bin el-imami’l-müslimın ve emiru’l-mü’minın Ali bin Ebutalib. Ahi Muhammed (Ahi Şerafeddin)’in evlatları Hüseyin, Hasan ve Yusuftur. Ahi Şerafeddin’in oğlu Hüseyin’den es-Seyyid Hüsam, ondan es-Seyyid Paşa, ondan es-Seyyid Hüseyin, ondan es Seyyid Hüseyin ve oğulları Hüseyin, Yahya’dır. Ahi Şerafeddin’in oğlu Hasan’dan Paşa, ondan Hüseyin, ondan Seyyid Cafer ve oğulları Hıdır, İhsan, Tayyib’dir. Ahi Şerafeddin’in Ankara Etnoğrafya Müzesi’nde teşhirde bulunan ahşap sandukasında vefat tarihi H. 751 – M. 1350’dir. Bir sanat şaheseri olan ahşap sandukada şu ibare yazılıdır:· “Cömertlerin babası, müslümanların, İslamın ışığı, Hakk’ın ve dinin övdüğü, ahilerin büyüğü, mürüwet ve fütüwet sahibi, sultanın delili, iftihar-ı ali Resulullah, seçilmiş, es-seyyid, eş-şehid, yarlıganmış, rahmete kavuşmuş Hüsameddin oğlu Muhammed. Allah onların kabirlerini nurlandırsın, yerlerini cennet kılsın ve onlardan razı olsun. Cuma günü namaz vaktinde, Receb ayının yirmiyedisinde yediyüzellibir yılında vefat etti.” Türbesi, Ankara Atpazarı semtindedir. Türbenin güney cephesindeki pencere üzerinde mermer bir kitabe vardır. Kitabenin Türkçe metninde: “Bu imaretin; lütüfkar Rabbinin rahmetine muhtaç olan zayıf kul Ahı Hüsameddin el-Hüseyni oğlu Muhammed -Allah Hz. Hüseyin, onun kardeşi, ceddi. babası, annesi ve evladı hürmetine- onun dünyada ve ahirette kalbini nurlandırsın. 731 ( 1331 ) yılında yapılmasına çalıştı.” Bu kitabe metninden zaviyenin M. 1331 yılında yapımına başlandığı anlaşılmaktadır. Vakıf kayıtlarında, Ahi Şerafeddin Zaviyesi vakfı mevcut olup, Ankara’nın değişik yerlerinde vakıf arazileri olduğu zikredilir. Ahi Şerafeddin Türbesinin içinde, kızı Devlet Hatun’a ait bir mezar vardır. Devlet Hatun ‘un mezar taşında aşağıdaki ibareler yazılıdır: “Emirlerin büyüğü, seçilmiş Mehmed oğlu Hüsameddin oğlu Ahı Şerafeddin kızı Devlet Hatun 773 ( 1372) yılında vefat etti. Allah kabrini nurlandırsın.” Türbede bulunan kitabesiz ikinci kabri de de “Ahi Muhammed Şerafeddin oğlu Ahı Hüseyin” olarak okumuştur. 1720 tarihli Sultan Üçüncü Ahmed’in bir fermanında: “Emirlerin emiri, soyu temiz, itibar şahibi, ululanmış, hürmet ve kadir sahibi, sabırlı ve_ haşmetli, ….” ifadeleri Ahi Şerafeddin için kullanılmaktadır. Ankara’nın gerek yönetiminde gerekse imarında birçok hizmetleri olmuştur. Kaynak ; Manevi Mimarlarıyla Ankara , Abdülkerim Erdoğan , Ankara Büyükşehir Belediyesi Yayınları
Yanar Fırına Giren Hacı Gazali Başer
Aksaray – Ervah Kabristanında ( Somuncu Baba Türbesi yakınında) Hacı Gazali Başer Hazretleri’nin türbesi Ervah Mezarlığında Şeyh Hamza Baba türbesinin yanındadır. Mezarında yazdığına göre Hacı İsmail Oğlu Yanan Fırına Giren Hacı Gazali’dir. Rufai tarikatındandır. Türbenin üstü açıktır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şeyh Hamza Baba
Aksaray – Ervah Kabristanında ( Somuncu Baba Türbesi yakınında) ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Somuncu Baba – Aksaray
Aksaray – Ervah Kabristanındaki türbesinde Asıl adının Abdullah olduğu anlaşılan Şeyh Hamîdüddin kaynakların pek çoğunda Kayserili diye gösterilir. Atalarının Türkistan’dan geldiği rivayet edilen Hamîdüddin Aksarâyî, ilk tasavvufî eğitimini babası Şeyh Şemseddin Mûsâ’nın yanında aldıktan sonra Dımaşk’a giderek zâhirî ilimleri öğrenir. Onun Dımaşk’ta Bâyezîdiyye Hankahı’nda uzun yıllar bir şeyhe hizmet ettiği, Bâyezîd-i Bistâmî’nin ruhaniyetiyle terbiye edildiği ve Üveysî olduğu kaydedilir. Diğer taraftan, asıl şeyhinin Safeviyye tarikatının pîri Safiyyüddin Erdebîlî’nin torunu Alâeddin Erdebîlî (ö. 1429) olduğu vurgulanmaktadır. Bu kaynaklarda, Hamîdüddin’in Dımaşk’ta iken aradığı iç huzuru bir türlü bulamayıp mürşid aramak için yola çıktığı, Tebriz yakınlarındaki Hoy şehrinde yaşayan Şeyh Alâeddin Erdebîlî’nin yanına gittiği, zikir meclisine katıldığı ve ona intisap edip tasavvuf yolunda büyük ilerlemeler kaydettiği belirtilmektedir. Hamîdüddin Aksarâyî, Erdebil Tekkesi’nde seyrü sülûkünü tamamladıktan ve bir süre inziva hayatı yaşadıktan sonra şeyhinin emriyle Anadolu’ya dönüp Bursa’ya yerleşir. Sarı Abdullah Efendi, Alâeddin Erdebîlî’nin Somuncu Baba’ya hilâfet verip Anadolu’ya gönderirken yanındakilere, “Diyâr-ı Acem’de emanet olarak bulunan esrâr-ı ilâhiyye onunla birlikte diyâr-ı Rûm’a intikal etti” dediğini rivayet eder. Somuncu Baba’nın Bursa’ya geldiği ilk yıllarda pek ön plana çıkmadığı ve kendini halktan gizlemeyi tercih ettiği anlaşılmaktadır. Bu dönemde onun eşeğiyle ormandan odun getirip bu odunlarla ekmek pişirdiği ve ekmekleri sırtına yüklenerek sokak sokak dolaşıp “somunlar, müminler!” diyerek halka dağıttığı rivayet edilir. Kendisine Etmekçi Koca veya Somuncu Baba lakabının verilmesi de bundan dolayıdır. Somuncu Baba, bu şekilde halk içine karışıp melâmî meşrep bir hayat sürmekte iken Ulucami’nin açılışı sırasında Emîr Sultan tarafından hükümdarla (Yıldırım Bayezid) tanıştırılır. Hükümdarın damadı olan Emîr Sultan kendisine yapılan hutbe okuma teklifini, “Gavs-ı a‘zam şu anda bu şehirdedir, onların mübarek varlığı varken halka nasihat ve hitap etmeyi bize teklif etmek münasip değildir”, diyerek reddetmiş ve bu görevin Somuncu Baba’ya verilmesini tavsiye etmiştir. Bunun üzerine Yıldırım Bayezid, cuma namazını kıldırma ve hutbe okuma görevini Somuncu Baba’ya tevcih edince o da mecburen hutbeye çıkmak zorunda kalır, namazdan sonra verdiği vaazda Fâtiha sûresini yedi farklı şekilde tefsir ederek Molla Fenârî’nin karşılaşmış olduğu bir güçlüğü de halleder. Somuncu Baba’nın başta padişah olmak üzere herkesi etkilediği, hatta bu olaydan sonra Molla Fenârî’nin kendisine mürid olduğu rivayet edilir. Bu olayın ardından sırrının açığa çıkması, halk ve iktidar nezdinde tanınan bir şahsiyet haline gelmesi, kendisine yönelik ilginin gitgide artması, halkın arasına karışıp sakin bir hayat sürmeyi daha çok tercih eden Somuncu Baba’yı bunaltır ve çareyi Bursa’dan ayrılmakta bulur. Onun Bursa’dan ayrıldıktan sonra Adana’da Ceyhan ırmağının kenarında bulunan Sîs Kalesi’nin dağ tarafındaki bir köyde Nebî Sûfî adında birinin evine yerleştiği, Hacı Bayrâm-ı Velî’nin buraya gelip kendisini ziyaret ettiği söylenir. Nebî Sûfî’nin evinde bir süre kaldıktan sonra önce Dımaşk’a giden, buradan Mekke’ye geçerek haccını eda eden Somuncu Baba hac dönüşü tekrar Sîs’e gelir, yanına Nebî Sûfî’yi de alarak Aksaray’a gidip yerleşir. Ömrünün geri kalan kısmını bu şehirde müridlerinin eğitimiyle meşgul olarak geçirdiği, Aksaray’da vefat edip orada defnedildiği ileri sürülür. Sonraki dönemlerde yapılan bazı çalışmalarda Somuncu Baba’nın asıl kabrinin Malatya’nın Darende ilçesinde bulunduğu konusunda farklı bazı görüşler öne sürülmüştür. Buna göre Somuncu Baba, adı geçen ilçenin Hıdırlık adı verilen bölgesinde oğlu Halil Taybî ile birlikte gömülüdür. Bu görüşün kaynağı olarak Somuncu Baba’nın soyundan geldiği söylenen Osman Hulûsi Ateş’in aile arşivindeki bazı belgelerle geç dönemlere ait bazı arşiv belgeleri gösterilmektedir. Somuncu Baba’nın Yûsuf Hakîkî adında bir oğlu olduğu anlaşılmaktadır. Babasının ölümünden sonra Hacı Bayrâm-ı Velî’ye intisap eden Yûsuf Hakîkî tasavvufa dair bazı eserler kaleme almıştır. Geç döneme ait arşiv kayıtlarında Halil Taybî isimli bir oğlunun daha varlığından söz edilmektedir. Darende’de yaşadığı anlaşılan Halil Taybî’nin hayatı hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Türk tasavvuf tarihinde Safevî-Erdebîlî geleneğini Anadolu’ya taşıyan bir mutasavvıf olarak önemli bir yere sahip bulunan Somuncu Baba’nın benimsemiş olduğu tasavvuf düşüncesinde melâmetî anlayış ön plana çıkar. Onun en önemli halifesi ve kendisinden sonra fikirlerinin Anadolu coğrafyasına yayılmasını sağlayan şahsiyet Akşemseddin ve Bıçakçı Ömer Dede gibi iki farklı meşrebe ve karaktere sahip şahsiyeti yetiştiren, II. Murad devri Anadolu sûfîliğine damgasını vurmuş Hacı Bayrâm-ı Velî’dir. Hacı Bayrâm-ı Velî, Bursa’da iken tanıştığı Somuncu Baba’ya intisap ederek tasavvuf yoluna girmiş, onunla birlikte Adana’ya, Dımaşk’a, Mekke’ye ve nihayet Aksaray’a gitmiş, bir süre sonra şeyhinin izniyle yaklaşık 1403-1405 yıllarında Ankara’ya yerleşmiş, vefatında yanında bulunmuştur. Somuncu Baba’nın diğer müridleri arasında Şeyh Şücâüddin Karamânî (Edirne’de vefât etti ve bu şehirde Debbağlar Mahallesindeki mescidi ve dergâhının bulunduğu yerde defnedildi), Şeyh Muzaffer Lârendevî ve Molla Fenârî’nin isimleri sayılmaktadır. Ayrıca daha sonraki dönemde Hacı Bayrâm-ı Velî’ye intisap eden Kızılca Bedreddin’in de başlangıçta Acem diyarından Anadolu’ya birlikte geldiği Somuncu Baba’ya bağlı olduğu rivayet edilir. Onun döneminin diğer sûfîleriyle de yakın dostluklar kurduğu bilinmektedir. Yıldırım Bayezid’e kendisini “gavs-ı a‘zam” olarak tanıtan Emîr Sultan ve 1404-1405 yıllarına tekabül eden hac dönüşü Aksaray’a kadar giderek kendisini ziyaret eden Şeyh Bedreddin (1359-1420) bunlar arasında zikredilebilir. Somuncu Baba’nın Şerh-i Hadîs-i Erbâin, Zikir Risâlesi ve Silâhu’l-mürîdîn adlı üç eseri olduğu ileri sürülmektedir. Ancak kaynaklarda onun eser yazdığına dair bilgi bulunmaması, bu eserlerin eldeki nüshalarının oldukça geç tarihli olması bunların ona aidiyeti konusunda şüphe uyandırmaktadır. Anlatılır ki, Alaeddin-i Erdebili, bir gün Hamid-i Veli’ye, “Artık bizden öğrendiğin ilmi, Allahü tealanın dinini, insanlara öğretmek üzere Anadolu’ya git!”, buyurdu. Ona böylece, insanları yetiştirmek için icazet verdi. Hocasının bu sözleri, bazı anlayışı kıt, hasetçi kimselerin, içlerinden Hamid-i Veli’ye buğz etmelerine sebeb oldu. Hace Alaeddin, Hamid-i Veli’yi bütün talebeleriyle birlikte, “Şemseddin-i Tebrizi Makamı.” denilen yere kadar uğurladı. Veda edip yanlarından ayrılınca, hased edenlerin de bulunduğu topluluğa dönerek, “Hamidüddin’in arkasından, gözden kayboluncaya kadar bakınız. Eğer dönüp bizden tarafa bakarsa, Anadolu’da onun ilminden istifade ederler. Şayet bakmazsa, onun ilminden hiçkimse istifade edemez.”, buyurdu. Orada bulunanlar merakla Hamidüddin’in arkasından bakmaya başladılar. Bu hali cenab-ı Hakkın izniyle anlayan Hamid-i Veli, gözden kaybolmadan önce iki defa arkasına baktı. Böylece onların hasedlerini giderdi. Türbesi Aksaray kabristanının ortalarındadır. 1980 (H.1400) senesinden itibaren, Aksaraylı Şahin Başer Beyin gayretleriyle türbesi yeniden onarılarak bugünkü hale gelmiştir. Hamid-i Aksarayi Hazretlerinin okuduğu kasideler, Aksaraylıların dillerinde dolaşmaktadır. Aksaray’da 2011’de Uluslararası Somuncu Baba ve Kültür Çevresi adı altında Sempozyum düzenlenir. 2014’te türbesi yanına külliye yaptırılır. Valilik, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Belediye tarafından 2016 Ekiminde Anma Haftası düzenlenir. Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
El Hac Abdurrahman Efendi
Cabbar Dede
Bosna Hersek – Saraybosna ‘da Trebeviç Tepesinde …….
Sarı Saltuk – Bosna Hersek
Bosna Hersek – Mostar’da Blagay Tekkesinde Kaynaklara göre 1210 – 1293 yılları arasında yaşayan San Saltuk, Çepni Türkmen Aşireti’nin dini lideri konumunda olan Türkmen babasıdır. Sarı Saltuk aynı zamanda çağdaşı olan Hacı Bektaş-ı Velî gibi Kalenderi Tarîkatı’nın Haydarîye koluna mensup bir şeyhtir. Türk folklorunda “Saltuk Baba” motifli destan, efsane ve menkibe çok yaygın olup, Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar geniş bir coğrafî sahaya yayıldığı görülür. San Saltuk’a ait geniş bilgiyi çeşitli kaynakların yanında özellikle Cem Sultan tarafından maiyetindeki Ebü’l-Hayr-ı Rumî’ye yazdırılan ve 1480 yılında tamamlanan “Saltukname” de bulmaktayız. Bu eser San Saltuk’un ölümünden çok sonra yazılmıştır . Menkîbelere göre Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş’tan sonra “Sarı Saltuk” lakabı ile tanınan müridi Muhammed Buhari’ye meşhur tahta kılıcını beline kuşatarak Horasan erenleriyle beraber Anadolu’ya göndermiştir. Sarı Saltuk, Anadolu ve Balkanlar’ın fethi sırasında gazalara savaşlara katılan kahramanlığı ve velayeti ile daha yaşarken efsanevi bir şahsiyet haline gelen bir Türk kahramanıdır. Aslen Buharalı olan San Saltuk’un asıl adının Saltukname’de “Şerif Hızır” olduğu belirtilirken, Evliya Çelebi de “Muhammed Buhari” şeklinde zikretmektedir. Türk geleneklerine uygun olarak 14 yaşında gösterdiği kahramanlıktan dolayı, “Saltuk” adım almıştır. San Saltuk, Anadolu Selçuklu Sultanı II. tzzeddin Keykavus’un teşvikiyle 1263 yılında bugün Romanya’nın sınırları dahilinde olan Dobruca’ya Çebni boyuna mensup aşiretiyle beraber göç etmiştir. San Saltuk, burada bir zaviye kurarak Balkanlar’ın Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında büyük katkıları olan Türk kahramanı ve İslam büyüğüdür. Kaynaklara göre San Saltuk 1293 yılında vefat etmiş ve Dobruca’daki Babadağı Türbesi’ne defnedİlmiştir. Saltukname’de, San Saltuk’un 12 mezarı olduğu belirtilmektedir. San Saltuk, kralların ve beylerin mezarına sahip çıkmak isteyeceklerini söyleyerek, her isteyene verilmek üzere birer tabut hazırlamalarını vasiyet eder. Çünkü ölümünden sonra 12 yerde makamının olacağını müritlerine söylemiştir. Saltuknameye göre. San Saltuk’un tabutunu alarak ülkesine götüren krallar ve beyler şunlardır : Tatar Ham, Eflak, Bogran, Rus, Üngürüs (Macar}, Leh (Polonya). Çeh (Çek), Bosin (Bosna), Beravatı (Hırvat ?), Kamaîa (?). Bunların yanında Baba’ya (Babadağı-Romanya) ve Eski Baba’ya (Babaeski-Kırklareli) gömülen tabutlarla mezar sayisi on ikiye ulaşmaktadır. Bazı kaynaklarda ise Sarı Saltuk’un vefatından önce 7 tabut hazırlattırdığı ve uzaklarda bulunan 7 kafir memleketine defnedilmesini vasiyet eniği belirtilmektedir. Böylece kabrimi ziyaret edecek Müslümanların hakiki mezarını bilemeyeceklerini ve 7 kafir memleketin her birine gitmek mecburiyetinde kalacaklarını ve dolayısıyla bu ülkelerin İslam devletine ilhak edileceğini düşünmüştür. Bektaşiler, her türlü mahallî inançları kolayca bünyesine mal edebilen bir inanç yapışma sahip olmuşlardır. Bunun tipik bir örneğini Sarı Saltuk Zaviyeleri teşkil eder. Bu zaviyeler Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya’da bulundukları yerlerde mahallî aziz kültlerini kendilerine mal ederek İslamileştirmişler ve böylece yerli Hristiyanları zahmetsizce ihtida etmişlerdir. Sarı Saltuk hala Anadolu ve Balkan Türklerinin gönlünde ve hafızasında yaşamaktadır. Günümüzde Balkanlar’dan Anadolu’ya uzanan geniş coğrafyada, Sarı Saltuk’a atfedilen birçok türbe ve mezar bulunmaktadır. Tespit edilen türbe ve mezarların bulunduğu yerler şunlardır: Kaliakra (Varna-Bulgaristan), Babadağı (Romanya), Ohri (Makedonya), Djakovica (Arnaviftluk), Kruja (Arnavutluk), Kosava, îpek (Kosava), Blagay (Bosna-Hersek), Korfu Adasi (Yunanistan), Bor (Niğde), Babaeski (Kırklareli), Hozat (Tunceli), Diyarbakır, îznik (Bursa), Rumeli Feneri (îstanbul) ve Kütahya Sarı Saltuk’un türbe ve mezarları genellikle tepelik yerlerde, akarsuların ve büyük ağaçların yanlarında bulunmaktadır. Bilindiği gibi bunlar, İslamiyet öncesi Türk inancı içerisinde kutsallık atfedilen yerlerdir. Yine bu türbe ve makamların normal mezarlıkların içerisinde bulunmaması da yurdumuzda diğer makamlarda görülen özelliklerdir . Yukarıda belirttiğimiz gibi San Saltuk ve Hacı Bektaş-ı Velî aynı dönemde Anadolu’da yaşamışlar ve her ikisi de Kalenderi Tarîkatı’nın Haydarîye koluna mensuptular. XVI. yüzyıl başlannda Balım Sultan tarafindan kurulan Bektaşi Tarikatı, Hacı Bektaş gibi San Saltuk’u da Kalenderi Tarikatı’na mensup oldukları için büyük mürşitleri olarak tanımışlardır. Bundan dolayı günümüzde de Sarı Saltuk kültü hem Bektaşiler’de hem de Alevîler arasında güçlü bir şekilde yaşamaktadır. Böylece Bektaşi Tarîkatı’nın yayıldığı her bölge, San Saltuk’un mezarının da kendi bölgesinde bir mekana yerleştirmiştir. Aynı şekilde Niğde-Bor’u 1649 yılında ziyaret eden Evliya Çelebi yapıdan; “Eski Mezarlıkla yer alan Sarı Saltuk Tekkesi de Bektaşiler Tekkesi’dir” şeklinde bahsederek, türbenin yanında “Bektaşi Tekkesi” olduğunu belirtmektedir. Sarı Saltuk Türbesi’ne bitişik olan tekke, 1950’li yillara kadar mevcuttu. Yukarıda belirttiğimiz gibi Sarı Saltuk’un, 1293 yılında Dobruca’da (Romanya) vefat ettiği ve “Dobruca Babadağı Türbesi” ne defnedildiği kabul edilmektedir. Balkanlar’dan Anadolu’ya yayılan diğer türbe ve mezarların ise San Saltuk adına inşa edilen “makam türbeleri” olduğu anlaşılmaktadır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Yediler Türbesi
Bosna Hersek – Saraybosna’da Hünkar camii arkasındaki Yediler camii yanında …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şeyh Mahmut Baba
Bosna Hersek – Mostar’da Koski Mehmet Paşa camii yakınında ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Srebrenica Şehitliği
Bosna Hersek – Srebrenica ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Tevekküli Dede
Bosna Hersek – Saraybosna’da Hünkar camii haziresinde ……. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şeyh İbrahim Bistirigi
Gazi Hüsrev Bey
Bosna Hersek – Saraybosna’da Gazi hüsrev bey camii avlusunda …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Ayni ve Şemsi Dede
Bosna Hersek – Saraybosna’da Ali Paşa camii avlusunda …..
Hacı Hafız Halid Hacımuliç
Bosna Hersek – Saraybosna’da At Meydanı yanındaki Bakr Baba camii avlusunda ……… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şemsi Dede
Bosna Hersek – Saraybosna’da Ali Paşa camii avlusunda ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Ayni Dede
Bosna Hersek – Saraybosna’da Ali Paşa camii avlusunda ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Ömer Dede ve Üç Yatırlar
İstanbul – Üsküdar’da Fenai Ali Efendi camii nin yer aldığı Boy beyi sokak ile Köprülü Fazıl Ahmet Paşa sokağının kesişiminde Türbe, Boy Beyi Sokağı ile Köprülü Fazıl Paşa Sokağı’nın birleştiği yerde ve ikinci yolun sol köşesindedir. Civarında Alaca Minare Mescidi, Hacı Dede Nakşibendi Tekkesi, Fenayi Ali Efendi Celveti Tekkesi Camii, Türk Ahmet Paşa Mektebi ve çeşmesi ile bir çarşı bulunmaktadır. Ömer Dede’nin kimliği belli değildir. Mir’at-i İstanbul adlı eserin sahibi M. Raif Bey: “Köşe başında bir türbe içinde Ömer Dede namında bir zat metfundur. Mezar taşında şu beyit yazılıdır: Alametden murad bir duadır Bugun bana ise yarın sanadır 910 M. Raif Bey’in görmüş olduğu bu taş bugün de mevcuttur. Fakat tarihi 910 (1504-5) değil 1133 (1720 21)’dir. Türbeden eser kalmamışltır. Bir set üzerinde bulunan ve bir kaç kabirden oluşan küçük hazirenin duvarı üzerine: Ömer Dede ve üç yatırlar – 1133 kitabesi ile yukarıdaki kitabenin yeni yazı ile yazılmış mermer bir kopyası yerleştirilmiştir. 1924 tarihli gayri menkul vakıflar listesinde “Ömer Paşa Türbesi, Toprak Sokak, Mechul, Mamur” olarak gosterilmiştir. [toggle title=“Kaynaklar” load=”hide”] Kaynak( Allah bu çalışmaları yapanlardan razı olsun. Ebedi saadet nasip etsin. Amin) Yüzyıllar Boyunca Üsküdar , Mehmet Nermin Haskan , Üsküdar Belediyesi Yayınları [/toggle]
Nur Baba
İstanbul -Üsküdar’da Emniyet sokak üzerinde …..
Nalçacı Halil Efendi
İstanbul -Üsküdar’da Karacaahmet Kabristanının arkasında yer alan Nalçacı Halil camii haziresinde ……
İvaz Fakih
İstanbul – Çamlıca tepesindeki İBB tesislerinde , Lokantanın hemen arkasında Orhan Gazi zamanında Hereke, Tavşancıl, Gebze, Darıca, Tuzla, Pendik, Kartal ve Maltepe kaleleri, 730 (1329) tarihinde, şimdiki Gebze’nin güneybatısında bulunan Pelekonon Ovası’nda yapılan savaş sonucu zaptedilmiş ve Türk Ordusu Merdiven Köyü’ne kadar ilerlemişti. Buradaki İmparator Av Köşkü, Orhan Gazi tarafından bir Ahi Dergahı haline getirilmişti. Bir fütüvvet yolu olan Ahiler o çağlarda Osmanlılar’ın beşinci kolu, gizli bir örgütü idi. Bunlar yabancı ülkelerden haber sağlarlar ve düşmanı gozetlerlerdi. Bu dergahın şeyhlerine de resmen Bizans’ı gözetlemek vazifesi verilmişti. Bunlar, Gözcü Baba, Gül Baba, Ali Baba, Balcı Baba, Mah Baba, Eren Baba, Şahkulu Baba, Yörük Baba, Sancaktar Baba, Mansur Baba, Semerci Baba, Garipce Baba, Buhur Baba, Kartal Baba ve Çamlıca Baba gibi kimselerdi. Bunların büyük bir kısmı, sonradan siyasi durumun değişmesi neticesinde şehid olmuşlar ve bulundukları yerlere gömülmüşlerdi. Bir fıkıh bilgini olan İvaz Fakih’in bunlardan biri olduğu sanılmaktadır. Şehid olan kimsenin bulunduğu yere gömülmesi eski bir adettir. Süleyman Şah’ın Bolayır’da; İstanbul’un fethi srasında ve sokak muharebeleri esnasında şehid duşenlerin yol kenarlarına gömülmesi bu yuzdendir. 730 (1329) tarihinde kazanılan muharebe neticesi, Türk öncü kuvvetleri Çamlıca Tepeleri’ne kadar gelmişlerdi. Bu sıralarda Orhan Gazi, Çamlıca havalisini de içine alan, fakat gerçek hudutları bilinmeyen geniş bir bölgeyi Doğancılarına tımar olarak vermişti. Tımar, Akşahin ve Akdoğan isimlerinin karşılığı olan Laçin ismini taşıyordu. Laçin Tımarı, sonradan gelen padişahlar tarafından da kabul edilmiş ve yenilenmiştir. Bu hükmün, Yıldırım Bayezid (791-804)(1389-1402) tarafından verildiği ve oğlu İsa Çelebi zamanında ve 805 (1402-3) tarihinde yenilendiği de ileri sürülmektedir. Büyük tarih yazarı İbrahim Hakkı Konyalı, bir mecmuaya yazdığı yazıda Laçin Tımarı’nn anlamını anlatmakta ve bu arada da; “Yıldırım Bayezid doğancılarına tahsis ettiği Üskudar’ın doğusundaki yerlerden Çamlıca’daki bir çiftliği, İvaz Fakih isminde bir alime vermiş ve onu her çeşit vergiden muaf tutmuştu. Oğlu İsa Çelebi de hicri 805 tarihli bir hükümle babasının emrini teyid etmiştir….” demektedir. Aynı yazıda, eski Ayasofya mutevellisi Derviş Çelebi tarafından yapılan Kocaeli’nin Gebze Kazası’na bağlı bir köy olduğu kaydedildikten sonra, “….. bu köyün Çelebi Sultan Mehmet tarafından İvaz Fakih’e verildiği ve onun da tevliyeti (vakıf işlerinin idaresi) evladına geçmek şartıyla vakfettiği, İvaz Fakih’ten sonra burasının oğlu Ali’ye, daha sonra bunun oğulları Ahmet, Mahmut ve Hızır’a geçtiği ve tahrir zamanında burasının Hızır’ın oğullarından Mahmut’un tasarrufunda bulunduğu….” kaydedilmiştir. Bu açıklamalara gore, İvaz Fakih’in sonradan konulan şahidesi uzerindeki vefat tarihinin doğru olmaması icap eder. Çelebi Sultan Mehmet zamanında ve 822 (1419) tarihinde sağ olduğu görülen İvaz Fakih’in şahidesindeki 735 (1334-35) tarihi arasında 87 senelik bir fark vardır. Vakflar Genel Müdürlüğü’nde bulunan bir vakfiyeye göre, Çelebi Sultan Mehmet (1413-1421) kendi Şeyhi olan İvaz Fakih’e iki Çamlıca arasını temlik (mülk olarak verme) etmiştir. İvaz Fakih de bu yerleri vakfetmiştir. Kısıklı Ceşmesi’nin ilk banisinin de bu zat olduğu söylenir. İstanbul Ansiklopedisi’ndeki Çamlıca Bektaşi Tekkesi adlı yazıda, “İstanbul fethinden bir asır kadar evvel Çamlıca Baba adında bir derviş tarafından kurulduğunu tahmin ediyoruz. Yani bu tekke ismini kurulduğu tepeden almamış, tepe, tekkeye ve banisine nisbetle isimlendirilmiştir” denilmektedir. İvaz Fakih’in Çamlıca Tepesindeki Belediye tesislerinin içerisinde kalan kabrinin Baş taşına yeni yazı ile: Hüve’l-Baki Hicri 735’te vefat eden mazanneden İvaz Fakih kuddise s›rruhunun 1944’te Bay Zeynel Alantor tarafından kabri yaptırıldı. Ayak taşında ise: “1957 yılında Belediyece onarılmıştır.” diye yazılıdır. (Bu tarihte, Belediye bir takım türbeleri tamir ettirmiş ve bu arada Çamlıca’daki Selami Ali Efendi Türbesi’ni de yaptırmıştı.) Türbenin yanındaki tekke binası ile kücük türbedar evi yok olmuştur. Evliya Celebi, meşhur Seyahatname’sinde; “Büyük Çamlıca mesiresi, göklere baş kaldırmış bir dağın ta tepesinde yüce bir tekke idi.” demektedir. Evliya Çelebi’nin ismini vermediği bu tekke bir Bektaşi Dergahı idi. Evliya Celebi, 1630 yıllarında bu yerden bir tekke olarak bahsettiği halde, Hadika yazarı hiç soz etmemiştir. Hadika’nın muellifi Hüseyin Efendi’nin eserini yazdığı 1770 tarihlerinde bu tekke artık mevcut değildi. Tekkenin yanındaki ahşap türbe ve türbedar odası 1935 tarihlerinde yıkılmıştır. Son türbedar ise, Bektaşi Şeyhi, Hasan Tahsin Baba idi. Kaynaklar Kaynak( Allah bu çalışmaları yapanlardan razı olsun. Ebedi saadet nasip etsin. Amin) Yüzyıllar Boyunca Üsküdar , Mehmet Nermin Haskan , Üsküdar Belediyesi Yayınları
Halil Paşa Türbesi
İstanbul – Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdai efendi sokağında …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Gizlice Evliya
İstanbul -Üsküdar’da Açık Türbe sokak üzerinde Türbe, Açıktürbe Yokuşu üzerindedir. Bu açık türbenin hemen yanında, Yer Sarsan Baba adıyla anılan ve bugün mevcut olmayan bir açık türbe daha vardı. Türbenin gerisinde ise, yeri hâlâ arsa halinde olan ve ismini türbeden alan, Gizlice Evliya Celvetî Tekkesi bulunuyordu. Aziz Hüdâyî Mahmud Efendi; Ayşe Sultan tarafından 1003 (1594-95) tarihinde tekkesi kurulduktan sonra bir gün, bugünkü Gizlice Evliya Türbesi’nin önünden geçerken: – Burada ismi bilinmeyen fakat kerameti zâhir olmuş gizli bir evliya medfundur, diyerek yatırın, ‘Gizlice Evliya’ ismini almasına ve kabrinin üzerine de bir türbe yapılmasına sebep olmuştur. Hüdâyî Mahmud Efendi, 1038 (1628) tarihinde vefat ettiğine göre, Gizlice Evliya, bu tarihten evvel, muhtemelen Hüdâyî hazretlerinin Üsküdar’a geldiği 1580 tarihinden sonra vefat etmiş veya Hüdâyî hazretleri Gizlice Evliya’nın ölümünden çok sonra onun ününü işitmiş olmalıdır. İsmini bu açık türbeden aldığı muhakkak olan Gizlice Evliya zaviyesi, bir Celvetî Tekkesi olduğuna göre, 1595 tarihinden sonra kurulmuş olmalıdır. Celvetî tarikatının kuruluşu çok eski tarihlere dayandığı halde, Üsküdar’da yayılması, Hüdâyî hazretlerinin bu beldeye gelmesinden sonra olmuştur Gizlice Evliya Türbesi günümüze kadar gelebilmiş ve 1967 tarihlerinde şimdiki şekli ile onarılmıştır. Türbenin eskiden sebile benzeyen bir durumu vardı. Yol seviyesinden yüksek olduğundan, sol tarafındaki bir merdivenden türbenin avlusuna çıkılırdı. Merdiven ve türbenin yan duvarları kesme taştan yapılmış olup, etrafı bir demir parmaklık ile çevrilmişti.Her tarafını ağaçlar ve sarmaşıklar kaplamıştı. Türbede, Gizlice Baba’ya ait olduğu söylenen kitâbesiz, yuvarlak bir taş ile etrafındaki mezarlıktan getirilip konulan bir kaç şâhide vardı. Kaynak Kaynak ; Yüzyıllar Boyunca Üsküdar , Mehmet Nermi Haskan , Üsküdar Belediyesi , 2. cilt sy 553
Balaban Baba
İstanbul -Üsküdar’da doğancılar caddesi ile eski Keresteciler sokağı kesişiminde yer alan Balaban Baba Tekkesi bahçesinde 1630 tarihlerinde yapılan Balaban Tekkesinin banisi Balaban Ahmet Baba’nın kabri küçük hazirededir. Abani sarıklı, küçük şahidesi üzerindeki kitabesinde şu ifadeler bulunuyor: Hüve’l-Baki İsfendiyar zadelerden Eş-Şeyh Balaban Ahmed Baba Hazretlerinin ruhuna el-Fatiha. Sene 1047 (1637) Balaban Ahmet Baba’nın tekkeyi yaptırmasından 135-140 sene sonra Sadiye Tekkesi olmuştur. Tekke’nin Şeyhleri şunlardır ; 1- Yağcızade Şeyh Ahmet Efendi (v. 1777) 2- Şeyh Mehmed Said Efendi (v.1792) Yağcızade Şeyh Ahmet Efendi’nin oğlu 3- Şeyh Mehmed Nizameddin Suzi Efendi (v.7 Mart 1823 ) – Şeyh Yakub Mudanyavi’nin oğlu Kabri , Bali Çavuş camii karşısındaki Mezarlığın oratasındadır. 4- Şeyh Nizameddin Efendi – Şeyh Mudanyavi’nin oğlu. 5- Şeyh Mehmed Emin Efendi (v.1880) Şeyh Nizamettin Efendi’nin oğlu 6- Şeyh Mehmed Aşir Efendi (v. 1905) 7- Balaban Şeyh Hasan Hüsnü Efendi Kaynaklar Kaynak ; Üsküdar Meşhurarı , Yayına hazırlayan Azmi Bilgin , Üsküdar Belediyesi Yayınları
Balıklı Baba
Tekirdağ – Hayrabolu’da Hayrabolu otogarı yakınındaki Tekirdağ caddesi üzerinde ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hz. Eyyüp Peygamber ve Eyyübiye Köyü
Hz. Eyyüp (a.s.)’ın kabri şerifi Hz. Eyyüp (a.s.) şifalı su Hz. Eyyüp (a.s.) Sabır Taşı Hz. eyyüp (a.s.) ‘ın hanımı Rahime annemiz Hz. Eyyüp (a.s.)’ın kabri şerifi Hz. Elyesa (a.s.) kabri şerifi Hz. Elyesa (a.s.) kabri şerifi Şanlıurfa – Viranşehir’in 10 km yakınındaki Eyübnebi beldesinde . ….. Categories Sort Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations Categories: View location detail Get directions from Go Geo locate me
Öksüz İbrahim Baba
Adıyaman – Merkez’de Adıyaman Kalesi eteğinde Öksüz İbrahim Baba türbesi , şehir merkezi, Sıratut Mahallesi, Ziya Gökalp Caddesi, Adıyaman Kalesi’nin kuzey eteğinde kaleye çıkan merdivenlerin hemen altında yer almaktadır. Tek odalı betonarme bir yapıdan oluşan türbenin toplam sahası 40 metre karedir. Türbenin kapısı yeşil renkte olup üzerinde “Öksüz Baba Türbesi” yazan bir tabela bulunmaktadır. Sandukanın başında Türk bayrağı, önünde ise demir set bulunmaktadır. Türbenin bulunduğu alan ve civarı 70–80 yıl öncesinde mezarlık halinde iken, günümüzde türbe dışındaki alanlarda binalar yapılmıştır. Anlatıldığına göre, Öksüz Baba Irak’tan gelmiş ve küçük yaşta iken burada babası şehit düşmüştür. Bunun için kendisine “Öksüz”, büyük ve yüce olduğu için de “Baba” denmiştir. Başka bir rivayete göre, İslam ordusunun Adıyaman’ı aldığı sırada, İslam ordusu içerisinde hem öksüz olan, hem de yaşça küçük olan İbrahim ismindeki bu zat, burada şehit olmuştur. Bundan 500 sene önce bir kişinin rüyasına giren Öksüz İbrahim Baba, kendini tanıtmış ve kendisinin şehit olduğunu söylemiş. Bu zat da gelip yattığı yeri kazıp bakmış ki gerçekten de bir şehit, hala çürümemiş bir şekilde yatıyor. Bunun üzerine burayı hemen bir türbe haline getirmiş. Bu zat gösterişi ve süsü sevmediğinden türbe ne kadar onarılmışsa da her defasında türbe yanmış veya yakılmıştır. Türbeyi yakmak isteyen dört kişi de kaza sonucu ölmüştür. Bu türbe çoğunlukla kadınlar tarafından ya yedi cuma ya da üç sabah namazı vakti ziyaret edilir. Türbe perşembe geceleri ve cuma günleri öğlene kadar açıktır. Genellikle türbe sıtma hastalığına yakalananlar tarafından ziyaret edilmektedir. Sıtmaya yakalanan kişi yere yatırılır. Hastanın baş tarafına türbenin alanına ait üç taş konulur ve yine aynı mekâna ait çalı çırpıdan küçük birkaç tane hastanın ayak tarafında yakılır. Hasta biraz rahatlayınca “çıralık” denilen bir miktar para bırakıp gidilir. Ayrıca, türbenin ziyaret edilmesinin diğer başlıca sebepleri şunlardır. Evde kalmış kızların bahtlarının açılması, çocuğu olmayan kadınların çocuk sahibi olması, sınavda başarılı olunması ve her türlü istek, arzudur. Kaynak ; Adıyaman Evliyaları , Abdulhalim Durma Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şeyh Bekir Efendi
Şeyh Bekir Efendi ; Şanlıurfa – Ulucami ( Çarşı camii) nin giriş kapısı yanında …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şeyh Şazeli Ali Efendi
Şekerci Halil Akkuş Efendi
Şanlıurfa – Bediüzzaman kabristanında. Kabristanın haleplibahçe caddesindeki kapıdan girdiğimiz zaman 50 metre yukarıda soldaki Nebih Efendi türbesinin hemen arkasında ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Seyyid Nuri Baba
Şanlıurfa – Bediüzzaman kabristanında . Kabristanda 1 nolu kapıdan girdiğimizde 50 metre yürüdükten sonra sol üst tarafta. …….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hafız Muhammed Selim Efendi
Şanlıurfa – Merkez’de Dabakhane camii giriş kapısında ( Haritadaki nokta tam yerini gösterir) ……. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Nebih Efendi
Şanlıurfa – Bediüzzaman kabristanında. Kabristanın haleplibahçe caddesindeki kapıdan girdiğimiz zaman 50 metre yukarıda soldaki türbed Urfa’da mezarını bildiğimiz en eski Nakşibendî şeyhi Nebih Efendidir (k.s.). Nebih Efendi Nakşibendîliğin Müceddidiye ko- lundandır. 1789 tarihinde vefat eden Nebih Efendi de Urfa evliyasının büyüklerindendir. Urfa’da Nebih Efendiden daha önce Nak- şibendî tarikatı mensupları ismine rastlayamadık. Nebih Efendi, Tasavvuf ehli tarafından Hoca Nebih Ruhavî olarak tanınmakta olup, elimize geçen bir silsilenameye göre halifeliği Sind bölgesinde iken Alimullah Sindi (k.s.)’den almıştır. Sindistan, Hindistan’ın kuzey-batısında Pakistan’ın güneyinde bir bölgedir. Bu silsileye göre Nebih Efendi Sindlidir. Yine silsilede geriye doğru şöyle gidilmektedir: Nebih Efendi’nin şeyhi Alimullah Sindi, Abdulğafur Lahori, Mirza Beg Cemilullah, Fazlullah Serhendi, Meyan Masum, İmam Muhammed Serhendi, Hoca Ahmed el-Faruk İmam Rabbani müceddid-i elfi sani Böylece yine silsile Şah-ı Nakşibendî ile Resulullah Efendimize kadar uzanmaktadır. Nebih Efendi, Sind bölgesinde şeyhi Alimullah Sindî’den halifelik aldıktan sonra 1750’li yıllarda Sind’den Urfa’ya gelerek yerleş- miştir. Urfa’da irşad görevini sürdürmüş ve kendisi de Hoca Emin Bursevi’ye halifelik vermiştir. Urfalı bir kimseye halifelik verip vermediği bilinmemektedir. Türbesi Bediüzzaman mezarlığının batısındadır. Nebih Efendi’nin (k.s.), özel durumu hakkında bize bilgi veren torunlarından Sait Cincık’ın anlattığına göre Nebih Efendi Seyyid olup, Horasan tarafından Urfa’ya gelmiştir. Fakat arşivimizde bulunan silsilede ve Nebih Efendinin mezar taşında Nebih Efendi için “Seyyid” sıfatı kullanılmamıştır. Mezar taşında: “Haza kabrü’l-merhum ve’l-mağfur mürşid el-arifin ve fi tari- kati’l-aliyei Nakşibendiyye, eş-Şeyh Nebih Efendi (k.s.) ibni Ab- dullah, intakale min dari’l-fena ila dari’l-beka bi-nidai “Ya ey- yetuha’l-nefsü mütmeinne ircii ila Rabbiki radiyeten mardiyye” mine’l-vasiti Şaban el-muazzam sene selase ve mieteyn ve elfün. Ğafarallahu rahmeten vasiaten. Fi sene 1203” ibaresi geçmektedir. Mezarı yeşile boyanmıştır. Devamlı ziyaret edilen velilerdendir. Bir ara Rızvaniye camiindeki odalardan birinde oturmuş, sonra Bıçakçı mahallesinde yaptırdığı tekkesinde irşad görevini sürdürmüştür. Nebih Efendinin türbesinin dışarısında ve kuzey tarafında oğlunun mezarı bulunmaktadır. Bu mezar yeşile boyanmamıştır. Ba- basından halifelik alıp almadığı belli değildir. Sadece mezar taşında kutbü’l-arifin Nebih Efendinin oğlu Abdullah Efendi yazmakta ve vefatını 1226 (miladi 1811) olarak vermektedir. Aynı mezara torunlarından 1248 (miladi 1832)’de vefat eden İsmail oğlu Mustafa ve 1281 (miladi 1864)’te vefat eden Mustafa oğlu Said efendiler de defnedilmiştir. Yine aynı zatın anlattıklarına göre büyük dedeleri olan Nebih Efendinin (ö.1789) giydiği hırkası torunlarının yanında bir muşam- ba içerisinde hala muhafaza edilmektedir. Bu hırkayı zor doğum yapan kadının üzerine attıklarında, kadının kolay doğum yaptığına inanırlarmış. Yine ondan kalan kemeri ve keşküşü de bu gibi şeyler için götürülürmüş. Fakat bu ikisi geri getirilmeyince kaybolmuştur diye anlatmaktadır. Yine bu zatın yanında bulunan ve okumamıza izin verdiği bazı beratlardan anladığımıza göre evlatları ve torunları da hep ilimle uğraşmışlardır. Torunlarından Seyyid Fazlı Halife, babası Muhammed’in vefatı üzerine Tahtamor camiindeki ilkokula 1823 tarihinde günlük üç akça karşılığı öğretmen olarak atanmıştır. Torunlarından bir başkası olan müderris Abdullatif Efendi yaşlılığından dolayı, 1856 tarihinde günlük dokuz akçalık müderrislik vazifesini oğlu Muhammed Said Efendiye bırakmıştır. Bir başka torunu da yedi akça gündelikle Ulu Cami medresesi müderrisliğinde bulunan ve beratını 1863 tarihinde alan Muhammed’in oğlu Seyyid Halil’dir. Nebih Efendinin üçüncü kuşak torunlarından Sait Cincık kendi hakkında şunları anlatmaktadır: “1956–1960 yıllarında İstanbulda çalışıyordum. O zamanlar henüz gençtim, cahildim. Kendi bileğime de güvenirdim. 1956 senesinde benim cesaretim ve kuvvetli olmam bazı kimselerin aleyhimde planlar kurmalarına sebep olmuştu. Bu yüzden beni bir tuzağa düşürdüler. Beni bilmediğim ve tanımadığım bir eve götürdüler. Orada birçok kimse vardı ve ben o adamların suratlarından hiç hoşlanmamıştım. Artık bana kötü bir şeyler yapacaklarını kesin anlamıştım. Tabi çok da kalabalık olduklarından gücüm onlara yetmiyordu. O anda birden Nebih Efendi dedem aklıma geldi ve ben içimden halimi arzederek dedemden yardım istedi. İçimden adeta yalvararak bana yardım etmesini ve bu bataklıktan beni kurtarmasını istiyordum. Aradan on dakika ya geçti ya geçmedi birden kapı açıldı ve adamın biri bütün heybetiyle bana doğru gelerek, —Sen, dedi. Kalk benimle gel, ben de kalktım onunla birlikte evden dışarı çıktım. O adam benimle birlikte kendi mahallemize kadar geldi. Mahallemize girdiğimizde, adamın yanımda yanımda olmadığını fark ettim.” Kendisi hakkında anlatılan menkibelerden biri şöyledir: Rızvaniye camii avlusundaki odalardan birinde fakir bir kişi yaşardı. Bir gün bu kimse vefat etti. Nebih efendi ve müridleri bu fakiri defnettiler. Nebih Efendi fakirin odasındaki eşyalarına bakarken gözüne topraktan yapılmış eski bir lamba ilişti. Lambayı yaktığında içinden bir ifrit çıktı. Nebih Efendi İfrite: —Ne kadar zamandır bu adamın hizmetindesin? Diye sordu. İfrit de —Kırk senedir, cevabını verdi. Bunun üzerine Nebih Efendi, —Bu kırk sene içinde kendisine ne hizmetlerde bulundun? Sorusuna karşılık İfrit, —Benden bir şey istemedi, dedi. Yalnız ölmeden az evvel ağır bir hastalığa yakalanmıştı. Bana canının bamya aşı istediğini söyledi. Kış mevsiminde pek bamya bulunmuyordu. Kendisine Hindis- tan’da bamya aşı bularak getirdim. Yemeye baktı ve sonra bu bana haramdır, geri götür dedi. Ben de geri götürdüm. Diye cevap veriyor. Bunun üzerine Nebih Efendi İfrite serbest olduğunu söylüyor ve lambayı kırarak toprağını göle döküyor. Müritleri —Aman şeyhim, niye öyle yaptın hiç olmazsa bize hizmet ederdi dediklerinde Nebih Efendi elini uzatıp kendine doğru çekerek —Gel, gel, gel diyor. Her çağırdıkça bir ifrit geliyordu. Bu şekilde kırk ifrit olunca müritlerine dönerek —Bir başkasının kazandığını çalıştıracağınıza, siz kendiniz kazanın, diyor ve ifritleri geri gönderiyor. Urfa Rızvaniye Camiinde geçtiği söylenilen, fakat aslında Nebih Efendi’nin Urfa’ya gelmesinden çok önce olması gereken bir menkıbesi de şöyledir. Nebih Efendi büyük bir alim olarak yetişmişti. O sırada imamlık da ediyordu. Camiye devam edenler arasında bir şeyh de bulunuyordu. Bu şeyh, Nebih Efendinin kendisine intisap etmesini istiyor, fakat Nebih efendi kabul etmiyordu. Bu şeyh bir kış gününde Nebih Efendiyi taze bamya yemeğine davet etti. Nebih Efendi ise “Yine bana keramet göstermek istiyor” diye davetini kabul etmedi. Fakat günlerden bir gün Nebih Efendi bir rüya gördü. Rüyasında bir davete gitmişti. Kendisine kuzu kızartmışlardı. Kuzu o kadar güzel kızarmıştı ki insanın iştahını kabartıyordu. Nebih Efendi bir lokma kopararak ağzına attı, çiğnedi. Fakat ne kadar çiğnediyse de yutamadı, çünkü et pişmemişti. Eti yiyemedi, tekrar çıkardı. —Nasıl olur dedi, bu kadar güzel kızarmış bir etin içi nasıl çiğ kalır? Diye düşündü. Ertesi sabah camiye geldi. Sabah namazında bile üstü pişmiş, fakat hala içi ham olan eti düşünüyordu. Şeyh ise yine arkasında namaza durmuştu. Namazdan sonra Şeyh Nebih Efendiyi tutarak: —Nebih Efendi, dedi. O kuzu kızartması sensin, sen. Üstten iyice pişmiş görünüyorsun, çünkü iyi bir ilmin var. Ama için hala pişmemiş, çiğdir dedi. Bunun üzerine Nebih Efendi, şeyhe intisap etti ve kısa zamanda zamanının kutbu derecesine yükseldi. Kaynak ; Urfa’da Tasavvufun İzleri , Mahmut Karakaş , Şurkav Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Dede Osman Avni
Şanlıurfa – Balıklı gölün yanında yer alan Mevlana Halid dergahı camiinin avlusunda Devrinin en büyük Kadiri Şeyhi, büyük mutasavvıf, Allah dostu Seyyid Şeyh Dede Osman Avni (k.s.) hazretlerinin kabri, Mevlidi-i Halil Camii avlusu içindeki kendi türbesindedir. Türbenin üzerindeki kitabede şunlar yazılıdır: “Burası bütün evliyanın sultanı Gavsül-a’zam hazreti Abdulkadir Geylani hazretlerinin pak dergahlarıdır” Türbenin içinde bulunan mezardan Dede Osman Avni (k.s.) Efendinin mezarı hemen öndedir. Mezarın baş dikmesindeki kitabeden anlaşıldığı kadarılığıyla; Dede Osman Avni Efendi Peygamber soyundan gelmektedir. 1883 senesinin Kasim ayında vefat etmiştir. Dede Osman Avni Efendi devamlı Mevlidi Halil Camii’nde oturmuş ve orada hizmetini yapmıştır. Kendisinin tesbihi, cübbesi ve bıraktığı bazı eşyalar hala caminin ziyaret girişi yanındaki bir odada korunmaktadır. Hakkında çok sayıda keramet söylenen bir Allah dostudur. Türbesi içinde kadiri tarikatına mensup 10 kişinin daha kabri bulunmaktadır. Bunlardan ikişer kişi üst üste defnedilmiştir. Böylece sekiz mezar bulunmaktadır. Dede Osman Avni Efendi’nin evladı olmadığını, 70 sene Kadiri Tarikatına şeyhtik yaptığını kendinden sonra tarikatın hizmetini yapan Hafız Halil Efendi yazmıştır. Dede Osman Avni Efendi buna göre; 100 yıl kadar yaşamıştır. Kaynak: Kültür ve İnançlar diyarı Şanlıurfa – Şanlıurfa Valiliği Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Buluntu Hacı Abdurrahman Efendi
Şanlıurfa’da Balıklı gölün hemen yanında ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Bediüzzaman Ahmed Hamedani
Şanlıurfa – Merkez’de yer alan Bediüzzaman kabristanında. Kabristanda 1 nolu kapı tarafından 11 Nisan Fuar caddesi üzerinden Hilton a doğru çıkarken soldaki ilk merdivenlerden çıkınca hemen karşımızda …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Bediüzzaman Said-i Nursi makamı
Şanlıurfa – Balıklı gölün hemen yanında bulunan Mevlana Halid dergahı camiinin avlusunda Said Nursî, nufusa göre Said Okur, 1878’de Bitlis’te doğmuştur. İslam alimi ve müfessirdir. Risale-i Nur külliyatı’nın yazarıdır. Yaşadığı dönemin İslam uleması tarafından 15 yaşındayken verilen ”Bediüzzaman” zamanın en iyisi lakabı, zamanla ismiyle birlikte anılmıştır. Said Nursi, 31 Mart isyanı sonrasında tutukiandı, yargılandı ve suçsuz bulunarak serbest bırakıldı. Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği üzerine Ankara’ya giderek kendisiyle görüştü ve bir süre Ankara’da ikamet etti. Daha sonra Van’a yerleşti. Şeyh Said isyanı ile herhangi bir ilişkisi olmamasına rağmen takibe alınarak, Isparta’nın Eğridir ilçesine bağlı Barla’ya sürgün edildi. Daha sonra da Burdur, Isparta, Kastamonu ve Emirdağ’a yazdığı bazı kitaplar sebebiyle sürgün edildi. Kitaplarından dolayı yargılandığı dönemlerde aylarca Eskişehir, Denizli, Afyon hapishanelerinde tutuklu kaldı ancak beraat etti. 23 Mart 1960’da Şanlıurfa’da vefat etti. Urfa’daki Halil-ur Rahman Dergahı’na defnedildi. Ancak 12 Temmuz 1960’da 27 Mayıs Darbesi hükümetinin emriyle mezarı yıktırıldı ve açıklanmayan bir yere (muhtemelen Ispartaya) nakledildi. Kaynak: Kültür ve İnançlar diyarı Şanlıurfa – Şanlıurfa Valiliği Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Muhammed Hadimi
Ladikli Hacı Ahmet Ağa
Konya – Ladik – Ladik Kabristanında ……. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hacı Veyiszade Mustafa Efendi
Konya – Merkez’deki üçler kabristanında …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Ulu Arif Çelebi
Konya – Hazreti Mevlana Müzesinde
Sultan Veled
Konya – Hazreti Mevlana Müzesinde ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şemseddin Abid Çelebi
Konya – Hazreti Mevlana Müzesinde ……. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şeyh Kerimeddin
Konya – Hazreti Mevlana Türbesinde …. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Mehmet Hemdem Çelebi
Konya – Hazreti Mevlana Türbesinde ……. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Selahaddin Zerkubi
Konya – Hazreti Mevlana’nın Türbesinin girişinde sağ tarafta Aslen Konya’ya bağlı Kamile denilen köyden olup doğum tarihi bilinmemekle beraber Mevlana Celaleddin Rumi’den daha önce doğduğu sanılmaktadır. Konya’da kuyumculukla meşgul olduğundan dolayı Zerkub=Kuyumcu diye şöhret bulmuştur. 629/1231 yılında Konya’ya gelen Seyyid Burhaneddin Tirmiz’ye Mevlana Celaleddin gibi o da mürid olmuştur. Seyyid Burhaneddin ‘in Kayseri ‘ye gelip orada vefat etmesinden haylıi sonra da 647 yılı civarında Mevlana’nın halifesi ve has müridi olmuş, tam on yıl onun sohbetinde bulunduktan sonra nihayet 65 7/1258 yılında vefat etmiştir. Konya’da Sultanü’l-Ulema’nın türbesi medfundur. Onun Seyyid Burhaneddin ve Mevlana Celaleddin’e mürid olduğu Menakıbü’l-Arifin’deki bir hikayede anlatılmaktadır. Hikaye’ye göre: Şeyh Selahaddin Zerkub, anası ve babası Konya civarında bir göl kenarında bulunan Kamile ismindeki köyden idiler. Bu gölden balık avlamakla geçinirlerdi. Seyyid Burhaneddin Konya’dan ”Daru’l-Fetih” denilen Kayseri’ye gidip orada vefat ettiği zaman, Şeyh Selahaddin de ana ve babasını görmek için doğum yeri olan Kamile’ye gitmişti. Köye vardığında Selahaddin’i evlendirdiler. Şeyh Selahaddin bir müddet köyde hanımının, anne-babasının yanında kaldı. Artık bu hayata iyice alışmıştı. Günlerden bir gün Konya’ya geldi ve Ehü’l-Fazl Mescidi’nde Cuma namazında bulundu. O gün Mevlana Celaleddin vaaz ediyor ve büyük coşkunluklar gösteriyor ve Seyyid Burhaneddin hakkında birçok şeyler anlatıyordu. Birdenbire Seyyid Burhaneddin ‘in halleri Mevlana Celaleddin’in zatında büyük bir nur gibi Şeyh Selahaddin’e tecelli etti. Selahaddin hemen ayağa kalkıp Mevlana’nın vaaz ettiği minberin altına gelerek baş koyup, Mevlana Celaleddin ‘in ayaklarına yüzlerini ve gözlerini sürdü. Bunun üzerine Mevlana Celaleddin Hz.leri iltifatlarda bulunarak: – Nerede idin? diye sordu. Şeyh Selahaddin de: – “Evlendim, sizden ve sohbetinizden mahrum kaldım diyerek özür diledi. Mevlana Celaleddin ise: – “Hayır, hayır sen bizdensin. Bizim canımızsın diyerek elinden tuttu ve (onu) kendisine sohbet arkadaşı yaptı.” Kaynak ; Kayseri İlmiye Tarihinde Meşhur Mutasavvıflar , Ali Rıza Karabulut , Seyyid Burhaneddin Vakfı Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hz. Mevlana ve Konya Mevlevihanesi
adres
Hüsameddin Çelebi
Konya – Hazreti Mevlana’nın Türbesinin girişinde sağ tarafta …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Horasan Erleri
Konya – Mevlana Müzesi içerisindeki Türbesinde
Fatma Hatun Türbesi
adres
Halife Sultan
Halife Sultan ; Konya – Seyidşehir’de Seyyit Harun camii girişinde solda ……. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Rüstem Bey Türbesi
Konya – Seydişehir’de Seyit Harun Veli camii girişinde …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hacı Abdullah Efendi
Hacı Abdullah Efendi Türbesi ; Konya – Seydişehir’de Seyyid Harun-u Veli hazretlerinin 50 mt yakınında Muhammed Kudsi Bozkıri hazretleri’nin Halifesi Hacı Abdullah Efendi (k.s.) Silsile-i Şerifi 1. Hz. Seyyid-i Kâinât Muhammed-i Mustafa (sas.) 2. Hz. Ebû Bekir (ra.) 3. Hz. Selmân-ı Fârisî (ra.) 4. Hz. Kasım İbni Muhammed (ks.) 5. Hz. Câfer-i Sâdık (ks.) 6. Hz. Bâyezid-i Bistâmî (ks.) 7. Hz. Ebu’l-Hasen-i Harakânî (ks.) 8. Hz. Ebû Ali-i Fâremedî (ks.) 9. Hz. Yusuf-ı Hemedânî (ks.) 10. Hz. Abdülhâlık-ı Gücdüvânî (ks.) 11. Hz. Ârif-i Rivgerî (ks.) 12. Hz. Mahmud İncir-i Fağnevî (ks.) 13. Hz. Ali-i Râmitenî (ks.) 14. Hz. Muhammed Baba-ı Semmâsî (ks.) 15. Hz. Emir Külâl (ks.) 16. Hz. Şâh-ı Nakşibend Muhammed Bahâüddîn (ks.) 17. Hz. Alâeddîn-i Attar (ks.) 18. Hz. Yakub-ı Çerhî (ks.) 19. Hz. Ubeydullâh-ı Ahrâr (ks.) 20. Hz. Muhammed Zâhid (ks.) 21. Hz. Muhammed Derviş (ks.) 22. Hz. Hâcegi-i Emkenegî (ks.) 23. Hz. Muhammed Bâkî (ks.) 24. Hz. İmam Rabbânî Ahmed Fâruk es-Serhendî (ks.) 25. Hz. Muhammed Ma’sûm (ks.) 26. Hz. Şeyh Seyfüddin (ks.) 27. Hz. Seyyid Nur Muhammed-i Bedvânî (ks.) 28. Hz. Şemsüddin Cân-ı Cânân-ı Mazhar (ks.) 29. Hz. Şeyh Abdullâh-ı Dehlevî (ks.) 30. Hz. Mevlânâ Ziyâüddin Hâlid-i Bağdâdî (ks.) 31. Hz. Şeyh Muhammed Kudsi Bozkıri (ks.) 33. Hz. Hacı Abdullah Efendi (ks.) 1222/1807 yılında Bozkır’ın Karacahisar Köyü’nde dünyaya geldi. Babası Yegen Efendi diye tanınan Seyyid Mehmet b. Ali’dir. Annesi ise Karacaardıçlı Zeynep Hanım’dır. Ailesinin tek çocuğu olan Abdullah Efendi, küçük yaşlarda annesini, beş yıl kadar sonra da babası Mehmet Efendi’yi kaybetti. Üvey annesinin yanında sıbyan mektebini bitirdikten sonra, babasının talebelerinden birisi onu, Hocaköy’de Memiş Efendi’nin medresesine kaydettirdi. Abdullah Efendi bundan sonra tamamen Memiş Efendi’nin terbiye ve tedrisinde yetişti. Memiş Efendi, bu çok sevdiği talebesini, vefat eden Şeyh Nuri Efendi’nin dul kalan eşi Arife Hanım’la evlendirerek, talebe yetiştirmek üzere genç yaşında Seydişehir’e gönderdi. 1833 yıllarında Seydişehir’e gelerek müderrisliğe başlayan Abdullah Efendi, Şeyh Nuri Efendi Medresesi’nde talebe yetiştirmeye başladı. Oğlu Hacegan Efendi de medrese tahsilini tamamlayarak babasına yardımcı oldu. Bu sıralarda Memiş Efendi, Seydişehir’in Çavuş köyüne gelip yerleşti. Bundan sonra medresesini oğullarına bırakan Abdullah Efendi sık sık hocası Memiş Efendi’yi ziyaret etmeye ve yanında kalmaya başladı. Memiş Efendi, zahirî ilimlerde eşsiz bir âlim olan Abdullah Efendi’ye, tasavvuf ilmini de öğretti. Abdullah Efendi, Hocasının vefatından sonra tamamen kendisini ibadet, itikâf ve ezkara verdi. Bu hâli tam on altı yıl devam etti. Bu dönemde Nakşî şeyhi olarak ünü bütün Türkiye’ye yayıldı. Anadolu’nun dört bir tarafından halk akın akın onu ziyarete gelmeye başladı. Zamanının devlet büyüklerinin de sevgi ve itibarını kazandı. II. Abdülhamit Han’ın bile kendisini gizlice iki defa ziyarete geldiği rivayet edilmektedir. Kerameti zahir evliyadan kabul edilen Abdullah Efendi, bir ara hac görevini de ifa etmiş ve 1901 yılında vefat etmiştir. Hıdır Mescidi denilen bugünkü türbesinin bulunduğu yere defnedilmiştir. Otuz altı yıl müderrislik, otuz dört yıl da Nakşibendî Tarikatı’nın şeyhliğinde bulunan Abdullah Efendi, pek çok halife yetiştirmiş ve bunlar vasıtası ile tarikatının yayılmasına vesile olmuştur. Türbesi çok ziyaret edilen ziyaretgâhların başında gelir. Abdülaziz Mecdi Efendi’nin naklettiğine göre, Ayaşlı Şakir Efendi’nin cezbeye tutularak tasavvuf yoluna gireceğini Abdullah Efendi önceden haber vermiştir. Şu hikmetli sözler ona aittir: “Lisanda olan kelime-i tevhit arızidir. Ölüm halinde faydası olmaz. Tevhidin kalbî olması da lâzımdır.” “Size zulmetmemeleri için, ehlinin gayri yanında hakikatleri söylemeyin.” “Hakikati de ehlinden gizlemeyin. Eğer gizlerseniz, onlara zulmetmiş olursunuz.” Hacı Abdullah Efendi’nin öğrenci ve halifelerinden bazıları şunlardır; 1- Hacı Hacegan Efendi 2- Çerkeşli Hacı Hilmi Efendi (Cidde’de vefat etti.) 3- Abdülaziz Mecdi Tolun 4- Sivaslı Ali Kemali Efendi (1920’de Delibaş ayaklanmasında şehid edilmiştir. Kabri Üçler mezarlığındadır.) 5- Ayaşlı Şakir Efendi (1917’de vefat etmiştir. Kabri Şems mezarlığında idi.)149 6- Bergamalı Hacı Abdullah Efendi 7- Eskişehirli Hacı Abdullah Efendi ( 11 yıl aralıksız üç aylarda Seydişehir’de Hacı Abdullah Efendinin yanında erbaine girmiştir.) 8- Akseki Çimili Kara Hafız Hacı Osman Efendi; (Çimili Ahmet Fevzi Efendi (1856–1952)nin babasıdır) 9- Çumralı Hacı Hüseyin Efendi 10- Vilayet muhasebesinden Osman Efendi 11- Denizli Yatağanlı Müderris Mehmed Efendi (1842-1916). Hacı Abdullah Efendi’den devam eden bazı silsileler ise şöyledir 1- Hacı Abdullah Efendi – Abdülcelil Akhisari – Muhammed Zühdü Asmacı (Manisa) – Ahmed Müştak İlban Recebi (Manisa)154 2- Hacı Abdullah Efendi – Ahmed Hilmi Tarsusi – Hacı Abdullah Sıddık Mersini – Hacı Huriye Emret – Hacı Gülsüm155 3- Hacı Abdullah Efendi – Halil Develioğlu Bu kol Biberiye Tarikatı olarak da bilinir. Halil Develioğlu önceleri Rufai, Kadiri ve Bektaşi tarikatında iken sonraları Hacı Abdullah Efendi’ye mürit olmuştur. Biberiye tarikatı denmesinin sebebi yemeklerinde acı biber yiyerek çile çıkarmalarından dolayıdır. Kaynaklar Kaynak( Allah bu çalışmaları yapanlardan razı olsun. Ebedi saadet nasip etsin. Amin) Muhammed Kudsi Bozkıri, Yrd. Doç. Dr. İsmail Bilgili – Ahmet Çelik [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Turgutoğlu Türbesi
Konya – Turgutoğlu caddesinde , Şeyh Sadreddin Konevi camii yakınında …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şeyh Şücaeddin Türbesi
Konya – Musalla Kabristanında . ( Harita daki nokta tam yerini gösterir.) …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şeyh Halil Türbesi
Konya – Musalla Kabristanında ( Harita’daki Nokta tam yerini gösterir.) ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Söylemez Türbesi
Söylemez Türbesi ;Konya – Meram’daki Balık Halinin hemen önünde …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Pirebi Sultan
Pirebi Sultan Kabri ;Konya – Pirebi caddesindeki Pirebi camiinin kıble tarafında …. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
İshak Paşa Türbesi
Bursa – İnegöl – İshak paşa camii yanında …..
Hoca Ahmed Fakih
Konya – Hocafakih caddesi üzerindeki Hoca Ahmed Fakih camii yanındaki Türbesinde …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
İmam Begavi
İmam Begavi Türbesi ;Konya – Sadreddin Konevi hazretlerinin türbesinin bahçesinde ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Gömeç Hatun
Gömeç Hatun Türbesi ; Konya – Musalla Kabristanında …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Cemel Ali Dede
Cemel Ali Dede Türbesi ; Konya – Cemel Ali Dede Camii yanında Burası eski bir Mevlevi Zaviyesi olup, değişik yapılardan oluşuyordu. Günümüze Semahane (Mescid) ve Türbe gelmiştir. Her iki yapı da 13. yüzyıla tarihlenmektedir. Cemel Ali Dede, Mevlana’nın yakınlarından ve Lalası olup Mevlana’yı sırtında taşıdığı için Cemel “deve” lakabını almıştır. Meram’daki bu zaviye Mevlevi kaynaklarında bağlar arasında asude bir yer olarak zikredilir. Vakıf kayıtları, kaynaklar araştırıldığında zaviyede günümüze gelen mescid (semahane) ve türbe ilişkisinden başka bir konak bir mektep daha bulunuyordu. Zaviyenin kuruluşu 13.yüzyıla kadar inmektedir. Türbe, mescidin batı bitişiğindedir. Cenazelik katı olan kuzeye yönelik tipik bir eyvan türbe olduğu anlaşılmaktadır. Türbe daha sonra yapılan mescidle irtibatlıydı. Zaviyeye gelen Mevleviler bu mescidi semahane olarak da kullanmış olabilirler. Türbenin eyvan cephesi 1961 yılındaki onarımda sivri kemer içerisine yerleştirilen bir pencere ile kapatılmış ve süslemeleri bozulmuştur. Bu onarım sırasında, mescidle olan irtibatı kesilmis, batı duvarı yenilenerek bir payanda ile desteklenmiştir Aynı onarım sırasında, türbeye girebilmek için güney taraftan bir kapı açılarak bu cepheye bir oda konulmuştur. Türbe içerisinde sekiz sanduka bulunmaktadır ve bunlardan dördüncüsü Cemel Ali Dede’ye atfedilmektedir. Konya ve çevresinde 13. yüzyıla tarihleye bileceğimiz bu türbe planında birçok yapı bulunmaktadır. Bunların en önemlileri Gömeç Hatun, Şekerfuruş, Bedreddin Gevhertaş, Eflaki Dede ve Akşehir Reis bucağındaki Emir Yavtaş türbesidir. Sandukalar ve eyvan kemer üzerindeki çiniler önemlidir. Sonradan yapıldığı anlaşılan mescid, bir giriş kısmı ve kübik bir harimden meydana gelmektedir. Tuğla kubbeye tromplarla geçilmektedir. Türbe gibi mescidin de üzeri kurşun kaplıdır, içerisinde orijinal süsleme yoktur. Tanrıkorur, eskiden perde motifli mihrapta aynı uygulamaya yer verildiğini belirtir. Tekkeler kapatıldıktan sonra konak yıkılmış, mektep bir ara jandarmaya verilmişse de daha sonra yıkılmıştır. Kaynak ; Türk Kültür varlıkları envanteri – Konya, Türk Tarik Kurumu, Prof Dr. Haşim Karpuz Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Ateşbaz Veli
Ateşbaz Veli Türbesi ; Konya – Meram’da Ateşbaz sokakta yer alan Ateşbaz-ı Veli Tekkesinde Ateşbaz Veli’nin esas adı Şemseddin bin İzzeddin Yusuf’tur. Mevlana ailesi ile Konya’ya gelmiş ve Mevlana’nın aşçılığını yapmıştır Bu sebeple burası mevlevilerce sık ziyaret edilen bir zaviye haline almıştır. H.1305/M.1897 tarihinde Abdül Vahit Çelebi bu türbe ve zaviyeyi onartmıştır. O dönemden kalan “Ya Hazreti Üstaz-ı Veli, Ya Hazreti Mevlana” yazıları türbenin içinde görülür. Ateşbaz’ın sandukasının başında mevlevi sikkesi bulunur. Son onarımlarda türbenin külahı kurşunla kaplanmiştır. Kitabe: Haze’l Kabri Es-seîd eş-şehîd el-merhum Şems El-mille ve ‘d-dîn Yusuf bin İzzü’d-dîn Ateşbaz ila rahmetillahi teala fi mutasifi şehri receb Sene erbaa ve semanîn ve sitte mie gafferallah Tercüme ; Bu kabir 684 yılı Recep ayı ortalarında ölen Şemsü’l milleti ve’d-din, Said, şehid, merhum Ateşbaz İzü’d-din oğlu Yusuf’tur. Yüce Allah Rahmet etsin. Allah affedicidir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Ahmed Eflaki
Ahmed Eflaki türbesi ; Konya – Hazreti Mevlana Türbesinin hemen arkasında. …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Abdullah Bosnevi
Abdullah Bosnevi’nin kabri şerifi ; Konya – Şeyh Sadreddin Konevi camiinin hemen karşısında yol üzerindeki bir binanın önünde. Bursalı Hasan Kabadûz’dan seyr ü sülûkunu tamamlayan Abdullah b. Muhammed, Hilafet merkezinde “Bosnevî”, “Şârihu’l-Fusûs”, “Abdî Efendi” , memleketi Rumelide “Gâibî” lakaplarıyla meşhûr olmuştur. 17. yüzyıl Osmanlı dünyasının önemli mutasavvıf ve şâirlerinden biri olan Bosnevî, H. 992 yılında Bosna’da doğmuştur. Ailesi ve sosyal durumuyla ilgili hiçbir bilgiye sahip olamadığımız Bosnevî, ilk tahsilini muhtemelen dönemin geleneksel müfredâtına uygun olarak memleketi Bosna’da tamamlamış, daha sonra ilim ve kültür merkezi İstanbul’a gelmiştir. Bosnevî’nin istanbul’a ne zaman geldiğini ve nasıl bir tahsil gördüğünü bilmiyoruz. Ancak ortaya koyduğu derin birikim ve geniş perspektiften hareket ederek bu dönemde felsefe, kelâm ve tasavvufî düşünce disiplinlerini hakkıyle tahsîl etmiş olduğu sonucuna ulaşabiliriz. Bosnevî tahsilini tamamladıktan sonra Bursa’ya giderek devrin Bayrâmî Melâmîlerinin büyüklerinden Hasan Kabadûz’a intisâb eder. Bu zât hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. Ancak melâmîliğin rûhuna uygun olarak terzilikle uğraştığı için “Kabadûz” lakabıyla iştihâr ettiğini biliyoruz. Doğum tarihini bilemediğimiz Hasan Kabadûz’un eserleri de yoktur. Ancak Süleymaniye- Halet Efendi’de 800 numaralı mecmuada iki mektubu bulunmaktadır. Bu mektuplarındaki ifadelerine ve Abdullah Bosnevî ile Hüseyin Lâmekânî gibi zâhirî ve bâtınî ilimlerde ma’mûr iki mürîdinin eserlerine ve hayatlarıyla ilgili bilgilere baktığımızda temkin sahibi bir zât olduğunu müşâhade ederiz. Bosnevî ile tanışmalarını ve ona uyguladığı eğitim usûllerini bilemediğimiz Şeyh Hasan Kabadûz 1010/1601 yılında Bursa’da vefât etmiştir. Şeyhi 1010 yılında vefât ettiğine göre Bosnevî’nin Bursa’ya bu tarihten bir kaç yıl önce gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan İstanbul’da tahsil gören Bosnevî’nin döneminin güçlü ve yaygın tarikatlarına ilgi göstermeyip Bursa’da meskûn bir şeyhi neden ve nasıl tercîh ettiği meçhûl olmakla birlikte onun tasavvufî ve ilmî kişiliğinden hareket ederek birtakım gerekçeler ileri sürülebilir. Bu çerçevede akla ilk gelen ihtimâl, Bosnevî’nin İbnü’l-Arabî düşüncesine fıtrî yatkınlığının olması ve bu düşüncenin o dönemde daha çok Bayrâmî melâmiliği ile temsil edilmiş olmasıdır. Bosnevî’nin melâmî kimliğini öne çıkarması ulemâ ve tarikatler canibinden tenkitler almasına sebep olmuş olabilir. Zira zaman zaman bu kesime karşı çeşitli eleştiriler yapılmıştır. Ama bu tenkitler Bosnevî’nin hem sûfîler hem de devlet ricâli arasında saygı duyulagelen bir zât olmasına engel olamamıştır. Melâmîliğin Arap bölgelerinde yayılmasına hizmet eden Bosnevî, 1046 yılında hem hac amacıyla hem de çeşitli kültürel ilişkilerde bulunmak üzere seyahate çıkar. Önce Mısır’a giden Bosnevî, burada çeşitli çalışmalarda bulunduktan sonra Hicaz’a geçer. Hicaz’da hac vazifesini yerine getirmenin yanında üst düzey muhtelif siyasi ve ilmî muhitlerle ilişkiler kurar. Hac dönüşü Şam’a uğrayan Bosnevî, burada hayatını eserlerini şerhetmeye ve fikirlerini yaymaya vakfettiği tasavvufî düşüncenin otorite ismi İbnü’l-Arabî’nin kabrini ziyaret eder ve uzun bir dönem kabrin civarında halvete girerek Şeyh-i Ekber’in manevî dünyasından feyz alır. Şam’dan sonra Îbnü’l-Arabî düşüncesinin ikinci önemli ismi ve üstadı olarak gördüğü Sadreddîn Konevî’nin kabrini ziyaret eder. Konya’da bulunduğu esnada hastalanır ve 1054/1644 yılında vefat eder. Vasiyeti üzerine üstadı Konevî’nin yanına defnedilir. Verdiği eserler açısından velûd bir yazar olarak kabul edebileceğimiz Bosnevî, bu eserlerindeki entellektüel birikim ve derinliğini Türkçe, Arapça ve Farsça dillerinin yardımıyla İslam âlemine sunmuştur. Farklı hacimlerde ve zengin yelpazede verdiği takriben 60’ın üzerinde olan eserlerinin, hemen hepsinin tasavvuf üst başlığına bağlı kalarak değerlendirilmesi mümkündür. Kaynak ; Bursa’da Tarikatlar ve Tekkeler , Mustafa Kara , Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları , 2012
Ese Dede
Ese Dede Türbesi ; Kocaeli – Merkezde Orhan Mahallesi Aydınlık sokakda yer alan Ese Dede Parkında. …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Malkoçoğlu Mehmet Bey
Kocaeli – Gebze’de Çoban Mustafa Paşa camii arkasındaki parkın yanında ……. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Kadı Fazlullah Efendi
Kadı Fazlullah Efendi Türbesi ; Kocaeli – Gebze’de İstanbul’a giden E-5 karayolu kenarında hükümet caddesinde. Gebze Çevik Kuvvet amirliğinin hemen arkasındaki parkta. ……… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Çoban Mustafa Paşa
Kocaeli – Gebze Merkez’de Çoban Mustafa Camii yanında.. ……. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şeyh Mehmet Emin Efendi
Ergülle Baba
Şeyh Osman Afif Sivrihisari
Sücaaddin Veli
Şeyh Şehabeddin Sühreverdi
Eskişehir – Kurşunlu Külliyesi karşısında. Anadolu Selçukluları döneminde veya sonrasında Eskişehir’de Şeyh Şehabeddin Sühreverdi (k.s.) adına bir zaviye inşa edilmiştir. Bu zaviyenin giderleri için Eskişehir’de bir, Eşen Karaca Köyü’nde de iki çiftlik yer vakfedilir. Bir çiftlik yer arazinin verimine göre değişmektedir. Sultan II. Selim Han dönemine ait ve 983/1575 tarihli defterdeki bu vakıf kaydından Sultanönü livası Eskişehir kazasında üç çiftlik yer kadimden (Selçuklu) Şeyh Şehabüddin Zaviyesi ‘nin vakfı iken timara verilmiş, daha sonra bu üç çiftlik yer geri Şeyh Şehabeddin Zaviyesi vakfına devredilmiş ve Seferşah’ın tasarrufuna, daha sonra da Hasan Faki’ye padişah fermaniyle verilmiştir. Üç çiftlik yerin yıllık geliri beş yüz akçedir. Şeyh Şehabeddın Sühreverdi Zaviyesi’nin yüzyıl öncesine kadar faaliyetlerine devam ettiği belgelerden anlaşılmaktadır. 8 Muharrem 1328/ 20 Ocak 1910 tarihli belge özetinde “Eskişehir’de şeyh Şehabeddin Zaviyesi ve zaviyedarlığının mahlul olduğundan bahisle Meryem Hatuna’ tevcihi için izin talep edildiği zikredilir. Anadolu Selçukluları döneminde inşa edildiği tahmin edilen Şeyh Şehabeddın Sühreverdi Zaviyesi yapılarından günümüze sa dece türbe ulaşabilmiştir. Odunpazarı Bademlik yolunun sağ tarafında bulunan türbenin kitabesi yoktur. Türbenin içinde kitabesiz iki sanduka bulunmaktadır. Bu sandukaların Şeyh Şehabeddın Sühreverdi (k.s.) ve oğluna ait makam mezarlar veya dergahta görev yapan şeyhlere ait olduğu tahmin edilmektedir. 1984 yılında çevre sakinleri tarafından onarılan türbe, 2009 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. Eskişehir Merkezde Odunpazan semti, Paşa mahallesi, Yıldırım sokağı 59. pafta 46. ada 6. parsel de yer almaktadır. Doğu batı doğrultusunda uzayan yamuk planlı türbe, içten düz ahşap tavan, dıştan kiremitli çatı ile örtülüdür. Güney ve batı cepheleri, yapılarla çevrilenmiş olduğundan sağırdır. Güney cephesinin bitişiğinde yer alan yapılar, 2009 yılı onarımlarında yıktırılmış, bu cephenin önü parka dönüştürülerek açılmıştır. Türbenin kuzey cephe ekseninin biraz doğusunda dikdörtgen biçimli bir kapı, kapının batısında kare biçimli bir pencere bulunmaktadır. Türbeye kuzey cephede yer alan kapıdan girilmektedir. Cephelerin kapı ve pencere biçimleri içte de aynen tekrarlanmıştır. Mekanın bir basamakla çıkılan yükseltilmiş balı yarısında ahşap kaplamalı iki sanduka bulunmaktadır. Girişe daha yakın bulunan 0.85 m. genişliğinde 3.10 m. uzunluğundaki sandukanın Şeyh Şehabeddin Sühreverdi ‘nin oğluna ait olduğu sanılınaktadır. Bu sandukanın güneyinde bulunan 1.27 m genişliğinde 3.06 m. uzunluğundaki sandukanın Şeyh Şehabeddin Sühreverdi ye ait olduğuna inanılmaktadır. Her iki sanduka üzerinde de herhangi bir kitabeye rastlanmamaktadır. Yapının içi oldukça sade ve gösterişsizdir. Yapının doğu duvarı, kuzey duvarına geniş, güney duvarına dar açıyla bağlanır. Önceden, doğu duvar ekseninde bir pencere ile bu pencerenin güneyinde dikdörtgen biçimli altlı üstlü iki niş yer almakta (bkz. restorasyon öncesi rölöve planı), alt nişte Kuran-ı Kerim ve dini kitaplar, üst nişte seccade ve örtüler bulunmaktaydı. Türbenin alçak zeminli doğu yarısının, güney duvarının yaklaşık ortasına, ortalama bir kapı açıklığının genişlik ve yüksekliğinde, san renkli yuvarlak bir kemer resmedilmiştir. Kemerin içine ayrıca, kumaş kıvrımları çizilerek belirtilmiş, pembe renkli iki perde kanadı resmedilmiştir. Kemer resminin iki yanında, duvarın üst kısmında dikine dikdörtgen biçimli birer niş bulunmaktadır. Yapının kerpiç malzeme ile inşa edilmiş duvarları, içten ve dıştan sıvanarak boyanmıştır. Pencere kasaları ile kapı kanadı ve tavanında ahşap, pencere parmaklıklarında demir kullanılmıştır. Sandukalar ahşapla kaplanmıştır. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan
Şeyh Nusrettin – Tezveren Dede
Şeyh Nusrettin Türbesi ; Eskişehir – Kurşunlu Külliyesinin yakınındaki Şeyh Nusreddin Sokağında. ŞeyhNusrettin hazretleri yaklaşık olarak iki asır önce kabede Beytullah’ın hizmetkarı olarak vazife yapmakta iken medfun olduğu yerdeki evin sahibi olan arkadaşı, Eskişehir’e dönerken kendisine ısrarla memleketinde misafir etmek istediğini söyleyince oda bu samimi dostu kırmayarak onunla beraber misafir olarak buraya gelir. Burada misafir olarak bulunurken emr-i Hak vaki olup ahirete göçünce mübarek naaşını defnetmek için yerinden kaldırmak istediklerinde bir türlü muvaffak olamaz ve kımıldatamazlar. O zaman kendisinin kutbiyyet makamında olan büyük bir veli olduğunu anlayıp vefaat ettiği bahçedeki misafir odasında defin işlemini öldüğü yerde yaparlar ve misafir odası mübareğin türbesi olur. Kendisini yıllardır ziyaret edip, vesile edenler muradlarına tez nail olan insanlar zamanla kendisine tezveren dede diye hitap etmeye başlamışlardır. Allah himmetlerini üzerimizde daim eylesin.