Ana Sayfa Şehirler Trabzon

Trabzon'da Ziyaret Edilecek Türbeler

Trabzon bölgesinde 8 kayıtlı türbe, kabir ve makam bulunuyor. Aşağıdaki harita ve listede ziyaret saatleri, ulaşım ve ziyaret adabına dair bilgileri bulabilirsiniz.

Tüm Noktalar (8)

Evliya

Tayyip Zühdü Şahin Efendi

Trabzon – Çaykara – Akdoğan köyünde medresesinin yanında Müderris ve alim Tayyib Zühdü Efendi , Trabzon’un Çaykara ilçesi Akdoğan köyünden (Hopşera-i Ulya Köyü) Hacı Ali oğlu Hacı Hasan oğlu Hacı Mustafa oğlu Hacı Ömer oğlu Hacı Osman Hilmi Efendi’nin oğludur. 1867 yılında Akdoğan köyünde dünyaya gelmiştir. Bu köyde müderris olan babası Hacı Osman Hilmi Efendi’den okuyup icazet almıştır. Babasından sonra Hopşera-i Ulya müderrisliğine tayin edilmiş ve ömrünün büyük bir bölümünü kendi köyündeki medresede görev yaparak geçirmiştir. Bir ara Of merkez müderrisliği ve Of bölge müfettişliği görevlerinde de bulunmuştur. Babası ve hocası olan merhum Osman Hilmi Efendi, kendisi gibi, bölgede çok sayıda alimin yetişmesine vesile olmuş çok kıymetli bir müderris, mürşid ve alim bir kişi idi. Kucunga (Akdoğan Köyü) medresesini ilk defa o inşa etmiş ve bu medresede uzun yıllar müderrislik yapmıştır. Çok sayıda ilim erbabı yetiştirmiştir. Babasından sonra oğlu Tayyib Efendi bu medreseyi yenileyerek bugünkü duruma getirmiş ve kendisi de bu medresede uzun yıllar müderrislik yapmış, büyük alimler yetiştirmiştir. Son zamanlarda eskiyen medrese köylüler ve bu köyden olup Erzurum’da tüccar olan Hafız Nazım Okur tarafından restore edilerek yenilenmiştir. Tayyib Zühdü Efendi ‘nin babası Hacı Osman Hilmi Efendi, muttaki, tasavvufi halvete de girmiş, fakat bu yönünü kimseye açıklamamıştır. İlim sahibi, mert ve cesur bir kişi idi. Torunlarının anlattığına göre, oğlu Tayyib Zühdü Efendi’yi Koçiyos Mahallesi sakinlerinden Müftüzadelerin kızı Amine Hanım’la nişanlamıştı. Müftüzadelerin Kondu köyünden Cansızoğlulları ile hısımlıkları varmış. O yıllarda eşkiyalık yaygın olarak da kol geziyordu. Hacı Osman Efendi bir gün Of’tan yaya olarak Çaykara’ya giderken, Kondu nahiyesinde yola yakın olan Cansızoğulları konağına yaklaşınca, konağa mensup birkaç eşkiya, Hacı Osman Efendi’nin yolunu kesmiş ve kendisinden, oğlu Tayyib’in, nişanlısı Amine Hanım’ın nişanını bozmasını, onu kendilerinin gelin yapmak istediklerini ifade etmiş ve bunu yapmadığı takdirde kendisini öldürecekleri tehdidinde bulunmuşlardı. Soğukkanlılıkla onları dinleyen Hacı Osman Efendi, onlara demiş ki:”Bana biraz izin verin, şöyle bir kenara çekileyim, sonra size cevap vereceğim:’ Onlar da “pekiyi olur” demişler ve izin vermişler. Hacı Osman Efendi kenarda müsait bir yerde iki rekat namaz kıldıktan sonra, eşkiyanın yanına dönerek şöyle demiş. “Hayatta üç şeyde hevesim vardı; Biri alim olmak, diğeri hacı olmak. Üçüncüsü şehid olmak. ilim sahibi olmayı Allah Teala bana nasip etti. Hacı da oldum. Üçüncü isteğimin gerçekleşmesi için buyurun” dedikten sonra kollarını iki yana doğru açarak onlara meydan okumuştu. Fakat onun bu cesareti karşısında büyülenen eşkiya kendisine dokunmayıp serbest bırakmışlar. Ancak, ne gariptir ki, bir zaman sonra devlet hakimiyeti yeniden kurulunca, eşkiyanın temizlenmesi emri çıkmış ve jandarmalar anılan kişilerin evi önünde pusu kurarak, kurnazlıkla o evden beş eşkiyayı tek tek kapıya çıkarmayı başararak hepsini aynı yerde öldürmüşlerdi. Bu olay, bir ilim adamına yapılan zulmün akıbetini göstermesi bakımından son derece enteresandır. Düşündürücü ve ibret vericidir. Hacı Osman Efendi ve oğlu Tayyib Zühdü Efendi, bir Cuma günü yayladan köye inerken öğle vakti Görnek mevkiine gelince Hacı Osman Efendi: “Burada Cuma namazını kılalım” demiş, bunun üzerine oğlu Tayyib Zühdü Efendi, Cuma namazını kılmanın şartları gerçekleşmediğini, şartlardan birinin cami, diğerinin cemaat bulunması, dolayısıyla şartlar gerçekleşmediği için Cuma namazını kılmaları gerekmediğini söyleyince, Hacı Osman Efendi, şu cevabı vermiş: “Evet farz olmadığı için Cuma namazı kılmayabiliriz. Fakat kılarsak Allah Teala, bize ‘niçin kıldınız’ diye sormaz. Ama ‘niçin kılmadınız’ diye sorabilir:’ Tayyib Zühdü Efendi, akıllı, hoşgörülü ve dirayetli bir zattı. Uzun boylu, aksakallı, çok temiz giyinen, bakımlı, titiz bir insandı. Her şeyi özeldi. Eşyasını kimseye elletmezdi. Tuvaletinin mandalı bile ayrı idi. Çaykara Merkez Camii’nde bir gün vaaz ederken, vaazında, ziraatla uğraşıp Ramazan orucunu tutmakta zorlanan çiftçilerin oruç tutmayabileceklerini söylemişti. Bu fetvası büyük bir tepki görmüş ve şikayet konusu olmuştu. Bu vesile ile Samsun Şer’iye Mahkemesi’ne şikayet edilmiş ve şikayet üzerine, ifade vermek için mahkeme kendisini Samsun’a çağırmıştı. Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra anılan mahkemeye giderek ifade vermiştir. Mahkemede verdiği ifadede haklı bulunarak ilmi kudreti, mahkeme heyeti tarafından takdir edilmiş ve Of-Çaykara medreselerinin müfettişliğine tayin edilmiştir. Tayyib Zühdü Efendi yörede Hopşera-i Ulya, yukarı Hopşera müderrisi olarak tanınmaktaydı. Daha sonra bölgedeki medreselere müfettiş tayin edilmiştir. Bir ara Of merkez vaizi olarak da görev yapmıştı . Tayyib Zühdü Efendi, devrinin en büyük alimlerindendi. Defalarca icazet vermiş ve Türkiye çapında değerli , ehliyetli ve muktedir din adamları, müderrisler yetiştirmiştir. Uzun yıllar babasının medresesinde müderrislik yapmıştır. Babası gibi çok sayıda icazetler vermiş ve büyük alimler yetiştirmiştr. Vefatı Merhum Tayyib Zühdü Efendi hazretleri, 1940 yılında yakalandığı amansız bir mide rahatsızlığından (muhtemelen mide kanserinden) kurtulamayarak 73 yaşında iken , bir Ramazan ayı Kadir gecesinde vefat etmiştir. Yeri cennet, makamı ali olsun! Amin . Kabri, babası Hacı Osman Efendi’nin kabrinin yanında , ders okuttukları medresenin arka kısmındadır. Şefaatlerini dileriz. Amin , amin , amin! Kaynak ; Yolumuzu Aydınlatanlar -2 , Yahya Kutluoğlu , İbb Yayınları

📍 Çaykara
Evliya

Mapsinolu Hacı Ahmed Efendi

trabzon – of – gürpınar beldesi – gürpınar camii. Mürşid, gönül sultanı, alim. Asıl adı Ahmed Fehmi olan Hacı Ahmed Öztürk Efendi , 1860’ta Trabzon’un Of ilçesinin Gürpınar beldesinde (eski adıyla Mapsino köyünde) doğdu. Babasının adı Ali Efendi. Annesinin adı ise Ayşe Hanım’dır. Babası marangozluk yaptığından “Ali Usta” olarak şöhret yapmıştır. Aile olarak Mollaalioğluları’ndandır. Doğduğu yıllarda, Sultan II. Abdülhamid tahtta idi. Kendi beyanına göre daha beş yaşında iken doğduğu köydeki medresede ilim tahsiline başladı. Anne ve babasının ihtiyarlık dönemlerinde sahip oldukları tek erkek evlad olması dolayısıyla kendisine özen gösteriyorlardı. Annesi sıcak yaz günlerinde köy yolundan gelip geçenlere ayran ikram eder ve tek erkek oğlunun okuyup alimlerden olması için dua etmelerini yalvararak isterdi. Tahsili Ahmed Efendi, zamanın büyük alimlerinden hadis ve tefsir okumuştur. Kur’an-ı, Kerim’i eliyle yazan ve “Zilik” ( Çaykaralı Zilik Numan Efendi) namıyla meşhur olan kurradan talim ve tecvid dersleri almıştır. Tasavvuf alanında ise Dernekpazarı’na bağlı Kondu köyünden meşhur Kondulu Hacı Yusuf Şevki Efendi’ den ders almıştır. Daha sonra, 1880’de İstanbul’a giderek Gümüşhanevi Ahmed Ziyaüddin hazretlerine intisap etti. Onun Ramuzü’/Ehadis derslerine devam etti. Tasavvuf ilmini de ondan aldı. 20 yıl kadar İstanbul’da kalan Ahmed Efendi, ders okumaya devam ederken babasından bir mektup almıştı. Mektupta, kendisini çok özlediklerini ve memlekete gelmesini istiyordu. Babasından aldığı mektubu Gümüşhanevi hazretlerine göstererek ne yapması gerektiğini sormuştu. Hocası bu çok sevdiği öğrencisine, ana-babasının isteğine uyması gerektiğini, onları ziyaret etmek üzere kendisine izin verdiğini söyledikten sonra, geri kalan derslerini ikmal etmek üzere, Rize’nin Varda köyünde ders okutmakta olan Hacı Osman Efendi’nin yanında ta mamlamasını istedi. Bunun üzerine, Hacı Ahmed Efendi, İstanbul’dan ayrılarak memleketine geri döndü.Ve hocasının tavsiyesi üzerine Rize’nin Varda köyüne gitti. Orada, Hacı Osman Efendi’nin medresesinde üç yıl daha okuyup eksik kalan derslerini tamamlayarak hocasının halifesi olan, müderris Vardalı Şeyh Hacı Osman Efendi’den icazet ve hilafet aldı. Görev Yerleri 1906’da Of ilçesinin Haksa köyünde imamlık görevi yaparken hacca gitti. Hac dönüşü Mısır’a uğradı. Burada Camiü’I-Ezher Üniversitesi’nde eksik kalan hadis derslerini tamamladı. Haksa köyünde üç yıl imamlık yaptıktan sonra, Hayrat nahiyesine bağlı Hafsa köyünde de beş yıl imamlık vazifesi gördü. Bu köylerde görev yaptığı zaman içinde birçok öğrenci yetiştirmiş ve çok sayıda icazetler vermiştir. Daha sonra, kendi köyü olan Mapsino’ya dönen Hacı Ahmed Fehmi Efendi, uzun yıllar burada ders okuttu. Birçok kere icazet verdi; birçok hoca, mürşid ve molla yetiştirdi. Bu köydeki imamlığı esnasında, Gümüşhanevi Ahmed Ziyaüddin Efendi’nin dergahına ikinci bir defa gidip ona intisap etti. Bu intisap sonucunda Gümüşhanevi’den üç ayrı icazetname aldı. Bu icazetnameler: 1. Delailü’l-Hayrat, 2. Hizbü’l-Azam, 3. Kaside-i Bürde, icazetnameleri idi. Hocası, şeyhi Gümüşhanevi hazretleri, Hacı Ahmed Fehmi Efendi’yi muktedir ve ehil gördüğü için Ramazan münasebetiyle onu irşad görevinde bulunmak üzere Selanik’e gönderdi. Gümüşhanevi hazretlerinin himmetiyle Hacı Ahmed Efendi, Selanik’te, o Ramazan’da tasavvuf ehli birçok zat ve alimlerle görüşüp tanıştı: Bu tanışmaların da bereketiyle zahiri ilmini, batıni ilimle takviye etti. Döndükten sonra Gümüşhanevi dergahında halvete girme zamanını beklerken, babasından gelen mektup üzerine köyüne dönmek zorunda kaldı. Dergah’tan ayrılırken şeyhi ona bir Menasik-i Hac kitabı hediye ederek uğurladı. Dergah’taki Vekilharç Şeyh Efendi’nin, Ahmed Efendi’ye hediye ettiği kitabı görünce: “Şeyh Efendi seni hacca gönderdi:’ dedi. Ahmed Efendi ise: “Bana hac uzak:’ dedi ise de, çok sürmeden, zamanı gelince hacca gitmek nasip oldu. Ahmed Fehmi Efendi, köyüne dönünce tekrar ders okutmaya başladı. Bir ara şeyhi Gümüşhanevi Ahmed Ziyaüddin hazretlerinin işaretiyle, kendi halifelerinden olan Rize Varda Şeyhi Osman Niyazi Efendi hazretlerinin halvetine girip, birinci derecede halife olma hakkını elde etmişti. 1 Nisan 1909’da vefat eden Vardalı Şeyh Hacı Osman Niyazi Efendi hazretlerinin hilafet verdiği dört seçkin Of aliminden birisi de Mapsinolu Hacı Ahmed Fehmi Efendi’ dlr. Diğerleri ise şunlardır: Of Hundez (Güneşalan) köyü müderrisi Hacı İlyas Efendi (ö.1951). Bu zat da Varda medresesinde müderrislik yapmıştır. Of Çaykara Holaysa (Yeşilalan) köyü müderrisi Hacı Ferşad Efendi (İbrahim Hakkı Ulusal) (ö.1929). Bu zat da Varda Medresesinde müderrislik yapmıştır. Varda Şeyhi Hacı Osman Niyazi hazretlerinin vefatında, M. Ferşard Efendi Varda medresesinde müderristi. Şeyh Efendi’nin techiz ve tekfınini yapmış ve cenaze namazını o kıldırmıştır. Varda şeyhinden hilafet alan Of alimlerinin dördüncüsü ise, Of Zisino (Bölümlü) köyünden, Meşhur Karadere müderrisi Gani Ömer Hacı Mahmud Efendi hazretleridir (ö.1933). Mapsino’da eskiden beri medrese taşkilatı vardı. Bu medresede Arapça dersleri okutulurdu. Hacı Ahmed Fehmi Efendi, bu medresede uzun yıllar müderrislik yapmış ve birçok icazetler vermiştir. Of’ un büyük alimlerinden Bakkaloğlu İsmail Efendi ve daha birçok alimler bu medresede ders okutmuştur. Of’a ilmi getiren iki alimden biri olan Çaykara-Şerahlı Kakoşim Efendi de bu medresede hocalık yapmıştır. Hacı Ahmed Efendi, astronomi ilmini bu zattan okumuştur. Of’ a ilmi getiren ikinci alim ise Holalı Hasan Efendi’ dir. Bu iki zat Kürdistan’da tahsil görmüş, ilim sahibi olmuş ve Of’a ilmi neşretmişlerdi. Mapsino medresesinin, 300 yıldan fazla bir geçmişi vardır. Bugün bu tarihi medrese yıkılmış olup yerine Gürpınar Camii’nin müştemilatı yapılmıştır. Hacı Ahmed Fehmi Efendi tam membaından feyz almış, hem zahiri, hem de batını ilimlere vakıf, zülcenaheyn unvanını kazanmış, yani hem büyük bir müderris hem de büyük bir mürşid, büyük bir veli idi. Çok sade bir hayatı vardı. Şöhret düşüncesinden uzaktı. Kendisini gizleyerek yaşardı. Sabır ve kanaat ehli, hal sahibi ve Hak aşığı bir veli idi. Hal ve kalp ehli olanlar onu arayıp bulurlardı. Tahmin edilmeyen yerlerden insanlar gelir ona intisap eder, geri dönerlerdi. Çok çok müridleri vardı. Çevre il ve ilçelerden gelip ondan feyz almak isteyen insanlar hiç eksik olmazdı. Of’a bağlı Zisino köyünden, Resul oğullarından Şemseddin Efendi adında bir zat, Mısır El­ Ezher Üniversitesi’nde dersiam olarak çalışırken, köyde bulunan kardeşi hacca gitmişti. Hac’dan dönerken Mısır’a gidip ağabeyi ile görüştü. Ve ona şöyle dedi: “Ağabey! Burası ulema ve meşayih yeri. Bana bir mürşid göster de ona intisap edip feyz alayım:’ Ağabeyisi müderris Şemseddin Efendi kardeşine şu cevabı verdi: “Şu zamanda burada yüzde yüz inanılır bir mürşid tavsiye edemem. Sen Of’a gidip Mapsinolu Hacı Ahmed Eferdi’ye intisap et. Bu devirde yüzde yüz inanılır mürşid olarak ben onu görüyorum. Zira, Gümüşhanevi Ahmed Ziyaüddin hazretleriden feyz alanlardan hayatta kalan tek kişi olarak onu biliyorum. Hacı Ahmed Efendi’nin Gümüşhaneli Ahmed Ziyaüddin Efendi ile aralarında geçen en canlı ve önemli hadise, Gümüşhanevi hazretlerinin Hacı Ahmed Efendi’yi özel olarak evine yemeğe çağırmasıdır. Hacı Ahmed Efendi anlatır ve derdi ki:”Hayatım boyunca o ana kadar bu derece duygulandığım ve manevi olarak haz duyduğum bir an olmamıştır:’ Öyle anlaşılıyor ki, o anda Ahmed Ziyaüddin Efendi hazretleri, Hacı Ahmed Efendi’ye tasavvufta ve maneviyatta himmet edip büyük bir himmet vermiştir. Hacı Ahmed Efendi, zahiri ilimlerde deniz gibi engindi. Her ilimde mükemmel olduğu gibi Kur’an ilminde de mükemmeldi. Of’un, hatta Türkiye’nin ünlü kıraat alimlerinden biri olan Cıfaruksalı Hacı Mehmed Rüştü Aşıkkutlu hocamız, Mapsinolu Hacı Ahmed Efendi için şöyle derdi: “Hacı Ahmed Efendi’den başka üstün derecede Kur’an okuyan biri yoktur:’ Şahsiyeti Hacı Ahmed Efendi, sabırlı, alçak gönüllü ve son derece cömert bir insandı . Kendisine bir yumurta hediye edene, O, bir tavuk ikram ederdi. İlim yolunda çektiği çileler, İmam-ı Azam, hazretlerinin koyduğu ilkeler çerçevesinde gerçekleşmiş ve bu sayede büyük bir ilme ve fazilete nail olmuştu. Birçok tevazu: sabır, güzel ahlak ve fazilet örnekleri vardır. Kendisini Nakşibendiye tarikatına mensuptu. Aynı zamanda Nakşi halifelerinin büyüklerindendi. Komşu köyden olan Çıfarırksalı meşhur Çalekoğlu Şeyh Abdülmecid Efendi ona “Ebu Bekir” diye hitap ederdi. Malum olduğu gibi, Nakşibendiler’in piri Hazreti Ebu Bekir’dir. Hazreti Ebu Bekir’in de Hacı Ahmed Efendi’nin de ölüm zamanlarında ayaklarında yara vardı. Bu yönden de aralarında bir benzerlik vardır. Hacı Ahmed Efendi’nin ölüm hastalığı esnasında ayağı şişmiş ve kararmıştı. Trabzon’daki küçük oğlu Ali Riza Efendi’nin evinde yatarken doktor eve gelip bakmış ki, ayak kangren olmuş ve kesilmesi gerekiyor. Fakat O, ayağının kesilmesine razı olmuyordu. Üç gün sonra da rahmet-i rahmana’a kavuştu. İşte Abdülmecid Efendi’nin kerametiyle Efendi hazretlerinin manevi durumunu görüyor ve son tezahürü haber veriyordu. Hacı Ahmed Efendi, çok siyasetçi idi. Hemen hemen bütün siyasi görüşlerinde isabet ederdi. Bir zamanlar tasavvufçuları ve tarikat erbabını sıkı bir şekilde izlemeye, gözetim altına almaya başlamışlardı. Bir Menemen olayı çıkartılmış ve bu perde altında, o zamanlar ilmiyle amil birçok alim ve meşayihi idam etmişlerdi. O zamanlar, Hacı Ahmed Efendi defalarca takip edildiyse de Cenab-ı Hakk’ın himayesiyle ve Allah Teala’nın kendisine ilham ettiği isabetli siyasetiyle kurtulmuştu. Tasavvufçulara ve şeyhlere hunharca muamele yapılırken bile, Efendi hazretleri irşad görevine normal olarak devam ediyordu. Cenab-ı Hak, onu mahkemelerden ve hapishanelerden lütfüyle korumuştu . Hacı Ahmed Fehmi Efendi’ye, Cenab-ı, Hakk’ın belli başlı lütuflarından biri de bu zamana kadar, oğullarından, torunlarından, hatta torunlarının torunlarından, İslami çizginin dışına çıkan veya lakayt kalan kimsenin hiç görülmemesidir. Bunların içinde, fakirlik ve zaruret içinde kalanlar da yoktur. Ayrıca kendi yakınlarından, akrabalarından yüksek tahsil görmüş, ilme ve dinimize hizmet verenler, diğerlerine nispetle daha fazladır. Tasavvuf kitaplarında şöyle bir kayıt geçer: “Ölen evliyanın kerameti, sağ olan evliyadan daha kuvvetlidir:’ Hazretin, ebediyete intikalinden sonra öyle harikulade kerametler görülmüştür ki, hayatta olan velilerden böylesi ne görülmüş, ne de duyulmuştur. Hacı Ahmed Fehmi Efendi , bir gece abdest tazelemek için evden dışarı çıkar. Fakat uzun zaman eve dönmeyince eşi, Ahmed Efendi’yi merak ederek dışarı çıkar. Etrafa bakınır, gördüğü manzara onu şaşkına çevirir. Çünkü köyün ortasında bulunan cami, pırıl pırıl donatılarak aydınlamıştı. Gecenin bu vaktinde, henüz köye elektrik gelmemişken bu aydınlık neyin nesidir, düşüncesiyle camiye doğru koşar ve içeriye bir göz atar. İçerde, kalabalık bir insan topluluğu olduğunu görür. Ama bu insanlar, cübbeli, sarıklı, aksakallı ve nOr yüzlü, halka halka olmuş insanlar. Tanımadığı bu insanları ve olağanüstü bu durumu gören hanımefendi, heyecanla hemen evine kaçar. Aradan geçen bir zaman sonra da Hacı Ahmed Efendi eve gelir. Ve eşine kızarak: “Ey kadın, vah sana! Beni bunca evliyanın içinde mahcup ettin. Ne işin vardı da camiye geldin:’der. Yaptığı kabahati ve durumun önemini anlayan eşi ise:”Efendi hazretleri! Sizi merak etmiştim. Bilmeyerek bir hata ettim ise affola” der. Hacı Ahmed Efendi ise önemle vurgulayarak: “Sakın bu gece gördüklerini kimseye anlatma. Sırrımı gizle. Eğer af bekliyorsan dilini tut ve gözlerini kapa!” der. Vefatı Son demlerinde, Hazreti Ebu Bekir gibi ayağından rahatsızdı. Trabzon’da oğlunun yanında kalıyordu. Hastalığı ile ölümü arasında geçen günlerin sayısı yirmi gün kadardı. 19 Ocak 1958’de Trabzon’da gözlerini fani dünyaya yumdu. O gün akşam köyündeki evine götürüldü. 20 Ocak günü, atmış altı yıl ders okuttuğu ve hizmet verdiği dershanesinin önüne getirildi. Orada techiz ve tekfin işleri yerine getirildi. Daha sonra, şimdiki adıyla Gürpınar Beldesi’nin tarihi camisinin haziresine, kıble tarafında kendisine ayrılan yere tevdi edildi. Bölgenin her tarafından, seçkin insanlar cenaze merasiminde hazır bulundular. Yaklaşık iki bin mü’min, cenaze namazına iştirak etmişti. Yeri Cennet, makamı ali olsun! Şefaatlerini dileriz. Amin.. . Hacı Ahmed Fehmi Efendi’nin mezar taşındaki kitabesinde şöyle yazmaktadır: Hüve’l Baki Gönül o dur ki saatin geçirmez gafil Allah’tan. Kemali bulayım dersen Gönül çek Masivaullah’tan. Bu cismin fanidir, ruhun daimdir, Baki Allah’tan. Rıza-yı Hakk’ı istersen Gönül çek Masivaullah’tan . Bir asrı ikmal eden meşayih-i Nakşibendiye’den müderris Molla Ali oğlu el-Hac Ahmed Efendi ruhuna Fatiha. 1958 Mezar taşının kitabesi, teyzesinin kızının oğlu olan merhum ve meşhur Reisü’l-Kurra Mehmed Rüşdü Aşıkkutlu Efendi tarafından kaleme alınmıştır. Asıl adı Ahmed Fehmi olmasına rağmen mezar taşında sadece Ahmed adı kullanılmıştır. Yazdığı yazılarda sadece Fehmi ismini kullanırdı. Fakat halk arasında Mapsinolu Hacı Ahmed Efendi diye anılır ve bilinirdi. Soyadı kanunun çıktıktan sonra “Öztürk” soyadım almıştır. Tekrar tekrar şefaatlerini diliyoruz. Kaynak ; Yolumuzu Aydınlatanlar -1 , Yahya Kutluoğlu , İbb Yayınları

📍 Of
Evliya

Kondulu Hacı Ali Efendi ( Hacı Ali Galip Yücel Efendi )

Trabzon – dernekpazarı – kondu köyünde evinin bahçesinde Of-Çaykara çevresinde yetişen büyük zatlardan biri de Kondulu Ali Efendi olarak tanınan Hacı Ali Galip Yücel Efendi’ dir. Kondulu Hacı Ali Efendi olarak tanınmıştır. Ali Galip Yücel 1900 yılında Trabzon Dernekpazarı ilçesine bağlı Kondu köyünde doğmuştur. Babası, devrinin en büyük şeyhlerinden meşhur Kondulu Hacı Yusuf Şevki Efendi ‘dir. Annesi Hayriye Hanımdı. Dört yaşında iken babasından öksüz kalan Hacı Ali Efendi Kur’an okumasını mahalle mektebinden ve annesinden öğrendi. Köy camisinde imam olan Çaykaralı meşhur Gargar Müslim Efendi ‘den İslami ilimleri okumaya başlamış, daha sonra Çaykara’da Paçanlı Kadıoğlu Mustafa Efendi’den Arapça okumaya devam etmiştir. Ancak çok zeki ve çalışkan olan Ali Efendi, bu hocadan gereği gibi istifade edemeyeceğini anlayanıca, bir bahane uydurarak bundan da ayrılarak, babasının öğrencisi ve aynı zamanda eniştesi Çaykara Holayasa Köyünden Hacı Ferşad Efendi ‘nin ders halkasına katıldı. Devrinin en büyük alimi ve şeyhi olan Reisü’l-Ulema Hacı Ferşad Efendi’nin yanında uzun yıllar kalarak İslami ilimleri okuyup ondan icazet almıştır. Ancak, o devirler yasaklı bir dönem olması dolayısıyla siyasi baskılar vardı. Diğer taraftan kıtlık ve yoksullukta alabildiğine insanları eziyordu. Bu sebeple Ali Efendi okurken çok çok sıkıntılara katlanmak zorunda kalmıştı. Hacı Ali Efendi, hocasından okurken, hocasının iki oğlu Hasan ile İsmail de ders arkadaşı ve şerikleri idi. Ancak, onlar ders okumakta fazla istekli değillerdi. Ali Efendi ise zeki, çalışkan ve okumaya istekli idi. Hacı Ferşad Efendi, oğullarının okumasını ve ilerlemelerini istediği için onlar gelmeden dersi başlatmazdı. Fakat Ali Efendi onların okumak niyetinde olmadıklarının farkında idi. Bu sebeple bir gün sabredemeyerek hocasına şöyle demişti: “Efendi hazretleri! Ben insanları tanırım. Allah bana böyle bir kabiliyet vermiştir. Bu oğullarınız okuyacak değildir. Bunlarla ben oyalanıyorum. Beni onlardan ayırın ki derslerimde ilerleyeyim:’ Bu sözler hocanın pek hoşuna gitmemiş ve ona: “Sen okumaktan ne anlıyorsun, okumak sadece kitapları devirmek değil, hocanın himmetini almaktır” demişti. Nitekim babasının bütün ikaz ve tembihlerine rağmen Hasan derslere devam etmemeye başladı. sonunda medreseden kaydı silindi. Durum, babası tarafından Of kaymakamlığına ildirildi ve Hasan askere alınıp Yemen’e gönderildi. Oradan babasına, gönül kırıcı ifadeler taşıyan mektuplar gönderdi. Nihayet Hasan terhis oldu ve İstanbul’a kadar geldiği haberi alındı. Fakat ondan sonra kendisinden haber alınamamıştır. Merhum Hacı Ali Efendi ise yıllarca okumuş, gerçekten hocası Hacı Ferşad Efendi’nin himmetini, sevgisini kazanmış ve feyzinden hissesini almıştır. Ondan sonra Samsun Tekke köyde bulunan ağabeyi Molla Ahmed’in yanında tenekecilik ve sobacılık yapmaya başlamıştı. Çok zeki olduğu için kısa zamanda terziliği de öğrenmiş ve bu sanatı da yapıyordu. Bir ara fırıncılık da yapmıştı. Bu sanatları icra etmeye devam ederken, Samsun’da bulunan ve babasının müridlerinden olan meşhur Açıkbaş Ömer Efendi’den, Suluovalılar imam istemişlerdi. O da onlara Ali Efendi’yi tavsiye etmiş ve böylece Ali Efendi Amasya ili Suluova ilçesi Merkez Camii’ne 1942’de imam oldu. Emekli oluncaya kadar uzun yıllar bu camideki imamlık ve irşad görevi devam etmiştir. Bu vesile ile Hacı Ali Efendi, hem Kondulu Hacı Ali Efendi, hem de Suluovalı Hacı Ali Efendi diye anıla gelmiştir. Hacı Ali Efendi, bitkisel ilaçlar yaparak hasta olanları tedavi etme konusunda ayrı bir yeteneği vardı. Hatta birçok hastaları bu yöntemle iyileştirmiştir. Elinin başparmağını kopma noktasına kadar kesen bir vatandaşın parmağına dikiş atarak tutturmuş ve beş on gün içinde tedavisini sağlamıştır. Hacı Ali Efendi, güzel simalı, halim, selim, mütevazı, güzel konuşan, hoş sohbetli bir alim ve mürşid idi. Sohbetlerinde söz tükenmezdi. Ancak dinleyicilerin yorulduğunu hissedince hemen sohbeti keserdi. Gözlerinden zeka fışkırırdı. Samsun’da, Trabzon’da, Çaykara-Dernekpazarı’nda ve Türkiye çapında çok sayıda mensubu vardı. Hacı Ali Efendi’nin önemli bir özelliği, geçimini sadece imamlıktan aldığı maaşa bağlamayıp bir yandan da sobacılık sanatını oğulları ile beraber yürüterek kazanç elde etmesi idi. El emeği ile kazanç sağlamak peygamberlerin ve salih kulların mesleğidir. O da bu sünnete riayet ederek daha hoş daha temiz bir rızık elde etmenin yolunu tutmuştu. O’nun bir başka özelliği de, evlatlarını, özellikle üç oğlunu iyi yetiştirmesi idi.Çocukları son derece terbiyeli, nezaketli ve hürmetli gençlerdi. O, oğulları daha genç yaşta iken onlarla oynayıp eğlenir ve böylece sokaklardan alacakları olumsuz alışkanlık ve davranışlardan etkilenmelerini önlerdi. Bu açıdan, bu anlayış ve davranış son derece önemlidir ve hoş görülmelidir. Evlatlarına arkadaş gibi davranmayı hoca başarmıştı. Hacı Ali Efendi’nin evi, caminin aşağı kısmında, Ekşiali mahallesinde idi. Evin bir katı boydan boya, büyük bir salon halinde, misafirhane, mescid ve dershane olarak kullanılırdı. Dışarıya, sokağa açılan bir kapısı vardı. Mahalle sakinlerinden vakit namazlarında camiye gidemeyenler buraya gelir cemaatle namaz kılınır. Gelen misafirler burada ağırlanır ve burada İslami ilimler Hacı Ali Efendi tarafından okutulur. Burada sohbetler yapılırdı. Evin altından, Dernekpazarı’na inen yol geçer. Yolun altındaki tarlasının kenarında, babası merhum Hacı Yusuf Şevki Efendi hazretlerinin kabri vardır. Vefatı Hacı Ali Efendi Amasya Suluova Merkez Camii imam hatipliğinden emekli olduktan sonra, kendisi de babası gibi baba evine, Kondu Köyüne gelerek ikamete devam etmekte iken rahatsızlandı ve bir yıl sonra 11.03.1993 tarihinde, 93 yaşında iken Hak’ın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi, meydanlara sığmayan büyük bir cemaatle, kendi köyünde, babasının kabri yanında defnedilmiştir. Her ikisine gani gani rahmetler diliyorum. Şefaatlerini de talep ediyorum. Amin, amin. amin. Amin! Hacı Ali Efendi üç kız, üç te erkek olmak üzere altı çocuk babası idi. Erkek çocuklarından Süleyman Yücel Efendi, baba ocağını tüttürmektedir. Celal Efendi Suluova’dan ayrılmadı. İbrahim Efendi ise Samsun’da ikamet etmektedir. Merhum Hacı Ali Efendi, gençliğinden itibaren kendisini İslami ilimler ve özellikle Nakşilik yolu ile lslam’a hizmet etmeye adamıştı. O, ilim ile maneviyatın, kal ile hal’in beraber yürümesinden yana idi. Memleket çapında büyük irşad hizmetleri olmuştur. Türkiye’nin geçiş döneminde Karadeniz bölgesinde lslam kültürünün yaşatılması, canlı tutulması, milli ve dini şuurun uyanmasında, kuvvet kazanmasında önemli bir rol üslenmiş bulunan Hacı Ali Efendi’nin hizmetlerini ortaya koymak için geniş bir bilimsel araştırmaya ihtiyaç olduğu görülmektedir. Bunu ya evladlarından veya mensuplarından beklemekteyi.z Kaynak ; Yolumuzu Aydınlatanlar -2 , Yahya Kutluoğlu , İbb Yayınları

📍 Dernekpazarı
Evliya

Kondulu Hacı Yusuf Şevki Efendi

Trabzon – dernekpazarı – kondu köyünde evinin bahçesinde Gümüşhanevi halifelerinden olan ve halk arasında “ Kondulu Hacı Yusuf Efendi ” diye anılan ve bilinen Yusuf Şevki Efendi, Trabzon-Dernekpazarı ilçesinin Kondu köyü, Ekşiali mahallesi”nde, 1840’ta dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi ile ilgili kaynaklarda değişik rakamlar vardır. Ancak, 1903 yılında 63 yaşında iken vefat ettiğine göre en sağlıklı doğum yılı 1840 olmuş olur. Babası, doğduğu mahalle olan Ekşiali mahallesini kuran, Ekşiali soyundan marangoz ustası Hasan Efendi idi. Hasan usta, üç oğlunu okutabilmek için gündüz başkalarına çalışır, gece kendi evini yapardı. Dedesinin adı ise Ali Efendi’dir. Tahsili Yusuf Şevki Efendi , ilköğrenimini ağabeyi Mahmud Efendi’den alır. Çevrede bulunan diğer Of alimlerinden de dini eğitim alır. Daha sonra, büyük din alimi olan meşhur Gümüşhanevi Ahmed Ziyaüddin Efendi’nin öğrencisi olur. Ondan okuyup icazet aldıktan sonra Of’ta müderrislik yapmıştır. Kendi köyünde kurduğu medresede 40 yıl müderrislik, Of’ta müftülük, Samsun İdadisinde öğretmenlik yapmıştır. Devrinin en büyük alimlerinden ve şeyhlerinden ve Gümüşhanevi Ahmed Ziyaüddin hazretlerinin önde gelen halifelerinden biri idi… Türkiye çapında büyük şöhreti vardı. Devrinin padişahı ile mektuplaşırdı. Yusuf Şevki Efendi’nin yolunu, son devrin büyük müderris ve şeyhlerinden Çaykaralı Hacı Ferşad Efendi devam ettirmiştir. Şeyhine damat olan Hacı Ferşad Efendi de Gümüşhanevi Tekkesi’ne bağlı büyük şeyhlerden biri idi Kondulu Hacı Yusuf Efendi, Of’ta doğmuş olmasına rağmen İstanbul’da yetişmiş, Mısır’da El-Ezher Üniversitesi’nden mezun olmuş ve oradan icazet almıştır. Mısır, Suriye ve Hicaz’da uzun yıllar kalmış ve oralarda ders vermiş, talebe yetiştirmiştir. Mekke, Medine ve Musul bölgelerinde bilhassa, bir hayli talebe yetiştirmiştir. Yusuf Şevki Efendi, Bayburt’ta (Yakudiye), Samsun’da ve Trabzon Araklı’da birer cami yaptırmıştır. 1897 yılında Osmanlı Yunan Savaşına gönüllü olarak katılıp savaşmıştır. Of ve çevresinde, o devirlerde bulunan bütün müderrisler, alimler, mürşid ve şeyhler, ya doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Hacı Yusuf Efendi’den icazet, halifelik veya feyiz almışlardır. Çaykara Yeşilalan köyünden Hacı Mehmet Nuri Efendi’ye verdiği icazetnameye bastığı 1293 (1877) tarihli mühründeki mahlası “Raci’l feyzi’l ebedi Yusuf ibni Hasan El – Halidi” dir. Eserleri Kondulu Hacı Yusuf Efendi’nin yazmış olduğu eserlerinin bir kısmı basılmış, bir kısmı basılmamıştır. Hocası Gümüşhanevi’nin 1894 yılında vefatından sonra, kendi ölümüne kadar, kendi köyü olan Kondu ve Holaysa (Yeşilalan) köylerindeki medreselerde, hocasının meşhur Ramuz el-Ehadis adlı kitabını okuttu ve fırsat buldukça 40 günlük Erbain’lere (halvetlere) giriyordu. 1. Rubu’ul – Müceyyeb adlı eserinde “vakit ölçer” aletinin yapımını ve kullanımını anlatmaktadır. Önemli bir eserdir. 2. Hadiyyetü’z-Zakirin ve Hüccetü’s-Salikin adlı eseri Mısır’da Bulak matbaasında 1887’de (H. 1303) basılmıştır. Arapça risale şeklinde olup 60 sayfadır. Eserde fasih ve kolay anlaşılır bir dil kullanılmıştır. İlmi Şahsiyeti Talebelerinin beyanına göre, Hacı Yusuf Efendi, hocasının emriyle Nakşibendiliği yaymak üzere Mısır’a gönderilmiş ve kendisinden şüphe edilerek hapse atılmıştır. Anılan eseri hapiste iken yazmıştır. Mahkemeye çıkarılınca bu risaleyi mahkemeye vermiş, mahkeme eseri incelemiş ve ilmi bulmuştur. Bunun üzerine hoca serbest bırakılmıştır. Eserde, tarikat uygulamalarında yapılan veya yapılabilecek itirazları, tasavvufi bahisleri çok geniş bir şekilde, sahih kaynaklara atıflar yaparak izah etmiştir. Nakşibendi tarikatının şartları, meşrutiyeti, istimdat ve istianenin caiz oluşu, Peygamber ve velilerle tevessülün caiz oluşunu delilleriyle birlikte açıklamıştır. Meşayihten zikir dersi alma, biat ve musafaha, kadınlardan biat alma, kadınlara ve avama zikir dersi verme, müridlere teveccüh, cehri ve hafi zikir, cemiyet ve cemaatle zikir, hatme ve halka, zikirde sayı belirtilme, ders almamış olanların hatmeye alınmaması, zikir ve hatme sırasında gözlerin kapatılması, zikir, tehlil ve Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’e salat-ü selamda sesin yükseltilmesi, kaza borcu olanların nafilelerle meşgul olması, bunun caiz oluşunun açıklanması, hatme adabı ve erkanı, sonunda dua yapılması, te ganni gibi konuları, delilleri, hikmetleri ve meşrutiyeti ayet, hadis ve Ehl-i Sün n et imam ve alimlerin görüşlerine dayalı bilgiler vererek, tasavvufçulara duyulan şüpheleri gidermek ve inkarları önlemek gibi konuları işlemekte ve içermektedir. Çeşitli konularda ve bilhassa tasavvuf sahasında önemli bir kaynak eserdir. Kondulu Hacı Yusuf Şevki Efendi ‘nin hayatında kendisine bağlanan, feyz alan, sonradan da damadı olan, Çaykara Holaysa (Yeşilalan) köyünden, devrinin Reisü’l-Ulema’sı, zamanının en büyük alim ve şeyhi meşhur Hacı Ferşad Efendi’den sonra, tanınmış ilim ve irşad abideleri de ona bağlanmışlardır. Çaykara’da müderris, mürşid Hacı Hasan Rami Yavuz Efendi, Türkiye çapında ünlü kıraat alimi Of’un Bölümlü (Cıfaruksa) beldesinden Hacı Mehmed Rüştü Aşıkkutlu Efendi , yine Of’tan Çalekli Hacı Dursun Fevzi Güven Efendi, Samsun’da meşhur Açık baş Hacı Ömer Efendi O’na mensup olan önemli kişiler arasında yer alırlar. Vefatı Hacı Yusuf Efendi’nin tarikat yolunu, oğlu Ali Galip Yücel (Kondulu Hacı Ali Efendi) Amasya ili Suluova ilçesinde uzun yıllar devam ettirmiş, buradaki imamlık görevinden emekli olduktan sonra da doğum yeri olan kendi (Kondu) köyünde, vefat tarihi olan 1993 yılına kadar devam ettirmiştir. Babası Hacı Yusuf Efendi, doğduğu Kondu köyünde 1903 tarihinde 63 yaşında vefat etmiştir. Kabri evinin altında, tarlasının kenarındadır. Hepsine gani gani rahmetler okur. Şefaatlerini diliyorum. Kaynak ; Yolumuzu Aydınlatanlar -2 , Yahya Kutluoğlu , İbb Yayınları Fotoğraflar Hacı Ferşad efendi facebook sayfasından alınmıştır

📍 Dernekpazarı
Evliya

Hacı Ferşad Efendi ( İbrahim Hakkı Uysal )

trabzon – çaykara – yeşilalan köyü – medresesi yanında Alim-mürşid. Son devir Osmanlı müderris ve şeyhlerinden İbrahim Hakkı Efendi , Trabzon Çayraka ilçesine bağlı Yeşilalan (Holaysa) köyündendir. 1866’da doğdu. (Doğum tarihi ile ilgili değişik rivayetler var ise de, 1929’da 63 yaşında vefat ettiğine göre, doğumunun 1866 yılı olması ağırlık kazanır.) Babasının adı Hasan Efendi, annesinin adı ise Zeynep Hanımdı. 1866’da babası Erzurum ili İspir İlçesi, Nurgah kasabasının Çiftepınar köyünde imamlık yaparken İbrahim Hakkı dünyaya gelmiştir. Altı aylık iken babası vefat etti. Yetim kalan İbrahim’i annesi alıp kendi köyleri olan Çayraka Yeşilalan köyüne gelir. Baba Hasan Efendi vefat ettiği ve imamı bulunduğu köyde defnedilir. Ferşad lakabı aileden intikal eden bir isim olarak küçük İbrahim’e verilir. Daha sonraları tanınmış büyük bir alim ve şeyh olunca “ Ferşad Efendi ” diye anılamaya başlandı. Soyadı Kanunu çıkınca aile “Ulusal” soyadını almıştır. Fakat halk arasında, Trabzon çevresinde ve Türkiye çapında İbrahim Hakkı Ulusal olarak değil, sağlığında da vefatından sonra da halen de “ Hacı Ferşad Efendi ” diye anılır, bilinir ve tanınır. Tahsili Ferşad Efendi, altı aylık iken yetim kaldığı için çok sıkıntılar, yoksulluklar çekmiştir. Geçimini sağlamak için bir taraftan çobanlık yaparken, bir taraftan da kendi köyünde okumaya çalışıyordu. 13 yaşına kadar böyle devam ettikten sonra, İslami ilimlerin okutulduğu, o devrin en saygın medreselerinden biri olan Huşo medresesinin müderrisi meşhur Numan Efendi’nin yanına gitti. Onun medresesinde askere gidinceye kadar dokuz yıl boyunca ondan okuyarak icazet aldı. Tahsili esnasında, yaşının küçük olmasına rağmen, her yıl Ramazan ayında çevre illere giderek vaazlar veriyor, heyecanlı konuşmalarıyla kalabalık cemaatlerin ilgisini çekiyordu. Tahsiline devam ederken Trabzon ve çevresindeki bazı illerde kısa süreli imamlık görevinde de bulundu. Medrese tahsilini bitirip icazet aldıktan sonra, ilmini daha da ilerletmek üzere İstanbul’a gitti. Ramazan ayanda İstanbul’da Ayasofya Camii’nde vaazlar verdi. İstanbul’a giderken yolda tanıştığı Kondulu Hacı Yusuf Şevki ile istanbul’a gittikten sonra onunla buluşarak Süleymaniye Dergahı şeyhlerinden Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi Efendi’yi beraberce ziyaret ettiler. Tekkeye girerken tasavvufa intisap etme niyeti olmamasına rağmen, orada Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi’in halifelerinden Kondulu Yusuf Şevki Efendi’ den tarikat dersi almaya başladı. Ona intisap etti. Kısa zamanda şeyhinin takdirini kazanır ve daha sonra şeyhinin kızı ile evlenir. Ve böylece aralarındaki irtibat daha da kuvvetlenmiş oldu. Görev Yerleri İstanbul dönüşü Trabzon, Rize, Erzurum, Bayburt, Samsun, Ankara ve Konya’nın merkez ve ilçelerinde imamlık ve müderrislik ile irşad görevlerinde bulunmuştur. Arkasından Of müftülüğü yapmış ve Samsun İdadisinde de öğretmenlik görevinde bulunmuştur. Hacı Ferşad Efendi Osmanlı Döneminde Doğu Karadeniz Bölgesi Kütüphaneler mütevelliliği görevini de yapmıştı. Rus işgali sırasında Bayburt kütüphanesinden alınıp şimdiki Gürcistan’ın başkenti olan Tıflis’e götürülen kitapların iadesi için Şark Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa’ya bir mektup yazarak, devlet kanalıyla bu kitapların iadesini istemişti. Kazım Karabekir Paşa’ya yazdığı mektuptan anlaşıldığına göre Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi adına Of,Rize ve Bayburt’ta kurulan vakıf kütüphanelerin mütevelliliği ve müfettişliği görevini de yürütüyordu. Of bölgesinde askere alma heyetinin de başkanlığını yürütmekteydi. 1916’da Of’a giren Rus işgal kuvvetlerine karşı bütün öğrencileriyle birlikte silaha sarılarak 29 gün ve gece hiç durmadan savaşmış ve böylece gazi rütbesini de elde etmişti. Bu hizmetlerle birlikte Bölge Medreseler Birliği başkanlığı görevini de yürütüyordu. İstanbul dönüşünden sonra kendi köyünde bir medrese kurdu. Bu medresede Kur’an-, Kerim, sarf, nahiv, meanı, beyan, bedi, mantık, fıkıh, tefsir, hadis usul-i fıkıh, siyer, Osmanlıca, hüsn-ü hat derslerini okutmaktaydı. Bu medrese, o çevrenin aynı zamanda bir üniversitesi demekti. Hacı Ferşad Efendi ömrünün sonuna kadar 40 yıl bu medresede müderrislik yapmıştır. Bu medreseden çok değerli ilim ve irşad alimleri yetişmiştir. Bir taraftan müderrislik yaparken diğer taraftan da tasavvula meşgul olmuştur. İstanbul’a giderek Gümüşhanevi Tekkesi’nde postnişin olan İsmail Necati Efendi ‘nin yanında h lvete girdi ve hilafet mertebesini elde etti. Daha sonra hacca gitti. Hac dönüşü vefat eden İsmail Necati Efendi’nin yerine Gümüşhanevi Tekkesi’nin postişliğine tayin edildi ise de, O şöhret afettir diyerek bu görevi kabul etmedi. Köyüne dönerek medresesindeki müderrisliğe ve irşad faaliyetlerine devam etti.Karadeniz bölgesinde büyük bir şöhrete sahip olan Vardalı şeyh Osman Niyazi Efendi ‘ye intisap ederek, Rize Güneyce’deki Tekkesi’nde 1908 yılı üç aylarında 86 arkadaşıyla birlikte halvete girdi. Vardalı şeyh Osman Efendi’nin vefatı üzerine, şeyhinin techiz ve tekinini yapar, cenazesini kıldırır ve onun yerine Varda Merkez Camii’nde imamlık ve üç dönem de medresede müderrislik yapar. Her yıl halvete girer. Medresesinde üç yüzden fazla öğrenciye icazet vermiş, alim yetiştirmiş, tasavvuf dersleri vererek halkı irşad etmiştir. O, devrinin en büyük şeyhi ve en büyük müderrisi, alimi idi her iki yönden de zirveye ulaşmıştı. Çaykara’da müderris Hacı Hasan Rami Yavuz, yine Çaykara’da Hopşeralı müderris Poyrazzade Hacı Dursun Parlak , aynı köyden Hacı Salih Bilgin , Of da Çalekli müderris Hacı Dursun Nuri Fevzi Güven , yine Of’ta ünlü kıraat alimi Mehmet Rüştü Aşıkkutlu, Amasya Suluova’da (aslen Dernekpazarı ilçesinin Kondu köyünden) Ferşad Efendi’nin kayınbiraderi Kondulu Hacı Ali Yücel , Samsun’da Açıkbaş diye tanınan Hacı Ömer Efendi, Hacı Ferşad Efendi’ye mensup olan önemli kişiler arasında yer alır. Şahsiyeti 1.65 boyunda, orta yapılı, 40-45 kg. ağırlığında, açık alınlı, güler yüzlü, alçak gönüllü, alim, mürşid, ihlas ve takva sahibi, etkili ve heyecanlı bir hitabet kabiliyetine sahip, büyük bir müderris idi. En önemli, en belirgin vasıflarından biri, inandığı şeyleri taviz vermeden kendi nefsinde uygulaması ve bunu cesaretle herkese telkin eden bir büyük alim olmasıydı. İlmi şahsiyetinden tasavvufun önemli bir yeri vardı. Büyük bir alim, güçlü bir müderris olduğu kadar, ehl-i hal, keşfi ve tasarrufu açık, keramet ehli büyük bir şeyh. Karadeniz bölgesinde halkın dini hayatı üzerinde unutulmaz büyük tesirler bırakmıştır. Sağladığı tesirler ölümünden sonra da devam etmiş ve ölümü üzerinden 90 küsur yıl geçmesine rağmen halen de devam etmektedir. Sadece Karadeniz bölgesinde değil, Türkiye çapında şöhreti yaygındır. Hacı Ferşad Efendi denince akan sular dururdu. Şimdilerde de öyle. Günde bir bardak sütle veya sadece kahvaltı ile yetinirdi. Ömrünün sonlarına doğru 35 kiloya kadar düşmüştü. Son dönemlerinde yürüyemeyecek hale gelmesine rağmen irşad hizmetlerinden geri kalmazdı. Müridlerinden, Hacı Hasan Rami Efendi ‘nin kayınpederi olan Hopşeralı Poyrazzade müderris Hacı Dursan Efendi, şeyhini sırtında taşıyarak yakın köylerde yapılan icazet merasimlerine götürürdü. Gençlik dönemlerinde, çevre illerde verdiği tesirli ve heyecanlı vaazlar, oralarda destan haline gelmişti. Cemaatle namaz kılmaya son derece müdavimdi. Ağır hasta iken bile kendisini sırtta taşıyarak cemaatle namaz kılmaya götürüyorlardı. Cemaatle namaz kılmaktan geri kalmamaya çok özen gösteriyordu. Kendisine defalarca müftülük teklif edilmiş, fakat o bu teklifleri kabul etmemişti. Hayatında birçok kerametin görüldüğü Hacı Ferşad Efendi’nin kerametlerinden birkaç örnek: Aynı köyden, köy komşularından komiser Yusuf Hikmet Kumkumoğlu şöyle anlatır: Babam, Ferşad Efendi’yi sık sık eve davet edip onunla sohbet ederdi. Annem, kendi kendine Hacı Ferşad Efendi’ye bir çift çorap örmeyi düşünmüş. Çorapları örmüş. Fakat çoraplar tamamlandıktan sonra çorapların çok güzel olduğunu görünce, kıyamamış, ‘nasıl olsa Efendi’nin haberi yok’ düşüncesiyle, çorapları Efendi’ye vermekten vaz geçmiş. Babam yine bir gün Hacı Ferşad Efendi’yi evimize davet etmişti. Annem de onlara hizmet ediyordu. O sırada babamın kalbinden:”Bu zat ne de olsa namahrem dir. Keşke hanıma hizmet ettirmeseydim de hizmeti ben yapsaydım.” diye· bir düşünce geçirmiş. Biraz sonra Ferşad Efendi kalkıp giderken babama dönerek: ”Kalbine hakim ol.” dedikten sonra anneme dönerek: “Sen de ayaklarımın hediyesini vermedin.” demişti. Babam çok utandı, mahcup oldu. Annem ise Efendi’den özür dileyerek, koşa koşa gitti. Çorapları getirip Ferşad Efendi’ye verdi.” Hacı Ferşad Efendi’nin iki oğlu medresede kendisinden okurken çok istekli davranmıyor ve Hoca Efendi’yi yoruyorlardı. Bunlardan Hasan isimli olan oğlu medreseye devamı aksatıyor. Bir geliyor, iki gelmiyor. O zamanlar medreseye devam eden öğrenciler askere alınmıyordu. Merhum Ferşad Efendi oğlunu bir uyardı. İki uyardı… Uyarılar fayda vermedi. Bunun üzerine, vicdanı sorumluluğunu yerine getirmek için, Askere Alma Komisyonunun Başkanı sıfatıyla Of Kaymakamlığına bir yazı yazarak, durumu bildirmiş ve oğlunun medreseden kaydının silindiğini ifade etmişti. Bunun üzerine oğlunu askere alıp Yemen’e göndermişler. Buna kızan oğlu Hasan Yemen’den babasına çok ağır ifadeler içeren mektuplar yazıyor. Terhis olmasına yakın yazdığı son mektubunda: “Talebelik kaydımı sildirerek Yemen gibi uzak bir ülkede askere gönderilmeme sebep oldun. Zannettin ki bu askerlik bitmeyecek. Ben şimdi askerliğimi bitirdim, geliyorum. Senin icabına bakacağım. Bakalım seni benim elimden kim kurtaracak?” Hacı Ferşad Efendi, o zaman kendisinden ders okumakta olan kayın biraderi Ali Galip Yücel’in yanında mektubu okuduktan sonra Hacı Ferşad Efendi: ” Geluuuursun, geluuuursun” sözlerini sarf etmişti. Askerlik sonrasında Hasan’ın istanbul’a kadar geldiği haberi alınmış, fakat ondan sonra kendisinin akıbeti hakkında hiçbir haber ve bilgi alınamamıştır. Bu olay da Hacı Ferşad Efendi’nin yüksek tasarruf ve keramet sahibi bir alim olduğunu göstermektedir. Ferşad Efendi’nin Çaykara Yeşilalan köyündeki caminin yanında bulunan mezarlıktan özellikle gece vakti zaman zaman garip ve tuhaf sesler duyulur. Cemaat, durumu Ferşad Efendi’ye bildirir. Ferşad Efendi Mezarlığa giderek sesleri dinler. Daha sonra pelit ağacından bir kazık yaptırıp mezarlığın bir yerine çaktırır. Ondan sonra mezarlıktan bir daha ses gelmez. Ferşad Efendi’nin eşi Hanife Hanım’ın beyanına göre, Ferşad Efendi’nin vefatından sonra, onun çalışma odasından zaman zaman kocasının tespih ve zikir seslerini duyar. Ferşad Efendi’nin damadı Sırım Muhammed Baltacı (sonraları o da büyük bir alim olmuştu) anlatıyor: “Bir Cuma sabahı vaaz etmek için Efendi hazretleriyle beraber Of’a gidecektik. Yola çıkmaya geç kalmıştık. Sabah ezanları okunmaya başlamıştı. Evden çıktık. Caminin yanından aşağıya doğru indiğimi biliyorum. Bir de baktım ezan okunuyor. Şaşırdım. Meğer Of’a gelmişiz, farkında değilim. Of ile Çaykara arası yaklaşık olarak 30 kilometredir.” Eserleri Hacı Ferşad Efendi ‘nin en önemli eserleri, onun memleket çapında yetiştirmiş olduğu büyük ilim ve mana alimleridir. Bunların her biri başlı başına birer ilim, fazilet ve tasavvuf deryasıdır. Birer otoritedir. Dinimize, millet ve memleketimize büyük büyük hizmetler vermişlerdir. Bunların yerleri doldurulamaz!…Hacı Ferşad Efendi’nin ilim, fazilet, irşad ve manevi eserleri bir asırdan beri devam etmektedir. Yazılı eserlerine gelince: Kendi köyünde, Yeşilalan’daki medresesinde bulunan kütüphanesi bütünüyle kaybolduğundan eser yazıp yazmadığı bilinmemekte ve dolayısıyla görüşlerini belirleme imkanı bulunmamaktadır. 40 yıl medresesinde yetiştirdiği yüzlerce, binlerce alimler onun canlı eserleridir. Köyündeki medresesi günümüzde yenilenerek dört katlı bir Kur’an Kursu binası ile yakınındaki mezarı üzerine türbe inşa edilmiştir. Vefatı Yukarıdan beri sayageldiğimiz bu güzel hizmetleri, elli yıla yakın kısa bir zamana sığdırdıktan sonra 63 yaşlarında iken, kendi köyünde, 03 Eylül 1929’da rahmetlik oldu. Yeşilalan’daki medresesinin yanına defnedildi. Sonradan kabir üzerine yapılan türbenin içinde baş tarafta kendi kabri, ayakucunda kendi mensuplarından ve Nakşi şeyhlerinden Karahasanzade Hacı Mehmet Efendi ‘nin kabri, onun da ayak uçunda Hacı Ferşad Efendi’nin oğlu Hacı Yusuf Ulusal Efendi’nin kabri bulunmaktadır. Kaynak ; Yolumuzu Aydınlatanlar -1 , Yahya Kutluoğlu , İbn Yayınları

📍 Çaykara
Evliya

Gani Ömer Hacı Mahmud Efendi

trabzon – of – zisino (bölümlü köyü) – mithatpaşa mah camii’nin hemen arkasında Alim, mürşid Gani Ömer Hacı Mahmud Efendi , Trabzon Of ilçesinin Bölümlü (Zisino) köyünde, Mithatpaşa mahallesinde doğdu. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, ölüm tarihinin 06 C.Ewel 1340 (Miladi 29 Ekim 1930) Çarşamba günü olduğu ve 100 yaşını aşkın olarak vefat ettiği bilinmektedir. Bu duruma göre doğum tarihi 1830’lu yıllarda önce olsa gerek. Babası Mehmet Efendi iplik tüccarı idi. Çevreden iplikleri toplar, satmak için Mudanya’ya götürürdü. Elindeki malları satınca köyüne döner, mal aldığı insanların parasını öderdi. Böyle devam ederken bir seferinde Mudanya’ya gider ve orada vefat eder. Mahmud Efendi, babasının vefatından sonra dünyaya gelmiştir. Alacaklılar, küçük Mahmud Efendi’nin babasından kalma bütün mallarını haciz ederek elinden alır ve Mahmud, annesiyle birlikte evsiz, parksız kalmıştır. Bütün bu yoksulluk ve kimsesizlik şartları altında annesi çocuğunu büyütmeye, yetiştirmeye azmetmiştir. 10 yaşlarına geldiğinde, komşularından biri, devrin parlak mesleklerinden biri olan kalaycılık için Mahmud’u çırak almak ister. Annesi buna asla razı gelmeyip, Ben çocuğumu okutacağım, onu kalaycılığa göndermem:’ diyerek kesin tavrını koydu. Nihayet, annesi oğlunu okutmak için Çataldere köyündeki hocaya teslim etti. Mahmud Efendi burada uzun yıllar tahsil gördü. ilim ve takva sahibi oldu. Zamanı gelince, parmakla gösterilecek bir ilim ve mürşid abidesi noktasına geldi. Hocasından icazet aldıktan sonra imamlık yapmaya başlayan Mahmud Efendi, imamlıktan aldığı cüzi bir miktar paradan tasarruf ederek biriktirdiği para ile babasından kalan borçlarını ödedikten sonra, küçüklüğünde, babasının borçlarına karşılık kendilerinden haczedilip ellerinden alınan arazilerin bir kısmını da geri almayı başardı. Çok geçmeden ev yaptırdı ve arkasından evlenerek aile yuvasını kurdu. Bu evlilikten Muhammed ve İbrahim adlarında ikisi erkek olmak üzere yedi çocuğu vardı. Of bölgesinde yetişen en önemli alimlerden biri olan Gani Ömer Mahmud Efendi, önceleri kendi evi yanında bulunan Kalanas medresesinde müderrislik yaptı. Sonra 1886’da Rize Karadere medresesinin kurucusu ve ilk müderrisi olan Güvelioğlu Hüseyin Efendi tarafından Karadere müderrisliğine davet edildi. Yalnız, kendisini bu göreve başlatmadan önce, onun manevi bir kuvvetinin olup olmadığını denemek için, medreseye gelirken Kalapotomas deresinin üzerinde bulunan bir köprünün ayak kısmında bekletilen büyükçe bir taşı (muhtemelen medresenin kitabesini) alıp öylece gelmesini istedi. Ağırlığı sebebiyle birkaç kişinin dahi taşımakta zorlanacağı bu taşı, Mahmud Efendi omzuna almış, diğer omuzu üzerinden taşın altına uzattığı bir ağaç parçasını destek vererek yola çıkmış ve böylece Pasalat köyü sırtını tırmanarak Karadere’ye ulaşmıştı. Bu şekilde medreseye ulaşıp taşı bahçeye atan Mahmud Efendi’ye Karadere müderrisi Hüseyin Efendi seslenerek: “Mahmud sen mi geldin? Gelirken mola verip dinlendin mi?” diye sormuş. Mahmud Efendi de: “Evet efendim, ben geldim. Gelirken Pasalat köyü sırtında iken ezanın Allahu Ekber dediğini duyunca taşı omuzumdan atmadan durdum ve ezanı dinledim. Bundan başka mola vermedim.” şeklinde cevap verdi. Bu durum üzerine müderris Hüseyin Efendi tarafından Mahmud Efendi müderrisliğe başlatıldı. İki yıl kadar müderris Hüseyin Efendi ile beraber müderrislik yaptı. Çok sayıda talebe yetiştirdiler. Karadere medresesi, bu dönemde Rize’nin en büyük ve en çok talebe yetiştiren medresesi idi. 1887’de bu medresede 74 talebe eğitim görmekte idi. 02 Aralık 1888’de medresenin kurucu müderrisi Hüseyin Efendi’nin vefatı üzerine, Mahmut Efendi medreseyi tek başına devam ettirdi. Merhum müderris Hüseyin Efendi’den intikal eden bütün hizmetleri devam ettirdiği gibi medresenin hemen karşısında başlanmış olan cami inşaatını da tamamlayarak 1889’da hizmete açılmasını sağlamıştır. Bir bölümü Rus işgali yıllarında olmak üzere, yukarıda belirtilen Karadere (bugünkü adıyla Kalkandere) medresesinde Hacı Mahmud Efendi, 1886-1916 yılları arasında fasılasız 30 yıl müderrislik yapmıştır. Burada bir taraftan talebe yetiştirirken, diğer taraftan da halkı irşad etmiştir. İlmi kadar manevi değeri ve yönü yüksek olan Mahmud Efendi, halka yerine göre baba, yerine göre doktor, yerine göre akıl hocası, yerine göre de en zor zamanlarında başvuracakları bir sığınak olmuştur. Gani Ömer Mahmud Efendi , Karadere’de müderris olduğu sıralarda çevrede, Güneyce Varda köyünde Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi hazretlerinin halifelerinden Osman Niyazi Efendi bulunuyordu. Önceleri Mahmud Efendi’nin yanında Osman Niyazi Efendi’den bahsedilince o, bunu pek önemsemez ve onun anlatıldığı kadar büyük biri olmadığını düşünürdü. Bir gece rüyasında, aslında oldukça dik ve sarp arazilerden oluşan, Niyazi Efendi’nin yaşadığı Varda bölgesini, dümdüz ve yeşil manzaralı bir ova şeklinde görmüştü. Bunun üzerine sabahın erken saatlerinde atına atladığı gibi Varda köyünün yolunu tuttu.Varda’ya yaklaşınca, kemer bir köprüden geçmesi gerekiyordu. Köprü üzerinden geçer ken bir de baktı ki köprünün karşı tarafında Osman Niyazi Efendi duruyor. Kendısini karşılamaya gelmişti. Osman Niyazi Efendi, Mahmud Efendi’ye:”Bize gelmen için ille de o rüyayı görmem mi gerekiyordu?”deyince Mahmud Efendi hemen ona intisap ederek, zamanla onun dört halifesinden biri oldu. Mahmud Efendi, İstanbul’daki Gümüşhanevi merkez dergahında 1920-1926 yılları arasında postnişin olan Tekirdağlı Mustafa Fevzi Efendi ‘den de hilafet almıştır. Osman Niyazi Efendi’ye intisap ettikten sonra onun yanında halvete girmişti. O tarihlerde Rize’nin Güneydoğu bölgesindeki Rus işgalinden kaçan insanların bir kısmı Karadere’ye gelerek Mahmud Efendi’nin medresesine sığınmışlardı. Düşmandan kaçarken yolda bütün yakınları ölen 8 yaşındaki bir kız çocuğunu Mahmud Efendi himayesine almış ve onu büyütüp torunlarından Ahmet Hoca ile evlendirmiştir. Muhammed ve İbrahim adlı her iki oğlunun ilk eğitimlerini Karadere medresesinde kendi yaptırdı. Gani Ömer Hacı Mahmud Efendi’nin müderrislik yaptığı Karadere’de, Rus işgali sebebiyle çevrede asayişin azaldığı ve hırsızlığın çoğaldığı, son yıllarında (1915 yılları) bir gece çevrede Karaalioğulları’ndan merhum Mustafa’nın evinden ineği çalınmıştı. Ev sahibinin eşi Firdevs Hanım, küçük ve yetim olan oğlu Mustafa’yı yanına alarak Karadere’ye inmiş, müderris Gani Ömer Efendi’yi bulmuş. Kocasının Erzurum’da Ruslarla savaşırken şehit olduğunu, fakru zaruret içinde olduklarını anlatmış ve iki yetim çocuğunu ahırdaki ineğinden aldığı süt ile beslediğini ve bu sefer de ineğinin çalındığını, ineğinin bulunması için kendisinden yardım istemek üzere himmetine başvurduğunu ifade etti. Mahmud Efendi kadıncağızı dinledikten sonra köy muhtarı Karaibrahimoğlu Ahmed Efendi’ye verilmek üzere bir mektup yazdı. Küçük Mustafa’ya da bir elma vererek başını okşadı. ve yolcu etti.Muhtara yazdığı mektupta,”Muhtarın, çalınan ineğin bulunması için uğraşmasını, aksi takdirde olaya kendisinin el koyacağını” yazdı. Mektubu alan muhtar, inek bulunmazsa hocanın beddua edeceğini anlamış ve hemen araştırmaya başlamıştı. Yapılan araştırmada, o gece üç ineğin çalındığını, bunların Of tarafında, Süleyman bey adlı birisinin konağına götürüldüğünü tespit etti. Muhtar, kadıncağızı yanına alarak ineği almaya gider. ineklerin ikisi kesilmiş, küçük Mustafa’nın ineği hamile olduğu için kesilmemişti. Konak sahibi ineği sevdiği için, onun yerine başka bir ineğin verilmesini teklif eder. Firdevs Hanım ise: “Ağam, Mahmud Efendi’nin kesin emri var. Bunu ben sana versem bile sen alma. Çünkü bu yetim hakkıdır:’ der ve ineği geri alıp giderler. Mahmud Efendi bir gün medresesindeki odasında otururken, hizmetiyle ilgilenen şahsın kendisine hitaben:”Efendim, sizin kerametlerinizi gördüğünü söyleyenler vardır. Ancak ben bunca zamandır yanınızdayım, henüz bir kerametinizi göremedim” deyince hoca ona: “Sen böyle şeyleri düşünme, kalk üç tane kahve yap da içelim:’dedi. Hizmetçi kahve yapmaya giderken, kahvelerden biri benim, diğeri kendisinin, o halde üçüncüsü kimin diye düşünmüş. Fakat o, kahveleri pişirirken Hüseyin Efendi adlı alimlerden bir misafir gelince, hizmetçi Mahmud Efendi’nin kerametine açıkça şahit oldu. Mahmud Efendi, müderrisliğinin yanında, 1910’da Kalkandere’de açılan rüşdiye okulunda da ders okutmuştur. Buradaki öğretmenliği köyüne dönünceye kadar devam etmiştir. O zamanlar yeni kurulmaya başlanan mekteplerin aleyhinde bulunan kişileri de aydınlatmıştır. O, mekteplerin açılmasından yana idi. Mahmud Efendi: “Ben de torunumu mektebe gönderiyorum. Mekteplerde şeriatımıza aykırı bir şey yoktur:’ derdi. Rahmetli Gani Ömer, büyük bir alim, gönül adamı ve mürşid idi. Son yıllarını, doğduğu yer olan Bölümlü köyü, Mithatpaşa mahallesinde geçirdi. Gerek Rize Karadere’den, gerek çevre köy, kasaba ve illerden çok miktarda ziyaretçileri vardı. Ziyaretçilerin getirdiği ufak tefek hediyeleri ya fakirlere dağıtır ya da daha sonra gelen ziyaretçilere ikram ederdi. Cömertlik onun ayrılmaz vasfı idi. Cumhuriyet’in ilanından sonra, bir ara ifadesi alınmak üzere Rize mahkemesine davet edilmişti. Çok yaşlı ve yürüyecek durumda olmadığı için, oğulları tarafından yapılan bir sedye ile Of’a kadar indirildi. Buradan deniz motoru ile Rize’ye gidilmeye karar verildi. Adam başı iki lira ücret mukabilinde Rize’ye gitmek üzere bir deniz motorcusu ile anlaşarak yola çıktılar. Bir müddet yol aldıktan sonra motorcu anlaşmayı bozdu ve adam başı dört lira istedi. Mahmud Efendi’nin oğulları buna karşı çıktılar ve aralarında tartışma çıktı. Mahmud Efendi “Ne var, ne istiyorsunuz” dedi. Oğulları durumu açıklayınca hoca:”O adamın istediğini verin” emrini verdi. Yolcular Rize’de karaya çıktıktan sonra adamın motoru deniz içinde alev alev yanmaya baladı. Bu konu bütün Rize’de duyulduğu gibi mahkeme heyetinin de kulağına ulaştı. Mahkeme heyeti, Mahmud Efendi hakkında bir soruşturma yapılmasına gerek olmadığına karar verdi. Mahmud Efendi; ilim, irfan ve bunların eğitimini, ömrünün son nefesine kadar azimle yürütürken, bir taraftan da sosyal faaliyetlerde önemli hizmetler vermiştir. Karadere’de medresesinin yanında başlanan cami inşaatını tamamlatıp hizmete açmış, köyünün alt kısmında, köylerine bağlantı sağlayan tek geçiş durumunda olan Hapşeyas köprüsünü inşa ettirmiştir. Hapşeyas köprüsü, Solaklı deresi üzerinde kurulan köprüler arasında önemli bir yeri vardır. Özellikleri vardır. Merhum Gani Ömer, 1919’da, kendine has mimarı bir tarzda ve üstü kiremitlerle örtülü olarak Hapşeyas köprüsünü tamamladı. Mimarı tarzı ve ahşap yapısı ile yıllarca çevre halkına hizmet eden bu köprü, yakın yıllarda (2000 yılında), mümkün olduğu kadar eski tarzı korunarak yeniden inşa edilmiştir. Vefatı Gani Ömer Mahmud Efendi , ömrünün son yıllarını doğduğu yer olan Trabzon-Of ilçesinin Zisino (şimdiki adıyla Bölümlü) köyü Kalanas Mahallesi (şimdiki adıyla Mithatpaşa mahallesinde geçirmiştir. Bu mahallede bir medrese kurmuş ve ömrünün geri kalan günlerini bu medresede ders okutmakla geçirmiştir. Bu medresede ders okuturken 6 C.Ahir 1349 (Miladi 29 Ekim 1930) tarihinde, bir Çarşamba günü 100 yaşını aşkın olarak, medresede ders esnasında gözlerini hayata yummuştur. Kabri Mithatpaşa Mahallesi Camii’nin hemen arkasındadır. Yeri Cennet, makamı ali olsun! Amin. Şefaatlerini dileriz. Amin. Amin… Merhumun vefatından sonra, 4-5 kuşak geçmesine rağmen, Rize ve Of çevresinde büyük bir manevi itibarı vardır. Bu bölgelerde onun yaşadıkları halen anlatılmaktadır. 60 yaşın üzerinde olup bu bölgelerde yaşayanlardan Gani Ömer Mahmud Efendi’yi tanımayan, bilmeyen çok az insana rastlanır. Bayram ve benzeri vesilelerle Rize’den hala çok sayıda kabrine ziyaretçiler gelir. Çevre halkı burada yatanın büyük bir alim ve Allah dostu olduğunu bildikleri için ziyarete gelirler. Bazı hastalıklara şifa bulmak için de ziyaret edenler olur. Oğulları tarafından 1947’de, kabri, köyün mezarcı .ustası Harun Beşinci’ye yeniden yaptırılmıştır. Taş yapı olan kabrin üstü açıktır. Ziyaretçiler Kur’an-ı Kerim okuyarak dua ederler. Halen torunları tarafından bakımı yapılan kabrin, yılda ortalama yılda iki bin kişi kadar ziyaretçisi olmaktadır. Hacca gidecek olan kimseler, onun kabrini ziyaret ederler, Kur’an okur, dua eder ondan sonra yola çıkarlar. Soyadı kanunu çıktıktan sonra, ailesi “Okutan” soyadım almıştır. Mezar taşında da şu kitabe yer almaktadır. Kaynak ; Yolumuzu Aydınlatanlar -1 , Yahya Kutluoğlu , İbn Yayınları

📍 Of
Evliya

Çalekli Hacı Dursun Efendi ( Dursun Nuri Feyzi Güven )

Trabzon – of – çalek köyü Son devir Osmanlı alimi. Van’dan göç edip Trabzon’un Of ilçesine bağlı Büyükköy’e yerleşen ve “Güveli” lakabı ile anılan Abdülaziz Efendi’nin torunlarından Yakup Efendi’nin oğludur. Anasının adı Hanife Hanım’dır. Of merkez ilçeye bağlı Çalek (Sıraağaç) köyünde 1883’te dünyaya geldi. Doğduğu köye nispet edilerek çevrede “ Çalekli Hacı Dursun Efendi “diye bilinir ve anılır. Soyad kanunu çıktıktan sonra “Güven” soyadını almıştır. Küçük yaşta, 7 yaşında iken babasını kaybetmiş ve üç kız kardeşi ile birlikte yetim kalmıştı. Tahsili Yedi yaşında iken Hemşinli Ahmed Efendi’den hafızlık yapmaya başladı ve dokuz yaşında iken hafızlığını bitirdi. Arkasından Karakaş Ahmed Efendi’den Arapça ve İslami ilimleri tahsil etmeye başlamıştı. Bu arada hocasının 1903’te vefat etmesi üzerine, Çayraka Akdoğan köyüne giderek meşhur müderris merhum Tayyib Zühdü Efendi ‘nin medresesine kaydolarak onun öğrencisi oldu. Arkasından annesi vefat ettiğinden tahsiline bir süre ara verdi. Bir müddet sonra hocası Tayyib Zühdü Efendi, Çalek köyüne imam ve müderris olarak gelince, eski hocasından, kendi köyünde tahsiline devam etti. Fakat tahsilini bitirmeden, birkaç yıl sonra hocası Tayyib Zühdü Efendi’nin, Çaykara’ya kendi medresesine dönmesi üzerin, geride kalan tahsilini bitirmek için istanbul’a gitti. Burada kısa bir süre bazı medreselere devam ettikten sonra memleketine, eski hocasının yanına dönerek, yarım kalan medrese tahsilini Tayyib Zühdü Efendi’den tamamlayarak icazetini aldı. Daha sonra hocasının kardeşi olan, Of Eskipazar’ın meşhur imamı, Velizade Hacı Hasan Hilmi Efendi’den Feraiz ilmini okuyup icazet almıştır. Kendi memleketinden en üst seviyede eğitim veren medreseden icazet, diploma aldıktan sonra istanbul’a giden dursun Efendi, Darü’l-Hial feti’l-Aliyye Medresesi’ne girerek Sahn Medresesi’nden mezun oldu. O dönemlerde dünyanın iki büyük ihtisas merkezlerinden biri olan İstanbul Süleymaniye Medresesinin Kelam ve Hikmet Şubesi’nden 12 Nisan 1922’de mezun olarak dersiam unvanını kazanmış oldu. Daha sonra Medresetü’l-Kudat’tan da mezun oldu. Mezun olduğu bölümleri yüksek puanlarla bitirmiştir. Süleymaniye ihtisas bölümünden yüz üzerinden doksan üç notla mezun olmuştur. Arapça, Farsça ve Almanca bilmekteydi. Görev Yerleri Dursun Nuri Feyzi Efendi , yüksek tahsilini ve ihtisasını da bitirdikten sonra bir süre İstanbul’da Meşıhat Dairesinde çalıştı. Daha sonra İstiklal Savaşı’na asker olarak katıldı Önce olarak bölük imamlığına, altı ay sonra da albaylığa terfi ettirilerek Alay Müftülügüne tayın edildi. Albay olarak askerliğini bitirip terhis oldu. Askerlikten sonra Karadeniz bölgesindeki medreselerin müfettişliğine tayin edildi. Medreselerin kapatılmasından sonra 1925’te Of’ta açılan imam-Hatip Mektebi’ne müdür tayin edildi. İki yıl sonra bu görevden ayrıldı. Bu arada ittihat ve Terakkicilerin aleyhinde, devrin Cumhuriyet, Efkarı Umumi ve Vatan gazetelerinde hicivname, makale ve yazıları neşredildi. Sebilü’r-reşad mecmuasının c. 23, sayı: 547, sayfa. 28’de, 8 Kasım 1923 tarihli sayısında yayınlanan, 17 imzalı ve 25 Ekim 1923 tarihli yazısında, ‘Cumhuriyet’in, Türk Milleti’nin dini değerlerinden uzaklaştırılması düşüncesiyle ilan edilmesinin kabul edilemez’ olduğunu belirtti. Bunun üzerine istiklal Mahkemeleri tarafından yakalanıp tutuklanmasına ve gıyabı olarak verilen idam cezası ile cezalandırılmasına karar verildi. Cumhuriyeti’n ilk yılarında idamına karar verilen 160 alimden biri de Dursun Efendi idi. 1927’de bu durumu haber alan Dursun Efendi , izini gizlemesi ve yakalanmaması için Samsun ilinin Havza ilçesine kaçtı. Merkez ilçeye 40 km. uzaklıkta bulunan bir dağ köyüne yerleşti. On yıl bu köyde imamlık yaptı ve irşadda bulundu. Şehre hiç inmiyordu. Hükümet tarafından hatırı sayılan ağaların yardım ve himayesiyle burada kaldı. 1935’te siyasi af çıkarılınca siyasi gerginlik de azaldı. Bunun üzerine Dursun Efendi, Karadeniz bölgesini, Trabzon, Giresun, Ordu ve Samsun illerini dolaşarak vaazlar verdi. On yıl sonra 1938’de kendi köyüne döndü. Tedris Hayatı 1938’de doğum yeri olan Çalek köyüne döndükten sonra bir yıl dinlendi. Hiçbir görev yapmadı. O sene babam, Çalek köyüne bitişik olan Kaveler köyünde imamdı. Ben de babamın yanında hafızlık yapıyordum. Bazen babam onun yanına gider, bazen o babamın yanına gelir sohbet ederlerdi. Babamdan üç yaş küçük olmasına rağmen, babam ona, ilmine saygı gösterir, hürmet ederdi. O da aynen mukabele ederdi. Dursun Efendi İstanbul’da okumuş, güzel konuşan, temiz giyinen, çevre alimleri arasında saygın bir yeri olan mürşid ve alim bir zat idi. Perşembe günleri Of ilçesinin pazarıdır. Köy halkı ile birlikte köy imamları da pazara giderler. Perşembe günleri babamla birlikte Of’a giderken bazen Dursun Efendi ile karşılaşırdık. Onun atı vardı. Ata biner giderdi. Fakat babamı gördüğü zaman atından iner babamı atına bindirmek isterdi. Babam ise onun ilmine hürmet ettigi için ata binmez, O ise babam topal olduğu için, onun yanında atına binmezdi. Böylece iki alim de yaya yürüyerek, ben de arkalarından giderek Of’a inerdik. (Mehmet Yahya Kutoğlu Hocamızın – Yolumuz aydınlatanlar kitabından alınmıştır. ) Bir yıl sonra 1939’da, Of’a bağlı Hundez (Güneşli) köyünde bulunan, Çaykara Ogene köyünden Tahir Efendi’ye ait olan medresede İslami ilimleri okutmaya başladı. Buradaki medrese tahsili kesintisiz olarak ölümüne kadar, yaklaşık 40 sene devam etmiştir. Çok değerli ilim ve mana adamları yetiştirmiştir. İlk mezun ettiği öğrenciler için 1944’te çok görkemli bir icazet merasimi yapılmıştı. Daha sonraki yıllarda da icazet merasimleri devam etmiştir. Bu medresede devam eden tedrisat daha sonraki yıllarda, kendi köyüne, köy ağalarının ısrarı üzerine, nakledilmiş ve Çalek (Sıraağaç) köyü medresesinde tedrisat devam etmiştir. Vefatına kadar sürdürdüğü tedrisat faaliyetinde yüzlerce alim yetiştirdi. Son devir meşhur kıraat alimi Mehmet Rüştü Aşıkkutlu , kayınbiraderi İstanbul Nakşi şeyhlerinden meşhur Hacı Mahmud Efendi (Ustaosmanoğlu), eski Of müftüsü Celal Şişman, Yozgat Müftüsü Hüseyin Hatipoğlu , Tarsus ve lskenderun Müftüsü Remzi Yavuz , Diyanet işleri Baş Müfettişlerinden Osman Atay, Edremit ve Merzifon Müftüsü Hamit Bir, lstanbul il Müftü Vekili Ahmet Vanlıoğlu , İstanbul Merkez Vaizi Abdullah Vanlıoğlu , İlyas Vanlıoğlu , Hüsnü Lostar, Kamil Küçük, İstanbul Bayrampaşa Yeşil Camii imamı ve Kur’an Kursu Öğretmeni Abdullah Ustaosmanoğlu ve kardeşi merhum Mehmed Ustaosmanoğlu belli başlı öğrencileri arasında yer alır. Çaykaralı müderris Hacı Hasan Efendi de kendisinden feyz alan, istifade eden alimlerdendir. Şahsiyeti Hacı Dursun Nuri Feyzi Efendi , Çaykara’da medrese tahsili görürken, Nakşi tarikatının yöredeki meşhur şeyhlerinden Hacı Ferşad Efendi ‘ye, daha sonra da Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi Efendi ‘nin halifelerinden “Vizena” lakaplı Ahmed Efendi’ye intisap ederek her ikisinden de hilafet almıştı . Of çevresinde birçok kimselere tarikat dersi veren, irşadlarda bulunan Hacı Dursun Efendi 1957’de İstanbul’a giderek Ahıskalı Ali Haydar Efendi’ye de intisap etti ve onun da halifesi oldu. Kırk yıl boyunca sürdürdüğü tedris ve irşad faaliyetleriyle, Karadeniz bölgesinde ve özellikle Of civarında dini hayatın kesintiye uğramadan devam etmesinde önemli bir rol oynamıştır. Oğullarından Süleyman Sami Güven, Sıraağaç köyünde Kur’an Kursu öğreticiliği görevi yanında bir de medrese eğitimine bağlı olarak öğrenci yetiştirmeye devam etmektedir. Hacı Dursun Efendi son derece gayretli, takva sahibi, yüksek manevi değerlere sahip ve kendisini ilme adamış az bulunan zatlardan biri idi. O devirlerde dini eğitim yapmak yasak olduğu için gerek hafızlık icazetleri, gerek İslami ilimleri okuyup bitirenlerin icazetleri kasabalarda yapılamıyordu. Mecburen köylerde oluyordu. İcazetlere katılan kalabalık cemaati, köylerde alabilecek cami olmadığı için de icazet merasimleri açık alanlarda düzenlenirdi. İcazetlerde, çevrede bulunan alim, mürşid ve kıraat alimleri mutlaka davet edilirdi. Eserleri Hacı Dursun Efendi bazı risaleler yazmış ve bunların bir kısmını Hac yolculuğu esnasında kaybetmiş, geride kalanlar da bir yangında kütüphanesiyle birlikte yanmıştı. Onun asıl eserleri yetiştirdiği canlı eserlerdir. Bu eserlerle o çok yaşayacaktır. Kaybolan eserlerinin dışında, hayatta iken yayınlanan eserleri şunlardır: 1. Tevhid ve İşrak (İstanbul, 1920). 2. Munkuzu’l-Felasife ve Muzhira’l-Hakika (Mekke, 1949). 3. Ahlak ve inanç Öğütleri (Giresun, 1956). 4. Muhtarü’I-Ahadis Tercümesi, 3 cilt. (İstanbul, 1965). 5. Ahiret Hakikatleri ve Dirilmek Hikmetleri, manzum, (Trabzon, 1970). Son Günleri ve Vefatı 1977’nin Ocak ayı sonlarında rahatsızlandı.Yaş 95’leri bulmuştu. Oğlu Süleyman Sami devamlı yanında idi. 23 Şubat 1977 Çarşamba günü saat ikiye çeyrek kala gözlerini yumarak büyük tefekkür alemine daldı. Oğlu Süleyman, hocanın kucağında, başını göğsüne yaslamıştı. Bir ara gözlerini açarak oğluna: “Evladım ölüyorum, ben Rabbim’e kavuşuyorum:’ dedi. Birkaç dakika sonra, üç defa “Allah, Allah, Allah” deyip Süleyman’ın kucağında sağ tarafa yönelerek ruhunu sevgilisine teslim etti. Yeri Cennet, makamı ali olsun! Amiin, amin, amin!.. Hacı Dursun Efendi ‘nin cenazesi, bir gün bekletildikten sonra Cuma günü kendi köy camisinde; naaşı öğrencisi, mürşid, Nakşi şeyhi Hacı Mahmud Ustaosmanoğlu tarafında yıkandı. Cenaze namazını, büyük Kıraat alimi Mehmed Rüştü Aşıkkutlu Efendi kıldırdı. Köydeki aile kabristanına defnedildi. Telkinini çayraka müderrisi Hacı Hasan Efendi hazretleri vermişti. Kaynak ; Yolumuzu Aydınlatanlar -1 , Yahya Kutluoğlu , İbb Yayınları

📍 Of
Evliya

Trabzonlu Hacı Abdurrahman Beşikçi Efendi (k.s.)

Hacı Abdurrahman Beşikçi Efendi (k.s.) Silsile-i Şerifi Hacı Abdurrahman Efendi, ailenin beşinci ferdi olarak 18 Zilkade 1307 (05/07/1890) Cumartesi günü Trabzon’un Arafilboyu mahallesinde, ilim meraklısı bir ailenin beşinci evladı olarak dünyaya gelmiştir. Abdurrahman Efendi’nin babası Ali Osman Efendi, annesi Fatıma Alime Hanımdır. Abdurrahman Efendi altı erkek, bir de kız olmak üzere yedi kardeştiler. Bunların dördü bebek yaşlarında vefat etmiştir. Büyük ağabeyi Hacı Mehmet Efendi 1915 yılında yakalandığı bir hastalıktan dolayı genç yaşta, diğer ağabeyi Hacı Salih Efendi ise kendisinden dokuz yıl sonra 1981 yılında vefat etmiştir. Abdurrahman Efendi, dört yaşında o devir mahallelerinde bulunan kadın hocalardan Kur’an-ı Kerim tahsiline, on yaşlarında ise Pazarkapı mahallesinde bulunan İslahane mektebinde, ilim tahsiline başlamıştır. Burada dört sene okuduktan sonra ayrılıp, babasının yanında beşikçilik mesleğinde çalışmaya başladı. Burada beş sene çalışan Abdurrahman Efendi daha sonra amcası Hafız Ahmed Efendi’nin bakkal dükkanında çalıştı. Kendisini saran ilim hevesi ile ticaretin bir arada yürümeyeceğine karar vererek bir müddet sonra amcasının yanından da ayrılmıştır. Daha sonra tanıdıkları bir mektep muallimi olan Dağıstanlı Ali Hoca’yı bularak ondan özel Arapça dersleri almaya başladı. Bu arada Müftü Camii medresesine de kaydolarak, ilim tahsiline devam etti. Aynı zamanda Müftü Camiinde müezzinlik görevine de başlamıştı. Burada büyük bir alim ve müderris olan Hafız Salih Efendiden ilim tahsiline devam etti. Bu arada Zeytinlik medresesi muallimlerinden de Kur’an-ı Kerim kıraati ve talimi dersleri de almaya başladı. Bu arada bir müddet sonra, hocası Hafız Salih Efendi hastalanarak vefat etti. Hacı Abdurrahman Efendi, amcasının yanında çalışırken kendi kendine “Emsile” isimli Arapçanın ilk temel dilbilgisi kitabını ezberlemişti. Daha sonra Müftü Camii medresesine kaydolunca Hafız Salih Efendi’den “Sarf-Nahiv” dersleri okumaya başlamış ve “Kafiyeye” kadar ders kitaplarının tamamını ezberlemişti. “Molla Cami” kitabının “Mensubat” ve “Mecrurat” bahislerine kadar Arap diliyle ilgili bahisleri okudu. Bu arada, akaid, usulü fıkıh, hadis ve tefsir sahasında birçok dersi tamamladı. Hacı Abdurrahman Efendi, hocası Hafız Salih Efendinin vefatından sonra, tahsilini devam ettirerek ilmini tekâmül ettirmek için Trabzon dışına çıkmaya karar verir. Bu kararı üzerine 1913 yılında ağabeyi müderris Mehmet Efendi ile birlikte İstanbul’a gitmek üzere Trabzon’dan ayrılırlar. Büyük biraderi müderris Mehmet Efendi, Arapça, Farsça lisanlarına vakıf, dini ilimlere, tasavvufa ve ilim ehline karşı büyük muhabbet besleyen bir zattır. Ağabeyi ile beraber İstanbul’a giden Hacı Abdurrahman Efendi, burada bir müddet kaldıktan sonra İzmir’e, oradan da büyük bir zatın varlığını haber aldıkları Armutlu nahiyesine giderler. Orada Şeyh Efendinin oğlu olan müderris Hacı Ahmed Efendinin yanında otuz iki gün kalarak, ilim tahsiline devam ederler. Buradaki eğitim kendilerini tatmin etmediğinden oradan ayrılarak Şam’a giderler. Burada Darü’l Hadis medresesinde meşhur şeyh Bedrettin Hazretlerinden ilim tahsiline devam ederler. Bir müddet burada ilim tahsil ettikten sonra Sultan Abdülhamit’in yaptırmış olduğu Hicaz demiryoluyla Medine’ye giderler. Medine-i Münevvere’de Çinliler tarafından yaptırılmış olan İrfaniye medresesinde kendilerine tahsis edilen bir odaya yerleşerek ilim tahsiline devam ederler. Bir müddet sonra anne babasının ısrarları üzerine tahsillerine ara vererek hac vazifelerini yapıp 2,5 yıl üzerine çıktığı ilim seyahatini tamamlayarak Trabzon’a dönerler. Hacı Abdurrahman Efendi hac dönüşünde ilim merakı yüzünden tekrar İstanbul’a gitmeye karar verir. Ancak 1915 yılında seferberlik ilan edilince mecburen memlekette kalır ve askere gider. Kafkas alayı 2. Tabur 6. Bölük hocalığına tayin edilir. Vazifeli olarak Batum’da bulunduğu sıralarda kışla önünde birliklerinin uğradığı saldırıda sol omzundan yaralanarak askerlikten terhis edilir. Bu arada biraderi Hacı Mehmet Efendi yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak genç yaşta vefat eder. Hacı Abdurrahman Efendi ailesiyle beraber seferberliğin ilanı sebebi ile Samsun’a hicret eder. Burada da hanımı vefat eder. Seferberlik esnasında bir müddet Samsun’da ikamet eder akabinde tekrar Trabzon’a dönerler. Hacı Abdurrahman Efendi ilim tahsili için seyahat ederken İstanbul’dan İzmir’e gitmek üzere bindikleri vapurda Ahmed Hamdi Akseki gibi birçok ilim ehli ile tanışır. Burada tanıştıkları bir evkaf müdürü kendisine, Tokat’ın Erbaa ilçesinin Eksel köyünde Muhammed Bahrullah isimli bir Nakşî meşayihinin bulunduğunu söyler. Hacı Abdurrahman Efendi seferberlik esnasında Samsun’a gidince bu Şeyh Efendiyi ziyarete gider. Onun tekkesinde beş gün kalır. Bu arada Şeyh Efendiye intisap eder. Hacı Abdurrahman Efendi Trabzon’a döndükten bir müddet sonra, şeyhi Muhammed Bahrullah Efendinin vefat haberini alır. Bunun üzerine daha evvelden tanıdığı Gümüşhaneli dergahına bağlı Of’lu, Hacı Ferşad Efendi diye bilinen İbrahim Hakkı Hazretlerine intisap eder. Hicri 1342 yılının Cemayizel ahirinde (1924 yılı Ocak ayı) Gümüşhaneli Ahmed Ziyauddin Hazretlerinin İstanbul Babıali mevkiinde bulunan ve şu anda tamamen yıkılmış olan tekkesinde vazife yapan Mustafa Fevzi Tekfurdağî Hazretlerinin yanına gider ve ona intisap eder. Burada bir müddet kalır. 7 Recep 1342 (13/2/1924) Çarşamba günü riyazete girerler ve 16 Şaban 1342 (22/3/1924) Cumartesi günü riyazet eğitimini tamamlarlar. Riyazete girenler arasında icazetname almaya layık olanlardandır. Hacı Abdurrahman Efendi’nin tarikat yoluna karşı aşk ve muhabbeti küçüklüğünden beri vardır. Bu sevgi, kendisini yukarıda da ifade ettiğimiz gibi evvela Muhammed Bahrullah Efendiye, arkasından Hacı Ferşad Efendiye ve neticede de Mustafa Fevzi Efendiye doğru yolcu etmiştir. Tahsil hayatı boyunca hiç kimsenin tesiri altında kalmadan ilmini insanlara ulaştırmanın tek yolunun da geçimini kendisinin temin etmesine bağlı olduğunu düşünen Abdurrahman Efendi, seferberlik dönüşü Trabzon’un Kunduracılar caddesinde daha sonra da Çarşı Camiinin karşısında kitapçılık yapmaya başlar. Aynı zamanda Konak Camiinde, ardından Tabakhane Camiinde ve son olarak da sekiz yıl Çarşı Camiinde imamlık yaparak, irşad vazifesini sürdürür. Günün şartları gereği bu vazifeden de ayrılır. İlme olan hevesi hiç azalmadığı için kitapçılık yaptığı sıralar da dükkânı ilim ehli hocaların istişare ve uğrak yeri olmuştur. İlme olan hevesi sebebi ile ticari hayatının yanında Trabzon’un yetiştirdiği büyük âlimlerden Mustafa Cansız Hocadan da Farsça okumaya başlar. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Abdurrahman Efendinin kitapçı dükkânı âdeta bir ilim merkezi, yani hocaların buluşma mekânı olarak da vazife görmekteydi. O devirlerde lisan değişimi sebebiyle Arap harflerine karşı katı bir tutum sergilenmektedir. Birçok defa Kur’an-ı Kerim sattığı için hâkim önüne çıkan, zaman zamanda kitapları alınarak yakılıp imha edilen Hacı Abdurrahman Efendi, hiçbir yılgınlık göstermeden vazifesine devam etmiştir. Hacı Abdurrahman Efendi ilim tahsili için gittikleri Medine’den dönünce evlenir. İlk hanımı yukarıda ifade ettiğimiz üzere seferberlik esnasında Samsun’da vefat etmiştir. Daha sonra evlendiği Tayyibe hanımdan altı erkek evladı olur. Bu çocukların en küçüğü beş aylık iken bu hanımı da vefat eder. Bundan sonra aldığı hanım efendi de vefat etmiştir. Daha sonra evlendiği Methiyye hanımdan ise iki kız evladı olur. Bundan sonra da Müzeyyen hanımla evlenir. Bu hanımı Abdurrahman Efendi’nin vefatından on iki yıl sonra 1984 yılında vefat eder. Kabri Hacı Abdurrahman Efendinin kabri civarındadır. Hacı Abdurrahman Efendi irşad ve tebliğ vazifesi sırasında bilhassa Karadeniz bölgesinin tamamında, Gümüşhane ve Erzurum bölgelerinde büyük bir cemaat kitlesine sahip olur. Abdurrahman Efendi sık sık İstanbul’a seyahat ederdi. Çünkü İstanbul’da, kendi döneminde Mustafa Fevzi Efendi’den hilafet alan Mehmet Zahid Kotku Efendi ile görüşür, gerekli görülen hususlar hakkında istişarelerde bulunurlardı. Bundan dolayı Mehmet Zahid Efendiyle aralarında büyük bir muhabbet bağı vardı. Hacı Abdurrahman Efendi, Nakşibendî tarikatından hilafet ve vekâlet görevini aldıktan sonra sürekli olarak seyahatlerde bulunarak, tebliğ ve irşad faaliyetinin sırtına yüklediği mesuliyeti yerine getirmeye çalışırdı. Bu vesile ile birçok defa Gümüşhaneli Hazretlerinin memleketi olan Gümüşhane’ye gitmiştir. Bilhassa yaz aylarında Gümüşhane ve çevresinde uzun müddet kalarak tebliğ ve irşad faaliyetini sürdürürdü. Hacı Abdurrahman Efendi bir edep abidesi olarak çevresindekilerden saygı ve hürmet görürdü. Evin kumanya ihtiyacını da bizzat kendisi görürdü. Hiçbir zaman içini gösteren ambalajlarda bir şey taşımazdı. Az veya çok aldığı malzemelere başkalarının nazarının yönelmesine sebep olmak istemezdi. Çünkü insanlar arasında imkânları bunları almaya yetmeyecek olanlar mevcuttu. Birçok defa aldığı malzemeleri yolda yanına gelen muhtaç insanlara vermiştir. 8 Eylül 1972 Cuma günü torunu ile birlikte sabah erkenden evin ihtiyaçlarını almak üzere çarşıya çıkan Hacı Abdurrahman Efendinin Hakk ve hakikat üzere bir ömür boyu sürdürdüğü hayatı 82 yaşında iken sona erer. O gün Trabzon’da sebze pazarının içerisinde bulunan “Kadın Halinin” giriş kapısının karşısında rahatsızlanır. Yanında bulunan torunu Ahmet Faruk BEŞİKÇİ’ye aldığı yemekliklerin eve getirilip pişirilerek yenmesini ve oğlu Hacı Necmettin BEŞİKÇİ’ye rahatsızlandığını haber vermesini söyleyerek böyle hadiselerde bile insanların mûtad işlerine devam etmelerini tavsiye etmiştir. Pazarkapı mahallesinde bulunan evine getirildikten kısa bir müddet sonra vefat etmiştir. Cenazesi, Necmeddin ERBAKAN’ın da aralarında bulunduğu Trabzon da o güne kadar görülmemiş büyük bir cemaatin iştiraki ile 9 Eylül 1972 Cumartesi günü ikindi namazını müteakip kılınan namazın ardından Toklu köyündeki aile kabristanlığına defnedilir. Cenazesini İstanbul Sankiyedim Camii imamı Mehmet Emin KUTLUOĞLU kıldırmıştır. Kaynak ; https://www.mihraphaber.com/haber/2431011/abdurrahman-besikci-ra