Ana Sayfa Şehirler Şanlıurfa

Şanlıurfa'da Ziyaret Edilecek Türbeler

Şanlıurfa bölgesinde 43 kayıtlı türbe, kabir ve makam bulunuyor. Aşağıdaki harita ve listede ziyaret saatleri, ulaşım ve ziyaret adabına dair bilgileri bulabilirsiniz.

Tüm Noktalar (43)

Evliya

Şeyh Mesud Türbesi

Şanlıurfa – Merkez – Şıh Maksut mahallesi , Şıh Maksud Tepesi Şıh Maksud (Şeyh Mesud) Türbesi Şıh Maksud Mahallesi, Şıh Maksud tepesi üzerinde yer alır. Türbe, Şıh Maksud’un medrese olarak kullandığı rivayet edilen zaviyenin içerisinde yer almaktadır. Türbenin içerisinde bulunan tabelada şu bilgileri yer alır. “Şeyh Mesud, Hoca Ahmet Yesevi’nin öğrencilerinden olup Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında görev almış bir Alperen’dir. Türk Devletlerinden Zengiler’in (1144-1182), Eyyubiler’in Urfa’ya hakim oldukları (1182-1234) sırada, Batı Türkistan yakınındaki Nişabur şehrinden öğrencileriyle Urfa’ya gelmiş ve bu zaviyeyi kurmuştur. Dört eyvanlı Selçuklu medreseleri planında inşa edilen zaviyenin her eyvanında, dört İslam mezhebinin biri ile ilgili ilimler tahsil ediliyor, zaviyenin güneybatısındaki mağaralarda öğrencilerin ikameti sağlanıyordu. Zaviyenin 100 m. batısında bulunan sarnıcın yanındaki kaya duvarı üzerinde yer alan Arapça kitabede, sarnıcın H. 579 (M.1183) tarihinde Nişaburlu Said oğlu Mesud tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Zaviyenin de aynı tarihte yapıldığı tahmin edilmektedir. Zaviyenin bodrumunda yer alan ve girişi doğu dış cepheden olan mezar odasında bulunan beş mezardan birinin Şeyh Mesud’a, birinin kız kardeşine, diğer üçünün ise, öğrencilerine ait olduğu söylenilmektedir. Devrinin alim ve mutasavvıflarından biri olan Şeyh Mesud ve zaviyesi ile ilgili anlatılan bir rivayete göre, “Anadolu’yu İslamlaştırmak ve Türkleştirmek üzere Anadolu topraklarına gelen Şeyh Mesud, Urfa’yı çok sever ve buraya bir zaviye yapıp öğrenci yetiştirmeyi ister. Şeyh Mesud zaviyenin inşası ile uğraştığı esnada, yoldan geçen tanımadığı bir askerden çevrede bulunan taşları toplayıp kendisine getirmesini ister. Şeyhin bu isteğini kabul eden asker, kendisinden istenilen taşları toplar ve şeyhe getirir. Askerin bu davranışından çok etkilenen Şeyh Mesud, ‘Allah seni Mısır’a sultan yapsın’ diye askere dua eder. Anlatıldığına göre, Şeyh’in duasını kabul eden Allah, söz konusu askeri Mısır’a sultan eder.” Aynı konu ile ilgili diğer bir rivayete göre ise, “Şeyh Mesud’un zaviyenin inşası için taş topladığı sırada, yoldan geçen süvari birliğinin komutanının atı, ürker ve bu duruma çok kızan komutan askerlerine Şeyh Mesud’u kırbaçlattırır. Hak etmediği bir cezaya çarptırılmasına dahi kızmayı ya da beddua etmeyi düşünmeyen Şeyh Mesud, süvari birliğinin komutanına ‘Allah seni Mısır’a sultan yapsın’ diye dua eder ve söz konusu komutanın daha sonra Mısır’a sultan olduğu anlatılır. Daha sonraki bir dönemde şeyhin öldüğünü duyan Mısır sultanı, Urfa’ya gelerek günümüzde mevcut olan türbeyi inşa ettirir. Zaviyenin girişi, batı tarafta bulunan ahşap bir kapı ile sağlanmaktadır. Dört eyvanlı olarak inşa edilen zaviyenin ortasında üzeri yarım kubbe ile kapatılmış bir avlu bulunmaktadır. Şıh Maksud’a ait olduğuna inanılan mezar, avlunun doğusunda bulunan eyvanın içersinde yer almaktadır. Mezarın bir metre yüksekliğindeki ahşap sandukasının üzeri, yeşil örtüler ile kapatılmıştır. Mezarın bulunduğu eyvan ile avlunun arası, ahşap bir camekan ve demir parmaklıklar ile bölünmüştür. Mezarın bulunduğu eyvanın girişi, kuzey taraftaki ahşap kapı ile sağlanmıştır. Türbe, genellikle Cuma günü saat 10:00’dan sonra dilek tutma amaçlı veya şifa amaçlı olarak kadınlar tarafından ziyaret edilmektedir. Evlenmek, çocuk sahibi olmak veya işe girmek isteyen ziyaretçiler, namaz kılıp dilek tuttuktan sonra dileklerinin kabul olması için kendilerine ait bir elbise, elbiseden bir parça, tespih,düğme, para, kurdele ve başörtüsü gibi eşyaları mezarın üzerine atmakta veya eyvanın önündeki parmaklıklar ile ziyaretin doğusunda ve kuzeydoğusunda bulunan dağdağan ağaçlarına ip veya çaput bağlamaktadır. Bütün bunlardan sonra isteyen ziyaretçiler, dileklerini eyvan ile avlunun arasında bulunan ahşap camekan üzerine yazarak ziyareti tamamlarlar. Diğer taraftan türbeye nefes darlığı çeken hastalar ile romatizma hastaları şifa amaçlı gitmektedir. Bu hastalar, sırtlarını veya ağrıyan yerlerini içerisinde Şeyh Mesud’un mezarının bulunduğu eyvanın demir korkuluklarına sürer ve akabinde imkan bulurlarsa, mezarın etrafında üç defa dönerek şifa aramaya devam ederler. Daha sonra, şeyhin kabri üzerine bir miktar para atan ziyaretçiler türbeden ayrılırlar. Dileğinin kabul olduğuna veya hastalığının iyileştiğine inanan ziyaretçiler, daha sonraki bir dönemde tekrar türbeye giderek burada kurban kesip yemek yaparlar. Yapılan yemekleri o anda türbede bulunan diğer insanlarla birlikte yerler.

Evliya

Şeyh Müslüm Hafız

Şanlıurfa – Merkez – Harrankapı Kabristanında Urfa’da dünyaya geldi. Babası Abdullah Şeddadi Aşireti’nden annesi Hediye Hanım Şeyhanlı Aşireti’ndendir. Genç yaşta Abdurrahman dede köyünden Rahime adlı bir hanımla evlenir ve bu evlilikten bir oğlu (Hacı Bahaeddin Abacı) ve üç kızı (Saliha, Emine ve Zeyneb) dünyaya gelir. Zamanın kurra hafızlarından Hacı Muhammed Berhoş Hafız Efendi’den ders alarak hafızlığını tamamlar. Daha sonra Rızvaniye Medresesi’ndeki eğitimine önce Kürt Hacı Ali Efendi’nin yanında başlar. Daha sonra eğitimini Miftahi Hasan Efendi’den tamamlar ve büyük bir başarı göstererek diplomasını alır. İlimdeki üstün başarısından dolayı askerlikten muaf sayılır. Eğitimini tamamladıktan sonra, Hasan Padişah Camii’nde fahri olarak vaaz verir ve mukabele okur. Henüz genç yaşında, Urfa’da imamlık yapan ve irşad faaliyetlerinde bulunan Nakşibendi Şeyhi ve mürşid-i kamili Kerküklü Şeyh Abdurrahman Efendi’ye intisab eder. Şeyh Abdurrahman Efendi’den hilafet alarak Nakşibendi tarikatının Halidi şubesinin 5. göbek halifesi olur. Kendisi sağlığında halife ve vekil bırakmamıştır. Hacı Müslüm Hafız Efendi, Urfa’da camilerin tamir ve onarımı işlerini ilk olarak kendisi başlatmıştır. Kendisinden sonra bu işlerle müridi merhum Hacı Rafi Görgün Hafız Efendi uğraşmıştır. 1951’de Mevlid-i Halil Camii’ni, 1954’de Maşuk Köyü Camii’ni, 1956’da Çarhoğlu Camii’ni, 1957’de Sefalı Camii’ni ve 1958’de de Abamor Ziyalı Camii’ni yeniden inşa ettirmiştir. Bu camiler inşa edilirken maddi destek hayırsever Urfalılardan gelmiş olup, camilerin mimarlığını ve mühendisliğini ise Hacı Müslüm Hafız Efendinin yapmış olduğu anlatılır. Bu camilerin dışında Arabi Camii ve Gölpınar Köyü Camii’lerinin de tamirlerini gerçekleştirmiştir. Hacı Müslüm Hafız (k.s.) Efendi, vefatından bir yıl önce prostat kanserine yakalanır. Birkaç kez ameliyat da olur ancak hastalık düzelmez. Bu hastalıktan dolayı son 11 ayını yatakta geçirir ve nihayet 28 Haziran 1958 yılı Kurban Bayramının 1. günü sabah saatlerinde vefat eder. Türbesi Harran Kapı Kabristanındadır. Menkıbeleri Urfa’da 1930’la 1950 yılları arasında satılmış olan camilerin alı- narak tekrar cami yapılmasını ve tamirlerini Şeyh Müslüm Hafız başlattı. Kendisinin müridi olan Rafi Görgün Hafız, camilerin ya.pımında Şeyh Müslüm hafızın sağ kolu idi. Anlattığına göre Sefalı camiini yaptırırken derneğin parası kalmamıştı. Şeyh Müslüm Ha- fıza gelerek para istediler. Biliyorlardı ki onun da parası yoktu. Şeyh Müslüm Hafız o sırada rahatsızdı ve bir mindere uzanmıştı. Ondan para istediklerinde, elini başı üzerindeki küçük pencereye uzattı ve oradan üç tane binlik alarak Rafi Hafıza verdi. Oysa parayı aldığı yerde, para olmadığını biliyorlardı. Orada bulunanlar bu işe hayrette kalmışlardı. *** Yine Sefalı Camii yapılırken şehirde su kıtlığı vardı. Dolayısıyla cami inşaatında çalışanlar susuzluk çekiyorlardı. Şeyh Müslüm Hafız, bir işçiye bir yeri kazmasını söyledi. O da gösterilen yeri kazınca, birçok musafat denilen taşlar ve ayrıca yan yana uzatılmış iki uzun taş çıkmıştı. Taşları kaldırdıklarında altında eskiden kazılmış hazır bir kuyu meydana çıktı. Böylece hem o çıkan taşları cami yapımında kullandılar hem de kuyunun suyunu çekerek su ihtiyaçlarını karşıladılar. *** 1952 senesinde Şeyh Müslim Hafız Efendi Mevlid-i Halil Camii- nin tamiratını ve bahçe düzenlemesini yaptı. Cami avlusunun etrafına revaklar yaptırıp, üç köşesine de birer küçük minare diktirdi. Avlunun ortasından geçen suyun akışına güzel bir şekil verdirdi. Camii avlusunun kuzey tarafına da iki türbe yaptırdı. Bu türbeleri, —Sizin için mi, başkaları için mi yaptırdınız? diye soranlara da; —Hayır, benim değil, sahibi yakında gelecek demişti. Yakında gelecek dediği sahibi Bediüzaman Said Nursi idi. Nihayet, 1960 senesinde Urfa’da vefat eden Bediüzzaman Said Nursi’yi Mevlidihalil camiinin avlusunda Şeyh Müslim Hafızın yaptırdığı bu türbeye defnettiler. Onun da buraya defnedilmesi, öğrenci- leri ve sevenleri tarafından ziyaret edilmesi de bu mekâna ayrı bir maneviyat zenginliği ve değişik bir manzara katmıştır.Şeyh Müslüm Hafızın Torunlarından Aziz Bütün’ün anlattığına göre Mevlidihalil camiinin tamir ve düzenlemesini yaptığı sırada paraları kalmadı. Para bulmak için düşünürlerken, adamın biri geldi ve Şeyh Müslüm Hafızı sordu. Kendisine onu gösterdiler, adam yanına gitti ve bir torba dolusu para çıkararak: —Bunu size filan adam gönderdi, dedi. Böylece o para sıkıntılarını gidermiş oldu. *** Müritlerinden Halil Öztürk anlatıyor: Müslüm Hafız Efendi bazı müritleriyle Maşık köyünde Hacı Yusufun bağında cami için bir kuyu kazıyorlardı. Bir gün kuyunun içine iki kişi girmiş kuyunun etrafına bilezik denilen taş döşüyorlardı. Bir kişi de kuyunun ağ- zında onlara halata bağladığı taşı sallıyordu. Bir defasında nasıl olduysa halat taştan çözüldü ve kocaman taş kuyunun dar ağzından aşağıdakilerin üzerine doğru hızla düşmeye başladı. O sırada Şeyh Müslüm Hafız abdest almak için musluğun önünde oturmuştu. Yanında da bir müridi onu bekliyordu. Birden Şeyh Müslüm Hafız “Allah” diye bir sayha çekti ve ayağını biraz ileriye uzattı. O anda ayağı hafifçe kanamıştı. Bu arada da kuyu başında bulunana: —Oğlum biraz dikkat et diye seslendi. Diğer taraftan taşı kuyu- ya sarkıtan adam, taşın kuyuya düştüğünü görünce korkudan ren- gi bembeyaz olmuştu. Şiddetli bir gümbürtü duyuldu. Kuyunun içindekiler yukarıya seslenerek bu gürültünün ne olduğunu soruyorlardı. Taş kuyunun dar olan ağzından altta çalışanlara deyme- den geçmiş ve suyun içine düşmüştü. Kendilerine taşın düştüğünü söylediklerinde: —Biz böyle bir şey görmedik demişlerdi. *** Ahmet Döğücü anlatıyor. O da menkibeyi bizzat olayı yaşayan Hacı Haydar Camkesen’den dinlemiştir. Hacı Haydar Camkesen de Şeyh Müslüm Hafızın müridi idi. Her gün hatme yapıldığında kendisi de hazır bulunurdu. Bir gün hastalandı, doktorlara gitti, tedavi gördü. Fakat bir türlü hastalığı iyileşmediği bibi günden güne de ağırlaşıyordu. Artık zikre katılamıyordu. Bir gün Şeyh Müslüm Hafız, hatme sırasında Hacı Haydar’ı göremeyince, gel- meyişinin sebebini sordu. Ağır hasta olduğunu söyledir. O zaman Şeyh Müslüm Hafız: —O buraya gelemiyorsa, kalkın biz oraya gidelim dedi ve hep birlikte Hacı Haydar’ın evine gittiler. Orada hatmeye başladılar. Hacı Haydar da yanlarında yatakta uzanmıştı. Hatme sırasında Hacı Haydar Efendinin gözüne birden Şeyh Müslüm Hafız ile birlikte şeyhi Kerküklü Abdurrahman Efendi ve onun şeyhi Ahmed Şemseddin Efendi göründüler. Her üçü de karşısına geçtiler ve kendisini hemen orada ameliyat yaptılar. Göğsünü yardılar içinden ciğerlerine bir şeyler yaptılar sonra tekrar göğsünü diktiler. Bu hadiseden sonra Hacı Haydar Efendi kendine geldi, hiçbir ağrısının kalmadığını gördü. Ertesi gün doktora gittiğinde kendini muayene eden doktor hayrette kalmış ve —Sen yeni bir ciğer mi takmışsın, diye latife ile birlikte şaşkınlı- ğını göstermişti. Bu olaydan sonra Hacı Haydar Efendi daha onbeş sene yaşamıştır.Kendisine Haydar Çavuş dedikleri Haydar Altınsoy şunları an- latıyor: “Şeyh Müslüm hafız Efendiye yeni intisab etmiştim. O sı- rada Yakubiye mahallesindeki Sefalı Camiini yaptırıyordu. Bir günSefalı Camiine Şeyh Müslüm Hafızla birlikte gittik. Camiin yapılışı hakkında oradaki ustalara ve eski müritlerine bazı sorular soru- yordu. Onlar konuşurken birden benim de aklımdan: —Ben yeni olduğum için benim fikrimi hiç sormuyor, bana de- ğer vermiyor, deye geçti. O sırada hemen Şeyh bana dönerek: —Hele sen de camii gez dolaş, bak bakalım beğenecek misin? diye söyledi. Sanki kalbimden geçeni duymuş gibiydi. Kaynaklar ; 1- Evliyalar Şehri Şanlıurfa , Abdulhalim Durma 2- Urfa’da Tasavvuf İzleri , Mahmut Karakaş , Şurkav

Evliya

Abdülkadir Erbili Türbesi

Şanlıurfa – Merkez – Ellisekiz meydanında halveti tekkesi yanında Abdulkadir Kemaleddin Erbili (1806–1897) hem Kadiri, hem Halveti ve hem de Nakşibendî şeyhidir. Erbilli olup, Erbil’de Kadirî şeyhi Şeyh Ziyaeddin Abdurrahman Talabani’nin halifesidir. Urfa’ya ne zaman geldiği belli değildir. Fakat orta yaşlarında geldiği muhakkaktır. Kendisi Şeyhi Abdurrahman Talabani’den Kadirilik hilafeti almasına rağmen, Urfa’da Şeyh Ramazan Şanî’nin yaptırdığı Halveti tekkesinde şeyhlik ve vakfının mütevelliliğini yapmıştır. Bu tekke’ye nasıl şeyh olduğu ve şeyhliği kimden devr aldığını henüz sicillerde rastlayamadık. Yalnız vermiş olduğu 21 Rebiülahir 1308 (Miladi 5 Aralık 1890) tarihli bir arz dilekçesinde Şeyh Abdulkadir Kemaleddin Erbilî’nin bu tekkenin vakfının uzun yıllar mütevellisi olduğu anlaşılmaktadır. Dilekçenin baş tarafı şöyledir: “Nezaret-i Evkaf-ı Hümayun mülukâneye mülhak evkafdan olup tevliyeti şeyhine ve gallesi imaretine meşrut olan Medine-i Urfa mahallatından Hacı Gazi mahallesinde vaki Şeyh Ramazan Şani Efendi ibni Gazi Halife nam vakfın bina ve inşasına muvaffak olduğu Halvetiye hangah-ı şerifi vakfının ba-fermanı ali mütevellisi olup hankah-ı mezkurde meşihatını eda ve ifa eden Erbil ahalisinden Şeyh Abdulkadir Efendi ibni Muh- yiddin Efendi nam kimesnenin sini seb’i mütecaviz olup müstakilen idareden aciz olmakla…” Bu dilekçe verildiğinde Şeyh Abdulkadir Erbilî Efendi 70 yaşını çoktan geçmiş bulunuyordu. Yaşının geçkin olmasından dolayı aynı dilekçede vakfın mütevelliliğini Şeyh Şanî evlatlarından Abdulkadir oğlu Şeyh Muhammed Bakır’a devrettiği de anlaşılmaktadır. Şeyh Abdulkadir Kemaleddin Erbilî’nin türbesi Urfa’da Kurtuluş meydanında şeyhliğini ve mütevelliliğini yaptığı, Şeyh Ramazan Şanî’nin yaptırdığı Halveti tekkesinin içindedir. Türbesi üzerindeki kitabede: “fatiha, Haza darihu’l-arifi bi-Rabbihi samiyi’l-gavs ebi Muhammed Muhyiddin es-seyyidi senedi’ş-Şeyh Abdulkadir ibni Şerif Mu- hammed Muhyiddin es-Sıddık el-Hüseyni. Tüviffiye an ihda ve tis’ine seneten rahimallahu’r-Rahman. Fi şehri Ramazan sene 1315” İfadeleri kullanılmakta olup, 1897 tarihinde 91 yaşında vefat ettiği kaydedilmiştir. Abdulkadir Efendinin iki oğlu olmuştur. Büyük oğlu Muhammed Muhyiddin adında âlim, mutasavvıf ve şair olup İstanbul’da vefat etmiştir. Küçük oğlu Mustafa Safvet (1866– 1950) de âlim, mutasavvıf ve şairdir. Abdulkadir Kemaleddin kitap yazmış olan Urfa ender meşayihindendir. Kitapları: 1.Hüccetü’zakirîn fi’r-reddi ale’l-Münkirin, basılmıştır. 2.Tefrihu’l-Hatır fi menakib-i Abdulkadir. Basılmıştır. 3.Tarikatü’r-Rahmaniyeti fi’r-rucui ve’l-vusuli ila’l-Hazreti’l- Aliye. 4.İthamatü’l-İlahiye fi Ma’arifeti’l-Hakikati’l-İnsaniye. 5.Mir’atü’ş-Şuhud fi beyani Vahdeti Vücud. 6.Hadikatü’l-Ezhar fi’l-Hikmeti ve’l-Esrar. 7.Ed-Dürerü’l-Müteberetü fi şerhi’l-Ayati Semaniyete Aşere min mukaddimeti’l-Mesnevi Şerif. 8.Şerhü kelimatü Farisiyeti mine’l-Lemati’l-İrakiye. Bu kitaplar da basılmamıştır. Erbilli Abdulkadir Efendi Kadiri tarikatından Dede Osman Avni’ye (Ölüm. 1883), halveti tarikatından ise Şeyh Ahmed’e (ölüm. ?) halifelik vermiştir. Urfa’nın yaşlılarından Emin Beyazgül’ün gençliğinde bizzat yaşayan zatın ağzından dinleyerek anlattıklarına göre; Urfa’da da 1900’lü yıllardan önce, Kurtuluş mahallesinde oturan Ermeni bir aile çocuğunun babası ölmüştü. Çocuk henüz dokuz on yaşlarında bulunuyordu. Annesi başka biriyle evlenmişti. Böylece çocuğun üvey babası olan adam, evlendikten bir müddet sonra çocuğun annesine; —Ya ben, ya bu çocuk evden gidecek, diye kadını sıkıştırmaya başlamıştı. Yeni evlendiği kocadan ayrılamayan kadın, bunun üze- rine kendi öz çocuğunu evden atmıştı. O zaman çocuk evden atı- lınca, gidecek yeri de olmadığı için Kurtuluş meydanındaki Halveti tekkesinin kapısı önünde çaresizlik içinde oturmaya başlamıştı. Çocuğu, tekkenin şeyhi Abdülkadir Erbilî Efendi görünce, çocuk- tan orada oturmasının sebebini sormuştu. O da durumu olduğu gibi şeyhe anlatmıştı. Durumu anlayan şeyh, çocuğu içeri almış, onu senelerce yanında yetiştirmişti. Tabi bu iyiliği gören çocuk imanlı bir müslüman olmuştu.180 Urfa’da 1880’li yıllarda cereyan eden bu hadise, tekkelerin hem sosyal hayattaki yerini ve hem de Müslim-gayri müslim her kesime hizmet vermelerine dair güzel bir örnektir. Kaynak ; Urfa’da tasavvufu İzleri , Mahmut Karakaş , Şurkav , 2017

Evliya

Şeyh Hacı Halid-i Gülpevari (k.s.)

Şanlıurfa – Siverek – Gülpınar Beldesinde Şeyh Hacı Halid Gülpevari Hazretleri’nin Silsile-i Şerifi Diyarbakır’ın Çınar ilçesine bağlı Altoğar (Altunakar) köyünde hicri 1279 tarihinde doğmuştur. İnsanları Hakk’a dâvet eden, onlara doğru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin otuz dördüncüsüdür. Babası, meşhur ulemadan, aynı zamanda Şeyh Hasan-i Nurani’nin halifesi olan Şeyh Kasım El-Hadi Altunakar (El Toğârî) Hazretleridir. İlim ve tarikat tahsilini babasının yanında yaparak sohbetlerinde kemale ermiş hem ilim, hem tarikat icazetini alarak babasının halifesi olmuştur. Muhterem babası Şeyh Kasım El-Toğari resmi bir dilekçe ile oğlu Şeyh Halid-i Gülpevari’ye (Gülpınar) Siverek ilçesinde görevlendirmiştir. Bu dilekçe şöyledir; Huzur-i Ali-i Risalet penahiye Ma’rudi daireleridir ki: Vilayeticelilelerine mülhak, Siverek kazası dahilindeki –Gülpınar- karyesinde, ihtiyar-ı ikamet ve inziva eyleyip, ibadet ve duayı vacib-ul edayı cenab-i Padişahiye muvazebetle meşğul iken, her nasılsa hasbelkader bundan birkaç ay evvel, Mekke’ye i’zam olunan oğlum Şeyh Halid, Dairelerinin şayani mürüvvet ve merhamet olan ahvali perişaniyeti iştimaline dair, kendisinden bu kere almış olduğum arabiyyul ibare bir kıt’a mektubunu zat-ı Ali-i Vilayetpenahilerine takdim etmiştim. Münderecatından, mumaileyh dailerinin güya Mekke’den hilafı rızai ali, firar eylemiş olması hakkında zuhur eden havadis ve eş’arat’ın, makarin-i Hilafe-i Uzma’ya, her mü’min ve muvahhid’in ma’ruden uhde-i sadakati olan daavat-ı Hayriye ile meşğul bir hal’i felaket ve zaruret içinde olduğu halde, merahim ve eşfak’i alemşumuli şehriyari’ye muntazır bulundağu ve şu hal Mekke’ye i’zam içun sebeb addedilen şeylerin mahiyetini tehvin ve mağduriyet ve sadakatini açıklamakla bulunmuştur. Ahvali hususiye ve umumiyemize tahvile vakıf olan vilayet-i Celileleri ahalisince ma’lumdur ki, gerek senakar malasşiarları ve gerek oğlum mumaileyh Şeyh Halid daileri, fukarayı tarikat-ı aliyeyi Nakşi’den olup, sakin olduğumuz karyelerde, ta’lim-i ulum’i diniyye ile iştiğal ve bu cihetle isticlab-ı daavat-ı hayriyye-i ayat-ı cihanbani ile vazife-i sadakat ve ubudiyeti ikmal edegelmekte, hilafı emr ve rıza-i ali, hiçbir hal ve harekette bulunmamış ve bundan böyle dahi bulunmayacağımız derkar bulunmuştur. Mumaileyh dailerinin Mekke’ye i’zamından bu an’a kadar tarafı ali-i asifanelerinden icra buyurulan tahkiat ve tetkikatı lazime neticesinden dahi, mumaileyh daileri hakkında, dermeyan olunan şeylerin ehemmiyetsizliği bir derece tahakkuk eylediğine ve mumaileyh’in burada kalan evladu iyali, bir hali sefalet ve felaket ve acizleri de, bu şehir-i sırr-ı şeyhuhat içinde, mufarakatı evlat teessürat-ı tahammülkedalerine takat getirememekte olup, bu gah rıza-i ali ve merhamet-i meselleme-i cenabi velayetpenahileri kail olunamayacağına binaen, dailerinin; ikamet etmekte olduğum karye’de oturup hizmeti daiyanemde bulunmak üzere mumaileyh dailerinin yine bu tarafa celbine delalet ve merhamet-i aliyye-i fehimanelerinin ……..(okunamadı)……. Buyurulması, istirhaf-e cesaret olundu Ol bab da emr ve ferman Hazret-i men leh’ul emr’indir. 28 teşrinievvel 1306 Tarikat-ı Aliye-i Nakşibendiye hulefasından Şeyh Kasım Mühür Şeyh Halid-i Gülpınar henüz genç sayılan 27 yaşında babasının emriyle bu dilekçe ile Şanlıurfa iline bağlı Siverek ilçesinin Gülpınar nahiyesine görevlendirilerek hemen medrese tedrisata ve tekkede irşada başlar. Birçok ulema ve meşayih yetiştirir. Türbesi Şanlıurfa ili Siverek ilçesi Gülpınar Beldesinde meftun bulunmaktadır. Sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir. Bölgenin halkını irşâd ederek birçok talebe yetiştirdi. Yetiştirdiği ve icazet verdiği en büyük talebeleri şunlardır: Oğlu Eyyüb Gülpınar, Seyyid Mevlana Muhammed Halid-i Zilan ve Muhammed Bel Fırat Hazretleridir. Yüce sırrını mukaddes ve mübarek kılsın. [toggle title=”Kaynaklar” load=”hide”]Kaynak : 1) Tezkire-i Meşayih-i Amid Diyarbekir Velileri I-II M.Şefik Korkusuz s.144-146 [/toggle]

📍 Siverek
Peygamber

Hz. Eyyüp (a.s.) – Şanlıurfa

Hz. Eyyüp (a.s.)’ın kabri şerifi Hz. Eyyüp (a.s.)’ın kabri şerifi Şanlıurfa – Viranşehir’in 10 km yakınındaki Eyübnebi beldesinde . …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Şanlıurfa Özel
Evliya

Şeyh Şazeli Ali Efendi

Evliya

Hafız Muhammed Selim Efendi

Şanlıurfa – Merkez’de Dabakhane camii giriş kapısında ( Haritadaki nokta tam yerini gösterir) ……. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Şanlıurfa Özel
Evliya

Nebih Efendi

Şanlıurfa – Bediüzzaman kabristanında. Kabristanın haleplibahçe caddesindeki kapıdan girdiğimiz zaman 50 metre yukarıda soldaki türbed Urfa’da mezarını bildiğimiz en eski Nakşibendî şeyhi Nebih Efendidir (k.s.). Nebih Efendi Nakşibendîliğin Müceddidiye ko- lundandır. 1789 tarihinde vefat eden Nebih Efendi de Urfa evliyasının büyüklerindendir. Urfa’da Nebih Efendiden daha önce Nak- şibendî tarikatı mensupları ismine rastlayamadık. Nebih Efendi, Tasavvuf ehli tarafından Hoca Nebih Ruhavî olarak tanınmakta olup, elimize geçen bir silsilenameye göre halifeliği Sind bölgesinde iken Alimullah Sindi (k.s.)’den almıştır. Sindistan, Hindistan’ın kuzey-batısında Pakistan’ın güneyinde bir bölgedir. Bu silsileye göre Nebih Efendi Sindlidir. Yine silsilede geriye doğru şöyle gidilmektedir: Nebih Efendi’nin şeyhi Alimullah Sindi, Abdulğafur Lahori, Mirza Beg Cemilullah, Fazlullah Serhendi, Meyan Masum, İmam Muhammed Serhendi, Hoca Ahmed el-Faruk İmam Rabbani müceddid-i elfi sani Böylece yine silsile Şah-ı Nakşibendî ile Resulullah Efendimize kadar uzanmaktadır. Nebih Efendi, Sind bölgesinde şeyhi Alimullah Sindî’den halifelik aldıktan sonra 1750’li yıllarda Sind’den Urfa’ya gelerek yerleş- miştir. Urfa’da irşad görevini sürdürmüş ve kendisi de Hoca Emin Bursevi’ye halifelik vermiştir. Urfalı bir kimseye halifelik verip vermediği bilinmemektedir. Türbesi Bediüzzaman mezarlığının batısındadır. Nebih Efendi’nin (k.s.), özel durumu hakkında bize bilgi veren torunlarından Sait Cincık’ın anlattığına göre Nebih Efendi Seyyid olup, Horasan tarafından Urfa’ya gelmiştir. Fakat arşivimizde bulunan silsilede ve Nebih Efendinin mezar taşında Nebih Efendi için “Seyyid” sıfatı kullanılmamıştır. Mezar taşında: “Haza kabrü’l-merhum ve’l-mağfur mürşid el-arifin ve fi tari- kati’l-aliyei Nakşibendiyye, eş-Şeyh Nebih Efendi (k.s.) ibni Ab- dullah, intakale min dari’l-fena ila dari’l-beka bi-nidai “Ya ey- yetuha’l-nefsü mütmeinne ircii ila Rabbiki radiyeten mardiyye” mine’l-vasiti Şaban el-muazzam sene selase ve mieteyn ve elfün. Ğafarallahu rahmeten vasiaten. Fi sene 1203” ibaresi geçmektedir. Mezarı yeşile boyanmıştır. Devamlı ziyaret edilen velilerdendir. Bir ara Rızvaniye camiindeki odalardan birinde oturmuş, sonra Bıçakçı mahallesinde yaptırdığı tekkesinde irşad görevini sürdürmüştür. Nebih Efendinin türbesinin dışarısında ve kuzey tarafında oğlunun mezarı bulunmaktadır. Bu mezar yeşile boyanmamıştır. Ba- basından halifelik alıp almadığı belli değildir. Sadece mezar taşında kutbü’l-arifin Nebih Efendinin oğlu Abdullah Efendi yazmakta ve vefatını 1226 (miladi 1811) olarak vermektedir. Aynı mezara torunlarından 1248 (miladi 1832)’de vefat eden İsmail oğlu Mustafa ve 1281 (miladi 1864)’te vefat eden Mustafa oğlu Said efendiler de defnedilmiştir. Yine aynı zatın anlattıklarına göre büyük dedeleri olan Nebih Efendinin (ö.1789) giydiği hırkası torunlarının yanında bir muşam- ba içerisinde hala muhafaza edilmektedir. Bu hırkayı zor doğum yapan kadının üzerine attıklarında, kadının kolay doğum yaptığına inanırlarmış. Yine ondan kalan kemeri ve keşküşü de bu gibi şeyler için götürülürmüş. Fakat bu ikisi geri getirilmeyince kaybolmuştur diye anlatmaktadır. Yine bu zatın yanında bulunan ve okumamıza izin verdiği bazı beratlardan anladığımıza göre evlatları ve torunları da hep ilimle uğraşmışlardır. Torunlarından Seyyid Fazlı Halife, babası Muhammed’in vefatı üzerine Tahtamor camiindeki ilkokula 1823 tarihinde günlük üç akça karşılığı öğretmen olarak atanmıştır. Torunlarından bir başkası olan müderris Abdullatif Efendi yaşlılığından dolayı, 1856 tarihinde günlük dokuz akçalık müderrislik vazifesini oğlu Muhammed Said Efendiye bırakmıştır. Bir başka torunu da yedi akça gündelikle Ulu Cami medresesi müderrisliğinde bulunan ve beratını 1863 tarihinde alan Muhammed’in oğlu Seyyid Halil’dir. Nebih Efendinin üçüncü kuşak torunlarından Sait Cincık kendi hakkında şunları anlatmaktadır: “1956–1960 yıllarında İstanbulda çalışıyordum. O zamanlar henüz gençtim, cahildim. Kendi bileğime de güvenirdim. 1956 senesinde benim cesaretim ve kuvvetli olmam bazı kimselerin aleyhimde planlar kurmalarına sebep olmuştu. Bu yüzden beni bir tuzağa düşürdüler. Beni bilmediğim ve tanımadığım bir eve götürdüler. Orada birçok kimse vardı ve ben o adamların suratlarından hiç hoşlanmamıştım. Artık bana kötü bir şeyler yapacaklarını kesin anlamıştım. Tabi çok da kalabalık olduklarından gücüm onlara yetmiyordu. O anda birden Nebih Efendi dedem aklıma geldi ve ben içimden halimi arzederek dedemden yardım istedi. İçimden adeta yalvararak bana yardım etmesini ve bu bataklıktan beni kurtarmasını istiyordum. Aradan on dakika ya geçti ya geçmedi birden kapı açıldı ve adamın biri bütün heybetiyle bana doğru gelerek, —Sen, dedi. Kalk benimle gel, ben de kalktım onunla birlikte evden dışarı çıktım. O adam benimle birlikte kendi mahallemize kadar geldi. Mahallemize girdiğimizde, adamın yanımda yanımda olmadığını fark ettim.” Kendisi hakkında anlatılan menkibelerden biri şöyledir: Rızvaniye camii avlusundaki odalardan birinde fakir bir kişi yaşardı. Bir gün bu kimse vefat etti. Nebih efendi ve müridleri bu fakiri defnettiler. Nebih Efendi fakirin odasındaki eşyalarına bakarken gözüne topraktan yapılmış eski bir lamba ilişti. Lambayı yaktığında içinden bir ifrit çıktı. Nebih Efendi İfrite: —Ne kadar zamandır bu adamın hizmetindesin? Diye sordu. İfrit de —Kırk senedir, cevabını verdi. Bunun üzerine Nebih Efendi, —Bu kırk sene içinde kendisine ne hizmetlerde bulundun? Sorusuna karşılık İfrit, —Benden bir şey istemedi, dedi. Yalnız ölmeden az evvel ağır bir hastalığa yakalanmıştı. Bana canının bamya aşı istediğini söyledi. Kış mevsiminde pek bamya bulunmuyordu. Kendisine Hindis- tan’da bamya aşı bularak getirdim. Yemeye baktı ve sonra bu bana haramdır, geri götür dedi. Ben de geri götürdüm. Diye cevap veriyor. Bunun üzerine Nebih Efendi İfrite serbest olduğunu söylüyor ve lambayı kırarak toprağını göle döküyor. Müritleri —Aman şeyhim, niye öyle yaptın hiç olmazsa bize hizmet ederdi dediklerinde Nebih Efendi elini uzatıp kendine doğru çekerek —Gel, gel, gel diyor. Her çağırdıkça bir ifrit geliyordu. Bu şekilde kırk ifrit olunca müritlerine dönerek —Bir başkasının kazandığını çalıştıracağınıza, siz kendiniz kazanın, diyor ve ifritleri geri gönderiyor. Urfa Rızvaniye Camiinde geçtiği söylenilen, fakat aslında Nebih Efendi’nin Urfa’ya gelmesinden çok önce olması gereken bir menkıbesi de şöyledir. Nebih Efendi büyük bir alim olarak yetişmişti. O sırada imamlık da ediyordu. Camiye devam edenler arasında bir şeyh de bulunuyordu. Bu şeyh, Nebih Efendinin kendisine intisap etmesini istiyor, fakat Nebih efendi kabul etmiyordu. Bu şeyh bir kış gününde Nebih Efendiyi taze bamya yemeğine davet etti. Nebih Efendi ise “Yine bana keramet göstermek istiyor” diye davetini kabul etmedi. Fakat günlerden bir gün Nebih Efendi bir rüya gördü. Rüyasında bir davete gitmişti. Kendisine kuzu kızartmışlardı. Kuzu o kadar güzel kızarmıştı ki insanın iştahını kabartıyordu. Nebih Efendi bir lokma kopararak ağzına attı, çiğnedi. Fakat ne kadar çiğnediyse de yutamadı, çünkü et pişmemişti. Eti yiyemedi, tekrar çıkardı. —Nasıl olur dedi, bu kadar güzel kızarmış bir etin içi nasıl çiğ kalır? Diye düşündü. Ertesi sabah camiye geldi. Sabah namazında bile üstü pişmiş, fakat hala içi ham olan eti düşünüyordu. Şeyh ise yine arkasında namaza durmuştu. Namazdan sonra Şeyh Nebih Efendiyi tutarak: —Nebih Efendi, dedi. O kuzu kızartması sensin, sen. Üstten iyice pişmiş görünüyorsun, çünkü iyi bir ilmin var. Ama için hala pişmemiş, çiğdir dedi. Bunun üzerine Nebih Efendi, şeyhe intisap etti ve kısa zamanda zamanının kutbu derecesine yükseldi. Kaynak ; Urfa’da Tasavvufun İzleri , Mahmut Karakaş , Şurkav Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Evliya

Şeyh Cemaleddin-i İbni Şucaa Hz.

Şanlıurfa Birecik İlçe'sinde Şeyh Cemaleddin-i İbni Şucaa Hz. Türbesi, Birecik Eski mezarlıktadır.

📍 Birecik
Peygamber

Hz. Eyüp A.S.

Sabır Örneği Bir Peygamber Mevcut inanca göre, Yüce Allah, Şanlıurfa'da yaşayan ve çok zengin olan Eyüp Peygamber'i imtihan etmek için önce mallarını ve çocuklarını elinden aldı ve daha sonra kendisine ağır bir hastalık verdi. Tüm bunlara sabır ve şükür gösteren Hz. Eyüp A.S., Cebaril (a.s.)'in getirdiği vahiy gereği ayağını yere vurdu ve yerden su fışkırdı. Bu su ile yıkanan Hz. Eyüp, vücudunu kaplayan yaralardan hemen kurtuldu. Daha sonra içtiği bu kutsal su, içindeki bütün dertlerini de yok etti. Bunun üzerine Allah, Hz. Eyüp'e, hem çocuklarının hem de mallarının iki katını verdi. Bunun için Hz. Eyüp, sabır timsali bir peygamber olarak tanınmaktadır. Eyüp Peygamber'in hastalık çektiği mağara, yıkanarak ve suyundan içerek şifa bulduğu kuyu Şanlıurfa'nın Eyyübiye İlçe si'nde bulunmaktadır. Hz. Eyüp Peygamber'in türbesi ise, Şanlıurfa'ya 100 km. mesafede, Viranşehir ilçe sınırları içerisindeki Eyyüpnebi Köyü'nde bulunan, köyün kuzey yönündeki höyüğün güney eteğinde, kendi adıyla anılan caminin doğusundaki mezarlık içerisindedir.

📍 Viranşehir
Peygamber

Hz. İlyas A.S.

Halkını Hakk Yoluna Davet Eden Peygamber Hz. İlyâs A.S.’ın adı Kur’ân-ı Kerim’de iki defa İlyâs şeklinde bir defa da İlyâsîn şeklinde zikredilmektedir. Mümin kullardan olup bulunduğu kavmin taptığı Ba’l inancıyla mücadele ettiği ve daha sonra gelenler arasında hayırla anıldığı belirtilmektedir. Yunanca ve Latincede Elias, Süryânice’de Eliya olarak bilinir. Rivayetlere göre Hz. Hârûn A.S.’a dayanan bir soya mensuptur. Hezekiel peygamberden sonra İsrâiloğulları içinde birçok bid‘at ortaya çıkmış, İsrâiloğulları Allah’a verdikleri sözü unutup Ba’l’e tapmaya başlamışlar, bunun üzerine Allah onlara İlyâs’ı peygamber olarak yollamıştır. Bir rivayete göre küçüklüğünde vuku bulan bir hadise üzerine dağlara kaçıp ömrünün kırk yılını oralarda geçirmiş, kırk yaşında kendisine peygamberlik verilmiş, yetmiş karyeye gönderilmiştir. Hz. İlyas A.S. Türbesi Şanlıurfa’ın Viranşehir ilçesindedir.

📍 Viranşehir
Peygamber

Hz. Şuayp A.S.

Eyke ve Medyen ahalisine gönderilen peygamber Hz. Şuayp peygamberin soyu ile alakalı farklı bilgiler bulunmaktadır. Hz. Şuayp A.S. verilen bilgilere göre anne tarafının Lut peygamberden geldiği veyahut Hz. Salih’ten sonra Hz. Musa ve Hz. Harun’dan önce gönderildiği ya da Hz. İbrahim’in soyundan geldiği üzerine farklı bilgiler yer almaktadır. Hz. Şuayp peygamberin tüm nasihatlerine rağmen Medyen halkı onu dinlememesi üzerine şiddetli bir deprem ile yok edilmiştir. Hz. Şuayb peygamberin ve ona inananların kurtulduğu ve Eyke’ye giderek orada Eyke halkına doğru yolu göstermekle vazifelendirilmiştir. Farklı kaynaklarda ise Medyen’de yaşamaya devam ettikleri ifade edilmektedir. Hz. Şuayp A.S. Türbesi bugün Şanlıurfa Harran ilçesinde bulunmaktadır.

📍 Harran
Peygamber

Hz. Rahime Valide ( Eyüp Peygamber'in Zevcesi)

Kur’an-ı Kerim’de adı geçen peygamberlerden Hz. Eyüp A.S.’ın hanımı Hz. Eyüp peygamberin hanımıdır. Aynı zamanda Hz. Yakup’un kızı Liya veya Hz. Yusuf’un oğlu Efraim’in kızıdır. Bu sebeple Hz. Eyüp Peygamber’in Hz. Yakup veya Hz. Yusuf ile aynı dönemde yaşadığı sanılmaktadır. Eyyüb peygamberin hastalığı sırasında sabırla kendisine bakan Hz. Rahime Valide’ye ait türbe bugün Şanlıurfa – Viranşehir’in 10 km yakınındaki Eyübnebi beldesinde Hz. Eyüp türbesinin karşısında yer almaktadır.

📍 Viranşehir
Peygamber

Hz. Eyüp A.S. Sabır Makamı

Yüce Allah, Şanlıurfa'da yaşayan ve çok zengin olan Eyüp Peygamber'i imtihan etmek için önce mallarını ve çocuklarını elinden aldı ve daha sonra kendisine ağır bir hastalık verdi. Tüm bunlara sabır ve şükür gösteren, ileri sahfaya gelen hastalık sonrasında Hz. Eyüp; "Ya Rabbi bu hastalık lisanen zikrime ve kalben ubudiyetime zarar veriyor. Sen merhametlilerin en merhametlisisin." diye niyaz edince Hz. Eyüp A.S., Cebaril (a.s.)'in getirdiği vahiy gereği ayağını yere vurdu ve yerden su fışkırdı. Bu su ile yıkanan Hz. Eyüp, vücudunu kaplayan yaralardan hemen kurtuldu. Daha sonra içtiği bu kutsal su, içindeki bütün dertlerini de yok etti. Bunun üzerine Allah C.C., Hz. Eyüp'e, hem çocuklarının hem de mallarının iki katını verdi. Bu yüzden Hz. Eyüp A.S., sabır timsali bir peygamber olarak tanınmaktadır. Rahime Validemiz'in de bu Su'dan içerek ve yıkanarak gençleştiği rivayet olunur. Hz. Eyüp A.S. Sabır Makamı olan bu mağara ve yıkanarak, suyundan içerek, şifa bulduğu kuyu, Şanlıurfa'nın Eyyübiye İlçesi'nde, Eyüp Peygamber Camii yanında bulunmaktadır.

📍 Eyyübiye
Sahabe

Hz. Cabir El Ensari R.A.

Harran’ın 20 km. kuzeyindeki Cabir el-Ensar (Yardımcı) Köyünde Hz. Cabir El Ensari R.A.'a ait bir türbe (meşhed) ve yanında yine O’nun adını taşıyan bir cami bulunmaktadır. Hz. Cabir El Ensari R.A. hicretten 16 yıl önce (miladi 607) yılında Medine’de doğmuştur. Hz. Peygamber S.A.V. efendimiz ile birlikte birçok savaşa katılan Hz. peygamberin vefatından sonra 697 yılında Hz. Ömer zamanında başta Harran'ın Şam'ın ve Urfa'nın fethi için bu bölgeye gönderildiği İslam ordusunun kumandanı ve resulullahın sancaktarı olarak savaşıp şehit olduktan sonra burada medfun olduğu şehit düştüğü defnedildiği yere de bu türbenin (meşhed) ve caminin yapıldığı kaynaklarda geçmektedir. Hz. Cabir El Ensari R.A. Türbesi Şanlıurfa Eyyubiye İlçe'si Yardımcı Bucağı'nda dır.

📍 Eyyübiye
Sahabe

Hz. Koç Dede R.A. (Koçali Baba)

Hz. Ömer dönemi İslam ordusu komutanının oğlu olan sahabe Halk arasında bilinen ismiyle Koçali Baba veyahut Koç Dede’nin Peygamber Efendimiz’in sahabelerinden olduğu rivayet edilmektedir. Hz. Ömer’in hilafeti döneminde Diyarbakır’ın fethedilmesi sonrası ordu komutanı İyaz bin Ganem Hz. Cabir’in çocuğu olan Koçali Baba’yı Siverek’e vali olarak tayin etmiştir. Koç Dede Hz. (Koçali Baba) Türbesi bugün halen Şanlıurfa’da Siverek ilçesinde ziyaret edilebilmektedir.

📍 Siverek
Kutsal Mekân

Hz. Yakup Kuyusu

Şanlıurfa Harran İlçesinde Hz. Yakup Kuyusu

📍 Harran
Sahabe

Hz. Cerrah Baba R.A.

Şanlıurfa Siverek İlçesi'nde Hz. Cerrah Baba R.A. Türbesi,

📍 Siverek
Sahabe

Hz. Kaplan Baba R.A. (Kaplan Dede)

Şanlıurfa Bozova İlçesi Yalıntaş Mahallesi Hz. Kaplan Baba R.A. Kabri Kaplandede Dağı'nda dır. Burada 4 kabir bulunmaktadır. Halk arasında yaygın olan bir kanaate göre, Halid bin Velid komutasındaki ordu buradan Samsat‘a (Sümeysat) doğru geçerken Halid bin Velid‘in oğlu Muhammed ile birlikte birkaç sahabe daha şehid olmuş ve buraya defnedilmişlerdir. Girilen konum patika yolun başıdır. Türbe ~ 700 metre ileride ağaçlık alandadır.

📍 Bozova
Sahabe

Hz. Hanzala El-Katib R.A.

Şanlıurfa Eyyübiye ilçesinde Hz. Hanzala El-Katib R.A. kabri 1049. Sk. evin bahçesindedır. Ev sahibi izin verirse ziyaret edilebilir.

📍 Eyyübiye
Evliya

Şeyh Ayn-ı El Hakim Hz.

Şanlıurfa Birecik İlçesinde Şeyh Ayn-ı El Hakim Hz. Türbesi Tam adı el-Müstedrek ʿale’ṣ-Ṣaḥîḥayn’dir (el-Müstedrek ʿale’ş-Şeyḫayn). Hâkim, bazı çağdaşlarının sahih hadislerin Ṣaḥîḥayn’deki rivayetlerle sınırlı olduğunu, bunların on bini geçmediğini, geri kalanların zayıf ve asılsız olduğunu ileri sürmeleri karşısında kendisinden bu yanlışı düzeltmek için Buhârî ve Müslim’in de delil kabul edebileceği isnadlarla rivayet edilmiş hadisleri bir araya getirmesinin istenmesi üzerine el-Müstedrek’i yazmaya karar verdiğini söylemektedir.

📍 Birecik
Evliya

Seyyid Ali Baba Hz.

Şanlıurfa Birecik İlçe'sinde Seyyid Ali Baba Hz. Türbesi,

📍 Birecik
Evliya

Şeyh Hasan Baba Hz.

Şanlıurfa Birecik İlçe'sinde Şeyh Hasan Baba Hz. Türbesi,

📍 Birecik
Evliya

İmam Bakır Hz.

Şanlıurfa Harran İlçesinde İmam Bakır Hz. Türbesi Harran'ın 3 km. kuzeydoğusunda İmam Bakır Köyü'nde 12 İmamdan beşincisi olan Ebu Ca'fer İmam Muhammet Bakır'a atfedilen bir türbe ve bitişiğinde onun adını taşıyan bir cami yer alır. Halife Hz.Ömer zamanında (miladi 639'da) Urfa ve Harran'ın fethi savaşına katılan Ebu Ca'fer İmam Muhammet'in kopan bir parmağının buraya gömülerek üzerine türbenin yapıldığı ve köye "İmam Bakır" adı verildiği rivayet edilir.

📍 Harran
Evliya

Şeyh Safu Safuiddin Hz.

Şanlıurfa Birecik İlçesinde Şeyh Safu Safuiddin Hz. Türbesi Türbesi Urfa Kapısı civarındadır. Kesme taş malzemeden, kare planlı olarak inşa edilmiş olan türbenin üzeri, kubbe ile örtülmüştür. Yapının kuzey tarafta bulunan giriş kapısı üzerindeki kitabede, Şeyh Safiyüddin Horasani Hazretlerinin türbesinin, Cemaziyelevvel 1332/28 Mart-26 Nisan 1914'te, Birecik İkinci Yedek Bölüğü üsteğmenlerinden Fehmi Efendi tarafından onartıldığı belirtilmektedir. Türbenin doğu ve batı yönlerinde iki tane penceresi bulunmaktadır. Üzeri, mermer kaplanmış mezarın taşında, "Şeyh Safi Horasani Merkadi" ibaresi bulunmaktadır. Türbenin batı tarafında kime ait olduğu bilinmeyen bir mezar daha bulunmaktadır.

📍 Birecik
Evliya

Seyyid Saadettin Cebavi Hz.

Şanlıurfa Birecik İlçe'sinde Seyyid Saadettin Cebavi Hz. Türbesi, Saadettin Camii yakınındadır.

📍 Birecik
Evliya

Şeyh Maksud Hz.

Şanlıurfa Eyyübiye İlçesinde Şeyh Maksud Hz. Türbesi Şanlıurfa’daki türbelerin en eski tarihlisi olan bu yapı, aslında dört eyvanlı kapalı Selçuklu medreseleri tarzında inşa edilmiş bir medrese yapısıdır. Doğudaki eyvanın alt kısmındaki odada Şeyh Mesut’un mezarı, eyvan içerisinde de sandukası bulunmaktadır. Şeyh Mesut, Anadolu’nun İslamlaşmasını sağlayan ve halkın mezheplerle tanışmasını sağlayan Hoca Ahmet Yesevi’nin halifelerinden biridir. Şeyh Mes’ud, Nişabur’dan Anadolu’ya gelerek halka İslamiyeti öğretmekle görevlendirilmiştir. Uzun yıllar Urfa’da Müslümanlığa hizmet etmiş evliyadandır. Yapının 100 metre kadar batısında bulunan bir sarnıcın yanındaki kaya üzerine yazılmış Arapça kitabede: "Bu sarnıc, Nişaburlu Said Hengel'in oğlu Mes‘ud tarafından 10 Receb 579 (m. 30 Ekim 1183) tarihinde oyulmuştur. Kim Allah'ı yardıma çağırırsa, Allah ona ve bütün Müslümanlara yardım ve merhamet etsin" yazılıdır.

📍 Eyyübiye
Evliya

Melik-i Tahir Hz. ( Dahar)

Şanlıurfa Birecik İlçe'sinde Melik-i Tahir Hz. ( Dahar) Türbesi, Kurtuluş mahallesinde, ev gibi görünen bir mağara içindedir. Türbe girişi çok büyük hareketli bir granit taş ile gizlenmiştir. Kapı anahtarı yakında bir evdedir. Melik Tahir (Dahar) Türbesi Kurtuluş Mahallesinde yer alır. Doğuya bakan dış kapıdan merdivenle inildikten sonra, ikinci bir taştan oyma kapıyla türbe bölümüne geçilmektedir. Melik Tahir' in mezarı beton malzemeden yapılmıştır. Mezar taşın üzerinde, yörede "Melik Tahir' in Yeşili" olarak bilinen yeşil renkli bir örtü bulunmaktadır. Türbede Selehaddin-i Eyyubi'nin oğlunun defin olduğu ileri sürülür. Türbenin İslam döneminde de türbe ve mescit olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir.

📍 Birecik
Evliya

Deh Sultan Hz.

Şanlıurfa Birecik İlçe'sinde Deh Sultan Hz. Türbesi,

📍 Birecik
Evliya

Hayat Bin Kays El Harrani Hz.

Şanlıurfa Harran İlçesinde Hayat Bin Kays El Harrani Hz. Türbesi Harran’da yetişen evliyanın büyüklerinden ve ariflerin ileri gelenlerinden. İsmi, Hayât bin Kays bin Rahhâl bin Sultan el-Ensârî el-Harrânî’dir. Harran şehrinde doğup yetiştiği için Harrânî nisbeti ve Şeyh-ül-Kıdve lakabı ile meşhûr oldu. Doğum târihi belli değildir. Ömrünün 50 senesine yakınını Harran’da geçirmiş büyük bir velîdir. İnsanlar ve bâzı sultanlar, ziyaret edip duasını alırlar ve yanında olmakla bereketlenirlerdi. Yüksek hâllerin ve kerametlerin sahibi olup, ehliyeti, ihlâsı, iffeti ve dînine çok bağlılığı ile tanınan bir zât idi. Cömertliğiyle meşhûrdu. 1185 (H. 581) yılında orada vefat etti. Harran’ın dışına defnedildi. Kabri, ziyaret yerlerindendir.

📍 Harran
Kutsal Mekân

Musa Kuyusu

Şanlıurfa Eyyübiye İlçesinde Musa Kuyusu

📍 Eyyübiye
Kutsal Mekân

Balıklı Göl ve Hz. İbrahim A.S. Makamı

Balıklı Göl ve Hz. İbrahim A.S. Makamı Üç büyük dinin de tanıdığı İbrahim Peygamber, inanışlara göre bu topraklarda doğdu. Bir gün baş kâhin, Kral Nemrut'a gelir ve o yıl doğacak bir çocuğun putperestliği ortadan kaldıracağını ve kendisini öldüreceğini söyler. Bunun üzerine kral, o yıl doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini emreder. Nemrut'un askerlerinden olan Azer, karısı Nuna Hatun hamile olduğundan, onu kale yakınlarındaki bir mağaraya gizler. Nuna Hatun, oğlu İbrahim'i doğurduktan sonra, onu mağarada bırakarak eşinin yanına döner. Büyüdüğünde babasının yanında yerini alır. Fakat onların inandığı putlara değil, dünyadaki her şeyin yaratıcısı olduğuna inandığı tek Tanrı'ya tapar. Bu uğurda babasının ve tabii ki Kral Nemrut'un da taptığı putları kırar. Nemrut bu olaya çok sinirlenir ve İbrahim’in öldürülmesini emreder. O gün ülkede yemek için dahi olsa ateş yakılması yasaklanır, bütün odunlar toplanır ve büyük bir ateş yakılır. Hazreti İbrahim Urfa kalesinin burçlarında hazırlanan mancınığa konularak bugün Balıklı Göl'ün (Halil-ür Rahman Gölü de deniliyor) olduğu yere atılır. Bu sıra Tanrı buyruğuyla ateş suya, odunlar balığa dönüşür. Hazreti İbrahim ise Balıklı Göl’ün hemen yakınındaki gül bahçesine düşer. Yine bir rivayete göre sevgilisi olduğu söylenen (ya da Hz. İbrahim’e inanan tek kişi) ve aynı zaman kralın kızı olan Zeliha da kendini İbrahim Peygamber'in arkasından atar ve hemen Balıklı Göl’ün arkasında Ayn-ı Zeliha Gölü oluşur. Başka bir deyişe göre de Ayn-ı Zeliha Gölü, arkasından ağlayan kral kızı Zeliha'nın gözyaşlarından doğmuştur.

📍 Eyyübiye
Evliya

Seyyid Maksud oğlu Seyyid Hacı Ali Türbesi

Şanlıurfa – Merkez – Bediüzzaman Kabristanında Harran Kapı Mezarlığı içersinde yer alan bu türbe, kesme taşlardan sekizgen planlı ve tek kubbeli olarak inşa edilmiştir. Kitabesinde şöyle yazılıdır: Bu mezar, seyyidler seyyidi, iyilik ve güzellikler babası, Seyyid Maksud oğlu Seyyid Hacı Ali’nindir. Allah’ın rahmetine kavuştuğu Rebiyülevvel 1003 (Kasım 1594) tarihinde burası bina edilmiştir. Türbede, Seyyid Ali’den başka 1876’da vefat eden Kadiri Şeyhi Hacı Mustafa Efendi, iki oğlu, bir kızı ve 1969’da vefat eden Şeyh Hüseyin’e ait olmak üzere toplam 6 mezar bulunmaktadır. Kaynak ; Kültür ve İnançlarıyla Şanlıurfa , Şanlıurfa Valiliği

Evliya

Şeyh Hasan Haziyani

Şeyh Hasan, Şeyh Ahmed-i Haziyan’ın oğludur. İlk tahsilini babası Şeyh Ahmed’den almış, sonraları bölgenin çeşitli medreselerinde eğitimini sürdürmüştür. Şeyh Hasan’ın doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. Tasavvuf icazetini Melekanlı Şeyh Mahmut’tan almıştır. İcazetinden sonra Şeyh Abdullatif gibi öğrencileri yetiştirmiş ve Müslümanların maddi ve manevi terbiye ile yetişmesi için hizmetlerde bulunmuştur. Yaşadığı dönemde vükû‘ bulan Ermeni olaylarında halkı, Ermenilerden suçsuz olanların can, mal ve namusuna dokun- mamaları konusunda ciddi uyarılarda bulunmuştur. Bu nedenle Haziyan köyü- ne sığınan Ermenilere kimse dokunmamıştır. Muhacirlik zamanına kadar Haziyan köyünde ikamet etmiş, orada milletin dini ve içtimai sorunlarıyla alakalı faaliyetler yürütmüştür. Kimseye halifelik vermemiştir. 1918 yılında muhacirlik zamanında Urfa ilinin Halfeti içesine bağlı İngici köyünde vefat etmiştir. Şeyh Hasan Haziyani Silsilesi Kaynak ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Bingöl’de Halidilik ( Mele azın ailesi) , Abdülkerim Bingöl – Mehmet Faruk Araz

📍 Halfeti
Evliya

Buluntu Hacı Abdurrahman Efendi

Şanlıurfa’da Balıklı gölün hemen yanında ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Evliya

Şeyh Bekir Efendi

Şeyh Bekir Efendi ; Şanlıurfa – Ulucami ( Çarşı camii) nin giriş kapısı yanında …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Peygamber

Hz. Elyesa (a.s.) – Şanlıurfa

Hz. Elyesa (a.s.) kabri şerifi Hz. Elyesa (a.s.) kabri şerifi Şanlıurfa – Viranşehir’in 10 km yakınındaki Eyübnebi beldesinde . Hz. Eyyüp ( a.s.) 200 metre yakınında …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Evliya

Seyyid Nuri Baba

Şanlıurfa – Bediüzzaman kabristanında . Kabristanda 1 nolu kapıdan girdiğimizde 50 metre yürüdükten sonra sol üst tarafta. …….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Evliya

Hz. Eyyüp Peygamber ve Eyyübiye Köyü

Hz. Eyyüp (a.s.)’ın kabri şerifi Hz. Eyyüp (a.s.) şifalı su Hz. Eyyüp (a.s.) Sabır Taşı Hz. eyyüp (a.s.) ‘ın hanımı Rahime annemiz Hz. Eyyüp (a.s.)’ın kabri şerifi Hz. Elyesa (a.s.) kabri şerifi Hz. Elyesa (a.s.) kabri şerifi Şanlıurfa – Viranşehir’in 10 km yakınındaki Eyübnebi beldesinde . ….. Categories Sort Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations Categories: View location detail Get directions from Go Geo locate me

📍 Şanlıurfa Özel
Evliya

Dede Osman Avni

Şanlıurfa – Balıklı gölün yanında yer alan Mevlana Halid dergahı camiinin avlusunda Devrinin en büyük Kadiri Şeyhi, büyük mutasavvıf, Allah dostu Seyyid Şeyh Dede Osman Avni (k.s.) hazretlerinin kabri, Mevlidi-i Halil Camii avlusu içindeki kendi türbesindedir. Türbenin üzerindeki kitabede şunlar yazılıdır: “Burası bütün evliyanın sultanı Gavsül-a’zam hazreti Abdulkadir Geylani hazretlerinin pak dergahlarıdır” Türbenin içinde bulunan mezardan Dede Osman Avni (k.s.) Efendinin mezarı hemen öndedir. Mezarın baş dikmesindeki kitabeden anlaşıldığı kadarılığıyla; Dede Osman Avni Efendi Peygamber soyundan gelmektedir. 1883 senesinin Kasim ayında vefat etmiştir. Dede Osman Avni Efendi devamlı Mevlidi Halil Camii’nde oturmuş ve orada hizmetini yapmıştır. Kendisinin tesbihi, cübbesi ve bıraktığı bazı eşyalar hala caminin ziyaret girişi yanındaki bir odada korunmaktadır. Hakkında çok sayıda keramet söylenen bir Allah dostudur. Türbesi içinde kadiri tarikatına mensup 10 kişinin daha kabri bulunmaktadır. Bunlardan ikişer kişi üst üste defnedilmiştir. Böylece sekiz mezar bulunmaktadır. Dede Osman Avni Efendi’nin evladı olmadığını, 70 sene Kadiri Tarikatına şeyhtik yaptığını kendinden sonra tarikatın hizmetini yapan Hafız Halil Efendi yazmıştır. Dede Osman Avni Efendi buna göre; 100 yıl kadar yaşamıştır. Kaynak: Kültür ve İnançlar diyarı Şanlıurfa – Şanlıurfa Valiliği Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Evliya

Bediüzzaman Said-i Nursi makamı

Şanlıurfa – Balıklı gölün hemen yanında bulunan Mevlana Halid dergahı camiinin avlusunda Said Nursî, nufusa göre Said Okur, 1878’de Bitlis’te doğmuştur. İslam alimi ve müfessirdir. Risale-i Nur külliyatı’nın yazarıdır. Yaşadığı dönemin İslam uleması tarafından 15 yaşındayken verilen ”Bediüzzaman” zamanın en iyisi lakabı, zamanla ismiyle birlikte anılmıştır. Said Nursi, 31 Mart isyanı sonrasında tutukiandı, yargılandı ve suçsuz bulunarak serbest bırakıldı. Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği üzerine Ankara’ya giderek kendisiyle görüştü ve bir süre Ankara’da ikamet etti. Daha sonra Van’a yerleşti. Şeyh Said isyanı ile herhangi bir ilişkisi olmamasına rağmen takibe alınarak, Isparta’nın Eğridir ilçesine bağlı Barla’ya sürgün edildi. Daha sonra da Burdur, Isparta, Kastamonu ve Emirdağ’a yazdığı bazı kitaplar sebebiyle sürgün edildi. Kitaplarından dolayı yargılandığı dönemlerde aylarca Eskişehir, Denizli, Afyon hapishanelerinde tutuklu kaldı ancak beraat etti. 23 Mart 1960’da Şanlıurfa’da vefat etti. Urfa’daki Halil-ur Rahman Dergahı’na defnedildi. Ancak 12 Temmuz 1960’da 27 Mayıs Darbesi hükümetinin emriyle mezarı yıktırıldı ve açıklanmayan bir yere (muhtemelen Ispartaya) nakledildi. Kaynak: Kültür ve İnançlar diyarı Şanlıurfa – Şanlıurfa Valiliği Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Evliya

Şekerci Halil Akkuş Efendi

Şanlıurfa – Bediüzzaman kabristanında. Kabristanın haleplibahçe caddesindeki kapıdan girdiğimiz zaman 50 metre yukarıda soldaki Nebih Efendi türbesinin hemen arkasında ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Evliya

Bediüzzaman Ahmed Hamedani

Şanlıurfa – Merkez’de yer alan Bediüzzaman kabristanında. Kabristanda 1 nolu kapı tarafından 11 Nisan Fuar caddesi üzerinden Hilton a doğru çıkarken soldaki ilk merdivenlerden çıkınca hemen karşımızda …… Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations