Ana Sayfa Şehirler Manisa

Manisa'da Ziyaret Edilecek Türbeler

Manisa bölgesinde 46 kayıtlı türbe, kabir ve makam bulunuyor. Aşağıdaki harita ve listede ziyaret saatleri, ulaşım ve ziyaret adabına dair bilgileri bulabilirsiniz.

Tüm Noktalar (46)

Evliya

İbrahim Seydi Dede

Manisa – Merkez’de Ulu camii yanında Saruhanoğulları Beyliği’nin kuruluşuna vücud veren Horosan erlerinin oğullarındandır. Hakkında daha fazla bilgi sahibi olamadığımız İbrahim Seydi dede ile ilgili 1371 yılında düzenlenen ”Revak Sultan Vakfiyesi” şahidleri arasında zikredilir. ”1371 yılında düzenlenen “Revak Sultan Vakfiyesi”nin şahidleri arasında gösterilen “Bektaş-ı Horasani oğlu İbrahim Seydi Dede, Cafer-i Horasani oğlu Yolageldi Baba, İlyas-i Horasani oğlu Haki Baba, İbrahim-i Horasani oğlu Arık Dede, Süleyman-ı Horasani oğlu Karaca Ahmed, Yunus-i Horasani oğlu Oklu Horos Dede, Hüsrev-i Horasani oğlu Sindel Baba gibi şahsiyetler Saruhanoğulları Beyliği’nin kuruluşuna vücud veren, Horasan Erenlerinin oğullarıdır. ” Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Evliya

Celal Baba Türbesi

Manisa – Gördes

📍 Gördes
Evliya

Yatağan Köyü Türbeleri

📍 Akhisar
Evliya

Sinan Musa Efendi

Manisa – Demirci – sinan camii şerifi Demirci Merkezinde Sinan Camii yanındaki türbesindedir. Zahir ve batın ilimlerinde çok üstün idi. Hayatı düşmanla cihad etmekle geçti. Oğullarıda kendine destek verdiler. Sonunda şehit oldu. Demirci Fatihlerinden olduğu söylenir. Türbesinde kendi kabri dışında sırası ile oğlu Hüseyin , oğlu Tahir , kızı Aişe kızı Şadiye yatmaktadır. Ziyaretcisini karşılarken söylediği Şiir; Sinan ım Sinan Tamamdır Hakka iman Hoş geldin İlban ım İlban Öperim ayaklarının altını Bana inan Türbeye yazılması için bunun Değiştirilmiş hali ; Tamdır bende hakka iman Zahir -u batını Allah için yanan Sözlerim doğrudur bana inan Burada ehli beytim ile ben Sinan ım Sinan Büyük Alim Mücahid Mana eri ve şehid…. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Demirci
Evliya

Şeyh İzzeddin Efendi

manisa – demirci – sinan camii şerifinde Şeyh İzzeddin Efendi, Sinan Efendi Camii avlusundaki türbenin önünde sarıklı taşların bulunduğu yerde soldan birinci kabirde yatmakta olup Kadiri tarikatının şeyhlerindendir (öl.1843). İstanbul Beşiktaş semtindeki Yahya Efendi dergahından icazet almıştır Sinan tekkesinde vefatından sonra oğlu Şeyh Hüseyin Efendi (v. 1865), onun vefatıyla da torunu Şeyh Ethem Efendi, ve Şeyh Hüseyin Efendi (v.1916) tekkenin şeyhi olur. Bundan sonra tekkenin işlemediği nakledilir. Halk arasında İzzeddin Efendiyle ilgili anlatılan bir menkıbe şöyledir. Sındırgı’dan üç kişi şeyh İzzeddin Efendi’nin namını işitirler ve bunu tetkik için ziyaretinde bulunup eğer onda istedikleri kerametleri görürlerse hizmetine girip derviş olmak niyeti ile yola çıkarlar. Yolda gelirken üçü de şeyhten görmek istedikleri kerameti anlatırlar. Birincisi, “biz oraya varınca 13-14 yaşında fidan gibi bir kız kahve tutarsa bu zat büyük velidir”, der. İkincisi, “benim karnım aç arkadaş. Bize yemek ikram ederse”, üçüncüsü ise, “bu kış mevsiminde ve karlı havada dalından yaprağı ile beraber yeni kopmuş üzüm ikram ederse büyük zattır”, der. Onlar Demirci’ye doğru gelirken, şeyh manevi yoldan bu üç şahsın durumlarına ve kendisinden neler beklediklerine vakıf olmuş, bir dervişine eline sepeti alarak Çaylak mevkiindeki bağından bir sepet üzüm getirmesini emretmiştir. Sepetle bağdan üzüm getiren derviş Tenekeli Tekke şeyhlerinden Galip Efendi’dir. Mürid her tarafın karla kaplı olduğu böyle bir kış gününde bağda üzümün olmayacağına ve şeyhin sapıttığına hükmederek kendi kendine söylendiği halde emre itaat ederek bağa gidip asmaların karlarını silkelediğinde, üzümlerin bütün tazelik ve nefasetiyle dallarda sallanmakta olduğunu şaşkınlıkla görür. Gözlerini uğuşturup bir salkım üzüm yiyerek şeyhine teslimiyeti artar. Sepeti üzümle doldurarak döner. Tekkede ise yemekler hazırlanmaktadır. Aradan bir süre geçtikten sonra üç şahıs gelir ve müridler tarafından karşılanırlar. Müridler gelenlere şeyhin kendilerinin geleceğini bildirerek karşılayıp gerekli ağırlamanın yapılmasını emrettiğini söylerler. Bir müddet sonra şeyh gelenleri huzuruna kabul eder. Hal hatır sorduktan sonra 13-14 yaşlarında fidan gibi bir kız hepsine de kahve ikram etmiş ve birincinin dileği olmuştur. Sohbetten sonra yemek yemeğe davet edilince de ikincisi başını önüne eğmek mecburiyetinde kalmıştır. Fakat üçüncü şahıs bu olanları normal karşıladığı için bıyık altından gülmektedir. Yemekten sonra tam sofra kaldırılacağı zaman bir sepet taze üzüm getirilip sininin üzerine dökülünce bu kerametleri o da kabul etmek zorunda kalmış, böylece şeyh İzzeddin Efendi’nin büyüklüğüne kalpleriyle tam manası ile inanıp bu tarikata intisap etmişlerdir. Bu zatların Sinan Efendi Dergahının mihrabının arkasında gömülü olduğu nakledilir. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Demirci
Evliya

Şeyh Hacı Mehmet Emin Efendi

manisa -demirci ahmet ziyaeddin Gümüşhanevi’hz nin halifesi Kuloğlu Medresesi müderrislerinden ve Kuloğlu Nakşibendi tarikatı tekkesi şeyhlerinden Hacı Mehmet Emin Efendi (1868-1934), Hafız Mehmet Efendi Hoca’nın büyük oğludur. Medreseyi, tekkeyi vaaz hocalığını senelerce idare eder. Devrinde kendisi için ‘Ayaklı Kütüphane’ denmektedir. Her sınıftan halk ve memleket idaresinde söz sahibi olan memurlardan hürmet görür. Sözü, sohbeti dinlenir, güleryüzlü, nüktedan bir zattır. Anlatılır ki, çarşı ve pazara, kasaba alışverişe çıkmaz, bir adamını gönderir, ihtiyaçlarını aldırır. Adama kime aldığını söylememesini de sıkı sıkı tenbih eder. Çünkü, hatırını sayan esnafın kendisine malın en iyi yerinden fazla fazla ve çok az bir fiyatla vermesinden korkar, kul hakkı üzerine geçmesin diye büyük dikkat etmektedir. Hacı Mehmet Emin Efendi’nin Zehra ve Naciye isimlerinde iki kızı ve Mehmet isminde bir oğlu olur. Hakkında anlatılan menkıbelerden biri şöyledir. Şeyh Hacı Mehmet Emin Efendi bir gece Kuloğlu Camisi’nin batısındaki evinin çardağında yaz gecelerinden birinde zikirle meşgulken büyük kapıdan avluya bir hırsız girer. Ahıra girerek şeyhin kıymetli atını çıkarıp götürmek ister, fakat bir türlü kapıyı bulamaz. Geri dönerek hayvanı bırakır, kapıyı bulur. Tekrar hayvanla çıkmak istediğinde kapıyı yine göremez ve bu hal üç defa tekrar eder. Durumu çardaktan takip eden şeyh efendi hırsıza seslenerek, “oğlum yeter. Daha anlayamadın mı..gel artık Hak yoluna gir.”, der. Ve hırsız ettiğine pişman olup utanarak şeyhin ayaklarına kapanır, af diler, tarikat dairesine girer. Bir diğer menkıbe de, onun kendi şeyhiyle ilgilidir. Şeyh Hacı Mehmet Emin Efendi, daha İstanbul’da Şeyh Ziyaeddin Gümüşhaneli’nin (1813-1893) dervişi iken bir gün şeyhle beraber camiye giderler. İçeri girmeden önce, şeyh Ziyaeddin Efendi cebinden bir gümüş mecidiye çıkarıp, “Mehmet Emin şunu al”, der. Hacı Emin Efendi parayı alıp cebine koyar, fakat namazda düşüncelere dalarak, “Acaba şeyhimin bana bunu vermekteki maksadı nedir? Bana bir şey mi aldıracaktı”, diye düşünürken namaz biter. Şeyhi ile beraber camiden çıkarlarken şeyh, “Mehmet Emin şu mecidi ver. Daha olmamışsın. Bir mecid namazda seni bu kadar meşgul etmemeliydi”, der. Daha bunun gibi nice ağır imtihanlardan geçtikten sonra, Hacı Mehmed Emin Efendi bu zattan icazet alarak Demirci’nin irşadı ile vazifelendirilmiş ve ölümüne kadar bu vazifeyi yürütmüş ve halkın sonsuz hürmet ve sevgisini kazanmıştır. Hakkında anlatılan bir diğer menkıbe de şöyledir. Simav’ın Yağıllar köyü öteden beri zahir ve batın ilimleri merkezidir. Bir gece Yağıllar Medresesi’nde mana ilminden bir mesele gecenin geç vakitlerine kadar tartışılır. Hocalar işin içinden çıkamayarak dağılıp evlerine yatmaya giderler. Mecliste bulunanlardan Hacı Kara Ahmet oğlu gece uyumaz, atına atlayarak süratle Demirci’ye gelir. Şeyh Hacı Mehmet Emin Efendi’den meselenin cevabını aldıktan sonra tekrar atına atlayarak Yağıllar’a döner. Sabah namazından sonra gece halledilemeyen mevzu tekrar ortaya atılınca, Kara Ahmet oğlu doğru cevabı verir. Hocalar, bu cevap senin olamaz, diyerek itiraz ederler. “Bunu ancak bu havalide Şeyh Hacı Mehmet Emin Efendi verebilir”, derler. O da olayı anlatır. Hocalar bu zatın ilim uğrundaki fedakarlığından dolayı tebrik ederler. Çok zengin olan Hacı Kara Ahmet oğlu sarı samur kürkünü Hacı Mehmet Emin Efendi’ye hediye etmiş olup şeyh bunu vefatına kadar giymiştir. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Demirci
Evliya

Ahmet Rumi Akhisari

manisa -akhisar – uzuntaş mezarlığında Kıbrıs’ta hıristiyan bir aileden dünyaya geldi ve Osmanlılar’ın Kıbrıs’ı fethinden sonra ihtida etti. Dımaşk ve İstanbul’daki âlimlerden ders aldı. Batı Anadolu’da Saruhan sancağının kazası Akhisar şehrinde resmî bir görev kabul etmeden ömrünün sonuna kadar ders verip eser yazdı ve aynı şehirde vefat etti. Kâtib Çelebi, vefat tarihini kendi öğrencisi olan Akhisârî’nin oğluna dayanarak belirlediği için (Süllemü’l-vüṣûl, I, 273) diğer kaynaklarda verilen tarihlere göre daha sağlam olmalıdır. Bazı çalışmalarda Bosnalı âlim Hasan Kâfî Akhisârî ile (ö. 1024/1615) karıştırılan Ahmed-i Rûmî’nin Akhisar’daki Uzuntaş Mezarlığı’na defnedildiği kaydedilir. Bağdatlı İsmâil Paşa (Hediyyetü’l-ʿârifin, I, 157) ve diğer bir kısım müelliflerin Akhisârî’yi Halvetî şeyhi diye tanıtmaları onun Mecâlisü’l-ebrâr’da Halvetîliğe yaptığı sert eleştirilerle çelişmektedir. Tasavvufla ilişkisi ne şekilde olursa olsun eserinde yer alan bütün konular öncelikle şahsî takvâ ve zühd hayatı, ticarî dürüstlük gibi meseleler olup bunların idarî, siyasî veya askerî alanlarla ilgisi bulunmamaktadır. Bu sebeple onun Mecâlisü’l-ebrâr’ı herhangi bir sultana, şehzadeye veya bir yöneticiye hitap etmekten çok Osmanlı tüccar, ulemâ ve hizmet erbabına yönelik olarak kaleme alınmıştır. Aslında Akhisârî’nin, XVI ve XVII. yüzyıllarda İbn Teymiyye ve İbn Kayyim el-Cevziyye’den etkilenen Osmanlı yenilikçi hareketiyle bağlantılı olduğunu söylemek mümkündür. Öncelikle Reddü’l-ḳabriyye adlı eserinde ve Mecâlis’in on yedinci bölümünde açıkça İbn Kayyim’e ve onun üstadına atıfta bulunmakta, kabirlerin yüceltilmesini reddeden eserlerinden nakiller yapmaktadır. Bunun dışında Akhisârî, klasik dönem Osmanlı ıslahatçılığının en önemli temsilcisi sayılan Birgivî Mehmed Efendi’nin Dürrü’l-yetîm fi’t-tecvîd’ine yazdığı şerhte ondan övgüyle söz etmektedir. Kütüphanelerdeki birçok risâle mecmuasında Birgivî’nin Vasiyetnâme’siyle Kadızâde Mehmed Efendi’nin Risâle ve Akhisârî’nin Risâle fi’l-akāid adlı eserlerinin bir arada ciltlenmiş olması, söz konusu eserlerin o dönemde birbirini tamamlayan metinler şeklinde algılandığını göstermektedir. Akhisârî’nin Mecâlisü’l-ebrâr’ında ve diğer eserlerinde yer alan birçok bölüm daha çok bid‘atlar, iyiliğe yönlendirip kötülükten sakındırma, regāib ve berât namazları, zikir, cuma hutbelerindeki dualar, cemaatle kılınan namazlardan sonraki tokalaşma, sûfî âyin ve semâ törenleriyle tütün kullanımı gibi konular hakkındadır. Bütün bunlar Kadızâdeliler’le tarikat ehli arasında geçen tartışmaların konusu olup Kâtib Çelebi’nin Mîzânü’l-hakk’ında ele alınmış, Akhisârî de bu konularda çoğunlukla katı ve yasakçı bir tutum sergilemiştir. Akhisârî’nin kendisinden sonraki Osmanlı toplumu üzerinde bıraktığı tesirler henüz ortaya çıkarılmamıştır. Buna karşılık onun bilhassa Mecâlisü’l-ebrâr’ının Hint alt kıtasını oldukça etkilediği söylenebilir. 1850 yılı civarında bu eserden yapılan uzun alıntılar Takıyyüddin İbn Teymiyye’nin İḳtiḍâʾü’ṣ-ṣırâṭi’l-müstaḳīm ve İbn Kayyim el-Cevziyye’nin İġās̱etü’l-lehfân adlı eserlerinden çeşitli bölümlerle birlikte, Hindu inançlarına reddiye olarak Farsça yazılan ve yanlışlıkla Şah Veliyyullah ed-Dihlevî’ye nisbet edilen el-Belâġu’l-mübîn başlıklı eserde yer almıştır. Daha sonra Akhisârî’nin eserinin Urduca çevirileri de yapılmıştır. Kaynaklar ; İslam Ansiklopedi

📍 Akhisar
Evliya

Karaca Ahmet Türbesi – Akhisar

Manisa – Akhisar – Akhisar – Karaköy’de Akhisar-Sındırgı karayolunun 14. kilometresindeki Karaköy’ün güneyinde çamlarla kaplı bir tepede yer alan Karaca Ahmet’in türbesi yer alır . Karaca Ahmet’in mezarı, köyün mezarlığının bir hayli uzağındadır. Gerçi türbenin güneybatı tarafındaki fundalıklar arasında eski bir mezarlık bulunmaktadır, ama bu mezar bu gün tamamen fundalıkların altında kalmıştır. Türbenin yakın zamanda yapıldığı, kullanılan malzemeden anlaşılmaktadır. Türbenin içerisindeki tek mezar Karaca Ahmet’e aittir. Türbede ve Karaca Ahmet’in mezarında herhangi bir kitabe bulunmamaktadır. Mezarın uzunluğu normal bir mezarın uzunluğundan fazladır. Altı adım (yaklaşık 4.5 metre) uzunluğundaki mezarın üzerindeki betonun da yakın tarihlerde döküldüğü görülmektedir. Beton mezarın üzeri yeşil örtülerle kaplanmıştır. Mezarın baş kısmında insan başı şeklinde bir taş bulunmaktadır. Bu taşa da yeşil örtü örtülmüş, taşın üzerine geçirilen beyaz bir tesbihle bu örtü tutturulmuştur. Mezarın baş tarafına gelen yerde yaklaşık otuz santim derinliğinde iki delik bulunmaktadır. Bu deliklerin hemen yanında ise üç su testisi durmaktadır. Bu delikler dışında türbenin tabanı tamamen halıyla kaplanmıştır. Türbenin güneydoğu kısmında sonradan yapıldığı belli olan bir cami ve türbenin giriş kapısının hemen karşısında da bir şadırvan bulunmaktadır. Türbenin kuzey tarafında ise üzeri kiremitle kaplı odalar vardır. Eskiden türbenin bir külliye halinde olduğu anlaşılıyor. Ancak, zamanla bu külliye tahrip olmuş, harabe haline gelmiştir. Türbenin l950’li yıllardaki halini tasvir eden Müderrisoğlu, kerpiçten inşa edilen türbenin etrafında hiçbir bina olmadığını, yalnız türbenin doğusunda ve hemen yakınında bir çeşme ile bina enkazı olduğunu yazmaktadır. Geçen zaman içerisinde Karaköy halkı türbeye sahip çıkmışlar ve güçlerinin yettiğince türbeyi onarmışlardır. Vaktiyle buradaki bina kalıntıları aslına uygun olmasa da yeniden inşa edilerek kullanılır hale getirilmiştir. Yapılan onarımlar sırasında türbenin giriş kapısının yeri de değiştirilmiştir. Bu gün türbenin kapısı doğuya bakmaktadır. Ancak, türbenin kuzeye bakan duvarındaki basamaklardan ve taşlardan, eskiden türbenin girişinin kuzeyden olduğu anlaşılmaktadır. Karaca Ahmet türbesinin Karaköy ve çevre çiftçiler için önemi pek fazladır. Köylüler, Karaca Ahmet’in kendilerini tehlikelerden, afetlerden koruduğuna inanmaktadır. Ekim ayında mahsul kaldırıldıktan sonra köylüler ovadan köylerine inmektedirler. Köylerine gelen çiftçilerin ilk yaptıkları iş Dede olarak adlandırdıkları Karaca Ahmet’in türbesini ziyaret etmek, türbede kurbanlar keserek etlerini dağıtmak ve çeşitli hayırlar yapmaktır. Karaköylüler, türbe ziyaretlerini genellikle cuma günleri yapmaktadır. Adağı olan, dileği olan köylüler cuma günleri namazdan sonra Karaca Ahmet’in türbesini ziyaret ederek, adakta bulunmaktadır. Dışarıdan gelenler ise ziyaretlerini daha çok pazar günleri yapmaktadır. Türbedeki adak adama, dilek dileme çeşitli ibadet şekillerine bağlanmıştır. Adakta bulunacak kişiler türbede iki rekât namaz kılıp, “Karaca Ahmet’in yüzü suyu hürmetine!”,diyerek adakta bulunmaktadır. Dileğinin yerine gelmesinden sonra kişi tekrar türbeye gelip iki rekat şükür namazı kılıp yanında getirdiği kurbanı burada kestirmektedir. Adak kurbanı kestiren kişi kurbanın ancak sağ böbreğini yiyebilir. Girişeceği bir işin hayırlı olup olmadığını öğrenmek isteyen kişiler ise türbede yine iki rekât namaz kıldıktan sonra türbenin içindeki tespihlerden birini imamesinden tutarak aşağıya sarkıtmakta, serbest kalan tesbihin sağa dönmesi halinde bu işin hayırlı olacağını; sola dönmesi halinde ise bu işin hayırlı olmayacağına hükmedilmektedir. Bu inanışlardan başka, türbede mum yakmak, çevredeki ağaçlara bez bağlamak gibi davranışlar da görülmektedir. Mezarın baş tarafındaki mum kalıntıları ve türbenin batısındaki ağaçlara bağlanmış bezler, bu inanışların yaygın olarak yaşadığını gösterir. Çocuğu olmayan kadınlar, türbe ziyaretinde çocuk sahibi olmak için dilekte bulunduktan sonra ellerini mezarın başucundaki deliklerden birine sokmakta ve delikten eline geçirdiği taşı, toprağı, kumu, tahta parçasını yutmaktadır. Bazen delikten böcek yakalayan kadınların bu böceği yuttukları bile anlatılır. Yutulan bu nesnenin doğacak çocuğun alnında şekilleneceğine inanılır. İnanışa göre, türbenin içinden, çevresinden, türbenin yakınındaki ormandan bir şey alıp götürmek kişiye zarar vermektedir. Ağaçlardan bir dal bile koparıp götürmek insanın başına dert açabilmektedir. Adağı yerine gelen kişi türbede adak kurbanını kestiğinde kurbanın etini de evine götürememektedir. Bunun için bir uyarı yazısı türbenin girişine asılmıştır. Kesilen kurbanın derisi ise türbede görevli kasaba kalmaktadır. Köyün adı, bu velînin adından gelmektedir. Akhisar ve çevresinde Karaköy Dedesi olarak bilinen Karaca Ahmet’in türbesi, sadece bu çevrenin değil bütün Batı Anadolu’nun önemli ziyaret yerlerinden biridir. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Akhisar
Evliya

Şeyh Mecdüddin İsa

📍 Manisa Özel
Evliya

Sarı Hoca Abdullah Efendi

📍 Kırkağaç
Evliya

Tahir Efendi

Manisa – Kula’da Çarşı camii yanında ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Kula
Evliya

Kemah Dede

Manisa – demirci – Yeşildere Köyünde ……. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Demirci
Evliya

Kandiren Dede

Manisa – Turgutlu – Irlamaz Köyünde ……. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Turgutlu
Evliya

Reisler Türbesi

📍 Demirci
Evliya

Saruhan Hz.

Manisa Saruhan Hz. Türbesi Sultan Camisinin karşısında ve Muradiye külliyesinin batısındaki meydanda yer alan türbenin Saruhan Bey’e ait olduğu ileri sürülür. Bu türbenin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Kuzey yönündeki giriş kapısı üzerinde kitabe yeri bulunuyorsa da kitabe günümüze gelememiştir. Beyliğin kurucusu olan Saruhan Bey’in 1345-1346 yılında öldüğü dikkate alınırsa, türbenin de XIV. yüzyıl ortalarında, torunu İshak Bey tarafından yaptırılmış olduğu kabul edilebilir. Yörükoğlu, türbe hakkında şunları kaydeder. “Mamafih bu türbeye yalnız kendisi değil, oğullarından İlyas, Süleyman ve Hızır Şah Beyler de defnedilmiştir. Türbenin bulunduğu mahalleye “Körhâne” tesmiyesi; Fâtih’in hocası Molla Hüsrev’in bu mahalde ikamet etmesinden, “Gûrânî mahalle”sinin tahrîf edilmesinden neş’et etmiştir.”

📍 Şehzadeler
Evliya

Haki Baba Hz.

Manisa İli Hâkî Baba Hz. Türbesi Hâkî Baba Mescidi, Hâkî Baba (Kaynak) Mahallesi, Yavaşali Sokağı’ndadır. Kitabesi bulunmamakla birlikte Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde tarihsiz iki vakıf kaydı vardır. Hâkî Baba tarafından 14. yüzyılda yaptırılan mescit, kırma çatılı, alafranga kiremit kaplamalı, düz kireç harç sıvalı basit bir yapıdır. Minaresi sonradan yapılmış ve kuzeybatı köşesine yerleştirilmiştir. Hâkî Baba, Manisa şehrinin Saruhanoğulları’nın eline geçmesinde ve Manisa’nın Türkleşip Müslümanlaşmasında önemli rolü olan bir zattır. Yatırın yanında bulunan iki ağaç arasından geçenlerin günahlarının affolunduğu anlatılır. Halen hizmette bulunan caminin avlusunda 1871 tarihinde Serseri Dede adlı bir tarikat ehli tarafından yaptırılan bir çeşme bulunmaktadır. Ancak çeşmenin orijinali sonradan yaptırılan ilavelerle ve fayans kaplamalarla bozulmuştur. Aynı mahallede günümüze ulaşamayan bir de Hâkî Baba zaviyesinden söz edilir.

📍 Yunusemre
Evliya

Vah Vah Sultan Hz.

Vah Vah Sultan Hz. Manisa Şehzadeler İlçesinde Vah Vah Sultan Hz. Türbesi,

📍 Şehzadeler
Evliya

Ahmet Vehbi El Rufai Hz.

Manisa Ahmet Vehbi El Rufai Hz. Türbesi Ahmet Vehbi antaki h.z nisbesinden de anlaşılacağı gibi Antakyalıdır.Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber Manisa ya geldiğinde 1249 hc 1833 mld kırk yaşlarında olduğu bilinmektedir .Ahmed efendi H.Z babası Mehmed Emin efendidir ilk tahsilini antakyada yapmıştır.gençlik yıllarında öğrenim için önce Mısıra oradan da İstanbula giderek tahsiliyapmıştır.Bir süre Fatih medresesinde müderrislik görevi yapmıştır. Bir gün İstanbulun Kartal semtinde Rifai tarikatının marifi kolu kurucusu Şeyh Seyyid Muhammed Fethül Marif H.Z ile tanışır ve ona intisap eder:Uzun süre bu dergahta sülük eder ve tarikatın feyzinden bereketinden faydalanarak irşad vazifesi ile görev alarak Manisaya gelir.Ahmed Efendi Manisada bir sene Hatuniye Medresesinde hocalık yaptıktan sonra İbrahim Çelebi Medresesine tayin edilir ve Bir senede görev orada yapar. Manisa eşrafından Rüstem Efendi ve arkadaşları Ahmed Efendi yi yalnız bırakmazlar. Tekke arsasının alımıda ve inşasında Ahmed Efendiye yardım eder ve maddi destekte bulunurlar.Ahmed Efendi H.Z onsekiz seneye Manisada Rifai tarikatının tahsil ve terbiyesini isteklilere talim etmiştir.

📍 Şehzadeler
Evliya

Süt Baba Hz.

Manisa Yunusemre İlçesinde Süt Baba Hz. Türbesi,

📍 Yunusemre
Evliya

Revak Sultan Hz.

Manisa İli Revak Sultan Hz. Türbesi Vakfiyede Revak Sultan’ın Barak Baba’nın oğlu olduğunun belirtildiğini kaydeder. 1371 yılında düzenlenen “Revak Sultan Vakfiyesi”nin şahidleri arasında gösterilen “Bektaş-ı Horasani oğlu İbrahim Seydi Dede, Cafer-i Horasani oğlu Yolageldi Baba, İlyas-i Horasani oğlu Haki Baba, İbrahim-i Horasani oğlu Arık Dede, Süleyman-ı Horasani oğlu Karaca Ahmed, Yunus-i Horasani oğlu Oklu Horos Dede, Hüsrev-i Horasani oğlu Sindel Baba gibi şahsiyetler Saruhanoğulları Beyliği’nin kuruluşuna vücud veren, Horasan Erenlerinin oğullarıdır.

📍 Şehzadeler
Evliya

Manisa Mevlevihane ve Yatırlar

Manisa İli Manisa Mevlevihane ve Yatırlar Saruhan Bey’in torunu İshak Çelebi tarafından Saruhanoğulları’nın başşehri Manisa’nın en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Spil dağı eteğinde, Evliya Çelebi’nin kaydettiği, cümle kapısı üzerindeki kitâbeye göre 770’te (1368-69) inşa ettirilmiştir. İshak Çelebi’nin 1366-1379 yılları arasında yaptırdığı Ulucami Külliyesi’ne dahil olmakla birlikte külliyenin uzağında bulunan mevlevîhâne Saruhanoğulları’na ait en eski eserlerden biridir. Eski Manisa Mevlevîhânesi olarak bilinen yapı günümüzde Manisa il merkezinin güneydoğusunda Yukarı Tabakhane mahallesinde tenha bir yamacın sırtında, eskiden Mevlevîhâne bağı denilen mesirenin yanında olup bugün Millî Park içerisinde kalmıştır. Yapı büyük restorasyon hatalarına rağmen orijinalliğini koruyabilen en eski Mevlevî âsitânesidir.

📍 Şehzadeler
Evliya

Yedi Kızlar Hz.

Manisa Şehzadeler İlçesinde Yedi Kızlar Hz. Türbesi, Gülgün Hatun olarak da bilinir.

📍 Şehzadeler
Evliya

Ayni Ali Hz.

Manisa İli Ayni Ali Hz. Türbesi Ayni Ali Dede’nin Fatih ve II. Bayezid dönemlerinde yaşamış bir Bektaşi şeyhi olduğu, zaviyesine birçok arazi ve emlakin vakfedilmiş olduğu nakledilir. Türbenin yapı üslubundan Osmanlı döneminde XVI-XVII. yüzyılda inşa edildiği ileri sürülür. Düzgün kesme taştan yapılmış olan türbenin önünde çatılı, yuvarlak kemerli küçük bir giriş vardır. Sandukanın bulunduğu bölüm sekizgen planlı olup üzeri kubbe ile örtülüdür. Giriş dışında üç kenarda dikdörtgen söveli, yuvarlak kemerler içerisine alınmış pencereler bulunmaktadır. Bunların üzerine de birer küçük alçı pencere yerleştirilmiştir. Bektaşilerin, 1826’dan beri Manisa’da tekkeleri yoktur. Ama burada eskiden önemli olduklarını ve Ayn-ı Ali ile Niyazi Baba’nın türbelerinin kendi tarikatlarına ait bulunduğunu ileri sürmektedirler. Evliya Çelebi’nin döneminde burasının medrese olduğu görülüyor.

📍 Yunusemre
Evliya

Seyyid İshak Çelebi Hz.

Manisa İli Seyyid İshak Çelebi Hz. Türbesi İshak Çelebi Saruhanoğulları Beyliği’nin kurucusu olan Saruhan Bey’in torunu ve İlyas Bey’in oğludur. 1365-1390 yılları arasında idaresi altındaki Manisa’da en çok eser inşa ettiren Saruhan beyi olarak tanınır ve Ulu Cami Külliyesi dışında, caminin karşısına bir kütüphane, Eskihisar Mahallesine bir mescit ve Körhane Mahallesine de bir zaviye yaptırmıştır. Ne var ki, bu eserler günümüze ulaşamaz.

📍 Şehzadeler
Evliya

İbrahim Çelebi Hz.

Manisa İli İbrahim Çelebi Hz. Türbesi, Camii içinde iken sandukası dışarıya kaldırılmıştır. Aynı adla anılan mahallede Karaköy caddesinin üzerinde bulunan cami ile yanındaki medrese ve türbenin bânisi olan İbrâhim Çelebi, Kadı Karamânîzâde Emre Efendi’nin oğludur. Babası gibi değişik yerlerde kadılık yapmış, Kanûnî Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mehmed’in Manisa’da sancak beyi olarak bulunduğu yıllarda (1542-1543) yanında Lalalık ve defterdarlık görevinde bulunmuş, şehzadenin 6 Kasım 1543’te vefat etmesi üzerine naaşını İstanbul’a götüren heyet arasında yer almıştır. Daha sonra İzmir, Menemen ve Marmara kadılıklarında bulunan evkaf mütevellisi ve emvâl nâzırı olan İbrâhim Çelebi, Sultan II. Selim’e de hocalık yapmıştır. 967 (1559-60) yılında vefat etmiştir.

📍 Şehzadeler
Evliya

Ahmet Şemseddin-i Marmaravi Hz. ( Yiğitbaş Veli)

Manisa İli Ahmet Şemseddin-i Marmaravi Hz. (Yiğitbaş Veli) Türbesi Yiğitbaşı Velî Ahmed Şemseddîn-i Marmaravî (910/1505) hazretleri, Manisa’nın Saruhan sancağının Akhisar kazâsına bağlı Gölmarmara nâhiyesinde dünyaya gelmiştir. Adı Ahmed, lakabı Şemseddîn’dir. Halk arasında ise Yiğitbaşı Velî olarak bilinir. Câmiu’l-Esrâradlı manzumesinde kendini “Saruhânî İbn-i Îsâ derviş Ahmed ismimiz/ Marmara’da vâki olmuş mevlidimiz cismimiz” şeklinde tanıtmıştır.

📍 Şehzadeler
Evliya

Yunus Emre Hz.

Manisa Kula İlçesinde Yunus Emre Hz. Türbesi Kula’ya bağlı Emre Köyünde H.954 yılına tarihlenen bir çeşme, iki hamam kalıntısı ve medrese temeli günümüze kadar ulaşabilmiştir. Tapduk Emre türbesi olarak anılan yapı mimari unsurlar bakımından Manisa’daki Saruhan Bey Türbesi ile büyük benzerlikler taşımaktadır. Türbe içinde ortadaki Tapduk Emre’ye diğerleri ise aile fertlerine ait olduğu söylenen on mezar bulunmaktadır. Türbe kapısının hemen önünde, taşında balta tasviri bulunan mezarın ise Yunus Emre’ye ait olduğuna inanılmakta ve her yıl binlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

📍 Kula
Evliya

Seyyid Ahmed Türbesi

Manisa – Akhisar’da İstiklal İlkokulu Arkasında …. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Akhisar
Evliya

Sarı Kız Türbesi

Manisa – Kırkağaç’da Sarı Kız Mezarlığında …. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Kırkağaç
Evliya

Sultanlar Türbesi

Manisa – Merkez’de Konuk caddesi üzerinde …. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Evliya

Şeyh Hacı Nuri Efendi

Şeyh Hacı Nuri Efendi, Mevlevi tekkesi şeyhlerinden olup Manisa – Demirci’nin yetiştirdiği mümtaz şahsiyetlerden biridir. Memlekete her hususta büyük fayda ve hizmetleri olur. Demirci’de 1900’lerde birkaç dönem Belediye reisliği yapmış olan Nuri Efendi, çarşı ve sokaklarda mevlevi kıyafeti ile dolaşır, başta sikke, üzerinde de uzun entari ve topuklarına kadar Şam hırkası giyer, yaz kış elinden şemsiyesini bırakmaz. Halktan azami hürmet görür. Kadir geceleri dervişlere ve halka süt ikram etmesiyle meşhurdur. Hacı Nuri Efendi’nin Demirci’de ilk Mevlevi tekkesinin açılışından sonra 70-80 kadar Mevlevi dervişi olur. Vefatından sonra tekkeye başka şeyh gelmez ve tekkelerin kapatılmasına kadar bu böyle devam eder. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Demirci
Evliya

Kenzi Hasan Efendi

Kenzi Hasan Efendi, Sümbüliyye tarikatı ariflerinden bir zat olup, Ayaşlıdır64. Önce memleketinde, daha sonra İstanbul’da tahsilini tamamlayan Hasan Efendi, Sünbül Efendi Asitanesi’nin altıncı şeyhi Yemenli Necmeddin Hasan Efendi’nin oğlu Seyyid Mehmed Alaeddin Efendi’ye (ö.1680) intisab eder ve usulüne göre sülükünü bitirir, irşad görevi ile Manisa’ya gönderilir. Ulu Cami, Hafsa Sultan ve Ali Bey Camilerinde verdiği vaazları ve sohbetleriyle tanınır . Şehrin dışında yaptırdığı tekkesi bir müddet sonra eşkıya tarafından yıkıldığı için 1698 yılında Ayni Ali Sultan türbesinin yakınında tekkesini yeniden inşa ettirir. Bir süre sonra da Ayni Ali Zaviyesinde zaviyedar olarak hizmet gören Hasan Kenzi vefatında kendi tekkesinin haziresine defnedilir. Yerine oğlu Alaeddin Efendi geçer. Şair ve bestekar olarak da ün yapan Hasan Efendi’nin Kenzi mahlasıyla ve hece vezninde yazdığı şiirlerine yazma şiir mecmualarında rastlanır. Kendi ilahilerinin birçoğunu ayrıca Yunus Emre’nin ve diğer bazı mutasavvıf şairlerin şiirlerini bestelemiş, bunlardan “Aldın mı safa ile musaffa haberin sen” mısraı ile başlayan bir ilahisi notasıyla birlikte yayımlanmıştır. Güftesi Hasan Kenzi’ye ait olan ilahiler uzun yıllar Halveti dergahlarında okunmuş, kaynaklarda bir divanının bulunduğu kaydediliyorsa da eser bugüne kadar ele geçmemiştir. Sadeddin Nüzhet Ergun çeşitli mecmualardan topladığı bestelenmiş yedi şiirini yayınlar. Aynı müellif, İ.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Kütüphanesi Hüseyin Sadettin Arel yazmaları arasında Kenzi’nin musiki nazariyatıyla ilgili küçük bir risalesinin bulunduğunu kaydeder. Mustafa Tatçı’nın ‘Mutasavvıf-Şair Bestekâr-Manisalı Kenzi Hasan Efendi’ isimli bir çalışması vardır. Vakfiyesinden cami, tekke, halvethane, kütüphane, kiler, fırın, kuyu, iki ev, meyve bahçesi, yağhane, berber dükkanı, bakkal dükkanı, hallaç dükkanı, otuz adet bekar odası ve kendisinin de gömülü olduğu hazireden oluşan külliyeden haberdar oluruz. Hasan Efendinin yaptırdığı cami ve tekkenin XIX. yüzyılın sonlarına kadar varlığını sürdürdüğü Manisa Şeriyye sicillerinden anlaşılmaktaysa da türbesinin de dahil olduğu bu külliyeden günümüze hiç bir iz kalmamıştır. Sadece o civardaki bir caddeye Kenzi adı verilmiştir. Kenzi Hasan Efendi İstanbul’da yaşadığı dönemde devrin en büyük bestekerları olan Hafız Post, Itri, Nay-ı Osman Dede, Derviş Ali Şirugani ve Selim Giray Han’ın musiki meclislerinde bulunmuş olmalı ki, bu büyük bestekerlardan Itri ve Derviş Ali Şirugani Kenzi Hasan Efendi’nin şiirlerini bestelemiştir. Kenzi Hasan Efendi’nin kendi bestelerinde de o bestekarların etkisi görülür. Bu şiir kendisi tarafından acem makamında bestelenmiştir. Demedim mi demedim mi Sana canım demedim mi Huma kuşu bu kafesten Bir gün uçar demedim mi Bak şu kaşa bak şu göze Türab olmuş ela göze Yazısız mezarlar bize Hüda kazar demedim mi Arifane ilahilerini toplayan bir divançesi vardır. Bunlardan küçük bir örnek aşağıdadır: ‘’Aldın mı safa ile musaffa haberin sen? Ol nur-i Hûda vech-i mücellâ haberin sen. Her müddeîye sorma ki, aşktan haberi yok Vâmık’a sual eyle o Azrâ haberin sen.’’ Manisalı Şeyh Kenzî Hasan Efendi ibn-i Ahmed’e ait 1710 tarihli vakfiye’nin dibacesinde vakıf kurmasındaki gayeyi belirtme sadedinde, dünya hayatı ile nimetlerinin geçici olduğu, ahirette kazanılacak derece ve makamların dünya tarlasına ekilecek hayır tohumlarıyla elde edileceği vurgulanarak şöyle denilmektedir : “… Bâki ve sabit olmayan bu dünya evinin nimetleri geçici bir gölge, onda oturmakta olan kimse ise gitmek üzere olan müsafir gibi olduğundan; aklı olan her insan gaflete dalmayıp, geleceğini gözönünde bulundurarak âhirette vadedilen iyi mertebelere ulaşabilmesi için hayır ve iyilik tohumunu dünya tarlasına ekmesi gerekir. Bu itibarla vâkıf, dünya ve âhiret mutluluğuna vesile olacak bir tutum ve davranışla, vakıfların bolca mükâfatını göz önünde bulundurarak iyilik ve hayırla uzun süre anılmak suretiyle ölümsüzleşmeyi düşünerek, her türlü yasal icraatının geçerli ve tüm bağışlarının câiz olduğu bir durumda mahkemeye varıp mütevelli tayin ettiği Şeyh Ömer efendi ibn-i Hasan huzurunda, Manisa’nın (vakfiyede sözü geçen) yerlerindeki gayr-i menkûllerini vakfettiğini ikrar ve itiraf etti…” Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Manisa Özel
Evliya

Manisa Merkez Türbeleri

Vak Vak Sultan Türbesi Vak Vak Sultan Türbesi’nin Kadirî dergâhı olduğu rivayet edilmektedir. “Camii Kebir Mahallesi yakınında, Seyyid Hoca mahallesinde, Bizans’ın sur haricine muttasıl kısmında Vakvak Sultan türbesi vardır. Bu türbenin avlu kapısı caddeye nâzırdır. İçeriye girildiği vakit ufak bir avlu göze çarpar. Türbeye muttasıl ufak bir mescidin kubbe ile örtülü olduğu görülür. Vakvak Sultan’ın aldığı garip unvan hakkında şunlar nakledilir. Manisa Selçukîler tarafından istila olunurken Vakvak Sultan askerî kumandan idi. Bizans askeri firar ile arkalarına bakmayacak derecede inkisar-ı hayale, zaaf-ı mânevîye duçar olmuştu. Vak Vak Sultan; Bizans maneviyatının zaafına hayret ederek, -Bak, Bak! diyerek şaşkınlığını gizleyememişti. Bilahare bu cümle tahrifen ‘vak vak’ demekle Vak Vak Sultan unvanı bir an’ane şeklinde intikal eylemiştir. Bugün türbenin altındaki yol üzerinde Vak Vak Çeşmesi ismiyle bir çeşme bulunmaktadır. Yirmiiki Sultan Türbesi Anafartalar Mahallesi Konuk Sokakta yer alan Yirmi İki Sultan Türbesi’nin kitabesi yoktur. Bu bakımdan yapımı ile ilgili bazı çelişkiler bulunmaktadır. Bazı kaynaklar türbeyi XVI. yüzyıla tarihlendirmektedir. Beyazıt oğlu Şehinşah tarafından yaptırılmış olduğu kabul edilir. Bununla beraber Sultan II. Mahmut (1808- 1839) zamanında yapıldığı da ileri sürülmektedir. Manisa’da ölen 22 Osmanlı Sultanı için bu türbenin yapılmış olduğu kabul edilir. Kültür Bakanlığı envanterine kayıtlı olan türbede, 1886 yılında yaptırılan bir onarım sırasında, sıva üzerine yaptırılan peyzaj ve kalem işi süslemeler, yakın bir tarihte Vakıflar Genel Müdürlüğünce yaptırılan restorasyonda kaldırılmış, kurşun kaplama yerine kubbeye şap işlemi uygulanmıştır. Kesme taştan sekizgen planlı türbenin üzeri kubbe ile örtülmüştür. Giriş ve mihrap duvarı dışında kalan duvarlara birer pencere açılmıştır. Kuzey yönünden içeriye girilen yuvarlak taş kemerli kapısı bulunmaktadır. Türbe içerisinde dışarı taşkın olmayan basit, yuvarlak bir mihrap yer alır. İçeride sekizi kavuklu olmak üzere yirmi iki sanduka bulunmaktadır. Türbenin yanında daha önce bulunduğu söylenen cami Manisa yangını sırasında yanmış, sonra da onarılmayıp yıktırılmıştır. Attar Hoca Attar Hoca’nın kabri, karaköy semtinde bulunan ve 1480’de yaptırılmış olan Attar Hoca Camii’nin son cemaat mahallinde, minarenin yanındadır Eyne Gazi Mahallesinde daha sonraları Attar Ece (Hoca) tarafından bir cami yaptırılmasıyla mahalleye Attar Ece adı verilir. Attar Hoca’nın Saruhanoğulları devrinde yaşamış olan Revak Sultan’ın kardeşi olduğu ileri sürülür Kaynaklardan Attar Hoca’nın testicilik yaptığı ve dükkânının da şimdiki Karaköy Kur’ân Kursu’nun bulunduğu yerde olduğunu öğreniyoruz. Attar Hoca’ya ait şöyle bir menkıbe anlatılmaktadır: “Adamın biri bir gün Attar Ece’nin bir testisini kırar. Sonraki bir gün yine gelir ve bir testisini daha kırar. Üçüncü de yine kasten testisini kırmaya geldiğinde Attar Ece bu şahsı yakalar ve, “senin Hızır olduğunu herkese söylerim”, der. Hızır (a.s.), “Ne olur söyleme” der. Attar Ece de, “ o zaman günde bir vakit namazı bu camide kılar isen söylemem” der. O günden beri Hızır (a.s.)’ın bu camide hergün bir vakit namaza geldiğine inanılmaktadır. Cami yapılacağı zaman, vakıfın cami alanının geniş tutulmasını istemiş olduğu, bunun sebebini soranlara da, “gün gelecek burada çocuklar oynayacak” diyerek, ileride bir gün burada bir Kur’ân kursunun yapılacağına işaret etmiş olduğu anlatılır. Terzi Ahmet Dede Türbesi Peker Mahallesi Adalet Sokak’ta yol kenarında bir bahçe içine alınmış bulunan Terzi Ahmet Dede Türbesi, kare planlı kübik bir yapıdır. Doğu cephesindeki dikdörtgen formlu kapıya giriş sağlanmış, kiremit örtülü kubbe bingisi olarak pandantif kullanılmıştır. Yedi Kızlar Türbesi Dere Mahallesi’nde Çaybaşı Deresi’nin yakınında bir çıkmaz sokak içerisinde bulunan Yedi Kızlar Türbesi’ne bu isim halk tarafından yakıştırılmış ve burası XIV. yüzyıldan bu yana bir ziyaretgâh olmuştur. Günümüzde genç yaşta ölen kız ve gelinlerin çeyiz ve duvaklarından bazı parçalar sandukaların üzerine örtülmektedir. Türbede gömülü olan kişilerin kim oldukları bilinmemekle beraber Saruhanoğulları’nın eşlerinin burada yattığı, ön sıradaki sandukanın Gülgün Hatun’a ait olduğu sanılmaktadır. Türbe yontma taş ve moloz karışımı bir duvar işçiliği göstermektedir. Türbenin önünde kubbeli bir giriş sahanlığı bulunmaktadır. Türbe kare planlı olup üzeri çatı ile örtülüdür. İç mekan biri kapı üzerinde diğerleri de kuzey, güney ve batı yönlerinde yer alan birer pencere ile aydınlatılmıştır. Türbe içerisinde ön sırada üç, arka sırada da dört tane olmak üzere toplam yedi sanduka bulunmaktadır. Bugün yapı restore edilmiş olup ziyarete açıktır. Tezveren Dede Türbesi Tezveren Dede’nin on yedinci yüzyılda yaşadığı kabul edilir. Türbesi, Ege mahallesinde Sevinç Sokağı’nın ortasında olup günümüzde ziyarete açıktır. Yapının bulunduğu yerde vaktiyle bir zaviye ve bir de mescit bulunduğu ileri sürülür. Fakat her iki eser de günümüze ulaşamamıştır. Vaktiyle bu alanda geniş bir mezarlık bulunuyor ve Osmanlı döneminde türbenin bulunduğu yer Terzioğlu Mahallesi olarak tanınıyordu. Türbe kare planlı, kesme ve moloz olup üzeri kiremitli bir çatı ile örtülmüştür. Çeşitli dönemlerde onarılmış, üslubundan kısmen de olsa uzaklaşmıştır. Kaynaklarda Tezveren Dede’nin kim olduğu konusunda herhangi bir bilgiye rastlanmaz. 1639 yılına tarihlenen türbenin girişi batı yönünde olup duvarlarında vaktiyle birer pencere bulunuyordu. Ancak bu pencereler sonraki dönemlerde örülerek kapatılmıştır. Arap Dede Türbesi Şehitler Mahallesi Kamil Su Caddesi No:27’de XIX. Yüzyıla tarihlenen Arap Dede türbesi mimari bakımdan bir değeri olmadığı için konut olarak kullanılmaktadır. Konutun dar avlusunun güney tarafındaki kareye yakın planlı üstü kapalı mekan, türbe olarak düzenlenmiştir. Arap Dede Türbesi (Arap Abdullah Dede) adıyla anılan türbenin 30-40 sene evveline kadar üstü açık ve yakın çevresinde yapılar olmayan bir anonim mezar (yatır) olduğu öğrenilmiştir. Türbe günümüzde metruk haldeki evlerin arasında kalmıştır. Sokağa cephesi bulunmamaktadır. Saruhan Bey türbesi Sultan Camisinin karşısında ve Muradiye külliyesinin batısındaki meydanda yer alan türbenin Saruhan Bey’e ait olduğu ileri sürülür. Bu türbenin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Kuzey yönündeki giriş kapısı üzerinde kitabe yeri bulunuyorsa da kitabe günümüze gelememiştir. Beyliğin kurucusu olan Saruhan Bey’in 1345-1346 yılında öldüğü dikkate alınırsa, türbenin de XIV. yüzyıl ortalarında, torunu İshak Bey tarafından yaptırılmış olduğu kabul edilebilir. Yörükoğlu, türbe hakkında şunları kaydeder “Mamafih bu türbeye yalnız kendisi değil, oğullarından İlyas, Süleyman ve Hızır Şah Beyler de defnedilmiştir. Türbenin bulunduğu mahalleye “Körhâne” tesmiyesi; Fâtih’in hocası Molla Hüsrev’in bu mahalde ikamet etmesinden, “Gûrânî mahalle”sinin tahrîf edilmesinden neş’et etmiştir.” Türbe kaba yontma taş, tuğla ve çevredeki antik yapılardan toplanmış olan devşirme malzeme ile yapılmıştır. Dikdörtgen planlı türbenin kuzey yönünde giriş kapısı yer alır. Kapının iki yanındaki birer küçük pencere açıklıkları tuğla örgülü, yuvarlak sağır kemerlerle çevrilmiştir. Giriş kapısını ve bu pencerelerin bütününü, cephenin tümüne hakim tuğla örgülü sivri bir kemer çevirmektedir. Girişteki sivri tonoz örtülü bölüm ile kubbeli lahdin bulunduğu bölüm birbirlerinden mimari bir eleman ile ayrılmamıştır. Ancak lahit odası ön mekândan daha geniş ve yüksek tutulmuş olup üst örtüde de bir farklılık göze çarpmaktadır. Lahdin bulunduğu odanın doğu duvarında açılmış kapının türbenin başka bir yapı ile bağlantısı olduğunu göstermektedir. Bu konuda araştırma yapan İlhami Bilgin, “Buradaki duvar izlerinin türbeye bitişik bir yapının varlığından başka, türbe ile ek yapının, inşa edilirken birlikte planlanıp yapılmadıklarını; türbenin inşasından sonraki bir tarihte yapılan ek yapıyla türbe arasındaki bağlantıyı sağlamak üzere türbenin doğu pencerelerinden birinin kapı haline dönüştürüldüğü” sonucunu çıkarmaktadır. Buradaki ek binanın ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı da bilinmemektedir. Türbenin altında bir mumyalık kısmı bulunmaktadır. Ayrıca üzeri de tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Girişin iki yanındaki pencereler dışında diğer üç kenarında ikişer düz lentolu pencere bulunmaktadır. Ancak türbe birkaç kez onarım geçirdiğinden bu pencerelerin orijinal olup olmadıkları da tartışmalıdır. Türbe 1974 yılında onarılmış olup yanındaki meydana Manisa Ticaret Odası tarafından Saruhan Bey’in heykeli dikilmiştir. Saruhan Bey tarafından fethedilişi gününün 1313 yılının Regaip Kandiline tesadüf etmesi sebebiyle, o günden günümüze Regaip Kandili ile Manisa’nın fethinin birlikte kutlanması gelenek haline gelmiştir. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

Evliya

Abdurrahman Kudsi Efendi

Halveti şeyhlerinden Abdurrahman Kuddusi Efendi, Manisa ve İstanbul’da Arabi ilimleri tahsil ettikten sonra Abdulehad Nuri Hazretlerine intisap eder Memleketine dönerek tedris ve irşad faaliyetlerinde bulunur. 1669’da vefat eder. Tefsir-i Beyzavi’ye ta’likatı ile Şerhu Manzume-i Şahidi, eserlerinin başlıcalarıdır. Bunlardan başka risaleleri de vardır.. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Manisa Özel
Evliya

Akhisar Türbeleri

Sinaneddin-i Yusuf Bini Pir Ahmet Sinaneddin-i Yusuf Bini Pir Ahmet, günümüzde Aynalı Camii diye bilinen camiinin asıl kurucusu ve asıl vakıfıdır. Caminin eski adı Sinan Kadı Efendi Camii’dir. Fetihten sonra Akhisar’da yapılan ilk camii olma özelliği taşıyan Köhne (köfünlü) Cami’nin avlusunda mezarı bulunmaktadır. Bağdatlı Oğlu Şeyh Hacı Mustafa Efendi Bağdatlı Oğlu Şeyh Hacı Mustafa Efendi, Rufai Tarikatı şeyhlerinden olan bilgin bir kişidir. Ulucami mahallesindeki bir binayı tekke ve mescit olarak kullanmışlardır. 1895 yılında vefat eden Hacı Mustafa Efendi çarşıda dört dükkan vakfeder. Kömürcülü Müderris Hacı Bekir Efendi, Nakşi ve Uşaki tarikatına bağlı olup kendi köyünde vefat etmişve ilçeye 45 km. mesafede bulunan Kömürcü köyü camii bahçesine defnedilmiştir. Abdil Musa Türbesi İlçeye 30 km. mesafede bulunan Sırtköy’de vatani göreve gönderilen gençler için köyün çıkışında bulunan ve türbe adı verilen yerde (burası muhtemelen Abdil Musa kabridir) bütün köyün katılımıyla asker duası yapılarak gönderilir. Musaca Dede İlçeye 17 km. mesafede bulunan Musaca köyünde Halife Sultan ismiyle de anılan Musaca Dede yatırı bulunur. Sindel Baba İlçenin Palamut bucağına bağlı bir Avşar köyü olan yerleşim yerinin, ismini Sindel Baba isimli Çökekli Dede’den aldığı ileri sürülür. Sindel Baba’nın bugün dağılmış olan Çökek köyünde bir zaviyesinin olduğu söylenir. Burada dört türbe olup her sene belirli zamanlarda her türbeye ayrı ayrı hayırlar yapılır. Lokma dökülür halka dağıtılır, gözleme yapılır, çorba pişirilir. Ahsen Dede İlçeye 27 km. mesafede bulunan Doğankaya (Görenez) ile Sarnıç köyleri arasındaki bir tepe üzerinde türbesi bulunan Ahsen Dede önce Görenez köyüne gelir107 . Bir süre sonra köyden ayrılarak dağa çekilir ve burada münzevi bir hayat yaşar. Vefat ettiğinde buraya defnedilir. Anlatılır ki, burada kimsesiz ve garip kaldığından başka yerlerden gelen ziyaretçiler, Görenez‘in adı göremez derler. Çünkü o köyden bu zatı bilen yoktur. Nihayet o zamanın insanlarının torunları bir zatın delalet ve işaretiyle bu merhum ve muhterem zatı bulurlar ve büyük külfetlerle 1995 senesinde bir türbe yapıp ziyarete açarlar. Sami Efendi Horasan’ın Şanlıdere köyünde medfun bulunan merhum Hacı Hafız Kamil Efendi 500 sene evvel kardeşi Selim Efendi ile Sami Efendiyi bu bölgeye irşad için gönderir. Sami Efendi ağabeyinden on yaş küçüktür ve 59 yaşında vefat etmiştir. Maa Adem köyüne yerleşmişlerdir. Sonradan galatlaşmış olan Mandam köyünün asıl ismi Maa Adem’dir. Görenez köyünde medfun bulunan Seyit Ahmet Efendi ile amca çocuklarıdır. Annelerinin adı Ayşe-i Kebire’dir. Sami Efendi 23 yaşında aynı köyden Hüseyin Efendi’nin kızı Ayşe ile evlenmiştir. Sami Efendi o köyün damadı olduğundan köylülerin isteğiyle 26 yaşında ilçeye 13 km. mesafede bulunan Yenice köyüne yerleşir. Köyde birçok müridi olup Nakşi-Kadiri yoluyla halkı irşad etmiştir. Seyit Ahmet Türbesi Saruhanoğulları döneminde yaşadığı düşünülen Seyit Ahmet’in sonradan türbe haline getirilen kabri Akhisar’ın batısında yer almaktadır. Türbenin çevresi, fakat özellikle kuzeyindeki mezarlık sahasında yer alan çok sayıdaki arkeolojik kalıntı daha çok Hellenistik, Roma ve kısmen Bizans dönemlerine aittir. Saruhanbeyliği kurulduğu sıralarda, Seyit Ahmet Hazretleri etrafındaki mücahitlerle birlikte bu beldeye yerleşir. Seyit Ahmet Baba Vakfı ile Medresesi zaviyesi, tekkesi mevcut olduğu Vakıflar Genel Müdürlüğünde tescil edilmiş vaziyettedir. Akhisar’ın en eski mezarlığı, müslümanların ilk defnedildiği yer olan, buradaki yerleşim yeri 1170’lerden başlar. Saruhanbeyliği kurulduktan sonra da buraları tamamen müslümanların hakimiyetine geçer. Aşağı yukarı son 50 yıl terkedilmiş durumdayken, ileride yine bu mezarlığın, devamlı kabristan olarak kalabilmesi için, 17 bin metre kare alan, tamamen koruma altına alınır, etrafı tellerle ve direklerle çevrilir. 500 tane selvi dikilir ve Seyit Ahmet’in türbesi de yeniden restore edilir. Mescidi, türbesi, mutfağı, yemekhanesi, kadın ve erkeklerin ayrı ayrı abdest alma yerleri ile beraber tamamen yenilenir. Türbe etrafında bulunan koridorlar özenerek yapılır. Burada dileyenler mevlüd okutur, kelimeyi tevhid’ ler çekilir. Seyit Ahmet Baba vakfı binlerce dönüm arazisi olan bir vakıftır.

📍 Akhisar
Evliya

Ahmet Aşkı Efendi

manisa – demirci -marifi tekkesinde Koyunoğlu Tekkesinin arazisinde Mustafa Lütfi Efendi’nin oğlu olup tekkenin şeyhliğini yapmış olan Ahmet Aşki Efendi yatmaktadır. Ahmet Aşki Efendi’nin ölümünden sonra oğlu İlyas Efendi tekkenin şeyhi olur. Ahmet Aşki Efendi Kartal’daki merkezde Şeyh Ali Sabit Efendi’ye sekizbuçuk sene hizmet ederek icazetname alır ve Demirci’ye gelip vazifeye başlar. Marifi şeyhi Seyyit Koyunoğlu Ali Galip Efendi’ye ait bir şahide üzerinde 1914 tarihi bulunmaktadır. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Demirci
Evliya

Hacı Evliyazade Hacı Ali Rıza Efendi

Manisa – merkez’de – Nişancı Paşa camii haziresindeki aile kabristanında Hacı Evliyazade Hacı Ali Rıza Efendi 1801’de Manisa’da dünyaya gelir. Önce Hicaz’da vefat eden pederi Hacı Evliyazade Hacı İbrahim Efendiden ilim tahsil eder. Sonra Dersaadet alimlerinden Yahya Efendiden ders görür. Manisa’da tedris ve ifta ile uğraşır. Pek çok defa ita’yı icazeye muvaffak olan alimlerdendir. Çok sayıda ulema ve fuzela yetiştirir. Meşhur Kıbrıslı Hace Efendi onun rahlesinde geçen kişilerdendir. 1885’te Manisa’da vefat ederek Nişancı Paşa Camii haziresine ve ailesine mahsus kabristana defnolunur. Manisa onun zamanında feyz ve maarif beldesidir. Melceü’l Müftiyin ismindeki dört ciltlik büyük eserin bir takımı Manisa fetvahanesinde bulunmakta idi. Ayrıca İmtihan risalesiyle Mirat Ta’likatı da vardır. Feraize dair bir eseri olduğu da nakledilir. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Manisa Özel
Evliya

Gördes Türbeleri

Kayacık’ta bulunan Çatalkaya’da Seyfi Dede yatırı mevcuttur. Bu yatırın dışında Saruhanoğulları döneminden kaldığı ileri sürülen Lale Peder ve Kurt Dede isimli yatırlar bulunmaktadır. Kıranköy’de Hasmel, Tekke, Yaran, Yaldırık, Mutullah yatırlar ı bulunur. İlçeye 12 km. mesafede bulunan Efendili köyünde Yaran Dede yatırı bulunur. İlçeye 16 km. mesafede bulunan Balıklı köyünde Menteş Sultan , yakınlarında Şakir Efendi türbesi bulunmaktadır. İlçeye 25 km. mesafede bulunan Kıymık köyünde Çırpılı yatırları vardır. İlçeye 12 km. mesafede bulunan Bayat ve 20 km. mesafede bulunan Dereçiftlik köylerinde dede mezarları bulunur. İlçeye 20 km. mesafedeki Şeyhyayla köyünde 2001’de türbesi inşa edilen ve köyün kurucusu kabul edilen Şeyh Mehmet’in kabri vardır. Ayrıca, eski Gördes’te ismiyle anılan mezarlıkta medfun bulunan Hüseyini Baba ve Bayram isimli iki yatır olduğu bilinir. Bursalı Mehmed Tahir, Camiü’l Nasayih isimli eserin sahibi olarak tasavvufi şiirler yazan eski şairlerden Hüseyni ile Gördes’te ziyaret edilmekte olan Hüseyni’nin aynı kişi olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu kaydeder “İlahi sensin olan hallak u mevla Ki zatındır münezzeh kadrin ala” Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Gördes
Evliya

Sadi Tarikatı Şeyhi Aziz Efendi

Sadi Tarikatı şeyhi Azîz Efendi, Şeyh Vehbi Efendi’nin mahdumudur 1862’de dünyaya gelmiştir. Pederinden hilâfet aldıktan sonra, Akhisâr’da bir dergâh ihyâ ederek, orada pek çok seneler meşîhatte bulunur. 1911 senesinde vefât edince, vasiyeti mûcibince oradaki kabristâna defn edilir. Hâfız Muhyiddîn Efendi de, bu zâtın dergâhında medfûndur Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Akhisar
Evliya

Hasan Rüşdi Efendi

Manisa – merkez’de – Nişanca Paşa camii haziresinde Şeyh Ahmed Vehbi Antaki nin yanında Hasan Rüştü Efendi 1834 yılında Sandıkçı Emin Ağanın oğlu olarak Manisa’da dünyaya gelir. Çocuk yaşta Entekkeliler Rufai Marufi dergahına intisap eder ve ilk eğitimini şeyhi Ahmet Vehbi Antaki Efendi’den alır, Daha sonra şeyhi, Hasan Rüştü Efendi’yi Azadlızade Ömer Efendi’ye teslim eder. Ondan da Arapça ve Farsça öğrenir. Tekkede çeşitli hizmet faaliyetlerinde bulunur, 23 yaşında Şeyhi Ahmet Vehbi Antaki Efendi’nin kızı ile evlendirilir ve hilafet verilerek posta oturur. Ne var ki, Ahmet Vehbi Efendi, Hasan Efendi posta oturmadan altı yıl evvel vefat etmiş, dergaha bilinen bir halife bırakmamıştır. Ancak kendisinin Turgutlu postişini olan Hüseyin Şevki Efendi bir Ağustos ayı sonu bağda üzüm kesmekte iken aniden işi bırakıp dervişleri ile beraber Manisa’ya doğru yola çıkar. Ilıcak suyu adlı mevkie gelince dervişlerine beklemelerini söyleyip doğruca Ahmet Vehbi Antaki Efendi’nin evine, Meryem hanıma giderek Şeyhi Ahmet Efendi’nin sır katibi olduğunu ve kendisine ‘Kara Hasan’ lakaplı Hasan Rüştü Efendinin şeyh olacağını konuştuklarını, ancak bunu söylemek için manevi bir işaret beklediğini ve o işaretin zuhur etmesi sonucu aniden işi gücü bırakıp geldiğini söyler. Ayrıca Hasan Rüştü Efendi’yi Ahmet Vehbi Efendi’nin kızı ile de evlendirmek istediğini belirtir. Meryem Hanım ise, 14 kızı olduğunu bu kızlardan 12’sinin vefat ettiğini, zaten dergaha Ahmet Vehbi Efendi’den sonra her kim şeyh oldu ise yaşamadıklarını anlatır. Denilir ki, bir gece liyakatı olmayan birinin posta oturduğunu ve zikiri yönettiğini gören dergahın eskilerinden Pehlivan Dede içeri girmez ve doğruca Ahmet Vehbi Antaki Hazretlerinin türbesine gider ve ayağı ile Ahmet Vehbi Efendi’nin sandukasına vurarak, “Kalk yalancı şeyh.. kalk! O adam postta oturdukça ben sana yalancı şeyh derim”, diye seslenir. Pehlivan Dede daha türbeden çıkmadan posttaki liyakatsiz şeyhi dört kişi kucaklayarak dışarı taşırlar. Postta oturan adam o anda vefat etmiştir. Olay birkaç defa daha tekrar eder. En fazla yaşayan bir hafta ömür sürer. Olayların böyle olmasına rağmen Turgutlu postnişini olan Hüseyin Şevki Efendi’nin ısrarı ve kefaleti ile Meryem Hanım kızını Hasan Rüştü Efendi ile evlendirmeye karar verir. Hasan Rüştü Efendi şeyh olduktan sonra Entekkeliler dergahında 62 sene boyunca şeyhlik yapar.1919 yılında Hakk’ın rahmetine kavuşur ve kalabalık bir cemaat eşliğinde Çeşnigir Camisinde kılınan namazın ardından şeyhinin yanına defnedilir. Anlatılır ki, Hasan Rüştü Efendi ilim ve fazileti ile kendisini herkese kabul ettirmiş ve sevdirmiştir. Uzun boylu, “Kara Hasan” lakabını alacak kadar koyu bir esmerlikte, siyah bakışlı, üstelik zeki ve bilgili biridir. Manisa’nın kültür ve sanat hayatında etkili olmuştur. Rüşdi mahlasını kullanarak yazdığı şiirleri bir divanda toplanmış olan Hasan Rüşdi Efendi’nin, sesinin çok güzel ve bir musikişinas ve neyzen olduğu, ünlü musikişinas ve neyzen Müftü Âlim Efendi’nin musiki hocaları arasında bulunduğu bilinmektedir. Hasan Rüşdi Efendinin döneminde Entekkeli Rifai Dergâhının mensuplarının on bin kişiyi bulduğu söylenmektedir . Burada icra edilen zikir ve musikiden rahatsızlık duyan mollaların şikâyeti üzerine Manisa´da valilik yapan Süruri Paşa’nın bizzat teftiş ve ziyareti sırasında yapılan zikrin selam bahsinde, kılıçlar, şişler, ateşte kızarmış lale ve güller ortaya çıkartılarak dervişlere dağıtılır. İki dervişini yere yatıran Hasan Rüşdi Efendi, karınlarına sapladığı şişleri Dergâh tabanına çakar ve şişlerin topuzlarının da üstüne çıkan Şeyh efendi zikre devam eder. Gördüklerine inanamayan Süruri Paşa, zikrin bitimini müteakip, yerlerdeki şiş deliklerini de elleri ile kontrol ettikten sonra, “bildiğiniz gibi hareket edin, kimse bundan böyle sizin işinize karışmayacaktır” diyerek dergahtan ayrılır. Hasan Rüştü Efendi’nin Hazreti Muhammed (sav)’in sevgisi ile Rüşdi mahlasında yazdığı şiirleri vardır ve bu şiirleri bir divanda toplanmıştır. Rah-ı Hakk ın rehberisin kıl şefeat ya resul (sav) Enbiyalar serverisin kıl şefeat ya resul (sav) Can feda olsun yoluna ey resul-i zül kerem (sav) Senden olur bize kerem kıl şefeat ya resul (sav) Zat-ı pakindir sebeb bu alemin icadına Yüz süre geldim kapına kıl şefeat ya resul(sav) Derya-yı lütfünda senin nice isyan gark olur Baş uçuben yalvarırım kıl şefeat ya resul(sav) Ruz-ı mahşerde ümmet sığınur taht-ı ceneha Rüşdi zaif-i bi-çareye kıl şefeat ya resul(sav) … “Sende senlik kalmasın hiç Rüşdi, Hak’tır söyleten Söyleyen hem söyleten, kadrin veren Mevlayı gör Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Manisa Özel
Evliya

Sarı Saltuk – Alaşehir

manisa – alaşehir – yeşilyurt İlçeye 15 km. mesafede bulunan Yeşilyurt beldesinde her yıl ‘Sarı Saltuk ve Türk Büyüklerini Anma Etkinlikleri’ gerçekleştirilir İlahiler eşliğinde türbe ziyareti yapılır. Sarı Saltuk’un türbesi başında okunan Kur’an-ı Kerim’den ve edilen duaların ardından tören alanına gidilir. Sarı Saltuk Anadolu ve Balkanların Türkleşip müslümanlaşmasındaki etkisiyle adı etrafında menkıbeler oluşmuş bir alperendir Sünni ve Alevi çevrelerce farklı yönleriyle benimsenmiş olan Sarı Saltuk’un tarihi kimliği mitolojik kimliğinin gölgesinde kalır. Hakkında kaleme alınmış olan eserlerin en müstakil olanı, Cem Sultan’ın, onun türbesini ziyaret edip menakıbını dinledikten sonra Ebu’l Hayr Rumi’ye yazdırdığı Saltukname’dir. Hayatının 1297’ye kadar olan dönemi tarihi bilgilerle kısmen irtibatlandırılabilirse de, 1263’ten öncesine ait bilgiler muğlaktır. Hacı Bektaşi Veli’nin halifelerinden olan Sarı Saltuk’un Anadolu ve Balkanlar’da çok sayıda türbe ve makamı bulunmaktadır. Bu türbelerin bazıları Müslümanların yanı sıra Hristiyanlarca da kutsal kabul edilmektedir. Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

📍 Alaşehir
Evliya

Germiyanzade Süleyman Şah Türbesi

Manisa – Kula’da Çarşı Camii yanında Geermiyanzade Süleyman Şah ; Miladi 1071’deki Malazgirt zaferinden sonra asya kıtasının Hazer Bölgesinden Anadolu’ya göç edip Kütahya’da Germiyan Beyliğini kuran Ali Germiyan Yakup çelebi Ahfadından Mehmet Bey’in oğludur. Kendisi daha küçük yaşlarında babası Mehmet Bey ile bir çok savaşlara katılmış ve Kula’nın Bizanslar’dan alınmasında büyük kahramanlıklar gösretirip ” Fatihi Belde ” ünvanına mazhar olmuştur. 1363 miladı yılında babası Mehmet Bey’in vefatı ile Germiyan Beyliğinin başına geçerek 19 sene devleti idare etmiş, namına para bastırmış ve bu müddet içinde memlekete büyük hizmetlerde bulunmuştur. Bu Türbenin dış sağ tarafında medfun o devrin sayılı Ulemalarından Şeyh Rükniddini Şücai hazretlerinden aldığı himmetlerle büyük manevi mertebelere ulaşmıştır. Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri’nin oğlu Sultan Veled’in kızı Mutahhara hatunla evlenerek bundan dünyaya gelen Devlet Hatun isimli kızını da Osmanlı Padişahlarından Yıldırım Beyazıt ile evlendirmiş. Süleyman Şah , Hükümet merkezini Karahisar’a kaldırmış ve idareyi oğlu Yakup Bey’e terk ederek kendisi Kula’daki malikanesine çekilip münzevi bir hayat yaşamakta iken 1387 yılında vefat etmiş ve bu türbe de zevcesi Mutahhara Hatun ile beraber yatmaktadır.

Evliya

Toprak Dede

Manisa – Köprübaşı’nda Salihli – Simav yolu üzerinde …. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Evliya

Attar Hoca Türbesi

Manisa – Merkez’de Attar Hoca camii içerisinde Attar Hoca’nın kabri, karaköy semtinde bulunan ve 1480’de yaptırılmış olan Attar Hoca Camii’nin son cemaat mahallinde, minarenin yanındadır Eyne Gazi Mahallesinde daha sonraları Attar Ece (Hoca) tarafından bir cami yaptırılmasıyla mahalleye Attar Ece adı verilir. Attar Hoca’nın Saruhanoğulları devrinde yaşamış olan Revak Sultan’ın kardeşi olduğu ileri sürülür Kaynaklardan Attar Hoca’nın testicilik yaptığı ve dükkânının da şimdiki Karaköy Kur’ân Kursu’nun bulunduğu yerde olduğunu öğreniyoruz. Attar Hoca’ya ait şöyle bir menkıbe anlatılmaktadır: “Adamın biri bir gün Attar Ece’nin bir testisini kırar. Sonraki bir gün yine gelir ve bir testisini daha kırar. Üçüncü de yine kasten testisini kırmaya geldiğinde Attar Ece bu şahsı yakalar ve, “senin Hızır olduğunu herkese söylerim”, der. Hızır (a.s.), “Ne olur söyleme” der. Attar Ece de, “ o zaman günde bir vakit namazı bu camide kılar isen söylemem” der. O günden beri Hızır (a.s.)’ın bu camide hergün bir vakit namaza geldiğine inanılmaktadır. Cami yapılacağı zaman, vakıfın cami alanının geniş tutulmasını istemiş olduğu, bunun sebebini soranlara da, “gün gelecek burada çocuklar oynayacak” diyerek, ileride bir gün burada bir Kur’ân kursunun yapılacağına işaret etmiş olduğu anlatılır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Evliya

Taptuk Emre – Manisa

Manisa – Kula’ya 25 km uzaklıktaki Emre köyünde ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Kula
Evliya

Karacaahmet Türbesi – Manisa

Manisa – Karaca ahmet köyünde Manisa’da Horozköy’den bir iki km. mesafede kabri bulunan Karaca Ahmed’in rivayetler dışında yaşadığı dönem hakkında ilk gerçek bilgiyi Saruhanoğlu İshak Çelebi’nin 1371 tarihinde Manisa’da Şeyh Revak Sultan’a vakfettiği arazi için düzenlenen vakfiyedeki şahitler arasında‚ “..Süleyman Horasani oğlu Karaca Ahmed..” adıyla rastlarız. 1371’de sağ olduğu anlaşılan Karaca Ahmed için, İshak Çelebi’nin vezirlerinden Murtaza Bey’in oğlu Emiri Bekir Hoş Kadem Paşa’nın 1397 yılına ait düzenlenen vakfiyesinde “ …..Gökçeağaç denilen iki kıt’a arazinin cem’isinden gelen hasılat Eşşeyh arif-i Billah Karacaahmed Tekkesi’nin sakinlerine, orada yapılmış merkad ve türbesine gelenlere, merkadin hizmetçileri ile gelip gidenlere halin iktizasına göre it’amiyye sarf edilecek… ”, kaydı ile Karaca Ahmed’in vefat etmiş olduğu anlaşılmaktadır. Aşıkpaşazade Karaca Ahmed’in Orhan Gazi devrinde sağ olduğunu ve I.Murad zamanında öldüğünü yazmaktadır. 1371’de sağ olan Karaca Ahmet büyük bir ihtimalle I.Murad’ın ölüm tarihi olan 1390’dan önce vefat etmiş olmalıdır. Tire’de medfun bulunan Bali Baba’nın soy kütüğünde Karaca Ahmet Sultan’ın isminin de yer aldığını bu arada belirtmek gerekir. Kanuni Sultan Süleyman’ın cariyesi olan Gülfem Hatun, Manisa Sancağında bulunduğu sırada sık sık Horozköyü’ne giderek Karaca Ahmed Sultan’ın türbesini ziyaret ederdi. Bilindiği gibi, İstanbul’daki makam yerinin inşaını da o gerçekleştirmiştir. Karaca Ahmed’in birçok yerde makamı bulunmaktadır. Kaynak Evliyalar Şehri Manisa , Abdulhalim Durma , 2013 . Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Manisa Özel