Kütahya'da Ziyaret Edilecek Türbeler
Kütahya bölgesinde 17 kayıtlı türbe, kabir ve makam bulunuyor. Aşağıdaki harita ve listede ziyaret saatleri, ulaşım ve ziyaret adabına dair bilgileri bulabilirsiniz.
Tüm Noktalar (17)
Ahi Evren Sultan
Kütahya Mevlevihanesi
Kütahya – Merkez’de Dönenler camii Kütahya il merkezinde, Börekçiler Mahallesinde, Dönenler Meydanının güneybatısında yer alan mevlevîhane, Konya ve Afyonkarahisar mevlevîhalerinden sonra üçüncü önemli dergahtır. Şecerelere yapının banîsi ve ilk postnişîni olarak geçmiş olan Celaleddin Ergun Çelebi’nin ismi ile Erguniyye Dergahı, ErgunÇelebi Zaviyesi ve Zaviye-i Erguniyye adlanyla anılmaktadır. Öncelikle Mevlevîliğin Kütahya’daki izleri Sultan Veled dönemine dayanır. Sultan Velede intisab etmiş olan, halkın “Kütahya Fatihi” diye adlandırdığı Emir İmmeddin Hezar Dînarî, şeyhinin arzusu üzerine şu anda Ergun Çelebi’nin bulunduğu yerde bir mevlevîhane inşa ettirmiştir. Sultan Veled, 14. yüzyıl başlarında, I. Yakub Çelebi zamaninda Konya’dan çıkıp Beyşehir, Eğirdir ve Denizli üzerinden buraya gelmiş ve Kütahya şehrinin güzelliği karsisinda hayran kalmistir. Şehrin güzelliği karşısında dîvanında da yer alan aşağıdaki manalara gelen mısraları kaleme almıştır: “ Kütahya şehri gibi bir şehir olamaz. Ne mutlu orada bir ay oturan kimseye. Saadeti yaver olup da iki ay oturacak olan kimse oradan hadsiz, hesapsız istifade eder, lezzet alır. Bu şehrin güneş gibi her tarafı vecihdir ki, onun arkası, karanlığı yoktur. Letafette cennete benzer Ya Rabbi ona hiçbir cevr ü kahır gönderme. Hiç tatlı bir güzele, bir kusur olmadığı halde, bir kimse zehirli şerbet içirir mi? onun her bir köşesi bağ bahçdîr. Onun her tarafından bir pınar, nehir akmaktadır. Onda duvar içinde ve muhafaza altına alınmış mevzun, endamlı bir kale vardır ki, benzerini kimse görmemiştir. Öyle bir şehre, Herat , Merv , Ehri gibi şehirler feda olsun. Veled’e onun güzelliği beli olunca Kütahya’nın senasını herkesin yanında açıkça söyledi. “ Kütahya Dergahı’nın faaliyetleri Germiyanoğulları zamanında belirgin bir artış göstermiştir. Gerek şeriyye sicillerinden gerekse vakıf kayıtlarından anlaşılıyor ki, 1329 yılında bugünkü mevlevîhanenin bulunduğu yerde yeniden inşa edilen bina, şehrin köylerine varıncaya kadar sosya-kültürel hayatinda büyük çaplı etkiler meydana getirmiştir. Sultan Veled’den sonra, yerine geçen oğlu Ulu Arif Çelebi de Kütahya şehrine ayrı bir önem vermiştir. Mevlevîliğin yayılması açısından jeopolitik bir önemli bulunan Kütahya’yı sık sık ziyaret etmiş ve Germiyanoğullan ile yakın ilişkiler içerisine girmiştir. Mevlevî kaynaklarda zikredildiğine göre Süleyman Şah, Sultan Veled’in kızı Mutahhara Hatun ile evlenmiş ve bu izdivaçtan doğan Devlet Hatun, Yıldırım Bayezid’in hanımı olmuştur. Böylece Kütahya şehri, 1381 yılında Devlet Hatun’un “cihazı” olarak Osmanlıların eline geçmiş ve Yıldırım Bayezid buraya vali tayin edilmiştir. İşte Osmanlı sultanlarının Mevlevîler akraba olarak kabul etmeleri ve tahta yeni geçen sultanların Edirne kapısı dışında düzenlenen büyük bir merasimle Mevlevî şeyhi tarafından kılıç kuşatılması geleneği bu tarihi bağa dayanmaktadır. XVI. yüzyılda Anadolu’da özellikle Batı ve İç Anadolu’da halkın tamamının Mevlevi olduğu yöreler göze çarpmakta, Kütahya’da bu beldelerden biri olma özelliğine sahip olmaktadır. Kütahya’nın birçok köyünde köy halkının tamamının Mevlevî olduğunu tarihi kayıtlardan öğrenmekteyiz. Bununla birlikte Kütahya Mevlevîhanesi’nin de birçok mevlevîhane gibi zengin gelirli vakıfları bulunmaktadır. Ancak diğer tarihi vakılar gibi Ergun Çelebi Evkafı olarak sicillere kayıtlı olan bu vakfiye de zamanla sahipsiz kalmış ve özel ellere intikal etmiştir. Kaynaklardan edinilen bilgiye göre Kütahya Mevlevîhanesi’ne şeyh zevatın isimleri şöyledir: Ergun Çelebi Celaleddin Çelebi Burhaneddin Ilyas Çelebi Zeyneddin Çelebi Kütahyalı îbrahim Dede Mehmed Dede Kamile Hanım Hüseyin Çelebi Hace Fatma Hanım Sakıb Dede Halis Ahmed Dede Abdurrahim Ata Çelebi Mehmed Saib Çelebi El-Hac Abdulkadir Çelebi İsmail Hakkı Çelebi İdris Hamdi Çelebi Bu meşayıh listesi dışınde Kütahya Dergahı’na hizmetleri geçmiş Pesendi Hacı Ali Dede, Seyyid Ebü Bekir Çelebi, Seyyid Ahmed Salih Dede, Talat Paşa, Fatma Hatun, Ahmed Remzi Dede (Akyürek) gibi önemli isimleri de zikretmek gereklidir. Mevlevihane 1812 yılında yeniden yapılırcasına onarılmış, arkasından 1814,1838-39, 1841-42, 1848, 1887-89 yıllarında çeşitli tamiratlar geçirmiştir. Zamanla bu yapılar da harap olmuş, semahane Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1964 ve 1972 yıllarında onarılmış, yapılan ilavelerle Dönenler Camii ismi altında ibadete açılmıştır. Başbakanlık arşivindeki 1838 tarihli krokilere göre yapının kuzey yönünde giriş kapısı, güneyinde de eski giriş kapısı bulunmaktaydı. İki katlı, kare planlı olan mevlevîhanenin semahanesinin üzeri on sekiz sütunun taşıdığı bağdadi bir kubbe lie örtülmüştür. Yapının yan ve ön cephelerinde iki sıra halinde dikdörtgen pencereler, ortasında iki kat yüksekliğindeki yuvarlak sema meydanı bulunmaktadır. Semahanenin mescidi kare planlı, iki katlı üç taraftan iki sıralı pencerelerle aydınlatılmıştır. Cephenin ortasındaki semahaneye giriş kapısı üzerinde iki çini levha bulunmaktadır. Bunlardan alttaki büyük çinide kobalt renkli zemine beyaz ta’lik yazı ile “ Ya Hazret-i Ergun ” hattat Halil Mahir tarafindan yazılmıştır. Büyük olasılıkla bu çini mevlevîhanenin 1887-1889 onanmında buraya konulmuştur. Alttaki küçük çinide ise, lacivert üzerine mavi ve kiremit renkli ta’lik yazı ile “ Ya Hazret-i Mevlana ” yazılıdır. İçeride türbeye açılan kemerin sağında ise ”Adli” mahlası ile Sultan II. Mahmud’un tuğrası bulunmaktadır. Son onarım tarihi 1959 olan mevlevîhanenin taş temel üzerine kargir duvarları, çatısının ortasında bir kasnak üzerine yükselen taşkı ve üzeri kiremit örtülü kubbesiyle, Kütahya yapıları arasinda görüldüğü anda dikkat celbetmektedir. Tekkenin gülneybatı tarafında bulunan bitişiğindeki türbede ise, başta Ergun Çelebi olmak üzere ünlü meşayih medfundur.
Şeyh Buhari
Kütahya Merkez’de Hükümet Konağı arkasına rastlayan Zeryen Mahallesi, Türbe sokakta, parkın karşısına rastalayan 2 no.lu Gümüşeşik Sokak’tadır. Nakşi şeyhlerinden. Hayatı hakkında bir bilgi yoktur. Hükümet Konağı arkasına rastlayan Zeryen Mahallesi, Türbe sokakta, parkın karşısına rastalayan 2 no.lu Gümüşeşik Sokak’tadır Kuzeyde sokağa bir cephesi dayalı duvarın arkasında, oldukça büyük kara planlı bir türbenin kalıntıları vardır. Sokak cephesinden başka avluya bakan cephede tamamen sağırdır. Bu cephede iri moloz taşların kaplamasız oluşu, buraya bitişik başka bir yapıyı da düşündürebilir. Doğu cephesi kalıntılarının orta yerinde bir kapı izi bulunmaktadır. Batıda bie eve bitişik olan duvarda ise sonradan araları örülmüş üç pencere görülebilmektedir. İçten kısmen sıvalı olmakla birlikte, hemen tamamen göçmüş olan kubbenin ve geniş pandantiflerin tuğla olduğu görülmektedir. Ayrıca tuğla pandantiflerin bittiği yerde , kasnaksız olan bu kubbede , bir sıra taş dizili olduğu ve tuğla kubbe örgüsünün bu sıraya oturtulduğu da gözlenmektedir. Kubbe yıkıntıları ve diğer moloz dolu olup, duvarların tepesinden girilebilen türbenin kuzeye yakın bölümünde, biri tek diğeri de yanında bir çocuk mezarı ile toplam üç sanduka vardır. Bir berat ve kadı sicilindeki vakfiye kaydından, ”1836 da Kütahya ve Afyon muhasalı olan , sonradan 1842 de Hüdavendigar valiliğine getirilen Dilaver Paşa’nın burada bulunan Şeyh Buhari Türbesi ile Seyit Numan mescidi ya da Gümüşeşik adı verilen bölgeyi onartıp yeniden vakıflar düzenlediğini ve bir de yanında okul yaptırdığını ” öğreniyoruz. Kütahya’ya genellikle Gümüşeşik adı ile tanınan bu yerde bulunan türbenin’de Şeyh Buhari Türbesi olduğunu bu kayıtlardan çıkarmak mümkün oluyor. Hiçbir kitabesine rastlamadığımız mezarların bulunduğu türbenin ilk yapılışı hakkında da kesin fikir edinmek mümkün değildir. 1838 Osmanlı kaydı, yukarıda geçen onarımla ilgilidir. Mimari özeliklerine göre XVI. Yy’a kadar indirmek mümkün olacaktır. Ancak XVI. Yy’a ait araştırmalarda adına rastalnmaması ve kendi mahallesi olan Zeryen Mahallesindeki böyle bir türbe veya zaviyeden Evliya Çelebi’nin de söz etmemiş olması ayrıca dikkat çekicidir. Avluda bulunan dağılmış mermer mezarın baş ve ayak taşları XIX yy’ın tipik örnekleridir. Barak kıvrımlar arasında, özellikle natüralist çiçek motifleriyle süslü ayak taşı dikkar çekicidir. Baş taşındaki zorlukla okunan kitabesinde (1282 / 1865/66) tarihi ile mezarın Kütahyalı Hüseyin gazi Paşa’ya ait olduğu okunamaktadır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Sakıb Dede
Kütahya – Merkez’de Dönenler camii içerisinde Anadolu’da yetişen büyük velîlerden. İsmi Mustafa’dır. Endülüs’ten İzmir’e göç eden bir âilenin çocuğu olarak doğdu. Doğum târihi belli değildir. Babası ticâretle uğraşırdı. Sâkıb Dede doğmadan önce, annesi Halime Hâtun rüyâsında mübârek bir zât gördü. O zât; “Allahü teâlâ sana üç beş gün içinde bir oğul verecektir. Gözünü aç onun kıymetini bil. O bizim yüksek oğlumuz olacaktır. Sana da dünyâ ve âhirette faydası çok olacaktır.” dedi. Annesinin bu rüyâsından birkaç gün sonra Sâkıb Dede doğdu. Sâkıb Dede yürümeye başladığı sırada babası ticâret için Mısır’a gitmişti. Aradan birkaç sene geçtiği halde kendisinden hiç haber alınamadı. Bu yüzden geçim sıkıntısı çekiyorlardı. Annesinin, bir gün akşam yemeği hazırlamaya çalışırken, ağladığını ve mahzûn olduğunu gören Sâkıb Dede, yemek yemeyip üzgün olarak bir köşede oturdu. Bu sırada kapı çalındı ve bir zât pekçok erzak ve çeşit çeşit hediyelerle birlikte mektup getirdi. Mektupta babası yakın zamanda döneceğini bildiriyordu. Yedi sekiz yaşlarına geldiğinde hocaya gitmeye başladı. Çalışkanlığı ve zekîliği ile kısa zamanda Kur’ân-ı kerîmi ve başlangıç ilimlerini öğrendi. Daha sonra tahsîline devâm etmek için İstanbul’a gitti. Fâtih Câmii Medreselerinde meşhûr âlimlerden ders aldı. Sonra Köprülüzâde Mustafa Efendinin derslerine devâm etti. Bu arada hocası ile birlikte küffâr üzerine yapılan bir sefere katıldı. Çehrin Kalesi muhâsara edildi. Muhâsaranın başlamasından üç ay geçmesine rağmen bir netîce alınamadı. Zaman zaman asker arasında, Sultan Süleymân’ın Kânunnâmesinde; “Yeniçerilerin üç aydan fazla muhâsara üzerinde kalmayacağının” yazılı olduğu konuşulmaya başlandı. Bu sırada bir ikindi vakti sefer kumandanının çadırına bir derviş geldi. Komutan ona çok hürmet etti. Sohbetin sonunda derviş; “Bu gece mânâ âleminde Mevlânâ Celâleddîn Rûmî hazretlerinin bütün halîfeleri talebeleri ile gelip kalenin hizâsında murâkabe hâli üzere oturduklarını gördüm. İnşâallahü teâlâ yarın ikindi vakti kalenin alınma ihtimâli vardır.” dedi ve askerin kaleye gireceği yeri gösterip, oradan ayrıldı. Komutan bu haber üzerine rahatladı. Bu hâdiseyi gören Sâkıb Dede’de bambaşka haller oldu. Sevdiği ve güvendiği Fevzi Efendiye durumunu arz edip, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin ahvâlini anlatmasını istedi. O da bildiği kadar anlattı. O güne kadar tasavvuf ehlinin sohbetlerine katılmamış olan Sâkıb Dede’de tasavvufa karşı bir sevgi ve meyl hâsıl oldu. Gece rüyâsında şunları gördü: Çehrin Kalesinin semâsında bir kubbe vardı. Burada evliyâ zâtlar gömülüydü. O kubbeden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî çıkıp, koltuğunda bulunan kopcayı Sâkıb Dede’ye eliyle işâret etti. Sâkıb Dede; “Peki efendim.” deyip süratle yanına vardı. Elini öpüp, emirlerini, ne buyuracaklarını beklediği sırada o zât; “Ey genç! Ben seni kabûl ettim.” dedikten sonra mevlevî elbisesi giydirdi ve; “Senin dünyevî bir işin yok.” buyurdu. Ertesi gün rüyâsını Fevzi Efendiye anlattı. O da rüyâsını tâbir etti ve bundan sonra mevlevî olduğunu söyledi. Sâkıb Dede’yi sefer dönüşünde Farsça öğrenmek husûsunda büyük bir merak sardı. Bunun için Bursa’ya gitti. Kısa zamanda Farsçayı öğrendi. Üstelik bu dili Bursa’nın ileri gelenlerine öğretmeye başladı. Daha sonra Uşak üzerinden Manisa, Isparta havâlilerinde hem ders vererek hem de vâz u nasîhatlerde bulunarak Konya’ya gitti. Konya’da câmilerde vâz u nasîhatta bulundu. Yaşının çok genç olmasına rağmen güzel vâzları ile Konyalıların dikkatini çekti. Daha sonra Elmalılı Halil Efendinin sohbetlerine devâm etti. Tasavvufa dâir kıymetli eserler okudu. Halil Efendiden icâzet aldıktan sonra İstanbul’a döndü. Fâtih Câmiinde dersiâm olup, altı ay kadar ders verdi. Bu arada rahatsızlandı. Kaplıca tedâvisi görmek için Bolu’ya gitti. Bolu’da kaldığı müddet zarfında halka vâz u nasîhatta bulundu. İşlerini bitirince tekrar İstanbul’a döndü. Tasavvuf yolunda kendisini terbiye edecek bir zât arıyordu. Kendisine Edirne Mevlevî Dergâhında ders veren Siyâhî Dede’yi tavsiye ettiler. Edirne’ye gidip bir müddet onun terbiyesi altında bulundu. Ondan tasavvufta icâzet aldı. Sonra oradan ayrılıp Galata Dergâhında Şeyh Gavsî Dede’nin hizmetinde bulundu. Mevlevî tarîkatının âdâbını öğrendikten sonra, matematik öğrenmek için Mısır’a gitti. Sâkıb Dede Mısır seyâhati sırasında uğradığı mevlevî dergâhlarındaki, gelip geçmiş zâtların hayatlarını toplayıp meşhûr Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyye isimli eserini yazdı. Geri dönüşünde Kütahya Mevlevîhânesi şeyhliğine tâyin edildi. Uzun süre burada hizmet ettikten sonra 1735 (H. 1148) senesinde vefât etti ve dergâhın bahçesine defnedildi. Sâkıb Dede, her kimden gelirse gelsin ezâ ve cefâlara karşı şikâyette bulunmaz, onlarla güzel ve tatlı bir şekilde konuşarak, dost olmayanları da dost yapardı. Başına gelen her türlü sıkıntıları şükr ile karşılardı. Aleyhinde olanların bir kısmı onun bu halleri karşısında tövbe edip, ona talebe oldu. Diğerleri ise bir musîbete dûçâr oldular. Bir Cumâ günü İbrâhim Efendi isimli bir zât Aksu’ya giderken, yolu Sâkıb Dede’nin dergâhının yanından geçti. Dergâha girip; “Bana bir fırsat verseler bütün dedelerin ayaklarını kırardım.” dedi. Ayrılıp giderken, dergâha yakın bir yerde düştü ve ayağı kırıldı. Ömrünün sonuna kadar bu derdi çekti. Sâkıb Dede’nin ayrıca şiirlerinin toplandığı bir Dîvân’ı vardır. Samîmi ve bir çoşku hâlinin terennümü niteliği taşıyan şiirlerinde lirik bir hava hâkimdir. KAYNAKLAR 1) Osmanlı Müellifleri; c.1, s.179 2) Şakâyık-ı Nu’mâniyye Zeyli (Fındıklı İsmet Efendi); s.406 3) Tezkire (Safâyi, Süleymâniye Kütüphânesi Esad Efendi Kısmı, No:2549); s.51a 4) Âdâb-ı Zurefâ (Millet Kütüphânesi Ali Emîri Târih 762); s.53b 5) Hatimet-ül-Eş’ar; s.38 6) Tufeyli Menâkıb-ı Kibâr-ı Mevlevî fî Menâkıb-ı Şeyh Sâkıb Mânevî, Üniversite Kütüphânesi, T.Y. 2509 Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Seyyid Bahaeddin Ali Baba
Kütahya Merkez’de Adnan Menderes Bulvarı üzerinde ……. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Mehmet Dumlu Kütahyevi
Kütahya Merkez’de Musalla Kabristanındaki Sunullah Gaybi hazretlerinin hemen yanında dır. Aziz Mehmet Dumlu Hazretleri Kütahya’da doğmuştur. Baba tarafından soyu Buhara’ya uzanmaktadır. Dedesi Eşref Efendi Nakşibendi şeyhidir. Dedesinin dedesi Hurşit Efendi Buhara’da tahsilini tamamlamış bir Nakşibendi şeyhidir. Soyunda anne tarafından gelen bir manevi çizgi de mevcuttur. Anneanneleri Gülsüm hanımın Eskişehirli Sadık Efendi Aziz Hazretlerinden biatlı bir Şabani dervişi olduğu bilinmektedir. Mehmet Dumlu Hazretleri ilk eğitimini Kütahya’da yaptı. Daha sonra hafızlık eğitimine başladı. Sekiz ayda Kuranı kerim hafızı oldu. Askerlik görevini İzmir Gaziemir’de tamamladı. Askerlik dönüşü kısa bir süre memurluk yaptı. Memurluktan ayrılıp Kütahya Şehitler Camii imamlığına tayin edildi. Müftülük kadrosunda Kuran Kursu öğretmenliği yapt 1953 yılında Kütahya’da Ayşe hanımla evlendi. Evliliğinden iki oğlu bir kızı oldu. Oğulları Kamuran bey ve Sacit bey Kütahya’da ticaretle uğraşmaktadırlar. Kızı Asuman hanım da evlidir ve Kütahya’da yaşamaktadır. Mehmet Dumlu Hazretleri, eşi ile 47 yıllık bir evlilik hayatı sürdü. Eşi Ayşe hanımefendi, özenli, namazlarını kazaya bırakmamış bir hanımefendiydi. 2000 yılında Ayşe hanım vefat etmişlerdir. Bu tarihten sonra Mehmet Dumlu hazretleri büyük oğlu Kamuran beyle birlikte oturmuştur. Aziz Mehmet Dumlu Hazretleri tasavvufa ilk olarak Mevlevi Şeyhi Kütahya’lı Akif Dede’ye intisab ederek girmiştir. O sırada Nakşibendi halifelerinden Altıntaş’lı Hacı Mehmet Efendi’nin sohbetlerine de devam etmektedir. İzmir Gaziemir’de askerlik görevini yaptığı sırada Kadiri şeyhi Sezai Efendi ile tanışır ve onun sohbetlerine katılır. Askerden terhis olduktan sonra Kütahya’ya dönen Mehmet Dumlu Hazretleri, Altıntaşlı Hacı Mehmet Efendinin vefat ettiğini öğrenir. Bunun üzerine kendisinde bir kamil mürşid arayışı başlar. Kütahya eşrafından Elifzade Nuri Efendi vasıtasiyle Uşak’ta bulunan Halveti Şabani Şeyhi Hoca Mustafa Efendi Aziz Hazretlerine biat ederek Halveti Şabani yolunda tasavvuf eğitimine başlar. Dervişliği çok coşkulu olan Mehmet Dumlu Hazretleri, kısa sürede şeyhinin takdir ve teveccühüne mazhar olmuştur. Tasavvuf eğitimi yanında müzik eğitimine de devam eden Aziz Mehmet Dumlu Hazretleri, usul ve makam konularında kendisini yetiştirmiştir. Çok sayıda ilahiyi makam ve usulu ile ezberinde bulundurduğu için ilahiler konusunda araştırma yapan müzisyenlere yol göstermiştir. Dervişliği sırasında, hizmette ve gayrette önde yer alan Mehmet Dumlu Hazretleri şeyhinin vefatından önce irşad ile görevlendirildi. 1973 yılında vefat eden Uşaklı Mustafa Efendi Aziz Hazretleri’nin Halveti Şabani çizgisini aslına uygun olarak devam ettirmiştir. Kütahya, İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara, Konya, Kastamonu ve Erzurum vilayetlerinde sohbetleriyle; irfan yolunda istekli olanlara tasavvuf eğitimi vererek hizmeti sürdürmüştür. İrfan yolunda yüzlerce öğrenciyi, nefisleriyle mücadelede gerekli yol ve yöntemleri göstererek, irşad ve ıslah etmiştir. Aziz Mehmet Dumlu Hazretleri, 27 Ağustos 2011 tarihinde Kütahya’da Cemal Alemine yürümüştür. Naaşı, Kütahya’da, Sunullah Gaybi Hazretlerinin Türbesi yanında, toprağa verilmiştir. Kaynak ; Halveti.net Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Ömer Bari
Kütahya – Merkez’de Barbaros İ.Ö. okulu karşısında . Haliliye medresesinde müderrislik yapmıştır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Kalburcu Şeyhi Ahmet Efendi
Kütahya – Eskişehir yolu üzerinde. Kütahya ya 20 km mesafede Kânûnî Sultan Süleymân devri âlim ve velîlerinden. Aslen Kütahya’ya yakın Gırbalcı köyündendir. Halk arasında Kalburcu Şeyhi adıyla meşhûr olmuştur. Mihmandâr ve Çavdarlı adıyla da bilinirdi. kaynaklarda doğum târihi bildirilmemektedir. 1570 (H.978) senesinde vefât etti. Önce kendi memleketinin âlimlerinden ilim tahsîl etti. Sonra Şeyh Sinân Karamânî’nin hizmetinde bulundu. Abdüllatîf Efendinin sohbetlerinden çok istifâde etti.Mânevî hâllere ve makamlara kavuştu. Şöyle bir hâdise anlatılır: Henüz talebeyken, arkadaşlarıyla derse gidip gelirlerdi. Bir gün derse gittiklerinde, iki arkadaşıyle berâber her biri, gönüllerinden geçenlerin hâsıl olması için hocalarından duâ istediler. Hocaları bu talebelerini kırmadı. Onlar için duâ etti.Hocalarının duâsı bereketiyle, o talebelerden biri Pâdişâhın ordusunda komutan, biri de ilim ehli âlim bir kimse oldu. Ahmed Dede ise; hazret-i İbrâhim gibi çok mâl ve mülke kavuştu, zengin oldu. Daha sonra İstanbul’a geldi. Burada büyük zâtlardan olan Kütahyalı Merkez Efendinin yanında hizmet etti. Merkez Efendinin yanında İslâmiyetin güzel ahlâkını ve Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) yolunu öğretmek için izin aldı. Yine büyük zâtlardan Kastamonulu Şâban Efendinin de iltifatlarına kavuştu. İstanbul’dan ayrılıp memleketine geldi. Burada yaptırdığı zâviyesinde ikâmet eder, insanlara dünyâ ve âhiret saâdetinin yollarını öğretirdi.Hocasının duâsı bereketiyle çok mal ve mülke kavuştuğundan, herkese çok fazla ikrâmlarda bulunurdu. Gece-gündüz, gelene geçene yemek yedirir, açları doyururdu. Zâviyesinde sofra hiç eksik olmazdı. Çok kerâmetleri görüldü. Ömrü boyunca hiç kimseden hediye, maaş ve sadaka gibi şeyleri kabûl etmedi. Çiftçilikle geçinirdi. Tarlalarından elde ettiği ürünlerden, misâfirlerine yedirmek ve ihtiyaç sâhiplerine vermek için bir mikdar ayırmak âdetiydi. Hattâ hayvanlar ve kuşlar için bile yiyecek ve buğday ayırırdı. Tarlaya ektiği buğday ve çavdarlar, normal tohumdan olmasına rağmen, çok güzel ve benzersiz olurdu. Bu sebeple Ahmed Dede’ye halk arasında Çavdar Şeyhi de derlerdi. Tarlalardan elde ettiği buğdayı bir anbara koyar, kapısını kapatırdı. Buğdayı anbarın altındaki oluktan alırlardı. Anbarın tamâmen boşaldığı hiç görülmedi. Bu sâyede hiçbir zaman zahire sıkıntısı çekilmezdi. Ahmed Dede’ye civar köy ve kasabalardan çok misâfirler gelirdi. Misâfirlere, ayrılırken birer çörek verir, onlar da bunu yol azığı yaparlardı. Her zaman; “Bu nîmetlerin hepsi, Ahmed Dede’nin hocası Abdüllatîf Efendinin duâsı bereketi iledir” diye Allahü teâlâya şükrederlerdi. Sultan İkinci Selîm şehzâdeyken Ahmed Dede’yi ziyâret etmiş ve zâviyesi yakınında bir mescid yaptırmıştır. Kalburcu Şeyhi Ahmed Dede 1570 (H.978) senesinde memleketinde vefât etti.Kabri oradadır. KAYNAKLAR 1) Şakâyik-ı Nu’mâniyye Zeyli (Atâî); s.203 2) Sicilli Osmanî; c.1, s.201
Sunullah Gaybi (k.s.)
Kütahya – Merkez’de Musalla kabristanında 1615 yılında Kütahya’da dünyaya gelen şair ve mutasavvıf Sunullah Gaybi hazretleri , halk arasında ‘ Hüda Rabbim Sultan” diye bilinir. Babasının adı Ahmed, dedesinin adı ise Beşirdir. Babası Şeyh Ahmet efendi müftü olup , ömrünün sonlarına doğru tasavvuf yoluna girmiştir. Babasının dedesi Kalburcu Şeyhi Ahmed Efendi’de evliyanın büyüklerinden ve Merkez Efendi’nin halifelerindendir. Böylece bir dervişzade , müftizade olan Sunullah, hem zahir hem batın ilimlerini öğrenerek aile ocağında ilk eğitim ve öğrenimini görmüştür. Yine aynı zamanda babasının da şeyhi olan Halveti Şeyhi Muslihuddin Efendi’den de ders almıştır. 1649 yılında İstanbul’a gelerek Oğlan Şeyh İbrahim Efendi’nin sohbet dairesinde bulunmuş ve Melamiliğe intisap etmiştir. 1655 de şeyhinin vefatı üzerine Kütahya’ya dönmüş ve kentin dışında kendine bir zaviye yapmış ve halkı irşada başlamıştır. Sun’ullah Gaybi eserlerinde mensup olduğu iki ayrı tarikatın silsilesini kaydeder. Buna göre Olanlar Şeyhi İbrahim Efendi yoluyla Bayrami-Melami, Kütahya’daki Balıklı Tekkesi’nin kurucusu ve babasının pirdaşı Muslihuddin Efendi yoluyla Halveti tarikatına mensuptur. Sun’ullah Gaybi, Türk tasavvuf şiirinin önemli temsilcilerinden biridir. M. Fuad Köprülü onu Yunus Emre takipçileri arasında sayar. Hüseyin Vassaf, Sun’ullah’ın adının tezkirelerde zikredilmemesini mensup olduğu Bayrami-Melami geleneğine karşı olumsuz tutum dolayısıyla kendisini gizlemesine bağlar. Rıza Tevfik ise onu basit ve açık bir Türkçe ile felsefi konuları işleyebilen nadir şairlerden biri diye nitelendirir. Gaybi çoğunluğunu aruz, bir kısmını hece vezniyle yazdığı şiirlerinde tecelli, devir nazariyesi ve insan-ı kamil düşüncesi gibi tasavvufun temel konularını işlemiştir. Risale-i Halvetiyye ve Bayramiyye’nin giriş cümlelerinden Kütahya’da mülhidlik ve zındıklıkla itham edildiği anlaşılan Sun’ullah Gaybi hayatının sonlarına doğru yazdığı bazı risaleleri bu yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmak için kaleme almıştır. Devir nazariyesini anlattığı doksan dokuz beyitlik “Keşfü’l-gıda” manzumesi tasavvufi çevrelerde çok tanınmıştır. Vefat tarihi tam olarak bilinmeyen Sunullah Gaybi hazretleri , son eseri Risale-i Esmayı 1676 da yazmış olduğuna göre bu tarihten sonra vefat etmiştir ve Kütahya’da musalla kabristanında sırlanmıştır. [toggle title=”Eserleri” load=”hide”] 1. Divan. İlahi , na’t, devriye, şathiye, mi’raciyye ve münacat türü 115 manzumeyi ihtiva eder. Gaybi ve divanı üzerine Bilal Kemikli tarafından hazırlanan doktora tezi (1998, AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü) basılmıştır (İstanbul 2000) . Divanın biri eksik ve hazırlayanı bilinmeyen iki neşri daha bulunmaktadır (İstanbul 1963; haz. Abdurrahman Doğan. istanbul2001 ). Kemikli neşrinin baş tarafında “Keşfü’l-gıta” manzumesi de yer almak- tadır. 2. Sohbetname. 1059-1065 (1649- 1655) yılları arasında Olanlar Şeyhi İbra him Efendi’nin sohbetlerine katılan Gaybi, İbrahim Efendi’den dinlediği sözleri derleyerek bu kitabı telif etmiştir. Bir iki cümlelik 560 paragraftan meydana gelen eser İbrahim Efendi’nin hayatı, tasavvuf anlayışı ve çevresine ilişkin en sağlam bilgileri vermesinin yanında dönemin dini-içtimai tarihine de ışık tutacak önemli bir kaynaktır. Eserin 1071 (1660) tarihli müellif hattı nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’n dedir (Hacı Mahmud Efendi. nr. 3137/1). 3. Tariku’l-hak ii teveccühi’l-mutlak. İnsan-ı kamil nazariyesi çerçevesinde kaleme alınmıştır (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 3ı37/2). 4. Ruhu’l- Hakika 1072’de (1661) yazılan eserde tarikatta gidilen yol ile hakikate en kolay ne şekilde ulaşılacağı meselesi ele alınmak tadır. 5. Biatname. Mürşid-mürid ilişkisi, muhabbet, zikir ve zikir çeşitleri, zikir telkini gibi konuları içerir. Kamil bir mürşid de bulunması gereken özelliklere değinilen eser Bayram’i-Melam’i geleneğinin önemli bir kaynağıdır. 6. Risflle-i Halvetiyye ve Bayramiyye. Müellif esere bir ad vermemiş. bu ad daha sonra müstensihler tarafından kaydedilmiştir. 1073’te (1662) yazılan eserin tek nüshası Bursa Eski Yazma ve Basma Eserler Kütüphanesi’nde kayıtlıdır (Genel. nr. 1441/l) Şeriat, tarikat. hakikat ve marifet kavramları üzerinde duran müellifin insan, insan-ı kamil ve aşk hakkındaki görüşleri dikkat çek- mektedir. 7. Mekarimü’l-ahlf1k ii tari- ki’l-uşşak. 1072’de (1661) kaleme alınan eserde tasavvuf ve ahlak ilişkisi konu edilmektedir. 8. Akaidname. Sun’ullah Gayb’i’nin tasavvufi görüşlerini içeren eserde Sünni ulemanın tasavvufa olan ilgilerine değinilmiş, bazı mutasavvıfların inançlarında görülen sapmalara işaret edilmiştir. 9. Risale-i İlm ü Amel. Gayb’i’nin 1074 (1663) yılında yazdığı bu risale onun ilim ve amel hakkındaki görüşlerinin yanı sıra döneminin ilim anlayışını yansıtması ba- kımından önemlidir. 10. Risale-i Esma. İki bölümden oluşan eserin ilk bölümün- de isim, müsemma ve ism-i zat gibi kavramlar ele alınmış. esma-i hüsna şerhe dilmiş ve ism-i a’zamdan bahsedilmiştir. İkinci bölümde sülük, talibin izlemesi gereken yol. mürşid, aşk, erkan-ı süluk gibi konuların yanında rüya üzerinde genişçe durulmuştur. [/toggle] [toggle title=”Kaynaklar” load=”hide”] Baki Yaşar Altınok , Hacı Bayram veli ve Bayramilik Melamilik , Ahi yayınları Abdurrezzak Tek , Melamet Risaleleri , Emin Yayınları , 2007 Mehmed Hakan Alşan , Anadolu Erenleri Melamet Hırkası , Kurtuba Yayınları , 2012 Tarık Velioğlu , Osmanlı’nın Manevi Sultanları , Ufuk Yayınları Türkiye Gazetesi , Batı Anadolu evliyaları cilt 2 Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Erguvan Çelebi Hz.
Kütahya Merkez Göynükören Mahallesi'ndeki Erguvan Çelebi Hz. nin Türbesi Dönenler Camii içindedir.
Hayme Ana ( Ertuğrul Gazi'nin Anası)
Hayme Ana, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi'nin ninesi, Ertuğrul Gazi'nin annesidir. Oğuzların Bozok kolunun Kayı Boyuna mensup bir Türkmen (Yörük) kızıdır. Kayı Boyu önce Ankara’nın batısındaki Karacadağ yöresine yerleşmiştir. Ankara'nın batısındaki Haymana ilçesi adını Hayme Ana’dan almıştır. Osmanlı obasının Söğüt ve Domaniç'e yerleşmesiyle belli bir dönem devlet idaresini eline alması ve devletin kuruluşunda hayati rol oynaması sebebiyle "Devlet Ana" olarak da anılmıştır. Ölümü üzerine Domaniç ilçesine bağlı Çarşamba köyüne gömülmüştür.
Seyyid Ömer Hz.
Kütahya Seyyid Ömer Hz. Türbesi
Paşam Sultan Hz.
Kütahya İli Paşam Sultan Hz. Türbesi Kurşunlu Sokak’ta yer alan türbe, Seyyid Nureddin adıyla bilinen bir zaviye-tekkedir. Geniş avlusunda bulunan türbe, kitabesinden anlaşılacağı üzere koleradan ölen İbrahim Cemal’e aittir. Babası Kemalettin Paşa’dan ötürü buraya Paşam Sultan Türbesi denmektedir. Kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Kubbeli yapı içerisinde, dört ahşap sanduka ve türbenin altında mumyalık bölümü bulunmaktadır. Duvarları iri moloz taştan örülmüştür. Rivayete göre Paşam Sultan Kütahya’da vali iken kendisine bir şikâyet gelir. Caminin karşısında ayakkabı tamircisi olan Nureddin Efendi diye birinin Cuma vakti namaza gelmediği şikâyet konusudur. Vali Cuma vakti bir de ben göreyim, diye gider. Ezan vakti Vali “Haydi Cuma namazına gidelim, der. Nureddin Efendi gideriz bakalım, der. Yine ısrar edince “yum gözünü” buyurur. ‘Aç gözünü” deyince kendilerini Ka’be’de bulurlar. Namazı orada kılarlar. Dönecekleri zaman şeyhin bir akrabası ile karşılaşırlar. Akrabası helva yaptık götürür müsünüz derler. Tabağı da yanlarına alırlar. Yine aynı şekilde Kütahya’ya dönerler. Vali, Nureddin Efendi’nin keramet ehli bir veli olduğunu anlayarak ona talebe olmak ister. Aynen Uftade hazretlerinin Kadı Aziz Mahmud Hüdai’ye yaptığı gibi merdivenleri, halı ve kilimleri süpürtür. Hamallık yaptırır ve neticede talebeliğe kabul eder. Kabirleri yaptırdıkları Tekke ve cami içindedir.
Karadonlu Can Baba – Kütahya
Kütahya – Merkez’de meşhur Germiyan sokağı üzerindeki Kardonlu can Baba camii karşısında. Karadonlu Sokak’ta, Karadonlu Mescid’in karşında bulunan türbe, 14. yüzyılda Anadolu’ya gelen Horasan pirlerinden Karadonlu Can Baba’ya aittir. Düzgün bir plana sahip olmayan yapı, düz ahşap örtülü, kiremit çatılıdır. İçeride, arkalı önlü altı büyük, üç küçük dokuz kabir bulunmaktadır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Celaleddin Ergun Çelebi
Kütahya – Merkez’de Dönenler camii içerisinde Mevleviliğin yayılmasını sağlayan ilk şeyhlerden. Hayatı hakkındaki bilgiler kendisinden çok sonra yazılan Sefine-i nefise-i Mevleviyan adlı esere dayanır. Kütahya’da doğdu. Babasi Burhaneddin llyas, dedesi Germiyanoğlu Süleyman Paşa’dır. Süleyman Paşa ,Sultan Veledin kızıyla evlendiği için Celaleddin Ergun’a da Çelebi unvanı verildi. Ulu Arif Çelebi, Emir Alim Çelebi, Emir Vacid Çelebi’den feyiz aldı. Bir ara Bursa’ya giderek Geyikli Baba’nın da sohbetlerine katıldı. Konya’da hilafet aldıktan sonra, Kütahya’ya gelerek Imadüddin Mezar tarafindan yaptirilan Kütahya Mevlevihanesinin ilk postnişini, şeyhi oldu. Uzun seneler halka Mevlevi yolunu anlattı. 1373 (H. 775)’de burada vefat etti. Türbesi dergahın haziresindedir. Yerine oğlu Burhaneddin İlyas Çelebi geçti.Erguniyye Dergahı da denilen Kütahya Mevlevihanesi o tarihte Konya ve Afyon Mevlevihanesinden sonra üçüncü büyük Mevlevihane oldu. Gençname, İşaret-ül beşare, adlı eserler ona nisbet edilmiş ise de kesinlik kazanmamıştır. Hem zahir ilimlerde alim hem tasavvufta mahir ve edebiyatta da zirve idi. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
İshak Fakih
Kütahya – Merkez’de İshak camii girişinde sağ taraftaki türbesinde Cemalettin ishak Fakhî Kütahya’da yetişen velilerden. GermiyanoğU Süleyman Şah ve Yakub bey zamanındaki en yüksek ullemadandır. Süleyman Kızını Murad Hüdavendigar’ın oğlu Bayezid’e vermek istediği zaman Osmanlı Hükümdarına gönderediği heyette de yer almıştır. Bu heyetin gönderildiği tarih 1381’den biraz evveldir. İshak Fakih’in mahlasının Cemaleddin ve babasının Hacı Halil Hayrullah olduğunu İshak fakih camiinin vakfiye ve kitabesinden anlıyoruz. İshak Fakih’in 844 H. sesinde hayatta olduğunu ve 783 H. ten evvel de Osmanlı Hükümdarı nezdinde gönderildiğini nazarı dikkate alınırsa 90 yıldan fazla bir ömür sürdüğü görülür. Cemalettin İshak Fakih’in (825h. – 1422m) Rebiülevvel tarihli vakfiyesinden Mehmet isminde bir olduğu olduğu anlaşılıyor. İshak Fakih’in bu vakfı Sincanlıya tabi kırka köyündedir.İshak Fakih’in kabri banisi olduğu caminin hemen girişindeki türbesindedir. Türbe de kitabe yoktur. İshak fakih camii ve türbesi’nin özelikleri a1.20 m. kalınlığında yüzleri ve köşeleri kesme taşlarla, tuğla ve harçla yapılmış olan cami esas arsaya uyularak 150:180 cm. dolma toprak üzerine inşa edilmiştir. Beşgen duvar üzerine oturtulmuş tek kubbesi ve çatısı vardır. Caminin giriş kapısına kuzeyden 6 basamak çimento merdivenle çıkılır. Solda taştan yapılmış bir istinat duvarı olup camiinin bu dış avlusu iki küçük kubbe ile örtülüdür. Avlunun sağında bir türbe ve türbenin bu kısmında demir parmaklıklarla iki pencere vardır. Türbe tek kubbelidir. Zemini çini plakalarla üç merkad vardır. Cami (7.80 x 4.5) metrekare boyutunda olup kubbe dört köşe üzerine oturtulmuştur. Minber ahşap ve sadedir. Mihrap beton sıvalı mermer taklidi boyalıdır. Küçük bir müezzin mahvili ve 14 basamak tahta merdivenle kadınlar mahviline inilir. Minare kesme taşlarla yapılmış olup şerefe kısmı tuğlalarla işlenmiştir. Külah ahşap ve kurşun kaplıdır. 54 basamaklıdır. Basamaklar aşınmış durumdadır. Cami yanında bulunan çeşme de İshak Fakih tarafından yaptırılmış olup inşası 823h – 1420 m.’dir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Ahi İzzettin
Kütahya Merkez’de İshak camii’nin karşısında Ahi şeyhlerinden. Kütahya’da Ishak Fakih Camii’nin batısında Hisarlı Ahmet Caddesi’nde yol üstünde yüksekçe bir yerdedir. Hicri 1071 yilinda vefat etmiştir. Mevlevi olduğu ve Yakup Çelebi imaretinin, aşçılığını yaptığı rivayet edilmektedir. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations