Gaziantep'da Ziyaret Edilecek Türbeler
Gaziantep bölgesinde 24 kayıtlı türbe, kabir ve makam bulunuyor. Aşağıdaki harita ve listede ziyaret saatleri, ulaşım ve ziyaret adabına dair bilgileri bulabilirsiniz.
Tüm Noktalar (24)
Gaziantep de günümüze ulaşamayan türbeler ve mezarlıklar
İmam Gazali Türbesi
Gaziantep – Şahinbey – Kalenin içinde hamamın kuzeyinde 12 numaralı burcun içinde Kalenin yegane kapısı olan kuzeybatı köşedeki kapıdan girilip sola, yani doğuya doğru yokuş yukarı devam eden beşik tonoz örtülü dehlizin sonunda, kuzeye bakan burcun içinde eskiden bir mezar olduğu rivayet edilmektedir. Bugün bir kısmı yıkılmış olan bu burçta kitabe, tezyinat ve türbe görünüşü veren herhangi bir teferruat mevcut değildir. 16. yüzyılın ortalannda Antep’i ziyaret eden Evliya Çelebi de halkın bu türbenin İmam Gazaliye ait olduğuna inandığını bildirdikten sonra bunun gerçek dışı olduğunu şu sözleriyle ifade etmektedir: “Kale kapısı mabeyninde İmam Gazali ki, tabiindendir. Şafii mezhebinde ulu sultandır. Mutaflık ile geçinirdi. Kazzazlar (ipekçiler), pirlerinin İmam-ı Gazzali olduğuna inanırlar, ama galattır. Cümle Antep halkının güzel zanlarının neticesi, İmam Muhammed Gazzalî ve biraderi Ahmed Gazzalî Antep kalesinde medfundur; amma galattır”. Evliya Çelebinin “amma galattır” yani (yanlıştır, başka bir kelimeden bozulmuştur) demesi, yerinde bir görüştür. O halde, bu “Gazzalî” sözünün “yün eğiren, iplikçi” anlamına geldiği, keza ipekçi anlamına gelen “kazzazî” sözünün de “gazzali” sözüne ne kadar benzediği açıktır. Antep’teki ipekçilerin ve dokumacıların, Antep’te türbesi bulunan bu şahsı 1920’li, 1930’lu yıllara kadar mesleklerinin piri olarak görüp mezarını ziyaret etmeleri, ona kurban kesmeleri, ahilik geleneğine göre peştemal kuşatmaları, aslında İmam Gazzali Türbesi’nin isminin, meşhur filozof ve din bilgininden değil, Antep’li bir meslek pirinden geldiğini göstermektedir. Bali oğlu İbrahim Bey’in 893 (1487) yılında yazarak Memluklü sultanı Kayıtbay’a takdim ettiği Hikmetname isimli ansiklopedik şiir kitabında bu türbeden de bahsedilmekte ve şöyle denilmektedir : Anın hısnındadır Allahu alem Makam-ı Ahmed-i Gazzali’nin hem Bali oğlu İbrahim Bey bu şiirinde Ahmed-i Gazzalî’nin makamının Antep kalesinde olduğunu söylerken “Allahu alem” (doğrusunu Allah bilir) demek suretiyle tereddüdünü de ihmal etmemiştir. Fakat onun bu sözleri, 1487 tarihinde bile bu inanışın artık iyice yaygınlık kazanmış olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Bize öyle geliyor ki türbe olduğu söylenilen, fakat aslında belki bir mezardan ibaret makber olan bu makamın tarihi, Antep şehrinin ve kalesinin Eyyubilerin elinde önem kazandığı 12. yüzyıl sonları ile 13. yüzyıl başlarına kadar geriye gitmektedir. Sadece Antep’te değil, hemen hemen bütün Türk kalelerinde sevilen meşhur dinî veya menkıbevi bir şahsa ait bir mezar bulunmaktadır. Böyle bir mezarın veya makamın, türbenin bulunması veya bulunduğuna inanılması, kaleyi savunan şehir halkının ve askerlerin maneviyatını kuvvetlendireceğine şüphe yoktur. İşte Antep kalesindeki İmam Gazzali Türbesi’nin veya makamının bulunduğuna inanılması da böyledir. Sonuç olarak söylemek gerekirse bu türbe İmam Muhammed veya kardeşi Ahmet Gazzalî’ye ait olmayıp, 12-13. yüzyılda yaşamış Antep’li bir gazzalî (iplikçi, dokumacı) veya kazzazî (ipekçi) lakaplı meşhur bir şahsa aittir. Kaynak ; Türk Kültür Varlıkları Envanteri – Gaziantep – Türk Tarih Kurumu – Prof Dr. Nusret Çam
Seyda Muhammed Emin Er (k.s.)
Gaziantep – Şehit Kamil’de Nuri Mehmet Paşa camii avlusunda Muhammed Emin Er, Zülfügül lakabını taşıyan Hacı Zülfikârın oğlu olup, milâdî 1905 veya 1910 tarihinde, Birinci Dünya Savaşı başlangıcında Diyarbakır’ın Çermik ilçesinin Külüyan (yeni ismi Kalaş) kِöyünde doğdu. Soyadı kanunundan öِnce ailesi “Miryânî” olarak bilinirdi. “Er” soyadı “miryân”ın tekili olan “mîr”in tercümesidir. Henüz dِört-beş yaşlarındayken annesi Havva hanım vefât etti. Babası zengindi, âlimleri çok severdi. Bu sebeple çocuklarının da okuyup âlim olmalarını çok arzu ederdi. Bu amaçla çocuklarına ders vermesi için bir hoca getirdi. Hocanın bütün masraflarını karşıladı. Kendisi ve büyük kardeşi Ali, bu hocadan Elifbâ okumaya başladılar. Ancak Elifbâ bitmeden babası vefât etti. Üvey annesinin sonra da ağabeyinin yanında yetim olarak kaldı. çobanlık yaparken yazı yazacak kağıt ve kalem olmadığından düz satıhlı taşlar üzerine yine taşlarla yazı yazmaya çalışırdı. Böِylelikle Osmanlıca alfabeyi söِkerek okumayı ِöğrendi. Kendi kendine okumayı ِöğrendiği için insanlar onun için “Hızır ona uykuda ders veriyor” derlerdi. İlme olan hırsından ve merakından dolayı, her fırsatta kendisinden faydalanabilecek bir ilim sahibi olduğunu duyduğu insanların peşinden koşardı. Bu gayretleri sonunda mektup yazabilecek ve Osmanlıca kitapları okuyabilecek hale geldi. Arap dili ve ilimlerine gelince bu ilimlerde bilgi sahibi olan kimseler yoktu. Ayrıca o sıralar İslamî harfler yürürlükten kaldırıldı. Kur’ân ve İslamî ilimleri ِöğrenmek yasaklandı. Öyle ki hiç kimse kendi evinde bile olsa çocuklarına Kur’ân öِğretemiyordu. Bu nedenle Suriye’ye gidip İslamî ilimleri öِğrenmek için memleketini terkederek yola çıktı. Gaziantep’e gitti. Ancak oradan Suriye’ye geçme imkânı bulamayınca Adana’ya gitti. Oradan İstanbul’a ve Bursa’ya gitti. Daha sonra tekrar Adana’ya döِndü. Yedi sene devam eden seferleri boyunca çeşitli hizmetlere girdi. Kısa bir müddet sonra tahsil için Suriye’ye sefer etti. Suriye’de bir müddet ilim tahsilinde bulunduktan sonra geri dِönüp tahsiline Türkiye’de devam etti. İlim tahsiline başladığında 25 yaşında idi. Memleketinde İslamî eğitimde takip edilen usûl gereği Sarf ilmini ِöğrenerek tahsile başladı. Sonra Nahv, Mantık, Vadc, İsti’âre, Edebü’l-bahs ve’l-münâzara, Beyân, Meâ’nî, Bedi’, Usûlu’d-din, Usulu’l-fıkıh ve Kelâm ilimlerini tahsil etti. Bir yandan medresede okutulan bu on iki ilmi öِğrenirken, diğer yandan Fıkıh, Tefsir, Ferâiz, Tecvid gibi diğer ilimleri de ِöğrendi. eş-Şeyh Muhammed Ma’şûk b. Şeyh Muhammed Ma’sûm’dan (ki kendisi Abdurrahman et-Tâğî’nin torunudur) bu ilimlerin hepsinde 1950 yılında icâzet aldı. Kendisinden bu ilimleri bir çok talebe okudu ve icâzet aldılar. Ayrıca, tasavvufta muhtelif mürşidlerin terbiyesinden geçti. Amelî icâzetini (halka irşad izni) merhum Muhammed Saîd Seydâ el-Cezerî’den aldı. Kendisi Saîd Nursi Hazretleri ile de 1952 yılında Isparta’da görüşmüştür. Üstad Saîd Nursi onu has talebelerinden kabul ettiğini belirtti. 1961 yılında Gaziantep’in Nizip ilçesinin bir köyüne gelip yerleşti. Ardından Gaziantep’e yerleşip burada talebe yetiştirdi. Daha sonra Ankara’da açılan Fıkıh Enstitüsüne Müderris olup Ankara’ya taşındı. İlim tahsilinden sonra hayatı boyunca ders verme, imamlık, vâizlik, tebliğ ve İslam’a davet gibi hizmetlerle meşgul oldu. Bu arada tüm Avrupa ülkelerini, Amerika, Kanada, Japonya, Çin, Hindistan, Pakistan, Afganistan, İran, Rusya, Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan, Arabistan, Mısır’a çeşitli seferler yaptı. Burada konferanslar verdi. Üniversitelerde ders verdi. İlim adamlarıyla tanıştı. Talebe yetiştirdi. Pakistan’da Müslüman alimler toplantısında ilk on Müslüman alim olarak kabul edildi. Yüzden fazla eser yazmış olup, bunların ancak on tanesi yayınlanmış olup, diğerlerinin yayın hazırlıkları ailesi tarafından sürdürülmektedir. Arapça eğitim gördüğünden eserlerini Arapça kaleme almıştır. 28 Haziran 2013 tarihinde Ankara’da vefat etti. Vasiyeti gereği çok sevdiği Gazianteb’e getirildi. Nuri Mehmet Paşa Camisi avlusuna defn edildi. Kaynaklar ;http://www.ibrahimhaliler.com/ Fotoğraflar ;http://www.ibrahimhaliler.com/ www.mustafacambaz.com Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hz. Sa’d bin Abu Vakkas (r.a.) – Seydi Vakkas Türbesi – Gaziantep
Şuayipzade Şeyh Ali Akif Efendi
Gaziantep – Şahinbey İlçesi – Ünaldı mahallesi Mıhçı Zekeriya sokak no :2 Şuaybzade Ali Akif Efendi (1822-1905), Antep’te dünyaya gelir. İsmi halk arasında Ali Baba veya Ali Akif Efendi Hazretleri diye anılır. Babası Şuaybzade Hacı Emin Efendi, dedesi ise Muhammed Efendidir. Ali Akif Efendi ilim tahsiline Şeyh Camii Medresesinde başlar. 1850’li yıllarda Kilisli Baytazzade Abdullah Efendinin talebesi olur ve otuz yıl sohbetlerinden faydalanır. Hocasının vefatından sonra uzun müddet halka vaaz ve nasihatlerde bulunur. Şuaybzade’nin Antep’teki en meşhur talebesi Şam ve Mısır’da tahsilini tamamladıktan sonra Antep’te bir ilim muhitinin odağı olan Mehmed Hasib Dürri Efendi (1913)’dir. Türbesi, Gaziantep’in Şehreküstü Mahallesinde olup özellikle üniversite sınavı öncesi öğrencilerin ve konuşmakta geç kalan çocukların annelerinin medet umdukları bir ziyaret yeri olarak ziyaret edilmektedir. Kitabesinde H.1323 tarihinde inşa edildiği yazan türbede, Ali Akif efendinin mezarı vardır. Son yıllarda türbenin yanına ek binalar, tuvaletler ve mescit yapılmıştır. Avlu duvarı ile çevrelenen türbede kesme taştan yapılmış kemerli bir giriş kapısı bulunmaktadır. Ayrıca avlu duvarı üzerinde çift renkli kesme taştan yapılmış beşik kemerli bir kapı yer alır. Avlu içinde giriş bölümünün zemininde kara taş beyaz ve pembe mermerlerle geometrik şekiller yapılmıştır. Avlunun geri kalan bölümleri yenilenmiş ve basamaklarla kot farkı olan ra ulaşım sağlanmıştır. Türbe özellikle Cuma günleri ziyaret edilmektedir. Türbenin İki kitabesi olup birincisi şöyledir; Şeyh Ali Akif Efendi eyledi azm-i bekaa Gitti eyvah can dayanmaz ah kim bu fırkata Hoca Sermest anı postunda kılmıştır halef Ol şerefle nail oldu bu hakiki devlete Bir mücevher tarih-i tam söyledim kîm fevtine Allah Allah geçti ol şeyh-i mükemmel vuslata (1323) Türbenin kapısında olduğu belirtilen İkinci kitabe ise şöyle ; Hulüs-i kalb ile peyrev olub bîr pir-i agaha Müheyya eyle daim zad-ı rahı azm-i nagaha Tarîk-i vuslatın her hatvasında bin hatalar vardır Refik ü reh-nüması olmayan a’ma düşer çaha Tarik-i Nakşibendi menzil-i canana akrebdîr Ana can ile hizmet vasıl eyler halkı dergaha Kilisli Hoca Abdullah Sermest’e edüp hizmet Ali Akif Efendi rehnüma oldu bu dergaha Muammer oldu seksenüç sene ilm ü ibadette Sena-yi hüsn-i ahlakı şeref-bahş oldu efvaha Tulüi’s-şems ile reh-yab olur maksuda Mevlana Teşebbüs eyleyenler damen-i ah-i sehergaha Oku tarihini geçme hudud-ı nokta-i yeri Makam-ı evliyada hacetin arzeyle Allah a 1323 (1905) [toggle title=“Kaynaklar load=”hide”]Kaynak Kaynak ; Gaziantep Evliyaları , Abdulhalim Durma Gaziantep Kültür Envanteri [/toggle] Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hz. Yuşa (a.s.) – Gaziantep
Gaziantep – Merkez’de Bakırcılar çarşısında bulunan Pir Sefa mescidi yanında Hz. Yuşa Peygamber türbesinin yanında Yuşa (a.s.) Peygamber , orta boylu , buğday benizli, yassı yağrınlı, büyük gözlü, mücahid , gazi ve yiğit bir zat idi. Yuşa (a.s.) , İsrailoğullarından olup ,Musa (a.s.)’a yardımcı olmuş ve Musa(a.s.)’ın vefatından sonra İsrailoğullarına Peygamberlik ve önderlik yapmıştır. İsrailoğullarını Tih çölünden geçirdikten sonra Eriha bölgesini 6 ay kuşattıp feth etmiş. Böylece çöllerde göçebe gibi yaşayan israiloğullarını göçebelikten kurtarıp , Arzı Kenan’a yerleştirdi. Hz. Musa(a.s.)’ın kabrini de bu bölgeye getirmiştir. Yine Şam ve bölgesindeki krallarla da çarpışıp onları yenilgiye uğrattı. ele geçirdiği Şam ülkesine Valiler tayin etti. Yuşa (a.s.) , Musa(a.s.)’dan sonra İsrailoğullarını Tevrat hükümlerine göre yirmi dokuz veya yirmi yedi yıl idare etti ve bir rivayete göre 120 bir rivayete görede 126 yaşında vefat etti. Yuşa(a.s.)’nın kabrinin nerede olduğu ise tam olarak belli değil. Kaynaklara göre ; Muarra , Nablus ve Halep’den birinde gömülüdür. Türkiye’de İstanbul Yuşa (a.s.) tepesinde ve Gaziantep’de Yuşa (a.s.)’ın kabir ve makamları vardır. Gaziantep’deki kabri şerifle ilgili Gaziantep Evliyaları isimli eserde şu bilgileri bulabildik. – Halep’de Yuşa(a.s.)’a ait bir türbe bulunmamaktadır. Osmanlı – Halep Vilayet Salnamelerinde Gaziantep , Halep vilayeti içerisinde yer alır . Halep diye kastedilen kabir Gaziantep’deki olabilir. – Tevratta Yuşa (a.s.) ile şu satırları okumaktayız: “Yuşa bu sözleri Rabbin şeriyat kitabında yazdı ve büyük bir taş alıp orada anı rabbin makdesinde olan bir butum ağacının altina dikti.” İşbu vukuattan sonra Rabbın kulu Yuşa bini Nun 110 yaşında vefat etti ve anı kendi mirasının hududu dahilinde Caaş dağının şimal tarafında vaki Efraim dağında Temniyatı Seraç’da defnettiler . Tevratta geçen dağların nerede olduğunu bilmiyoruz. Ancak Butum yani fıstığın anası olan sakız ağacı dikkatimizi çekiyor. Gömülü olduğu ileri sürülen yerler arasinda sakız ağacının bulunduğu tek yer Gaziantep’tir. – Yuşa (a.s.)’ın kabrinin yakınındaki Kunduracılar çarşısındaki bir hanın yapım alanının arka bölümünde içlerinde elekten geçirilmiş ince topraklar dolu kuzeyden güneye doğru uzanan Yahudilerinkiyle aynı mezarlara rastlanmış.Bu duruma bakarak Han inşaasında meydana çıkan mezarların Yuşa türbesi etrafında teşekkül eden bir yahudi kabirliği olduğunu tahmin etmek hatalı olmaz. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şeyh Fethullah Efendi
Şeyh Fethullah Efendi Türbesi ; Gaziantep – Merkez’de Şeyh Fethullah Efendi camii avlusunda Şeyh Fethullah Efendi ; Gaziantep Evliyaları içerisinde kerametleri en çok anlatılan velilerdendir. Doğum tarihi belli değildir , babasının adı Abdullatif Efendidir. Şeyh Fethullah Efendi ; Hz. Ebubekir Efendimizin soyundandır. Hatta Şeyh Fethullah Efendi ve yakın zamana kadar soyundan gelen torunlarının ökçeleri deliklidir. ( Hz. Muhammed (s.a.v.) , Hz. Ebu Bekir ile Hicret ederken , Kureyşlilere gözükmemek için bir mağaraya gizlenirler. Efendimiz burada uyumakta iken duvarlardan böcekler çıkmaması için , Hz. Ebubekir bu delikleri elbiseleriyle tıkar. Deliklerden birini de ökçesiyle kapatır. Bu arada Ama yılanlardan birini ökçesini ısırır. Bundan dolayı Hz. Ebubekir’in ökçesinde delik vardır.) Şeyh Fethullah Efendi ‘nin karısı bir gün bir hamama gider. Burada İyi muamele görmez, kurnaların başına sokulmaz. Kadın, yapık suyu denilen killi ve sabunlu kirli sularla yıkanarak üzgün bir halde evine döner. Olup bitenleri kocasına anlatır. Fakirliği yüzünden uğradığı bu muuameleden ötürü yakınır. O zaman Şeyh Fethullah Efendi kuyudan bir kuva su çekmesini söyler. Kadın kocasının dediğini yapar.Kovanın altınla dolu olduğunu görür. Şeyhin emri ile bunu kuyuya boşaltır, ikinci bir kova daha çeker. Bunun da içerisinin yılan akrep çiyanla dolu olduğunu müşahade eder. Şeyh Fethullah Efendi ; Eğer dünya malı olan altına rağbet etseydin bu haşarat senin içindi der. Kadın bu kovayı da boşaltır, üçüncü kovadan çıkan su ile yıkanır. Şeyh Fethullah karısının uğradığı muameleden çok üzülür. Bir hamam yaptırmağa ve adet olduğu üzere yanı başına bir de camii inşa ettirmeğe karar verir, işe girişir Bir yandan temel kazılırken öbür yandan da taşlar getirilip yontulmağa başlanır. Bu sırada yonuculardan birisi ona bu yapılara çok masraf olur, sen fakir bir dervişsin bu kadar parayı nerden bulacaksın diye sorar. Şeyh Fethullah Efendi püf deyince taşlardan biri altın olur.Şeyh Fethullah her akşam işçi ve usta yevmiyelerini üzerine oturmakta olduğu postun altından çıkarıp verir. Bu durumu gören işçilerden biri şeyhin bulunmadığı bir zamanda postun altındaki parayı aşırmak üzere kaldırınca çöreklenmiş kara bir yılanın kendine doğru uzanan korkunç başı ile karşılaşır. Biraz sonra iş yerine gelen Şeyh bu işçiye hitaben: ”Her deliğe elim sokma, kiminden yılan kiminden çıyan çıkar” der. Onu uyarır. Cami yapılıp bittikten sonra ustabaşı: Mekke yolunda karataştan yapılmış bir sütun var. Elimize geçse idi buraya dikseydik iyi olurdu diye konuşur. ertesi günü ustabaşı sözünü ettiği sütunu münasip gördüğü yerde dikili olarak görür. Bu sütun halen camiinin doğu kısmındaki bölümdedir. Şeyh Fethullah Efendi , hamamı yaptırdıktan sonra bir mumla yedi sene hamamın suyunu ısıtır. Hamamın külhanı yanında diğer hamamlarda yakılmakta olan gübre ve odun görülmemesi, külhan kapısının hep kapalı olması dikkati çeker. Bir gün duruma yakından bakan ahali koca hamamın mumla ısındığını görünce hayrete düşer, mumda söner. Bir gün hamam kazanını değiştirmek için yeni kazan getirildi. Vaktin geç olması sebebiyle değiştirme işi bir gün sonraya bırakıldı. Gecenin geç saatlerinde kapı önünde bırakılan yeni kazanı bir hırsız çalmak istedi. Elini attığı sırada karşısında Fethullah Efendiyi gördü. Hoca Efendi kazanı hırsızın üzerine kapattı. Ertesi gün kazan kaldırıldığında, altından hırsız çıktı. Olup bitenleri oradakilere anlattı ve Fethullah Efendiye gidip af diledi. Şeyh Fethullah ’ın türbesi caminin güney yanındaki hazirede olup üstü açık mezardır. Türbenin bulunduğu hazireye (şıh ocağı) denir. Şeyh Fethullah’ın himmeti ve Allah’ın yardımıyla cami ve hamamda her türlü derdin devası bulunduğuna inanılır. Hatta Şeyh Fethullah Efendi ermenilerce de kutlu bit kişidir. ermeniler Şeyh Fethullah Efendi’ye Sürpağya derler. Yazın belli bir gününde iki üç gün için gruplar halinde Şeyh Hamamına gidilip yıkanılır, ondan sonra türbe ziyaret edilir. Getirdikleri yeşil örtüleri türbeye bırakır ve kurban keserler. O gün gelemeyenler içinde Hamamın suyundan götürülürdü. Antep savunmasında şehit düşen “Karayılan” lakaplı Molla Mehmet’in mezarı da bu caminin avlusundadır. Kaynaklar Kaynak Cemil Cahit Güzelbey , Gaziantep Evliyaları , Abdulhalim Durma , Gaziantep Evliyaları , Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hz. Şeyh Müftah R.A.
Şanlıurfa Karkamış ilçesinde Hz. Şeyh Müftah R.A. Türbesi, önceleri burda zatın türbesi varken kaldırılmış.
Hz. Yuşa R.A.
Gaziantep Şahinbey İlçesinde Hz. Yuşa R.A. Türbesi
Hz. Ukkaşe R.A.
Resullullah Efendimiz S.A.V.'in nübüvvet mührünü gören zat. Asıl adı Ukkaşe b. Mihsan el-Esedi (r.a.)’dır. Hz. Ukkaşe R.A., Mekkeli müşrikler müslümanları Medine’de de rahat bırakmayıp, İslâm’ı yok etmek için savaş açtıkları vakit Allah Teala cihada izin verince savaşlar başladı. Atılgan, gözü pek ve korkusuz bir yiğit olan Hz. Ukkaşe R.A. Bedir, Uhud, Hendek dahil bütün savaşlara katılmıştır. Hz. Ukkaşe R.A. Türbesi Gaziantep Nurdağı ilçesindedir.
Hz. Piri Sefa R.A.
Yuşa Peygamber ile Hz. Piri Sefa R.A. aynı yerde yatmaktadırlar. Hz. Piri Sefa R.A. hakkındaki rivayetlere göre Hz. Yuşa’nın türbedarı olduğu ve ölünce buraya gömüldüğü söylenmektedir. Bir başka rivayete göre ise Pir Sefa Medinelidir ve Ensarlardandır. Gazziantep’in Müslümanlar tarafından fethinde Hz. Ali kumandasında buraya gelmiş, Karaçomak’la yan yana savaşırken uğradığı zorlu bir kılıç darbesi ile gövdesi ikiye bölünmek suretiyle şehit olmuştur. Bunun üzerine Hz. Ömer, Yuşa’nın yanına defnederek ‘kendini Peygamber-i Zişan’la komşu ettim’ demiştir. Hz. Piri Sefa R.A. Türbesi Gaziantep Şahinbey İlçe'sindedir.
Hz. Kara Çomak R.A.
Hz. Kara Çomak R.A. Gaziantep’teki türbesi Karaçomak köyünün üzerindeki tepededir. Rivayete göre Gaziantep kalesi etrafında muharebeler olurken arkadaşlarından ayrı düşen ve şimdiki Sandıkçılar çarşısının bulunduğu yerde kendisi ile dövüşenlerden Pürsefa şehit olur. Karaçomak vuruşarak yukarıda tarif edilen yerde başı gövdesinden ayrılır. Başsız gövde vuruşarak Karaçomak tepesinin başına kadar çıkar. Orada yıkılır. Fetih işi tamamlandıktan sonra baş ve gövde düştükleri yerlerde ayrı ayrı gömülürler.
Hz. Dülük Baba R.A. (Davud Eşter)
Gaziantep Şehitkamil ilçesinde Hz. Dülük Baba R.A. (Davud Eşter) Türbesi, Evliya Çelebi Seyahatnamesinde geçen Dülük Baba, Selim Şah Mısır'a giderken yoluna çıkıp, "Yolun kolay olsun Selim oğlan. Mısır'ı filân ayda alıp Mekke ve Medine'nin sahibi olunca bana bir tekke yapar mısın?" diye Mısır'ın fethini müjdeler. Melâmî Bektaşîlerden bir ulu sultanmış. Gerçekten de söylediği günde Mısır fethedilir. Selim Han fetihten sonra Ayntab'a gelip Dülük Baba'yı vefat etmiş bulunca nurlu kabri üzerine türbe yapar.
Hz. Sa’d Bin Ebu Vakkas R.A.
Gaziantep Şehri Araban ilçesinde Hz. Sa’d Bin Ebu Vakkas R.A. Türbesi Ziyaret Köyü'ndedir.
Ali Baba Hz. (Şuaybzade Ali Akif Efendi)
Gaziantep Şahinbey İlçesinde Ali Baba Hz. (Şuaybzade Ali Akif Efendi) Türbesi
Şah-ı Merdanı Veli Hz.
Gaziantep Şahinbey ilçesinde Şah-ı Merdanı Veli Hz. Türbesi 21 Mart Alevilerce İllahi sırların sahibi Velayetin güneşi Şah-ı Merdan Ali’nin zahiri aleme doğduğu gün olarak anılır. Şahı velayet 12 İmamların başı’dır. 21 Mart 598 yılında Mekke’de Kâbe’nin içinde doğmuş tek kişidir. Kabe o dönemlerde içi putlarla doludur. Merdan Ali’nin burda doğumu Kabe’de bulunan putlarında sonunun habercisi olmuş. Sonraları İmam Ali Kâbe’de bulunan bütün putları Hz. Muhammed ile birlikte kırmışlardır. Türbesi, Şahveli Camii Haziresi'nde dir.
Polat Dede Hz.
Gaziantep Şahinbey ilçesinde Polat Dede Hz. Türbesi,
Yuşa Hz.
Gaziantep Şahinbey İlçe'sinde Yuşa Hz. Türbesi,
Şeyh Fettullah Hz.(İmamı Gazali Hz)
Gaziantep Şahinbey İlçesinde Şeyh Fettullah Hz. (İmamı Gazali Hz) Türbesi Şeyh Fethullah Cami’si ilk yapıldığı gibi kalmıştır. Ve üzerinde değişiklik yapılmamıştır. Bu camiden bir daha yapılmamıştır. Bu camiden Türkiye’de değil dünyada bile eşi ve benzeri bulunmamaktadır. Halk kendi arasında “Aşagı Şeyh Camii de derlermiş. Kapının giriş zeminine renkli taşlar döşenmiş. Çünkü o renkli döşeme bölgeye has özelliktir. Karayılan (Molla Mehmet) adlı askerimizin mezarı da bu caminin bahçesinde bulunmaktadır. Bu askerimiz Antep savunmasında şehit olmuştur. Diğer camilerde Osmanlı ve Arap özellikleri varken bu camide ise Selçuklu mimarisi vardır. Ve bu cami tek direk üstünde yükselen camidir. Şeyh Fetullah Camii (Şıh Camii) Gaziantep teki en önemli külliyenin (cami, zaviye hamam ve medreseden oluşan) camisidir.
Kara Baba Hz. (Kara Kabir)
Gaziantep Şahinbey ilçesinde Kara Baba Hz. Türbesi, İnönü Caddesi üzerinde Karakabir otobüs durağının dibindedir.
Gözükızıl Mehmed Baba Hz.
Gaziantep Şahinbey ilçesinde Gözükızıl Mehmed Baba Hz. Türbesi, Polat Dede ile yanyanadır.
İmamı Gazali Çilehanesi
Gaziantep Şahinnbey İlçesinde İmamı Gazali Çilehanesi
Hz. Ukkaşe Bin Hasene (r.a.)
Hz. Ukkaşe (r.a.) Türbesi ; Gaziantep – Nurdağı ilçesindeki Durmuşlar köyündeki yüksek bir tepenin üzerinde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) “Kim cennetteki arkadaşımı görmek isterse, bu adama baksın” buyurarak cennete gireceğini müjdelediği sahebelerden Hz. Ukkaşe Bin Hasene (r.a.). Türbede medfun olan zatın Hz. Ömer(r.a.) zamanında Gaziantep ve çevresinin fethi sırasında şehit düşen beş sahabeden biri olan Hz. Ukkaşe Bin Hasene (r.a.) olduğu rivayet edilmektedir. Bazılarına göre de, burada katıldığı bir savaşta kaybettiği parmağı yada kanının döküldüğü yer olduğu için buraya türbe yapıldığı rivayet edilmektedir. Ukkaşe Hazretleri , “ Ya Resulullah Uhud Savaşı’nda bana kırbaçla vurmuştunuz. Hakkımı ancak kısasla ödeşirim”, der. Peygamberimiz (s.a.v), elindeki kırbacı Ukkaşe Hazretlerine verir ve sırtına vurmasını söyler. Ökkeşiye Hazretleri, “Siz bana sırtım çıplak iken vurmuştunuz Ya Resulullah”, der. Peygamber Efendimiz sırtını açar ve tam bu sırada Ukkaşe Hazretleri Peygamber Efendimizin Peygamberlik mührünü görür ve öper. Daha sonra ise “Kısastaki gayem bu idi Ya Resulullah. Yoksa sizde bir hakkım varsa anam sütü gibi helal olsun”, der. Türbenin bulunduğu yere Ökkeşiye denmektedir. Türbe dağın tam tepesindedir. Hangi yöne baksanız muhteşem bir manzara karşılar sizi. Yakın dönemde restore edilen türbenin yanıbaşında Hz. Ukkaşe Camii yer alıyor. Kompleks içerisinde kurban kesim yerleri, hediyelik eşya satıcıları ve kafetarya bulunuyor.Türbenin alt tarafındaki kuyularda ise birkaç metre derinlikte bol su bulunmaktadır. Anlatıldığına göre, Peygamberimiz Veda Hutbesinden sonra herkesle helalleşirken Erkek çocuğu olmayanlar ve daha değişik dilekleri olanlar Ukkaşe Hazretlerinin türbesini ziyaret ederler ve isteklerinin kabul edilmesi ve arzularına kavuşmak ümidiyle burada Allah’a niyazda bulunurlar. Ayrıca Allah rızası için kurban keserler. Böylece ziyaretten sonra doğan erkek çocuğa genel olarak Ökkeş adını verirler. Özellikle mübarek zamanlarda türbe ve ziyaret dağında çok parlak bir nurun görüldüğü ve bu nurun Resulullah’a doğru uzanarak kaybolduğu yöre halkı tarafından anlatılır. Türbenin yılda yurt içinden ve yurt dışından olmak üzere 250-300 bin ziyaretçisi olduğu görülür.
İmam Gazali Türbesi – Gaziantep
Evliya Çelebi Gaziantep ziyaretinde İmam Gazali Türbesinden şöyle bahseder .”” Kale kapısı mabeyninde İmam Gazali ki, tabiindendir. Şafii mezhebinde ulu sultandır. Mutaflık ile geçinirdi. Kazzazlar (ipekçiler), pirlerinin İmam-ı Gazzalî olduğuna inanırlar, ama galattır.(yanlıştır) Cümle Antep halkının güzel zanlarının neticesi, İmam Muhammed Gazzali ve biraderi Ahmed Gazzali Antep kalesinde medftındur; tevatür ile meşhurdur. ” Evliya Çelebi’nin de belirttiği gibi burada medfun zat bildiğimiz Tus’da kabri Şerifi bulunan meşhur alim İmam Gazali hazretleri değildir. Peki kimdir ?