Ana Sayfa Şehirler Eskişehir

Eskişehir'da Ziyaret Edilecek Türbeler

Eskişehir bölgesinde 41 kayıtlı türbe, kabir ve makam bulunuyor. Aşağıdaki harita ve listede ziyaret saatleri, ulaşım ve ziyaret adabına dair bilgileri bulabilirsiniz.

Tüm Noktalar (41)

Evliya

Mümin dede

Eskişehir – İnönü ilçesi ………….

📍 İnönü
Evliya

Muttalipli Hacı Mehmed Hilmi Efendi

Eskişehir – tepebaşı – muttalip köyü Hacı Mehmed Hilmi Efendi (k.s.), “ Muttalibli Hoca ” ve “ Mutta­libli Hacı Hafız Mehmed Hilmi Efendi ” lakabıyla da anılmış, 1888 yı­lında Eskişehir’in merkez köylerinden olan Muttalib’de doğmuştur. Babası Halil Efendi, validesi Gülsüm Hanım’dır. Muttalib, adını hangi alp-erenden aldığı bilinmez ama Hz. Mu­hammed (s.a.v)’in dedesinin adı “Abdülmuttalib”dir. Hacı Mehmed Hilmi Efend i’nin hayatı hakkındaki bilgiler riva­yetlere dayanır. Küçük yaşta hafızlığını ikmal eden Mehmed Hilmi Efendi, medrese tahsili için İstanbul’a gider. Kendi beyanına göre bir dönem Diyanet İşleri Başkanlığı yapan Aksekili Hasan Hüsnü Erdem ile medrese arkadaşlığı yapar. Medrese tahsilinden sonra Muttalib Köyü’ne gelerek Orta Ca­mii’de imam olarak göreve başlar. İmam-Hatiplik hizmetinin yanı sıra genç hafızlar yetiştirmek için zor şartlar altında gayret gösterir. Sayısız hafız yetiştiren Mehmed Hilmi Efendi , genç yaşta Hacca gider. Hacı Mehmed Hilmi Efendi Medresesi Medine-i Münevvere’de rüya halinde Rasülullah Efendimizle (s.a.v) gö­rüştüğü ve Peygamber Efendimiz kendilerine: “Hilmi; sen bize, Kuran ve hafızlarla yakın ol” diyerek sırtını sıvazladığı ve hoca efendinin bundan sonra aşk ve şevkle kendini hafız yetiştirmeye adadığı rivayet edilir. Cami avlusuna bir medrese yaptırarak, yatılı eğitim veren bir eğitim kurumu haline getirir. Menemen olayından sonra sıkı takibe uğrayan Hacı Mehmed Hilmi Efendi, defalarca sorguya çekilir. Eskişehir yıllarında Üstad Bediüzzaman , Muttalib Köyü’ne bir­ kaç kez gelerek Hacı Mehmed Hilmi Efendi ‘yi ziyaret eder ve hafızlık törenlerine katılır. İlk tanışmaları şöyle rivayet edilir: Üstad Bediüzzaman, Muttalib Köyü’nden geçerken arabası Hacı Meh­med Hilmi Efend i’nin cami ve medresesinin yakınlarında arızala­nır. Yapılan müdahalelere rağmen bir türlü çalıştırılamaz. Üstad bunda bir hikmet vardır diyerek camiye doğru yönelir. Camiye girdiklerinde Hacı Mehmed Hilmi Efendi tebessüm ederek karşılar ve “Ne o Üstad! Araba çalışmadı mı?” der. Bu görüşme yıllarca sü­recek manevi dostluğa vesile olur. Bediüzzaman, Muttalib’te Hacı Mehmed Hilmi Efendi’yi ziyarete geldiğinde Hilmi Efendi’ye ”Yolda­şım!, izdaşım! istirahatgahını belirledin mi? Neresidir?” diye sorar. Hilmi Efendi’de bugünkü Orta Cami avlusunda bulunan minare kaidesinin yanını gösterir. Bunun üzerine Üstad “ben ölürsem beni işte buraya defnedin” der. Üstad’ın “Eskişehir’de vefat edersem Muttalib’e, Emirdağ’da vefat edersem kaldığım evin bulunduğu yere ve Isparta’da vefat edersem Çam Dağı’na beni defnediniz” de­diği de rivayetler arasındadır. Hafızlık müessesesinin Eskişehir ve civarındaki en büyük mi­marlarından olan Hacı Mehmed Hilmi Efendi’yi merhum Abdullah Toprak hoca şu kısa sözle anlatır: “Ey koca hoca! Dünya bizi aldattı; sen ise dünyayı aldattın.” Tasavvufi Hayatı Hacı Mehmed Hilmi Efendi genç yaşta Nakşi-Halidi şeyhlerin­ den Seydişehirli Hacı Abdullah Efendi (k.s)’ye (1807-1903) intisab eder. Şeyhi vefat ettiğinde onbeş yaşlarındadır. irşad yetkisini han­gi yaşlarda aldığını bilemiyoruz. Nakşibendiyye’nin “Halidiyye” kolu, kurucu Pır Mevlana Ha­lid-i Bağdadi’nin Ahmed el-Ervadi, Seyyid Taha Hakkari, Abdul­lah Mekki (Erzincanı), Ali es-Sebti ve Muhammed Kudsi (Memiş Efendi) gibi halifeleriyle, Anadolu ve Balkanlar’da geniş muhibban edinmiştir. “Memiş Efendi” adıyla da tanınan Muhammed Kudsi (v. 1852)’nin halifeleri Konya merkez olmak üzere İstanbul, Kırım, Trabzon, Sivas, Tarsus ve Manisa’da irşad faaliyetinde bulunmuş­lardır. Silistreli Hacı Feyzullah Efendi (v. 1875), Konyalı Topbaşzade Ahmed Kudsi Efendi ile (v. 1889) Seydişehirli Hacı Abdullah Efendi meşhur halifelerindendir. Hacı Feyzullah Efendi İstanbul’da Fa­tih-Halıcılar’da kendi adına bir dergah kurar. Şair Leskofçalı Galib ve Mehmed Emin Paşa onun müridlerindendir. Seydişehirli Hacı Abdullah Efendi’nin mensuplarından Halil Develioğlu (v. 1933) Tar­sus ve çevresinde faaliyet gösterir. Ondokuzuncu asrın Anadolu bilgelerinden olan Hacı Abdullah Efendi (k.s.), H.1222/M.1807 yılında Konya ilinin Bozkır ilçesine bağ­lı Karacahisar köyünde doğar. Babası aynı köyden Ali oğlu müder­ris Yeğen Mehmed Efendi, annesi Bozkır’ın Karacaardıç köyünden Sarı Fakih kızı Zeyneb Hanımdır. İlköğrenimini babasından görmüş, onun vefatından sonra Hocaköy (Üçpınar) müderrisi Mehmed Kud­si Efendi’nin derslerine katılmış ve 1833 yılında da icazet almıştır. Bundan sonra Seydişehir’e yerleşen Şeyh Abdullah Efendi, Seydişe­hir’in şimdi yıkılmış bulunan büyük medresesinde, 36 yıl müderris­lik yapmış, çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir. “Memiş Efendi” olarak tanınan Nakşibendi-Halidi meşayihinden Şeyh Mehmed Kudsi Boz­kıri (k.s.)’ye intisab eder. Şeyh Mehmed Kudsi’nin mürşidi Ödemişli Hasan Kudsi Efendi (k.s.), onun mürşidi de Hazreti Mevlana Halid-i Bağdadi (k.s.)’dir. Mürşidinin manevi eğitiminde seyr-i sülukunu tamamlayarak Halidi kolundan hilafet alır. Mürşidi Şeyh Mehmed Kudsi Bozkıri’nin 1853 yılında Seydişehir’in Çavuş nahiyesinde vefatı üzerine, Seydişe­hir’de Nakşi-Halidi irşad şeyhliği postuna oturur. Uzun yıllar Nakşi-Ha­lidi şeyhi olarak irşad faaliyetlerini yürüten Şeyh Abdullah Efendi’nin sohbetlerine Konya ili sınırları dışından gelen çok sayıda muhib katı­lır. İrşad faaliyetleri yanında medrese hocalığını da yürüten Abdullah Efendi, 1869 yılında medresedeki görevini oğullarına devreder. Bu tarihten sonra her sabah Seyyid Harun-ı Veli Camii’nde cemaate tefsir dersleri vermeye başlar. Tasavvuf sohbetleriyle de ilahi aşka susamış gönüllere merhem olur. Şeyh Hacı Abdullah Efendi (k.s.), 26 Zilhicce 1320/26 Mart 1903 tarihinde 96 yaşındayken Seydişehir’de vefat etmiş, mezarı üzerine Sadrazam Mehmed Ferid Paşa ve Sultan il. Abdülha­ mid’in yardımı ile bir türbe yaptırılır. Türbe, 1955 yılında temelinden itibaren onarılmıştır. “Hızır Mescidi” olarak tanınan türbede, ailesi ve oğulları Hacegôn (v. 1906), Hacı Ahmed (v.1918) ve Hacı Şôkir (v.1909) medfundur.Seydişehirli Hacı Abdullah Efendi’nin Eskişehirli bilinen halifeleri şunlardır: Muttalibli Hüseyin Efendi (1841-1912), Muttalib­ li Hacı Sadık (Toprak) Efendi (1866-1942), Eskişehir-Muttalibli Hacı Hilmi Okur Efendi ve Sivrihisarlı Şeyh Osman Afif zade Ahmed Şemseddin Efendi’dir. Ali Öztaylan, Altınoluk Dergisi’nde yaptığı söyleşi de Hacı Meh­med Hilmi Efendi’yi ziyaretinde yaşadığı bir hatırasını şöyle anlatır: Eskişehir’de Hacı Hilmi Efendi hazretleri vardı. Hacı Abdullah Efendi’nin hulefasından. üç halifesi vardı. Kırkağaç’ta Karkaszade, Avran’da İbrahim Efendi bir de Bergamalı İbrahim Efendi hazretleri vardı. Eskişehirli Hilmi Efendi baktım fakire tazimde bulundu, “Faki­ri birisine benzetti, tevafuk mu oldu” diye aklımdan geçirdim. “Sizler Haydar ve Sami Efendilerin teveccühüne mazharsınız” dedi. Utandım eyvah keşke gitmeseydim dedim kendi kendime. Allah himmetlerine nail eylesin. O büyük zatlar bir sevdiklerini bir daha bırakmıyorlar. Onlar ihvanım cennete girdirmeden kendileri girmezler. Merhum “Al­lah rızası için bizi bir kere ziyaret edeni biz unutmayız” derdi… Şeyh Hacı Mehmed Hilmi Efendi , üç seher vaktine ve Hatme-i Hace’ye önem verir. Bu üç seher; gündüzün seheri sabah namazı vakti, akşamın seheri ikindi namazı vakti ve gecenin seheri olan yatsı namazı vaktidir. Vefatı Hacı Mehmed Hilmi Efendi , 21.07.1964 tari­hinde vefat eder. Cenaze namazını halifesi Hacı Osman Efendi kıldırır. Vasiyeti gereği medrese önünde bulunan minare kaidesinin yakınına defnedilir. On bir gün sonra yönetim tarafından mezarı ilk yerinden kaldırılarak Muttalib Köyü kabristanına nakledilir. Mezar taşında Osmanlı­ca şu ibare yazılıdır: Hüve’l-Baki İklim-i cüzhan fi ta’limi’l-Kur’an Bi-şekk şübhe hevacekan Vuslat-ı rahmet-i Rahman Hak dostu muhibb-i Peygamberan Halidi Nakşibendi mürşidan Eş-Şeyh el-Hac Mehmed Hilmi Okuyan Rebiül-evvelin on ikinci yevm-i Salı Eyledi ervah-ı pertev-efşan 1381. Kaynak ; Eskişehir Bilgeleri , Abdülkerim Erdoğan , Eskişehir Valiliği

Evliya

Hacı Mehmed Zülali Efendi

Mevlana halid Bağdadi hz nin halifesi eskişehir – odun pazarı kabristanı Hacı Mehmed Zülali Efendi (k.s.), Nakşibendi tarikatına men­ sub Eskişehir’in gönül sultanlarından biridir. Hayatları hakkında elimizde fazla bilgi bulunmamakla beraber günümüze ulaşan eserleri ve sözlü rivayetler vardır. Kızları Hatice Hanım’ın torunu Bahri Dede’nin hayatta iken sevdiklerine anlattığı sözlü rivayetlere göre; Mehmed Zülali Efendi ‘nin ailesi günümüzde Özbekistan sınır­ları içerisinde bulunan Buhara yakınlarında Belov denilen belde­den Eskişehir’e gelmişler. Mehmed Zülali Efendi ; aşağıda bahsede­ceğimiz kendilerinin istinsah (kopya-çoğaltma) ettiği Reşahat’ın son sayfasına yazılan “Zülali Efendi Belovi Mevleviden…” notundan Buhara’ya bağlı Belov beldesinde doğduğu anlaşılıyor. Doğum tarihlerini de bilmiyoruz. Ancak yine Reşahat’ın orji­nal metninin 297. sayfa kenarına kendilerinin yazdığı; ”…hizmet in­tihabıyla meşgul Mehmed Zülali, otuz dokuz tarihinde (1239) Şam-ı Şerif’de, mürşidi’s-sakaleyn, Hazreti Mevlana Şeyh Halid Zülcena­ heyn , hizmetlerinde iken…’ diye devam eden notdan 1239/1823-24 yıllarında tarikat erkan ve adabını tahsil için Şam’da bulunduğu­nu öğreniyoruz. Bu yılları en düşük ihtimalle gençlik yılları kabul edersek 15-16 yaşlarında olması gerekir. Buradan hareketle 1807- 1808 yıllarında bu aleme teşrif ettiklerini söyleyebiliriz. Torunları Bahri Dede Efendi’nin anlattıklarından; Mehmed Zülali Efendi ‘nin dedesinin isminin Şıh Abdullah olduğunu ve Bu­hara’da “Sakinler Medresesi” müderrisliğini ifa ettiğini öğreniyo­ruz. Hacı Mehmed Zülali Efendi , tarikat erkan ve adabı tahsili için Şam’da Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretlerinin daire-i saadetlerin­ de bulunmuşlar. Bahri Dede: “Dedem Zülali Efendi, Mevlana Halid Hazretleri yanında faz­la kalmayıp Nakşibendi-Halidi tariki üzere icazet almış. Böyle kısa sürede icazet alınca, tekkede yıllardır bulunan bazı dervişler şa­şırmışlar. Dervişlerin merakı Meulana Halid Hazretlerine malum olunca bir sohbetlerinde ihvanına “Eskişehirli buraya geldiğinde gönül lambasının camı, gazı ve fitili hazırdı. Biz sadece onu uyan­dırdık” buyurmuş. Mehmed Zülali Efendi , muhtemelen icazet aldık­tan sonra Hacca giderek Hac görevini de ifa edip Eskişehir’e dön­müşler. Eskişehir Orta Mahalle Temettuat Defterinde, 1845 yılında Hacı Kayyumoğlu Molla Mehmed ismiyle 16 numaralı hanede ikamet etttiği ve attarlık mesleği ile uğraştığı kayıtlıdır. Reşahat’ın ilk ka­pak altı sayfasına yazılan: “iş bu kitab-ı müstetab, Eskişehir’de sakin, Attar el-Hac Zülal Efendi rahmetullah’ı aleyh rahmeten vasıa Hazretlerinin Reşahat-ı Şerifi’dir” notu da bu bilgiyi teyid etmekte­dir. Malum olduğu üzere “attar” güzel koku ve şifalı bitkiler satılan yere ve satanlara deniyor. Mehmed Zülali Efendi hastalara tıbbi bitkilerden ilaç da yapmaktadır. Özel arşivimizde bulunan hazre­te ait bu konudaki üç eserden, onun farmakoloji ilmine de aşina olduğunu görüyoruz. Eserlerde; hangi hastalığın hangi ilaçlarla tedavi edileceğine ve bu ilaçların nasıl yapılacağına dair bilgiler bulunmaktadır. Orta Mescid Hacı Mehmed Zülali Efendi, attarlık mesleğinin yanında, Eski­şehir ve çevresinde Tarikat-ı Nakşibendiye-i sevdirmeye çalışmış­lar. Bu dünya aleminde kaldığı süre içerisinde maddi hastalara maddi ilaçlar, manevi hastalara da manevi ilaçlar sunarak has­taların ve taliblerin derdine derman olmuşlar. Odunpazarı sem­tinde bulunan Orta Mescid (günümüzde Orta Cami) aynı zamanda Zülali Efendi ‘nin şeyhi olduğu Nakşibendi dergahıdır. Bu konuda günümüze ulaşan sözlü rivayetlerin yanı sıra, Orta Cami minare kitabesini yazan kişi olarak “el-fakır Zülali” imzası bunu doğrulamaktadır. Ayrıca cami zemininde kayma olduğu için “2013 Eski­şehir Türk Dünyası Kültür Ajansı Kalıcı Eserler Daire Başkanlığı” tarafından Orta Cami temellerine kadar söküldü. Günbegün biz­ zat takip ettiğimiz söküm esnasında; caminin kuzey tarafında bu­lunan girişin sağ ve sol tarafındaki odalarda üzerleri sıva ile ka­patılmış ocak, kitaplık ve gömme dolap yerlerinin açığa çıkması söylediklerimizin doğruluğunun en güzel işaretiydi. Fatma Hanımefendi ile izdivac eden Hacı Mehmed Zülali Efen­di’ nin Hatice ve Mustafa isminde iki çocuğu vardır. Bereketli bir ömrün ardından 1900’lü yılların başında sevenlerini gözyaşları içinde bırakarak irtihal-i dar-ı beka eyleyen Hacı Mehmed Zülali Efendi ‘nin kabr-i şerifleri Eskişehir Odunpazarı Kabristanı’ndadır. Himmetleri hazır ruhu şad olsun. Eserleri Müntehab-ı Terceme-i Reşahat : Hacı Mehmed Zülali Efendi ta­rafından istinsah edilen ve özel bir kütüphanede bulunan eser; aynı sayfada orijinal metin ve transkrip edilmiş şekliyle “Reşahat” adıyla 2013 yılında yayınlandı. Divan: Güldeste demek daha doğru olur. 392 sayfadır. Zülali Efendi’nin kendi şiirlerinin yanısıra değişik dıvanlardan alınmış şi­irler vardır. Siyah kapak (çizgili deftere kaplanmış) 16x10cm. ebat­ larında olan eserin başlangıç kısmında ayeti kerimeler ve hadis-i şerifler yazılıdır. Eser günümüz harflerine çevrilmiş olup yayına hazırlanmaktadır. Zübdetü’r-Resailil-Farikiye ue Umdetü’l-Mesôcili’s-Sufiye : Milli Kütüphane 26 Hk 23/1 arşiv kaydında bulunan eser Arapçadır. İs­tinsah tarihi 1269 (1851) yılı olan eser üzerinde tercüme ve yayına hazırlama çalışmaları devam etmektedir Tasavvuf Risalesi: Molla Mehmed Murad Efendi’nin “Tasavvuf Risalesi”nin şerhidir. Arapça olan risale, Milli Kütüphane 26 Hk 994 Arşiv numarasında kayıtlıdır. 11 varak olan eserin ilk varağı eksik­ tir. Tercüme edilmiş olup, yayına hazırlanmaktadır. Cami’us-sahih : Sahihu’l-Buhari adıyla da bilinir. Kastalani’nin Buhari şerhinin birinci cildidir. Milli Kütüphane 26 Hk 1 arşiv nu­ marasında kayıtlı olan eser, Mehmed Zülali Efendi tarafından 1278/1860 yılında intinsah edilmiştir. Bugüne kadar değişik yayı­nevleri tarafından yayınlanmıştır. Kaynak ; Eskişehir Bilgeleri , Abdülkerim Erdoğan , Eskişehir Valiliği

Evliya

Seyyid Nureddin Hazretleri

eskişehir – sivrihisar – kumluyol kabristanı “Seydi Nureddin” adıyla da anılan Seyyid Nureddin hazretleri , on ü­çüncü yüzyılda Sivrihisar’da yaşamış bir mutasavvıftır. Hayatı ve kişiliği hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Nesebinden “şehid-i Kerbela” Hazreti Hüseyin (r.a.) evladından olduğu anlaşılmaktadır. Hacı Bektaş-ı Veli Velayetnamesine göre Karaca Ahmed Sultan ‘ın mürşidi ve Polatlı ilçesinin Bacı Köyü’nde türbesi bulunan Fatıma Bacı ‘nın babasıdır. Hacı Bektaş-ı Veli Velôyetnamesi’nde Seyyid Nureddin Hayatı ve kişiliği hakkında kaynaklarda yeterli bilgiye ulaşıla­mayan Seyyid Nureddin ‘in adı Hacı Bektaş-ı Veli Velayetnamesi’n­ de zikredilir. Hacı Bektaş-ı Velı Velayetnamesi’nde “ Hacı Bektaş-ı Veli Batın Aleminden Rum Erenlerine Selam Virdügidür”başlığı al­tında şu menkıbe anlatılır: Nakldür kim ariflerin başkanı Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli -kutlu sırları aziz olsun-Anadolu’ya yaklaşınca mana aleminden Anadolu erenlerine selam verdi. “Allah’ın selamı üzerinize olsun. Anadolu’da olan erenler ve gardaşlar” dedi. O zamanda orada elli yedi bin Ana­dolu ereni hazır idi. Karaca Ahmed de bu erenlerin gözcüsüydü. Hazret-i Hünkar’ın selam verdiği Sivri Hisar diyarından Sey­yid Nureddin’in kızı ve henüz bekar olan Fatıma Bacı ‘ya malum olur. Fatıma Bacı erenler meclisinde erenlerin yemeklerini pişirir­ di. Karaca Ahmed de Seyyid Nureddin’in müridlerindendi. Fatıma Bacı hemen ayağa kalkıp, Hünkôr varlığından yana yönelip, elini göğsüne koyup, üç kerre “Allah’ın selamı senin de üzerine olsun” di­yerek geri yerine oturdu. O mecliste hazır olan erenler Fatıma Ba­cı’nın selam alıp oturduğunu görünce: – “Kimin selamını aldın?” diye sordular. – “Anadolu’ya bir er geldi. Siz erenlere selam verdi. Onun selamını aldık.” dedi. Erenler: – “Kendisi nerelidir ve nereden geliyor?” dediler. Fatıma Bacı : – “Horasan diyarındandır amma Beytullah tarafından geliyor.” dedi. Bu kelam üzerine erenler: – “Şimdi bir tedbir düşünelim ve onun Anadolu’ya girmesine en­ gel olalım. Zira Anadolu halkının tamamını kendisine muhib eder ve zapt eder. Bize dahi yer kalmaz.” derler. Bu kavil üzere Anadolu erenle­ri Anadolu sınırını velayet kanatlarıyla arşa kadar kaplarlar. Hazret-i Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu sınırına gelince görür ki yolunu bağlamışlar. Mana aleminden velayetle arşın tavanına erişir ve Me­lekler onu nurdan “kubbe-i elif” ile “Merhaba, safa geldin, ey evlad-ı Resul oğlu” diyerek karşılarlar. Sonra bir gökçe güvercin şeklinde uçup Suluca Karahöyük’te bir taş üzerine konar. Mübarek ayakları o taşa gö­mülür ve hamura gömülür gibi iz bırakır. Anadolu erenlerinin üzerine bir mertebe azım heybet düşer. Anlarlar ki Anadolu’ya bir er geldi. – “Şimdi o er Anadolu’ya girdi, yolunu bağlayamadık” derler ve Karaca Ahmed ‘e: – “Sen gözcüsün bir nazar eyle. Bak gelen er kimdir? Anadolu’ya girdimi ve nerededir?” Karaca Ahmed bunun üzerine murakabeye çekilir ve bir saat sonra başını kaldırarak: – “Anadolu’nun tamamına nazar kıldım, her mahluk çifti çiftiy­le. Amma Suluca Karaöyük’ün üzerinde bir gökçe güvercin oturur. O olsa gerek. Ona nazar kıldığımda üzerine heybet düştü. Ondan başkası değildir.” Deyince erenler: – “Bir kimse olsa da doğan donun giyip onu oturduğu yerde ya­ kalayıp getirse.”Bu söz üzerine orada bulunan Bayezid-i Bistami’nin ulu halifelerden ve Irak’dan Anadolu’ya gelen Hacı Tuğrul , ayağa kalkarak: – “Himmet eyleyin, onu oturduğu yerde avlayarak size getire­yim” der. Erenler: – “Kuvvetin artsın” derler. Hacı Tuğrul hemen doğan donunu gi­yerek uçup gider. Nazar eder ve görür ki Suluca Karaöyük’ün üze­rinde bir gökçe güvercin oturur. Pençesini açarak hemen Hazret-i Hünkar’ın üzerine iner. Bunun üzerine Hünkar hemen silkinerek adem donunu giyer. Doğanı yakalar ve sıkar. Doğan donunda olan Hacı Tuğrul’un aklı başından gider. Bir müddet yattıktan sonra aklı başına gelir ve karşısında Hacı Bektaş’ın oturduğunu görür. Hemen doğrularak yerine geçer: – “Kötülük bizden kerem erenlerden, eksiklik ettik” diyerek özür ve bağışlanmasını diler. Hünkar’ın elini öper ve ayağına kapanır. Başlığı­nı çıkarıp önüne koyar ve geri çekilerek durur. Bunun üzerine Hünkar: – “Er erin üzerine öyle gelmez. Siz bize zalim donunda geldi­niz. Biz size mazlum donunda geldik. Eğer güvercinden daha çok mazlum bir şekil olsaydı o surette gelirdik” diyerek Hacı Tuğrul’un başlığını tekbir edip başına giydirir. Hacı Tuğrul: – “Sultanım bizim neslimizden ne kadar erkek ve dişi olursa size adağımız olsun” der. Ondan sonra Hazret-i Hünkar şöyle buyurur: – “Şimdi geldiğin o meclise var. Anadolu erenlerine bizden selam söyle. Buraya gelsinler. Nefeslerini ve yüzlerini görelim. Sende bu­rada ne gördüysen onlara aynen anlat. Bizim nefesimizden onları buraya gelmeye davet et. Onlarla birlikte sende gel.” Dedi. Hacı Tuğrul “sem’an ve ta’atan” (işittik ve itaat ettik) diyerek ayrılır ve erenlerin huzuruna gelir. Erenler neler oldu diye sorarlar. Hacı Tuğrul başından geçenleri aynen anlatır ve: – “Siz erenlere selam eyler ve siz erenleri huzuruna davet eyler” deyince, erenler: – “Ne lazımdır kim biz onun ayağına varalım” diyerek ser-keşlik ederler. Hacı Bektaş’ın davetine icabet etmeyerek herkes makamı­na gider. Onların bu hali Hazret-i Hünkara malum olur. Oturduğu yerden bir kere üfürür ve cümlesinin çerağı söner. Üç gün üç gece çerağlarını yakamazlar. Bundan sonra Hünkar varlığı mübarek parmağıyla işaret eyleyerek Anadolu erenlerinin seccadeleri alt­ larından kaybolur. Anladılar ki bütün bu olaylar onun davetine icabet etmediklerinden dolayı oluyor. Bunun üzerine erenler top­lanarak kendi aralarında meşveret eylerler: “Bu rumuzlar ol erin oyunudur bizi kendileri davet etti, biz muhalefet eyledik, elbette varmak gerekir” diyerek karar verirler ve Hazret-i Hünkar’ın huzu­runa gelirler… Velayetname’deki menkıbenin devamında, Anadolu eren­leri Hacı Bektaş-ı Veli’den özür dileyerek, tanışırlar ve sohbet ederler. Erenlerin sorusu üzerine Hacı Bektaş, Türkistan ilinden Horasan’dan geldiğini, evlad-ı Resül neslinden olduğunu, Sultan Hoca Ahmed-i Yesevi’den icazet aldığını söyler ve icazetinin yazılı olduğu yeşil fermanı gösterir. Anadolu erenleri de Hünkar’ın vela­yetini kabullenip, bağlılıklarını ifade ederler ve her er on müridini Hünkar’ın hizmetine verir. Daha sonra erenler huzurdan ayrılmak için müsaade isterler ve Hazret-i Hünkar erenlerin her birine bir nasıb verir. Karaca Ahmed de Hünkar’a “Sultan Hoca Ahmed-i Yesevi bizim hizmetimize bir div (dev) vermiştir, o zamandan beri bizim hizmetimizdedir, biz dahi onu sana yadigar verelim, hayatın­ da emrinde hizmetinde olsun. Dünyadan gittikten sonra yine me­ zarını beklesin” diyerek vedalaşır. Menkıbede adı geçen Hacı Tuğrul Baba ‘nın türbesi, Ankara-Po­latlı ilçesi Hacı Tuğrul Köyü yakınında, Fatıma Bacı’nın türbesi Hacı Tuğrul Köyü’nün kuzeydoğusunda bulunan Bacı Köyü’nde, Karaca Ahmed Sultan’ın türbesi ise Ankara-Polatlı ilçesine bağlı Karaca Ahmed Köyü yakınında ve Sakarya nehri kıyısındadır. Fatıma Bacı, Seyyid Nureddın hazretlerinin kızıdır. Karaca Ahmed Sultan da Seyyid Nureddın’in mürididir. Bazı kaynaklar­ da Seydi Nureddin’in kızı Fatıma Nuriye Bacı’nın Karaca Ahmed Sultan ile evlendiği zikredilir. Kaynak olarak da Hacı Bektaş-ı Veli Velayetnamesi gösterilse de mezkur kaynakta Nuriye Bacı’nın adı zikredilmez. Ayrıca Bektaşi geleneğinde Hacı Bektaş-ı Veli’nin Sultan Hoca Ahmed-i Yesevi’nin halifesi olduğu gösterilse de bu görüş tarihen mümkün görülmemektedir. Ahmed Yesevi hazret­leri M. 1166 yılında vefat etmiş, Hacı Bektaş-ı Veli ise 1210 yılında doğmuştur. Seyyid Nureddin Zaviyesi Seyyid Nureddin , kesin tarihini bilmediğimiz bir zamanda Siv­rihisar şehir merkezine gelerek yerleşir ve bir zaviye (tekke/der­gah) açar. “Seyda Zaviyesi” adıyla da anılan zaviyesinde sohbetle­riyle halkı irşad eder. Dönemin Selçuklu sultanları tarafından da zaviyesinin giderlerini karşılamak için vakıflar tahsis edilir. Sultan II. Selim dönemi evkaf defterindeki vakıf kaydı şöyledir: “Şehir altında bir pare yerki on mudluk yerdir. Ve Porsuk Vira­nı’nda iki pare yerki dört mudlukdur. Ve Tutlu da üç pare bağki Sey­yidi Nureddin Zaviyesine kadimden vakfdır. Mülk ıssı Mülkeddin’den Şeyh Mustafa tasarruf ider deyu nakl olunmuş an defter-i Kirmasti. Mezkur Şeyh Mustafa müteveffa olub ehladından Şeyh İshak tasar­ruf ider elinde temekk-i? padişahi yokdur deyu kayd olunmuş der defter-i Köhne. Haliya Şeyh Mustafa mutasarrıfdır elinde padişahı­mızdan nişan-ı şerif var. El-haletü hazihi zikrolunan vakf yerleri za­viye-i mezbure içün kayd ve hıfz idüb yevmi bir akce ile Mevlana Muhyiddin b. Mustafa zaviyedardır. Elinde padişahımız e’izzeallahu ensare hazretlerinden berat-ı humayun vardır. Hasıl 100 [akce]” 1301/1883-84 ve 1303/1885-86 tarihli vakıf muhasebe defterle­ rinde Sivrihisar şehir merkezinde bulunan Seydi Nureddin Zôviye­ si’nin yıllık geliri 60 kuruştur. Tekke ve zaviyelerin sırlanmasından sonra (1925) zaman için­ de zaviyesi binası harap olur ve Seyyid Nureddin’in mezarının bulunduğu sahada dönemin belediye başkanı Garaj Park inşaatını başlatır. Rivayetlere göre zaviyenin bulunduğu yerde iş makinaları çalışmaz. Bu durum üzerine bazı kişiler, yetkililere bu alanda Sey­yid Nureddin ‘in kabri olduğunu ve nakledildikten sonra çalışmala­rın yapılmasını tavsiye ederler. Bu ikaz üzerine hazretin kabri Sivrihi­sar Kumluyol Kabristanı’na nakledilir. Prof. Dr. Hüsrev Subaşı, Sey­yid Nureddın’in mezar taşını Hoşkadem Camii’nin kıble du­varında bulmuştur. Hoşkadem Camii’nin güneydoğu köşesinde bulunan kitabe siyah yağlıboya ile boyanmış ve zaman tahriba­tı dolayisiyle de yazılarda erime olduğu için okuna­mamıştı Kaynak ; Eskişehir Bilgeleri , Abdülkerim Erdoğan , Eskişehir Valiliği

📍 Sivrihisar
Evliya

Seyyid Şeyh Mahmud Süzani

eskişehir – sivrihisar İsminin Seyyid ve Şeyh olması çağının ileri gelen din adamlarından olduğunu ortaya koymaktadır. Seyyid Mahmut Süzâni’ nin hayatı ve kişiliği hakkında, külliyesi ve kabrindeki kitabesinden başka bir bilgiye sahip değiliz. İsminin Seyyid ve Şeyh olması çağının ileri gelen din adamlarından olduğunu ortaya koymaktadır. Vakıf kayıtların da mezarının bulunduğu çevrenin SEYYİD MAHMUT SÜZANİ KÜLLİYESİ olarak belirtilmiş olması da bize ayrı bir bilgi vermektedir. Bilindiği gibi Sivrihisar’da yaptıranın ve ihdas edenin ismine izafeten bir çok külliye mevcuttur. Külliyelerin yapısı içinde Medrese, Mescit, İmaret, Misafirhane ve Kütüphane gibi bölümler bulunuyor. Mahmut Süzani Külliyesinde de bunların bulunması külliyenin bu zat tarafından yaptırılmış olduğunu kesin olarak ortaya koymaktadır. Ancak, Külliyenin mescit kitabesinde, “bu imareyi ve türbeyi Hoca Bahadır Ömer’in oğlu büyük kadı Yakup 749 da yaptırdı.” denilmesi mescidin ve Süzani’nin türbesinin bilahare yapıldığını belirmektedir. Seyyid Mahmut Süzani ’nin türbesinin kitabesinin Türkçe’si “Darı fena olan dünyadan Dârı bekâ olan ahirete ve gurur merkezinden sevinç yurduna giden şehit, Seyyid, Allah’ın rahmet ve gufranına vasıl olan Şeyhlerin kutbu Abit, Zahit, Fütüvvet sahibi Şerafettin oğlu Seyyid Mahmut’un kabrini yüce Allah ışıklandırsın. Sene 630” Kitabede belirtildiği üzere Şeyh Süzani , Selçuklular çağında İslâm’a hizmet verip vasfı ile gurur diyarı, Sivrihisar’daki medreselerde görev yapmış ulu bir din büyüğüdür. Mahmûd Suzani Türbesi Kurşunlu Mahallesi, Uçapark Caddesinde yer alan iki katlı yapının alt katı dikdörtgen planlı, sivri tonoz örtülü, üst katı eyvanlıdır. 1348 yılına tarihlenen yapının banisi, Hoca Sadreddin Yakub bin Hoca Bahadır Ömer’dir. 1980 yılında belediye tarafından onarılarak doğu ve batı cephelerine tuğla örgülü birer üçgen alınlık yapılmış ve yapının üzeri kırma çatıyla örtülmüştür. Yapı sağlamdır. Her iki kata da batı cepheden girilir. Alt kata, eksende bulunan dikdörtgen biçimli bir kapı; üst kata, önünde yer alan sivri kemerli, eyvandan basık kemerli bir kapıyla girilir. Üst kattaki eyvanlı giriş, sivri tonoz örtülüdür. Eyvan içinde, eksende yer alan kapı, iki yanda iki sütuncenin sınırlandırdığı derinliği az, dikdörtgen biçimli bir niş içerisindedir. Kapının üzerinde tek sırada dört mukarnas dilimi yer alır. Mukarnasların üzerindeki kare panoda beş satırlık inşa kitabesi bulunur. Mescit kısmı, üçgen kuşak ile geçilen 4.90 m çapında bir kubbe ile örtülüdür. Bu katın güney duvar ekseninde kademeli üç düz şerit ile çevrelenen yarım daire kesitli mihrap nişi bulunur. Mihrap kavsarasında dört sıra mukarnas bulunmaktadır. FOTOĞRAFLAR: EROL ŞAŞMAZ

📍 Sivrihisar
Evliya

Şeyh Musa Türbesi

eskişehir – alpu – Büğdüz köyü Eskişehir Alpu ilçesi bağlı Büğdüz yolu üzerinden 7 km. köy orman yolu içindedir. Köyün Şehitliği içinde bir tepede 1987 yılı mayıs ayında yapılan türbede bulunan Şeyh Musa Rahmetullah 1100 yıllarında Anadolu Selçuklu devleti kurulmasında katkı koyan Türk kumandanlardandır. Anadolu’nun Türkleştirme faaliyetlerinde bulunan Türkmen kumandanın Şeyh Musa’nın türbedeki mezarında kendinden başka oğlu ve gelinin de mezarları bulunmaktadır. Türbenin bulunduğu geniş bir alanda köyün değişik mücadelelerde şehit düşen askerlerin meydana getirdiği büyük bir şehitlik vardır. FOTOĞRAFLAR: EROL ŞAŞMAZ.

📍 Alpu
Evliya

Melikgazi Türbesi ( Makam )

eskişehir – seyitgazi – doğançayır beldesi Danişmend Gazi’nin 1105 yılında vefat etmesinden sonra yerine en büyük oğlu olan Emir Melik Gazi geçer ve yaklaşık olarak otuz yıl hükümdarlık yapar. Danişmend Gazi’nin vefatından sonra hanedan üyeleri arasında taht kavgaları oluşur. Bunu fırsat bilen I. Kılıç Aslan Malatya’yı alır. Emir (Melik) Gazi , başlangıçta Anadolu Selçuklularına tâbi olur. Sultan Mesud’u nüfuzu altına alan ve ona karşı Atabey olarak davranan Emir Gazi ; onunla birlikte Haçlılar, Bizanslılar ve Ermeniler gibi dış düşmanlara karşı ortak bir siyaset takip eder. Bu dönemde Anadolu Selçuklu-Danişmendli ilişkileri bu şekilde devam eder. Emir Gazi ’nin Bizanslılar, Haçlılar ve Ermenilere karşı yaptığı gazalar ve kazandığı zaferler sonucu Konya dışında Sakarya’dan Malatya’ya kadar Anadolu hâkimiyetini ele geçirmesi, huzur ve asayişi sağlayarak Anadolu’nun en nüfuzlu hükümdarı olması, Abbasi Halifesi ile Büyük Selçuklu Sultanı’nın da kulağına gitmiştir. Bunun üzerine 1134 yılında Abbasi Halifesi (1118- 1135) ve Büyük Selçuklu Sultanı Sancar, Emir Gazi’ye menşur, bayrak, davul, altın asa, tac gibi hâkimiyet alametlerini vermek ve “Melik” ünvanını tevcih ederek onu Kuzey Anadolu Hükümdarı ilan etmek için elçiler gönderirler. Ancak, onun ölümü üzerine bu hâkimiyet alametlerini yerine geçen oğlu Muhammed’e vererek onu “Melik” ilan ederler. Malatya’da vefat eden (1134) E mir Gazi ’nin cenazesi, Kayseri’ye getirtilerek burada Pınarbaşı ilçesi Pazarören nahiyesinin Melik Gazi köyünde sağlığında yaptırdığı türbeye defnedilir. Eskişehir ile olan bağlantısı nedeniyle bazı yerel kaynaklar ve söylenceler O’nun Seyitgazi nahiyesinin Arabviran Karyesiyle Çukur Ağıl Karyesi arasında bulunan bir toprak kale civarında vefat ederek (H 529, M/1134) defnedildiğini kaydeder. Malatya ile olan bağlantısı nedeniyle de Seyyid Battal Gazi’nin evladı; Seyyidetü’ş-Şerifetü’l-Aleviyye, Battal Gazi’nin kız kardeşi olup Malatya emiri Ömer b. Nu’man ile izdivacından olan Nâzırü’l-Cemal Hatun’un çocukları olduğu belirtilir. Bunların yanında diğer Melik Gazi Tekkeleri Kale Dağ yakınlarındaki Sarımsaklık’ta, Niksar’da bulunanla büyük bir ihtimalle, Danişmendoğullarının aynı adı taşıyan beyi (M 1106-13) ile de aynı kültürel bağlantılarla ilgilidir. Dolayısıyla Eskişehir’deki Melik Gazi adına izafe edilen tekke bir makam tekkedir. Türk ve İslam kültüründe kahramanlıklarıyla büyük izler bırakmış olan kimliklerden Melik Gazi’nin bu bölge içinde bu manada anıları hâlâ tazedir. Burada gömülü olmasa bile onun kutlu adı için bir tekkenin kurulmuş olması yöre insanının dini inançlarının köklerinin yanında millî benliğin oluşturulmasında da son derece önemli bir hareket noktasını oluşturur. Melikgazi ( Melekgazi ) Türbesi Seyitgazi ilçesi, Doğançayır köyündedir. Mimari özelliklerine göre 14. yüzyıla tarihlenen yapı sağlam durumdadır. Doğançayır köyünün 3 km. güneydoğusunda tepe üzerinde yer alır. Çevresinde yapı kalıntıları ve devşirme malzemeler bulunmaktadır. Eski bir yapının kısmen temelleri üzerine oturtulmuşa benzeyen tek katlı yapı, doğu­ batı doğrultusunda dikdörtgen planlı, sivri tonoz örtülüdür. Doğu cephe ekseninin kuzeyinde dikdörtgen biçimli bir kapı, kapının güneyinde kare biçimli bir pencere yer alır. Kapı ve pencere, üstlerinde yer alan sonradan doldurulmuş sivri kemer biçimli, açıklıkların içerisine sonradan oturtulmuşa benzemektedir. Güney cephe ekseninin iki yanında doğudakinin sonradan doldurulduğu sivri keıner alınlıklı dikdörtgen biçimli birer pencere yer alır. Yapının batı cephesi sağırdır. Kuzey cephe ekseninin batısında, sivri kemer alınlıklı dikdörtgen biçimli sonradan doldurulmuş bir pencere yer alır. Söz konusu pencere iç mekana dikdörtgen biçimli bir niş olarak yansır. Tüm duvarlarını bir sekinin dolandığı mekanın ortasında doğu batı doğrultusunda yerleştirilmiş sanduka yer alır. Güney duvar ekseninde dikdörtgen biçimli mihrap nişi bulunmaktadır. Cephe düzenlemesi kapı ve pencere biçimleriyle içeriye yansır. Yapının sivri kemer profilli tonoz örtüsü, kuzey güney doğrultusunda atılmış, eş aralıklı dört duvar payesinin taşıdığı birer sivri kemerle takviye edilmiştir. Cephelerde düzenli teknikle moloz taş, pencere alınlık kemerleriyle tonozda, düz istif-şaşırtmalı teknikle tuğla, kapı-pencere söve ve lentolarıyla mihrap lentosunda devşirme malzeme, iç duvarlarda sıva kullanılmıştır. Mihrabın iki yanında ve doğudan batıya doğru dördüncü kemer kamında kartuşlar içerisine alınmış ayetlerle bitkisel bezemelerden oluşan kalem işi süslemeler yer alır. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

📍 Seyitgazi
Evliya

Yunus Emre – Eskişehir

Eskişehir – Yunus Emre ……….. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

📍 Yunus Emre
Evliya

Hasan Baba Türbesi – Beylikova

eskişehir – beylikova – imikler köyü Kitabesi ve vakfiye kayıtları bulunmayan yapının inşa tarihi bilinmemektedir. Doğu batı doğrultusunda dikdörtgen planlıdır. Türbenin doğu bölümü, kuzey ve güney duvarlarına atılan aynı doğrultudaki bir kiriş ile üstte kareye dönüştürülmüş ve betonarme kubbe ile örtülmüştür. Batı bölümü, düz betonarme tavanlıdır. Kuzey ve doğu cephesi sağır tutulmuş yapının, güney cephe ekseninde ve eksenin iki yanında yuvarlak kemerli birer pencere, batı cephesinin kuzey köşesinde dikdörtgen biçimli bir kapı açıklığı bulunmaktadır. Zemin kötü, yol kotunun altında kaldığından, türbeye kapısının hemen önünde, yapının içinde bulunan üç basamaklı merdivenle inilerek girilmektedir. Mekanın kubbe örtülü bölümünde, doğu-batı doğrultusunda yan yana uzanan, iki sanduka bulunmaktadır. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

📍 Beylikova
Evliya

Arap Dede Türbesi – Eskişehir

Eskişehir – Merkez – Gökçekısık Köyü Kitabesi ve vakfiye kayıtları bulunmayan yapının inşa tarihi bilinmemektedir. Sekizgen planının, özgün temel duvarları üzerine oturtulduğu varsayıldığında, yapıyı 14.-16. yy. arasına tarihlemek mümkündür. Eskişehir’ e bağlı Gökçekısık köyünün dışında yol kenarında bulunan sekizgen planlı türbe, kiremit kaplı kırma çatıyla örtülüdür. Cepheleri sağır tutulan yapıya, kuzey cephe eksenine yerleştirilmiş dikdörtgen biçimli bir kapıdan girilmektedir. İçerisinde doğu batı doğrultusunda yerleştirilmiş bir sanduka bulunan türbenin, batı ve güneydoğu duvarlarında dikdörtgen kesitli birer niş yer almaktadır. Güney duvar ekseninde önden arkaya doğru daralan üç cepheli bir mihrap nişi bulunur. Yapıda herhangi bir süsleme unsuruna rastlanılmamaktadır. İçten ve dıştan çamur harçla sıvanan yapının duvarlarının iç yüzleri plastik boya ile badanalanmıştır. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

Evliya

Şeyh Osman Afif Sivrihisari

📍 Mahmudiye
Evliya

Sücaaddin Veli

📍 Seyitgazi
Evliya

Şeyh Şehabeddin Sühreverdi

Eskişehir – Kurşunlu Külliyesi karşısında. Anadolu Selçukluları döneminde veya sonrasında Eskişehir’de Şeyh Şehabeddin Sühreverdi (k.s.) adına bir zaviye inşa edilmiştir. Bu zaviyenin giderleri için Eskişehir’de bir, Eşen Karaca Köyü’nde de iki çiftlik yer vakfedilir. Bir çiftlik yer arazinin verimine göre değişmektedir. Sultan II. Selim Han dönemine ait ve 983/1575 tarihli defterdeki bu vakıf kaydından Sultanönü livası Eskişehir kazasında üç çiftlik yer kadimden (Selçuklu) Şeyh Şehabüddin Zaviyesi ‘nin vakfı iken timara verilmiş, daha sonra bu üç çiftlik yer geri Şeyh Şehabeddin Zaviyesi vakfına devredilmiş ve Seferşah’ın tasarrufuna, daha son­ra da Hasan Faki’ye padişah fermaniyle verilmiştir. Üç çiftlik yerin yıllık geliri beş yüz akçedir. Şeyh Şehabeddın Sühreverdi Zaviyesi’nin yüzyıl öncesine ka­dar faaliyetlerine devam ettiği belgelerden anlaşılmaktadır. 8 Muharrem 1328/ 20 Ocak 1910 tarihli belge özetinde “Eskişehir’de şeyh Şehabeddin Zaviyesi ve zaviyedarlığının mahlul olduğundan bahisle Meryem Hatuna’ tevcihi için izin talep edildiği zikredilir. Anadolu Selçukluları döneminde inşa edildiği tahmin edilen Şeyh Şehabeddın Sühreverdi Zaviyesi yapılarından günümüze sa­ dece türbe ulaşabilmiştir. Odunpazarı Bademlik yolunun sağ ta­rafında bulunan türbenin kitabesi yoktur. Türbenin içinde kitabesiz iki sanduka bulunmakta­dır. Bu sandukaların Şeyh Şehabeddın Sühreverdi (k.s.) ve oğluna ait makam mezarlar veya dergahta görev yapan şeyhlere ait ol­duğu tahmin edilmektedir. 1984 yılında çevre sakinleri tarafından onarılan türbe, 2009 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. Eskişehir Merkezde Odunpazan semti, Paşa mahallesi, Yıldırım sokağı 59. pafta 46. ada 6. parsel de yer almaktadır. Doğu batı doğrultusunda uzayan yamuk planlı türbe, içten düz ahşap tavan, dıştan kiremitli çatı ile örtülüdür. Güney ve batı cepheleri, yapılarla çevrilenmiş olduğundan sağırdır. Güney cephesinin bitişiğinde yer alan yapılar, 2009 yılı onarımlarında yıktırılmış, bu cephenin önü parka dönüştürülerek açılmıştır. Türbenin kuzey cephe ekseninin biraz doğusunda dikdörtgen biçimli bir kapı, kapının batısında kare biçimli bir pencere bulunmaktadır. Türbeye kuzey cephede yer alan kapıdan girilmektedir. Cephelerin kapı ve pencere biçimleri içte de aynen tekrarlanmıştır. Mekanın bir basamakla çıkılan yükseltilmiş balı yarısında ahşap kaplamalı iki sanduka bulunmaktadır. Girişe daha yakın bulunan 0.85 m. genişliğinde 3.10 m. uzunluğundaki sandukanın Şeyh Şehabeddin Sühreverdi ‘nin oğluna ait olduğu sanılınaktadır. Bu sandukanın güneyinde bulunan 1.27 m genişliğinde 3.06 m. uzunluğundaki sandukanın Şeyh Şehabeddin Sühreverdi ye ait olduğuna inanılmaktadır. Her iki sanduka üzerinde de herhangi bir kitabeye rastlanmamaktadır. Yapının içi oldukça sade ve gösterişsizdir. Yapının doğu duvarı, kuzey duvarına geniş, güney duvarına dar açıyla bağlanır. Önceden, doğu duvar ekseninde bir pencere ile bu pencerenin güneyinde dikdörtgen biçimli altlı üstlü iki niş yer almakta (bkz. restorasyon öncesi rölöve planı), alt nişte Kuran-ı Kerim ve dini kitaplar, üst nişte seccade ve örtüler bulunmaktaydı. Türbenin alçak zeminli doğu yarısının, güney duvarının yaklaşık ortasına, ortalama bir kapı açıklığının genişlik ve yüksekliğinde, san renkli yuvarlak bir kemer resmedilmiştir. Kemerin içine ayrıca, kumaş kıvrımları çizilerek belirtilmiş, pembe renkli iki perde kanadı resmedilmiştir. Kemer resminin iki yanında, duvarın üst kısmında dikine dikdörtgen biçimli birer niş bulunmaktadır. Yapının kerpiç malzeme ile inşa edilmiş duvarları, içten ve dıştan sıvanarak boyanmıştır. Pencere kasaları ile kapı kanadı ve tavanında ahşap, pencere parmaklıklarında demir kullanılmıştır. Sandukalar ahşapla kaplanmıştır. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

Evliya

Şeyh Muhammed Sadık Efendi

Eskişehir – Odunpazarı Kabristanında . ( haritadaki yer tam olarak kabristandaki yerini gösterir.) Eskişehir’de yetişen gönül erlerinden biri de Halveti-Şabaniyye meşayihinden Şeyh Mehmed Sadık Halveti (k.s.)’dir. Şeyh Mehmed Sôdık Efendi , hilafeti İsmail Hakkı Aziz’dendir. Sôdık Efendi, muhte­melen Söğütlü Şeyh Osman Efendi (ö. ?) ve Çaltılı İsmail Hakkı Efendi (ö. Söğüt, 1900’den sonra)’den sonra posta geçerek irşad ile meşgul olmuştur. Sadık Aziz, Meclis-i Meşayih tarafından atanan tekkelerin kapatılmasına kadar (1925) devletten maaş alan son şeyhtir. Bu kanundan sonra silsilenin diğer meşayihi gibi Sadık Baba’nın da ululemre itaatle irşad sırasında uyguladığı bazı usulleri askıya aldığı görülmüştür. Eskişehir Belediye reisi olarak da görev yaptığı bilinen Mehmed Sadık Efendi, aza arasında haşa huzurdan, “Deli Sadık” lakabıyla ta­nınmıştır. Rivayet ederler ki Mehmed Sadık Aziz, bir gün Belediye encümeni toplantı halindeyken eliyle çeşitli işaretlerde bulunur. Bu sırada dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağmakta imiş. Üyeler Sadık Baba’nın yaptığı bu harekete bir anlam veremeyip gü­lüşmüşler. Sadık Baba’nın meşayıhtan olduğunu herkes biliyor fa­kat kale almıyorlarmış. Bu sırada kimi: Bu ne hal Sadık Efendi diye alay etmiş. Sadık Efendi: – Porsukta sel köprüyü götürdü, bizim delilerden birine de aşk tuttu, gelme dediysek de dinlemedi. Porsuk’u geçemeyince o da ken­dini “ Himmet ya Hazret-i Pir! ” diyerek suya atıverdi. Demin onu çay­ dan çekip kurtardım diye karşılık vermiş. Encümen azası: – Gene bizimle şaka ediyorsun Sadık Efendi diye gülüşmüşler. Bu sırada derviş Odunpazarındaki dergaha gelir: – Sultanım burada mı, diye sorar. Valide Sultan, Efendi Hazret­leri Belediye’ye toplantıya gitti diye cevap verir. Dervişin üstü sırıl sıklamsada içi yanmıştır. Hiç beklemeden Belediye’ye yönelir. Üstü başı sucuk gibi olduğu halde: – Sultanım! diye içeri dalar… El-etek öper. Sarılıp göz yaşı döker. Dervişin aşkı bütün azayı yakmış ve hepsini mahçup etmiştir. Hepsi kalkar Meh­ med Sadık Aziz’in büyüklüğünü anlayıp kendilerinden özür dilerler. Kutbiyyet makamının sahibi olan bu büyük aziz, meş­reben harabatidir. Şahidesinde de kaydedildiği üzere “Yık­tım ekvan-ı vücudu sen göründün mevcud” diyen Mehmed Sadık Baba her an terk üzere yaşamış, sülukunda şiddetli bir celal terbiyesinden geçtiği için de taliplerine aniden çak­tığı imtihanlarıyla şöhret bulmuştur. Onun celalli meşrebini yansıtan bir hatırası do Cemalettin Kunat tarafından şöyle nakledilmiştir: Eskişehir’e Yunanlılar girip talan ettiğinde uzun müd­det karartma uygulanmıştır. Sadık Aziz vakti geldiğinde dervişine emreder: -Evladım kandilleri uyar! Derviş: -Destur Efendim efendim, yağımız kalmadı, diye karşılık verir. Sadık Aziz: -Git çeşmeden su doldur, kandili uyar!, der. Derviş de “Eyvallah Sultanım!” diyerek kandile çeşmeden su doldurup yakar… Ertesi gün Yunanlılar Eskişehir’den Uşak’a doğru kaçmaya baş­lamıştır ve yine Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis’in esir alınması (2 Eylül 1922) da bundan sonradır. İşte tam bugünlerde Sadık Aziz’in postuna oturacak olan Yamalı Dede halvetten çıkmış tekbirlerle hi­lafete nail olmuştur… Eskişehir’in kalbinde sırlanan bu mana sultanı 29 Safer 1347 (16 Ağustos 1928) senesinde göçmüştür. Türbesi Odunpazarı Mezarlı­ğı’ndadır. Şahide taşında şu ibare yazılıdır: Huve’l-Hay Sıdkile ziyaret kim bu sanduku’l-‘amel Oldı hem-nam beni bir ‘arif-i Hakk’a mahal Çıkdı ba-feyz-i Mehmedfevti tarihi der-best Cay-ı sadık-ı mak’ad-ı sıdk-ı Huday-ı lem yezel 29 Safer 1347 (16 Ağustos 1928) Sôdık Aziz’in yerine Uşaklı Yamalızade Şeyh Ali Rıza Hazretleri postnişın olmuştur. Musıkiye de aşinâ olan Mehmed Sâdık Efendi ’nin iki nutk-ı şerîfi tesbît edilebilmişdir. Aşağıdaki ilk nutk-i şerîfini kendileri Rast makâmında bir ilâhi olarak bestelemişlerdir… NUTK-İ ŞERÎF Seher vaktinin yeliyiz Sırr-ı hakîkat diliyiz Mecnûn’a Leylâ eliyiz Biz Şa’bânî bülbülüyüz Vahdet bâğının gülüyüz Bize gelen irfân olur Hayvân iken insân olur Sırr-ı cânı cânân olur Biz Şa’bânî bülbülüyüz Vahdet bâğının gülüyüz Pîrimizdir Şeyh-i Şa’bân Erkânıdır mağz-ı Kur’ân Yolunda cânımız kurbân Biz Şa’bânî bülbülüyüz Vahdet bâğının gülüyüz Yaktık aşkla cân u teni Koymadık dilde gümânı Hakk’dır bugün dil mihmânı Biz Şa’bânî bülbülüyüz Vahdet bâğının gülüyüz Varlığımız yokdur bizim Ma’denimiz pâkdır bizim Dildârımız Hakk’dır bizim Biz Şa’bânî bülbülüyüz Vahdet bâğının gülüyüz Vâris-i sırr-ı nebî mahzen-i ilm ü irfân Kutbü’l aktâb-ı cihân Hazret-i Sultân Şa’bân Şerî’atsız yol değiliz Hakîkatden dûr değiliz Ma’rifetsiz kul değiliz Biz Şa’bânî bülbülüyüz Vahdet bâğının gülüyüz Kırklarla halvete girdik Yedilerle sohbet ettik Üçlerle birliğe yettik Biz Şa’bânî bülbülüyüz Vahdet bâğının gülüyüz Halvetîdir şöhretimiz Vahdet kıldık kesretimiz Mahviyetdir maksadımız Biz Şa’bânî bülbülüyüz Vahdet bâğının gülüyüz Devrâneyiz yâne yâne Aşk meyinden kâne kâne Mestâne erdik bu hâle Biz Şa’bânî bülbülüyüz Vahdet bâğının gülüyüz Dervîş Sâdık harâbâtdır Cismi zâta müstağrakdır İsmi resmi zât-ı Hakk’dır Biz Şa’bânî bülbülüyüz Vahdet bâğının gülüyüz NUTK-İ ŞERÎF Esti bâd-ı muhabbet cûşa geldi bahr-ı zât Var oldu esmâ sıfât mevc ile ayân oldum Balçıkdaki tadıma beş erba’în adıma Havvâ’da bünyâdıma tarîk-i kıbâb oldum Sefîne-i vücûdu saldım tevhîd bahrine Katreyi mahv eyleyip bir ulu ummân oldum Bir berzaha düşmüşdüm aşk ateşine yetişdim Nefs-i Nemrûd’u yakıp öylece gülistân oldum Ya’kûb-i tenden geçip Yûsuf-ı câna yetip Sırr-ı cânâna erip âleme sultân oldum Meryem-i kalbden doğup sırf-ı vücûda erip Aşk ile bir savt vurup dem ile devrân oldum Birdim bin birden idim türlü donlar giyindim Yüz binde bir göründüm giden duran ben oldum Nûr durur aslım benim Sâdık’la yâdım benim Bu harâbât deminde bir genc-i nihân oldum Uşaklı Yamalızade Şeyh Ali Rıza efendi Sadık Aziz ‘in vefatından sonra post­nişin olan Uşaklı Yamalızade Şeyh Ali Rıza Hazretlerinin (ö. 2. 12. 1939, Uşak) irşadı faaliyetleriyle Şabaniyye silsilesi Uşak’ta neşv ü nema bulur. Babası’nın yüzünde ben olduğu için “Yamalı” lakabıyla tanı­nan aile, soyadı kanununda Yamalıoğlu soyismini almıştır. “ Yamalı Baba ” lakabıyla şöhret bulan Şeyh Ali Rıza Efendi , Eskişehirli Mehmed Sadık Aziz tarafından yetiştirilmiş ümmi bir zattır. Mizacen şok sert olan Sadık Aziz ‘le ilgili bir hatırası şöyledir: Mehmed Sadık Azız, Yamalızade Efendi’yi bir grup dervişle bir­likte Odunpazarı’ndaki tekkede Halvete koyar. Bir gün, üç gün, beş gün, yedi gün derken otuz dokuz gün geçer. Malumdur ki Halvetiyye tarikinin usulüne göre halvetçi dervişlerin hal ve zuhuratları ikindi namazından sonra mürşid tarafından alınır, derviş tekrar hücresi­ne çekilir. Sadık Aziz diğer dervişan huzura gelirken bir şey demez, Yamalızade gelirken: – Gel bakalım eşek herif, anlat bakalım eşek herif diye çok sert davranırmış. Yamalızade nükteyi anlayamaz: – Yahu ben eşek olsam burada işim ne? Aziz’im bana neden böy­le diyor diye gücenir, kendi kendine: – Şu halvet bir tamamlansın, Pir huzuruna gidip azizi şikayet edeceğim, diye söylenirmiş. Bu hal üzere halveti kırmadan devam etmiş. Otuz dokuzuncu gün huzura tekrar geldiğinde Sadık Aziz: Yine aynı sert hitapla karşıladıktan sonra: – Yaa oğlum,senin pir dediğin adam benim işime ne karışır? diye zirveden, biraz da şatahat kabilinden sözler söylemiş. Yamalızade zuhuratını anlattıktan sonra destur deyip tekrar hücreye döndüğünde bir de bakmış ki seccade üzerine oturmuş zikr-i daimi halinde Hu Hu Hu diye zikrediyor… İçi dışarıda, dışı içeride… Meseleyi anlamış tabii. Etesi sabah saadethaneye getirildiğinde Sadık Baba kendisine: – Gel Ali Rıza Efendi oğlum, gel! diye taltif etmiş, alnından öperek “aradığını buldun Hakk’a hamd ü sena kıldın!” diye­rek kendisine tekbirlerle velayet ve hilafet sırrını vermiş. Yamalı Baba irşadını Uşak’ın mer­kezinde bulunan saadethanesinde yap­mıştır. Az ve öz derviş kabul etmiş halkı başına toplamamıştır. Kendisinden son­ra posta geçen Yakupzade de aynı tavra sahip olup seçici davranmıştır. Yamalızade de, onun müntesibi olan başta dönemin büyük alimlerinden Uşaklı Yusuf Ziya Bey , Yakupzade Hafız Mustafa Özyürek , Kütahyalı Elifzade Nuri Efendi gibi zevatın da saygın kişiler olduğu görülecektir. Nitekim Yamalı Baba, Mustafa Kemal Paşa’nın yakın arkadaşı ve çok güvendiği için de Kuva-yı Milliye’nin bölgedeki mali işlerinin başına getirdiği büyük alim Yusuf Ziya Bey’in de şeyhidir. Dervişlerine tasavvufun tekke, takke ve merasim işi olmadığını ısrarla telkin eden Yamalızade, “şeriat hakikatten doğmuştur, ilm-i ledün önde gider!” yahut “Sanii gör, günde yüz bin san’at gösterir/ Kendini göstermek içindir o san’atdan garaz” diyerek bilginin kayna­ğının Hak ve hakikat olduğuna işaret etmiş ve onları sevgi ve bilgi yoluyla Hakk’a davet etmiştir. Tekaya’nın seddinden sonra günlük kıyafet olarak yol tacını ve merasimlerde irşad tacı-ı şerifini, hırkayı ve diğer irşad çihazlarını çıkarıp modern kisveye bürünen ve bunun ulu’l-emr kabul ederek uygulayan ilk mürşid bu zattır.1939 senesin­ de vuslat eden Yamalızade Hazretleri, radyonun yavaş yavaş alınıp satıldığı ve yaygınlık kazandığı dönemlerde memleketi Uşak’ta rad­yo satın alan ve dinleyen ilk kişidir. Bu sebeple kendisine “ Radyolu Şeyh ” de denmiştir. Başına gelen ve haksız yere yargılanıp da son duruşmada berat eden Elifzade Nuri Efendi’ye adliyeye giderken söylediği muhteşem kelam, onun tasavvuftaki tasarrufunun delilidir: “Dünyada alemin­ de bin bir hakimim mana aleminde ben bir hakimim!” Yamalı Baba ‘nın kabri Uşak’ta nakl-i kubur yoluyla eski mezarlıktan Şehitler Me­zarlığı’na getirilmiştir. Şahide kitabesi ken­dinden sonraki postnişin Yakupzade Haz­retleri tarafından yazılmış olup şöyledir: Hazine-i esrar-ı Huda Dürr-i ekber-i Hazret-i Meula İmamü’l-uşşak ve’l-urefa Bende-i Şaban-ı Veli eş-Şeyh Ali Rıza Yakupzade Şeyh Mustafa Özyürek Yamalı Baba’nın yerine 1939 sene­sinde Yakupzade Hazretleri (d. 1887-ö. 30 Mart 1973) posta geçmiştir. Halvetı/Şabani Azizlerinden Yakupzade Hafız Mustafa (Özyürek) Efendi (d. 1887-ö. 1973) Uşaklı­ dır. Annesi Alime hanım, babası Mehmed Efendi’dir. Her ikisini de küçük yaşlarında kaybeder. Teyzesi tarafından büyütülür. Teyzeoğlu ile birlikte hafızlık tahsil eder. On sekiz yaşında Rukiye Hanım (nam-ı diğer Rukiye Molla) ile evlenir. Bu evlilikten Ah­met, Mehmet, Nurettin, Hatice (Kayahan), Ulviye (Aksekili), ve Alime (Vidinlioğlu) adlı çocukları dünyaya gelir. İyi bir halıcı olan Rukiye Hanım’ın da des­teğiyle Uşak’taki medrese tahsilinden sonra Birinci Dünya Harbi sı­rasında İstanbul’a Harbiye’ye nakleder. Buradaki tahsilini ikmalden sonra 1 Temmuz 1915 tarihinde Kafkas Cephesi’ne gönderilir. Üçün­cü Orduda teğmen rütbesiyle görev yapar ve üç sene sonra Uşak’a geri döner. Memleketine döndükten sonra ticaret ve Yeşil Cami’de imamet ile meşgul olmaya başlar. Yakup Baba tesirli hutbeleri ve va’zlarıyla tanınmış ve saygı du­yulmuş bir azizdir. Onu yakinen tanıyanların ifadelerine göre halk üzerinde fevkalade tesiri olan ileri görüşlü bir kişidir. Hutbelerinde ”Allah’ı isteyen eteğimi tutuversin” diyecek kadar açık sözlü olmasına rağmen tasavvufi yönünü halktan gizlemeyi de bilmiştir. Kendinden önceki piran gibi aşka ve irfana dayalı süluk anlayı­şıyla sohbetlerinde ısrarla vahdet bilincini vurgulayan Yakupzade Hazretlerine göre “Süluk, gönülden önce, dil; kulak, göz, el ve ayak eği­timidir. Dil Hakkı söyleyecek, kulak Hakkı duyacak, göz hakkı görecek! Bunlar eğitilmeden, gönül Çalab’ın tahtı olmaz! Bu eğitim birkaç gün­ de gerçekleştirilecek bir şey olmadığı gibi, ne sadece bedeni, ne de ruhi bir eğitimdir. Kırk sene hizmetin sırrı, topyekun bir gönül eğitimiyle ilgilidir. Yunus’un dergaha kırk yıl hizmet etmesi, gönül (insan) terbi­yesinin ne kadar zor ve hassas olduğunu göstermektedir. Ayrıca bu hizmet sırasında dervişin içten içe idrak etmesi gereken nüktelerden birisi de, “halka hizmetin Hakk’a hizmet ve ibadet olduğu” bilincine ulaşmakla ilgili­dir. Bu bilince bazıları kırk günde bazıları da kırk senede ulaşır. Kırk günde gelene “nerede kaldın?”; kırk senede gelene “ne kadar erken geldin!” demişlerdir. Hasıl-ı kelam, vücud-ı vahidi anlamak, cemal ve celali birlemek, sonra dönüp vücud içinde kendi aslını seyretmek kolay değildir. Kırk gün veya kırk sene tabirlerinde kabiliyet nüktesi gizlidir! Yakup Aziz, büyük bir alim ve natık­tır. Fakat eline kalem alıp ilmini kitaba dökmemiş, ömrünü insan yetiştirmeye hasretmiş ve insan-ı kamiller yetiştirmiş­tir. Bu sebeple bizzat kaleme aldığı “Ey gözüm nuru ne bilsin gizlidir esrarımız/ Cahil ü nadan ne bilsin anlamaz ahvali­miz” matlaıyla başlayan tek nutkundan başka edebi değeri haiz bir şey bırakma­mıştır. Menakıbı maalesef derlenme­miştir. Müntesipleri tarafından dilden dile aktarılan cümlelerinden birisi “Türkiye’de ve dünyada bütün sınırlar bir gün kalkar!” sözüdür. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Yakupzade hazretlerinin insanın kalbine ok gibi tesir eden bir sohbeti var idi. Yanına gelen müftü, müderris yahut ulemadan her kim olursa olsun edeben susar, mey­danı azize bırakmak durumunda kalırdı. Yamalı Dede’ye derviş olan devrin büyük alimlerinden Fatih medreselerinden mezun Yusuf Ziya Bey, bilahire Yakupzade hazretlerine gelerek tekmil-i süluk etmiş ve ondan hilafet almış velayet erbabındandır. Bu zat Cuma hutbesi ve­rirken dahi Aziz içeri girse, hutbeyi keser, tazim ettikten sonra “des­ tur” der söze öyle devam ederdi. Bulunduğu mecliste otururken içeri girse ayağa kalkar, hürmet ederdi. Oğlum bunu yapma, istirham ederim derse de: -Aziz efendim, istirham ederim, işte bunu benden istemeyiniz der, saygıda kusur etmezdi. Bu Yusuf Ziya Hazretleri ciltler dolusu kitap yazabilecek kabili­yette olduğu halde, Aziz hazretlerinin huzurunda bir saatlik sohbet­te binlerce müşkilinin çözüldüğünü belirtirdi… Bu zat, Yamalı Dede’nin Tac-ı şerif ve asa gibi emanetlerini ya­şadığı bir hal üzere Yakupzade hazretlerine getiren kişidir aynı za­manda.. Yamalı Dede ile başlayan çağdaş kıyafet tercihi, Yakupzade haz­retleri ile devam etmiş olduğu için, gerek Yamalı, gerek Yakupzsde ve gerek onun takipçileri dönemlerinin modern kıyafetleriyle dikkat çekmişlerdir. Yakupzade hazretleri hem şiir hem de musiki vadisinde yete­nekli olduğu halde önceki azizler gibi bu konularla doğrudan ilgi­lenmemiştir. Meclislerinde kendilerinden meşkeden bilhassa zakir­ başıları Cemaleddin Kunat ve Uşak Kurşunlu Camii Müezzini Hafız Abdullah Tez (ö. Uşak 2010) vasıtasıyla meşkettiği bazı besteli ilahiler günümüze intikal etmiştir. El yazısıyla bıraktığı tek ilahi defteri eli­ mizde olup, içinde kendilerine ait iki nutk-ı şerifleri, Salih ve Yamalı Babaların şahide kitabeleri ve zikir meclislerinde okuduğu ilahiler kayıtlıdır. Yakup Aziz’in hatıraları bir bütün olarak toplanmamıştır. Onun yetiştirdiği pek çok zat bugün vefat etmiştir veya yaşlılık dönemini yaşamaktadır. Yakup Aziz sohbetlerinde tasavvufi tecrübelerini sa­vaş hatıralarıyla kaynaştırıp ayrı bir çeşni vermiştir fakat derlen­mediği için bunların çoğu unutulup gitmiştir. Özellikle Uşak’taki ih­vanından derlenecek hatıralar fevkalade kıymeti haizdir. Bildiğimiz şu ki onun yerine posta geçen zat silsiledeki pek çok meşayih gibi mahfi yaşamıştır. 15 Mart 2013 tarihinde göçen Cemalettin Kunat zat postu olarak kırk sene irşad görevinde bulunmuş ve sessiz seda­sız bu alemden göçmüştür. .

Evliya

Kudret Dede

Eskişehir – Odunpazarı Kabristanında Şeyh Edebali Hazretlerinin türbesinin avlusunda.

Evliya

Hasan Hüsni Dede Efendi

Eskişehir – Odunpazarındaki Kurşunlu Külliyesinin hemen arkasında yer alan Hamuşan’da. Hasan Hüsni Dede Efendi , 1246/1830-1 yılında Eskişehir’de bu aleme teşrif ederler. Babası Çürükoğlu Hacı Hafız Hüseyin Hüs­ni Efendi , annesi Kerime Hanım’dır. Çürükoğlu Hacı Hafız Hüse­yin Efendinin müderris ve alim bir kişidir. Kendi adına yaptırdığı Çürükoğlu Medresesi vardır. Ancak, günümüzde medresenin yeri bilinmemekle beraber Kurşunlu Camii kuzeyindeki giriş kapısının bir alt sokağına,”Çürük Hoca Sokağı” ismi verilmiştir. Muhtemelen medrese de bu sokakta idi. Hasan Hüsni Dede çocukluk yıllarının ardından ilk eğitimini alim ve Mevlevi şeyhi olan babası Hüseyin Hüsni Efendi’den alır. Daha sonra İstanbul’a giderek eğitimine orada devam eder. Med­rese eğitimini bitirip icazetler alır ve müderris olur. Uzun süre İs­tanbul’da bulunur, müderrislik yapar. Ancak zahiri ilimleri tahsil edip müderris olsa da, kalbi mutmain değildir ve içinde önüne ge­çemediği bir çağlayan vardır. Her ne yaptıysa bu çağlayanın önün­ de duramaz. Nihayet Yenikapı Mevlevihanesi’ne gider ve Osman Selahaddin Dede ‘ye teslim olur. İçindeki o coşkunluk sakinleşir. Osman Selahaddin Dede’ nin manevi feyz pınarından kana kana içer çilesini tamamlar. Kadiri ve Mevlevi icazeti alarak Dede olur. Böylece aldığı eğitim ve tasavvufi terbiye ile alim, fazıl, irşad için liyakatli ve ehliyetli birisi olma niteliklerini kazanır. 1865 yılında babası Hüseyin Hüsni Efendi’nin vefatı üzerine Es­kişehir’e döner. Hükümete yazılı başvuru yaparak, Gazi Mustafa Paşa’nın Eskişehir-Odunpazarı-Paşa Mahallesi’nde bina ettirdiği Kurşunlu Camii avlusunda bulunan binanın ve tekke odalarının, Mevleviliğe ait olduğunu ve şeyhliğinin de babasından kendisine intikal ettiğini bildirir. Yapılan araştırmalar ve Konya Mevlana Dergahı’nda bulunan yaşlı Mevlevi dervişlerinin de şehadetleriyle 2 Recep 1282 / 21 Kasım 1865 tarihinde düzenlenen bir beratla der­gah Hasan Hüsni Dede ‘ye tevcih edilir Hacı Hasan Hüsni Dede ‘nin Mevlevi, Kadiri ve Melami tarikat­larından halifelik icazeti vardır. Mezar taşında Mevlevi ve Kadirı şeyhi olduğu yazılıdır. Melamiliği hakkında ise, Abdülbaki Gölpı­narlı “Melamiler ve Melamilik” adlı kitabında, Hasan Hüsni De­de ‘nin bir İstanbul seyahatinde Melami Piri Seyyid Muhammed Nur Hazretleri ile görüşerek Melami olduğunu, ancak bunu gizle­ diğinden Mevlevilerden kimsenin bilmediğini yazar. Hasan Hüsni Dede ‘nin, Kadirılikten de icazeti olduğu için bazı mübarek gecelerde dergahda Kadiri zikri icra eder. Bazen hususi hayatında Kadiri tacı giydiği de olur. Fakat zikir ayinlerinde da­ima Mevlevi sikkesi giyer. Her zaman aynı şekilde zikretmez, ara sıra geleneğini değiştirir. Yukarıda belirttiğimiz gibi, Hasan Hüsni Dede , Yenikapı Mev­levihanesi şeyhi Osman Selahaddin Dede ‘den icazet almıştır. Os­man Selahaddin Dede ilmi derecesi yüksek, siyasi ve sosyal hayatı da zikredilmeye değer mümtaz bir kişidir. Hasan Hüsni Dede de, şeyhi Osman Selahaddın Dede gibi siyasi ve sosyal yönden aktif bir kişiliğe sahiptir. Sık sık İstanbul’a gider siyasi olayları yakından ta­kip eder. Dönemin Osmanlı Sultam II. Abdülhamid Han ile görüştüğüne, dini ve siyasi olayları müzakere ettiğine dair sözlü rivayet­ler vardır. Ayrıca şeyhi Osman Selahaddin Dede’nin vefatında (14 Mart 1887) cenazesinin gasledilip kefenlenmesi görevini yapması ve hocasının cenaze namazını kıldırması onun Mevlevi meşayihi arasındaki saygınlığını ve itibarını göstermektedir Mevlana Hazretleri, ”…eski erenler nefislerini aşağılatmak için dilenmeyi hoş görmüşler. Ama biz, bizi sevenlere bu kapıyı kapat­tık. Herkes bir iş tutmalı, elinin emeğiyle geçinmelidir. Böyle davranmayanlar bizden değildir.” buyurur. Onun bu sözleri kendisine bağlananları her dalda çalışmaya zorlamış; Mevlevi dergahların­ da dedeler ve dervişler zikir ve musiki çalışmalarının yanı sıra ka­zanç sağlamak amacıyla mutlaka bir sanatla ilgilenmişlerdir. Ha­san Hüsni Dede de bu konuya önem vermiş, dergahtaki dervişlerin hem sosyal hayata katkıda bulunmaları hem de dergaha gelir sağlamaları amacıyla bazı iş kollarında faaliyet yapmalarına im­kan sağlar. Bu nedenle Eskişehir Mevlevihanesi’nde üç adet fanila örme makinesi ve dört adet çorap dokuma makinesi çalıştırılırdı. Dergahta dokunan çorap ve fanilalar pazarcı marifeti ile şehirde satılarak, dergahın bütçesine ek gelir sağlanıyordu. Böylece eko­nomiye katkı sağlamanın yanı sıra, tekke ve zaviyelerin son asırda içine düştükleri mali sıkıntılar ve işsiz güçsüz takımının sığıntı yeri olmasından dergahı korumuş oluyorlardı. Hasan Hüsnü Dede ökçeli mest giyer, ahşap bir asa taşır ve daimi surette sade, temiz ve Mevlevi dervişlerinin sema ayininde giydikleri geniş etekli bir tennure giyer. Hasan Hüsni Dede ‘nin Celaleddın, Şemseddin, Bahaeddın ve Hilaleddin adında dört oğlu, Şehribanu ve Hacer Saniye adında iki kızı vardır. Şeyhzade Hüseyin Celaleddin Efendi en büyük oğlu ve aynı zamanda Eskişehir asitanesinin sertabbah/aşçıbaşısı idi. Ha­san Dede’nin sağlığında 1319/1901-2 yılında vefat etmiştir. Hasan Hüsni Dede , meşihatta kaldığı sürece medrese dersle­rinden üç defa icazet vermiş, otuz kadar zata Mevlevilikten hilafet ve birçok kimseye Mesneviyi Şerif okutma, Mevlevi ayini icra edebilme icazetleri vermiştir. Onun müntesipleri arasında bir çok alimler, şeyhülislamlar ve vezirler vardır. Bunlar arasında Tire Mevlevihanesi şeyhi Hayrullah Dede , Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Mehmed Celaleddin Dede , İhtifalci Mehmed Ziya, Kemalı Aşçı Tahir Dede , Kasımpaşa Mevlevıhanesi Mesnevihanlığı yapan Muham­ med Es’ad Dede , meşhur bestekar, hanende ve hattat Hasan Sırrı Efendi , Kütahya Mevlevihanesi postnişini şair ve hattat Hacı Pesendi Dede , Kütahyalı Şeyh Rıfat Efendi , Konya Çelebilerinden Abdülvahid Çelebi , Hasan Hüsni Dede’nin oğulları Şemseddin Dede ve Bahaeddın Dede ‘nin isimleri zikredilebilir. Hasan Hüsni Dede Efendi ile ilgili Refi Cevad Ulunay kendisinin şu hatırasını anlatır: “Ben babamın Eskişehir Kaymakamlığında sema’a çıkardım. Eskişehir mevlevi şeyhi Hasan Efendi büyük bir zat idi. Her hafta dergahta mukabele yapılırdı. O tarihte Eskişehir’de Lazari isminde gayet güzel ud çalan bir Rum çalgıcı vardı. Her hafta mukabele­ye gelir vecd içinde mukabeleyi dinlerdi. Bir hafta giriş taksiminde Hasan Efendi: – Lazari , dedi. – Eyvaallah şeyhim! – Çık mutribe bir taksim et! Lazari zangır zangır titreyerek mutribe çıktı. Ağlaya ağlaya öyle bir taksim etti ki, udun göğüs tahtası parçalandı. Kendisi de oraya düştü bayıldı. Otuz beş yaşında Eskişehir Mevlevıhanesi postnişinliğine tayin edilen Hasan Hüsni Dede , bir ara Hac farizasını da yerine getirmiş­tir. Ancak hangi yılda Hicaz’a gittiğini bilemiyoruz. Mevlevi, Kadiri ve Melamı şeyhi, alim ve fazıl bir kişi olan Hasan Hüsni Dede Efen­di, kırk üç yıl şeyhlik görevini sürdürmüş, yaşadığı sürece etrafını bir güneş gibi aydınlatmış gerçek bir mürşiddir. 28 Temmuz 1908 Salı günü sevgiliden gelen “irci’i” emrine uyarak, bu fenô aleminden beka alemine göçer. O gün Müslüman Hıristiyan bütün Eski­şehir ahalisi ayağa kalkar. Üç camide cenaze namazı kılındıktan sonra Mevlevihane’nin güney duvarına bitişik hamuşana sırlanır. Ruhu şad, himmeti hazır olsun. Torunu Muhyiddin Celal Duru bu vuslat günü için şu dörtlüğü, tarih kaydı olarak düşer: Pir idi, seksendi sinni Hazretin, Pir idi ihvanı irşad etmede; Söyledim tarih-i tam-mi naklini Hakka göçtü Şeyh Hasan Hüsni Dede (1325) Kaynak ; Eskişehir Mevlevihanesi , Nizamettin Arslan , Kesit Yayınları

Evliya

Bahaeddin Dede

Eskişehir – Odunpazarındaki Kurşunlu Külliyesinin hemen arkasında yer alan Hamuşan’da. Eskişehir Mevlevihanesi şeyhi Hasan Hüsni Dede ‘nin üçüncü oğludur. Annesi Zeynep Hanım’dır. Bahaeddin Dede 1875 yılında Eskişehir’de doğar. İsmi Bahaeddin olarak biliniyorsa da babası Hasan Hüsnü Dede ‘nin kendisine verdiği evrad okuma icazetinde ismi Cafer Bahaeddin olarak geçiyor. Bahaeddin Dede ilk eğitimini babasından aldıktan sonra Eskişehir Rüşdiyesi’ni bitirir. Daha son­ra Mısır’a giderek El-Ezher’de dini ilimler tahsil eder. Mısır dönüşü Eskişehir Mevlevıhanesinde çile çıkarır. Ardından Mısır’da öğren­diği Arapça lisanına ilaveten Farsça öğrenir. Sesi güzel ve makam bildiği gibi aynı zamanda ney üfler, kudüm ve rebab çalar. Bahaeddin Dede ‘nin ağabeyi Muhammed Ali Şemseddin Dede , Meclis-i Meşôyih ve Şeyhülislamlığın 3 Mart 1913 tarihli daire-i Meşıhat-ı İslamiyye Kalemi’nden çıkan karar gereği şeyhlikten alı­nır. Bahaeddin Dede Eskişehir Mevlevıhônesi şeyhliğine tayin edi­lir. Bahôeddın Dede tekkedeki işlerden ayrı olarak Eskişehir Hilal-i Ahmer Cemiyeti Reisliği ve Tayyare Cemiyeti Veznedarlığı yapar. Dergahların sırlandığı 1925 yılına kadar şeyh olarak kalır. Dergah­lar sırlanınca bu tür sosyal faaliyetlere ağırlık verir. Aynı zaman­ da dedelerinden kalan çiftlikte ziraat işleriyle uğraşmaya başlar. Oğlu Hüseyin Cahid Duru’nun anlattıklarından; at koşup çift sür­düğü, harman işleri ile uğraştığını öğreniyoruz. Arapça Farsça bilen, makam ve musiki aletlerine aşina bir şeyh efendi, bir sabah kalktığında bütün bunların geçerliliğinin olmadığı kendisine söy­lendiğinde veya bunu gördüğünde acaba neler hissetti? Nasıl bir ruh haline büründü acaba? Osmanlı Devleti’nin son sadrazamlarından Damat Ferit Pa­şa’nın tekrar işbaşına gelmemesi için bütün yurtta başlatılan protesto faaliyetlerine Bahaeddin Dede de katılmış, Eskişehir’den İs­tanbul Hükümetine çekilen telgrafa imza atmıştır. 6 Mart 1920 de Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Reisi İbrahim, Belediye Reisi Suleyman, Cemaat-i islamiye Reisi müftü Salih ve Esnafı temsilen İşçibaşı Hakkı’nın imzalarının yer aldığı telgrafa Bahaeddın Dede de Mevlevi şeyhi olarak imza koymuştur. 17 Şubat 1930 tarihinde Eskişehir’de vefat eden Cafer Bahaed­din Dede Efendi ‘nin kabri şerifi Kurşunlu Külliyesi güney duvarın­ da bulunan hazirededir Kaynak ; Eskişehir Mevlevihanesi , Nizamettin Arslan , Kesit Yayınları

Evliya

Seyyit Battal Gazi

Seyyit Battal Gazi Külliyesinin giriş kapısı ; üstte yer alan kitabede; ”Essalamu Aleykum Ya Sultan Seyyid Battal gazi ” yazıyor. Çoban Baba türbesi ; Seyyid Battal gazi’nin mezarını bulan ve 12. yüzyılın yarısında yaşamış olan Çoban Baba türbesi. Osmanlı dönenimde dergahla beraber yapılmış. Çoban Baba türbesi ; Seyyid Battal gazi’nin mezarını bulan ve 12. yüzyılın yarısında yaşamış olan Çoban Baba türbesi. Osmanlı dönenimde dergahla beraber yapılmış. Seyyit Battal Gazi türbesnin giriş kapısı , Arapça Kitabede ; ”Haze umira el-babüş-şerif Ahmed Beg Bin bin Ali Beg bin Mihal beg / Fi eyyami devletis Sultani Bayezid bin Mehmed Fatih Han. fi Tarihi 917” ” Bu şerefli kapıyı 1511 tarihinde Mehmed Han oğlu Sultan Bayezid’in hükümdarlığı zamanında Mihal Bey Oğlu Ahmed Bey tanir ettirdi. ” yazılıdır. Kapı üzerindeki kitabe’de ise ; Haze’l makamü’ş- şerif es-sultan Seyyid Battal Gazi rahmetullahi aleyh / Bu müaberek şerefli makam Sultan Seyyid Battal Gazi’nindir. Allah’ın rahmeti üzerinde olsun. Külliye’nin içerisine girince ikinci bölüme geçilen kapının kitabesinde ; Haze’l-babı teceddede türbedar Miskin Dede El- Muhibbi Sultan Seyyid Battal gazi tabe serahu fi tarihi sene 921 / Bu kapıyı türbedar ve Seyyid Battal gazi – Alah toprağını güzel eylesin – muhibbi Miskin dede 1516 senesinde yeniledi. Kardeşler Türbesi ; Mihaloğullarından Ahmed ve Mehmed Beylere ait olduğu tahmin edilen iki mezar vardır. 1511 de yapıldıuğı tahmin edilmektedir. Bir Köşesi pahlı dikdörtgen planlı ve köşe üçgenleriyle kubbeyle örtülüdür. Kardeşler Türbesi ; Mihaloğullarından Ahmed ve Mehmed Beylere ait olduğu tahmin edilen iki mezar vardır. 1511 de yapıldıuğı tahmin edilmektedir. Bir Köşesi pahlı dikdörtgen planlı ve köşe üçgenleriyle kubbeyle örtülüdür. Seyyid Battal Gazi ‘nin eşi Elanora Külliyenin içerisinde yer alan caminin giriş kapısı. Külliye’de yer alan ve Battal gazi türbesnin hemen yanında bulunan cami. Cami’nin kitabesindeki metne göre 1207-8 yıllarında Sultan I. Keyhusrev zamanında inşa edilmiş. ve Sultan II. Beyazıt zamanında yenilenmiştir. Külliye’nin içerisinde yer alan Medrese. Ve Medrese’nin içerisindeki Ümmühan Hatun Türbesi Külliye’nin içerisinde yer alan Medrese. Ve Medrese’nin içerisindeki Ümmühan Hatun Türbesi Eskişehir- Seyitgazi İlçesinde Seyyit Battal Gazi Külliyesinde. Battal Gazi Külliyesinde Ziyaret edilecek Allah Dostları ; Çoban Baba Kardeşler Türbesi Kesikbaşlar Türbesi Kadıncık Ana Türbesi Ümmühan Hatun Türbesi Ömrünü, Bizanslılar ile savaşmakla geçiren bir İslâm kahramanı. Gazilerin önderi oluşunun yanında, dînine çok bağlı olması, onu daha da yüceltmiştir. Yenilmezliği, cömertliği ve yardım severliği yüzünden, nesilden nesile söylene gelmiş, atı ve kılıcı ile de zihinlerde yer tutmuş bir kahramandır. Türk-İslâm târihinde cihâd ruhunu temsil eden bir kahraman hâline gelmiş, üstün hâller sahibi bir kimsedir. Bu yüzden, hayâtı menkıbeleşmiştir. Çeşitli kaynaklara göre, 740 (H. 122) senesinde şehîd oldu. Anadolu’da Eskişehir’in Seyyidgâzi kazasından başlayarak, Doğu Türkistan’a kadar adına bir çok yerde türbe ve makamlar yapılmıştır. Anadolu’da İslâmiyet için canla başla savaşması, İslâm ruhuna bürünerek onunla şekillenmesi, hayâtının destanlaşmasına sebeb olmuştur. Anadolu Türklüğünün yanı sıra, bütün Türk dünyâsına Seyyid Battal Gazi Destanı’nı kazandırmış, böylece Türk kültür târihi içinde müessir bir yer tutmuştur. Şahıs olarak destanının yanında Türk halk şiirine de geniş bir şekilde konu teşkil etmiştir. Hacı Bektâş-ı Velî hazretlerinin bile onun makamını ziyaret ettiği rivayet edilmektedir. İbn-ül-Esîr, El-Kâmil-fit-Târih adlı eserinde onun hakkında şöyle demektedir: “Battal Gazi, 740 (H. 122) senesinde Anadolu’da bir grup mücâhidle birlikte şehîd edildi. İsmi, Abdullah Ebü’l-Hüseyn el-Antakî’dir. Anadolu’da bir çok gazalar ve akınlar yaptı. Buralarda şan ve şöhreti yayılıp Bizans halkı arasında müthiş bir korku saldı. Bir gazasında, girdiği köyde bir kadının ağlayan çocuğuna; “Sus, yoksa seni Battal’a veririm” dediğini duydu. Çocuk durmayınca kadın, eline alıp; “Al Battal!” dedi. Oradan geçmekte olan Battal, elini uzatıp çocuğu aldı. Sonra kadına çocuğunu iade edip; “Biz, Allahü teâlânın rızâsı için O’nun güzel dînini yayarız. Kimseye zulmetmeyiz. Bilakis, mazlumları, zâlimlerin pençesinden kurtarırız” dedi. Hediyeler verip kadının korkusunu giderdi. Battal Gazi, Abdülvehhâb Gazi ile birlikte yıllarca savaştı. Abdülvehhâb Gâzi’nin vefatından sonra da, Halîfe Abdülmelik, oğlu Mesleme ile birlikte Battal Gâzi’yi, Anadolu’ya göndererek oğlunu, Cezîre ve Şam’a emir tâyin etti. Oğluna da Battal Gâzi’yi öncü kuvvetlerin başına geçirmesini emrederek, onun güvenilir ve ahlâklı bir yiğit olduğunu söyledi. Mesleme, Battal Gâzi’yi on bin İslâm mücâhidinin başına komutan tâyin etti. Battal Gazi, bir defasında askerleri ile beraber Bizans sınırına kadar ilerledi. Sonra da tek başına Anadolu topraklarına girdi. Günlerce yol aldı. Açlık dayanılmaz hâle geldi. Bir mikdâr bakla yedi. İshal olup zayıf düştü. Ata binemiyecek durumdaydı. Güçlükle atına binip yularını serbest bıraktı. Atının boynuna sarılıp, nereye gittiğini bilmez bir hâlde bir müddet yoluna devam etti. Kendine geldiğinde, bir manastırda olduğunu anladı. Rahibelerden biri kendisine hizmet edip ilâç içirdi. Battal iyileşti. Üç gün orada kaldı. Battal Gâzi’nin manastırda olduğunu haber alan bir papaz, arkadaşları ile onu yakalamak için geldiler. Manastırdan ayrıldığı için bulamadılar. Battal Gazi onları yolda karşıladı. Papazı öldürdü. Manastırdaki rahibeleri de onların zulmünden kurtarıp askerlerinin bulunduğu yere götürdü. Kendisine hizmet eden rahibe ile de evlendi. Seyyid Battal Gâzi’nin hayat ve hâllerini anlatan destanlara Battal-nâme ismi verilir. Battal-nâme, islâm ruhu ile dolu Anadolu Türklerinin târihî temeller üzerine kurulmuş bir eseridir. İslâm dîninin.’ve medeniyetinin unsurları, açık bir şekilde eserde göze çarpmaktadır. Battal-nâme’nin esas fikri, tamâmiyle dînîdir. Ayrıca İran geleneklerine de rastlanmaktadır. Bu ise, mensûb olunan ortak kültürün tabiî bir neticesidir. Eserin asıl konusu, İslâm-Bizans mücâdelesinden doğmuştur. Emevî, bilhassa Abbasî ordularında Türklerin oynadığı rol düşünülünce, Bizans hududlarında ve İslâm ordularında yaşayan Türkler arasında böyle menkıbelerin varlığını kabul etmek gerekir. Battâl-nâme’de, sınırlı da olsa, eski destan üslûbunu hatırlatan bâzı yerler vardır. Masal unsurlarının çokluğu, perilerin ve devlerin bulunuşu, ayrıca halkiyat izlerine çok fazla rastlanması, eserin gerçek bir halk destanı olduğunu göstermektedir. Bu destanın, yazılı edebiyata ne zaman ve kimin tarafından geçirildiği bilinmemektedir. Destan, idealist bir İslâm kahramanının fevkalâde vak’alarla dolu mâcerâsıdır. Destanda Battal Gazi, din uğruna yalnız Rumlar ve diğer kâfirlerle değil; sihirbazlar, devler ve cadılarla da çarpışır. Cesaret, cengâverlik, feragat yönünden eşine az rastlanan bir kahramandır. Attığı ok; taşı deler, kayaları parçalar, düşmanları perişan eder. Onu, hiç bir düşmanın kılıcı yaralayamaz. Sesi kuvvetli ve gürdür. Harbte attığı naralardan dağlar inler, düşmanlar korkularından düşüp bayılırlar. Onun Aşkar Devzâde adlı atı da kendisi gibi bir kahramandır. Gazalarda eline geçen bütün ganimeti, din uğrunda çarpışan mücâhidlere dağıtır. Ayrıca İslâmiyet’i yayma vazifesi de vardır. Düşmanlarını müslüman olmaya çağırır, kabul etmeyenlerle harb eder. Manzum ve mensur olarak yirminin üstünde yazması bulunan Battal-nâme’yi, yerli ve yabancı araştırmacılar çeşitli yönlerden incelemişlerdir. Türbe-i Şerifi Kuzey cephe penceresinin sivri kemerli alınlığı içerisinde bulunan beş satırlık sülüs kitabesinde; “Mürşidler seyyidi, gaziler başkanı, cihanın sahibi, kendisine sığınılan ulu Peygamber’in sülalesinden, merkadi; dünya ötesinin ziyaretgahı olan ulu zatın türbesidir. Bu türbeyi büyük insan ve zamanın alisi sıvattı. Allah bu türbenin tarihi için şunu ilham etti, Allah O’nu cennetin en yücesi ile müşerref etsin. Burayı Mihaloğullarından Ali Bey bina etti ve sıvattı Allah azizliğini daim etsin” yazılıdır. Kitabeden ebced hesabıyla yapının, 849/1464-65 tarihinde inşa edildiği anlaşılmaktadır. 1464-65 tarihinin türbenin tamirine ait olduğu yolunda bir başka görüş daha bulunmaktadır. Sekizgen planlı, tek katlı yapı, kuzeydoğu cephesinden Mihaloğulları Türbesi ‘ne, doğu cephesinden ortadaki büyük hole, güneydoğu cephesinden camiye bitişiktir. Türbenin tüm cepheleri, ince ve kalın silmelerin üç kez üstüste tekrarlandığı profilli bir saçak silmesiyle çevrelenmiştir. Saçak silmelerinin hemen üzerinde bir kaval silmenin çevrelediği onaltıgen prizma biçimli kasnak yer alır. Cepheler, kademeli üç düz silmeyle dikdörtgen biçimli çerçevelere alınmıştır. Türbenin kuzey kuzeydoğu ve kuzeybatı cephe eksenlerinde dikdörtgen biçimli, sivri kemer alınlıklı birer pencere bulunur. Kalın bir kemerle türbeye açılan dikdörtgen planlı giriş bölümüne, hole açılan doğu duvarındaki, dikdörtgen biçimli kapıyla girilir. Bu bölümden asıl türbe mekanına üç basamakla çıkılmaktadır. Güney duvar ekseninde yarım daire kesitli mihrap nişi bulunur. Kavsarası on sıra mukarnas dolgulu mihrap nişi, dıştan içe doğru iki kaval silme arasına yerleştirilen bir düz silmeden oluşan, profilli bir bordürle üç yandan çerçeve içerisine alınmıştır. Türbe mekanının batı ve kuzeydoğu duvar eksenlerindeki pencerelerin kuzeyinde dikdörtgen kesitli birer niş bulunur. Türbenin ortasındaki iki sandukadan güneyde yer alan yaklaşık 8 metre uzunluğunda olanı Seyyid Battal Gazi ‘ye, kuzeyde yer alanı Bizans prensesi Elenora’ ya aittir. Yapı, duvar köşelerine yerleştirilen mukarnaslarla sağlanan onaltıgen alt yapı üzerine oturtulan kubbeyle örtülmüştür. Du arlarda taş örtüde, tuğla malzeme kulanılmıştır. Duvarlarıyla kubbesi sıvanarak badanalanan yapının, süslemesi bulunmamaktadır.

📍 Seyitgazi
Evliya

Aziz Ağa Türbesi

eskişehir – alpu – karahöyük köyü Kitabesi ve vakfiye kayıtları bulunmayan yapının inşa tarihi bilinmemektedir. Alpu ilçesine bağlı Karahöyük Köyünde Karahöyük (Midaion) olarak bilinen höyüğün doğu yamacında yer alır. Kuzey güney doğrultusunda uzanan kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Dıştan kiremit kaplı kırma çatı ile örtülüdür. Kapısı, kuzey cephenin doğu köşesinde bulunur. Doğu ve batı cephelerinin üst kısmına dikdörtgen biçimli birer küçük pencere açılmıştır. Güney cephe sağır tutulmuştur. Kuzeyde bulunan dikdörtgen biçimli kapı açıklığından girilen türbenin, içerisinde doğu batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen biçimli bir sanduka bulunmaktadır. Son yıllarda yapılan onarımlarla sandukası tuğla ile kaplanan türbenin güney duvar ekseninde dikdörtgen kesitli basık sivri kemerli bir mihrap nişi bulunmaktadır. Herhangi bir süsleme unsuruna rastlanmayan yapı, iri moloz taş örgülüdür Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

📍 Alpu
Evliya

Kühut Baba Türbesi

Eskişehir – Mihallıçcık – Çalcı Köyü Çalçı Köyü’nde bulunan Fatih Sultan Mehmet döneminde yapılmış ve Osmanlı kayıtlarında ‘Gür Baba Türbesi’ olarak geçen (Kühut Baba Türbesi) köy merkezinden 1 km. ileride yüksekçe bir tepededir. Türbe girişi iki kısımdan meydana gelmiş olup, ilk kısım sadece giriş amaçlı olup Kühut Baba’nın naaşı ikinci kısımdadır. Kaynakça: – Eskişehir Valiliği.(2014). Eskişehir Rehberi(5.Baskı) Fotoğraflar: Erol Şaşmaz

📍 Mihallıçcık
Evliya

Seyyid Battal Gazi Hz.

Eskişehir Seyitgazi İlçesinde Seyyid Battal Gazi Hz. Türbesi

📍 Seyitgazi
Evliya

Üryan Baba Hz.

Eskişehir Seyitgazi ilçesinde Üryan Baba Hz. Türbesi,

📍 Seyitgazi
Evliya

Çoban Dede Hz. (Gizlice Baba)

Eskişehir Seyitgazi ilçesinde Çoban Dede Hz. Türbesi,

📍 Seyitgazi
Evliya

Abdülmüttalip Dede – Eskişehir

Eskişehir- odunpazarı – emirler köyü Aşağı Muttalip kabristanında Abdülmüttalip Dede hazretleri Anadolu Selçuklu’nun kuruluşu esnasında Anadolu’ya gelen Alperen büyüklerimizden birisi olup Ankara Mamakta medfun olan Malatya beyi Seyyid Hüseyin Gazi oğlu Seyyid Battal Gazinin silah arkadaşlarındandır. Bugünkü türbesinin bulunduğu Muttalip köyünde yerleri bile bildiğimiz 17 adet Alperen arkadaşlarıyla köyün muhtelif yerlerinde , bilhassa Akcamii ve Yenicami civarında şehit düştükleri yerlerde sırlanmıştır. Abdülmuttalip Dede’nin ; Atalan Tekkedeki Mehmet Efendi Hazretleri ve Sevinç köyündeki mübarekle de arkadaş olduğu bilinmektedir. Kendisi sülaleyi tahireden olup seyyidtirler. Muttalip köyünün manevi açıdan münbit olması bu mübareğin himmetiyle olup köyün adıda kendisinden gelmektedir.

Evliya

Elveren Türbesi

eskişehir – seyitgazi – üçsaray köyü Kitabesi bulunmayan türbe, mimari özellikleri dikkate alınarak 16.yüzyılın ilk yansına tarihlenmektedir. Beşsaray Köyünün 2 km kuzeybatısından, Üçsaray Köyü’nün 1.5 km doğusundan kuzeydoğu istikametine sapan toprak bir yolla ulaşılan türbe, Üçsaray Köyü’ne yaklaşık 5 km. mesafede geniş ve boş bir arazide yer alır. Yapının çevresinde, bu alanda bir takım yapıların bulunduğunu gösteren, işlenmiş taşlara rastlanmaktadır. Kuzeydoğu ve doğusundaki mezar kalıntıları, çevresinin mezarlık olarak kullanıldığını düşündürmektedir. Türbe duvarları, içten ve dıştan sıvanmak, kubbe, zemin ve sanduka yüzeyi ise beton kaplanmak suretiyle özensiz bir şekilde onarılmıştır. Tek katlı, sekizgen planlıdır. İç duvarları sıvanarak yuvarlatılmıştır. Kubbe doğrudan duvarlara oturur. Doğu cephe ekseninde dikdörtgen biçimli kapı yer alır. Kapının üzerinde dikdörtgen biçimli boş bir kitabelik, güney ve kuzey cephe eksenlerinde küçük birer mazgal pencere bulunur. Cephelerinin üst seviyesinde dikdörtgen biçimli küçük birer iskele oyuğu yer alır. İç mekanda doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı bir sanduka vardır. Duvarlarında değişik yüksekliklerde dört küçük niş yer alır. Bunlardan biri kapının kuzeyinde ikisi kapının güneyinde, dördüncüsü güney duvardaki pencerenin batısında bulunur. İç duvarlarının üst seviyelerinde farklı yüksekliklerde iskele oyukları bulunmaktadır. Cephelerin dökülen sıva altlarından moloz taş örgülü olduğu anlaşılmaktadır. Kubbe moloz taş örgülüdür. Türbenin herhangi bir süslenmesi bulunmamaktadır. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

📍 Seyitgazi
Evliya

Ali İhsan Dede Türbesi

eskişehir – merkez – yörükkırka köyü Kitabesi ve vakfiye kayıtları bulunmayan yapının inşa tarihi bilinmemektedir. Yapıda 2008 yılına onarımlar gerçekleştirilmiştir. Eskişehir Merkeze bağlı Yörükkırka Köyü ile Aşağı Kalabak Köyü arasında Yörükkırka Köyüne 3 km. mesafede, yol kenarında bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Doğu batı doğıultusunda dikdörtgen planlı türbe, içten düz tavan, dıştan iki yöne eğimli kiremit kaplı beşik çatı ile örtülüdür. Kuzey, doğu ve güney cephelerinin üst kısmında dikdörtgen biçimli birer pencere bulunmaktadır. Yapıya batı cephenin güneybatı köşesinde bulunan dikdörtgen biçimli bir kapı açıklığıyla girilmektedir. Türbe mekanının ortasında doğu batı doğrultusunda yerleştirilmiş 2.92 m. uzunluğunda bir sanduka bulunmaktadır. Duvarları içten ve dıştan sıvanarak boyanan yapının süslemesi bulunmamaktadır. Beden duvarları içten ve dıştan sıvalı olan yapının, her hangi bir süslemesi bulunmamaktadır. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

Evliya

Orta Tekke Türbesi – Eskişehir

Eskişehir – Merkez – Uludere Köyü Yapı plan, destek sistemi, örtü ve malzeınesine göre 14. yüzyıla tarihlenmektedir. Giriş kapısı üzerinde yer alan onarım kitabesine göre, 1966 yılında tüm cepheleri ve üst örtüsü yenilenen türbe, bu onarımda özgünlüğünü kaybetmiştir. Eskişehir caddesinde, köy meydanının güneyinde, etrafı duvarlarla çevrili bir avlu içerisinde yer almaktadır. Tek katlı, dikdörtgen planlı türbe, içten beşik kemer profilli tonoz, dıştan iki yana eğimli beşik çatı ile örtülüdür. Kuzey cephe ekseninde basık kemerli bir giriş kapısı yer alır. Doğu ve batı cepheleri sağırdır. Güney cephe ekseninde dikdörtgen biçimli bir pencere bulunmaktadır. Yapının tonoz örtüsü doğu ve batı duvarlarının yaklaşık ortasına denk gelen kısımda doğu batı doğrultusunda atılmış hafifçe sivri bir takviye kemeriyle desteklenmiştir. Cephelerin kapı ve pencere biçimleri aynen içeriye yansımaktadır. Mekanın güney duvar ekseninde dörtgen kesitli bir niş bulunmaktadır. Farklı büyüklüklerde kaideleri bulunan, doğu batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen prizma biçimli beş sanduka, kuzeyden güneye doğru ard arda sıralanmaktadır. Duvar ve sandukalarda düzeniz örgü tekniğinde moloz taş , tonozda düz istifle tuğla duvarların iç ve dış yüzeyleriyle sandukalarda sıva kap, kasa ve kanadında ahşap kullanılmıştır. Yapıda süsleme yoktur. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

Evliya

Bahşeyiş Baba Türbesi

Eskişehir – Seyitgazi – Bahseyis ( Gökbahçe ) köyü Türbenin kuzey cephesinin batı köşesinde bulunan basık kemerli giriş kapısı üzerinde bulunan kitabeden yapının H.978/M.1570-1571 yılında inşa edildiği anlaşılmaktadır. İki satırlık kitabenin Türkçesi; 1- Kutbu’l -arifin sene 978 Hazret-i Bahşayiş Baba rahmetelullah 2- Bu ziyaretgah-ı saadet penah içindeki mezar-ı şerif (Yard. Doç. Dr. Halit BİLTEKİN 2010) Birbirine bitişik iki türbeden ilki, doğu batı doğrultusunda dikdörtgen planlıdır. İki yana eğimli ahşap beşik tavanı dıştan kiremit kaplamalıdır. İlk yapının, güney cephesinin batı bölümünü ortak kullanmak suretiyle sonradan eklendiği anlaşılan kuzey güney doğrultusunda dikdörtgen planlı ikinci yapı da ilk yapı gibi iki yana eğimli beşik çatıyla örtülüdür. Kuzey cephenin batı köşesinde basık kemerli dikdörtgen giriş kapısı bulunur. Kuzeydeki türbenin batı cephesi sağırdır. Doğu cephesinde dikdörtgen biçimli bir mazgal pencere bulunmaktadır. Güney cephenin batı yarısının ortasında dikdörtgen biçimli bir pencere bulunur, doğu yarısı sağırdır. Bu pencerenin ikinci türbeye geçiş için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kuzey cephenin batı köşesinde bulunan basık kemerli dikdörtgen kapıdan iki basamak inilerek türbeye girilmektedir. İçerisinde doğu-batı doğrultulu iki sandukanın bulunduğu yapıda herhangi bir süsleme unsuruna rastlanmamaktadır. İlk türbenin güneyinde bulunan ikinci türbenin, doğu ve batı cephelerinde dikdörtgen birer pencere açıklığı mevcuttur. Güney cephesi sağır tutulmuştur. İçerisinde iki mezar bulunan bu bölümün özensiz inşası ve duvarlarında tespit edilen dilitasyon ilk türbeye sonradan eklendiğini göstermektedir. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

📍 Seyitgazi
Evliya

Mehmet Efendi – Atalan Türbesi

eskişehir – merkez – atalan tekke köyü Türbe, plan, destek sistemi malzeme ve teknik özelliklerine dayanılarak 14. yüzyıla tarihlenmektedir. Köyün kuzeyinde, Tekke meydanı denilen yerde, kuzeybatısına bitişik olarak sonradan yapılmış bir sundurma ile birlikte yer alan sekizgen planlı, tek katlı yapı, kubbe ile örtülüdür. Günümüzde, dıştan kiremit kaplı sekiz yüzeyli kırma çatı içerisine alınmış bulunan kubbesinin sekizgen cepheli kasnağı, beden duvarlarından içeride yer almaktadır. Tüm cepheler dışa taşkın düz bir silme ile sonlanmaktadır. Türbenin kuzey cephesine sonradan bitiştirilerek inşa edilmiş bir yapının içerisinde kalan kuzey duvarında, eksenden doğuya kaymış basık kemerli bir giriş kapısı yer alır. Kapının üzerinde dikdörtgen biçiminde bir niş bulunmaktadır. Yapının doğu ve batı cepheleri sağırdır. Güneydoğu ve güneybatı cephe eksenlerinde dikdörtgen biçimli parmaklıklı birer pencere bulunur. Güney, güneydoğu ve güneybatı cephelerinin saçak altlarına kare biçimli ikişer yuva açılmıştır. Bu yuvaların, sonradan yapılmış ahşap bir sundurmaya ait olduğu düşünülebilir. Yapının kubbesi doğrudan duvarlara otunnaktadır. Dış cephe düzenlemesi, kapı ve pencere biçimleri içe yansımaktadır. Gün y duvarında sivri kemerli yarım yuvarlak bir mihrap nişi vardır. Diğer duvarlarda eksenlerde dikdörtgen biçiminde birer niş yer almaktadır. Mekanın ortasında, sonradan yerleştirilmiş doğu-batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen prizma gövdeli bir sanduka bulunur. Türbenin tüm duvarlarında düzenli örgü ile moloz taş, kubbe kasnağında düz istifle tuğla, tüm iç ve dış duvarlarda sıva, pencere kasalarında ahşap kapı kasa ve kanadıyla pencere parmaklıklarında demir malzeme kullanılmıştır. Yapının kapısının basık kemeri üzerindeki duvarda yer alan, ortasında daire olan altı kollu yıldız şeklinde Mühr-ü Süleyman ‘ı anımsatan kabartma madalyonun dışında herhangi bir süslemesi bulunmamaktadır. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

Evliya

Yılankıran Türbesi

eskişehir – seyitgazi – beykışla köyü Mimari özellikleri dikkate alınarak 14. yüzyıla tarihlenmektedir. Beykışla köyünün 4 km. güneydoğusunda, tarlalar arasındaki düz arazide yer alır. Kubbesi tamamen, duvarlarının üst bölümleri kısmen yıkılmıştır. Kare planlı, kubbe örtülüdür. Kuzey cephe ekseninde sivri kemerli çökertme alınlıklı, basık kemerli bir kapı yer alır. Kapının sivri kemeri üstünde, sivri kemerli bir üst pencere bulunur. Diğer cepheleri sağırdır. Günümüze gelebilen bölümlerinden yapının, üçgen kuşakla geçilen kubbeyle örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Moloz taş örgülü duvarları, düzenli teknikle moloz ve kesme taş malzemeyle kaplanmıştır. Örtü ve geçişlerde düz istifle tuğla, kapı kemerinde mermer, iç duvarlarda sıva kullanılmıştır. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

📍 Seyitgazi
Evliya

Koç Takreddin Baba

Eskişehir – Merkez – Ortaca Köyü Kabristanı Türbe, plan, örtü, destek sistemi ve malzemesine göre 14. yüzyıla tarihlenmektedir. Köyün bugünkü mezarlığı içerisinde yer alan kare planlı yapı, tek katlı ve kubbe örtülüdür. Dıştan kırma çatı ile örtülü 5.14 m. çapındaki kubbe, beden duvarlarından içeride başlayan sekizgen kasnağa oturmaktadır. Kubbeye geçiş hafif sivri kemerli tromplarla sağlanmıştır. Yapının kuzey cephesinde, batı köşeye açılmış dikdörtgen biçimli bir kapı bulunur. Doğu ve güney cepheleri sağırdır. Batı cephe ekseninde dikdörtgen biçimli bir pencere yer alır. Cephe düzenlemesinde görülen kapı ve pencere biçimleri iç mekana aynen yansımaktadır. Güney duvar ekseninde hafif sivri kemerli yarım yuvarlak kesitli bir mihrap nişi yer almaktadır. Yapının içerisinde doğu-batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen prizma biçiminde beş sanduka bulunmaktadır. Sandukalardan dördü, kuzeyden güneye doğru art arda sıralanmıştır. Ayak kısmı doğu duvarına çok yaklaştırılmış beşinci sandukanın doğu duvar ekseninin kuzeyinde yer aldığı görülür. Tüm duvarlarda düzenli teknikte moloz taş, kubbe örgüsünde düz istifle tuğla, kubbe kaplamasında Mar. ilya kiremidi, duvarların iç ve dış yüzeylerinde sıva ve yeşil renkte badana, pencere kasasında ahşap, kapı kasası ve pencere parmaklıklarında demir kullanılmıştır. Yapıda süsleme yoktur. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

Evliya

Bektaş Baba Türbesi

eskişehir – mihallıçcık – ömerköy Babai ayaklanması sonrası yapıldığı ileri sürülen yapı, Anadolu Selçuklu Devleti ‘nin son dönemine tarihlenebilir. Yapının, daha önceleri bir alevi yerleşiminin bulunduğu söylenen köyde, “Hacı Bektaş” türbesi olarak anılması bir isim benzerliğine ya da halkın yakıştırmasına bağlanabilir. Yapı günümüzde kullanılmaktadır. Doğu batı doğrultusunda uzatılmış sekizgen planlı, dıştan kiremit kaplı kırma çatı, içten kirişlemesi alttan kaplamalı düz tavan örtülüdür. Kuzey cephesi sağırdır. Doğu ve batı cephe eksenlerinde dikdörtgen biçimli küçük birer pencere yer alır. Güney cephenin doğu köşesindeki tek kanatlı dikdörtgen biçiminde kapıyla türbeye girilir. Türbenin içinde, ortada, doğu-batı doğrultusunda yerleştirilmiş sanduka yer alır. Türbenin tavanı saç kaplıdır. Sıvandığından yapının duvar örgüsünde kullanılan malzeme anlaşılamamaktadır. Süslemesi yoktur. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

📍 Mihallıçcık
Evliya

Sarı Lala Türbesi ( sarı lale türbesi )

eskişehir – çifteler – ortaköy Sarı Lala (Sarı Lale Tekke) Türbesi, Eskişehir Çifteler ilçesine bağlı Ortaköy (Alikan) köyünde bulunmaktadır. Kitabesi ve vakfiye kayıtları bulunmayan yapının, inşa tarihi bilinmemektedir. Devşirme malzemesi dışında süslemesi bulunmayan yapı, mimari özellikleri göz önüne alınarak, 14.yüzyıl sonu 15. yüzyıl başına tarihlendirilmektedir. Türbe, doğu batı doğrultusunda dikdörtgen planlıdır. Tüm cepheler 0.50 m. yüksekliğinde bir su basmanı ile çevrilidir. Küçük bir yükseltinin üzerinde yer alan türbenin önünde, etrafı düzensiz bir duvarla çevrili küçük bir mezarlık bulunmaktadır. Yapı, dıştan iki yöne eğimli kiremit kaplı, dışa taşkın saçaklı beşik çatı ile örtülmüştür. Doğu batı doğrultusunda dikdörtgen planlı yapının kuzey ve güney cephe eksenlerinin iki yanında üçgen kesitli birer payanda bulunmaktadır. Kuzey ve batı cepheleri sağır tutulan yapının güney cephe eksenine, dikdörtgen biçimli bir üst pencere açılınıştır. Yapıya, doğu cephe ekseninde bulunan dikdörtgen biçimli bir kapıyla girilmektedir. Kapının hemen üstünde, içerisine bezemeli devşirme bir levha parçası yerleştirilmiş yuvarlak kemerli bir niş bulunmaktadır. Nişin üstündeki duvara eksenden güney kaymış dikdörtgen biçimli bir üst pencere açılmıştır. Türbenin içinde, kuzey ve güney duvar eksenlerinin iki yanında yanlan iç mekana taşan diğer yarıları duvarlara gömülmüş karşılıklı yerleştirilmiş birer sütun bulunmaktadır. Bu sütunların üzerinde bulunan konsolları birbirine bağlayan kuzey-güney doğrultusunda atılmış iki kemer, türbenin sivri kemer profilli tonozunu desteklemektedir. Yapının içinde yer alan seki üzerine doğu batı doğrultusunda uzanan beş sanduka bulunmaktadır. Batı bölümde üç, orta bölümde dar kenarlarından birbirine bitiştirilmiş iki sanduka bulunmaktadır. Türbenin duvarları içten ve dıştan sıvanmış, cepheler yeşil badana ile boyanmıştır. Tuğla, moloz taş, kiremit ve devşireme (mermer) malzeme kullanılmıştır. Türbenin önündeki mezar taşlarının ve devşirme malzemelerin üzerinde bulunan bitkisel ve geometrik bezemelerin dışında bezemesi bulunmamaktadır. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

📍 Çifteler
Evliya

Cafer Tayyar Türbesi

eskişehir – sivrihisar Mute Muhrebesi şehidi Cafer-i Tayyar (r.a) Hazretlerine Sivrihi­sar ilçe merkezinde makam türbe yapılmış ve bir zaviye kurulmuş­tur. Zaviyenin inşa tarihi bilinmemektedir. 580 Numaralı ve Sultan II. Selim Han dönemi Hudavendigar Livası Sivrihisar kazası evkaf defterinde “Cafer-i Tayyar Zaviyesi Vakfı” kaydı bulunmaktadır: Vakıf kaydına göre Sivrihisar şehir merkezinde bulunan Ca­ fer-i Tayyar Zaviyesi’nin şeyhliğini Sultan İkinci Murad ve Fatih Sultan Mehmed Han’ın nişanlarıyla Aydın Şeyh oğlu yürütürmüş. Aydın Şeyh oğlu vefat edince yerine Fatih’in beratıyla iki dükkan Seyyidi Mehmed tayin edilir. Ayrıca Fatih bu zaviyeye iki dükkan daha vakfeder. Seyyidi Mehmed kendi isteğiyle görevi bırakır ve meşihat Gani Fakiye verilir. Gani Faki de vefat edince evladı olmadığı için ha­riçten Derviş Sinan’a padişah beratiyle sadaka olunur. Çandır Bü­kü’nde iki buçuk mudluk yeri Derviş Sinan tasarruf etmeye başlar. Daha sonra Derviş Sinan, zaviyenin kenarında ve iki yolun arasın­ da bir parça yeri tasarruf etmeye başlar. Sultan II. Selim zama­ nında vakfa Seyyid Mehmed mutasarrıf olur. Vakfın yıllık geliri de dört yüz elli akçedir. H. 1282/M. 1885-66 yılında Cafer-i Tayyar Zaviyesi vakfının mü­tevellisi Osman Efendi olup vakfın yıllık geliri 852 kuruştur. Sivrihisar ilçe merkezinde bulunan Cafer-i Tayyar (r.a) zaviye­sinden günümüze sadece bir türbe ulaşabilmiştir. Bir bahçe içinde ve etrafı yapılarla çevrilidir. Kitabesi ve vakfiye kayıtları bulunmayan yapının inşa tarihi bilinmemektedir. Türbede bulunan sanduka üzerinde de herhangi bir kitabe bulunmamaktadır. Yapının onarım geçirip geçirmediği hakkında bilgi bulunmamakla birlikte, iç sıvası ve mermer kaplamalarının son dönemlerde yapılmış olduğu açıktır. Sivrihisar İlçe merkezinde bulunan türbenin etrafı yapılarla çevrilmiştir. Doğu batı doğrultusunda dikdörtgen planlı yapı, güneye eğimli ahşap çatıyla örtülüdür. Doğu, batı ve kuzey cepheleri sağır olan yapıya, güney cephe ekseninde bulunan dikdörtgen biçimli kapı açıklığından girilmektedir. Kapının batısında büyük boyutlu dikdörtgen biçimli bir pencere bulunmaktadır. Zemini kotu, sokak kotundan aşağıda kalan türbeye iki basmakla inilerek girilmektedir. Basamaklar son zamanlarda yapılan onarımlarda mermerle kaplanmıştır. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

📍 Sivrihisar
Evliya

Kayı Köyü Makuf Türbesi

eskişehir – mihllıçcık – KAYI KÖYÜ Yapı, mimari özelliklerine dayanılarak 14. yüzyıla tarihLenmektedir. Duvarlarıyla örtüsü sağlam, pencere ve kapı açıklıklan boş ve bakımsızdır. Kare planlı, kubbe örtülüdür. Doğusunda kare planlı bir avlu bulunur. Yapının kuzey cephe ekseninde sivri kemer alınlıklı, basık kemerli bir kapı yer alır. Alınlığın içerisinde basık kemerli boş kitabelik bulunur. Doğu ve batı cephe eksenlerinde sivri kemerli çökertme alınlıklı dikdörtgen biçimli birer pencere yer alır. Pencerelerin içlerine yarı yüksekliğe kadar moloz taş doldurulmuştur. Güney duvar ekseninin doğusunda, sonradan açılmış dikdörtgen biçimli bir açıklık bulunmaktadır. Dış cephe düzeni kapı ve pencere biçimleriyle içeriye yansır. Dıştan prizmatik külah şekli verilmiş kalaslarla kaplanan kubbesine on sıra mukarnas dolgulu köşe üçgenleriyle geçilir. Kubbe eteğini dik ve çapraz yerleştirilmiş tuğlalarla oluşturulmuş bir şerit dolanmaktadır. Kubbenin üst kısmı, tepede dökülmüştür. Yapının duvarlarında, düzensiz almaşık teknikle tuğla-kesme ve moloz taş kullanılmıştır. Kuzey cephe, altta bir sıra kesme taş, üç sıra tuğla, üstte bir sıra kesme taş iki sıra tuğlayla örülmüştür. Kapı ve pencere alınlık kemerleriyle kubbede düz istifle şaşırtmalı teknikte tuğla, kapı lento ve sövelerinde mermer, geçişlerin mukarnas dolgularında alçı, iç duvarlarda sıva, güney ve batı cephelerin pencere lentoları ile kubbenin dış kaplamasında ahşap kullanılmıştır. Köşe üçgenlerin başlangıç seviyesinde, bütün duvarları, eş aralıklı üçer dilimli tek sıra kalemişi palmet motifleri dolanır. Köşe üçgenlerinin üzerinde, kubbe eteğini dolanan tuğlaların çapraz ve düz dizilimiyle oluşturmuş bezemeli kuşağın dışında, yapının süslemesi bulunmamaktadır. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

📍 Mihallıçcık
Evliya

Çoban Baba – Seyitgazi

Eskişehir – Seyitgazi İlçesinin 7 km uzağındaki Yazıdere köyü girişindeki Uryan Baba türbesi girişinde Kitabesi bulunmayan yapı Osmanlı Döneminde, Bektaşi Dergahı ile birlikte inşa edilmiş olmalıdır. Kutluca Baba olarak da anılan Çoban Baba, söylencelere göre Seyyid Battal Gazi’nin mezarını bulan kişidir. Bektaşi Dergahı ‘nın altında yer alan kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlı Çoban Baba Türbesi ‘nin doğu duvar ekseninin iki yanındaki pencereler, rampalı yola açılırlar. Bu duvar ekseninde, daire kesitli bir niş bulunur. Rampanın batıya kırılan kolunu kuzeyden sınırlayan duvarın doğu köşesinde, türbenin güney duvar ekseninin doğusunda bulunan kapıyla içeriye girilir. Kapının batısında dikdörtgen kesitli birer niş ve pencere bulunmaktadır. Doğu batı doğrultusunda yerleştirilmiş sanduka, mekanın ortasında yer alır. Türbe, tavanındaki büyük sekizgen biçimli açıklıkla üst kattaki Bektaşi Dergahı ‘nın büyük salonuyla bağlantılıdır.

📍 Seyitgazi
Evliya

Şeyh Nusrettin – Tezveren Dede

Şeyh Nusrettin Türbesi ; Eskişehir – Kurşunlu Külliyesinin yakınındaki Şeyh Nusreddin Sokağında. ŞeyhNusrettin hazretleri yaklaşık olarak iki asır önce kabede Beytullah’ın hizmetkarı olarak vazife yapmakta iken medfun olduğu yerdeki evin sahibi olan arkadaşı, Eskişehir’e dönerken kendisine ısrarla memleketinde misafir etmek istediğini söyleyince oda bu samimi dostu kırmayarak onunla beraber misafir olarak buraya gelir. Burada misafir olarak bulunurken emr-i Hak vaki olup ahirete göçünce mübarek naaşını defnetmek için yerinden kaldırmak istediklerinde bir türlü muvaffak olamaz ve kımıldatamazlar. O zaman kendisinin kutbiyyet makamında olan büyük bir veli olduğunu anlayıp vefaat ettiği bahçedeki misafir odasında defin işlemini öldüğü yerde yaparlar ve misafir odası mübareğin türbesi olur. Kendisini yıllardır ziyaret edip, vesile edenler muradlarına tez nail olan insanlar zamanla kendisine tezveren dede diye hitap etmeye başlamışlardır. Allah himmetlerini üzerimizde daim eylesin.

Evliya

Kadıncık Ana Türbesi

Eskişehir – Seyitgazi İlçesindeki Seyitgazi Külliyesinde , Külliyenin avlusunda çeşmenin hemen yanında. Ayni Ana olarak da tanınan Kadıncık Ana , Ümmühan Hatun ‘un hizmetkarıdır. Kitabesi olmayan türbenin inşa tarihi kesin olarak bilinememektedir. Kapısının üzerinde Arapça: “Ayni Ana” yazılıdır. Kadıncık Ana ‘nın Ümmühan Hatun un hizmetkarı olduğu dikkate alındığında türbe için seçilen yer anlam kazanmaktadır. Konumu türbenin, Ümmühan Hatun Medrese ve Türbesi ‘nden daha geç tarihli olduğunu göstermektedir. Bu nedenle türbe, 1205- 11 yıllarından sonraya, 13.yüzyılın ilk çeyreği ile son çeyreği arasına tarihlenebilir. Ümmühan Hatun Medresesi’nin kuzey cephesinin doğu bölümüyle Ümmühan Hatun Türbesi’nin doğu cephesi arasındaki alanda, güney cephesi medreseye, batı cephesi Ümmühan Hatun Türbesi’ne bitişik olarak inşa edilmiştir. Doğu batı doğrultusunda dikdörtgen planlı tek katlıdır. Doğu cephe ekseninden biraz kuzeyde dıştan içe doğru birer kaval, iç bükey ve düz silme grubunun üç yandan çerçevelediği basık kemerli kapı bulunur. Kuzey cephede batı köşeye yakın dikdörtgen biçimli parmaklıklı bir pencere yer almaktadır. Alçak cephe duvarlarını üstte, kademeli üç silme dolanır. İçte batı duvarına açılan sivri kemerli pencere. Ümmühan Hatun Türbesi’yle bağlantıyı sağlar. Mekanın ortasında dogu-batı doğrultusunda yerleştirilmiş taş sanduka yer alır. Yapı dıştan kesme taş kaplı az eğimli kırma çatı, içten sivri kemer profilli tonoz örtülüdür. Cephelerde kesme taş kaplama kullanılmıştır. İç duvarlar sıvalıdır. Dökülen sıvaların altından, moloz ve kesme taş malzemeli duvar örgüsü görülür. Yapıda herhangi bir süsleme bulunmamaktadır.

📍 Seyitgazi
Evliya

Kardeşler Türbesi

Eskişehir – Seyitgazi İlçesindeki Seyitgazi Külliyesinde , Seyitgazi türbesi girişinde ilk solda. Kösemihal’in oğullarından Ahmet ve Mehmet Beyler Türbesi olarak da bilinir. Türbe tahminen 16.yy sonu, 17.yy başında inşa edilmiştir. Halk arasında ; şehit kardeşler, Türbe binasını yaptıranlar, Kesikbaşlar, Türbe binasını tamir eden ustalar olarak adlandırılan türbeye söve ve lentosu yekpare siyah mermer dikdörtgen formlu açıklıktan üç basamaklı taş merdivenle çıkılır. Türbe zemini yüksek tutulmuştur. Kubbeye geçişte türk üçgenleri ve stalaktikitler kullanılmıştır. Türbe içinde doğu batı yönünde uzanan iki lahit vardır. Türbenin dışa açık cepheleri ve sekizgen kubbe kasnağı kesme taş örgülü olup taş saçakla nihayetlenir.

📍 Seyitgazi
Evliya

Kesikbaşlar Türbesi

Eskişehir – Seyitgazi İlçesindeki Seyitgazi Külliyesinde , Seyyit Battal Gazi hazretlerinin karşısında. Kitabesi bulunmamaktadır. İnşa tarihi kesin olarak bilinmeyen yapının, günümüze gelen orijinal bölümlerinden Selçuklu Dönemine ait olduğu anlaşılmaktadır. Kuzeyinden çilehane, batısından hol, güneyinden camiyle çevrelenmiştir. İki katlıdır. Alt katı, doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı, sivri tonoz örtülüdür. Üst kat kareye yakın yamuk planlı, kubbe örtülüdür. Cenazelik mekanının ortasında iki sanduka yer alır. Doğu cephe ekseninde sivri kemerli bir pencere bulunur. Üst kat, batısından sivri bir kemerle hole eyvan gibi açılmaktadır. Doğu cephesi kesme taş kaplamadır. Alt kat zemini hol zemininden yaklaşık 1.5 metre daha aşağıdadır. Moloz taş örgülü doğu duvarı haricind ki tüm duvarlar, tuğla örgülüdür. Alt katın çok az kısmı hol zemininin üstünde kalan batı duvarında bir pencere bulunur. Üst katın tüm duvarları düz istifli tuğla örgülüdür. Yıkılan pandantif geçişli kubbesi günümüzde yeniden yapılmıştır. Alt kat duvarlarında tuğla, moloz, kaba yonu ve kesme taş, üst katın kemer, kubbe geçişleri ve kubbe örtüsünde tuğla kullanılmıştır. Eyvan kemerini çevreleyen şeritle keıner köşeliklerinde erken tarihli özgün geometrik süslemeler bulunur. Eyvan kemerini çevreleyen şeritteki ok ucu motifleri dikkati çekmektedir. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan

📍 Seyitgazi
Evliya

Şeyh Ahi Mahmut

Eskişehir – Kurşunlu Külliyesi hemen arka sokağında Mevlevi kabristanının karşısında. Kitabesi bulunmayan yapının inşa tarihi bilinmemektedir. Fatih devri vakıf kayıtlarında “Kadimeden Vakıflarının” bulunduğu belirtilen Ahi Mahmud Zaviyesi’nin Şeyhinin Ahmet Veledi Ahi Mahmud olduğu yazılmıştır. Kadime vakıflarının olması zaviyenin Osmanlı dönemi öncesine ait olabileceğini düşündürmektedir. Türbe, Eskişehir Merkezde, Kurşunlu Külliyesi ‘nin batısında yer almaktadır. Kuzey güney doğrultusunda uzayan yamuk dikdörtgen planlı, tek katlı yapının düz ahşap tavanı dıştan kiremit kaplı kırma çatı ile örtülmüştür. Doğu cephesinde iki, batı cephesinde bir dikdörtgen biçimli pencere bulunmaktadır. Yapıya, kuzey cephede bulunan dikdörtgen biçimli kapı vasıtasıyla girilmektedir. Dikdörtgen planlı türbede, bir sandukaya bulunmaktadır. Sade bir düzenlemeye sahip olan yapı içten ve dıştan sıvalıdır. Kaynak ; Eskişehir Zaviye ve Türbeleri , Anadolu üniversitesi, Prof Dr. Erdal Altınsapan – Doç. Dr. Canan Parla . Eskişehir Mevlevihanesi , Kesit Yayınları , Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu – Nizamettin Arslan