Diyarbakır'da Ziyaret Edilecek Türbeler
Diyarbakır bölgesinde 41 kayıtlı türbe, kabir ve makam bulunuyor. Aşağıdaki harita ve listede ziyaret saatleri, ulaşım ve ziyaret adabına dair bilgileri bulabilirsiniz.
Tüm Noktalar (41)
Hz. Elyasa A.S.
Diyarbakır Eğil İlçesinde Hz. Elyasa A.S. Türbesi.
Hz. Zülkif A.S.
Diyarbakır Eğil İlçesinde Hz. Zülkif A.S. Türbesi.
Mustafa Rakım Efendi
İstanbul – Fatih Atik Ali camii karşısında
Hz. Ebu Muhsin(r.a.)
Hz. Süleyman İbn Halid(r.a.) ve 27 Sahabe
Hz. Danyal (a.s.) – Makam – Diyarbakır
Diyarbakır – Eğil – İlçe Emniyet amirliğinin arka bahçesinde Diyarbakır’ın Eğil ilçesinde yapılan çalışmalarda Hz. Danyal(a.s.) ait olduğu iddia edilen bir mezar bulundu. Eğil ilçe Emniyet müdürlüğü arka bahçesinde bulunan ve bir zamanlar türbe olduğu anlaşılan kalıntı üzerinde çalışma yapan akademisyenler, mezarın Danyal(a.s.) ‘ a ait olabileceği fikri üzerinde birleştiler. Burasının makamı mı yoksa kendi kabri mi olduğu tam olarak belli değildir. Danyal(a.s.) – Zülkifl(a.s.) – Eğil arasındaki ilişki şöyledir;Hz. Danyal(a.s.), Hz. Zülkifl(a.s.) ın oğludur. Hz. Zülkifl(a.s.)’ın kabri Eğil’dedir. Zülkifl(a.s.)’ın dört oğlu vardır; Danyal,üzeyir, Mişael ve Hanaya’dır. Zülkif(a.s.), Oğullarına Tevrat levhalarını, Zebur u ezberletiyor ve açıklamalar yapıyordu. Babil Kralı Bahtunnasar Kudüs’e saldırmış, Zülkifl peygamberi ele geçirememiş ama 4 çocuğunu yanına aldırmıştı. Özelikle Danyal(a.s.) ile çok ilgilenmiştir. Hz. Zülkifl(a.s.) Allah’ın dinini yaymak için Hicaz – Yemen- Mısır topraklarında bir zaman dolaşmıştır. Ancak el attığı her insanın gözleri kör , kalpleri katıydı. Bu seferde kuzeye doğru Şam bölgesine gitmiş, Toros dağları eteklerine ulaşmış, Şimdiki Bitlis’te epeyce oyalandı. Hatta Ergani ye kadar ulaştı. En sonda Asur istilasında kaçarak Eğil’e gelmiştir. Rivayete göre Daha önce buraya gelen vefat eden oğlunun kabrini burada bulmuştur. Yine rivayete göre ; Allah(c.c.) Hz. Danyal(a.s.)’a Dicle’nin suyunun çıktığı mağaranın önüne gitmesine istemiş ve demiş ki : ” buradan itibaren çizgi çizerek yürü. Su seni takip edecek. Ama fakirlerin, vakıfların mallarına yetiştiğin zaman yol değiştir ki su onlara zarar vermesin.” Danyal Peygamber de hep garibanları koruyup asasıyla yatağı izmiş. Bunun için Dicle hep zikzaklar çizermiş. Elindeki asa ile suyun çıktığı mağaradan Basra’ya kadar çizgi çizmiştir. Danyal Peygamber’in kabri ile ilgili Basra bölgesindeki Sus Şehri veya ülkemizdeki Tarsus da olduğu rivayet edilir.. Hz. Ömer zamanında Ebu Musa El-Eşari tarafından fethedilen Sus (Huzuristanda bir kent)şehrinde kralın hazine dairesindeki bir odada bulunduğu ve cenaze namazının kılınarak defnedildiği rivayet edilir. Hz. Ali’ye ithaf edilen belgesiz bir rivayettir. Genel olarak başka yerlerde de Danyal (a.s.) kabri olduğu ifade edilse de Eğil ilçesinde Danyal(a.s.)’ın kabri veya makamı vardır. Bu arada Danyal(a.s.) kardeşi Üzeyir(a.s.) makamı da Diyarbakır’a komşu olan Adıyaman’dadır. Eğile de oldukça yakındır. Zira Çermik ilçesinden bu makama kısa sürede ulaşılabilmektedir. Kaynak ; Eğil ve Turizm Peygamberler Kanti Eğil ; Prof. Dr. Yusuf Kemal Haspolat Categories Sort Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations Categories: View location detail Get directions from Go Geo locate me
Hz. Hellak (a.s.)
Diyarbakır – Eğil ‘de İlçe merkezi girişindeki kabristanda İÖ 100 yılında yaşamış olan Nebi Hallak(a.s.) , Hz. Zekeriya’nın akrabasıdır. 1316/1898, 1321/1903 ve 1323/1905 tarihli Diyarbakır Salnamelerin’de ” Nebi Hallak’ın Peygamber olduğu ve kabrinin Eğil’de olduğu” belirtilir. Bir rivayete göre ; Nebi Hallak Peygamberlerin berberi olduğu ve peygamberler öldükten sonra da yaşadıklarından dolayı saç ve sakalları uzadığından ; Nebi Hallak gece mezarından kalkar,eline bir fener alır ve Eğil’de kabirleri bulunan Elyesa, Zülkilf ve Harun peygamberi tıraş eder ve yine mezarına dönermiş. Gidip gelirken fenerin ışığı göründüğünden bahsedilir. Nebi Hallak’ın türbesine insanlar daha çok Çarşamba ve cumartesi , daha çok akıl hastaları, epilepsi , sinirli ve psikolojik açıdan hasta kişiler getirilir , dua edilir ve adak adanır. Kaynak ; Diyarbakır Kutsal Yerler Atlası ; T.C. Diyarbakır Valiliği , editör Doç.Dr. İrfan Yıldız Kaynak; Nebiler,I. Uluslar arası Sahabiler , Azizler ve Krallar Kenti Diyarbakır Sempozyumu 25-27 mayıs 2009 , diyabakır valiliği ve dicle üniversitesi , Eğil ve Ergani halkının dilinde medfun Peygamberler, Yrd. Doç. Dr. M. Cengiz yıldız. Categories Sort Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations Categories: View location detail Get directions from Go Geo locate me
Hz. Elyesa (a.s.) – Diyarbakır
Diyarbakır – Eğil – Ziyaret Tepesinde . Eğil ilçe merkezine girmeden 5 km uzaklıkta Asur Kralı III. Salmasar İsrailoğulları’nı kuzeye Amid bölgesine sürgün etmiştir.Hz. Elyesa(a.s.) ve Hz. Zülkifl(a.s.) ın ailelerinin bu sürgünde yurtlarından çıkarıldıkları ve Eğil’e yerleştikleri tahmin edilmektedir. Hz. Elyesa’nın adı Kur’an-ı Kerim’de ; ”İsmail, Elyesa, Yunus ve Lutu da(hidayete erdirdik). Hepsini alemlere üstün kıldık” (En’am 86. ) ”İsmail, Elyesa’yı, Zülkif’i de an. Hepsi de en hayırlı kimselerdendir.” ( Sad suresi 48) Hz. Elyesa(a.s.) İÖ 896 yılında doğmuş. 75 yıl yaşamış ve 45 yıl peygamberlik yapmıştır. Asıl adı Elyesa Bin Uhtub Bin Acuz’dur. Hz. Elyesa ‘nın İlyas peygamber’in İsraoğulları üzerine halifesi olduğu ve daha sonra da kendisine peygamberlik verildiği ifade edilmektedir. Hz. Musa(a.s.) ve Hz. Harun(a.s.)’ın eşyalarını barındıran Ahid sandığının son muhafızınında Hz. Elyasa olduğu belirtilir. Hz. İlyas'(a.s.)’ ın devrinde yaşamıştır. Rivayete göre ; Elyesa(a.s.) ‘ın küçüklüğünde kötürüm bir vaziyette olduğu ve o sırada İsrailoğullarının peygamberi olan İlyas(a.s.)’ın bir gün Yahudilerin azgınlığından kaçarak dul bir kadın olan Elyesa’nın annesinin evine sığındığı, kendisini koruyan bu kadının kötürüm olan oğluna(Elyesa) yaptığı dua kabul olunarak Elyesa(a.s.)’nın sıhhatine kavuştuğu ifade edilir. Bunun üzerine Hz. İlyas’ın dininin esaslarına iman ettiği ve daha sonrada peygamberlik vazifesi ile görevlendirildiği nakledilmektedir. Baalbek hükümdarının zulmünden kaçan Hz. İlyas(a.s.) Tevrat’ı gizli gizli öğretmekte ve kendisi de emirlerinin gereğini yerine getirmekteydi. Hz. Elyesa'(a.s.) da İsrailoğullarının ıslahı için uğraştı, tebliğ vazifesi yaptı. Azgınlık ve taşkınlıklarını günden güne arttıran bu kavim, Allahu Teala’nın kendilerine gönderdiği kitabın gösterdiği yoldan ayrıldı. Kabileler, devletin başına geçmek yarışına girdi. Aralarındaki ayrılık ve başka memleket meseleleri yüzünden birbirlerine düştüler. İsrailoğulları arasındaki fitnenin kavga ve çekişmelerin sonu gelmez oldu. Nihayet Allahu Teala üzerilerine Asur devletini musallat kıldı. Esir olup zelil ve perişan bir hayat sürdüler. Elyesa (a.s.) İsrailoğullarına çok nasihat etmesine rağmen, onlardan çok azı kendisini dinlemiş ve iman etmişlerdir. Elyesa (a.s.) ile ilgili halk inanışları da bulunmaktadır. Bölge halkının anlatımına göre; Hz. Elyesa(a.s.), Eğil’e gelip dinini tebliğ etmiş, ancak kimseyi inandıramamıştır. Çok yaşlanmış ve bir gün ortadan kaybolmuş ve hiç kimse nereye gittiğini bilememiş. Bir gün, Eğil’de ölen birisini, götürüp gömmüşler. Gömdükleri yerde Elyesa(a.s.)’ın kabri varmış. Elyesa(a.s.) ölüye ” burdan git, burası benim mezarım” biçiminde seslenince ölü, ” ben ölüyüm gidemem”, deyince, Elyesa(a.s.) ” söyle seni buradan kaldırıp başka bir yere gömsünler” demiş. Ölü yine ölmüş olduğunu ve kimseye sesini duyuramayacağını söyleyince, Elyesa(a.s.) ”sen seslen, ben insanların duymasını sağlarım” demiş. Ölü, buranın Elyesa(a.s.)’nın mezarı olduğunu ve kendisinin başka bir yere nakledilmelerini istemiş ve bunu duyanlar, gelip ölüyü başka bir yere nakletmişler. Hz. Elyesa(a.s.)’nın kabrinin üstüne de kubbe yapmışlar. Hz. Elyesa(a.s.) İÖ 821 de Eğil de vefat etmiş ve burada eski Tekke köyüne defnedilmiştir. Çok eski bir caminin bitişiğinde bulunan ve iki kemer üzerine oturtulmuş bir türbedir. Mezarının uzunluğu 6 metre civarındadır. Bu ziyaret yerinin , tanıtım yazısında şu ifadeler yer alır; ” Bu kabir , Elyasa(a.s.)’nın dır. İlyas(a.s.) kendisinden sonra İsrailoğullarına halife bırakmıştır. Elyesa Ehtub’un oğludur. Elyesa(a.s.), İlyas(a.s.)’ın amcası oğludur. takriben MÖ 1200 senesinde yaşamıştır. 850 seneden beri burada yaşayan ilim adamları tarafından Elyesa(a.s.) olarak bilinir. Kufi yazı ve muhtelif taşlardaki Arapça yazılarda görüldüğü gibi , kabir Elyesa(a.s.)ın kabridir.”Ayrıca Elyesa(a.s.)’ın mezarının Filistin de bulunan Samiriyye’de olduğunu ileri süren araştırmacılar olduğu gibi , Şanlıurfa’nın Eyyub Nebi Köyü’nde Elyesa(a.s.)’ın metfun olduğuna inanılan bir türbe de bulunmaktadır. Tekke köyündeki kabri, Baraj yapılmasından dolayı sular altında kalma riski nedeniyle Diyanet işleri ve vakıflar genel müdürlüğü iş birliği ile14-17 eylül 1995 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Nakil için 9 kişiden oluşan bir heyet oluşturulmuş. Bu heyette Eğil Kaymakamı Selim Çapar, Müftü Ekrem Abbasioğlu, Müftülük memuru Burhanettin İncedursun, Eski Medrese hocası Ömer Kalkan ( Seyda Molla Ömer), Eski Medrese hocası İmam Sadullah Kızılay, Kaymakamlık V.H.K.İ Mahmut Laçin ve üç işçi bulunmaktadır. Önce Elyesa(a.s.)’ın kabrinin taşınmasına başlanmış ve bu faaliyet 2 gün sürmüş Sonra Zülkifl (a.s.) kabrine ulaşılmıştır. Heyette bulunanlar ittifak halinde her iki cesedin ve kefenin hiçbir şekilde çürümediğini , daha dün ölmüş gibi taze olduğunu belirtmişlerdi. Bu taşıma hikayesini , definde bulunan Hüsamettin Akboz’dan dinleyelim; ” Zülkifl'(a.s.) ‘ı Dicle kenarından Seyda Molla Ömer ve 4 işçi pikaba yükledi, defin mekanında biz 35 kişi idik , iplerle zorlukla indirdik, çok ağırdı tekbirlerle gömdük. Ancak Seyda Molla Ömer ve 4 kişi kolaylıkla pikaba yüklemişti. Seyda Ömer’e sorduk anlattı.” Zülkifl peygamberi baştan ayağına kadar kontrol ettim, daha dün vefat etmiş gibiydi. Boyu bizim kadardı, kefeni tığla örülmüş şekildeydi, hafif tozluydu, başına dokununca başını örten örtü açıldı, beyaz saç ve sakalı vardı.” Hem Zülkifl(a.s.) hem de Elyesa(a.s.) kabirlerinin taşınma sırasında görevli bulunan Seyda Molla Ömer de şunları anlatıyor ; ”Her iki naaşı da bizzat gördüm. Naaşlar yeni ölmüş insan cesedi gibiydi. Canlı bir insan yatmış hali, uykudaki hali gibiydi. Nasıl ki yatarsınız sadece hareketsiz olursunuz. İşte aynen öyleydi. Canlı bir insan gibiydi vücut yapıları. Ellerine, beline, ayaklarına uyluklarına ellerimle dokumdum. Her tarafı sağlamdı. Onlara duyduğumuz hürmetten ve mahcubiyetimden dolayı yüzlerini açıp bakamadım. Hz. Zülkifl’ün saçını gördüm, hemen kapattım. Saçı kara değildi, hepsi ak da değildi. İkisinin arasıydı. Kefenlerinde leke bile yoktu. Tertemiz bembeyazdı. Hz. Zülkifl, Elyesa peygamberden daha ağırdı. Boyları bizden uzundu. ” Her iki Peygamberin de naaşlarının çürümemiş olması , Hz. Peygamber’in ” Cenab-ı Hak, toprağa, peygamberlerin cesedini çürütmeyi haram kılmıştır.” hadisi ile irtibatlandırılmıştır. 1316/1898 , 1321/1903 , 1323/1905 tarihli Diyarbakır salnamelerinde ” Nebi Elyesa’nın peygamber olduğu ve kabrinin de Eğil’de olduğu” bilgisi mevcuttur. Kaynak ; Eğil ve Turizm Peygamberler Kanti Eğil ; Prof. Dr. Yusuf Kemal Haspolat Kaynak ; Diyarbakır Kutsal Yerler Atlası ; T.C. Diyarbakır Valiliği , editör Doç.Dr. İrfan Yıldız Kaynak; Nebiler,I. Uluslar arası Sahabiler , Azizler ve Krallar Kenti Diyarbakır Sempozyumu 25-27 mayıs 2009 , diyabakır valiliği ve dicle üniversitesi , Diyarbakır’da Peygamber makam ve kabirleri, Ali Melek Kaynak; Nebiler,I. Uluslar arası Sahabiler , Azizler ve Krallar Kenti Diyarbakır Sempozyumu 25-27 mayıs 2009 , diyabakır valiliği ve dicle üniversitesi , Eğil ve Ergani halkının dilinde metfun Peygamberler, Yrd. Doç. Dr. M. Cengiz yıldız. Categories Sort Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations Categories: View location detail Get directions from Go Geo locate me
Hz. Zülkifl (a.s.) – Diyarbakır
Diyarbakır – Eğil – Ziyaret Tepesinde . Eğil ilçe merkezine girmeden 5 km uzaklıkta Zülkifl(a.s.)’ ın peygamberlik bölgesi tüm Mezopotamyadır. Asur Kralı III. Salmasar İsrailoğulları’nı kuzeye Amid bölgesine sürgün etmiştir.Hz. Elyesa(a.s.) ve Hz. Zülkifl(a.s.) ın ailelerinin bu sürgünde yurtlarından çıkarıldıkları ve Eğil’e yerleştikleri tahmin edilmektedir. Zülkifl (a.s.) İÖ . 846 da doğmuştur. Babasının adı Buzi’dir. Buzi Elyasa(a.s.)’nın amcasının oğludur. Annesi Zekeriya kızı Abdiye’dir. Hz. Zülkifl(a.s.) doğduğunda Hz. Elyesa(a.s.) 50 yaşında olduğu tahmin edilmektedir. İÖ 821 de 21 yaşında peygamber olmuştur. İÖ 762 Eğil’de vefat etmiştir. 84 yıl yaşamış ve 49 yıl peygamberlik yapmıştır. Asıl adı Hazkıya, Hazkl, Hazkil veya Hazekel olduğu dile getirilmektedir. Zülkifl.arapça Haziya’nın karşılığıdır. Haz, nasip anlamındadır. Bir başka rivayete göre de Hz. Elyesa(a.s.)’a iki kere kefil olduğu için Zülkifl ismini almıştır. Rivayete göre Allah(c.c.) İsrailoğullarınına gönderdiği peygamberlerden Elyesa(a.s.)’ın eceli gelip vefatı yaklaşınca Allah(c.c.) ruhunu kabz edeceğini vahiyle bildirdi ve ” Mülkünü, İsrailoğullarından geceden sabaha kadar ibadet eden, namaz kılan, gündüzleri oruç tutan,ve insanlar arasında kızmadan hükm edecek birine ver ” buyurdu. Elyesa(a.s.) kendisine verilen emri İsrailoğullarına bildirdi. Aralarında bir genç kalkıp :Ben olurum dedi. Elyesa(a.s.) ; ” Bu kavmin içinde senden daha büyükleri var, sen otur.”dedi. Sonra ikinci defa aynı teklifi yaptı o genç yine ” Kefil olurum” dedi. Üçüncü defa aynı teklifi tekrarlayınca cevap veren yine o genç oldu. Bunun üzerine Elyesa(a.s.) onu yerine halife bıraktı. Bu Genç Bişr idi. Be sebeple o gence Zülkifl lakabı verildi. Hz. Zülkifl(a.s.) ‘ın aşağıdaki özelliklere sahip olduğu rivayet edilir; Endamlı ve alımlı, iyilikten haz duyan, nasibe boyun eğen, devamlı oruç tutan, ibadeti bedence ve kalpçe sürekli olan, asla sinirlenmeyen, adalet ile iş gören, Elyesa’nın devrettiği emaneti severek kabul eden ve neticede peygamberlikle mükafatlandırılan, sabırlı, kapanan Mescid-i Aksa’yı tekrar ibadete açan, İsrail kavminin çok kötü hallere düşeceğini görebilen, çiftçilik ile geçinen ve çok çalışan, çok sabreden gibi vasıfları bilinmektedir. Hz. Zülkifl(a.s.)’ın adı Kur’an-ı Kerim’de iki yerde geçmektedir. ”İsmail,İdris ve Zülkifl’i de (hatırla) Onların hepsi sabredenlerdendi.”(Enbiye suresi 85. ayet). ”İsmail’i, Elyesa’yı, Zülkifl’i de an. Hepsi de en hayırlı kimselerdendir.” (Sad suresi 48. ayet) Hz. Zülkifl(a.s.)’ın kabri Dicle barajı suları altında kalacağından 1995 yılında , yine Eğil’in 2 km güneydoğusundaki Nebi Harun-i Asefi’nin yanına defnedilmiştir. Hz. Zülkifl(a.s.) ‘ün mezar taşında 487/1094 tarihinin yazılı olduğunu ve türbenin duvarında da bennan(usta) olarak Ebu İmad’ın adının geçtiğini , türbenin üzerinde de1091/1680 tarihli bir tamir kitabesi olduğu araştırmacılar tarafından tespit edilmiştir. Buradan hareketle türbenin 1094 tarihinde usta İmad tarafından inşa edildiği ve 1680 tarihinde Şeyh Ömer’in kızı La’l Han Hatun tarafından onarıldığını , ustanın da amele Ali olduğunu söyleyebiliriz. 1301/1883, 1308/1890, 1318/1900 tarihli Diyarbakır salnamelerinde de ” Nebi Zülkifl’in peygamber olduğu ve makamının Ergani de olduğu ” yazılıdır. 487/1094 tarihli kitabe ; Haza Kabru Zü’l-Kifl sallallalu aleyhi Tatavva’ bihi Ebubekir İbni el- mevdud vesellem Sene seb’in ve semanin ve erbaa mietin 487 Zülkifl(a.s.)’ın zaviyesinin 1518 senesine ait bir vakfiyesi vardır. Osmanlı Tahrir defterinde 1518 tarihli ve 1530 tarihli tahrirde bagür ve ruzbegü köy mezarının Zülkifl Nebi zaviyesi için vakfedildiği yazılıdır.1801-1802 diyarbakır salnamesinde de birim belirtilmeden 5400’lük bir gelirinin olduğu yazılıdır. Zülkifl(a.s.) ‘a ait olan eski türbe , ilçenin 4 km dışında Hacıyan Mahallesindedir. Baraj yapılmasından dolayı sular altında kalma riski nedeniyle Diyanet işleri ve Vakıflar genel müdürlüğü iş birliği ile14-17 eylül 1995 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Nakil için 9 kişiden oluşan bir heyet oluşturulmuş. Bu heyette Eğil Kaymakamı Selim Çapar, Müftü Ekrem Abbasioğlu, Müftülük memuru Burhanettin İncedursun, Eski Medrese hocası Ömer Kalkan ( Seyda Molla Ömer), Eski Medrese hocası İmam Sadullah Kızılay, Kaymakamlık V.H.K.İ Mahmut Laçin ve üç işçi bulunmaktadır. Önce Elyesa(a.s.)’ ın kabrinin taşınmasına başlanmış ve bu faaliyet 2 gün sürmüş. Sonra Zülkifl (a.s.) kabrine ulaşılmıştır. Heyette bulunanlar İttifak halinde her iki cesedin ve kefenin hiçbir şekilde çürümediğini , daha dün ölmüş gibi taze olduğunu belirtmişlerdi. Bu taşıma hikayesini , definde bulunan Hüsamettin Akboz’dan dinleyelim; ” Zülkifl'(a.s.)’ı Dicle kenarından Seyda Molla Ömer ve 4 işçi pikapa yükledi, defin mekanında biz 35 kişi idik , iplerle zorlula indirdik, çok ağırdı tekbirlerle gömdük. Ancak Seyda Molla Ömer ve 4 kişi kolaylıkla pikapa yüklemişti. Seyda Ömer’e sordum anlattı. ”Zülkifl peygamberi baştan ayağına kadar kontrol ettim, daha dün vefat etmiş gibiydi. Boyu bizim kadardı, kefeni tığla örülmüş şekildeydi, hafif tozluydu, başına dokununca başını örten örtü açıldı, beyaz saç ve sakalı vardı.” Hem Zülkifl(a.s.) hem de Elyesa(a.s.) kabirlerinin taşınma sırasında görevli bulunan Seyda Molla Ömer şunları da anlatıyor ; ”Her iki naaşı da bizzat gördüm. Naaşlar yeni ölmüş insan cesedi gibiydi. Canlı bir insan yatmış hali, uykudaki hali gibiydi. Nasıl ki yatarsınız sadece hareketsiz olursunuz. İşte aynen öyleydi. Canlı bir insan gibiydi vücut yapıları. Ellerine, beline, ayaklarına uyluklarına ellerimle dokumdum. Her tarafı sağlamdı. Onlara duyduğumuz hürmetten ve mahcubiyetimden dolayı yüzlerini açıp bakamadım. Hz. Zülkifl’ün saçını gördüm, hemen kapattım. Saçı kara değildi, hepsi ak da değildi. İkisinin arasıydı. Kefenlerinde leke bile yoktu. Tertemiz bembeyazdı. Hz. Zülkifl(a.s.), Elyesa(a.s.) peygamberden daha ağırdı. Boyları bizden uzundu. ” Hz. Zülkifl’in Ergani Makam dağında da makamı bulunur. Halk tarafından ziyaretgah olarak ilgi duyulan mekana çevre illerinden de ziyaretçiler gelmektedir. Makam’a daha çok bahar mevsimlerinde gidilir ve halk tarafından yiyecekler götürülür , gezilir, namazlar kılınır, dualar edilir. Makam’ın bir diğer özelliği de burada açan ve buraya özgü olan makam çiçeğidir. Bir rivayete göre Hz. Zülkifl'(a.s.) ın terinin damladığı her yerde bu çiçek açmıştır. Her iki Peygamberin de naaşlarının çürümemiş olması , Hz. Peygamber’in ” Cenab-ı Hak, toprağa, peygamberlerin cesedini çürütmeyi haram kılmıştır.” hadisi ile irtibatlandırılmıştır. Kaynak; Nebiler,I. Uluslar arası Sahabiler , Azizler ve Krallar Kenti Diyarbakır Sempozyumu 25-27 mayıs 2009 , diyabakır valiliği ve dicle üniversitesi , Diyarbakır’da Peygamber makam ve kabirleri, Ali Melek Kaynak ; Eğil ve Turizm Peygamberler Kanti Eğil ; Prof. Dr. Yusuf Kemal Haspolat Kaynak ; Diyarbakır Kutsal Yerler Atlası ; T.C. Diyarbakır Valiliği , editör Doç.Dr. İrfan Yıldız Categories Sort Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations Categories: View location detail Get directions from Go Geo locate me
Hz. Nebi Harun-ı Asefi A.S.
Hz. Süleyman’ın Kâtibi olan Peygamber Hz. Süleyman A.S’ın kâtipliğini yapan Hz. Nebi Harun-i Asefi A.S., Berhiya’nın oğludur. Bir rivayete göre; Asurlardan Eğil kalesini almak istemiş fakat kale, çok yüksek olduğundan ele geçirememiştir. Sonraki kuşatmalardan birinde kaleye ”eğil” diye bağırdığında kale eğilmiş ve fetih gerçekleşmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’deki Neml Suresi’nin 40. ayetinde “Kitaptan ilmi olan bir zat.” olarak sözü edilen kişinin Hz. Süleyman’ın veziri Asaf bin Berhiya (Harun Asafi) olduğu ifade edilmektedir. Türbe içinde bulunan Çiçekli Kufi kitabeye göre yapı 557/1162 tarihinde Nisanoğulları döneminde inşa edilmiştir. Türbe içinde biri Nebi Harun’a, diğeri akrabası Ömer İbni Pir-i Can’a ait iki kabir bulunmaktadır. Hz. Nebi Harun-ı Asefi A.S. Türbesi Diyarbakır Eğil ilçesindedir.
Hz. Enüş A.S.
Hz. Adem’in torunu, Hz. Şit’in oğlu Hz. Enüş A.S., Hz. Adem’in üçüncü oğlu olan Hz. Şit’in oğludur. Hz. Şit 105 yaşında iken dünyaya gelmiştir. Hz. Enüş peygamberin hayatı ile ilgili ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Hz. Şit’in ölümünden sonra babasının isteği üzerine bu bölgede yönetimi ele aldığı sanılmaktadır. Hz. Enüş peygamber türbesi Diyarbakır Ergani ilçesinin 17 km. güneybatısında Kızılca yeni ismi ile Otluca köyünde bulunmaktadır. Hz. Enüş A.S. Türbesi Cami ile aynı avluda yer almaktadır.
Kara Behlül Bey Mezarlığı Sahabeleri
Diyarbakır Silvan ilçesi Kara Behlül Bey Mezarlığı'nda aşağıda ki Sahabe kabirleri bulunmaktadır: Hz. İbrahim bin İlyes'ebin Halef R.A., Hz. Hakem bin Hişam R.A., Hz. Ka'k bin Esed R.A., Hz. Nu'man bin Amir R.A., Hz. Sarim bin El Eş'es R.A., Hz. Sarim bin El Eş'es R.A., Hz. Talha bin Ye'sub R.A., Hz. Ukbe bin Kamil R.A.,
Hz. Süleyman R.A. ve diğer şehit sahabiler
Diyarbakır'ın Sur İlçe'sinde Hz. Süleyman Cami içinde Hz. Süleyman R.A. (Hz. Halid bin Velid R.A.'ın oğlu) ve 27 sahabi ile beraber kabirleri bulunmaktadır Türbedârın Anısı Anlatılanlara göre, Şehitlerin bir türbedarı Şeyh Muhiddin Efendi, onlara sürekli hizmet edermiş. Her Cuma şehitlerin kanları akarmış. Türbedar eline pamuk alır, kanayan şehit kanlarını silermiş. Şehitlerin yüzlerini hiç açmazmış. Yine bir Cuma akşamı yaklaşınca, parası bitmiş. Pamuk alamamış. Çarşı pazar dolaşsa da bir türlü pamuk alacak parayı bulamamış. Yanına bir adam gelerek, kendisine pamuk alması için para vermiş. Geceleyin türbeye inen türbedar, kanayan yaraları pamukla temizlemeye başlamış. Bir ara hiç yapmadığı bir şeyi yapmış. Şehitlerden birinin yüzünü açmış. Gördüğü karşısında şaşkına dönmüş. Kendisine pamuk parası veren kişi, kanını temizlediği şehidin ta kendisiymiş. Bu türbedarın ölümünden sonra, şehitlerin gömülü olduğu mahzene inen yol kapatılmış.
Hz. İmam Ukayl R.A. (İmam Akil)
Diyarbakır İli Hz. İmam Ukayl R.A. (İmam Akil) Türbesi.
Hz. Malik-i Ejder R.A.
Sahabe-i Kiram’dan Malik-i Ejder Hazretleri… Malik-i Ejder R.A’nın Diyarbakır’ın fethine katılan sahabelerden biri olduğu bilinmektedir. Fakat rivayetlere göre Hz. Malik-i Ejder R.A.’in Diyarbakır’da şehit olmadığı bu yüzden türbede yatan kişinin Malik isimli başka biri veya Malik- i Ejder’in neslinden biri olduğuna dair bilgiler bulunmaktadır. Hayatı hakkında detaylı bilgi bulunmamaktadır. Hz. Malik-i Ejder R.A. Türbesi günümüzde Diyarbakır Sur ilçesi Balıkçılarbaşı semtinde ziyaret edilmektedir.
Hz. Şeyh Mutahhar R.A. (Şeyh Matar)
Dört ayaklı minare camii… Dört ayaklı minaresi ve siyah beyaz taşlarıyla Akkoyunlu beylerinden Kasım Bey tarafından 1500 yılında aynı isimle inşa edilmiş bir mescidi bulunmaktadır. Hz. Şeyh Mutahhar R.A. (Şeyh Matar)’ın kabrinin bulunduğu arsa üzerine sonradan inşaa edilmiştir. Mescit dört ayrı sütun üzerinde yükselen kare planlı minaresi ile Anadolu’da tek örnektir. Şeyh Mutahhar’ın şahsi hayatı hakkında bilgi bulunmamaktadır. Akkoyunlular’ın önemli anıt eserleri arasında yer almaktadır. Hz. Şeyh Mutahhar R.A. (Şeyh Matar) Türbesi bugün halen Diyarbakır Sur ilçesi Balıkçılarbaşı semtinde Şeyh Mutahhar Camisi'nde ziyaret edilmektedir.
Hz. Kaniya Navin R.A.
Diyarbakır Silvan İlçe'sinde Hz. Kaniya Navin R.A. Türbesi, Bağlar Mahallesinde Kaniya Navin Parkı içindedir. Halk arasında Kaniya Navin Ziyareti veya Yedi kızlar ziyareti olarak da bilinir.
Hz. Şeyh Halil R.A.
Anadolu’da ilk mescit. Şeyh Halil’in hayatı ile ilgili detaylar bilinmemekle birlikte türbenin yer aldığı mezarlık ve mescitle ilgili sınırlı bilgiler bulunmaktadır. Hz. Şeyh Halil R.A.’ın türbesinin bulunduğu Şeyh Halil Mezarlığı içerisinde aynı isimle anılan bir mescit bulunmaktadır. Bu mescit, Silvan’da sahabeler tarafından namazın ilk kılındığı yer olduğu söylenmekte ve Hz.Ömer döneminde yaptırıldığı bilinmektedir. Aynı zamanda Anadolu’da yaptırılan ilk mescit unvanını da taşımaktadır. Şeyh Halil Mezarlığı içerisinde Diyarbakır Silvan’ı İslam topraklarına katan iki şehit sahabenin de mezarı bulunmaktadır. Hz. Şeyh Halil R.A. Türbesi bugün Diyarbakır Silvan’da kendi ismiyle anılan mezarlıkta bulunmaktadır.
Hz. Sultan Suc-a R.A. (Sultan Şücaeddin)
Diyarbakır Sur İlçesi'nde Hz. Sultan Suc-a R.A. (Sultan Şücaeddin) Türbesi
Hz. Hindi Baba R.A.
Diyarbakır İli Sur İlçesinde Hz. Hindi Baba R.A. Türbesi Sur dibindedir.
Hz. Sahabe Muhammed R.A.
Diyarbakır Silvan Kalesi’nin güney tarafında Burcuşah Kapısı’nın karşısındaki sur dışında Hz. Sahabe Muhammed R.A.türbesi mevcutdur. Şehit düştüğü rivayet edilen sahabe türbesinin üzerinde çeşitli yazıt ve kabartmalar vardır. Ayrıca çevre düzenlemesi sırasında türbenin yanında kazı sonucu bulunan taş parçalarının üzerinde altı köşeli yıldız kabartması bulunmuştur. Her yıl mart ayının ilk üç Çarşamba günü ziyaretçi akınına uğramaktadır. Bazı hastalıklara şifa olduğuna inanılmaktadır.
Dara Hiznahiye (Sahabe Mezarları) R.A.
Diyarbakır Silvan yolu üzerinde Dara Hiznahiye (Sahabe Mezarları) R.A. Türbesi, bulunmaktadır. Taştan yapılan mezarın sağ ve sol tarafında kılıç kabartması bulunmaktadır. Birkaç mezardan oluşmaktadır. Ziyaretgah olarak kullanılır.
Hz. Komutan Sahabe R.A. (Muaz bin Cebel'in Komutanı)
18 yaşında iken müslüman oldu ve İkinci Akabe Biatı’na katıldı. Hz. Komutan Sahabe R.A. (Muaz bin Cebel'in Komutanı) Kendi kabilesinden İslâmiyet’i kabul eden arkadaşlarıyla birlikte geceleri Benî Selime oğullarından henüz müslüman olmayan bazı kimselerin putlarını kırdı veya putların âcizliğini ortaya koyacak eylemler yaptı. Hz. Ebû Bekir devrinde Suriye fetihlerine katıldı. Önemli görevler üstlendiği Yermük ve Ecnâdeyn savaşlarıyla Dımaşk’ın fethinde bulundu. Ecnâdeyn Savaşı’nda ordunun sağ kanadına kumanda etti. Hz. Ömer halifelik görevini üstlendiğinde Suriye ordusunun kumandanı Ebû Ubeyde b. Cerrâh ile ona bir mektup yazdı. Ebû Ubeyde veba salgınında ölünce ordunun başına geçti ve komutanlık yaptı. Asr-ı saâdet’te Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını ezbere bilen birkaç kişiden biri olan Muâz, Resûlullah’ın kendilerinden Kur’an öğrenilmesini tavsiye ettiği dört sahâbî arasında yer alıyordu. Hz. Komutan Sahabe R.A. (Muaz bin Cebel'in Komutanı) Türbesi, Diyarbakır Silvan ilçesindedir.
Hz. Abdurrahman R.A. (Sahabe Abdurrahman)
Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri Fil Vak‘ası’ndan (571) on yıl kadar sonra Mekke’de doğdu. Hz. Abdurrahman R.A.'ın câhiliye döneminde Abdüamr veya Abdülkâ‘be olan adı, müslüman olduktan sonra Hz. Peygamber tarafından Abdurrahman olarak değiştirildi. Hz. Peygamber’le birlikte bütün savaşlara katıldı. Uhud’da yirmiden fazla yara aldı, hatta ayağındaki yaralar sebebiyle topal kaldı. Hicretin altıncı yılında (628) Dûmetülcendel üzerine yapılan bir seferde, Hz. Peygamber onu seriyye kumandanlığına getirdi ve başına sarık bağladı. Vefatında Hz. Peygamber’i kabre indiren dört sahâbîden biri Abdurrahman idi. Abdurrahman b. Avf yetmiş beş yaşlarında Medine’de vefat etti; vasiyeti üzerine cenaze namazını Hz. Osman kıldırdı. Türbesi Diyarbakır’ın Sur İlçesi'nde İsmet Paşa İlkokulu’nun karşısında, evin bahçesindedir.
Hz. Mir Seyyaf R.A. (Karadeniz Türbesi)
Diyarbakır Sur İlçesi'nde Hz. Mir Seyyaf R.A. Türbesi
Hz. Sa’saa Bin Sühan R.A.
Diyarbakır’da Valilik Yapan Sahabe 598 yılında doğmuştur. Hz. Ömer'in hilafeti döneminde (639) İyaz Bin Ganem komutasındaki İslam ordusu tarafından fethedilen Diyarbakır, Anadolu'da İslamiyet ile şereflenen ilk şehirdir ve Hz. Sa’saa Bin Sühan R.A. valiliğini yapmıştır. Bir sahabenin valilik yaptığı tek şehir Diyarbakır olmuştur. Harap durumda olan türbenin onarımı ve yıkılmış olan mescidin yeniden inşası ile bugünkü halini almıştır. Diyarbakır Sur İlçesi'nde olan, Hz. Sa’saa Bin Sühan R.A. Türbesi Tarihi Hasan Paşa Hanı karşısındadır.
Diyarbakır Kalecik Sahabe Şehitliği
Diyarbakır Şehri Eğil ilçesine bağlı Kalecik Köyü'nde Diyarbakır Kalecik Sahabe Şehitliği
Sahabe Kabirleri R.A.
Diyarbakır Hani İlçesi'nde Sahabe Kabirleri R.A. Dereli mahalle mezarlığındadır. Şehirde 16 Sahabe-i Kiram olduğu, kimisi Şehid kimisi tebliğ için bırakılan sahabelerdir. Sayısını ancak Allah C.C. bilir.
Hz. Ebul Mucin R.A. (Ahsenül Hançer)
Diyarbakır Sur İlçesinde Hz. Ebul Mucin R.A. (Ahsenül Hançer) Türbesi Hançeri Güzel Cami'ndedir.
Hz. Şeyh Muhammed R.A.
Diyarbakır Silvan ilçesinde Şeyh Muhammed Hz. Türbesi, Demirkuyu Köyü'ndedir. Hz. Ömer devrinde bölgenin fethi için gönderilen ordunun kumandanlarındandır
Hz. Ömer Camii
Hz. Ömer Camii Diyarbakır ili Sur ilçesindedir.
Şeyh Kasım El Toğari (k.s.)
Diyarbakır – Çınar – Altunakar köyünde Şeyh Kasım El Togari Hazretleri’nin Silsile-i Şerifi Şeyh Kasım, İnsanları Hakk’a dâvet eden, onlara doğru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i Aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin otuz üçüncüsüdür. Şeyh Kasım, aslen Derşev aşiretinin Şibli ailesindendir. Şeyh Kasım’ın yaşadığı dönemde Derşev aşireti, Botan’a bağlıydı. Botan ise 1880 ler de Osman İmparatorluğuna bağlı bir eyalet olup merkezi Cizreydi. Ve Botan, ünlü Kürt ailesi Bedirxanilerin yönetimindeydi. Botan eyaleti’nin merkez Cizre’den sonra ikinci idari yerleşim merkezi ise Derveş (bugünkü Alkamer köyü) idi. Derşev, hem merkez köyün adı hemde köy ve mezralarda yaşayan topyekûn aşiretin adıydı (bu aşiret halen mıntıkanın ve Anadolu’nın çeşitli yerlerine yerleşmiş kalabalık bir aşirettir). Ailesinin sürgüne gönderildiği bu yıllarda Şeyh Kasım henüz oldukça gençtir ve medrese tahsilini yapmak üzere Muş’a gitmiştir. İlk olarak ilmini Muş’un köylerinden birinde bitirip icazetini Nakşî meşayihinden Şeyh Salihi Subki’nin babası Molla Resul-i Subki’den alır. Ve aynı zamanda Şeyh Salih-i Subki’nin yanında tarikata girer ve müridi olup amel etmeye başlar. Memleketine döndüğünde ailesinin başına gelen felaketleri öğrenen Şeyh Kasım, tahsil dolayısıyla, uzun süre ayrı kaldığı sürgüne giden aile efradıyla görüşmek ve helâlaşmak için ailenin sevk istikametini takip ederek yola koyulur. Zamanın yol ve vasıta imkânsızlığı ile kervanla at üstünde konaklaya konaklaya Diyarbekir’in Çınar kazasına bağlı Aktepe köyüne varır. Burada köyde ikamet eden Nakşibendî Tarikatının Halidi kolunun rükünlerinden Şeyh Hasani Nurani’nin misafiri olur. Ve buradan Diyarbakır’a giderek akrabalarını bulur, onlarla helalleşip vedalaştıktan sonra tekrar Aktepe köyüne gider. Misafirliği müddetince büyük zat ve büyük veli Şeyh Hasani Nurani’ni ile sürekli muhasebe, sohbet ve ilmi görüşmelerde bulunur. Şeyh efendi bu misafirindeki üstün zekâ ve ilmi kabiliyetini hisseder ve onun gitmesine bir türlü müsaade etmez. Tam bu sıralarda, İstanbul’dan Diyarbakır’a, bir konuda Şeyhül İslam’ın bir fetvası gelir. Diyarbakır uleması, bu fetvayı beğenmeyip yanlış olduğuna kanaat eder. Ve Şeyhü’l İslamın çıkardığı bir fetvaya itiraz eden Diyarbakır uleması ile resmi makamı temsil eden zamanın valisi, kadısı, müftüsü arasında bir münakaşa olur. Bunun üzerine incelemesi ve bir çözüme bağlaması için fetvanın bir nüshası Şeyh Hasan-i Nurani’ye gönderilir; Şeyh Hasan-i Nurânî fetvayı alıp inceler ve Şeyh Kasım’a göstererek fikrini alır. Şeyh Kasım fetvayı inceledikten sonra Diyarbakır ulemasının yanıldığını ve fetvanın doğru olduğunu belirtir. Bunun üzerine Şeyh Hasan “o halde, Diyarbakır ulemasıyla münakaşa ve münazarayı kabul edermisin?” diye sorar. Şeyh Kasım cevaben “Şeyh izin verirse kanaât ve fikrimi serd etmeye hazırım” der ve Diyarbakır’a gider. Şehre gidince Diyarbakır da halen ibadete açık olan KURŞUNLU Camii ne yerleşerek ilim heyetini camide kabul eder. Yapılan münakaşa ve teati edilen fikirler neticesinde ilmi olarak Şeyhül İslam’ın fetvasının doğruluğunu ispat eder. Bunun üzerine ulemanın takdirlerini kazanır, Vali tarafından kendilerine orada kalması ve Reis-ul Ulema makamı ile tedrisat yapması istenilir. Fakat O bunu kabul etmeyip memleketine gitmek istediğini belirtir. Şeyh Kasım Aktepe’ye gelir ve birkaç gün daha kalır ama bir türlü Şeyh Efendi den “evine gidebilirsin” diye bir izin çıkmayınca münasip bir dille akrabalarının ekseriyetinin sürgün edilmesi hadisesine binaen memleketine geri dönmesinin bir ihtiyaç ve zaruret olduğunu ifade eder. Fakat Şeyh Hasan kalması için ısrar ederek gitmesine izin vermez. Böyle bir zatın ısrarı karşısında Şeyh Kasım gitmek için diretmenin doğru olmayacağını düşünerek gitmekten vazgeçer. Memleketi olan ve asırlardan beri sülalece yerleşik olduğu Derşev’de mevcut emlak ve servetinden feragat ederek Aktepe köyünde ikamete başlar. Şeyh Hasan-i Nurânî’nin vefatına müncer olacak hastalığı esnasında, etba ve yakın akrabalar kendisinden sonra kime biat edeceklerini sorarlar. Şeyh Hasan ise halifesinin kim olduğunun belli olduğunu belirtir. O kişi Şeyh Kasım dır. Bunun üzerine muhtelif yerlerden çeşitli itirazlar gelir. Zira Şeyh’in dört oğlu olduğunu, onlarında ilmi zahirde kâmil olduklarını, büyük edip ve şair olarak divan telif ettiklerini, edebiyat ve ilimde otorite olduklarını ve yabancı birini kendisine halife seçip göstermesini anlayamadıklarını belirtirler. Bunun üzerin Şêx Hasani Nurani Hazretleri; “demek ki bugüne kadar ihlâs ve manasıyla benden istifade edememişsiniz! Aksi halde ne demek istediğimi idrak ederdiniz. Elbette ki, menkul ve gayrimenkul mallarım çocuklarıma ve varislerime intikal edecektir. Ancak haiz olduğum rabıta ve hikmet emanettir. Ve bu emanet ona intikal etmiştir. Halifem odur. Benimle irtibatını muhafaza ve devam etmek isteyenler ona biat suretiyle tahakkuk edecektir. Bundan sonra Şeyh Kasım sizin şeyhinizdir.” Şeyh Kasım, şeyhinin vefatından sonra bir süre Aktepe de tebliğ ve irşat vazifesini sürdürür. Fakat bir süre sonra oradan ayrılmak zorunda kalır. Ancak şeyhine olan vefa ve sadakatten dolayı memleketi olan Botan-Derşeve değil muhitte kalmaya karar verir. Bu nedenle halen Çınar kazasına bağlı Altunakar köyüne yerleşir. Ve kısa bir zamanda burada bir medrese inşa ettirir. Ve irşad ve tedrisata burada devam eder. Altunakar Medresesi Osmanlı idaresinde resmiyet kesbeder. İlahiyat Fakültesi mertebesinde olan bu medresenin mezunları devlet sektöründe istihdam hakkını kazanırlar. Bu nedenle her taraftan, bilhassa Ortadoğu mıntıkası Suriye, Irak ve Kafkasya’dan burada okumak için talebeler gelirdi. Şeyh Kasım El-Togari, Mürşidi Kamil Şeyh Hasani Nurani’den almış olduğu halifelik vazifesini bihakkın yerine getirerek, Kafkaslar’dan Şam’a Irak’tan Elaziz’in Palu kazasına ve Urfa Siverek ile Adıyaman’ın Kâhta kazasına kadar gelen ve çoğalan müritlerine gerekli irşatla; riyazat, çile, zikir, murakabe, tövbe, istiğfar, züht, tevekkül ve kanaât telkin talim ve temrini yaparak onların gerek cemiyet içinde beşeri faydalı bir uzuv ve gerekse masiva ve nefsanî zaaf ve şerden tebriye suretiyle kemale yardımcı olmaya medar cehd ve gayreti göstermiştir. Altunakar arazisi zamanla çoğalan aile efradının, mensuplarının, müderrislerin, talebelerin ve gelen misafirlerin iaşe ve ihtiyacını karşılayamayacak duruma gelir. Bunu üzerine Şeyh Kasım Altunakar ile hemhudut olan Gozelşeyh köyünü satın almaya talip olur. Bu köy imparatorluk idaresi tarafından oraya ikamete mecbur edilen Kırım Han’larından Musa Paşa’ya temlik edilmiş, kendisine köyde yazlık-kışlık bir konak inşa edilmiş ve mıntıkanın asayiş ve idaresiyle vazifelendirilerek asalet ve mertebesine layık bir muameleye tabi tutulmuş. Musa Paşa’nın vefatından sonra oğlu İslam Bey, kısa bir zaman sonra mıntıkadan ayrılmak istediğinden köyü bütün mal varlığıyla beraber sayışa çıkarmış. Bunun üzerine Şeyh Kasım köyü satın alır. Ve köy Şeyh Kasım’ın oğlu ve sonrada halifesi olacak Şeyh Neytullah adına tescil edilir. Şeyh Kasım’ın bildiğimiz kadar 2 kızı ve 5 oğlu olmuştur. Oğullarından biri kendisinden önce genç yaşta vefat etmiştir. Ve Şeyh Kasım çok sevdiği bu oğlunun adına şuan Altunakar da bulunan türbeyi yaptırmıştır. Daha sonra kendisi de vefat edince oğlunun yanına defnedilmiştir. Bölgede yaşanan sürgün olaylarında Şeyh Kasım’ın oğullarının her biri bir bölgeye sürgün edilmiş ve aile uzun zaman toparlanamamıştır. Şeyh Kasım el Togari Hazretlerinin Çınar – Altunakar köyündeki türbesinde ; Şeyh Kasım hazretleri ile oğulları Şeyh Muhammed Neytullah (v. 1916) ve Şeyh Mehmet Sait ile aynı aileye mensup 3 kadın medfundur. Türbe 1298 /1880 yılında yapılmıştır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Şeyh Sadık Ali – Sarı Saltuk
Diyarbakır – Sur içinde. Urfa kapının tam karşısında. Sarı saltuk mesicidnin içinde. Melik Ahmet paşa caddesinin hemen başında. Urfa Kapı’da bulunan Gülşeniler Tekkesinde metfundur. Türbede Sarı Saltukla birlikte Gülşen-i Alizade ve Hacı Salih Hafız Efendi de yatmaktadır. Rivayetlere göre Sarı Saltuk gezgin bir evliyadır. Gazalara da katılmıştır. İnanışa göre Diyarbakır da yaptığı bir savaş sırasında şehit düşmüş ve türbenin olduğu yere gömülmüştür. Sarı Saltukla ilgili çeşitli menakıblar ve rivayetler mevcuddur. Şüphesiz bu konudaki en önemli kaynak Sarı Saltuk’un hayatını konu alan Saltuk- name adlı eserdir. Ebulhayr-ı Rumi adındaki bir yazar Cem Sultan’ın emri üzerine Anadolu ve Rumeli’yi adım adım dolaşarak Sarı Saltuk’a ait menkıbeleri toplamış ve üç ciltlik bir eser haline getirmiştir. Eser tahminen 1480 yılında tamamlanmıştır. Saltuk-name’ye göre Sarı Saltuk’un asıl adı Şerif Hızır, babasının adı Seyyid Hasan dır. 16 . yy da inşa edilen türbe hem içten hem de dıştan sekizgen planlıdır. Türbenin dışı siyah ve beyaz renkte taş kullanılarak örülmüş ve kabartma yazılar kullanılarak hareketlendirilmiştir. İç mekanı da dış mekanı gibi taş süslemelerle vurgulanmıştır. Yazı sanatının en güzel örnekleri mak’ili ve sülüs hatlı yazıların yoğun olarak kullanıldığı görülmeye değer bir türbedir. Mak’ili yazılı panoların birinde ”saadet-bat” , diğerine ‘rabbil-ibad” yazıları bulunmaktadır. Kaynak ; Diyarbakır Kutsal Yerler Atlası ; T.C. Diyarbakır Valiliği , editör Doç.Dr. İrfan Yıldız Kaynak; Nebiler,I. Uluslar arası Sahabiler , Azizler ve Krallar Kenti Diyarbakır Sempozyumu 25-27 mayıs 2009 , diyabakır valiliği ve dicle üniversitesi , Diyarbakır camii hazirelerindeki Ulular ve Paşalar , Yrd.doç.Dr. Ahmet Akgüç Categories Sort Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations Categories: View location detail Get directions from Go Geo locate me
Hz. Saad Bin Ebu Vakkas (r.a.) – Makam
Diyarbakır – Sur içinde. Elzağı caddesinden gazi caddesine girerken hemen solda kale kapısının önünde. Sur İlçesi’nde, Ulu Beden Burcu’nun arkasında, çevresi demir parmaklıkla çevrilmiş iki kabir bulunmaktadır. Mezar taşlarından birinde sonradan yazıldığı anlaşılan Türkçe “Sahat b. Vakkas Ebu’l-Muhsin” yazısı bulunmaktadır. Diğer kabirde ise Arakçîn Baba diye de bilinen Şeyh Mehmed-i Berzencanî medfûndur “Sahat b. Vakkas Ebu’l-Muhsin” şeklinde belirlenen kabirde Diyarbakır’ın fethine katılan bir sahâbenin medfûn olduğuna inanılmaktadır. Bu “sahâbe”nin ise ünlü sahâbe Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.) olmadığı bilinmektedir. Çünkü Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.)’ın Diyarbakır’ın fethine katıldığına dair bilgi bulunmadığı gibi künyesi de Ebu’l-Muhsin değil, Ebû İshak’tır. Ayrıca Hz. Sa’d (r.a.)’ın kabrinin Medine’de Bakî Mezarlığı’nda bulunmaktadır. 1316/1898 tarihli Salnâme-i Diyarbekir’de, Diyarbakır’da kabri bulunan Peygamber, sahâbe ve evliyâya ait türbelerin anlatıldığı kısımda Diyarbakır’da “Sahat veya Sa’d” isimli bir sahabinin medfûn olduğuna dair de bilgi bulunmamaktadır. Bütün bu bilgiler dikkate alındığında Sa’d b. Ebi Vakkas’a ait zannedilen bu mezarın, “Sa’d-Saad” veya mezar taşında yazıldığı şekliyle “Sahat” adında başka bir sahabîye ait olduğu düşünülebilir. Buna karşın Ebubekir Feyzi, Sultan Abdülmecid’e ithaf ettiği Hülasa- i Ahvali’l-Buldan fi memâlik-i Devlet-i Al-i Osman adlı eserinde, çarşı içerisinde bulunan bu kabrin “İbavender” de denilen Sultan Saad’a ait olduğunu ifade etmektedir. Kaynak ; Diyarbakır Türbeleri , Prof. Dr. Yusuf Kenan Haspolat Categories Sort Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations Categories: View location detail Get directions from Go Geo locate me
Hz. Nebi Harut (a.s.)
Nebi Harut’un kabri Eğil’in 4 km dışında bulunan Haciyan Mahallesinde Nebi Zülkifl(a.s.)’ın eski kabrinin yanında bulunmakta olup baraj yapımından sonra Dicle Barajı Havzasında kalmıştır. 1316/1898, 1321/1903 ve 1323/1905 tarihli Diyarbakır Salnamelerinde Nebi Harut(a.s.)’ın Peygamber olduğu ve kabrinin de Diyarbakır’da bulunduğu bilgisi yer almaktadır. Bunun dışında Nebi Harut’un hayatı ve Peygamberliği hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Nebi Harut’un kabri Eğil’in 4 km dışında bulunan Haciyan Mahallesinde Nebi Zülkifl(a.s.)’ın eski kabrinin yanında bulunmakta olup baraj yapımından sonra Dicle Barajı Havzasında kalmıştır. Kaynak; Nebiler,I. Uluslar arası Sahabiler , Azizler ve Krallar Kenti Diyarbakır Sempozyumu 25-27 mayıs 2009 , diyabakır valiliği ve dicle üniversitesi , Diyarbakır’da Peygamber makam ve kabirleri, Ali Melek Categories Sort Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations Categories: View location detail Get directions from Go Geo locate me
Hz. Nebi Zünnun (Yunus) (a.s.) – Diyarbakır
Diyarbakır – Eğilde İlçe merkezinden Dicle barajına doğru giderken köy yolunun başlangıcında. Enbiya suresi 87. ayette’ Zünnun’u(Yunus’u) da an denmektedir. Tefsirlerde Zünnun : Balık sahibi anlamında kullanılır. Zünnun tefsirlerde ve islam tarihinde Yunus(a.s.) olarak anılmaktadır. Eğil bölge olarak Hz. Yunus’un yaşadığı devletin içindedir. Hükümdar Sardanepel Hz. Yunus’a ” Ben yalnız Ninova’nın değil bir ucu Fırat ötelerine , diğer ucu İran ortalarına dayanan Asur devletinin hükümdarıyım.” demektedir. Hz. Yunus’un bu bölgede yaşama yönü haritsal olarak Tarih-ül Enbiya ve Rüsul isimli eserde geçmektedir. Diyarbakır salnamesinde Hz. Zünnun’a eizze-i kiram de. Eizze-i kiramdan Zünnun hazretleri Eğil kasabasında medfundur der. Eğil’deki kabir ya Zennun isimli bir evliya kabridir veya Yunus(a.s.)’ ın kabridir. Bununla beraber Yunus(a.s)’ın bir diğer makamı da ; Diyarbakır Merkezde, Fis kayası mevkiindedir. Şehir surlarının altında bulun Fis mağarısıdır. Bu konuda Evliya Çelebi Seyahatname’sinde, Eski Musul’da oturan Hz. Yunus(a.s.)’ın o bölgenin halkını dine çağırdığını, tek bir kimsenin bile imana gelmemesine üzülüp Musul halkına beddua edince Eski Musul’un harap olduğunu, daha sonra Amid’e geldiğini halkın tamamının mucize istemeden Müslüman olmasına çok sevinip,” İliniz, halkınız devamlı sevinçli ve neşeli,bütün çoluk çocuğunuz uzun ömürlü, soylu ve doğru yolda olsun” diye hayır dua ettiğini ve Fis kayası denilen yerde bulunan mağarada yedi yıl ikamet ettiğini nakletmektedir. Eğil’de Ocak 2006 da nüfus kayıtlarına göre 5000 nüfuslu ilçede 6 zennun, 160 Yunus ismi vardır. Kaynak; Nebiler,I. Uluslar arası Sahabiler , Azizler ve Krallar Kenti Diyarbakır Sempozyumu 25-27 mayıs 2009 , diyabakır valiliği ve dicle üniversitesi , Diyarbakır’da Peygamber makam ve kabirleri, Ali Melek Kaynak ; Diyarbakır Kutsal Yerler Atlası ; T.C. Diyarbakır Valiliği , editör Doç.Dr. İrfan Yıldız Kaynak ; Eğil ve Turizm Peygamberler Kanti Eğil ; Prof. Dr. Yusuf Kemal Haspolat Categories Sort Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations Categories: View location detail Get directions from Go Geo locate me
Nebi Ömer ( İbn Pir-i Can)
Diyarbakır – Eğil – Ziyaret Tepesinde . Eğil ilçe merkezine girmeden 5 km uzaklıkta İÖ 900 -1000 yılları arasında Hz. Süleyman(a.s.) döneminde yaşamıştır. Hindistanlı ve Nebi Harun-ı Asefi’nin akrabasıdır. Hz. Süleyman’ın emri ile feth ve dinin yayılması için Harun-ı Asefi ile birlikte Eğil bölgesine feth etmeye gelmişlerdir. Burada yaşamış ve burada vefat etmiştir. Nebi Ömer(İbn pir-i can) ‘ın kabri Eğil’de ziyaret tepesindedir. Buradaki en eski türbe Nebi Harun türbesidir.Türbe içinde bulunan Çiçekli Kufi kitabeye göre yapı 557/1162 tarihinde Nisanoğulları döneminde inşa edilmiştir.Türbe için Nebi Harun-ı Asefi ile birlikte metfundur. Kaynak ; Diyarbakır Kutsal Yerler Atlası ; T.C. Diyarbakır Valiliği , editör Doç.Dr. İrfan Yıldız Categories Sort Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations Categories: View location detail Get directions from Go Geo locate me
Hz. Süleyman İbn Halid (r.a.)
Diyarbakır – sur içinde . Kale içinde Hazreti Süleyman camiindedir. Diyarbakır’ın en önemli manevi mekanlarında biri olan Hz. Süleyman camii, Nisanoğlu Ebul Kasım tarafından 1115-1160 yıllarında yapılmıştır. Nasıriye camii , Hz. Süleyman Camii ve Kale camii olmak üzere üç isimle anılır. Caminin bitişiğinde Diyarbakır’ın fethinde şehit olmuş Süleyman ibni halid dahil , 27 sahabe bu bölgede , 13 sahabe ise surların farklı yerlerinde şehit olmuş burada meşhedleri bulunmaktadır. Diyarbakır’ın fethi Hz. Ömer zamanında Caminin bulunduğu bölgeden başlamıştır. Türbeye açılan güneydeki pencerenin üzerinde 1631-1633 yıllarında yazılan kitabede Halid bin Velid’in oğlu ile 24 Sahabe’nin kubbenin altında metfun olduğu belirtilmektedir. Kitabenin metni şöyledir; ” Halid oğlu fatih-i Amid Süleyman Hazreti Kim yiğirmidört sahabeyle olup bunda şehit Kubbenin altında metfundur sahabe cümlesi Bu müşerref yerde mesken kıldırlar vekt-i medid Murtaza Paşa Silahdara Huda ihsan edüp Bir müzehhep perde astı üstüne anın cedid Kıldı ihya zib ü ziynette der ü divarını Kim okursa fatiha ruz-i ceza ola said ” Kuzey- Güney doğrultusunda dikdörtgen plan şemasında inşa edilen cami oldukça sadedir. Bazalt taş tamamen yapıya hakimdir. Cami, sahabeler türbesi, Namazgah, kare minaresi ve çeşme dizisinden oluşan bir yapı topluludur. Yapının minaresi de kare formlu minare olması bakımından dikkat çekicidir. Diyarbakır’ın müslümanlar tarafından fethinden günümüze kadar önemini kaybetmeyen ve halkın maneviyat aleminde değerini fazlasıyla koruyan bu sahabe türbeleri, Diyarbakır’ın manevi sembolü olup, yılda 100,000 kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Kaynak ; Diyarbakır Kutsal Yerler Atlası ; T.C. Diyarbakır Valiliği , editör Doç.Dr. İrfan Yıldız Kaynak; Nebiler,I. Uluslar arası Sahabiler , Azizler ve Krallar Kenti Diyarbakır Sempozyumu 25-27 mayıs 2009 , diyabakır valiliği ve dicle üniversitesi , Diyarbakır’da Sahabe Nesli , Prof. Dr. Muhammed Çelik Categories Sort Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations Categories: View location detail Get directions from Go Geo locate me
Şeyh Seyda Muhammed Emin El Hayderi
Seyda Muhammed Emin el-Haydari 1927’de Mardin Nusaybin İlçesine bağlı Kalecik köyünde dünyaya teşrif eylemiş, 2003 yılı baharında 76 yaşındayken hakkın rahmetine kavuşmuştur. Babası Seyda Molla Ahmed el-Hayderî (1887-1937), annesi ise Molla Ali Koçerî’nin kızı Sıddıka hanımdır. Babası Patnos, Erciş ve Dedeli bölgelerinde bulunan Hayderî aşiretinden olup, birinci dünya savaşında doğu cephesinde savaşmış, yaralanınca terhis edilmiş, rusların böl- geyi işgal etmesi üzerine ailesiyle birlikte Nusaybin ilçesine göç etmiştir. Seyda Muhammed Emin el-Hayderî henüz on yaşındayken, babası birinci dünya savaşında aldığı yaranın etkisiyle hakkın rahmetine kavuşmuştur. Babası vefatından önce ailesini toplayarak, kendilerine ilim dışında bir miras bırakmadığını ve ilme adanmalarını vasiyet etmiştir. Seyda Muhammed Emin el-Hayderi pederinin vasiyeti ve validesinin yönlendirmesiyle, henüz on yaşındayken 1937’de eğitim için Suriye Kamışlı beldesine bağlı Hazna köyüne gitmiş, orada Şeyh Ahmed el-Haznevi hazretlerinin (ö.1949) maiyetindeki “Hazna Medresesine” iltihak etmiş, on yıllık bir tedrisat sürecinden sonra 1947 yılında Seyda Abdurrezzak el-Heleli’den icazet almıştır. Buna göre yaklaşık 12 yıl Şeyh Ahmed el-Haznevî ’ nin medresesinde, yine onun maiyetinde ilmi ve tasavvufi bir eğitim almıştır. İlim ve tasavvuf alanında Şeyh Ahmed el-Haznevî’nin tasavvufi/manevi hayatının terbiyesinde yetişmiş ve adım adım kendisini takip etmek suretiyle onun maneviyatını özümsemiştir. İcazetnamesini aldıktan sonra yaklaşık 3 yıl Hazna köyünde müderrislik yapmış ve 1950’de Türkiye’ye geri dönmüştür. Türkiye’de Mardin’e bağlı Nusaybin, Midyat ve Kızıltepe ilçelerinde, Diyarbakır Silvan’a bağlı çeşitli köylerde müderrislik, ilim, tasavvuf ve irşad faaliyetlerinde bulunmuştur. Son olarak 1982’de Diyarbakır Silvan Bereketli köyünde müderrisliğe başlayarak çok sayıda tasavvuf, ilim ve irfan ehli talebe yetiştirmiş, talebelerini irşad için farklı bölgelere göndermiştir. Seyda Muhammed Emin el-Hayderî, irşad için belirli aralıklarla Diyarbakır ve çevresine seyahate çıkardı. Bu çerçevede Bingöl Genç İlçesine, Ilıcalar beldesine ve Dik köyüne gelerek çok sayıda insanın tövbe et- mesine, tasavvufa intisap ederek hidayet bulmasına, ilim, ahlak ve maneviyatta yol almasına vesile olmuştur. Seyda Muhammed Hayderî’nin Tasavvufî Yönü Seyda Muhammed Emin el-Hayderî ve oğlu Şeyh Ahmed el-Hayderî’nin Hâlid-i Nakşibendî’ye intisap silsilesi şu şekildedir: Silsile-i Şerifi Şeyh Seyda Muhammed Emin el-Hayderî, Şeyh Ahmed el-Haznevî medresesinde ve yine onun maiyetinde Şeyh Seyda Abdurrezak el-Helelî’den icazet almıştır. Seyda Hayderî, Şeyh Ahmed Haznevî’nin vefatından sonra Şeyh Ma- sum vasıtasıyla seyr-sulûk derslerine başlar, bilahare Şeyh Ahmed Haznevî’nin oğlu Şeyh Alaeddin Haznevî vasıtasıyla tasavvufî icazet alır. Bu açıdan kendisi ve medresesi ilmi/tasavvufî açıdan Hâlid-i Nakşibendî geleneğine Şeyh Abdurrezzak el-Helelî, Şeyh Alaeddin Haznevî ve Şeyh Ahmed el-Haznevî halkasıyla intisap etmektedir. Seyda Hayderî Şeyh Alaeddin ve Haznevî ailesine büyük bir sevgi saygıyla bağlıydı. Hazna köyüne gittiğinden “ben burada müridim der” ve herzamankinden daha mütevazi davranır, öyle ki Haznevî ailesinden mutasavvıf kimseler kendisini ziyarete geldiğinde sarığını çıkarır, sizin yanınızda benim şeyhliğim olmaz derdi. Şeyh Alaeddin Haznevî’ye büyük bir sevgiyle bağlıydı. Öyle ki onun vefatından sonra büyük bir üzüntüye kapılmış, manevi rehberin firkatinden kaynaklanan derin bir hüzünle onun hakkında tasavvufun derin izlerini taşıyan kasideler nazmetmiştir. Yüksek bir maneviyatı, derin bir bağlılığı, sevgiyi, hüznü içeren, tasavvuftaki deruni ilahi aşkı, derin bir peygamber sevgisini, hazna medresesine ve mürşide olan derin sevgi bağlılığın yanı sıra çeşitli tasavvufî temaları yine edebi ve derin tasavvufî imgelerle dile getiren bu kasideler, tasavvuf çevrelerinde mütalaa edilmektedir. Tasavvufî konularda ele aldığı Divan, Seyda Hayderî’nin deruni takvasını, yüksek mane- viyatını ve velayetini yansıtmaktadır. Günümüzde faaliyetlerine devam eden Hayderi medresesi ilim ve tasavvuf/maneviyat açısından Hazna medresesinin bir şubesidir. Hâlidî Nakşibendî mecrasında Hayderî Medresesine kaynaklık eden Hazna Medresesi bilahare ele alınacaktır. Seyda Hayderî’nin Eserleri Seyda Muhammed Emin el-Hayderî, zahir ve batın ilimleri toplayan, ilim fıkıh ve tasavvufu şahsında meleke haline getirmiş, sünnete bağlılığı ve nebevi ahlakıyla peygamber aşığı bir mutasavvıf, alim, edip, müellif ve müderris olmakla birlikte, bölgenin manen ihya ve inşası konusunda Hâlidî geleneğinin misyonunu icra eden güçlü halkalarından biriydi. Merhum pederi Molla Ahmed Hayderî’nin ve kendisinin tasavvufi şiir ve kasideleri ihtiva eden “Diwan a Hayderî” isimli kitabı müstakil bir şekilde basılmıştır. Seyda Hayderî temel itikadi bilgileri ihtiva eden “Eqida İmanê”, Hz. Peygamberin dünyaya teşrifi serencâmını ve medhini konu alan “Mewlud a Nebi” isimli bir mevlit kitabı, Hz. Peygamber’in doğumunu ve kısaca hayatını nazım ve nesir üslubunda ele alan “Mewlidu’n-Nebî” isimli bir risale, temel fıkıh/ilmihal bilgilerini ihtiva eden “Werdu’l-Etfâl” isimli bir eser telif etmiş ve bu eserler Diyarbakır’da Mektebet-u Seyda yayınevi tarafından, Tuhfetu’l-Hayderî ismiyle bir araya getirilmiş ve tek kitap halinde basılmıştır.16 Hayderî yalnızca zikredilen yazılı eserlerin yanı sıra, kendisinden geriye köklü bir medrese, ilim, tasavvuf ve irşad geleneğini de miras bırakmıştır. Vefatı ve Hayderî Medresesinin Günümüzdeki Durumu Seyda Muhammed Emin el-Hayderî Bereketli medresesini tamamladıktan sonra, 2000 yıllarına doğru Diyarbakır’a 15 km. mesafelik bir mevkide, yeni bir ilim/tasavvuf merkezinin temellerini atmıştır. Hayderî külliyesi Bingöl- Diyarbakır yolunda, Diyarbakır’a 15 km. lik bir mesafededir. 2003’te vefat eden Şeyh Seyda Muhammed Emin el-Haydarî’nin kabri şerifi bu külliyenin sınırları içindedir. Şeyh Muhammed Emin Hayderî’nin ilmî, tasavvufî ve manevî mirası, toprağa düşerek filizlenen bir tohum misali, onun vefatından sonra etrafa dal budak salmıştır. Nitekim vefatına yakın zamanlarda “benden sonra ilmi/tasavvufî hizmet gelişecek, inkişaf ederek etrafa dal budak salacaktır” demiştir. Kendisinden sonra tedris ve irşad kürsüsüne geçen oğlu Şeyh Seyda Ahmed el-Hayderî ilim, irşad ve tasavvuf mecrasında faaliyetleriyle pederini tasdik etmiştir. Seyda Ahmed el- Hayderî henüz babası hayattayken ilmi icazetnamesini aldıktan sonra, tarikat derslerini, tasavvufî seyr-u sulûk sürecini tamamlamıştır. Bunun üzerine ba- bası, Seyda Ahmed Hayderî’yi yanına alarak Şeyh Ahmed el-Haznevî’nin oğlu Şeyh Abdulğani el-Haznevi’ye götürmüş ve ondan halifelik talep etmiştir. Şeyh Abdulğani el-Haznevî, Şeyh Muhammed Emin el-Haydarî ile birlikte Seyda Ahmed el-Hayderî’ye halifelik vermiş, o da pederinden aldığı ilmi ve tasavvufî mirası geliştirerek günümüze taşımıştır. Seyda Ahmed el-Hayderî Diyarbakır merkezli olmak üzere Bingöl, Muş, Mardin, Urfa, Adana ve İstanbul’daki ilim ve tasavvuf merkezli irşad faaliyetlerine devam etmekte, irşad faaliyeti kapsamında belirli aralıklarla Bingöl’e, Bingöl’e bağlı Ilıca beldesine, Dik köyüne ve Genç ilçesine gelmektedir. Dik köyünde uzun yıllar boyunca medrese ilimleri okutan, tarikat ve irşad faaliyeti yürüten merhum Molla Zeki efendi, henüz ha- yatta olan Molla Heybet, Molla Halim ve Molla Muhammed efendiler ilim ve tasavvufta Hayderî medresesine bağlıdır. Seyda Ahmed el-Hayderî, Silvan karayolu üzerinde Diyarbakır’a 15 km. mesafelik bir mevkide, pederinin hayattayken başlattığı ilim ve tasavvuf külliyesini tamamlamış, Hayderî medresesini nicelik ve nitelik bakımından geliştirmiştir. Belirtilen mevkide cami, lojman ve yedi katlı bir medrese inşaatını tamamlamış, pederinin medrese, tasavvuf, ilim ve fıkıh geleneğini güçlendirerek devam ettirmiştir. Haznevî medresesinin bir şubesi olan Hayderî medresesi merkez olmak üzere Diyarbakır, Adana, Muş, Mardin, Urfa ve İstanbul’da yaklaşık 15 adet şube açmış ve faaliyete geçirmiştir. Bu şubelerden bir kısmı külliye vasfındadır. Kaynak ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Günümüzde Halidi Geleneğinde Fıkıh ve Tasavvuf İlişkisi ( Seyda Muhammed Emin El Hayderi- Medresesi Örneği) , Ramazan Korkut
Diyarbakır ve Sahabe
Diyarbakır’da Fetih sırasında şehit olan 40 sahabe ve eceliyle ölenlerle birlikte 500 sahabenin kabrini olduğu rivayet edilir. Diyarbakır’da tarihte 4 mezarlık vardı. Bu mezarlardan Urfa kapı ve Dağ kapı mezarlarının yakın zamanda kalktığını görüyoruz. Geriye Yenikapı ve Mardinkapı mezarlıkları kalmaktadır. Yaşlılardan öğrendiğimize göre iptal edilen mezarlardaki kemikler Mardin kapı mezarlığına nakledilmiştir. Bu durumda Şam’daki sahabe mezarlığı gibi Mardin kapı’nın da sahabe mezarlığı olma ihtimali yüksektir. Diyarbakır’da 500 sahabenin yaşadığına dair tarihi bir vesika da Diyarbakır müftülüğündedir. Mevlana Halid-i Bağdadi Diyarbakır’a geldiğinde sahabe türbesini ziyaret için camiiye girmiştir. Sahabeler bodrum katta yatmaktadır. Ancak camiye girer girmez Mevlana Halid hemen camiden çıkmıştır. Niçin dışarıya çıkıp dışarıda namaz kıldığını soranlara ” orada o kadar çok şehid bir arada idi ki, onları incitmektense dışarıda kılmayı tercih ettim”. Demiştir. Mevlana Halid-i Bağdadi kendi yazmış olduğu Farsça eserinde ayakların basamayacağı kadar yani yüzlerce şehid sahabeden bahseder. Kendi ifadesiyle ; ” Bu topraklarda o kadar çok sahabe var ki ben bu topraklara basmaya haya ediyorum” der. Kaynak; Nebiler,I. Uluslar arası Sahabiler , Azizler ve Krallar Kenti Diyarbakır Sempozyumu 25-27 mayıs 2009 , diyabakır valiliği ve dicle üniversitesi , Diyarbakır ilçelerinde Muhtemel sahabe Mezarları, Dr. Murat Özaydın
Şeyh Hasan El Nurani (k.s.)
Diyarbakır – Çınar – Aktepe köyü Şeyh Hasan El Nurani Hazretleri’nin Silsile-i Şerifi Şeyh Hasan el-Nurani, Diyarbakır velilerindendir. Hasan-El Nurani Hazretleri Hicri 1201 yılında Batman’ın El-Medine köyünde (eski adı Garzan Bölgesinin Koh Köyü) dünyaya gelmişti. Bu Köy Veysel Karani’ye yakın bir köydür. Adı Hasan Lakabı Nuranidir. Daha dünyaya gelmeden önce babasını kaybetmiştir. Annesi oldukça saliha bir bayandı. Çok fakir olduklarından dolayı köyün ağası Hüseyin Efendi bu Saliha hanımı hizmetlerinde kullanmak üzere yanında çalıştırmaya başladı. O zaman çocuk olan Hasan-el Nurânî de Hüseyin Efendinin yanında hizmetlerine devam etti. Altı yaşlarında iken küçük Hasan ağılda karanlık bir yerde oturuyordu. Hüseyin Efendi abdest almak üzere ağıla gittiğinde köşede bir Nur olduğunu görüp bu Nura doğru ilerledi. Nura elini vurduğunda, Nur’un Hasan’ın başında olduğunu fark etti. Bu olayın zuhur etmesinden sonra tüm ahali çocuk yaştaki Hasan’a “Nurânî” ünvanını verdiler. Hüseyin Efendi bu olaydan sonra Hasan-el Nurânî yi ilim tahsil etmesi için devrin büyük âlimlerine gönderdi. İlim tahsilini yörece meşhur olan Molla Halil-i Siirti’nin yanında yapar. Bu zat meşhur Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Halifesidir. Fıkıh, Beşeri İlimleri tahsil ettikten sonra Molla Halil-i Sîirtî Hazretlerinin yanına giderek Geometri ve Matematik ilimlerini tamamladı. Evliyanın büyüklerinden Şeyh Sâlih-i Sıbkî’nin sohbetlerine katılarak zâhirî ve bâtınî ilimleri öğrenip hilâfetle şereflenerek icâzet diplomasını aldı. Artık Şeyh Salihi-i Sıbki’nin halifesi oldu. Yaşı 25 ile 35 arası genç bir yaş. Hürmeten Şeyh Salih-i Sıbki Hazretleri; talebelerinden hilafete hak kazanan Şeyh İbrahim, Şeyh Hasan-i Nurani ve Şeyh Hamid-i Mêrdini’ye der ki; “Siz hilafete hak kazandınız ancak edeben gidin üstadım olan Şeyh Halid-i Cezeri’den hilafeti alınız!” Demiş ve bu üç zat da gidip Şeyh Halid-i Cezeri’den hilafet alırlar. Üstün kabiliyetini iyi bilen hocası, o dönemin Padişahı Sultan Abdulmecid’e yazdığı bir mektupla talebesinden bahseder. Padişah, anında Diyarbakır’a bağlı çok eski tarihi bir köy olan Aktepe köyü arazisinden 52 parselin tapusu ve o köyde bir tekke ve medrese kurma emrini gönderir. Bundan sonra Şeyh Hasan Efendi, Şeyh Sâlih Sıbkî’nin vasiyeti üzerine Diyarbakır’ın Bismil ilçesi Aktepe köyü yerleşerek, insanları irşâd ile meşgul oldu ve bölgenin halkını irşâd ederek birçok talebe yetiştirdi. Yaptığı ilmi ve manevi hizmetler için kendilerine dönemin Padişahı Sultan Abdulmecid tarafından bir Sancak ve çeşitli hediyeler gönderilir. Şeyh Hasan Efendi 1 kez hacca gitmiştir. Kendileri orta boylu, kumral ve sakalı tamamıyla beyazlanmamış, sireten de; çok halim selim bir zattır. Şeyh Hasan efendi birçok eser yazdığı halde, bunların birçoğu zamanla çeşitli olaylardan dolayı kaybolmuş veya zayi edilmiş, dolayısıyla isimlerini de tespit edemedik. Yapılan araştırmalar sonucunda torunlarında yalnızca kendisinin istinsah etmiş olduğu bir eseri bulabildik. Eserin adı: “El Miftah ul Maiyye. Fit Tarîkatin Nakşibendiyye.” Kitabın Müellifi: Şeyh Abdulhani en-Nablûsidir. Şeyh Hasan-i Nurani Hazretlerini bıraktığı halifeleri : 1- Abdurrahman-i Aktepe, (oğludur) 2- Molla Hasan-i Barê. (Barê Çınar’ın Bir Köyüdür) 3- Şeyh Kasım Altuhari (Altuxêr, şimdiki ismi Altunakar Çınar’ın Bir Köyüdür) 4- Şeyh Eyyüb-i Cırnık (Cırnık Terkan’ın Bir Köyüdür) 5- Şeyh Ahmed-i Hanevi. (teberrüken hilafet vermiştir) 6- Şeyh Muhammed Emin-i Şeyh Selemeta Hazretleri sülük yoluyla irşâd ettiği, icazet ve diploma verdiği talebelerindendir. Şeyh Hasan-i Nurani tasavvufta üveysilik yolunda birkaç evliyanın ruhaniyetinden feyz alarak büyük müceddit ve sancak sahibi oldu. Kerâmetleri pek çoktur. 1865 (H.1283) senesinde Diyarbakır’ın Bismil İlçesine bağlı Aktepe köyünde vefât etti. Türbesi bu köydedir. Vefatından sonra büyük oğlu Abdurrahman Aktepe irşâda devam etti. Seyyid Kasım da Diyarbakır’ın Çınar ilçesine bağlı Altuxêr (altunakar) köyüne irşâd vazifesi ile görevlendirdi. Yüce Allah sırrını mukaddes ve mübarek kılsın. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations