Bingöl'da Ziyaret Edilecek Türbeler
Bingöl bölgesinde 17 kayıtlı türbe, kabir ve makam bulunuyor. Aşağıdaki harita ve listede ziyaret saatleri, ulaşım ve ziyaret adabına dair bilgileri bulabilirsiniz.
Tüm Noktalar (17)
Şeyh Abdülhamit İnali
Şeyh Abdulhamit Solhan’a bağlı Hırbızun Köyünde dünyaya gelmiştir. Şeyh Abdülhamit, başta Qelencuk/Kalencik köyünde Mele Selim-i Dımılî’nin/(halife Selim) olmak üzere birçok âlimden ilmî dersleri almıştır. İlmî tahsilinden sonra ders vermek üzere Varto İnali’de kendi medresesini açmıştır. Nitekim Şeyh Kekê ve eski Varto Müftüsü Mele Hâlid gibi şahsiyetler onun medresesinde yetişmiştir. Onun döneminde civardan bazı ilim talebeleri, İbn Hacer’in Tuhfes’i, Şerhü’l-Mevakıf, Şerhu’l-Makasıd, İânetü’t-Talibin, Hâzın ve Nesefî tefsirleri gibi önemli bazı kitapları okumak üzere, hususi kendisine talebe olmaya ge- lirlerdi. Şeyh Mahmud (Sahak), Şeyh Abdülhamid’in Cemü’l-Cevami’e bir şerh yazdığını ve bunu gördüğünü söylemiştir. Ancak henüz bu kitaba ulaşılamamıştır. Şeyh Mahmud-i Melekanî’nin kendisi hakkında “Gulâ Şexâ” (Şeyhlerin Gülü) dediği Şeyh Abdülhamid, yüksek bir ilmî meziyete sahip olmasına rağmen mütevazi bir kişiliğe sahipti. O, kendisine mürit olmaya gelenlere “benim fakihlerim/talebelerim var, müritlerle uğraşacak fazla vaktim yok.” diyerek onları Rındaliya, Dadina ve Melekan köylerinde bulunan Hâlidîye tarikat şeyhlerine gönderirdi. Şeyh Abdülhamit İnali Silsilesi Kaynak ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Bingöl’de Halidilik ( Mele azın ailesi) , Abdülkerim Bingöl – Mehmet Faruk Araz
Kiğılı Şeyh Selim Efendi
Kığılı Şeyh Selim Efendi, takriben hicrî 1228 (m. 1813) tarihinde Bingöl’ün Kiğı ilçesine bağlı Aznafer (Doğankaya) köyünde dünyaya gelmiş. Babasının adı İsmail Ağa, Dedesinin adı Bekir ağadır. İlk eğitimini babasının yanında yaptı. Daha küçük yaşlarda iken önce Kur’an-ı Kerimi öğrendi, ardından da dinî ilimleri tahsil etti. Daha sonra ailesi ile birlikte Kiğı ilçesinin Haraba (Ayvadüzü) köyüne yerleşti. Şeyh Selim Efendi ilk tahsilini babasının yanında yaptı. Daha sonra babası İsmail ağa onu İstanbul’a Şeyh Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevî’nin medresesine gönderdi. Gümüşhanevî tekkesinde belli bir süre ilim ve tasavvuf eğitimi aldı. Ardından İstanbul’dan ayrıldı ve Palu’ya gelerek eğitiminin kalan kısmını Şeyh Ali Sebti Efendinin yanında tamamladı. Şeyh Ali Sebti’den Nakşibendiyye tarikatı hilafeti alan Şeyh Selim Efendi, bir ara Çan Köyünde Şeyh Ahmed el-Çanî’nin de yanında kaldı. Şeyh Ahmed Efendi’nin en iyi dostlarından biriydi. Şeyh Ahmed Efendi cenazesini Şeyh Selim Efendi’nin kaldırmasını ve namazını da onun kıldırmasını vasiyet etmişti. Vefat ettiğinde, vasiyetine uygun olarak cenazesinin tekfin ve teçhiz işlerini yapıp cenaze namazını kıldırdı. Şeyh Selim Efendi de diğer Nakşî şeyhleri gibi ilim ve irşad faaliyetlerinde bulunmuş bu amaçla özellikle Erzurum bölgesine birçok seyahatler yapmıştır. Şeyh Selim Efendi, başta Bingöl’ün Kiğı, Adaklı ve Yedisu İlçeleri olmak üzere Erzurum’un Çat, Tekman ve Karayazı bölgelerinde uzun bir süre irşad faaliyetlerine devam etmiştir. Bu amaçla kendisi daha hayattayken çocuklarının bir kısmı bu bölgeye hicret etmiş ve irşad faaliyetlerinde bulunmak üzere bu bölgelere yerleşmişlerdir. Şeyh Selim Efendi’nin sekiz tane çocuğu olmuştur. Bunlardan Şeyh Muhammed Efendi, Şeyh Mahmud Efendi, Şeyh Hasan Efendi, Şeyh Mustafa Efendi ile Şeyh Hüseyin efendi ve onların çocukları Erzurum bölgesinde görev yapmışlar, Şeyh Arif Efendi, Şeyh Ali Efendi ve Şeyh Ahmed Efendi ise daha çok Bingöl ve çevresinde görev yapmışlardır. Doğu memleketinde adet olduğu üzere hemen hemen her aile bir aşirete mensuptur. Şeyh Selim Efendi ailesi de Karbaşan aşiretine mensuptur. Bu aşiretin üyeleri genelde Bingöl’ün Kiğı ve Adaklı, Erzurum’un Çat ve Tekman ile Diyarbakır’ın Ergani İlçelerinde meskûndurlar. Şeyh Selim Efendi’nin özellikle Bingöl ve çevresi ile Erzurum ve çevresindeki ilim ve irşad faaliyetleri muhtemelen biraz da bundan kaynaklanmış olabilir. Şeyh Selim Efendi böyle davranmakla aslında neredeyse unutulmuş Kur’anî bir prensibi de hayata geçirerek, ilim ve irşad faaliyetlerine “Önce en yakın akrabanı uyar” ayetinin sırrınca, yakın çevresinden başlamak sureti ile bu görevi yerine getirmeye ça- lışmıştır. Bu şekilde bir hareket tarzı hem davasına hizmeti kolaylaştırmış, hem de kendisine karşı oluşan hüsnü teveccühü İslam davasına hizmette kullanmak suretiyle bölgenin dinî ve tasavvufî hayatına katkı sağlamıştır. Şeyh Selim Efendi Çapakçur bölgesinde âlim, müttaki ve abid bir zat olarak tanındı. Kendisi aynı zamanda şair bir zat olup yayınlanmış bir divanı vardır. Hayatını ilim ve irşad faaliyetleri ile geçirdi. Rivayet edilir ki Şeyh Selim Efendi irşad görevinde bulunmak üzere yanında müritleri ile beraber Bingöl’den Erzurum’un Tekman İlçesine doğru yola çıkar. O zamanlar şimdiki gibi vasıta araçları olmadığı için yolculuklar genelde at sırtında yapılır. Şeyh Selim Efendi Bingöl ile Erzurum’un Çat İlçesi arasında bulunan Yedisu mevkiine geldiği zaman, dağdan bir ayı inerek Şeyh efendinin üzengideki ayağını ağzına koyar. Etrafındakiler panik içerisinde durumu seyrederken, Şeyh Efendi tavrını hiç bozmadan elindeki sopa le hayvanın sırtına dokunur ve hayvan gider. Bir sene sonra irşad için müritleri ile yine aynı yolu kullandıkları bir sırada aynı ayı yanında iki yavrusu ile dağdan inip Şeyh Selim Efendinin üzengideki ayağını ağzına alır, Şeyh Efendi hayvana dua ettikten sonra hayvan uzaklaşıp gider. Yanındakiler bu olayın nedenini sorunca, Şeyh efendi onlara şöyle cevap verir: O hayvanın yavruları olmadığı için, benden dua istemişti. Ben de o hayvanın yavru sahibi olması için Allah’a dua ettim, Allah’ın izni ve müsaadesi ile bu sene yavruları oldu. Yine rivayet edilir ki Şeyh Selim Efendinin vefatından sonra kabrinin üzerine bir türbe yaptırılır. Türbeyi, Ermeni bir taş ustası yapmaktadır. O esnada yöre halkı zaman zaman Şeyh Efendinin kerametlerinden bahsederler. Ermeni usta, halkın anlattıklarının doğru olup olmadığını denemek ister ve çekicini türbenin temeline koyar. Türbenin inşaatı bitince yakınlarına, çekicimi türbenin temelinde unuttum, bu yüzden türbeyi yıkıp, çekicimi çıkarmak istiyorum der. Bunun üzerine Şeyh Selim efendinin çocukları ertesi güne kadar beklemesini söylerler. Ermeni usta o gece rüyasında çekicin türbenin dışına atıldığını görür ve sabah uyanır uyanmaz rüyasında gördüğü yere gider ve büyük bir şaşkınlık içerisinde çekicinin türbenin yanında olduğunu görür ve bu olay üzerine Müslüman olur. Vefatı Şeyh Selim Efendi, 1893 yılında Kiğı’nın Ayvadüzü (Haraban) köyünde vefat etmiş, vasiyeti üzerine köye hakim bir tepenin üzerine defnedilmiştir. Daha sonraki tarihlerde kabrinin üzerine bir kubbe yapılmış olup mezarı yöre halkı tarafından hala ziyaret edilmektedir. Kaynaklar ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Binböl ve Çevresindeki Halidilik , Mehmet Şirin Ayiş
Şeyh Süleyman el-Kuri (k.s)
Şeyh Süleyman Efendi, takriben Hicri 1205 (m. 1790) senesinde Bingöl merkeze 20 km. uzaklıkta bulunan Kur (Dikme) köyünde dünyaya gelmiştir. Aile, kendilerini Seyyid olarak kabul eder ve çevrelerinde böyle bilinirler. Şeyh Süleyman Efendinin Babası Mirzedin Efendidir. Mirzeddin Efendinin babası ise Arif Efendidir. Arif Efendinin ataları Bağdat veya Şam bölgesinden, Bitlis vilayetine, oradan da Çabakçur (Bingöl)’un Kur köyüne geldikleri rivayet edilir. Şeyh Süleyman Efendi’nin çocukluk yılları daha çok kendi köyünde geçmiştir. İlk tahsilini aynı zamanda âlim olan babası Mirzeddin Efendi’nin yanında yapmıştır. Daha sonra, manevi bir işaret sonucu Palu’ya gidip Şeyh Ali Sebti’nin yanında tahsil hayatına devam etmiştir. Uzun bir müddet Şeyh Ali Efendinin yanında kalan Şeyh Süleyman Efendi, medrese ilmini ikmal ettikten sonra, tarikat yoluna sülûk etmiş ve şeyhinin yanında seyr u sülûkünü tamamlamıştır. Şeyh Ali Efendi’den hem ilim, hem de tarikat icazetnamesi alan Şeyh Süleyman Efendi, Kur köyüne geri dönmüş, buradaki medresenin başına geçmiş, bir taraftan medresede talebe okuturken, diğer taraftan da bulunduğu çevrede irşat görevi yapmıştır. Daha sonra buradan ayrılarak Uzunsavat köyüne hicret eden Şeyh Süleyman Efendi, gittiği yeni yerde önce cami, ardından da medrese yaptırarak faaliyetlerine burada devam etmiş ve bu süre içerisinde pek çok talebe ve mürit yetiştirmiştir. Şeyh Süleyman Efendi kendi köyü olan Kur (Dikme)’da ilmî ve tasavvufî faaliyetlerini sürdürürken köyde cereyan eden ve kendisini manen rahatsız eden bir olaydan dolayı ailesi ile birlikte Erzurum tarafına gitmeye karar verir. Önce yol güzergâhı üzerinde bulunan Göriz köyüne gider ve kısa bir zaman burada kalır. Daha sonra oradan ayrılarak Uzunsavat Köyüne geçer ve birkaç gün de burada istirahat etmek ister. Bu arada aslen Çanakkale’nin Gelibolu İlçesinden olup, Kiğı bölgesine mutasarrıf olarak gönderilmiş Hüsnü Bey isminde bir şahıs kendi arazilerinde konaklayanların kim olduğunu öğrenmek için birkaç adamını gönderir. Gelenler burada konaklayan kişinin Şeyh Süleyman Efendi olduğunu öğrenir ve durumu Hüsnü Bey’e iletirler. Hüsnü Bey, Şeyhi ve ailesini arazilerinden çıkarıp uzaklaştırmak için tekrar adamlarını gönderir. Şeyh Efendi ise bize müsaade edin bir haftaya kalmaz gideriz diye kendilerine cevap verir. Ancak ikinci gün Hüsnü Bey bu sefer adamları ile beraber bizzat kendisi de gelir. Hüsnü Bey ve adamları atlarının üzerinde çadıra doğru giderlerken, Şeyh Efendi çadırın dışına çıkarak onların geldiği yöne doğru elini kaldırır ve atlar oldukları yerde dururlar. Bu hadise üzerine Hüsnü Bey, Şeyh Süleyman Efendi’nin büyük bir mürşid ve keramet sahibi bir zat olduğunu anlar, Şeyh Efendi’nin yanına yaya olarak gelir ve kendisine saygı göstererek buradan gitmemesi için bu defa kendisi ısrarda bulunur. Şeyh Süleyman Efendi önce bu teklifi kabul etmez, ancak Hüsnü Bey’in ısrarı üzerine murakabe yaptıktan sonra Erzurum’a gitmekten vazgeçer ve burada kalmaya karar verir. Şeyh Efendinin bu kararı üzerine Hüsnü Bey elinde bulunan bu günkü Uzunsavat köyü ve mıntıkasını kendisine vakıf olarak hibe eder. Bu gün tapu sicil kayıtlarında Uzunsavat köyü ve mıntıkası Şeyh Süleyman Efendi ve çocuklarına vakıf olarak verilmiş olup, bu bilgiler köy senedinde de yer almaktadır. Şeyh Süleyman Efendi, Uzunsavat köyüne yerleştikten sonra ilim ve irşad hizmetlerine artık bu köyde devam etmiş ve burada da kısa zaman içerisinde birçok talebe ve mürit yetiştirmiştir. Şeyh Süleyman Efendi, ilmi ile amel eden, takva sahibi âlim ve fazıl bir zatmış. Az konuşur, sürekli tefekkür halinde bulunurmuş. Konuştuğu zamanda muhatabının seviyesine göre hareket eder ve yavaş yavaş konuşurmuş. Düşünmeden konuşmaz, konuştuklarını mutlaka ayet, hadis ve sûfilerin güzel sözleri ile süslermiş. Şeyh Ali Sebti’nin yanında tahsil hayatını sürdürürken Şeyh Ali Efendi kendisine ayrı bir muhabbet beslermiş. Bunun sebebi ise Şehy Süleyman Efendi’nin genç yaşta hem âlim, hem de abid bir mertebeye ulaşmış olmasıdır. Şeyh Ali Efendi’nin kendisine olan bu muhabbetin sebebini anlamayan bazı talebeler, zamanla onu kıskanmaya başlarlar. Bunun üzerine Şeyh Ali Efendi, bir bahar mevsimi Şeyh Süleyman Efendi’ye evin damını loğlamasını (silindir) ister. Şeyh Süleyman Efendi tereddütsüz bu emri yerine getirir. Dama çıkar bacanın yanına oturur abasını başına geçirip evradını okumaya başlar. Bu arada silindir kendi kendine gidip gelerek toprak damı loğlamaktadır. Şeyh Ali Efendi orada bulunan bazı talebelere gidip Süleyman Efendi’nin silindiri daha yavaş götürüp getirmesini söylemelerini ister. Dama çıkan talebeler, Süleyman Efendi’yi başında abası evradını okurken görürler. Bu arada silindir de kendi kendine gidip gelmektedir. Bu manzarayı gören talebeler hayretlerini gizleyemez ve durumu Şeyh Ali Efendi’ye bildirirler. Şeyh Ali Efendi talebelere dönerek, gördüğünüz gibi benim Süleyman’a olan muhabbetimin sebebi onun bu manevi halidir der ve belli bir süre sonra da icazetini vererek ilim ve irşad faaliyetlerinde bulunmak üzere köyüne gönderir. Bu olaydan sonra Şeyh Süleyman Efendi, kendi köyüne döner ve burada medresenin başına geçerek vefatına kadar ilim ve irşad faaliyetleri ile meşgul olur. Şeyh Süleyman Efendi’nin vefatından sonra çocukları ve onların soyundan gelenler bölgede uzun yıllar medrese geleneği üzerinden ilmi tedrisat faaliyetlerine devam etmişlerdir. Bilinen Talebeleri Şeyh Süleyman Efendi, birçok talebe yetiştirmiştir. İsimlerini bilebildiklerimizi aşağıda zikredeceğiz: 1. Kur köyünden Şeyh Ahmet Çapakçurî, 2. Şeyh Mahmut (Oğlu) 3. Şeyh Mehmet (Oğlu) 4. Şeyh Enver (Oğlu) 5. Şeyh Hasan (Oğlu) 6. Kiğı’nın Karsini köyünden Ali Ağa 7. Şoğ köyünden Molla İsmail 8. Zağ köyünden Hacı Hasan’ın babası. Vefatı Şeyh Süleyman Efendi, 1887 tarihinde Uzunsavat Köyünde vefat emiş ve köyün mezarlığına defnedilmiştir. Kabrinin üzerine bir kubbe yapılmış olup mezarı yöre halkı tarafından hala ziyaret edilmektedir. Şeyh Süleyman Efendi hayattayken, Uzunsavat köyünün bir gün sular altında kalacağını söyler ve bu kerameti yıllar sonra ortaya çıkar. 1992 yılında Uzunsavat köyünde baraj çalışmaları yapılır ve baraj bittikten köy mezarlık da dâhil sular altında kalacaktır. Baraj yapımı esnasında kabrin olduğu yerde birçok olağanüstü durumlar müşahede edilir. Bunun üzerin hem barajı yapan yüklenici şahıs, hem de Bingöl Su İşleri Müdürlüğü Şeyh Efendi’nin ailesi ile görüşürler ve 1998 tarihinde ailesinin de rızası ile kabri Uzunsavat Köyünün yüksek bir tepesine nakledilir. Kaynak ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Binböl ve Çevresindeki Halidilik , Mehmet Şirin Ayiş
Şeyh Halid Halifani
Şeyh Hasan Halifani’nin büyük oğludur. 1874 tarihinde Halifan’da doğmuştur. Medrese tahsiline çok küçük yaşlarda dedesi Şeyh Ahmed Halifanî’nin yanında başlamış, daha sonra babasından dinî ilimlerle ilgili dersler almış, bilahare Erzurum’da zamanın meşhur âlimlerinden Memiş Hoca Efendiden eğitim almış, eğitiminin kalan kısmını amcası Şeyh Muhammed Emin Efendi’nin yanında tamamlamıştır. Medrese tahsilini tamamladıktan sonra gözlerinden rahatsızlanmış babası ve kardeşi tarafından tedavi edilmek üzere Halifan’dan önce atlarla Trabzon’a oradan da gemiyle İstanbul’a doktora götürülmüş, zamanın en iyi hekimlerine muayene ettirilmiş fakat tedavisi bulunamadığından çok genç yaşta âmâ olmuştur. Muhammed Emin Efendi’den icazetnamesini aldıktan sonra dedesi ve babasının mıntıkasında irşat faaliyetlerine başlamış, bu faaliyetler, vefatına kadar devam etmiştir. Şeyh Hâlid Efendi 1939 yılında 65 yaşında vefat etmiş, kabri, dedesi Şeyh Ahmed Halifanî’nin türbesinin yanındadır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Şeyh Hâlid Efendi’ye aynı zamanda amcası olan Şeyh Muhammed Emin Efendi tarafından Hicri 1345 (m. 1926) yılında tarikat icazetnamesi verilmiştir. Bu icazetname, 2015 yılında İstanbul Süleymaniye Külliyesinde aslına uygun bir şekilde restore ettirilmiştir. İcazetname, Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarından Dr. Ramazan Korkut tarafından tercüme edilmiştir. İcazetnamenin el yazması hali Sayın Faruk Yolcu’nun yanında muhafaza edilmektedir. İcazetname şöyle başlar: Şeyh Ahmed Efendinin oğlu hakir ve fakir ŞeyhMuhammed Emin, bu icazetnameyi 1345 (m. 1926) senesinde bir Cuma gününde Halifanlı Şeyh Hasan Efendinin oğlu Şeyh Hâlid için yazmıştır. Şeyh-i tarikat, Şeyh Muhammed Emin Halifanî, İmza ve Mühür. İcazet, hamdele ve salvele ile başlar, daha sonra Şeyh Muhammed Emin Efen- diye kadar Nakşibendiyye tarikatı silsilesi zikredilir. Ardından, Şeyh Hâlid’in bu icazetnabeyi hak ettiği ile ilgili şer’i deliller zikredilir, ardından Şeyh Mu- hammed Emin’in, Şeyh Hâlid’e nasihatleri ile biter. İcazetnamenin son kısmı şöyle devam eder: “Bu icazetname, Allah müminleri onun feyiz ve bereketiyle kuşatsın Şeyh Hâlid’in, Tarikat-ı Aliye-Nakşibendiyye’de zikir ve irşad telkininde bulunması için, onun te’sirini defalarca tecrübe ettikten sonra verilmiştir. Ona bu icazeti, Nakşibendiyye silsilesinin büyükleri ve bir de şeriat ve tarikat sahipleriyle istişare ettikten sonra verdim. Ona intisap eden ve onunla arkadaşlık yapan herkesin evliyaya intisap etmiş olacağına, akıllılarının ihata edemeyeceği sırlara mazhar olacağına güvence veriyorum. Ona kitaba ve sünnete sıkı bir şekilde bağlanmasını, fırka-i naciye olan ehl-i sünnet’e tabi olarak, keşf ve vicdan ışığında insanların inanç ve itikatlarını düzeltmesini, Kur’an ehline, fakihlere ve fakirlere karşı cömert olmasını, vakarlı bir şekilde davranmasını, hoşgörülü ve güler yüzlü olmasını, eza ve eziyet vermekten uzak durmasını, kardeşlerinin hata ve kusurlarına karşı müsamahalı olmasını, küçük ve büyük ayırt etmeksizin herkesle sohbet ve arkadaşlık yapmasını, husumetten, düşmanlıktan ve tamahkârlıktan uzak durmasını, salih amellerle Allah’a yaklaşmasını ve Rabbini razı etmesini tavsiye ediyorum. Şüp- hesiz Allah, kendisine tevekkül edenleri ve kendisine yönelenleri zayi etmez. Kurtuluş ancak doğrulukta ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’e tabi olmaktadır. Bunun dışında Allah Teâlâ’ya ulaşmak için başka hiçbir yol bulunmamaktadır.” İcazetnamede ayrıca Şeyh Hâlid’in, kimseden üstün olduğu zannına kapılmamasını, nefsini terbiye etmesini, kendisine karşı söz getirip götüren, onu itham altında bırakan ve ona haset ile yaklaşan kimseleri Allah Teâlâ’ya bırakmasını ve bu konuda hiçbir zorluk altına girmemesini tavsiye ediyorum. Çünkü bu tarikatın şeyhleri arasında öyleleri vardır ki, Allah Teâlâ takdir ederse, Allah Teâlâ’nın kudreti ve onların himmetiyle dağlar yerinden oynar ve yine onlar dilerse Allah Teâlâ’nın kudretiyle dağlar, en kısa zamanda yerinden sökülür fesat ve bozgunculuk yaşanmaz. Allah’a, Resulüne ehl-i beytine ve arkadaşlarına selam olsun Kaynak ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Binböl ve Çevresindeki Halidilik , Mehmet Şirin Ayiş
Şeyh Hasan Halifani
Şeyh Ahmed Halifani Efendi’nin büyük oğlu Hasan Efendi tasavvuf icazetnamesini Melekanlı Şeyh Abdullah Efendinin halifesi, Şeyh Mahmut Efendiden aldıktan sonra babasının medresesinde tedrisata başlamış ve aynı zamanda babasının mıntıkasında irşat görevi yapmaya başlamıştır. Bunun üzerine Sultan II Abdülhamit zamanında Aşağı Göynük bölgesine kadı olarak görevlendirilmiştir. Birinci Dünya Savaşı ortaya çıkınca, Ruslara karşı savaşmaya giderken, Karlıova’nın Kargapazarı köyünde hastalanmış, yanındakilerin ısrarları özerine geri dönmüş ve eve geldikten kısa bir süre sonra 1916’da Halifan köyünde vefat etmiştir. Kabri, babasının türbesinin bulunduğu Halifan mezarlığında meşhur söğüt ağacının dibindedir. Şeyh Hasan Halifani Silsilesi Kaynaklar ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Binböl ve Çevresindeki Halidilik , Mehmet Şirin Ayiş
Şeyh Ahmed Halifani (k.s.)
Şeyh Ahmed Halifanî, 1805 yılında eski ismi Kanireş olan şimdiki Karlıova İlçesinin Halifan köyünde doğmuştur. Halifan ailesi çevrede ilim ve edeb konusundaki hassasiyetleri ve bu konuda örnek olmaları ile bilinirlerdi. Bu yüzden Şeyh Ahmed Efendi, adeta bir ilim ve hikmet ocağında terbiye gördü ve büyüdü. Şeyh Ahmed Efendinin nesebi şu şekildedir: Şeyh Ahmed, Şeyh Mikail’in, Şeyh Mikail, Şeyh Yakub’un, Şeyh Yakup, Şeyh Cami’nin, Şeyh Cami, Şeyh İbrahim’in, Şeyh İbrahim ise Hacı Halife’nin oğludur. Aile, kendilerini Seyyid olarak kabul eder ve çevrelerinde böyle bilinirler. Ahmed Efendi’nin büyük dedesi Hacı Halife, küçük yaşta ilim tahsili için Halifan Köyünden ayrılır ve artık geri dönmez. Muhtelif medreselerde eğitim görür ve en son Bağdat’ta Şeyh Abdulkadir Geylani (k.s.) ekolünden gelen Kadirî medreselerinde ilmini tamamladıktan sonra icazetnamesini alır. İlmî tedrisatını ikmal ettikten sonra, ilim ve irşad faaliyetlerinde bulunmak üzere mürşidi tarafından Muş’un Bulanık İlçesi mıntıkasına görevlendirilir. Şeyh Efendi, Bulanık İlçesine geldikten sonra İlçeye bağlı Ğergis Köyünde medresesini kurar. Bir yandan müderrislik yaparken diğer taraftan da irşat faaliyetlerinde bulunur. Şeyh Ahmed Efendi, ilim ve irşad faaliyetlerine devam ederken zamanla çocuklarını da yetiştirir ve icazet verdiği iki oğlunu kendi köyü olan Gorıla’ya gönderir. Küçük yaşta köyden ayrılan Hacı Halife’nin iki oğlu, Abdurrahman Halife ile kardeşi İbrahim Halife babalarının köyüne dönerler. Tasavvuf ta icazet alanlara Halife dendiği için civardaki köylerden bunu duyan herkes her iki halifenin köyü anlamında Halifan demeye başlar ve o tarih ten sonra köy, Arapça ’da iki halife manasına gelen Halifan adını alır. Halifan’a gelen Abdurrahman Halife ve kardeşi İbrahim Halife, burada medreselerini kurup, hem ilmî tedrisat, hem de irşat faaliyetlerinde bulunurlar. Bu şekilde Halifan köyünde medrese geleneği çok uzun yıllar devam eder ve bu sayede burada çok büyük âlimler yetişir. İşte Şeyh Ahmed Halifanî, yukarıda da ifade edildiği gibi, Halifan köyünde Şeyh Abdurrahman ile beraber medrese kurup ilmi tedrisat yapan Şeyh İbrahim Efendinin oğludur. Şeyh Ali Sebti İle Tanışması Halifan ailesi, önceleri Kadirî tarikatına mensup iken, Şeyh Ahmed Halifanî, Şeyh Ali Sebti’ye intisab etmek suretiyle Nakşibendiyye tarikatına geçer. Şeyh Ahmet Efendi, ilim tahsilini ve tasavvuf eğitimini Şeyh Ali Sebti’den alır. İcazetnamesini ise, Şeyhin talebi üzerine aynı zamanda kendi Halifesi olan Melekanlı Şeyh Abdullah Efendi verir. Şeyh Ahmed Efendi icazetnamesini aldıktan sonra köyüne döner ve kendi medresesini kurar. Bir yandan medresede ilim tedrisatı yapar, diğer yandan mürşidi tarafından belirtilen Yukarı Göynük, Kanireş (Karlıova), Kortizi, Şuşar, Tekman, Hınıs, Çat, Korti, Lezgi ve Karayazı mıntıkalarında irşad yapar ve pek çok talebe ve mürit yetiştirir. Bilinen Halifeleri 1. Şeyh Derviş Efendi (Halifanlı), 2. Şeyh Sait Efendi (Halifanlı), 3. Seyda Molla Yusuf Efendi Karbaşanlı (Adaklı) 4. Seyyid Şeyh Hasan Efendi (Halifanlı aynı zamanda Şeyh Ahmed Efendinin oğludur.) Vefatı Şeyh Ahmed Halifanî, bütün ömrünü sadece Allah’ın rızasını elde etmek için ilim ve irşatla geçirmiş, dünya malına ve şöhretine asla önem vermemiştir. Şeyh Efendi, 1894 tarihinde doğum yeri olan Halifan köyünde vefat etmiş, türbesi köyün eski yerleşim yerindedir. Kaynaklar ;Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Binböl ve Çevresindeki Halidilik , Mehmet Şirin Ayiş
Şeyh Abdullah Melekani (k.s.)
Melekan, günümüzde Solhan ilçesinin sınırları içerisinde yer alan bir köydür. Aile, “Male Kal” isimli bir âlimin neslinden gelmektedir. Male Kal’ın esas adı Molla Mustafa’dır. Kal, mahalli lehçede ermiş ve seçkin kişi anlamına gelmekte olup, tıpkı Türkçe ’deki “Dede” unvanı gibi ilim ve irfan sahibi zatlara denir. Male Kal ailesi, Nakşibendiyye tarikatı ile tanışmadan önce de bölgede ilmî faaliyetleri olan, hayatlarını ibadet, zühd ve takva çerçevesinde yaşayan bir ailedir. Aile, ilim ve ahlak bakımından da çevrelerinde örnek kimseler olarak yaşamışlardır. Şeyh Abdullah Efendi , Male Kal’ın altıncı kuşaktan torunlarındandır. O da diğer kardeşleri gibi medrese tahsili görmüş, bölgede bilinen şekli ile molla olarak hayatını devam ettirip el emeği ile geçinen bir kimsedir. Kendisi aynı zamanda toplumda mütevazı ve takva sahibi bir zat olarak tanınmıştır. O güne kadar çevrelerinde ilmî faaliyetleri ile tanınan ve bilinen aile, Şeyh Abdullah Efendi’nin Şeyh Ali Sebti ile tanışması sonrasında yeni bir sürece girmiştir. Aile, yeni süreçte artık Şeyh Ali Sebti ile beraber bölgede Hâlidî-Nakşî geleneğin temsilcisi olarak ilmî tedrisat ile tasavvuf ve tarikat hizmeti de yapmaya başlamıştır Şeyh Ali Sebti ile Tanışması Şeyh Ali Efendi, tarikatını yaymaya başladığı dönemde zaman zaman Solhan ilçesinin Meneşkut yöresine ziyarete gider. O sırada bölgenin ileri gelen beyleri Ali Efendi için sıradan bir derviştir diye iltifat etmeyerek o zatın bu yörede dolaşmasını istemezler. Şeyh Ali Sebti, bu ziyaretlerinin bir tanesinde Melekan köyünde Molla Muhammed ismindeki bir zata misafir olur. Ev sahibi ile misafir konuşurlarken o arada içeriye biri girer. Şeyh Efendi içeri giren zatın kim olduğunu sorar. Molla Muhammed de kardeşim Molla Abdullah’tır işten geliyor diye cevap verir. Şeyh Ali Efendi kalkar ve kendisi ile kucaklaşıp, Molla Abdullah biz seninle en son nerede buluşmuştuk der. Molla Abdullah da Genç ilçesinin Sivan bölgesindeki Kelahsi köyünün camisinde diye cevap verir. Bunun üzerine ev sahibi Molla Muhammed “Bizim Abdullah bu güne kadar komşu olduğumuz Hazarşah komunu bile geçmemiştir diyerek hayretini ortaya koyar. Şeyh Ali Efendi ile Molla Abdullah bir süre sohbet ederler. Kendilerini dinleyen Molla Muhammed, konunun Nakşibendiyye tarikatı etrafında ilim ve irşad faaliyetlerinde bulunma meselesi olduğunu anlayınca o da bu tarikata sempati duyar ve kendilerine yardımcı olmaya karar verir. Aslında Şeyh Ali Efendi ile Melekanlı Molla Abdullah Efendinin buluşması, bölgede Nakşibendiyye tarikatının yayılması için bir dönüm noktası teşkil eder. Melekanlı Molla Abdullah Efendi’nin yetişkin ve ermiş olması, Nakşibendiyye tarikatına layık bir mürşid olabilme kabiliyetine sahip olması, ayrıca çevresinde bilinen saygın bir aileye mensub olması Şeyh Ali Sebti’yi çok sevindirmiştir. Zira Abdullah Efendi’nin, kendisine intisab etmesi ile tarikatın bu memlekete yayılması artık daha kolay bir duruma gelmiştir. Şeyh Abdullah Efendi’yi tarikat icazeti ile onurlandıran Şeyh Ali Efendi, artık müridi ve halifesi ile beraber irşad hizmetlerine başlar. Tanınmış bir aileye mensub olan Şeyh Abdullah Efendi’nin desteği ile Meneşkut ve civar yörelerdeki halk itiraz etmeden Nakşibendiyye tarikatına intisab etmeye başlarlar. Daha sonra bu iki mürşid, Boğlan köyü kenarında bulunan ziyaret havuzu mıntıkasında çadırlarını kurarak burayı irşad merkezi haline getirirler. Civar köylerde bulunan halk da buraya gelerek tarikata intisab etmeye başlar ve kısa bir süre içerisinde Meneşkut ve civarı Nakşibendiyye tarikatının nüfuzu altına girer. Bu iki mürşid zat sadece bu yöre ile yetinmez, zaman içerisinde Muş mıntıkası başta olmak üzere Bulanık, Malazgirt, Ağrı ve Erzurum mıntıkasının büyük bir kısmını defalarca dolaşarak irşad hizmetinde bulunurlar. Postnişin Olması Şeyh Ali Sebti’nin vefatından sonra yerine oğlu Şeyh Muhammed Masum geçti. Ancak kısa bir süre sonra o da vefat etti. Bunun üzerine gerek Şeyh Ali Efendi’nin ailesi, gerekse kendisine mensub halifeleri Şeyh Ali Efendi’nin postnişini olarak Şeyh Abdullah Efendi’yi kabul ettiler. Ancak Şeyh Abdullah Efendi, Palu’ya gitmek yerine irşad hizmetlerini Melekan köyünden devam ettirmiş, şeyhinin vefatından sonra irşad için kendisi ile beraber uğradıkları yerlerdeki bütün mürid ve mensublarını ziyaret etmiş ve onlara sahip çıkmıştır. Şeyh Abdullah Efendi, büyük bir ilim sahibi ve aynı zamanda da müridi olan Seyda Şeyh Ömer Efendi ile beraber bölgedeki ilim ve irşad faaliyetlerine devam etmiş ve pek çok halife yetiştirmiş. Bilinen Halifeleri 1- Şeyh Mahmud Efendi (Şeyh Abdullah’ın ağabeyi Molla Muhammed’in oğlu) 2. Seyda Şeyh Ömer (Mala Kal ailesinden) 3. Seyda Şeyh Hasan ( Seyda Şeyh Ömer’in kardeşi) 4. Seyda Mola Evliya (Haciyan köyünden). 5. Seyda Molla Feyzullah (Haciyan köyünden) 6. Şeyh Ahmed (Halifan köyünde) 7. Halife Efendi (Kurtuzi mıntıkası Geylan Köyünden) 8. Seyda Molla Musa (Kurtuzi mıntıkası Geylan Köyünden) 9. Seyda Molla Yusuf (Varto Rındaliyan Köyünde) 10. Şeyh Ahmed (Muş Ğaziyan Köyünden) 11. Şeyh Hüseyin (Muş Göl köyünden) 12. Şeyh Hacı Haydar (Varto Kers köyünden) 13. Şeyh Mahmud Efendi (Şeyh Ali Sebti’nin oğlu, Hınıs Kolhisar tekkesinin kurucusudur.) Şeyh Abdullah Efendi, yaşadığı bölgede, gerek Müslümanların kendi arala- rında, gerekse de Müslümanlar ile Ermeniler arasında, sulh, sükûnet ve adaleti yerleştirerek herhangi bir olumsuzluğa meydan vermeden müdahale eder ve olayları yatıştırırdı. Özellikle bölgedeki aşiretler arasında meydana gelen kavga ve cinayet olaylarına müdahale ederek olayları yatıştırır, insanların arasında çıkabilecek olumsuz durumların meydana gelmemesi için çaba sarf ederdi. Vefatı Şeyh Abdullah Efendi, vefatından kısa bir süre önce yerine daha önce Rus harbine katılmış yeğeni Şeyh Mahmut Efendi’yi postnişin olarak tayin etmiş ve geride hiçbir mal mülk ve servet bırakmadan Miladî 1877 yılında yaklaşık doksan yaşında vefat etmiştir. Kaynaklar ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Bingöl ve Çevresindeki Halidilik , Mehmet Şirin Ayiş
Şeyh Ahmed Hazyani (k.s.)
Şeyh Ahmed Hazyani , Âlim ve mutasavvıf Mele Kasım’ın oğludur. Bingöl’ün Solhan ilçesine bağlı Hırbızun köyünde dünyaya gelmiştir. İlk ilmi tahsilini babasından alan Şeyh Ahmed sonraları Muş’un Til köyünde (Korkut ilçesi) medrese tahsilini sürdürmüştür. Şeyh Abdullah Melekanî’den halifelik aldıktan sonra onun emriyle Xaziyan/Savaşçılar köyüne yerleşmiş ve orada ilmi ve tasavvufi anlamda hizmeti yürütmüştür. Kimseye halifelik vermemiştir. 93 harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus savaşında oğlu Şeyh Hasan ile birlikte Ruslara karşı mukave- met gösteren sivil unsurlara dâhil olup aktif olarak savaşa katılmıştır. Şeyh Ahmed’in ölüm tarihi 1890 veya 1891 yılıdır. Tahminen 80 yıl yaşamıştır. Ailenin Nakşî Hâlidiyye tarikatına geçmesinden sonra bu tarikattan icazet alan ilk kişidir. İcazetinden sonra irşad ve ilim hizmetleri için Haziyan köyüne gidip buraya yerleşmiştir. Şeyh Ahmed Hazyani Silsilesi Kaynak ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Bingöl’de Halidilik ( Mele azın ailesi) , Abdülkerim Bingöl – Mehmet Faruk Araz
Şeyh Ahmed el-Çani (k.s.)
Şeyh Bahauddin Rındaliyani
Şeyh Ebubekir Melekani’nin ilk halifesi olan Şeyh Bahauddin aslen Muş Varto ilçesinin Rındaliyan köyünden olup yörenin büyük âlimlerinden birisidir. Şeyh Bahauddin, Şeyh Ebu Bekir’in oğlu Şeyh Vahdettin’in medrese tahsilini, 1952 yılında yanında ikmal ettiği kimsedir. Kaynaklar ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Halidi Geneğin Melakan örneği bağlamında Şeyh Ebu Bekir’in hizmetleri , Naim Döner
Molla Abdullah El – Bingoli (Dalar )
Molla Abdullah Dalar 1923 Yılında Bingöl’ün Genç ilçesine bağlı Sarısaman köyünde dünyaya geldi. Babasının Mahmut dedesinin adı Muhammed’dir. Ticaretle uğraşan babası Genç ilçesinin zenginlerinden idi. Molla Abdullah medrese tahsiline kadar ailesiyle birlikte kalmış, kardeşlerin büyüğü olması hasebiyle babasına yardımcı olmuştur. Askerlik vazifesini yerine getirdikten sonra ilim tahsili için gurbet yolculuklarına başlamıştır. Evlendikten sonra ailesini de yanına alarak Muş’un farklı köylerinde ilim ve irşad faaliyetlerinde bulunmuştur. Seyda Molla Abdullahi Muş’ta medrese eğitimine devam ederken hocası Seyda Molla Mahfuz’la birlikte Oxin’e gidip bazı zaman dilimlerinde orada kalıp dersler okuyordu. Oxin’de Hâlidî geleneği halifelerinden Muhammed Diyauddin’in (Hazret) halifesi Şeyh Alauddin’in yanında Nakşibendî tarikatına intisap etti. Şeyh Alauddin’in vefatından sonra başka kimseye intisap etmedi. İlim tahsilini bitirdikten sonra Muş’un Sürügüden (Xırbe) köyünde bir yandan irşad faaliyetlerinde bulunuyor diğer yandan medresede öğrenci yetiştiriyordu. Bu yıllarda tasavvuf eğitiminden uzak kalmasından kaynaklanan manevi bir boşluk hissetti ve bu boşluğu doldurmak için bazı arayışlar içerisinde oldu. 1966 yıllarında bir mürşit bulmak için önce Hicaz’a gitti. Üç ay orada kaldıktan sonra Suriye’nin başkenti Şam’a geçti. Burada da aradığını bulamayan Molla Abdullah, Hazne’de Şeyh Ahmet’i Haznevî’nin oğlu Şeyh Alauddîn Haznevi’nin yanına giderek orada tasavvuf eğitimine başladı. Yaklaşık üç yıl amel eden bu eğitimden sonra Şeyh Alauddîn tarafından kendisine Halifelik verildi. Şeyh Alauddin’in vefatından sonra oradan ayrılarak Türkiye’ye geri döndü. Geri döndüğünde tarikat faaliyetinden ziyade medreseler kurarak eğitim hizmetinde bulunmayı, ilim adamı yetiştirmeyi ve topluma dinin zarurilerini anlatmak suretiyle irşat etmeyi tercih etti. Molla Abdullah Bingöli ( Dayar ) Silsile-i Şerifi Doğu ve Güneydoğu’nun farklı yerlerinde bir müddet fahri, daha sonra resmi olarak hizmet yapmıştır. Emekli olduktan sonra Gaziantep’e yerleşmiş orada medrese eğitimi vermeye başlamış günümüzde halen faal olan bir medrese inşa etmiştir. Gaziantep’te ilmi faaliyetler yapmakla birlikte daha önce görev yaptığı Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde bir büyük bir medrese inşa etmiş, ömrünü geri kalan kısmını bu iki şehir arasında geçirmiştir. Günümüzde oğlu Molla Muhammed Dalar idaresinde Gaziantep’te iki, Kırıkhan’da bir medrese olmak üzere ilmi faaliyetler devam etmekte olup bu medreselerde her yıl onlarca öğrenci ilmi icazet almaktadır. Zamanını hep ilim ve irşat yolunda hizmet etmekle geçiren molla Abdullah hayatının son dönemlerinde kalp rahatsızlığına yakalandı. Belli aralıklarla tedavi görüyordu. En son gittiği Ankara’da tedavi görürken 22 Temmuz 2002 tarihinde rahmeti rahmana kavuştu. Molla Abdullah, “Dünyada beni en çok sevindiren şeylerden birisi de dünya malını miras olarak bırakmamamdır” diyordu. O, dünya malını miras olarak bırakmadı fakat geride Müslümanlara İslami değerleri aktarmaya çalışan yüzlerce öğrenci ve onu tanıyan binlerce kişinin hafızala-rındaki İslami öğütleri miras olarak bırakmıştır. Kaynak; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Bir Halidi Müderris: Molla Abdullah El – Bingöli ve İlmi Faaliyetleri , Abdullah Bedeva
Şeyh İbiş ( İbrahim )
Şeyh İbiş (İbrahim) Temmuz 1866 yılında Baskil’in Şefkatli köyünde dünyaya gelmiştir. Nefesoğulları olan soy isimleri daha sonra Yünkül olarak değişmiştir. Şeyh İbiş önceleri Mustafa Kazım Baba adında bir mürşide bağlıydı. Şeyh Kekê’nin Baskil’e gelmesi döneminde yaşadığı bir olay üzerine kendisine bağlanıp mürit olmuştur. Şöyle ki Kekê, ailesi ile birlikte Baskil’e geldiğinde Şeyh İbrahim’in evine misafir olmuştur. Ev sahipleri onun yatağını kapı eşiğine yakın hazırlamış ve kendisine değersiz bir misafir olarak hizmette bulunmuşlardır. Şeyh İbiş aynı gece gördüğü bir rüya görmüş olacak ki Şeyh İbiş uykudan telaşla kalmış ve hanımına “hanım kalk biz, büyük bir hata etmişiz. Bu misafirimiz değerli bir misafirdir, hünerini anlayamamışız.” demiştir. Ardından Şeyh Kekê’yi uyandırmış ve ona “hakkınızı helal edin, size saygıda kusur etmişiz” diyerek yattığı yeri değiştirmişlerdir. Şeyh Kekê, yanında bir süre amel eden bu zata, tasavvuf icazeti vermiştir. Bu icazet halen torunları tarafından muhafaza edilmektedir. Âlim ve muttaki olan bu zat çok zaman geçmeden 1905 yılında vefat etmiştir. Kaynaklar ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Bingöl’de Halidilik ( Mele azın ailesi) , Abdülkerim Bingöl – Mehmet Faruk Araz
Şeyh Ebu Bekir Melekani
Şeyh Ebubekir, Şeyh Kekê ’nin Şeyhi olan Şeyh Mahmud’un oğlu ve Şehit edilen Şeyh Abdullah’ın kardeşidir. Kendisi 1896 yılında Melekan’da dünyaya gelmiştir. İlim tahsilini ilk olarak Şeyh Abdullah Efendi’den (Sanî)’den almıştır. Mele İhsan Alın (Hazarşah), Şeyh Ebubekir ile ilgili yazmış olduğu hatıratında; babasının 1931 yılı Şubat ayında Babası (Mele Ali)’nin Şeyh Kekê, Şeyh Abdullatif ve Şeyh Tayyib (Haci) ve Hacı Said Daidinanlı ile birlikte hacca gittiğini yazar. Bu hatıratında babasından duyduğu şu olayı anlatır: Bir sabah Şeyh Kêkê’nin yanında bulunuyorduk. Şeyh, Seyyid Abdülhamid Ankavî’nin de bulunduğu bu mecliste bize “Bana Şeyh Ebubekir’e icazeti vermem, ilham edildi.” dedi. Şeyh Kekê, burada Şeyh Ebubekir’in icazetini hazırladı ve hacdan döndükten sonra 1931 yılında kendisine icazetini verdi. Bu döneme kadar Beroj’da ikamet eden Ebubekir Efendi, 1936’da Melekâna geçti. Tarikat ve ilmî faaliyet- lere başladı. Bunun için Mele Zahir Tendurek’i müderris olarak getirmiş ve Melekân’da tasavvuf ve ilim adına hareketli bir dönem başlatmıştır. Böylece Şeyh Sait hareketinde şehit edilen Şeyh Abdullah Efendi’den sonra Melekân’a hareket kazandırmıştır. Aklı ve feraseti ile tanınan ayrıca bölgesinde tasavvuf ve ilim yanında toplumun sorunları ile yakından ilgilenen Şeyh, Hâlidîliğin yayılmasında etkin bir rol ortaya koyan Şeyh Ebubekir Efendi 1972 yılında vefat etmiş ve Melekan’da defnedilmiştir. Kaynak ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Bingöl’de Halidilik ( Mele azın ailesi) , Abdülkerim Bingöl – Mehmet Faruk Araz
Şeyh Vahdettin el-Melekani
Şeyh Ebu Bekir Melekani ‘nin oğlu Vahdettin Efendi, önemli ölçüde Melekan medresesinde özel olarak getirilen Molla Muhammed Hâlid el-Parhangukî, Seyda Molla Abdulhamid es-Sağnisî ve Seyda Muhammed Zahir et-Tendürkî’den medrese usulünde eğitim görmüştür. Kalan birkaç kitabını Seyda Şeyh Bahauddin’in yanında okuyarak 1952 yılında medrese ilmini tamamlamış ve Melekan’da 1969 yılına kadar burada talebe okutmuştur. Bu tarihte Bingöl’e taşınmasıyla Melekan Medresesi kapanmış, bu durum, yöre için büyük bir kayıp olmuştur. Şeyh Ebu Bekir Efendi iyi bir âlim, nazik ve herkes tarafından güvenilir olarak bilinen biricik oğluna bir merasimle tarikat icazeti vermiştir. Vahdettin Efendi de oğlu Şeyh Selahaddin’e, Molla Abdullah el-Kasmanî (Bingöl) (ö. 2017)’ye Molla Abdullah Akdeniz’e, Molla Hadi Karbaşanî’ye (Özmen), Seyda Molla Muhammed Selim’in oğlu Molla Faysal Daninanî’ye (Taş) icazet vermiştir. Şeyh Selahaddin halen Bingöl merkezde ikamet etmektedir. Molla Abdullah Bingöl ise bir süre Solhan Kasıman köyünde tedrise bulunduktan sonra Bingöl merkeze yerleşmiş, 2017 yılında burada vefat etmiştir. Molla Abdullah Akdeniz Solhan’da uzun yıllar imamlık yapmış, vaaz ve irşatta bulunmuştur. Halen Solhan merkezde ikamet etmektedir. Molla Faysal, ise köyü Daninan’da tedrise devam etmektedir. Şeyh Vahdeddin Efendi 15 Mayıs 2009 da vefat etmiştir.
Şeyh Ali Hırbızuni
Şeyh Ali, Hırbızun’da doğmuş ve yaklaşık 73 yıl yaşamıştır. Yaklaşık bin dokuz yüz küsur yıllarında vefat etmiştir. İlmî tahsilini ilk olarak babasından almıştır. Daha sonra farklı hocalardan ilim tahsilinde bulunmuştur. Şeyh Ali, Hâlidîlik icazetini Melekanlı Şeyh Mahmud’dan almıştır. Halasının oğlu olan Şeyh Mahmut vefat etmeden önce, “Beni dayımlarımdan Şeyh Ali yıkasın!” diye vasiyette bulunmuştur. Şeyh Muhammed’in üç oğlundan biri olarak dünyaya gelen Şeyh Ali’nin diğer iki kardeşinden biri Şeyhê; diğeri de Hatê (Şeyh Hasan)’dır. Şeyh Hasan (Hatê) muhacirlik döneminde Urfa’da vefat etmiş ve Urfa’da Şeyh Hasan Haziyanî’ye yakın bir yerde defnedilmiştir. Torunu olan Şeyh Tahir, Şeyh Ali’nin Ermeni olaylarının başlamasından evvel, gidişattan Ermenilerin olay çıkaracağını ve buna binaen olayların kontrolsüz gelişeceğini sezmiştir. Bu olaylara matuf olarak “Yakında bazı olaylar gelişecek ve zülüm kime yapılırsa yapılsın haramdır.” demiş, bu sayede, çevresindekiler olayların en gergin döneminde temkinli olmuşlardır. Şeyh Ali bizatihi tarım ve hayvancılık ile uğraşarak geçimini sağlamaya çalışmıştır. İslamî ve Tasavvufî hizmetleri dışında ticaretle de uğraşan Şeyh Ali’den kemal ve kerametleri ile söz edilmiştir. Şeyh Ali Hırbızuni Silsilesi Kaynaklar ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Bingöl’de Halidilik ( Mele azın ailesi) , Abdülkerim Bingöl – Mehmet Faruk Araz
Şeyh Abdulhamid Haziyani
Muşun Xaziyan/Savaşçılar Köyünde dünyaya gelen Şeyh Abdulhamit’in Doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. Babası ve çevredeki âlimlerden ders almış ve Melekan köyüne geçip Şeyh Kekê ile birlikte sulûka girmiştir. Şeyh Mahmud Efendinin yanında manevi terbiye aldıktan sonra Şeyh Mahmud Ken- disine halifelik vererek Hâlidî tarikatında Nakşibendî şeyhi olmuştur. 1901 yılında Haziyan köyünde vefat etmiştir. Kimseye halifelik vermemiştir. Şeyh Abdulhamid Haziyani Silsilesi Kaynaklar ;Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Bingöl’de Halidilik ( Mele azın ailesi) , Abdülkerim Bingöl – Mehmet Faruk Araz
Şeyh Mahmud Melekani
Halidi-Nakşi geleneğin en önemli özelliklerinden birisi ilim ve tasavvuf birlikteliğini sağlamak, şeriatın ilkelerine sımsıkı sarılmak, nefisle mücadelenin yanı sıra cihad ruhuyla yetiştirilen mürşitlerin ve şeyhlerin aynı zamanda birer aksiyon adamı olarak yetiştirmektir. Molla Abdullah Akdeniz’in ifadesiyle “Ashab-ı kiramın yolunu takip eden tarikat şeyhleri birer komutan, müritler ise birer askerdi” Nitekim Şeyh Abdullah Efendi’nin emriyle yeğeni ve halifesi olan Şeyh Mahmud Efendi’nin müritlerle beraber, Kars’a giderek 1877 yılında 93 Harbine katılması bunun bariz bir göstergesidir. Şeyh Mahmud, Şeyh Ali Sebtî ’nin 1242/1827 yılında Palu’ya geldiği yıl Melekan’da dünyaya gelmiştir. Melekan’da Molla Abdullah Kuk’tan okumuş, ondan ilmî icazet almıştır. 1294/1877 yılında ise amcası Şeyh Abdullah Melekani kendisine tasavvuf icazeti vermiştir. Böylece mürşid-i kâmil Şeyh AbdullahEfendi’nin vefatından sonra ilim ve tarikat hizmetleri yeğeni ve postnişini Şeyh Mahmud tarafından yürütülmüştür. O da müritlerini bir bölümü penceresiz olan çilehanede kırk gün devam eden fikir, zikir ve riyazetle seyr-i sülük eğitimine tabi tutuyordu. Şeyh Mahmud Efendi, 13 halife yetiştirerek bunlara icazet vermiştir. Bunlardan birisi Şeyh Said’le kıyam eden oğlu Şeyh Abdullah es-Sanî, bir diğeri de Şeyh Kekê unvanıyla bilinen ve daha sonra Şeyh Ebu Bekir Efendi ’ye icazet verecek olan Şeyh Abdülmecid’dir. 1315-1316 yılında beraberinde kalabalık bir heyetle hac yolculuğuna çıkan Şeyh Mahmud, Şam’da Mevlânâ Hâlid’in kardeşi Şeyh Mahmud Sahib’in evlatlarından olan Şeyh Es’ad ile tanışmış ve ona misafir olmuştur. Ramazan ayını Şam’da geçiren ve burada büyük bir ilgi ile karşılanan Şeyh Mahmud, Şam’daki tekke ve camilerde halkı etkileyen vaaz ve irşatta bulunmuştur. Aziz Efendi’nin anlattığına göre Kâbe’de Efendi ellerini açarak Cenab-ı Allah’ın huzurunda mahcup olmaması için işlediği hataların cezasını bu dünyada çekmesi yönünde dua etmiş ve beraberindekilerden âmin demelerini istemiş, onlar da âmin demişlerdir. Hac dönüşünde belki de bu duanın bir kabulü olarak ağır bir felç geçiren Şeyh Mahmud birkaç yıl yatalak kalmış Rumî 1326, Miladî 1910 yılında Melekan’da vefat ederek burada defnedilmiştir. Şeyh Mahmud Melekani’nin Silsile-i Şerifi Kaynaklar ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Halidi Geneğin Melakan örneği bağlamında Şeyh Ebu Bekir’in hizmetleri , Naim Döner