Antalya'da Ziyaret Edilecek Türbeler
Antalya bölgesinde 21 kayıtlı türbe, kabir ve makam bulunuyor. Aşağıdaki harita ve listede ziyaret saatleri, ulaşım ve ziyaret adabına dair bilgileri bulabilirsiniz.
Tüm Noktalar (21)
Zincirkıran Mehmet Bey
Antalya – Merkez ‘de Yivli Minare Külliyesi içerisinde ..
Nigar Hatun Türbesi
Antalya – Merkez’de Yivli Minare Külliyesi içerisinde …. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
İlla Baba
İlla Baba Türbesi, Çalpınar (Köyü) Mahallesindedir. Köy içinden geçen derenin karşı tarafındadır. Çalpınar köyünün eski adı İlla’dır. Köyün ismini burada medfun olan İlla Baba’dan aldığı söylenmektedir. Ermiş bir zat olarak anılmaktadır. Türbe betonarmeden kare plana yakın inşa edilmiştir. Türbe içinde üç sanduka bulunmaktadır. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Antalya , Abdulhalim Durma
İshak Dede – Elmalı
Antalya İli, Elmalı İlçesi merkezinde, Kapmescit Mahallesi, İshakdede Caddesindedir.
Haydar Baba – Elmalı
Antalya – Elmalı’da Abdal Musa’nın talebelerinden olduğu söylenir.
Aşık Doğan Dede
Şeyh Şücaeddin
Şeyh Şücaeddin Türbesi ; Antalya’nın merkezinde, Kızıltoprak mahallesinde ve Çaybaşı kahvesi diye bilinen mevkide yer almaktadır. 239 tarihinde inşa edilmiş olan türbe girişinin iki yanında sivri kemerli sathi bir niş içerisinde iki kitabeye yer verilmiştir. Selçuklu sülüs hattı ile Arapça yazılan kitabelerden girişin sağında yer alan ayet kitabesi, diğeri ise yapının inşa kitabesidir. Yapıya ait vakfiye bulunamamıştır. Eserin etrafında bir takım binaların bulunduğu veburasının bir tekke olduğu bilinmekte ise de bugün diğer yapıların sadece temel kalıntıları ile türbe kalmıştır.Kitabesinde de eser, imaret ve türbe olarak geçmektedir.Onarımdan sonra kitabe artık görünmemektedir. Türbenin inşa kitabesinde isimleri tam okunamayan iki kardeşin bu binayı muhtemelen Şeyh Şücaeddin adındaki bir zat için yaptırmış olduğu kabul edilir. Günümüzde belirli gün ve gecelerde ziyarete açılan türbe genel olarak kapalı tutulmaktadır. 1969 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore ettirilen yapı, iyi durumdadır. Günümüzde bazı kısımlarında değişiklikler meydana gelmiştir. Yapının kubbesindeki orijinal örtü, kiremitle değiştirilmiştir. Cenazelik katınındöşemeleri orijinalliğini korurken, ziyaretgah katınındöşemeleri yok olmuş ve yerine beton dökülmüştür. Cenazelik ve ziyaretgah katlarına sahip yapı,kubbe ile örtülü kare bir plana sahiptir. Ziyaretgah katına girişi sağlayan kapı açıklığı kuzey cephenin ekseninde yer alır. Ziyaretgah katında yer alan mihrap girişle aynı eksen üzerinde bulunmaktadır. Doğu, batı ve güneyde yer alan altı pencere bu bölümü aydınlatır. Türbenin cenazelik katına girişi sağlayan açıklık, ziyaretgahınki ile aynı yönde yer alır. Sivri kemerli beşik tonozla örtülü mekanın sadece güneyinde bir mazgal pencere bulunur. Doğu, batı ve güneyde basit dikdörtgen pencerelerle taşla kaplanmış yüzeylerde mihrap haricinde dikkatedeğer bir unsur görülmez. Kare mekanı örten kubbe dört sivri kemerli tromp üzerine oturmaktadır. Ziyaretgah orijinal döşemelerine sahip olmayıp betonla kaplanmıştır. Cenazelik katı da ziyaretgah katı gibi sade olmakla birlikte orijinal döşemesine sahiptir. Cenazelikte bulunan sandukanın dikkat çeken tek yönü, şahidesinde kullanılan devşirme sütun başlığının kavuk gibi işlenmiş olmasıdır. Ziyaretgah katının tonoz örtüsünde muntazam kesme taş kullanılmışken, diğer yerlerde moloz taş tercih edilmiştir. Sade bir görünüme sahip olan cephelerde farklı bir unsura rastlanmaz. Kuzey cephede basık kemerli kapının iki yanında yüzeysel nişler içerisinde yer alan ayet ve inşa kitabesi yer alır. İç mekanı örten kubbe, kiremitle kaplı yüksek bir çatı ile örtülmüştür. Yapıda düzgünkesme taş ve moloz taş kullanılmıştır. Günümüzdekubbenin malzemesi görülmese de muhtemelen tuğla tercih edilmiş olmalıdır. Türbe sahip olduğu mimari kurgu ile farklı bir tasarımın ürünüdür. Süsleme açısından sade olsa da yapının taş kaplamasında görülen işçilikler dikkat çeker. Türbenin bahçesindeki ikinci türbe de Şeyh Mehmet’e aittir Kaynaklar Kaynak: Antalya Evliyaları – Abdulhalim Durma,2016 ( Allah ondan razı olsun) Fotoğraflar ; Ali Coşkun Bey ( Allah ondan razı olsun)
Cemaleddin Seyyidi
Cemaleddin Seyyidi Türbesi ; Antalya – Manavgat Seydiler Mh.’de Manavgat’dan Alanya İstikametine giderken 13 km sonra sola ayrılan Doğançam yolundan sonra 2 km kuzeyde Peygamberimizin soyundan gelen Cemaleddin Seyyid hazretleri hakkında bilgilerimizi çok azdır. Halk arasında Horasandan gelerek Seydişehri kuran Seyyid Harun Veli Hazretlerinin talebelerinden olduğuna inanılır. 1530 tarihinde yazılan ve halen İstanbul Başbakanlık arşivinde bulunan 162 numaralı defterin 648. sahifesinde Cemalüddin Seyyidi Cami ve Zaviye vakıflarının Seydiler köyünde olduğu belirtilmektedir. Kaynaklar Kaynak: Metin Türktaş –Alanya ve Köylerindeki Türbe Yatır ve Adak Yerleri -1997 / Ahmet Çaycı – Alanya Mahmud Seydi Külliyesi / www.facebook.com
Hz. Musa Dede R.A.
Antalya Alanya İlçesinde Hz. Musa Dede R.A. Sahabe Türbesi
Ahi Sultan Kızı Hz.
Hz. Sitti Zeynep R.A. (Hz. Ebubekir R.A. Efendimizin Kerimesi)
Hz. Ebubekir R.A. Efendimizin Kerimesidir. Hz. Sitti Zeynep R.A. Türbesi Antalya İlinin Alanya İlçe'sinde dir.
Eroğlu Nuri Yahşi Hz.
Antalya Finike İlçesinde Eroğlu Nuri Yahşi Hz. Türbesi Finike-Elmalı arasında Turunçova’da doğar. Hani biz evlatlarımızı dinini, diyanetini öğrensin; insanlık için sevgili, saygılı olsun diye hoca ararız. Sonra doğru adresi bulunca teslim edip; eti senin kemiği benim deriz. Yahşi Efendinin babası da Elmalı’da olan Üstad Vahab Ümmi hazretlerine getirir ve teslim eder. Üstadın ilim payitahtı Elmalı’dır ama sahil kesimini çok düşünür. Oralarda paratoner olacak birini ararken Eroğlu hazretleri olacak olan tilmizini buldu ve yetiştirdi. Bu sıradan bir yetiştirme değildir. Çünkü Elmalı ve sahil halkının denize doğru kayıp gitmesinden korkmaktadır. Büyük kametler kendi asırların düşünmezler, insanlığı kıyamete kadar geleceklerini düşünürler. Onun için büyük padişah, II. Murat; peygamberimizin duasına mazhar olmuş olan Fatih Sultan Mehmed evladını Molla Güraninin, Akşemsettin’in nasıl yetişmişse öyle yetişir Eroğlu’da. Ve tarihe yön veririler. Halvetinin halifesi olur. Türbesi, Alacadağ Köyü'nde tepededir.
Ahi Yusuf Hz.
Antalya Muratpaşa ilçesinde Ahi Yusuf Hz. Türbesi Antalya Kaleiçi, Mermerli Banyo Sokak'ta yer alan bu mescit, yazıtına göre 647 H. (1249) tarihinde Ahi Yusuf adına yaptırılmıştır. Caminin cephesinde çift kanatlı bir kapı ile kapının iki tarafında dikdörtgen şekilli pencereler mevcuttur. Cephe çok sadedir. Kapı ve pencere üzerleri sivri kemer alınlıklıdır. İbadet yerine kuzeydeki kesme taştan yapılmış ve üzerinde bir niş olan bir kapıdan girilir. Mescit kare planlı ve tek kubbelidir. İnşaat malzemesi olarak moloz taş kullanılmıştır. Eski resimlerine bakıldığında, önceleri kuzey cephede sütunlu bir son cemaat yeri bulunmaktaydı. Mescidin içi çok sadedir. Yarım silindir şeklindeki mihrabının iki yanında sivri kemerli pencereleri vardır. Bu mescidin kuzeyinde eski kale duvarları kalıntıları arasında Ahi Yusuf a ait bir türbe bulunmaktadır. İki katlı türbenin üst katına açılan blok taşlardan yapılmış bir kemer göze dikkati çeker. Bu kalıntılardan mescidin eskiden bir külliye olduğu izlemi doğmaktadır. Kornişli saçaklı ve piramidal çatı olup alaturka kiremit ile örtülü mescidin dar sokağında, yapıya bitişik yazıtı oldukça tahrip olmuş bir de çeşme bulunmaktadır.
Abdal Musa Hz.
Antalya Elmalı ilçesinde Abdal Musa Hz. Türbesi Anadolu’nun ünlü erenlerinden ve ermişlerinden olan Abdal Musa Sultan aynı zamanda ünlü bir ozan ve düşünürüdür. Aslen Horasanlıdır: Azerbaycan’ın Hoy Kasabasına gelmiş ve bir süre orada yaşamış olduğundan “Hoylu“olarak tanınır. Hacı Bektaş-i Veli’nin amcası Haydar Ata’nın oğlu olan Hasan Gazi’nin oğludur. Abdal Musa Sultan Horasan Erenlerinden ve Hz. Peygamber soyundandır. 14yy. da yaşadığı Osmanlıların Bursa’yı fethettiği yıllarda Orhan Bey’in askerleriyle savaşlara katıldığı ve büyük yararlıklar gösterdiği tarihi kaynaklarda yazılıdır. Hacı Bektaş-i Velinin önde gelen halifelerindendir. Payesi “Sultanlık “, mertebesi “Abdallık “tır. Pir evinde hizmet postu ise, “Ayakçı Postu“dur. Bu post, Bektaşi Tarikatındaki on iki posttan onbirincisi olup diğer adı “Abdal Musa Sultan Postu’dur. Ayakçılık, Abdallık mertebesidir. Abdal Musa Sultan, kuruduğu tekkesinde sayısız kişiler irşat etmiş ve bunlar arasında büyük ozanlar yetişmiştir.
Vehhab-i Ümmi Hz.
Antalya Elmalı İlçesinde Vehhab-i Ümmi Hz. Türbesi XVI. yüzyıl mutasavvıf şairlerimizdendir. Halveti tarikatının orta kolunu temsil eden Ahmet Şemsü'd-din Marmaravi'den feyz almıştır. Kendileri de, mutasavvıf şair ve yazarlardan Ramazan Armağani ve Elmalılı Şeyh Eroğlu Yahşi Efendi'yi yetiştirmiştir, ayni zamanda Halveti'liğin çevrede etkin bir dergâh hâline gelmesinde öncü olmuştur. Vahap Ümmi'nin oldukça zengin bir divanı vardır.
Sinan-ı Ümmi Hz.
Antalya Elmalı İlçesinde Sinan-ı Ümmi Hz. Türbesi Millî kültürümüzü ve dilimizi inşa eden isimlerden, ustalardan biri Sinân-ı Ümmî. Elmalı gibi bir taşra yöresini, sade ve herkesin anlayabildiği öz Türkçesiyle, örnek ahlâk ve yaşantısıyla, tesir gücü çağlar ötesine ulaşan etkili şiir diliyle tam bir ilim, irfan ve sanat merkezi hâline getiren bir söz üstadı. Onun gibi bir şahsiyetin bütün insanlığa sunduğu âb-ı hayat niteliğindeki sözlerin bugün bile ilk günkü kadar taze oluşu ise işaret ettiği yolun doğruluğundan olsa gerek. Sinan-ı Ümmi Camii yanında metfundur.
Yaren Dede – Antalya
Antalya – Korkuteli’nde Yüksece bir tepe üzerinde ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Muhammed Kudsî Bozkırî
Muhammed Kudsi Bozkıri Muhammed Kudsi Bozkıri Aklî ve naklî ilimlerde derin âlim, tasavvuf ehli ve velî. İsmi, Muhammed bin Mustafa bin Îsâ'dır. 1784 (H.1198) senesinde Konya'nın Bozkır kazâsının Aliçerçi köyünde dünyâya geldi. Annesi Halîme hanımdır. Hocası Ödemişli Hasan Kudsî Efendiye nisbetle, Kudsî denildi. Kudsî lakabını ona Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin verdiği de rivâyet edilmiştir. Halk arasında Memiş Efendi lakabıyla tanındı. 1852 (H.1269) senesi Muharrem ayının on üçünde, Salı günü, yetmiş bir yaşında iken Seydişehir yakınlarında Çavuş köyünde vefât etti. Aynı yerde defnedildi. Türbesi bu köyde olup ziyâret edilmektedir. İlim ve irfân ile meşgûl olan bir âilenin çocuğu olarak dünyâya gelen Muhammed Kudsî Efendi, küçük yaşta Bozkır'ın Karacahisar köyüne gitti. Orada akrabâlarından İbrâhim Efendi adında Ebû Saîd Hâdimî hazretlerinin talebelerinden ilim sâhibi bir zât vardı. Onun terbiyesinde büyüdü. İbrâhim Efendi vefât edince, oğlu Muhammed Efendinin huzûrunda tahsîline devâm etti. Sonra Kayserî'ye, bilâhare İstanbul'a, Trakya'da Tırhala'ya, Hâdim ve Antalya'ya gitti. Gittiği yerlerde ilim öğrenip tahsîlini tamamladı. Aklî ve naklî ilimlerde yetişip, her ilimde söz sâhibi oldu. Memleketine geri geldi. Karacahisar köyünde yerleşip evlendi. Tâliblerine ilim öğretmekle meşgûl oldu. Bu sıralarda Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, halîfelerinden Ödemişli Hasan Kudsî Efendiyi Konya'ya göndermişti. Hasan Efendi, Konya'nın etraf ve havâlisini dolaşarak, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'den (r.aleyh) aldığı feyzleri saçmaya başladı. Hâdim'i ziyâret etti. SonraKaracahisar'a geldi.Karacahisar'da ilim öğretip talebe yetiştirmekle meşgûl olan MuhammedKudsî Efendi, Hasan Kudsî hazretlerinin kendi taraflarına doğru yola çıktığını duyunca, talebelerini toplayıp karşılamaya çıktı. O mübârek zâtı birkaç gün köyünde misâfir etti. İlim ve feyzinden istifâde etti. Hasan Efendiye hayran kaldı. Dersi ve talebeyi bırakıp, muhabbet sarhoşluğu ile HasanKudsî'nin peşisıra Seydişehir'e gitti. Seydişehir'e varınca, Hasan Efendi; "Muhammed Efendi, senin hâtırın için Seydişehir'de on gün kalıp, tâlim ve terbiyen ile meşgûl olacağım. Sonra sen geri dön. Meclis ve taleben dağılmasın. Dersler kesildiği zaman Konya'ya gel!" buyurdu. On gün orada kaldı. Sonra, talebelerinin başına döndü. Dersler kesilince Konya'ya gidip, beş ay Hasan Efendinin sohbetinde bulundu. Evliyâlığın yüksek derecelerine kavuştu. Kalbinden Allah sevgisinden başka her şeyi attı. Bin yıl düşünse, Allah sevgisinden ve Allah rızâsından başka bir şey aklına gelmezdi. Kemâle gelip icâzet, diploma aldı. Hocalarından aldığı ilim ve feyzi yaymak, Allahü teâlânın kullarınıO'nun râzı olduğu yola kavuşturmak vazifesi ile, Hasan Efendinin; "Memleketine git, irşâd ile halkı Hakk'a dâvet eyle!" emri üzerine, Karacahisar'a döndü. Orada ilim ve feyz saçmak, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını öğretmekle meşgûl olurken, Mevlânâ Hâlid'i görüp, sohbetine kavuşmak arzusu dayanılmaz bir hâl aldı. Her şeyi bırakıp Şam'a doğru yola çıktı. Allahü teâlânın rızâsı için çıktığı bu yolculukta, çok sıkıntı çekip pekçok mânevî nîmetlere kavuştu. Şam'a varınca, Mevlânâ Hâlid hazretlerinin sohbetleri ile şereflendi. Kırk gün sohbetlerinde bulunup, feyzlere mazhar olarak, bizzat Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin icâzeti ile şereflendi. Yine memleketine gidip, akrabâ ve hemşehrilerini Hakk'ın rızâsına kavuşturmakla vazifelendirildi. Karacahisar'a geri dönüp yeniden insanlara feyz saçmaya başladı. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etti. O belde insanlarının kendisine çok alâka göstermesi, bâzı kimselerin hasedine yol açtı. Hattâ kendisini tüfekle öldürmeye kalkıştılar. Ama Allahü teâlânın izniyle, bir kerâmet olarak kendisine doğru tutulan tüfek yana çevrildi. Bu kerâmeti meşhûr olunca, Karacahisar'da duramaz oldu. O zaman Hâce köyü nâmıyla meşhûr olan Üçpınar kasabasına hicret etti. Burada da on yedi sene kalıp tâliblerine ilim ve feyz saçtı. Ancak orada da fitne ve fesat ateşi körüklendi. Bâzı kendini bilmez câhil kimselerin muhâlefetine mâruz kaldı. Oradan Seydişehir'e hicret etti. Seyyid Hârun Velî hazretlerinin şehri olan Seydişehir'de, âdetâ bir güneş gibi doğdu. Çevreye ışık saçtıklarını iddiâ eden bâzı kimselerin yıldızları söndü. Hattâ kendi talebelerinden Abdullah Efendi adında birisi bile, onun bu ihtişâmına dayanamayıp hased etti. Muhammed Kudsî Efendi, bu hâle çok üzüldü. Onların affedilmeleri ve hidâyete kavuşmaları için duâ etti. Bu sırada Üçpınarlılar, hatâlarını anlayıp, içlerinden beş yüz kimseyi seçerek, özür dilemek ve Muhammed Kudsî Efendiyi tekrar memleketlerine dâvet etmek üzere Seydişehir'e göndermişlerdi. Muhammed Kudsî Efendi, Seydişehir yakınlarında Çavuş köyünde bulunduğu bir sırada, Üçpınarlılar geldiler. Hemşehrilerinin dâvetini kendisine bildirdiler. Ancak Muhammed Kudsî Efendinin büyüklüğünü ve kıymetini takdir ve tasdik eden Çavuş köyü ahâlisi, onun Üçpınar'a gitmesine rızâ göstermediler. Her iki taraf da inleyerek, sızlayarak gece yarılarına kadar yalvardılar. Hangi tarafa meyletse öbür taraf kırılacaktı. Muhammed Kudsî Efendi, zor durumda kaldı. Teheccüd namazını kılıp, Allahü teâlâya el açtı. Allahü teâlânın rızâsı için kendisini dâvet eden bu müslümanların hiçbirini kırmak istemiyordu. Duâ edip, bu dünyâdan göçmenin, zorluktan kurtulmanın en kısa yol olduğunu gördü. Allahü teâlâya duâ etti. "Biliniz ki, Allahü teâlânın evliyâsı için azâb korkusu, nîmetlere kavuşmamak üzüntüsü yoktur" meâlindeki Yûnus sûresi altmış ikinci âyet-i kerîmesini okuyup gözlerini yumdu.Sabahtan kuşluk vaktine kadar "Allah... Allah..." dedi. Kuşluk vakti rûhunu Rahmâna teslim edip, bu sıkıntılı dünyâdan ebedî güzellikler âlemine göçüp gitti. Cenâze namazı Çavuş köyünde kılındı. Aynı köyde defnedildi. Kabr-i şerîfi onun büyüklüğünü bilenler tarafından ziyâret edilip, feyzinden istifâde edilmektedir. Muhammed Kudsî Efendi vefât edince; Muhammed Behâeddîn, Ubeydullah, Hâlid, Zeynel'âbidîn, Abdullah, Sıddîk ve Hasan adlarında yedi oğlu dört kızı kaldı. Anadolu'nun pekçok kasaba ve köylerine dağılan talebeleri, hocaları vâsıtasıyla aldıkları feyzleri her tarafa yaydılar. Bu mübârek kimselerin yetiştirdiği talebeler, Doksan üç harbine, Balkan, Çanakkale, Birinci Cihan ve İstiklâl harbine katılıp, bu vatanın bize mîrâs kalmasında büyük emek sarfettiler. Birçokları, bu uğurda canlarını fedâ edip, şehîdlik şerbetini içtiler. Oğullarından Muhammed Behâeddîn Efendi tarafından, tercüme edilen Şems-üş Şümûs kitabında Muhammed Kudsî Efendinin hayâtı ve dîn-i İslâma hizmetleri uzun anlatılmaktadır. Muhammed Kudsî Efendinin halîfelerinin başlıcaları şunlardır: Bozkır-Kayapınar köyünden Velî HâfızEfendi, Hisarlık köyünden Mustafa Efendi, İstanbul'da Hacı Feyzullah Efendi, Ahıska'dan Hacı Halîl Efendi, Sivas'dan Hacı Mustafa Efendi, Bozkır-Otan (Evtân) köyünden Muhammed Efendi, Kovanlık köyünden Velî Hâfız Efendi, Yalıhöyük köyünden İbrâhim Efendi, Ahırlı köyünden Süleymân Efendi, Akseki kazâsı Çemi köyünden Hacı Muhammed Efendi, Alanya Kızılağaç köyünden Ahmed Efendi, Elmalı'dan Hacı Hüseyin Efendi, Seydişehir'de Hacı Abdullah Efendi, Rûşenbe kazâsının Senir köyünden olup Yalvaç'ta oturan Hacı Hasan Efendi, Burdur'da Abdullah Efendi, Buhârâ'dan gelip Taşkent'te yerleşen Fâdıl Efendi, Alanya'da Ali Efendi, Ermenek Lafza köyünden Ali Efendi, Tavas (Davdas) köyünden Mustafa Efendi, Üregil'de Ali Efendi, Antalyalı Ali Efendi, Niğde'deAbdülkâdir Efendi, Konya'da Hâfız Ahmed Efendi ve Nûrî Efendi, Alibeyhöyüğü köyünde Hacı Ahmed Efendi, Tarsus'ta Gönlükü Hacı İbrâhim Efendi, Akseki-Manâval köyünden Süleymân efendiler (aynı isimden iki kişi), Seydişehir-Karaviran köyünden Abdullah Efendi, Çavuş köyünden türbedâr Mûsâ Efendi, Beyşehir'de Hacı Ahmed Efendi, Güzelhisar'daHacı Efendi, Bozkır'da Ahırlı köyünden Hasan Efendi, Kırımlı Hacı Efendi, Isparta'da Osman Efendi, Manisa'da Ali Efendi, Tekeli'de Ali Efendi, Hâdim-Purluğu köyünden Ali Efendi, Belviran-Kanka köyünden Hüseyin Efendi, Manisa civârında İsmâil Efendi, Düşenbe kazâsı Senir köyünde Hacı Efendi, Bayır köyünde Abdürrahmân Efendi, yine Bayır köyünde Muhammed Efendi, Trabzonlu Muhammed Efendi, Aladağ-Yağcılar köyünden Abdülkâdir Efendi, Konyalı Hacı Ömer Efendi, Şebinkarahisar'dan Nûrî Efendi, Bozkır'da Mire köyünden Mustafa Efendi. Muhammed Kudsî Efendi, orta boylu, esmere yakın buğday tenli, açık alınlı, kaşlarının arası açık, ince uzun kaşlı, gözleri siyâh, burnunun ucu yüksekçe, ağzı büyükçe, sakalı sık bir zât idi. İri ve kuvvetli kemikliydi. Alnında vilâyet nûru parlar, âniden göreni heybet kaplardı. Vakar ve sekîne sâhibi idi. Aslâ kahkaha ile gülmezdi. Bâzan tebessüm ederdi. Güleç yüzlü, dili çok fasîh, yüzü pek melîh idi. Gören ayrılmak istemezdi. Hep mârifetten ve hakîkatten konuşurdu. Hiç fuzûli konuşmazdı. Hep hayırlı nasîhat ederdi. Dünyâ veya bir başka bakımdan gönül sıkıntısı ile huzuruna gelen, hakîmâne sözlerini dinleyince, gönlü açılır, içi rahatlar, dünyâ ve dünyâlık sevgisinden ve arzusundan kurtulur, bir anda, bütün kalbi ile Allahü teâlâya yönelirdi. Garîblere, yetimlere, miskinlere acır, yardım ederdi. Cömertlikte zamânının bir tânesiydi. Borçluların borçlarını öderdi. Dünyâ değil, âhiret zenginiydi. Dâhilî ve hâricî, nafaka ve giyeceklerini üzerine aldığı yirmiden çok cemâati vardı. Gelen giden misâfiri sayısızdı. Taşlık bir köyde oturduğu hâlde, hepsini yedirir ve giydirir, herkesi dünyâdan uzaklaştırır, âhirete yaklaştırırdı. "Rızk için üzülen kimse, insan defterinden hâricdir" buyururdu. Dînin ahkâmına riâyette canını fedâ ederdi. "Bir kimsenin dînimizin emir ve yasaklarına uymada ne kadar noksanı varsa, tasavvuf yolunda da o kadar noksanı vardır" buyururdu. Kerâmet göstermekten çok sakınırdı. Talebesinin ihlâsına sebeb olacaksa izhâr ederdi. Kâbiliyeti az olan bir talebesi, üç saatlik mesâfedeki bir köyde kendi kendine; "Ne için bir hocaya bağlanayım ve bir takım sıkıntılar çekeyim, bundan sonra diğer insanlar gibi dünyâ işimle meşgûl olayım?" diye düşünüp, o hazretin huzûruna geldi. Ama içinden geçeni hiç kimseye söylememişti. Muhammed Kudsî Efendi; "HacıEfendi, yol göstericisi olmayana şeytan yol gösterir değil mi? Doğru yoldan çıkmağa akıllı kimse nasıl cesâret edebilir?" buyurup, onu bozuk düşüncelerden kurtarmış, hak yolda devâm etmesine vesîle olmuştu. Vazife verdiği bir talebesi rahatsızlanarak verilen vazifeyi yapmaya dayanamadı, memleketine gitmek istedi. "Gitme, vazifeyi tamamla, korkma, ölmezsin" buyurdu ise de, îtimâd edemeyip gitti. Memleketinde, hasta ve ümîdsiz hâlde yatarken, bir gece o hazreti yanında gördü. Elinde bir kazma vardı. Karnında ağrıyan yere, o kazma ile, bir defâ kuvvetle vurup, oradan bir şey çıkarırken uyandı. Hastalıktan eser kalmadığını gördü. Tekrar gidip hocasına teslim oldu. Kendisini imtihân için, yemekleri helâlden olmayan bir ziyâfete çağırdılar. Yemekleri görünce, Allahü teâlânın izniyle helâlden olmadıklarını anladı. Ev sâhibinden özür dileyip, yemeklerden yemedi. Ev sâhibi, onun büyüklüğünü anlayıp, tövbe etti. Hâlis talebesi oldu. Cebinde para olmadığı hâlde, para isteyenlere, elini cebine sokar çıkarır para verirdi. Bu kerâmet kendisinde çok sık görülürdü. Ders okumak, ilim tahsîl etmek için uzaklara gitmiş bir talebesi, bir meseleyi anlayamayınca, rüyâsına girer, ona öğretir, gelince de latîfe yollu ona takılırdı. Vefâtından on üç sene sonra türbesi yapılırken, lahdi açıldı. Vücûdu, hayattaki gibiydi. Kefeni ve teni hiç bozulmamış, yeni defnolunmuş gibiydi. OSMAN KULUNU BAĞIŞLA Derin âlimlerden olan Osman Efendi, Muhammed Kudsî'nin bâzı talebeleriyle sohbet ederken, bu büyükler yoluna inanmadığını söyler, onlara dil uzatırdı. "Seni üstâdımıza götürelim" diye zorladılar. "Gelirim, fakat elini öpmem" dedi. Muhammed Kudsî hazretlerinin huzûruna geldiler. OsmanEfendi, içeri girer girmez, feryâd edip, birden düşüp bayıldı. Ağzından köpükler gelmeğe başladı. Bir saat sonra ayıldı. Sağına soluna baktı. Muhammed Kudsî Efendi kendisine; "Gördüğünüz burada var mıdır?" buyurdu. "Yoktur" dedi. "Sizin irşâdınız bizden değildir" buyurdu. Talebeler, bu hâle hayret ettiler. Sonra elini öpüp çıktılar. Dışarı çıkınca Osman Efendiye; "Niçin bayıldın?" dediler. Şöyle anlattı: "İçeri girip hoca efendiyi görünce, bana bir hâl geldi. Feryâd ettim. Kendimi, kıyâmet kopmuş, arasatta amellerimi tartarlarken gördüm. Hiç bir hayırlı amelim çıkmayınca, emr-i ilâhî gelip; "Bu kulumu Cehennem'e atın!" dendi.Zebânîler tuttular. "Yâ Rabbî! Ben senin Kur'ân-ı azîmini öğrendim ve öğrettim. Bu kadar hadîs ezberledim. Şu kadar tefsîr aklımdadır. Benim hiç hayırlı amelim yok mudur?" diye yalvardım. "Hiçbiri ilâhî dergâhda makbûl olmadı" emri geldi. Umudum kalmadı. Yardım dileyeceğim yer kalmadı. Âniden büyük bir zât göründü. Uzunca boylu, iri yapılı, yeşil cübbeli, büyük sarıklı olup, güneş gibi parlıyordu. "Yâ Rabbî! Osman kulunu bana bağışla" buyurdu. Uyandım. Etrâfıma bakındım. Böyle bir zât aradım. Göremeyince, Muhammed Kudsî buyurdu ki: "Sizin irşâdınız bizden değildir. Yâni benden değil, benim de hocam olan Mevlânâ Hâlid hazretlerindendir." Osman Efendi çok ağladı. Ettiklerine pişmân oldu. İstiğfâr etti. Bütün mülkünü ve kitaplarını fakirlere ve talebeye hediye edip, doğruŞam-ı şerîfe gidip, hazret-i Mevlânâ Hâlid'in huzûru ile şereflendi. Osman Efendiye, kırk gün ibâdet etmesini emir buyurdu. Kırk gün tamamlanınca, hücresinden birçok sesler duyuldu. Hizmetçilerden biri, Mevlânâ Hâlid hazretlerine; "Efendim, Osman Efendinin hücresinden sesler geliyor" deyince, Mevlânâ Hâlid hazretleri; "Osman Efendi, evliyânın reîsi oldu. Duyulan sesler, evliyânın rûhlarının sesleridir." buyurdu. 1) Şems-üş-Şümûs Tercümesi; s.98 2) Terceme-i Hal-i Muhammed Kudsî Bozkırî, İbn-ül-Emîn (Üniversite) Kütüphânesi No: 449 v.116 vd. 3) İslâm ÂlimleriAnsiklopedisi; c.18, s.134
Çoban Dede – Elmalı
Antalya – Elmalı’da …….
Musa Dede – Pelit Evliyası
Musa Dede Türbesi ; Antalya – Alanya Su gözü mah. Türbe sokak ta Su gözü Öğrenci yurdu bahçesi içerisinde Pelit Evliyası , ilçenin Sugözü Mahallesi’nde bulunmaktadır133. Evliyanın mezarının içinde bulunduğu yapının kapısı üzerinde “ Musa Dede ” yazmaktadır. Bunarağmen, yöre halkınca “Pelit Evliyası” olarak bilinmekte ve anılmaktadır. Bu adın veriliş sebebi de, Evliyanınhemen yanında bulunan yaşlı bir pelit ağacının bir gece ters dönerek dip kısmının yukarıya, uç kısmının da yere çakılması ve Evliya’ya hiç zarar vermemiş olmasındandır. Yöre halkı, bu pelitlerin Evliya’yı koruduğuna inanmaktadır. Musa Dede’nin mezarı, iki odadan meydana gelen ve mimari özellik taşımayan bir yapının içerisindedir. Yapının ilk odası ibadet yapmak için düzenlenmiş olup burada adak adayıp da dileği kabul olan insanların getirdikleri eşyalar bulunmaktadır. Evliyanın sandukası ikinci odadadır. Sandukanın baş kısmında küçük bir çocuk sandukası yer almaktadır. Evliyanın mezarının içinde bulunduğu yapının kapısıdaima kilitli bulunmaktadır. Kilidin anahtarı ise Allah rızası için buranın bakımını üstlenen türbedardadır. Musa Dede’nin Horasan’dan gelen yedi kardeşten birisi ve onların en büyüğü olduğu söylenir. Onun Allah dostu ve ermiş olduğuna inanılır. Musa Dede’den her türlü rahatsızlık ve ihtiyaç için yardım istenmektedir. Çoğunlukla Çarşamba günleri ziyaret edilmekle birlikte haftanın diğer günlerinde de ziyaretler yapılmaktadır. Bu makamı ziyaret edenler arasında fıtık rahatsızlığı olanlar çoğunluktadır. Bu rahatsızlıktan gelenlerden erkek olanlar horoz, bayan olanlar ise tavuk getirerek orada kesmektedirler. Bundan başka adak olarak koyun, davar gibi hayvanlar da kesilmektedir. Ziyarete gelenler adak adamışlarsa onu yerine getirdikten sonra içeriye girip namaz kılmakta, Kur’an okuyarak dua etmektedirler. Bazıziyaretçiler ise makamın dışında bir yere mum yakmaktadırlar, ancak mum yakma alışkanlığı diğer makamlara oranla burada daha azdır. Kaynaklar Kaynak: Antalya Evliyaları – Abdulhalim Durma,2016 ( Allah ondan razı olsun) Fotoğraflar ; Ali Coşkun Bey ( Allah ondan razı olsun)
Mahmut Seydi Türbesi
Mahmut Seydi Türbesi ; Alanya’dan kuzeye doğru Toros Dağları üzerinde 22 km uzaklıktaki Mahmutseydi Mh Altındaki Bahçeler arasındadır. Mahmut Seydi’nin Horasan’dan bölgeye gelen yedi evliyadan biri olduğu söylenmektedir. Mahmut Seydi bölgeye gelerek eski adı Onas olan köye yerleşmiş ve zaviyesini kurmuş burada İslam’ı yaymıştır. Seyyid Harun Veli’nin öğrencisi ve ahfadından olduğu söylenmektedir. Yaşadığı dönem ve ölüm tarihi bilinmemesine rağmen 1461 yılında Mahmut Şeydi adına düzenlenmiş vakfiyesi kayıtlarda görülmektedir. Köylüler soylarının Mahmut Seydi’den geldiğini söylemektedirler. Mahmut Seydi Konya Hadim İlçesi Dedemli Kasabasında medfun olan Seyyid Bayram’ın kızı ile evlenmiştir.Deretürbelinas Köyünde medfun olan Mahmut Yusuf Narabi Mahmut Seydi’nin kardeşidir. Deretürbelinas Köyünde medfun olan Mahmut Yusuf Narabi Mahmut Seydi’nin kardeşidir. Türbenin Durumu: Türbe üç bölümden oluşan, dikdörtgen planlı, yığma moloz taştan inşa, çatısı kiremit örtülü bir türbedir. Türbe mutfak, ibadet odası (eskiden zaviye yeri olarak kullanılmış) ve sandukanın bulunduğu üç bölümden oluşmaktadır. Mahmut Seydi’nin asası sandukaya dayalı olarak durmaktadır. Türbeyi Hamdullah Emin Paşa yaptırmıştır. Özellikle çocuğu olmayan kadınlar ve çeşitli hastalıkları ve dilekleri olanlar tarafından ziyaret edilen bir türbedir. Kurban adağı türbe yanında gerçekleştirilip, etler fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılmaktadır. Menkıbeler: 1-) Türbeyi yaptıran Hamdullah Emin Paşa Mısır’da görevde iken, onu tanıyan zengin bir Mısır’lının rüyasında bir evliya görünür. Zengin Mısırlı Mahmut Seydi sandukasının üstüne örtülmek üzere işlemeli güzel bir halı hediye eder. Türbeyi yenileyen Emin Paşa sandukanın üzerine bu hediyeyi koyar. Dönemin Alanya Kaymakamı 1932 yılında iki ilkokul çocuğuna bu halıyı çaldırır. Halı kayıplara karışır, fakat halıyı çalan çocuklar yıllardır belirsiz bir hastalıktan muzdariptir. 2-) Türbe ağaçlık bir alandadır. Fakat türbe etrafındaki ağaçlar kutsal kabul edilip kesilmezler. Kesenin rüyasına giren evliya odunları geri istemektedir. Kaynaklar Kaynak: Metin Türktaş –Alanya ve Köylerindeki Türbe Yatır ve Adak Yerleri -1997 / Ahmet Çaycı – Alanya Mahmud Seydi Külliyesi / www.facebook.com