Aksaray'da Ziyaret Edilecek Türbeler
Aksaray bölgesinde 26 kayıtlı türbe, kabir ve makam bulunuyor. Aşağıdaki harita ve listede ziyaret saatleri, ulaşım ve ziyaret adabına dair bilgileri bulabilirsiniz.
Tüm Noktalar (26)
Pir Ali Sultan Hz.
Aksaray İli Taşpazar Mahallesi'nde Pir Ali Sultan Hz. Türbesi Bayrami- Melami yolunun en güçlü şahsiyetlerindendir. Anadolu’nun merkezinde aşk, cezbe ve irfan tohumlarını eken Pir Ali, Bünyamin Ayaşi’den sonra Bayrami – Melami yolunun riyasetine geçmiştir. Onun zamanında Melamilik yolu çok yayılmış ve çok insan kendisine intisap etmiştir. Her kesimden insanın hürmetini kazanan, çok güçlü bir şahsiyet ve nafiz bir nazara sahiptir. Aksarayi, melamet yolu gereği dervişlerine taç ve hırka giydirmez, onların birer sanata sahip olarak halkın içinde çalışmalarını isterdi. Sanata kabiliyeti olmayanları ise ziraatle meşgul olmalarını isterdi. Sülükta aşk ve cezbe yolunu benimseyen Pir Ali hazretleri’nin şer’i hususlarda son derece ihtiyatlı olduğu ve müridlerini onları delalete sürükleyecek kişi ve düşüncelerden uzak durmaları konusunda uyardığı kaydedilmektedir. Pir Ali Sultan Hz. Türbesi Aksaray İli Taşpazar Mahallesi'nde bulunmaktadır.
Taptuk Emre – Aksaray
Aksaray – merkez’e 20 km uzaklıktaki Taptuk köyünde Tapduk Emre Türbesi, Aksaray ilinin kuzeyinde 20 km. mesafede, Tapduk köyü sınırları içerisindedir. Köy Ekecik dağının eteğinde kurulmuştur. Tapduk Emre’ye ait olduğu söylenen, dağ eteğinin üst kısmında yer alan ve son yıllarda yeniden çevre düzenlemesi yapılan türbe ve cami bulunmaktadır. Üç boğdamlı olarak yapılmış üstü hasır ve kavak ağacı ile örtülü cami içinde sağ kısmında ahşap parmaklıkla çevrili mezar yer almaktadır. 1988 yılında yıkılan cami kaldırılarak doğu tarafına taştan yapılmış, minaresi bulunan yeni cami inşa edilmiştir. Eski cami içinde yer alan Tapduk Emre’ye ait olduğu söylenen mezar bozulmadan üst kısmına taş sanduka yapılmıştır. Taş sandukanın etrafı dikdörtgen şeklinde bir duvarla çevrelenmiştir. Tapduk Emre mezarının görülmesi amacıyla duvarın üst tarafına demir parmaklıklı pencere yapılmıştır. Yeni yapılan cami ile taş sanduka türbe arasındaki eski caminin yıkımı sırasında insan kemiklerine rastlanmış ve bunların Derviş Tapduk Emre’nin müridlerine ait olduğu düşünülmüştür. Toplu mezar bulunan odanın sol tarafında taşla yapılmış ve baş kısmına sarık şeklinde baş taşı olan bir mezar bulunmaktadır. Mezarın Yunus Emre’ye ait olduğu kabul edilir. Mimari açıdan eski olan Yunus Emre’ye atfedilen bu mezarın baş taşı dışında hepsi yeni malzemeden yapılmıştır. Anlatılır ki, Rum erenleri, Hacı Bektaş Veli’ye giderken Emre’ye “haydi sen de bizimle gel”, dediler. Emre, çok güçlü bir erdi. “Dost divanında erenlere nasip veren Hacı Bektaş adında bir er görmedik”, dedi ve Hacı Bektaş’a gitmedi. Emre’nin sözünü Hünkâr’a ilettiler. Hünkâr, Sulucakarahöyük’te Kadıncık Ana’nın evine yerleşince, çeşitli bölgelerden gelen muhipler, müritler ıhtırılmaya başlandı. Bu arada Hünkâr, Saru İsmail’i gönderip Emre’yi çağırttı. Emre yanına gelince Hacı Bektaş, “siz, dost divanında erenlere nasip veren Hacı Bektaş adında bir kimse görmedik demişsiniz, siz o nasip veren elin bir nişanesi/işareti olduğunu da bilir misiniz?”, diye sordu. Emre, “o divanda bir yeşil perde vardı, onun ardından bir el çıktı, bize nasip verdi. O elin avucunda güzel, yeşil bir ben vardı, şimdi bile görsem tanırım”, dedi. Bunun üzerine Hacı Bektaş elini açtı. Emre, Hacı Bektaş’ın avucunda o güzelim yeşil beni görür görmez üç kez “tapduk Hünkârım”, dedi. Bundan sonra da adı, Tapduk Emre kaldı. Emre başındaki tacı çıkarıp Hünkâr’a teslim etti. Hünkâr, tacını tekbirleyip giydirdi. Velayetnamede Tapduk Emre’ye Yunus Emre’nin gönderilmesi vesilesiyle yer verilir. Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma
Külhani Ali Baba
Aksaray – merkez – Sebil Mahllesinde Sebil Mahallesindeki Külhani Ali Baba Türbesi, üç pencereli sağır kubbeli olup kapısı kıbleye açılmaktadır. Türbenin kitabesi yoktur. Ali Baba’nın burada Külhancı olduğu nakledilir. Bu türbeyi, Sultan II. Abdülhamid’in serkurenası Aksaray’ın Orta Köyü’nden Hacı Ali Paşa yaptırmıştır. Burada eskiden bir mescid ve yanında bir de hamam vardı. Hamam şimdi yıkılmış, yok olmuş, arsasına bir ev yapılmıştır. Ali Baba’nın bu hamamda külhancı olduğu anlatılır. Kendisi keramet sahibi bir ergin kişi imiş. Türbenin sağında başlanıp tamamlanamayan bir mescid vardır. Evliya Çelebi’de Külhani Ali Baba türbesini ziyaret etmiştir. Türbeye asılmış bir levhada güzel bir sülüs yazı yer alır. Şair Galib tarafından söylenen ve Cumad-el-ula 1276 da (M.1859) yazılan bu levhada Ali Sultan türbesinin toprağının aşıkların gözlerinin sürmesi olduğu, kendisinin veliler padişahı, nice sırların kendisinde gizlendiği, kerametlerinin güneş gibi aşikar ve kapısının acizler için bir eman evi olduğu yazılırken kendisi Süleyman Aleyhisselam’a benzetilerek bu manzûmenin, karıncanın Hz. Süleyman’a hediye ettiği çekirge ayağı gibi kabul edilmesi içii yalvarır. Bu levha Pir Ali Sultan için yazılmıştır. Nasılsa buraya asılmıştır. Türbenin duvara asılmış bir kartonda levha daha vardır. Bu Arapça levhanın Türkçesi şudur. “Ey Şeyhimiz! Ahmet Rıfai Hazretleri! Ey celal ve ikram sahibi Allah! Bunu yazan ve okuyanı affet. Senden hayır isteriz. 15 Şevval 127” Bu Ahmet Rifai’nin manevi müridlerinden, onun tarikatının mensublarından birisi tarafından yazılmış bir levhadır. Ali Sultan’ın Rifai olup olmadığı hakkında kesinlik ifade eden bir bilgi yoktur. Ali Baba’nın türbesinde bir alem ve bir sancak ve daha başka tarihi eşyalar bulunmakta iken, bunlar Niğde Müzesi’ne götürülmüştür. Külhani Ali Baba Hasan Dağına adını veren Hasan Baba ile sık sık çekişirlermiş. Ali Baba bir gün Hasan Baba’ya üşümesin diye mendil içinde kor gönderir. Hasan Baba’da karşılık olarak mendil içinde kar gönderir. Karı sonra yemek isteyen Ali Baba mendili hamamda bir yere asar. Mendil içindeki kar kısa sürede erir. Ali Baba buna sinirlenir ve “Hasan Baba dağ başında evliyalık olmaz, gel de şehirde evliyalık yap diye seslenir. Hasan Baba da bu söz üzerine kızarak koca bir kayayı kaldırdığı gibi Hasan Dağı’ndan Ali Baba’ya fırlatır. Ali Baba taşın geldiğini görür ve eski sinne çayırı denen yerde eli ile koca taşı karşılar ve parmak izleri bu kayanın üzerinde görülür. Ali Baba ve Hasan Baba birbirlerine karşılıklı taş ve Pelit ağacı atmaktadırlar. Hasan Baba’nın atmış olduğu Pelitlerden biri bugün Ervah Mezarlığına düşer ve burada anılan Kanlı Pelit’in bu ağaç olduğu nakledilir. . Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma
Çekiçlerli İzzet Baba
AKSARAY – MERKEZ’DE BEDİR MUHTAR KABRİSTANLIĞINDA CAMİNİN ARKASINDAKİ TEPE ÜSTÜNDE babasının yanındadır Çekiçlerli Ahmedi Lütfi Hazretlerinin oğlu olan İzzet Baba Hazretleride Babası gibi bir Allah(C.C.) dostuydu. Hakkın vaki olup Babasının Rahmeti Rahmana kavuşmasından sonra Müritler arasında yatılan İstihare sonucu Mürşitliğe kimin getirileceğine karar verilme istişaresinin ardından Müritlerin genel yekunun Rüyalarında İzzet Efendi Hazretlerine işaret edildiğini belirtmeleri üzerine İzzet Efendi babası Ahmedi Lütfi Hazretlerinin yerine Mürşit olur. Duaları yapılır şerbeti içilir. İzzet Babanın şerbetinin içilmesine katılan ve bu katılmayla onun babasının yerine geçmesine onay verenlerin içinde olmasına rağmen Yenice köyüne dönen Mehmet Efendi Rüyasında Hz. Ali(R.A.) yi gördüğünü , Rüyasında Hz. Ali(ra)nın ;Eğerki Şeyhliği sen yapmaz isen seni Minareden atarım.”dediğini belirterek kendisini şeyh olarak ilan eder. Bu bölünmeden sonra İzzet Baba Hazretleri Ekeciğin Doğu tarafının şeyhi oldu. Mehmet Baba ise Batı tarafının şeyhi oldu. İzzet Baba Hazretlerinin de Babası Ahmedi Lütfi hazretleri gibi görülen çokça Kerameti bulunmaktadır. DAĞIN ARKASINDAKİ ZİYARETÇİLERİN KURTARILMASI! İzzet Babayı kışın ziyarete gelen bir gurup Ekecik dağının arkasında tipiye yakalanarak mahsur kalır. O sırada Müritleri ile oturmakta olman İzzet Baba hazretleri yanındakileri ;Kalkın giyinip mahsur kalan ziyaretçilerimizi getirin.”der. Hemen giyinip giden adamları mahsur kalanları kurtarıp yanına getirirler. İNTİHAR ETMEK İSTEYENİ KURTARMASI! Konya da bir kişi çok borçlu olduğundan alacaklılarının da sık, sık kapısını aşındırarak alacaklarını istemeleri üzerine bunalıma girer. Borçlularından bıkan bu kişi borçlarını ödeyemeyeceğini sanarak intihara karar verir ve bir göl kenarına giderek ayağına taş bağlayıp göl’e atlar. Boğularak ölmek üzere iken daha önce ismini ve manevi rütbesini duyduğu İzzet Baba Hazretlerinin aklına gelmesi ile bu durumdan kurtulmak isteyen kişi ”Mademki Evliyadır Allah(C.C.)ın izniyle beni kurtarsında görelim.”diye aklından geçirmesi ile uzanan bir el kendisini alıp gölün kenarına koyar. Daha sonra işlerinin dek gelmesi ile para kazanıp bu borçlarını ödeyen kişi teşekkür için Aksaray a gelir ve sora,sora İzzet Baba Hazretlerinin Hasas Mahallesindeki Camisini bulur. Buraya geldiğinde kendisini daha önce görmemiş ve hikâyesini bilmeyen İzzet Baba tebessümle karşılayarak ”A benim evladım insan borç için canına kıyarmı?” der. ÖLECEĞİNİ BİLMESİ! İzzet Baba Hasta yatağında yatarken ağlamaya başlayınca arkasında bulunan kız kardeşi bunu görür ve neden ağladığını sorar. Kız kardeşine verdiği cevapta ”Benden görev alındı ve oğlum Hüseyini Lütfiye verildiğini belirttikten sonra Kelimeyi Şahadet getirip Ruhunu teslim eder. CENAZESİNİ GÜNEŞTEN KORUYAN KUŞLAR 1983 Yılının sonbaharında Rahmeti Rahmana Kavuşan İzzet Baba Hazretlerinin naaşı yıkandığında birden üç grup kuş gelip cenazenin üstünde bir şemsiye oluştururlar. Kuşları gören cenazeye katılanlar bir taraftan hayret ederken diğer taraf tanda bu kuşları saymak isterler fakat kuşlar bir birinin içine girerek sayılmalarını engeller. Cenazenin Ulucamiiye gidişi esnasında da tabutun üstünde uçan kuşlar tabut Camii önüne Musalla taşına konup Cemaat Vakit Namazı için Camiye girdiğinde doğuya doğru uçup gözden kaybolurlar. Cenaze Namazı kılındığında ise yine gök yüzünde tabut üzerinde bir şemsiye gibi dururlar, cenaze kabre götürüldüğünde yine üstünde uçarlar. İzzet Baba Hazretlerinin Naşı Kabre defnedilinceye ve Hoca Efendi tarafından talkın verilinceye kadar oradan ayrılmadan gökyüzünde beklerler. Talkının ardından yine doğuya doğru uçup gözden kaybolurlar. Mevla’mızın tüm Müslümanlarla birlikte biz edna kullarını da başta Hazreti Adem(A.S) atamız ile Peygamberimiz Hz. Muhammed(S.A.V.)efendimiz olmak üzere her ikisi arasında gelip geçmiş Peygamber efendilerimizle Velileri ve Peygamberimizden sonrada günümüze kadar gelip geçmiş.kıyamete kadar geçecek Veli kulları ile birlikte İzzet Baba Hazretlerinin de şefaatine nail kılsın. Kaynaklar ; Ali Genç , Aksaray Medya
Çekiçlerli Ahmet Lütfi Efendi
Aksaray – merkez’de Bedir Muhtar Kabristanlığında Caminin arkasındaki tepe üstündedir. Ahmedi Lütfi Hazretleri Aksaray-Nevşehir Karayolunun kenarında bulunan bir ucu Ağzıkarahan köyünün karşısından başlayarak Yunus Emre Hazretlerin Kızıl ırmağa yakın ziyaret tepesinde,diğer ucu ise Nevşehir ilinin Acıgöl ilçesinden başlayarak Bayır altını ve Şerefli Koçhisar’ı takip ederek Konya Kulu makasına kadar uzanan 4’ü büyük dağ olmak üzere irili ufaklı yüzlerce tepeden oluşan Ekecik Sıra dağlarının Büyük Ekecik Dağının eteğindeki Halkı Kürtçe nin Zaza Lehçesiyle konuşan Aksaray merkez ilçe Çekiçler köyünde doğup büyüyen burada Rahmeti Rahmana erişen bir güzel Allah(C.C.) dostu bir Velidir. Hayatını Dini Mübini İslam için vakfeden dinimizden aldığı tüm yaratılanların Yaratandan ötürü sevilmesi ve Ümmetçilik inancı gereği tüm Müslümanları ve insanları seven bir kişi olarak hayatı boyunca dine ve dinimizin emri gereği Halka hizmetin Hakka hizmet bilinci ile kendisi hizmet ettiği gibi, kendisi yaşarken de, hakka yürüdükten sonrada yetiştirdiği binlerce talebesi Hakka ve halka hizmet ettirmeyi sürdürmeye devam ediyorlar. NAR’DAN SESLENEN HOCASININ SESİNİ DUYUP MÜRŞİT OLMASI! Ahmedi Lütfi Hazretleri ömrünü hakka adamış bir kişi olarak Nevşehir in Nar da bulunan Kadri Tarikatının Şeyhi Hacı İsmail Hakki Hazretlerinin Talebesiydi.(Müridiydi) Şeyh hazretleri kendisinden sonra Postuna Ahmedi Lütfi Hazretlerinin oturması yani onun Mürşit olmasını uygun görür. Bunun üzerine Şeyhliğin kendisine layık olduğunu iddia eden aynı yerden başka bir mürit ”Şeyhlik kala kala Ekeciğin Kürdü nemi kaldı,Şeyh buradan olmalı.”diyerek kendisini işaret eder. Bunun üzerine Narlı Şeyh Hacı İsmail Hakki Hazretleri ;Müritlerime çağıracağım sesimi kim duyarsa benden sonraki Mürşit o olacak.”der ve bir gün kendi köyünde olan Mürşitliğin kendisine verilmesini isteyen kişiyi çağırır. Bu çağrısını Allahü alem birkaç defa tekrarlamasına rağmen çağırdığı yani adını bağırdığı kıskanç müridi bu çağrısına cevap vermez. Yani Şeyhi ismini vererek çağırdığı kişi çağrıldığı yere de olmasına yani aynı köyde bulunmasına rağmen şeyhin çağrısına cevap veremez. Daha sonra ;Ahmet” diye seslenince Nar dan 6 Km uzaklıktaki Çekiçler köyünde bulunan Ahmedi Lütfi Hazretleri ” Buyur baba” diye cevap verir. Oradakilerin de şahit olduğu bu olaydan sonra Mürşitlik Ahmedi Lütfi Hazretlerine verilir. YÜZBAŞI YA OĞLUNUN OLDUĞUNU MÜJDELEMESİ! Hayatı boyunca Devlet ve millet aleyhine hiçbir davranışı görülmemesine rağmen Devrim Kanunlarına karşı geldiği gerekçesiyle gözaltına alınarak yargılanmak üzere Aksaray Adliyesine getirilir. Yargılama esnasında bir an durur ve yargılamayı takip eden Yüzbaşıya dönerek ̶ ;Gözün aydın eşin doğum yaptı ve bir oğlun oldu ;der. Bunun üzerine olayı araştıran Yüzbaşı gerçektende yargılamanın yapıldığı zamanda eşinin doğum yaptığını ve bir oğlu olduğunu öğrenince Askeri paltosunu kendisine hediye eder. Yapılan yargılama sonucunda millete,devlete zararlı bir icraatı olmadığı tespit edildiğinden beraat ederek köyüne döner. CAMİİNİN AÇILAMAYAN KAPISINI AÇMASI! Çekiçler köyü Camisinin kapısının kilitli olduğunu söyleyen imam ve cemaat bir taraftan kilidi ararken diğer taraftan ise cemaat tarafından kapı açılmaya çalışılır. Tüm uğraşlar sonuç vermez, itme, sırt verme, dirsek gücü bir türlü kapının açılmasını sağlayamaz. Ahmedi Lütfi Hazretleri Mübarek elleri ile kapıya dokunur dokunmaz daha önce onca zorlama ile açılmayan kapı sonuna kadar açılırken merhum ;Kapı açıkmış.”diyerek espiri yapar. BALCI(Kürt Mahmatlı) NIN İLÇELİĞİ KAYBEDECEĞİNİ BİLMESİ! Türkiye nin ilk gizli oy açık tasnifli seçimi olan 5 seçiminden sonra ki kalkınma ve gelişmelerle birlikte birçok köy ve belde de ilçe olma, ilçelerde ise il olma çalışmaları başladı. O dönemde Ekecik Dağının arkasından başlayarak Kırşehir sınırına kadarki bölgede bir ilçe kurulması çalışmaları esnasında bölgenin o zamanki Cazibe Merkezi olan Balcı (Kürt Mahmatlı/Bölgedeki esas ismi böyle olduğu için belirtiyorum) ile Cazibe merkezi olmaya namzet Ortaköy arasında tatlı bir rekabet yaşanıyordu. Fakat Ortaköy henüz belde olmadığından belde merkezi ve Nahiye olan Balcı ya karşı şansı yok gibi görünüyordu. İlçelik çalışması için toplanan kalabalık toplantının yapılacağı yerden geçerken yanlarında bulunan Ahmed i Lütfi bağırarak ;Durun Kabristana dua edelim ve ondan sonra gidelim.”demesi üzerine lafı dinlenmez dua yapılmadan yola devam edilince ”Eyvah burası İlçeliği Kaybetti.”der. Gerçektende kısa bir zaman sonra Ortaköy önce çevre köylerden göçen nüfus sayımı ile Nüfusu 2’in üstüne çıkartılarak önce Belde ,ardından ise ilçe olur. Balcı ise bu yarışı kaybeder. MÜRİTLERİNİN KOYUNLARINI GÜTMESİ ! Ahmed i Lütfi Hazretlerini Haymanada ki Müritleri kendisini ziyaret etmeye geldiklerinde akşam olduğundan geceyi Büyük Ekecik dağının arkasında geçirip sabah Mürşitlerine gitmeye karar verdiklerinde heyetten bazılar ;Efendi hazretlerine hediye etmek için getirdiğimiz koyunlara kim bakacak biz yattığımızda koyunlara kim göz kulak olacak?”diye sorduğunda içlerinden biri” Koyunlar ona getirmedik mi yani Şeyhin değilmi,gerçek Şeyh ise o beklesin.”der ve uyurlar. Sabah kalkarak yanlarında getirdikleri koyunlarla birlikte Çekiçler köyüne vardıklarında Şeyh uyuklamaya başlayınca Müritler ”Efendim biz size geldik sizde devamlı uyukluyorsunuz.”deyince ;Şeyhinize sabaha kadar koyun güttürseniz uykusuz kalmazmı?” diye cevap vererek kerametini gösterir. Mevla’mızın Etrafı açık türbesi Aksaray Bedir Muhtar Kabristanlığında Caminin arkasındaki tepe üstünde bulunan Ahmed i Lütfi Hazretlerini Mahşerde tüm Müslümanlarla birlikte biz günahkârlarda şefaatcı etmesi dileğiyle. Rabbim Yar Ve Yardımcımız Olsun.. Kaynaklar ;Ali Genç , Aksaray Medya
El Hac Abdurrahman Efendi
Şeyh Hamza Baba
Aksaray – Ervah Kabristanında ( Somuncu Baba Türbesi yakınında) ….. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Somuncu Baba – Aksaray
Aksaray – Ervah Kabristanındaki türbesinde Asıl adının Abdullah olduğu anlaşılan Şeyh Hamîdüddin kaynakların pek çoğunda Kayserili diye gösterilir. Atalarının Türkistan’dan geldiği rivayet edilen Hamîdüddin Aksarâyî, ilk tasavvufî eğitimini babası Şeyh Şemseddin Mûsâ’nın yanında aldıktan sonra Dımaşk’a giderek zâhirî ilimleri öğrenir. Onun Dımaşk’ta Bâyezîdiyye Hankahı’nda uzun yıllar bir şeyhe hizmet ettiği, Bâyezîd-i Bistâmî’nin ruhaniyetiyle terbiye edildiği ve Üveysî olduğu kaydedilir. Diğer taraftan, asıl şeyhinin Safeviyye tarikatının pîri Safiyyüddin Erdebîlî’nin torunu Alâeddin Erdebîlî (ö. 1429) olduğu vurgulanmaktadır. Bu kaynaklarda, Hamîdüddin’in Dımaşk’ta iken aradığı iç huzuru bir türlü bulamayıp mürşid aramak için yola çıktığı, Tebriz yakınlarındaki Hoy şehrinde yaşayan Şeyh Alâeddin Erdebîlî’nin yanına gittiği, zikir meclisine katıldığı ve ona intisap edip tasavvuf yolunda büyük ilerlemeler kaydettiği belirtilmektedir. Hamîdüddin Aksarâyî, Erdebil Tekkesi’nde seyrü sülûkünü tamamladıktan ve bir süre inziva hayatı yaşadıktan sonra şeyhinin emriyle Anadolu’ya dönüp Bursa’ya yerleşir. Sarı Abdullah Efendi, Alâeddin Erdebîlî’nin Somuncu Baba’ya hilâfet verip Anadolu’ya gönderirken yanındakilere, “Diyâr-ı Acem’de emanet olarak bulunan esrâr-ı ilâhiyye onunla birlikte diyâr-ı Rûm’a intikal etti” dediğini rivayet eder. Somuncu Baba’nın Bursa’ya geldiği ilk yıllarda pek ön plana çıkmadığı ve kendini halktan gizlemeyi tercih ettiği anlaşılmaktadır. Bu dönemde onun eşeğiyle ormandan odun getirip bu odunlarla ekmek pişirdiği ve ekmekleri sırtına yüklenerek sokak sokak dolaşıp “somunlar, müminler!” diyerek halka dağıttığı rivayet edilir. Kendisine Etmekçi Koca veya Somuncu Baba lakabının verilmesi de bundan dolayıdır. Somuncu Baba, bu şekilde halk içine karışıp melâmî meşrep bir hayat sürmekte iken Ulucami’nin açılışı sırasında Emîr Sultan tarafından hükümdarla (Yıldırım Bayezid) tanıştırılır. Hükümdarın damadı olan Emîr Sultan kendisine yapılan hutbe okuma teklifini, “Gavs-ı a‘zam şu anda bu şehirdedir, onların mübarek varlığı varken halka nasihat ve hitap etmeyi bize teklif etmek münasip değildir”, diyerek reddetmiş ve bu görevin Somuncu Baba’ya verilmesini tavsiye etmiştir. Bunun üzerine Yıldırım Bayezid, cuma namazını kıldırma ve hutbe okuma görevini Somuncu Baba’ya tevcih edince o da mecburen hutbeye çıkmak zorunda kalır, namazdan sonra verdiği vaazda Fâtiha sûresini yedi farklı şekilde tefsir ederek Molla Fenârî’nin karşılaşmış olduğu bir güçlüğü de halleder. Somuncu Baba’nın başta padişah olmak üzere herkesi etkilediği, hatta bu olaydan sonra Molla Fenârî’nin kendisine mürid olduğu rivayet edilir. Bu olayın ardından sırrının açığa çıkması, halk ve iktidar nezdinde tanınan bir şahsiyet haline gelmesi, kendisine yönelik ilginin gitgide artması, halkın arasına karışıp sakin bir hayat sürmeyi daha çok tercih eden Somuncu Baba’yı bunaltır ve çareyi Bursa’dan ayrılmakta bulur. Onun Bursa’dan ayrıldıktan sonra Adana’da Ceyhan ırmağının kenarında bulunan Sîs Kalesi’nin dağ tarafındaki bir köyde Nebî Sûfî adında birinin evine yerleştiği, Hacı Bayrâm-ı Velî’nin buraya gelip kendisini ziyaret ettiği söylenir. Nebî Sûfî’nin evinde bir süre kaldıktan sonra önce Dımaşk’a giden, buradan Mekke’ye geçerek haccını eda eden Somuncu Baba hac dönüşü tekrar Sîs’e gelir, yanına Nebî Sûfî’yi de alarak Aksaray’a gidip yerleşir. Ömrünün geri kalan kısmını bu şehirde müridlerinin eğitimiyle meşgul olarak geçirdiği, Aksaray’da vefat edip orada defnedildiği ileri sürülür. Sonraki dönemlerde yapılan bazı çalışmalarda Somuncu Baba’nın asıl kabrinin Malatya’nın Darende ilçesinde bulunduğu konusunda farklı bazı görüşler öne sürülmüştür. Buna göre Somuncu Baba, adı geçen ilçenin Hıdırlık adı verilen bölgesinde oğlu Halil Taybî ile birlikte gömülüdür. Bu görüşün kaynağı olarak Somuncu Baba’nın soyundan geldiği söylenen Osman Hulûsi Ateş’in aile arşivindeki bazı belgelerle geç dönemlere ait bazı arşiv belgeleri gösterilmektedir. Somuncu Baba’nın Yûsuf Hakîkî adında bir oğlu olduğu anlaşılmaktadır. Babasının ölümünden sonra Hacı Bayrâm-ı Velî’ye intisap eden Yûsuf Hakîkî tasavvufa dair bazı eserler kaleme almıştır. Geç döneme ait arşiv kayıtlarında Halil Taybî isimli bir oğlunun daha varlığından söz edilmektedir. Darende’de yaşadığı anlaşılan Halil Taybî’nin hayatı hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Türk tasavvuf tarihinde Safevî-Erdebîlî geleneğini Anadolu’ya taşıyan bir mutasavvıf olarak önemli bir yere sahip bulunan Somuncu Baba’nın benimsemiş olduğu tasavvuf düşüncesinde melâmetî anlayış ön plana çıkar. Onun en önemli halifesi ve kendisinden sonra fikirlerinin Anadolu coğrafyasına yayılmasını sağlayan şahsiyet Akşemseddin ve Bıçakçı Ömer Dede gibi iki farklı meşrebe ve karaktere sahip şahsiyeti yetiştiren, II. Murad devri Anadolu sûfîliğine damgasını vurmuş Hacı Bayrâm-ı Velî’dir. Hacı Bayrâm-ı Velî, Bursa’da iken tanıştığı Somuncu Baba’ya intisap ederek tasavvuf yoluna girmiş, onunla birlikte Adana’ya, Dımaşk’a, Mekke’ye ve nihayet Aksaray’a gitmiş, bir süre sonra şeyhinin izniyle yaklaşık 1403-1405 yıllarında Ankara’ya yerleşmiş, vefatında yanında bulunmuştur. Somuncu Baba’nın diğer müridleri arasında Şeyh Şücâüddin Karamânî (Edirne’de vefât etti ve bu şehirde Debbağlar Mahallesindeki mescidi ve dergâhının bulunduğu yerde defnedildi), Şeyh Muzaffer Lârendevî ve Molla Fenârî’nin isimleri sayılmaktadır. Ayrıca daha sonraki dönemde Hacı Bayrâm-ı Velî’ye intisap eden Kızılca Bedreddin’in de başlangıçta Acem diyarından Anadolu’ya birlikte geldiği Somuncu Baba’ya bağlı olduğu rivayet edilir. Onun döneminin diğer sûfîleriyle de yakın dostluklar kurduğu bilinmektedir. Yıldırım Bayezid’e kendisini “gavs-ı a‘zam” olarak tanıtan Emîr Sultan ve 1404-1405 yıllarına tekabül eden hac dönüşü Aksaray’a kadar giderek kendisini ziyaret eden Şeyh Bedreddin (1359-1420) bunlar arasında zikredilebilir. Somuncu Baba’nın Şerh-i Hadîs-i Erbâin, Zikir Risâlesi ve Silâhu’l-mürîdîn adlı üç eseri olduğu ileri sürülmektedir. Ancak kaynaklarda onun eser yazdığına dair bilgi bulunmaması, bu eserlerin eldeki nüshalarının oldukça geç tarihli olması bunların ona aidiyeti konusunda şüphe uyandırmaktadır. Anlatılır ki, Alaeddin-i Erdebili, bir gün Hamid-i Veli’ye, “Artık bizden öğrendiğin ilmi, Allahü tealanın dinini, insanlara öğretmek üzere Anadolu’ya git!”, buyurdu. Ona böylece, insanları yetiştirmek için icazet verdi. Hocasının bu sözleri, bazı anlayışı kıt, hasetçi kimselerin, içlerinden Hamid-i Veli’ye buğz etmelerine sebeb oldu. Hace Alaeddin, Hamid-i Veli’yi bütün talebeleriyle birlikte, “Şemseddin-i Tebrizi Makamı.” denilen yere kadar uğurladı. Veda edip yanlarından ayrılınca, hased edenlerin de bulunduğu topluluğa dönerek, “Hamidüddin’in arkasından, gözden kayboluncaya kadar bakınız. Eğer dönüp bizden tarafa bakarsa, Anadolu’da onun ilminden istifade ederler. Şayet bakmazsa, onun ilminden hiçkimse istifade edemez.”, buyurdu. Orada bulunanlar merakla Hamidüddin’in arkasından bakmaya başladılar. Bu hali cenab-ı Hakkın izniyle anlayan Hamid-i Veli, gözden kaybolmadan önce iki defa arkasına baktı. Böylece onların hasedlerini giderdi. Türbesi Aksaray kabristanının ortalarındadır. 1980 (H.1400) senesinden itibaren, Aksaraylı Şahin Başer Beyin gayretleriyle türbesi yeniden onarılarak bugünkü hale gelmiştir. Hamid-i Aksarayi Hazretlerinin okuduğu kasideler, Aksaraylıların dillerinde dolaşmaktadır. Aksaray’da 2011’de Uluslararası Somuncu Baba ve Kültür Çevresi adı altında Sempozyum düzenlenir. 2014’te türbesi yanına külliye yaptırılır. Valilik, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Belediye tarafından 2016 Ekiminde Anma Haftası düzenlenir. Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations
Hz. Sam A.S. (Nuh A.S. oğlu)
“Nuh Tufanı” ile kavmi helak olan peygamber Hz. Nuh A.S.’ın oğlu Kur’an-ı Kerim’de Hz. Sam A.S. ’dan bahsedilmemektedir. Bir hadiste ‘Sam’ Arapların atası olarak bahsedilmekte bir diğer rivayete göre ise Acem ve Arapların atası olduğu söylenmektedir. Yine kaynaklarda Hz. Sam A.S.’ın tufanda babası Hz. Nuh A.S. ile birlikte gemiye bindiği, Hz. Nuh’un vefatına yakın kendisini çağırıp halefi tayin ettiği ve Hz. Nuh’un Sam’a Hicaz, Yemen, Şam ve El- Cezire’yi verdiği rivayet edilmektedir. Sam’ın ne zaman vefat ettiği ile ilgili bilgi yer almamakla birlikte Aksaray ili merkezinde yer alan, Hz. Sam A.S. Türbesi (Nuh A.S. oğlu) olduğu Evliya Çelebi Seyahatname'sinde geçer. Aksaray şehrini Sam peygamber kurmuştur. ve kabri buradadır. Hz. Sam A.S. Türbesi halk arasında Sam oğulları olarak da bilinir
Bayram Baba Hz.
Yusuf Hakiki Baba Hz.
Aksaray Yusuf Hakiki Baba Hz. Türbesi, Şeyh Hamit Mahallesindedir.
Bedir Muhtar Hz.
Aksaray Bedir Muhtar Hz. Türbesi, Bedir Muhtar Mezarlığındadır. Bedir Baba hacca gitmiş. Burada kalanlar ve Bedir Şah, Bedir Baba orada zemzem içiyor zemzemle abdest alıyor biz burada susuz kalıyoruz demişler. Bunun üzerine Bedir Şah'ın rüyasına giren Bedir Baba bir dua okuduktan sonra rüyada Bedir Şah'a yarın sen de bu duayı oku der. Sabah uyandığında rüyasında gördüklerini yapan Bedir Şah tepeden aşağıya inerken arkasından bir su aktığını fark eder. İnanışa göre, Bedir Şah suya baktığı an suyun akışı durmuş ve o gün bugün su kaynamaya devam etmiştir.
Somuncu Baba Hz.
Aksaray Somuncu Baba Hz. Türbesi Şeyh Hamidi Veli Somuncu Baba Hazretleri’nin Anadolu’da yurt edindiği mekânlardan bir tanesi de Aksaray’dır. Hem Bursa yıllarından önce hem de Bursa’dan ayrıldıktan sonra Aksaray’da ikamet eden Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri, Aksaray’ın meşhur ervah mezarlığı civarına halvethanesini ve çilehanesini kurmuştur. Başta Hacı Bayram-ı Veli olmak üzere talebelerinin yetişmesi için çalışan Hamidi Veli Hazretleri irşât vazifesi için Hacı Bayram-ı Veli’yi Ankara’ya buradan görevlendirmiştir. Oğullarından Yusuf Hakiki Baba’yı da Aksaray’a görevlendiren Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri Hac yolculuğuna diğer oğlu Halil Taybi Hazretleri ile çıkmışlardır. Türbesi Ervahlar Mezarlığında bulunmaktadır.
Şeyh Cemaleddini Aksarayi Hz.
Aksaray Şeyh Cemaleddini Aksarayi Hz. Türbesi Osmanlı Devleti'nin kuruluş devrinde Anadolu'da yetişen âlini velilerdendir. Adı, Muhammed'dir. Babası, büyük âlim Fahreddin-i Râzî Hazretleri'nin torunlarından Vaiz Muhammed b. Muhammed'dir. Nesebi, bir koldan Hazreti Ebu Bekir'e, bir koldan da Hazreti Ömer'e ulaşmaktadır. Cemaleddin lakabıyla ve Aksarâyî nisbesiyle meşhur olmuştur. Aksaray'da doğmuştur. Doğum tarihi bilinmemektedir. 791 (m.1389) yılında Aksaray'da vefat etti. Kabri, Aksaray'daki Ervah kabristanındadır. Tahsiline Aksaray'da babası ve diğer âlimlerden başladı. Daha sonra Amasya'ya gidip, aynı lakabı taşıyan hemşehrisi Cemaleddin İbrahim Aksarâyî'nin oğlu Fahreddin İlyas Rumî’den ders aldı. Hacı Şâdgeldi Paşa ile ders arkadaşı oldu. Hacı Şâdgeldi Paşa Amasya Emiri olunca, Cemaleddin Aksarâyî Hazretleri'ni Amasya kadılığına getirdi. Daha sonra Amasya kazaskerliğine getirildi. Amasya'da çıkan bir karışıklık üzerine oradan ayrılıp Konya'ya geldi. Karamanoğlu Alâeddin Bey onu Konya kadılığına tayin etti. Daha sonra Aksaray'a dönüp, Zincirli Medrese müderrisliğine getirildi. Hazret, bu medresede yıllarca dersler verip âlimler yetiştirdi. Molla Fenarî gibi bir âlim onun talebesi olarak şereflenmiştir. Seyyid Şerif Cürcânî Hazretleri, onu ziyaret edip, ilim ve feyzinden yararlanmak için Anadolu'ya geldi. Fakat o Aksaray'a gelmeden Cemalleddin Aksarâyî vefat etti. Bunun üzerine Seyyid Şerif Cürcânî, Molla Fenarî Hazretleri'yle birlikte Mısır'a gidip, Ekmelüddin Berbetî'den ilim tahsil ettiler. Hayatının tamamı öğrenmek ve öğretmekle geçen bu büyük âlim, 791 (m. 1389) yılında vefat etti. Türbesi Ervahlar Mezarlığındadır.
Ervahlar Kabristanı
Aksaray Ervahlar Kabristanı Aksaraylı ve civar şehir insanlarının her fırsatta ziyaret ettiği bir mekân olmuştur. İçerisinde yedi binden fazla evliyanın bulunduğu bu mekân, aslında Aksaray’ın gerçek merkezidir. Ervah’ın kelime manası “ruhlar” demektir. Istılahta ise içerisinde çok sayıda Allah dostunun medfun bulunduğu kabristan demektir. Aksaray üzerine yapılmış araştırmalarda ervah hakkında fazla bir malumat bulunmamaktadır. Bununla birlikte Ervah hakkındaki en önemli bilgiyi Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde görüyoruz. Evliya Çelebi, yedi binden fazla evliyanın yattığı bu şehir için; “Dârü’l-Ervah denilen bu yere nice defalar nur inmiştir. Üzüntülü olan bir kimse burayı ziyaret etse üzüntüsü gider.” demektedir. Ervah kabristanı, Aksaray’ın merkezinde bulunan Kılıçarslan Tepesi’nin eteklerinde, doğu-batı yönünde eğimli bir arazi üzerinde, kuzey-güney yönünde uzanmaktadır.
Kılıçarslan Hz. Türbesi (Sultan II. Kılıçarslan)
Aksaray Kılıçarslan Hz. Türbesi Sultan II. Kılıçarslan tarafından Arkhelais Şehri’nin harabeleri üzerine kurulan Türk-İslam şehri Aksaray, Selçukluların ikinci payitahtı olmuştur. II. Kılıçarslan, büyük bir askeri komutan, güzel sanatlara düşkün özellikle imar faaliyetlerine önem veren bir sultandı. Kale ile çevirdiği Aksaray’da saray, kervansaray, medrese, hamam vb. gibi eserler yaptırmıştır. Bunun yanında, kale dışında şehrin doğusunda yer alan tepede, Aksaray suyunun aktığı Kulkul Sahrasında bulunan tepeye bir yazlık köşk, dinlenme ve konuk yerleri olan bir de zaviye yaptırmıştı. Köşkün aynı zamanda bir de haremi olup, bu sebeple Kırkkızlar adını bu haremden almış olması muhtemeldir. II. Kılıçarslan’nın vakfiyelerinden çoğu günümüze kadar ulaşmıştır. Sultan II. Kılıçarslan yaptırdığı Aksaray Kalesi önünde savaşırken ölmüş, iç organlarıyla mumyalanmış, yaptırdığı kümbete konulmuştur. Bu türbede, Aksaray’da boğdurularak öldürülen IV. Kılıçarslan’ın iç organları da gömülüdür. Türbe mahruti kubbeli olup, altında cenazelik veya mumyalık olması muhtemeldir. Meydana gelen bir depremde bu yapı ile pek çok tarih yadigarı yıkılmış ya da hasar görmüştür. Bu zelzelede yıkılan Kılıçarslan Türbesi, sonradan aslına uygun olmadan tamir edilerek onarılmıştır. Türbesi Ervah mezarlığı arkasındaki tepededir.
Yunus Emre – Aksaray
Ağrı – Reşadiye köyü – ziyaret tepesinde Sarıkaraman Kasabası Reşadiye köyünde bulunan ve halk tarafından Ziyaret Tepesi olarak adlandırılan tepe ismini Yunus Emre’ye atfedilen bir türbenin bulunması sebebiyle almıştır. Türbe (anıt mezar) yörede ziyaret tepesi olarak adlandırılan 1267m. yükseklikteki kayanın doğu ucunda yer almaktadır. Burada eskiden moloz taştan kireç harçla inşa edilmiş bir türbe harabesi yerine 1988 yılında Kırşehir Valiliğince Yunus Emre dönemi mimarisine uygun olarak yeni bir türbe inşa ettirilmiştir. Türbenin yaklaşık 250 m. güneyinde ise moloz taş ve Horasan harcı ile yapılmış çilehane binası yer almaktadır. Türbe çevresine üzeri açık bir namazgah ve ek tesislerden ibaret mekanlar inşa edilmiştir. Türbe içinde taş çerçeveli lahit bulunan dıştan dışa 4,50 m. kare prizma gövdeli, kesik piramidal külahlı bir yapıdır. Tabii kayalar üzerinde türbenin doğu ve güney cepheleri pencereli batı ve kuzey cepheleri ise kemer halindedir. Üst kısmı pencereli bindirme tavan şeklindedir. Namazgah türbenin kuzeyinde ve çevresi üç yandan alçak duvarla çevrilmiştir. Güneyine sade bir mihrap yerleştirilmiştir. Nevşehir taşı denen sarı renkli kesme taştan yapılmıştır. Çilehane olarak adlandırılan yapı ise moloz taştan yapılmıştır. Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma
Gülağaç Türbeleri
Kara Abdal Türbesi Kara Abdal Türbesi, Şeyh Turasan Dede’nin halifesine ait olup Gülpınar kasabasının Orta Mahallesinde, kabristanlığın içindedir. Sultan III. Murad adına tutulan defterde de bu köyün Aksaray’ın Bekir Nahiyesine bağlı olduğu söylenir. III. Murad zamanında, köyün yetmiş mükellef nüfusu vardır. Kara Abdal Zaviyesi yıkılmış, türbenin kubbesi de çökmüştür. Zaviyenin kubbeli camii ayaktadır. Hicip Kasabası, Hasan Dağı’nın sularını cömertçe akıttığı bir yere kurulmuştur. Bugün (Kayi, Kaya) gibi konuşulan yerde bu cami yıkılmış, taşları yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Cami bir kaynağın başına yapılmıştır. Buradaki Türbe metruk bir kabristanın içindedir. Bu müslüman kabristan vaktiyle burada büyük bir köyün olduğunu gösteriyor. Eski adı (Hacip) olan ve buradaki bol sulu kaynaklarından dolayı önce Gürsu sonra da Gülpınar adı verilen bu kasabanın Hititler devrine kadar uzanan bir tarihi vardı. Bekar Sultan Türbesi Bekar Sultan Türbesi, Hıcıp (Gülpınar) köyünün 2 km. kadar yakınındadır. Karasu membaının sağında ekin ve yonca tarlalarının ortasında kubbeli bir türbedir. Türbeye ulaşmak için yol bulunmamakta ve tarlalardan geçilerek ulaşılabilmektedir. Türbe dört köşe temel üzerine oturtulmuş olup sekiz yüzlüdür. Alt kısmı kırmızı taştan, üst kısmı tuğladan yapılmış, tepe kısmında sekiz yüzün daralmasından oluşmuştur. Cephe genişliği 3.10 m. ve kuzeye açılmakta olan kapısının içten içe eni 0.95 metre, yüksekliği ise 2.15. m’ dir. Taşlar çok güzel ve birbirine uygun şekilde konulmuş olup, günümüzde de bu halini muhafaza etmektedir. Türbenin alt kısmını kuşak halinde saran boş bir kısım bulunmaktadır. Burayı çinili bir kuşağın sardığı fakat sonradan yok edildiği sanılmaktadır. Türbenin kitabesi de kayıptır. Yapının taş kısmının bitip kubbe kısmının başladığı yerde yer yer mavi çinilerle süslenmiş istalaktiti andıran benzemeler vardır. Bunun altında çinili tuğla ile yazılmış bulunan çok nefis bir kufi yazı bulunmaktadır. Bu kufide Besmele ve Ayet-el Kürsi bulunmaktadır. Konyalı eserinde, türbenin son zamanlarda kubbesine bal yapan arıların balını almak amacıyla alt kısımların ve sandukaların dinamitle tahrip edilmiş olduğunu esefle kaydeder. Türbenin kubbe eteğinde bir pencere vardır. Bodrumunda da cenazeler ve mumyalık olmalıdır. Türbenin kuzeyinde hamama ve havuza benzeyen kalıntılar ve doldurma harçlı yapı kalıntıları vardır. Türbenin güney kısımlarının alt tarafında temelleri bulunan bir zaviye yahut camiye benzeyen yer bulunmaktadır. Kitabesi yok olmuştur. Köylüler bu türbeye Bekar Sultan Türbesi demektedirler. Buranın büyük bir iskan yeri ve türbenin de Danişmendoğulları eseri olduğu kabul edilir. Gönül Öney Anadolu’dakilerle İran’daki türbeleri mukayeseyi ele aldığı makalesinde, türbenin taş gövdesi, tuğla külahı ile sanki Ervah Tepe türbesinin altı taştan kopyası olduğunu, portal, stalaktitli saçak, ayet bordürü ile İran etkileri gösterdiğini kaydederek türbeyi XII. Yüzyıl sonu ile XIII. Yüzyıl başlarına tarihlendirir. Deniz de makalesinde aynı görüşü paylaşır150. Ervah Mezarlığı’nda bulunan ve 1930-35 yıllarında yıktırılarak tuğlaları hapishane inşasında kullanılan anonim türbeyle, Bekar köyünde bulunan Bekar Sultan Türbesi (XII. yy. başları), Orta Asya ve İran (Büyük Selçuklu) geleneğini devam ettiren iki iyi örnektir. Türbe Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2000’li yıllarda restore ettirilir. Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma
Ortaköy Türbeleri
Durhasanlı Türbesi Sarıkaraman Beldesi Durhasanlı Köyündeki Durhasanlı kümbeti kare planlı, dört kemer üzerine kubbeli, duvarlardan kubbeye geçiş pandantifli olup kuzey girişlidir. Kümbetin dışı kesme taşla yapılmış olup iç duvarları moloz taşla yapılmıştır. İçteki köşe taşları da düzgün kesme taşla, kubbe bindirme tekniği ile moloz taşla inşa edilmiştir. Kümbetin içindeki mezar tahrip edilmiş, daha sonraları ise mezarın üzeri çevredeki taşlarla tekrar yapılmıştır. Kubbede dört tarafta birer tane pencere bulunmaktadır. Kümbetin girişi basık kemerli ve kesme taştan yapılmadır. Yapı statik olarak tehlike arz etmektedir. Yer yer yapılan kaçak kazılar sonucu oldukça tahrip edilmiştir. İshak Dede Türbesi İshak Dede’nin Hıdırlık köyü ile Yıldırımlar köyü arasında türbesi vardır. İshak Dede’nin kim olduğu konusunda herhangi bir bilgi yoktur. Türbe yerel taşlardan inşa edilmiştir. Dede Türbesi İlçenin Namlıkışla köyü yakınında bulunan Kartuluk Dağının en yüksek yerinde Dede olarak anılan bir ziyaret yeri vardır. Kartuluk Dağında kimin medfun bulunduğu bilinmemektedir. Bu yatır Türklerin dağ inancı kültüne göre ziyaret edilmektedir. Türbenin üzeri açıktır. Halk tarafından çocuğunun yaşamasını isteyenler ve malının çoğalmasını isteyenler tarafından ziyaret edilmektedir. Ziyarete gidenler türbe başında üç Fatiha okur, dileklerini dilerler ve yanında götürdükleri hediyeleri türbede bırakırlar. Pir Koca Türbesi Pir Koca’nın Pirli köyü mezarlığında türbesi vardır. Hacı Bektaş-ı Veli müritlerinden biri olan Pir Koca dinlenmek için bu köyde mola verir ve köyü beğenerek buraya yerleşir. Pirli köyü halkı Bektaşi tarikatındandır. Pir Koca’nın Cem Sultan ve II. Beyazıt’ın taht mücadelesinde Cem Sultan tarafında yer aldığı söylenmektedir. Türbenin üzeri açıktır. Halk tarafından değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Anlatılır ki, Pir Koca’nın mezarında sürekli olarak bir mum yanarmış. Köye gelen bir Rum’un ardından bir daha mum yanmamış
Güzelyurt Türbeleri
Ali Paşa Türbesi Ali Paşa Türbesi, Selime köyü kabristanı içerisinde bulunmaktadır. Sekiz yüzlü ve konik kubbeli türbenin alt kısmı ve kubbesi taşla yapılmış her yüzünün eni 3.30 cm. köşeleri kırmızı tuğla ile yapılarak dekoratif bir görünüm kazanmıştır. Dekoratif kısımların ortaları muntazam kesme taşla yapılmış olup türbenin kapısı kuzeye açılır. Türbe birçok Selçuklu türbesi gibi cenazelik veya mumyalık olarak adlandırılan bodrum katlıdır. Bu katın kapısı güneye açılır. Türbenin kapısı tuğla ile kemerleşmiştir, yüksekliği 1.70 m’dir. Türbenin içinde iki sıra halinde yedi basit ve sade sanduka mevcuttur. Ali Paşa burada öldürülmüş ve sonra da ailesi tarafından bu türbe yaptırılmış, cesetler türbenin cenazeliğine konulmuştur. Konyalı eserinde türbe ve hikayesi hakkında bilgi verir. Cenazeler ıskaralar üstüne konmuş tabutlardaki ölü başları her sene Selimeliler tarafından alınarak çayda yıkandıktan ve temizlendikten sonra tekrar yerine konuyor. Bize bir çocuk bu başları çıkardı, eşiğe sıraladı ve gösterdi. Başlar bembeyaz ve çok temizdi. Zaten Selimeliler yağmur yağmadığı senelerde yağmur duasına çıkarken Selime’deki bir mağarada bulunan mumyayı çayda ıslatarak tekrar yerine koymayı adet edinmişlerdir. Moğollardan İrencin Noyan’ın Aksaray’da bulunduğu zaman Şenkitoğlu, Aksaray beyi ve hakimi Ali Paşa’ya müthiş bir husumet göstermişti. O İrencin’e yaranmak için her meşhuru, her nüfuzlu adamı yok etmek istiyordu. Aksaray hakimiyetini babalarından ve dedelerinden tevarüs eden Ali Paşa’ya ve kardeşi Ahi Ahmed’e sataşmıştı. Halbuki İrencin, Ali Paşa’nın Aksaray’daki hakimiyetini kabul etmişti. Şenkitoğlu Ali Paşa’ya her çeşit iftirayı yapmış, kendisine yardımcı olarak Tatar askerlerinin gelmekte olduğu hakkında bir yalan haberi Aksaray’da yaymıştı. Bunun üzerine Ali Paşa kardeşi Ahi Ahmed ve yanındakilerle beraber tarihçi Kerimüddin Mahmud’un mülkü olan Selime Kalesine gittiler ve sığındılar. Şenkitoğlu ile Aksaray kadısı Merendli Mecdüddin bunları takip etti. Yalan vaatlerle Ali Paşa’yı ve 30 adamını kaleden çıkarttırarak hepsini öldürttüler. Öldürdüklerinin ve kale sahibi Aksaray evkaf mütevellisi olan tarihçi Kerimüddin’in mallarını ve servetini yağmaladılar. Öldürülenlerin cesetleri Selime köyü kabristanına gömülmüştür. Ali Paşa’nın ailesi ve onu sevenler bu türbeyi yaptırdılar. Cesetlerini türbenin cenazeliğine koydular. Türbedeki diğer yatırlar da muhtemelen bu ailedendir. Ali Paşa ve kardeşi Ahi Ahmed ile beraber Aksaray’ın nüfuzlu ve şöhretli adamları bu arada Aksaray’daki Cıncıklı Camisini (Hacı Yusuf Mescidi) yaptıran Hacı Yusuf da vardı. Tarihçi Kerimüddin ölenler arasında şu kişileri de yazar. Hoca Ömer Şerefüddin, Hoca Yakut, Hacı Yusuf, Okçubaşı Ferhad, Nerbaşi, Leyl-i Katiboğlu. Baydı Hatun Türbesi Baydı Hatun Türbesi, Ihlara’ya girerken yolun solundaki köye ve Ihlara deresine hakim bir yerde bulunmaktadır. Türbe taştan yapılmış, dört taş kemerli beşik örtülü bir yapıdır. Kapı sövesi iki taştandır. Üstüne adi uzun bir lento konmuştur. Kapının iç kısmı kemerli olarak yapılmıştır. Üstünde 0.80 cm. uzunluğunda kaba taştan yontulmuş bir alem bulunmaktadır. Başına erkeklere mahsus serpuşlu bir taş dikilmiştir. Bu sanduka ve taş daha sonra yapılmıştır. Baydı Hatun türbesi Karamanoğulları dönemine ait olup beratı bulunmaktaydı. Fatih de bunun yürürlükte kalmasını kabul etmişti. Vaktiyle mescit olarak da kullanılan türbeye halk, ‘Hızır İlyaslık’ dermiş ve her yıl burada toplanarak yerler, içerler ve eğlenirlermiş. Son yıllarda türbe ve çevresi yenilenmiştir. Emirgazi Türbesi Köyde bulunan Emirgazi Türbesi, dikdörtgen şeklinde, yaklaşık 8×5 m ebatlarında taştan örülerek yapılmıştır. Türbenin üzeri daha önceden kemerli bir tavan örtüsü ile kapalı iken, bu bölüm sonradan yıkılarak ortadan kaldırılır. Türbenin içinde mezar taşı ve sandukası bulunmayan bir de yatır vardır. Türbenin Danişmentoğulları’ndan Emirgazi’ye ait olduğu sanılıyor.
Aksaray Türbeleri
Turhasan Türbesi Taşpınar’daki Turhasan Türbesi kısmen ayakta kalmıştır. Duvarlarının bir kısmı ve kubbesinin çok az bir kısmı ayaktadır. Duvarlar helik taşlarından oluşmuş ve kesme taş kullanılmıştır. Zaviyeli cami ile birlikte inşa edilmiştir. Cami ortadaki ana mekanın iki yanına yerleştirilmiş girişleri son cemaat yerinden sağlanan iki tabhane odası ile güney-batı yönüne yerleştirilen türbeden ibaret plan şemasına sahiptir. Son cemaat yerini dört yığma sütun üzerinde yükselen üç yuvarlak kubbe örter. Ortadaki kubbe derindir. Son cemaat yerinin sağını ve solunu eşine rastlanmayan birer yarım kubbe örter. Penceresi beş adet olup alt sıradaki üç pencere ışıklandırmayı sağlamaktadır. Mihrap süslemeleri alçıdan yapılmış olup XIV. ve XV. yüzyıllara tarihlenmektedir. Yakınında pınar bulunmakta ve yöre halkı burayı mesire yeri olarak kullanırken bir takım kültürel faaliyetler de yine burada gerçekleşmektedir. Durhasan olarak da bilinen veli Hasan Dağına ismini veren zattır. Türbe Vakıflar Genel Müdürlüğünün mülkiyetine aittir ve restorasyonunu beklemektedir. Halk tarafından değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir. Özellikle Hıdrellez zamanında çevre köylülerin yoğun katılımıyla türbe etrafında dualar okunmakta ve yemekler yenmektedir. Geleneksel olarak her yıl kutlanan Hıdırellez Kültür ve Bahar Bayramı, Sümrü Yaylası Turhasan Tekkesi bölgesinde düzenlenen şenliklerle kutlanmaktadır. Hasandağı andağı eteklerinde yapılan kutlamalarda Turhasan Türbesi’ne otolarla, kamyonlarla ve traktörlerle gelen kasaba ve köylüler türbe etrafında dua ettikten sonra yemeklerini hazırlayarak bahar bayramını kutlamaktadırlar. Kutlamalara Kutlu, Hamidiye, Armutlu, İncesu, Taşpınar, Akçakent, Yuva, Helvadere, Karğın, Sağlık, Senirtol, Akhisar, Karaören, Bağlı, Karataş, Aşağı Dikmen, Yukarı Dikmen köylerinden binlerce vatandaş katılır. Seyit Battal Gazi Türbesi Seyit Battal Gazi türbesi il merkezine 35 km. mesafedeki Kalebalta köyü sınırları içinde bulunan kalenin batısındaki eski mezarlığın içinde, mezarlığın batı kısmında bulunmaktadır. Türbe kare planlı olarak düzgün olmayan kesme taştan yapılmış üstü ahşap örtü ile kapatılmış tek katlı ve düz damlıdır. Türbenin doğu kısmında ise türbe ile bağlantılı yapı öğelerinin temel izleri vardır. Türbe içine giriş kuzeydendir. Güneyinde mihrap yer almaktadır. Ortada düzgün kesme taşla çevrelenmiş dikdörtgen planlı mezar bölümünde doğu ve batı istikametinde dizilmiş üzerlerinde Arapça yazı bulunan doğuda ve batıda dört adet olmak üzere sekiz adet mezar taşı vardır. Bu mezar taşlarının büyük bir kısmı kırık durumdadır. İ. H. Konyalı kitabında türbenin kayalara oyulmuş olarak yapıldığını, İslami döneme ait olduğunu, türbenin mihrabının olduğunu ve tamir gördüğünü ve burada yatan şahsın bir kale dizdarı (muhafız komutanı) olduğunu tahmin ettiğini, mezar taşlarının birinde H.790 tarihi okuduğunu belirtmektedir. Burası halk tarafından değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir Celal Baba Celal Baba’nın türbesi Şirket Sokağında idi. Belediye buraya dükkanlar yapınca Celal Baba’nın kabri dükkanların arasında kalır. Kitabesi olmayan türbe için halk “Kutbü’l Arifin Celal Baba” der. Aksaray’da Celal Baba’nın bir mescidi ve bir mahallesi bulunmaktadır. Konyalı eserinde Üçler Kabristanında 1482 tarihli mezartaşıyla Şeyh Evhadüddin oğlu Baba Ekmelüddin isimli zata ait bir türbeden söz eder. Kara Abdal Türbesi Kara Abdal Türbesi-I Pamucak Mahallesinde Kadıoğullarının bahçesindedir. Teninin renginden dolayı Kara Abdal olarak anılmaktadır. Türbenin üzeri açıktır ve herhangi bir kitabesi yoktur. Uzun Dede Türbesi Cavlaki Mahallesinde yolun sağ tarafında adi sandukalı kabrin Uzun Dede ismiyle anılan zata ait olduğu nakledilir. Başındaki taşta kitabe yoktur. Ali Dede, Gül Ali Dede isimleriyle de anılır. Günümüzde bu isimde bir sokak bulunmaktadır. Genç Osman Türbesi Genç Osman Türbesi Aksaray’a 10 km. mesafede bulunan Gençosman köyünün merkezindedir. Bağdat Fatihi namıyla anılmaktadır ve 17 yaşında IV. Murat’ın Bağdat Seferinde şehit olmuştur. 1621 yılında Dorikini köyünde doğmuştur. 1638 yılında Aksaray’a gelen IV. Murat sefer için asker toplar ve yiğit Osman yaşı tutmadığı için alınmaz ama o hiç düşünmeden arkadan gizlice gelip orduya katılır. Bağdat Kalesi düşerken en önde çarpışmış ve sancağı göndere dikmiştir. Sancağı dikerken aldığı yaralarla orada şehit düşmüştür. Türbe yapılan düzenlemelerle özgünlüğünü kaybetmiştir. Üzeri betonarme çatıyla kapalıdır. Baş ve ayak taşı yoktur. Bu türbeyi yöre halkı özellikle hayır duası için ziyaret etmektedir. Anlatılır ki, IV. Murat orduyu teftiş ederken Osman’ı görür ve senin yaşın tutmuyor, nasıl geldin buraya diyerek sual eder. Genç Osman sesini çıkarmaz. IV. Murat , “Daha bıyığın bile terlememiş, biz bıyığında tarak durmayanı orduya almayız” der. “Sen git ananın koynuna” diyince, Genç Osman padişahtan tarağı alıp üst dudağına şiddetlice bastırır ve tarağı kanlar içinde dudağına batırır. Sonra padişahına seslenir: “Şimdi benim bıyığımda da tarak duruyor, orduya katılabilir miyim?” der. IV. Murat bu durumdan çok hislenir ve onu öncü gazilere serdar yapar. Şeyh Gazi Baba Türbesi Şeyh Gazi Baba Türbesi Taşpazar Mahallesi Gazi Sokaktadır. Türbenin kitabesi yoktur ve üzeri açıktır. Konyalı Şeyh Gazi’nin kimliğinin bilinmediğini kaydeder. Terme Baba Türbesi Terme Baba Türbesi Sofular Mahallesinde Aksaray Lisesinin altında Çukurbahçe denilen yerdedir. Anlatılır ki, Terme Baba yaraları olan hastalara terme tedavisi uygularmış. Adı buradan gelmektedir. Yaralara okuyup üfleyerek tedavi yaparmış. Türbe günümüze gelememiştir. Eskiden üstü açık bir türbe olduğu ve halkın türbe toprağından alıp yaralı bölgelerine sürdükleri nakledilir. Şeyh Gaznevi Türbesi Şeyh Gaznevi Türbesi Zafer Mahallesindedir. Türbe bir apartmanın altındadır ve sade bir mezardır. Kitabesi yoktur. Evliya Çelebi eserinde ismini sayar. Konyalı türbenin eski Protestan kilisesinin arkasında, arsa haline gelmiş bir harabe içinde olduğunu kaydeder. Fatih Sultan Mehmed adına Aksaray vakıflarını tespit eden bir defterde Gaznevi adına Seyyid Hüseyin tasarrufunda bir vakfiyenin yer aldığı yazılıdır. Tapu kayıtlarında şehirde Şeyh Gaznevi Mahallesi bulunduğu görülmektedir. Zaviyenin türbenin yanında olduğu kaydedilir. Sam Oğulları Türbesi Sam Oğulları Türbesi Kalealtı Mahallesi Ulu Cami arkasındaki 40 metrelik yol üzerindedir. Türbenin kitabesi yoktur ve üzeri açıktır. Konyalı bir Aksaray müftüsünün yazmış olduğu manzumeye dayanarak Ulu Cami hakkındaki makalesinde şunları kaydeder. “Hazret-i Nuh’un oğlu Sam’ın evladından Nehbad’ın Aksarayı kurduğu ve adına Sonya denildiği hakkında ciddi hiçbir kaynakta herhangi bir işarete rastlanmaz.” Sinoplu Baba Türbesi Sinoplu Baba Türbesi Sofular Mahallesindedir. Kınalı Parmak olarak da anılan Sinoplu Baba Sinop’tan Aksaray’a ziyarete gelmiş ve burada ölünceye kadar kalmıştır. Rufai tarikatındandır. Parmakları kınalı olduğundan Kınalı Parmak olarak anılmaktadır. Türbenin üzeri açıktır. 1995 yılında türbenin etrafı bir duvarla çevrilmiştir. Konyalı eserinde Kınalı Parmak’a ayırmış olduğu bölümde onun Sinopluluğundan ve Rufailiğinden söz etmeden Kınalı Parmağın bir kadın olduğu üzerinde durur. Sancılı Baba Türbesi Sancılı Baba Türbesi Taşpazar Mahallesi Paşacık Caddesinde bulunan Sancılı Baba Camisinin önünde, yol üzerindedir. Türbenin üzeri açıktır. Nakledilir ki, yollar genişletilirken Sancılı Baba türbesi Ervah Mezarlığına kaldırılmak istenmiş, türbeyi kaldırmaya çalışan amelelerin karnına sancılar girmiş, bunun üzerine yetkililer türbeyi yerinde bırakarak, yolu biraz ilerisinden geçirmişler. Halk tarafından özellikle ağrısı ve sancısı olanlar türbeyi ziyaret eder. Türbe başında ovalanarak şifa ararlar. Merkepli Baba Türbesi Merkepli Baba Türbesinin Küçük Kergi Mahallesinde bulunan Karatay Camisinin arkasında olduğu söylenir. Bugün şehirde Küçük Kergi Caddesi vardır. Mahallenin ismi zamanla değişmiş olmalıdır. Konyalı yanında eskiden bir zaviyesinin bulunduğunu yaşlıların anlattığını, Merkepli Baba’nın kemiklerinin Ali Gürün’ün Belediye Başkanlığı döneminde Ervah Kabristanına nakledilmiş olduğunu kaydeder ve zaviyeye ait 1820 tarihli bir berattan söz eder. Burhanlı Çarkçı Baba Burhanlı Çarkçı Baba Türbesi Ervah Mezarlığında Somuncu Baba Mescidinin ilerisindedir. Çarkçı Baba’nın gerçek adı Abdurrahim’dir. Seferberlik sırasında Aksaray’a geldiği ve 1944 yılında vefat etmiş olduğu nakledilir. Türbenin üstü açıktır ve etrafı taş duvarla çevrilidir. Yanında Hacı Nesip Efendi medfundur. Hafız Mehmet Türbesi Hafız Mehmet Türbesi Belediye Yağ Pazarı yol kenarındadır. Türbenin üstü açıktır. Yanında hanımı olan Sultan Hatun ile beraber medfundur. Hasas Baba Türbesi Hasas Baba Türbesi Hasas Mahallesi, Kabristan Sokakta Hasas Baba Camisinin karşındadır. Has Baba olarak da anılmaktadır. Demircilik yaparmış. Türbenin 1982 yılında hayırsever bir vatandaş tarafından düzenlenmeden önce tuğlasından istifade edilmek üzere yıkılmış olduğunu Konyalı eserinde kaydeder. Mevcut sanduka semboliktir. Asıl mezar türbenin altındadır ve merdivenle bu bölüme inilir. Burada itikafhane bulunmaktadır. Türbenin inşa tarzına göre Selçuklular veya Karamanoğulları döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Halk tarafından hayır duası ve değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Hallaççı Baba Türbesi Hallaççı Baba Türbesi Çerdiğin Mahallesindedir. Hallac-ı Mansur (858-922) olarak da isimlendirilen Hallaççı Baba’nın kim olduğu konusunda herhangi bir bilgi yoktur. Türbe bahçe içersindedir ve üstü açık, sade bir mezardır. Türbe etrafındaki yıkıntıların tekke veya zaviye kalıntıları olduğu düşünülmektedir. Ulucami’de asılı bulunan Aksaray velileri ve erginlerini gösteren manzûmede burasının Hallac-ı Mansur’un zaviyesi olduğu yazılıdır. İsmail Baba Türbesi İsmail Baba Türbesi Ervah Mezarlığında Şeyh Hamid-i Veli hazretlerinin mescidinin ilerisindedir. Kadiriye tarikatındandır. Ayak Taşı Kırılan Hacı İsmail Efendi olarak da anılmaktadır. Türbenin üstü açıktır ve etrafı kesme taştan duvarla çevrilidir. Türbede El Hac Abdurrahman Efendi’nin mezarı da bulunmaktadır. Anlatılır ki, Ervah Mezarlığı bekçisi buraya gelen bir zatın türbe ziyaretinde ayak taşına eline koyup dua ettiğini ve taşın çatladığını gözleriyle görmüştür. Feriştah Hatun Türbesi Feriştah Hatun türbesi Şifahane Mahallesindedir. Aynı isimli camiye girerken sol tarafta taş yapılı ve kubbeli bir yapıdır. Türbe kare planlı olup Aksaray taşından yapılmıştır. Kurşun plakalarla kaplı kubbe çokgen kasnak üzerine oturtulmuştur. Konyalı Ferişteh Hatun ismiyle anılan kadının, caminin banisi olup 1358 tarihinde vefat etmiş olan Fatma Hatun adını taşıdığını kaydeder. Günümüzdeki caminin orijinal yapı ile alakası yoktur. Ferişteh Hatun’un dedesi Ahi Yunus, babası Ahi Mehmet’tir (v.1348). Hüsnü Baba Türbesi Hüsnü Baba Türbesi Zafer Mahallesinde eski hastanenin köprü dönüşünde yol kenarındadır. Türbenin üstü açıktır ve mezarın kitabesi yoktur. Kemal Baba Türbesi Kemal Baba türbesi Sebil Mahallesindedir. Dikdörtgen planlı olup kesme taştan inşa edilmiştir. Beton sıvalı kubbesi kasnaksız olarak yapının üzerine giydirilmiştir. Yapının ön cephe duvarı köşelidir. Giriş kapısı yapıdan dışarı doğru taşırılmış olup demirdendir. İçinde iki mezar bulunmaktadır. Eskiden yerinde minareli cami bulunduğu nakledilir. Konyalı eserinde şu anekdota yer verir. Vaktin hükümdarı Aksaray’a gelmiş, Kemal Baba’yı ziyaret etmek istemişti. Hükümdar geldiği zaman Kemal Baba tarlada sarımsak dikiyormuş, Padişah da tarlaya bir şeyler sokmaya başlamış. Kemal Baba tarlaya sokulanın altun olduğunu anlayınca, “Hükümdarım demiş, benim altına ihtiyacım yoktur.” Rivayete göre hala bu tarlada belin ve küreğin ağzına takılarak altın çıkarmış. Üçler Tekkesi türbesi Üçler Tekkesi Kılıçaslan Mahallesindedir. Kare planlı olup kesme taştan inşa edilmiştir. Girişi batı cephesindeki dikdörtgen kapıdandır. Üç pencerelidir. Tek mihraplı mescit halindedir. Türbede üç tane paşa kızı medfundur. İsimleri Bahtişad Hatun, Mağfure Hatun ve Bint-i Abdüsselam’dır. Türbenin girişinde bir mezar daha bulunmaktadır. Bu mezarın türbedara ait olduğu söylenmektedir. Türbedarın ismi İsa bin Musa’dır. Türbe 1965 yılına kadar kerpiçtenmiş, yıkılıp taştan yeniden inşa edilmiştir. Türbe 1994 yılında restore edilerek son halini almıştır. Halk tarafından hayır duası ve değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Horoz Baba Horoz Baba Camii ve türbesi Çerdiğin Mahallesindedir. Tek katlı kiremit çatılı yapı Aksaray taşıyla yapılmıştır. Kavak ağaçları üzerine hasır örtülerek hazırlanan damına çatı yapılmıştır. Türbe Horoz Baba Camisinin içindedir. Cumhuriyet döneminde satışa çıkarılan camiler arasında yer alır. Hayırsever bir Aksaraylı olan Sadi Güvenç Horoz Baba Mescidini satın alır ve tamir ettirerek tekrar ibadete açar. Konya Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından 2003 yılında yapılan onarım kapsamında tahrip olmuş üst örtüsü tamamen kaldırılarak, üç adet ahşap direk üzerine oturan kirişlemeli bir örtü ve bunun üzerine de ahşap kırma çatı yapılmış ve kiremit kaplanmıştır. Çatlama ve ayrılmalar sebebiyle caminin ibadete kapatılmasına sebep olan duvarlar onarılmış, sökülen dış sıvanın yerine derz yapılmış, içerisi yeniden horasan harcı ile sıvanmış, gevşeyen zemin sıkıştırılarak beton dökülmüş, kapı ve pencere doğramaları ile taban tahtası yenilenmiş, yatırın olduğu bölüm taş bordür ile ayrılarak buraya yeni bir sanduka konulmuş, elektrik tesisatı yenilenmiş, bahçe kotu düşürülerek rutubete karşı önlem alınmış ve tretuvar yapılmıştır. Bahçe duvarı moloz taş ile yapılmış ve cami ibadete açılmak üzere teslim edilmiştir. Çavdar Baba Küçük Bölcek Mahallesindeki Çavdar Baba Türbesi ve Camii mahalli taştan inşa edilmiştir. Ağaç direkler üzerine hasır atılarak yapılan damının üstü sonra kiremitle örtülmüştür. Dam iki direkle duvarların üzerine oturtulmuş ön tarafı bel verdiği için üçüncü bir direk payanda olarak ilave edilmiştir. Camie altı pencere ışık vermektedir. Ektiği çavdarları ihtiyaç sahibi insanlara dağıtmasından dolayı kendisine Çavdar Baba denildiği nakledilir. Türbe camiye bitişiktir ve üstü kapalıdır. Herhangi bir mimari özelliği yoktur. Kerimüddin Mahmud’un oğlu Mehmet’in türbesi Aksaraylı tarihçi Kerimüddin Mahmud’un oğlu Mehmet’in türbesi, Coğlakı Sebil mahallesinde, Şaban Cevizci’nin 611 numaralı ikamet yerinde bulunmakta olup, okunan mezar taşı kitabesinde 1323 yılında yaşadığı anlaşılmaktadır125. Konyalı eserinde, Gerges Mektebi Hocası Ahmed Efendinin mezarının yanındaki mezar taşı kitabesinin Kerimüddin Mahmud’a ait olduğunu kaydeder. Ayrıca Oral da makalesinde bu mezar taşından söz etmektedir. Ana Sultan Türbesi Ana Sultan Zaviyesi ve Türbesi, il merkezine 30 km. mesafede bulunan Gözlükuyu köyünün dört km. doğusundaki tepededir. Türbe harap bir görünümdedir. Son zamanlarda ortaya çıkan mezar soyguncuları mezarı, sandukayı, mezar taşlarının hepsini tahrip etmişlerdir. Türbenin solunda kiliseden çevrilmiş cami bulunmaktadır. Muntazam kesme taş ile yapılan ve içindeki resimleri yer yer tahrip edilen kilisenin ne vakit camiye çevrildiğini belirtir kitabeye rastlanmamıştır. Konyalı eserinde, türbe ve zaviye sahibinden şöyle söz eder. Ana Sultan volkanik kırmızı, sivri bir tepe üzerindeki zaviyesini sağlığında yaptırmıştır. Zaviyenin mescidi bir kiliseden çevrilmiştir. Türbesi de orada bir kovuktadır. Kaya Paşa ile kendisinden evvel ölen Ana Hatun, Selçuklular devrinde yaşamıştır. Kaya Paşa Vakfiyesi 1306 tarihlidir. Kaya Paşa’nın zaviye şeyhi olduğuna göre, devrin okur yazarlarından ve belki de bilginlerinden olduğu kabul edilebilir. Kaya Paşa’nın babası Oğulca’dır. Ana Sultan Zaviyesi şeklinde meşhur olan zaviyenin tevliyeti, meşihatı, nezareti evvela evlada, nesil münkarız olursa zamanın hakiminin reyine bırakılmıştır. Zaviye cami çevresinde taamhane, zikir odası, konuk yerleri yapılmak suretiyle hazırlanmıştır. Zaviyenin bulunduğu sivri tepenin önündeki Obruk köyü günümüzde dağılmış, yok olmuştur. Anlatılır ki, köylüler müsait mevsimlerin bayram namazlarını burada kılarak bayramlaşırlarmış. Bayram Baba Türbesi Bayram Baba Türbesi, Kızılca (Zafer) Mahallesi, Bayram Tepesi önündedir. Önünden Mamasın Barajı kanalı geçmektedir. Türbenin ön tarafındaki hazirede birçok mezar bulunmakta iken, kanal açılışı esnasında bunlar yıkılmıştır. Türbe iri muntazam taşlarla yapılmıştır. Eskiden kubbeli olan yapının kubbesi çöktüğü için üstü betonla yenilenmiştir. Türbenin solunda 20 m. uzunluğunda türbedar odası vardır. Eskiden, türbeden buraya açılan bir kapı mevcut idi. Bu kapı kapatılarak buraya mezarlık alanından çıkan kemikler doldurulmuştur. Türbenin önünde üçgen bir mezar taşı serpuşu vardır. Burada vaktiyle bir de zaviye bulunduğu nakledilir. Türbe 1989 yılında restore edilmiştir. Tek odalı, betonarmeden yapılmış olup içinde Bayram Baba’nın sandukası vardır. Halk tarafından hayır duası ve değişik dilekler için ziyaret edilmektedir Anlatılır ki, DSİ Bedri Muhtar Mahallesinde su kanalı çalışmaları yaparken türbeyi kaldırmak istemiş. Bayram Baba bu duruma itirazını göstermek için Bayram Tepesini ikiye ayırmış. Bunu gören DSİ yetkilileri su kanalını türbenin etrafından dolaştırarak geçirmişlerdir. Bedir Muhtar Veli Dağ eteğinin hafif meyili üzerine yapılan Bedir Muhtar Veli türbesinin kubbesi yıkılmıştır. Kıble tarafındaki tuğla kemerleri kalmıştır. Diğer duvarları ise sonradan kerpiçle tamir edilmiştir. Türbenin içinde üç yatır mevcut olup hiç birinde kitabeli mezar taşı bulunmamaktadır. Türbenin kemeri üzerinde yapanı, yaptıranı ve yatırların adlarını gösteren kitabe mevcut değildir. Burada yatanı halk Şeyh Bedir Muhtar olarak bilir. Türbenin az ilerisinde dağın eteğinden çıkan ve halkın zemzem suyu olarak andığı bir kaynak vardır. Evliya Çelebi, Bedrettin Sultan Veli der. Taşpazar Mahallesindeki Bedriye Medresesini yaptıranın o olduğu ileri sürülür. Bedriye Medresesi 1998’de restore ettirilir. Bedir Muhtar kabristanında XI. Yüzyıla tarihlenen mezarlar bulunmaktadır. Mezarlığa Bedir Muhtar Külliyesi ismiyle bir külliye yapılması planlanmaktadır. Çaput Baba Türbesi Çaput Baba Türbesi, Şifahane Mahallesindedir. Halk arasında Çaput Baba veya Çaput Sultan denilmekte ve hayır duası ve değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Cenazelik, mumyalık denilen bodrum kısmı iri kesme taştan yapılmış olup, mahruti tuğladan yapılan kubbesi yıkılmıştır. Eskiden burada mumya olduğu söylenen türbe, Selçuklu eseridir. Bugün mevcut olmayan türbenin üst kısmı XX. Yüzyılın başlarında dönemin belediye başkanı tarafından tuğlalarından faydalanılmak için yıktırılmıştır. Bu tarihlerde türbenin dikdörtgen planlı, üzeri beşik tonoz örtülü mumyalık kısmının görüldüğü belirtilir. Kitabesi ve vakfiyesi günümüze kadar gelmeyen yapının iki katlı olmasından hareketle Selçuklu döneminde yapılmış olabileceği belirtilir. Kabakbaş Veli-Emirşeyh Türbesi Kabakbaş Veli-Emirşeyh Türbesi, Meydan Mahallesinde Şeyhzade Vahap Kabakbaş Bey’in evinin bahçesindeki küçük kabristanın içerisindedir. Hazire yan yana dizilmiş altı mezardan oluşur. Mezarlarda birer mermerden yapılmış kitabe bulunuyor. Konyalı’ya göre: “Şeyhzade Vehhab Bey’in evinin bahçesinde kabristan var idi. Kabirler yok edilmiş bahçe haline sokulmuş. Taşları dört parçadan teşekkül eden bir sandukanın ayak, baş ve pehle taşlarından sofa biçiminde bir yer yapılarak mezar taşları buraya sıralanmıştır”. Yine Konyalı, bu mezar taşlarından birinin 1356’da ölen Hasan oğlu Emir Şeyh’e ait olduğundan söz eder. 1863 yılındaki sel felaketinde Şeyh Hasan Kabakbaş Veli dergahı ve türbesi, türbe ve odalar tamamen yıkılır. Hamza Bey Türbesi Hamza Bey Türbesi ve Mektebi, Bimarhane (Şifahane) Mahallesinde olup ana yol üzerindedir. Mektep son yıllarda yıkılmıştır. Kitabesinde Gazali soyundan Sinan Bey oğlu Hamza Bey tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Konyalı, Selime Sultan (Ali Paşa) Türbesi’nin yanında gömülü olan Derviş Bey’in, baninin kardeşi olduğunu iddia etmektedir. Beylere mahsus bir kavuğun bulunduğu mezarı vardır. Baninin, 1529-30 tarihli erkek evlada şart koşulmuş vakfiyesi Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde bulunmaktadır. Türbenin, vakfiyesinden bir sene sonra yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Hamza Bey Güzelyurt Selime kasabasında ismiyle de anılan bir cami yaptırmıştır. Hırkalı Sultan Türbesi Hırkalı Sultan Türbesi, Coğlakı Mahallesinin sonunda, Ervah kabristanlığı yol ayrımının karşısındadır. Kubbesi tuğla ile örtülmüştür. Kemer araları taşla yapılmıştır. Kare alan üzerinde kurulan türbeye kıble tarafındaki mescidden girilir. Üstü çökmüş, sadece mihrabı kalmıştır. Kubbenin kemerleri taştan yığma ayaklar üzerine oturmuştur. Danişmendli eseri olduğu tahmin edilmektedir. Kitabesi mevcut olmayıp, eşiğinde üç kabir bulunmaktadır. Halk tarafından değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Hırkalı Sultan (Esen Hatun) Türbesi’ni, Konyalı, Danişmendli Beyliği’ne tarihlendirse de yapının mimari özelliklerine dayanılarak XIV. Yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı kabul edilmektedir. Kınalı Parmak Türbesi Kınalı Parmak Türbesi, Sofular Mahallesindedir. Yerden biraz yüksekçedir. Sandukası adi taştan yapılmıştır. Baş taşında erkek serpuşu bulunmaktadır. Sancı Baba Türbesi Sancı Baba Türbesi, Paşacık Mahallesi yolu ortasında bulunmaktadır. Sancı Babanın bir veteriner olduğu sanılmaktadır. Yöre sakinlerinin hastalanan ve sancılanan hayvanlarını şifaya kavuşturan bir zat olduğu için kendisine Sancı Baba denmiştir. Sebil Baba Türbesi Seb(f)il Baba Türbesi, Cavlaki Mahallesindedir. Kitabesi olmayan açık bir türbedir. Halk buraya Coğlakı (Cavlaki) Baba türbesi de demektedir. Kimliğini ve ölüm yılını gösterir bir belge ele geçmemiştir. Selime Sultan Türbesi Selime Sultan Türbesi, Selime köyündedir. Yapı gerek mimari, gerekse dekoratif yönünden erken devir özelliği gösteren ve Anadolu’da seyrek görülen eserlerden biridir. Sekizgen kaideli ve külahlıdır. Türbede taş ve tuğla işçiliği iç içedir. Kuzeyde baskı kemerli kapının bulunduğu yüz, tuğlanın dekoratifli kullanıldığı ve taç kapı özelliği verildiği girişin bulunduğu yerdir. Kapı zikzak altıgen zincir, giyoş ve geometrik motiflerle tezyin edilmiştir. Mimari stili ve malzemeleri yönünden XIII. Yüzyıl başlarına tarihlenmektedir. Türbe 1976’da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. Şeyh Gazi Türbesi Şeyh Gazi Türbesi, Taşpazar Mahallesinde, Gazi Sokağında bulunmaktadır. Açık bir türbe olup kitabesi yoktur. Halk buradaki yatırı Şeyh Gazi diye anmaktadır. Şeyh Hamza Türbesi Evliya Çelebi’nin eserinde söz ettiği Bayrami tarikatının halifesi Şeyh Hamza’nın türbesi, Şeyh Hamidüddin’in türbesine yakın, tepenin eteğindedir. Kubbeleri tuğla ile örülmüş, harçla sıvanmıştır. Türbenin yanında cüz okumak için bir mekan mevcuttur. Kemerlerle süslenmiş üç kubbesi olup, eski devirlere ait bir süsleme işçiliği göze çarpmaktadır. Şeyh Mustafa Türbesi – Titiz Baba Şeyh Mustafa Kadiri Şeyhlerinden olup türbesi, Kaymakam sokağında bulunmaktadır. Kabir üzerinde adi sıvalı bir sanduka bulunmaktadır. Mustafa Efendi’nin halk arasındaki ismi Titiz Baba olup Nakkaş Mahallesindeki türbesi düzgün kesme taştan yapılmıştır. Şeyh Mustafa Baba’nın kabrini dikdörtgen duvar çevrelemektedir. Temre Baba türbesi Temre Baba türbesi, Lise binasının güney tarafında bulunmaktadır. Yatırın bulunduğu yere Çukurbahçe adı verilmektedir. Türbe açıktır. Halk türbeden toprak alarak yara olan yerlerine sürer ve şifa bulduklarına inanırlar. Bugün türbe yok olmuş durumdadır. Koçpınar Türbesi Aksaray iline bağlı Koçpınar Köyü Yassıviran mevkiinde bulunan tarihi mezarlığın içinde Koçpınar türbesi vardır. Mezarlığın içinde bulunan türbede iki mezar bulunmaktadır. Bu türbede kimlerin medfun olduğu bilinmemektedir. Türbe yöresel taşlardan inşa edilmiştir. Üstü kapalıdır. Türbede iki kişinin mezarı vardır. Halk tarafından hayır duası için ve değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. . Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma
Altınkaya Kasabası Türbeleri
Çapan Dede türbesi, Aksaray’a bağlı Altınkaya kasabası yakınlarında bir tepededir. Erkek çocuğu olmayan kadınlar, belli kurallar dahilinde türbeyi ziyaret ettikleri takdirde, Allah’ın izniyle, kendilerine bir erkek çocuk verileceğine inanırlar. Türbe merkezli ad verme geleneği, geçmiş yıllara göre zayıflamakla birlikte halen devam etmektedir. Altınkaya kasabasında Çapan’dan başka Çal/Çalı Dede, Gül Dede, Kaş/Kaşlı Dede, Ömer/Omar Dede’ye ait mezarlar da vardır. Bu mezarlar etrafında da bir ad verme geleneği oluşmuşsa da bu, Çapan Dede’deki gelenek kadar güçlü değildir. Türbe, Aksaray-Ankara Karayolunun 37. kilometresindeki Altınkaya (Çardak) kasabasının batısındadır. Türbenin Altınkaya kasabasına uzaklığı 18 km.dir. Altınkaya kasabasından Ortaköy ilçesine giden tali yolun 16. kilometresinde arabalar park edilerek yaklaşık 2 km.lik bir yürüyüşe geçilmekte ve yolu olmayan türbeye ekin tarlalarının içerisinden yürünen 2 km. sonunda ulaşılmaktadır. Türbe, güneyindeki uçsuz bucaksız ovaya ve güneybatısındaki Tuz Gölü’ne bakan bir tepenin üzerindedir. Dikdörtgen şeklindeki basit bir taş yapıdan ibaret olan türbenin düz çatısı içeriden ağaçlarla kapatılmış, üzerine ise beton dökülmüştür. Türbenin doğu tarafındaki küçük kapısından içeri girildiğinde yaklaşık 330 cm. uzunluğunda bir mezar ile karşılaşılmaktadır. Mezarın birkaç kez defineciler tarafından tahrip edildiği anlatılır. Türbenin bulunduğu tepe, kuzeyden güneye doğru bir uzantı şeklinde olup tepenin güney, batı ve doğu tarafları uçurumdur. Türbenin çevre kasaba, köy ve yaylalar için dini önemi büyüktür. Birkaç yıl öncesine kadar yağmur duası merasimlerinin tartışılmaz mekanı olan türbe, bu merasimlerde çevreden yüzlerce köylüyü ağırlamış ve bu ağırlama sırasında onlarca koyunun kesildiği, kazanlarla pilavların döküldüğü yemekler verilmiştir. Türbede kesilen adak ya ilk görülen kişiye ya da köydeki fakirlere verilmekte, erkek çocuk doğduktan sonra ise ara vermeden yedi yıl boyunca birer kurban kesilmekte ve ilk altı kurban köydeki fakirlere dağıtılmakta, yedinci kurbanın eti ile de yemek verilmektedir. Kasabaya beş km. mesafede Halvay Yaylası ile Asma Yaylası arasındaki Asma Boğazı adlı yerde Çal/Çalı Dede isimli bir kişinin mezarı vardır. Mezarın üzeri betonarme bir bina ile kapatılmıştır. Kaşlı Dede’nin bakımsız mezarı ise Karkın Yaylası ile Oymaağaç köyü civarındaki bir tepededir. Kasabanın hemen bitişiğindeki mezarlığın içerisinde yer alan Omar/Ömer Dede mezarının üzeri basit bir yapı ile örtülmüştür. Viran yapının içerisine girildiğinde önceden yapılan ziyaretlere ait kalıntılar göze çarpmaktadır. Gül Dede ’nin Altınkaya Kasabasına yakın konumda bir tepe üzerinde türbesi vardır. Bu türbeyi özellikle erkek çocuğu olmayan kadınlar ziyaret etmektedir. Erkek çocuğu olanlar ismini Gül Dede olarak koymaktadırlar. Çocuğu olanlar yedi yıl boyunca türbede kurban keserler.
Şammaz Baba Türbesi
Aksaray – merkeze bağlı Gökçe köyünde Aksaray iline bağlı Gökçe (Mamasun) köyündeki Şammaz Baba makamı bulunmaktadır. Hıristiyanlar türbede yatanın III. Yüzyılda Kapadokya’da yaşamış olan Aziz Mamas (Aya Mama) olduğunu söylemektedir. Ortodoks Hristiyanları için kutsal kabul edilen azizin Hasan Dağı eteklerinde yaşadığı belirtilmektedir. Müslümanlar ise Şammas veya Şambaz Baba olarak adlandırılan velinin, bu topraklarda gündüzleri Hristiyanlara, geceleri ise Müslümanlara ders veren ermiş bir zat olduğunu söylemektedirler. Türbe kaya kiliselerine benzemektedir. Muhtemelen önceden kiliseydi. Sonradan türbe haline getirilmiştir. İki göz olan türbede Şammaz Baba’nın sandukası bulunmaktadır. Duvarda mum adağı için nişler açılmıştır. Türbe eskiden mescit olarak da kullanılmıştır. Türbenin içinde insan kemikleri ve geyik kemikleri buraya gelenler tarafından çalınmıştır. Türbe özellikle bölgeden göç eden Ortodoksların torunları tarafından ziyaret edilmektedir. Mum adağını hem Türkler, hem de Ortodokslar uygulamaktadır. Müslümanlar özellikle akıl hastalıkları için ziyarete gelmekte ve burada bir gece kalmaktadır. Tedavi için türbe yanında oyuklarda kalınmaktadır. Ayrıca ikinci gözde namaz kılınmaktadır. Anlatılır ki, Aziz Mamas bir çobanmış. Beslemiş olduğu koyun, keçi ve geyiklerin sütlerinden yoğurt, peynir yapar etrafındaki fakir fukaraya satarmış. Şammas Baba Türbesi 1880’li yıllarda hem cami hem de kilise olarak kullanılırmış. Pazartesi’den Cuma gününe kadar Müslümanlar tarafından cami olarak kullanılan bu mekan Pazar günleri de bölgede yaşayan Rumlar tarafından kilise olarak kullanılmıştır. Bu mekanın aynı anda cami ve kilise olarak kullanılan tarihteki tek yer olduğu anlatılır. İstanbul’un Ayamama deresine adını veren Kapadokya’lı Aziz Mamas’ın Gökçe (Mamasın) köyündeki mezarının Pir Şammas Baba adıyla türbeye çevrilmiş olduğu nakledilir. O yöredeki Aziz Mamas’ın gerçek mezarı, Kayseri yakınlarındaki Dikilitaş bölgesindedir. Ancak XIX. Yüzyılda tahrip edilerek yıkılmıştır. 1924 yılına kadar Aziz’in ölüm yıldönümü olan her 2 Eylül’de Hristiyanlarca ziyaret edilen mezar, bu özelliğini günümüzde Güzelyurt’ta bulunan kiliseye devretmiştir. Kıbrıs genelinde sekiz kilise Aziz Mamas adına adanmıştır. En önemlisi III. Yüzyıla ait mermer lahit mezarın (sarcophagus) bulunduğu Güzelyurt’taki Aziz Mamas Kilisesi’dir Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma
Terlemez Baba
Aksaray – merkez’de şifahane mahallesinde Terlemez Baba türbesi Şifahane Mahallesindedir. Osmanlı dönemine ait olan yapı dikdörtgen planlı olup moloz taştan yapılmıştır. Üst örtüsü ve kubbesi sonradan beton harçla sıvanmıştır. İki pencereden ışık alır. Pencereler dikdörtgendir. Şeyh Hamid-i Veli Mahallesi Bostancı Sokağının sonunda bulunan Terlemez Baba Camii arkasında türbesi vardır. Terlemez Baba’nın gerçek adı Emir Ali’dir. Türbe Çarpıcı Tekkesi olarak da anılmaktadır. 1990 yılında restore edilmesine rağmen sadece temiz bir görüntü almıştır. Sade ve mimari özelliği olmayan, camiye bitişik konumda üstü kapalı, betonarme bir türbedir. Terlemez Baba mescidi ise kerpiçten yapılma, kare planlı, tek katlı ve damı kiremitle katlıdır. Terlemez Baba’yı kısmi felç geçirenler, elleri uyuşanlar, yel hastalığı geçirenler, belden aşağısı tutmayanlar, üzüntüden, sıkıntıdan derde tutulanlar ziyaret eder. Türbe şifa için Cuma günleri sabahtan ikindi namazına kadar ziyaret edilir. Diğer günler hayır duası için ziyaret edilir. Ziyarete gelen hasta, ocaklılar tarafından ovularak şifa bulması sağlanır. Hasta tedavinin ardından iki rekat şükür namazı kılar. Kaynaklar ; Aksaray Evliyaları , Abdulhalim Durma
Baklacı Baba – Ankara
Yanar Fırına Giren Hacı Gazali Başer
Aksaray – Ervah Kabristanında ( Somuncu Baba Türbesi yakınında) Hacı Gazali Başer Hazretleri’nin türbesi Ervah Mezarlığında Şeyh Hamza Baba türbesinin yanındadır. Mezarında yazdığına göre Hacı İsmail Oğlu Yanan Fırına Giren Hacı Gazali’dir. Rufai tarikatındandır. Türbenin üstü açıktır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations