Ana Sayfa Şehirler Adıyaman

Adıyaman'da Ziyaret Edilecek Türbeler

Adıyaman bölgesinde 30 kayıtlı türbe, kabir ve makam bulunuyor. Aşağıdaki harita ve listede ziyaret saatleri, ulaşım ve ziyaret adabına dair bilgileri bulabilirsiniz.

Tüm Noktalar (30)

Evliya

Ahmed Haznevi

Ahmed Haznevî Ahmed Haznevî Son devirde Suriye'de yetişen evliyâdan. İsmi Ahmed'dir. Babası Hoca Murâd Efendi olup, Mardin ilinin İdil (Hazah) ilçesine bağlı Banihe köyündendir. Suriye'nin Kamışlı kazâsına bağlı Hızna veya Hazne köyünde doğduğu için Haznevî nisbesiyle anıldı. Doğum târihi bilinmemektedir. 1949 (H.1369) senesi Suriye'de Kamışlı kazâsına bağlı Telma'rûf köyünde vefât etti. Kabri oradadır. Babasının İmâm-Hatiplik yaptığı Hazne köyünde dünyâya gelen Ahmed-i Haznevî, tahsil çağına gelince, zamânının âlimlerinden ilim öğrendi. Diyarbakır'ın Silvan kazâsına gidip, o civarda meşhûr olan Müderris molla Hüseyin Küçük Efendiden zamânın usûlüne göre okuyup tahsîlini tamamladı ve icâzet, diploma aldı. Tasavvufa karşı alâka duydu. Nurşinli Şeyh Abdurrahmân Tâgî'nin halîfesi Hizanlı Şeyh Abdülkâdir Efendinin sohbetlerinde bulundu. Birinci Cihân Harbinden önce hocası Şeyh Abdülkâdir Efendinin vefâtından sonra Abdurrahmân Tâgî'nin oğlu yüksek ilim ve irfan sâhibi büyük velî Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî hazretlerinin sohbetlerine devâm edip talebe oldu. Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî hazretlerine talebe olduktan sonraki hâlini şöyle anlattı: Nurşin'e gittikten on beş-yirmi gün sonraydı. Hazretin (Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî) evindeydim. Mâlûm yemeğimiz darı ekmeği ve darı çorbasıydı. Bir gün Muş taraflarından, o bölgenin ileri gelenlerinden birisi Hazret'i ziyârete gelmişti. Hazret'i ve talebelerini yemeğe dâvet etti. Hazret de dâveti kabûl edip, icâbet edeceğini bildirdi. Nasıl olsa ben de ziyâfete gideceğim, güzel yemekler yiyeceğim diye düşündüm ve sevindim. Bu durumdan nefsim çok zevklendi. Hemen çarıklarım ıslansın da rahat giyeyim diye suya bıraktım. Nihayet Hazret yolculuk hazırlığını yaptı. Ben de diğer talebelerle birlikte hazırlandım. Hazret çıktı, yüzünü bana döndürüp; "Haydi gidiyoruz. Bütün mollalar benimle berâber gelsin. Yalnız Molla Ahmed kalsın. O gelmeyecek" buyurdu. Ben gitmeyip kaldım. O zaman hocamın niçin öyle dediğini anladım ve nefsime dönüp dedim ki: "Bütün suç senindir. Sen güzel yemekler yerim diye iştahlandın. Güzel yemeklere tamah ettin. İşte bunun için Hazret seni götürmedi. Ey nefsim! Senin uslanman için bu kapıda çok sabırlı olman ve kendi isteklerini bir kenara bırakman lâzımdır. Bunu yaparsan Allahü teâlânın ve sevdiklerinin rızasına kavuşursun." Bir gün Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî hazretleri Almed Haznevî'ye sordu: "Molla Ahmed! Sen yemeklerini nerede yiyorsun?" Ahmed Haznevî; "Sofilerle berâber yiyorum efendim." dedi. "Peki nerede yatıyorsun?" diye sorunca da; "Aşağı divanda yatıyorum." cevâbını verdi. Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî hazretleri Ahmed Haznevî'nin bu cevaplarından çok hoşlandı, sevindi ve buyurdu ki: "Çok iyi yapıyorsun. Aşağı divan çok hoştur. Seydâ-i Tâgî (Abdurrahmân Tâgî) orada sohbet ettiği ve talebelerine mânevî feyzleri ihsân ettiği için oranın bereketi fazladır. Yukarı divan ağaların yeri, aşağı divan ise Seyda'nın divanıdır. Oranın kıymetini bil." Bir gün Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî hazretleri ata binmiş gidiyordu. Ahmed Haznevî'yi görünce atının yularını çekerek durdu Onu yanına çağırdı ve; "Molla Ahmed! İnsanın şu kadar, zerre mikdarı kadar nefsi olsa, o, Allahü teâlâdan uzaktır. Zîrâ, insanın evini yıkan en büyük düşmanı kendi nefsidir. Onun için insanın kendinden haberi olmalı. Nefsin tuzaklarına düşmemeye çalışmalıdır." buyurarak atını sürdü, yoluna devâm etti. On beş sene müddetle bâzan yaya bâzan binekli Nurşin'e gidip gelerek Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî hazretlerinin sohbetlerinde bulunan Ahmed Haznevî, bu ilim, irfân ve feyz kaynağından çok istifâde etti. Tasavvuf yolunda yüksek derecelere kavuştu. Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî hazretleri ona ilim öğretmek ve insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatmak husûsunda icâzet ve hilâfet verdi. Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî hazretlerinin sohbetlerine devâm ederken kendisine zâhirî ilimleri öğreten Silvanlı Molla Hüseyin Efendiyle de irtibâtını kesmedi. Molla Hüseyin Efendiye şu ifâdelerin bulunduğu bir mektup yazarak duâsını istedi: "...Bu mektup mübârek dergâhın râkımı, köpeği olan Ahmed'den ilmiyle iftihâr ve îtimâd edilen meşhûr büyük hocamadır. Allah bizim ve bütün müslümanların menfaatleri için ömrünü uzatıp, onu sevdiği ve râzı olduğu şeylerle muvaffak kılsın. Ahmed yüce kişilerce öpülen ayakkabınızın tozunu öpmekle teberrük eder. Değerli vakitlerde inci gibi temiz kalbinizden çıkan duânızı diler, gece-gündüz himmetinizi bekler. Yıldızlara benzeyen çocuklarınızın gözlerinden öper. Allah onları, din ve halk için faydalı şeylere muvaffak eyleyip güzel insan olarak yetiştirsin. Kendisine duâ etmelerini ricâ eder, durumlarınızı sorar, Allah şimdilik ve gelecek zamanda durumunuzu âfet ve musîbetlerden uzaklaştırsın..." Hocası Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî hazretlerinin vefâtından sonra doğum yeri olan Hazne köyünde ve Telma'rûf köyünde ilim okutup talebe yetiştirdi. İnsanları Allahü teâlânın rızâsına kavuşturan saâdet ve kurtuluş yoluna sevk etmeye çalıştı. Yakından uzaktan gelerek sohbetleriyle şereflenen insanlar ondan istifâde ettiler. Birçok din âlimi, tasavvuf erbâbı yetiştirdi. Onun yetiştirdiği zâtların en başında, kabri Adıyaman ilinin Kahta ilçesine bağlı Menzil köyünde bulunan Abdülhakîm Hüseynî gelmektedir. Ahmed Haznevî hazretleri bereketli sohbetleriyle insanların dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmaları için çırpındığı ve şöhreti etrafa yayıldığı sırada birçok kimseler hocalarını bırakıp Ahmed Haznevî'nin etrafına toplanmaya başladılar. O sıralarda Suriye'de kendinin şeyh olduğunu iddiâ eden pekçok kimse arasında bir de "Yeşil Şeyh" diye anılan biri vardı. Elbisesi, cübbesi, sarığı, entarisi, hülâsa baştan aşağı bütün giydikleri yeşil renkten olduğu için herkes ona "Yeşil Şeyh" derdi. İşte bu Yeşil Şeyh'in de talebeleri kendisini terk edip Ahmed Haznevî'nin kapısına gittiler. Onun yanında hiç kimse kalmadı. O da kalkıp o civarda ne kadar ağalar ve ileri gelenler varsa hepsini topladı. Ahmet Haznevî'ye de haber gönderip toplantıya çağırdı. Topladığı kişilere güvenip bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Ahmed Haznevî dâveti kabûl edip gitmeye karar verdi. Talebeleri ona; "Müsâde ederseniz biz de otuz-kırk kişi sizinle birlikte gelelim." dediklerinde;"Ne diye geleceksiniz? Biz aşîret dâvâsına mı gidiyoruz?" buyurdu ve onların isteklerini kabûl etmedi. Devâm ederek; "Mâdem dâvet etmiş, icâbet edelim, ne sözü varsa söylesin, yalnız iki kişi bana refâkat etse kâfidir." buyurdu. Yanına iki talebesini alarak yola çıktı. Yeşil Şeyh'in köyüne vardı, kapısını çaldı. Kapı açıldığında o civarın ağaları ve halkın ileri gelenlerinden kırk-elli kadar kişinin orada olduğunu gördü. İçeri girerek selâm verdi. Yeşil Şeyh hiç iltifât etmedi. Fakat Ahmed Haznevî hazretleri Yeşil Şeyh'in bu davranışına aldırış etmeden yanına gidip müsâfeha yaptıktan sonra oturdu. Ahmed Haznevî oturur oturmaz, Yeşil Şeyh konuşmaya başladı; "Yetmez mi bize yaptığın, hakâret ve zulüm, bütün talebelerimizi elimizden aldın. Etrâfımızda hiç talebe bırakmadın. Nedir bu senin yaptığın? Ne kadar benim babamdan, dedemden kalan talebem varsa, hepsini etrafına topladın. Olur mu böyle şey?" diyerek uzun uzun konuştu. Yeşil Şeyh'in hakaret dolu bu sözlerini sabır ve tahammülle dinleyen Ahmed Haznevî, susarak dinlemeye devâm etti. Ahmed Haznevî'nin bu derece sabırla susmasına dayanamayan Yeşil Şeyh; "Sen niye konuşmuyorsun?" deyince, Ahmed Haznevî; "Benimki sâdece iki kelimedir, dinle! Eğer işim ve niyetim Allah içinse, vallahi değil sen, senin gibi yüz kişi daha olsa bunu bozamaz. Yok eğer işim Allah için değilse, sabret altı aya kalmaz, darmadığın olur giderim." buyurdu. Yeşil Şeyh; "Çok doğru söyledin. Hakîkaten öyle, eğer Allah içinse yüz tâne benim gibisi gelse sana hiç bir zarar gelmez. Çünkü Allah için çalışana kimse dokunamaz. Yok eğer Allah için değilse, talebelerimiz hâliyle geri gelirler." diyerek hakkı teslim etti ve Ahmed Haznevî hazretlerinin büyüklüğünü kabûl etti. İşte Ahmed Haznevî böyleydi. O kadar sabırlı ve yumuşak huyluydu ki, muhâtabı o kadar konuştuğu ve hakâretlerle dolu sözler söylediği hâlde cevap vermedi. Rahatsız da olmadı. O kendisine eziyet edenlere bile yardımcı olurdu.İlim, irfân ve güzel ahlâk sâhibi olan Ahmed Haznevî, sohbetleriyle insanların dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmalarına vesîle oldu. Sohbetlerinden birinde buyurdu ki: "Zaman fırsatı, bir ganîmettir. Kişi sıhhatini ve boş vaktini kendine ganîmet bilmelidir. Öyle ise ömrünü faydasız şeylere harcaması lâyık değildir. Ömrün hepsinin Allahü teâlânın rızâsının olduğu şeylere sarf edilmesi daha lâyıktır. Beş vakit namazı cemâatle kılmalı; teheccüd, gece namazını terk etmemeli, seher vakitlerinde istiğfâra, tövbeye devâm etmelidir. Tavşan uykusu gibi uyuyarak, ibâdetlerden geri kalmamalı, dünyâ nîmetlerinin lezzetine aldanmamalıdır. Ölüm ve âhiret hallerini anıp göz önünde bulundurmalıdır. Hattâ vakitlerin devamlı olarak Allahü teâlânın ismini anarak geçirilmesi vâciptir. Parlak olan İslâm dînine uygun olan her şey alış-veriş de olsa, kişinin yaptığı ameller zikir sayılır. Öyle ise yapılan bütün işlerin zikir olması için bütün davranışlarda İslâmiyetin hükümlerine uyulması gerekir. Çünkü zikir gafleti kovmaktan ibârettir. Bütün fiillerde Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına riâyet edildiğinde gafletin etkisinden kurtuluş mümkün olup, Allahü teâlâya devamlı zikrin sevâbı hâsıl olur. Hülâsâ; Allahü teâlânın yoluna tâlib olan kimsenin dünyâdan yüz çevirip, kalbi ile âhiret işine yönelmesi, zarûret mikdârı dünyâ işleriyle uğraşması diğer bütün vakitlerini âhiret işlerine safretmesi gerekir. Dünyâ ve içindekilere gönül bağlamamak ve Peygamber efendimize tâbi olmak husûsunda ise; "İyi bilmelidir ki, dünyâsını âhiretine vesîle eden kimseden başkasına esenlik yoktur. Çünkü dünyâ meşakkat ve aldanma evidir. Zîrâ hadîs-i şerîfte; "Dünyâ lânetlenmiştir (kıymetsizdir) ve dünyânın içindeki şeyler de lânetlenmiştir. Ancak Allah'ın zikri ve Allah'ın sevdiği şeyler bu lânetlenmenin dışındadır." buyrulmuştur. İşte bundan dolayı akıllı kimse Allahü teâlânın dostu ve sevgilisi olan Muhammed aleyhisselâmın şerîatine, Nakşibendiyye büyüklerine, fakirlik, zenginlik, rahatlık ve sıkıntılı zamanlarında dahi tâbi olmalı, uymalıdır. Çünkü onların boyalarıyla boyanmak en üstün maksat ve arzu edilen şeydir. Boyanmayana pişmanlık vardır. Beyt: "Ömrünü beyhûde yere geçiren kimse Allah'ın muhabbetinden bir nasibi olmadığı için ağlasın." Şeyh Ahmed-i Haznevî hazretleri insanları dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşturan Nakşibendiyye yolunun fazîletiyle ilgili olarak buyurdu ki: "Hâce Behâeddîn Nakşibendî hazretleri; "Hakîkaten yolumuz, Allah'a giden yolların en yakını ve en kısasıdır. Allahü teâlâdan kat'î olarak kulu kendisine ulaştırıcı bir yol diledim. Dileğimi yerine getirip duâmı kabûl etti." buyurdu. Bu tarîkate ilk girişte bir tad ve zevk olup, sonunda aşk harâreti ve sekr, kendinden geçme hâli vardır. İşte bunun içindir ki, ârif kimse kendini hiçe sayıp frenk kâfirlerinin bile kendinden daha iyi olduklarını düşünür." Bir sohbeti esnasında da ramazân-ı şerîf ayının fazîletiyle ilgili olarak buyurdu ki: "Ramazân-ı şerîf ayında Peygamber efendimizin âdet-i şerîfi, esirleri serbest bırakmak, istedikleri şeyleri onlara vermekti. Bu ayda akşam olunca orucu acele açmak, sahuru tehir etmek, terâvih namazı kılıp, Kur'ân-ı kerîm okuyup hatim etmek sünnet-i müekkede olup birçok iyi neticeler verir. Bu ayda sâlih ve iyi ameller yapmayı başaran bir kimse o senenin sonuna kadar da iyi işleri başarmış olur. Bu ayı günâh işlemekle geçse ki (bundan Allahü teâlâya sığınıyorum) o yılı sonuna kadar günah işlemekle geçirecektir. Öyle ise müslümanın, mümkün olduğu kadar bu ayda aklını Allah yoluna verip çalışması, bu ayı kendine ganîmet bilmesi gerekir. Bu ayın her gecesinde, Cehennem ateşine müstehak binlerce kimse âzâd edilip serbest bırakılır. Cehennem kapıları kapatılıp, şeytanlar bağlanır, rahmet kapıları açılır." Şeyh Ahmed-i Haznevî hazretleri uzaktan yakından sohbetlerine gelen kimselere İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlatarak kurtuluşlarına vesîle olduğu gibi sevenlerine ve talebelerine de mektuplar yazarak onlara yol gösterdi. Deyrezorlu Molla Ahmed, Muhammed ve Hacı Hayreddîn'e yazdığı mektupta buyurdu ki: "...Arka arkaya gelen kıymetli mektuplarınız bize ulaştı. İçindekilerini anlayınca çok sevindik. Çünkü onlar, sizin bu yüce Nakşibendiyye yoluna olan şiddetli muhabbetinizin, samîmi azim ve arzûnuzun çokluğunun habercisidirler. Bu muhabbet ve arzu çok büyük nîmetlerdir. Nasıl büyük olmasınlar ki, bu yolun büyükleri, müridin, talebenin Allahü teâlânın mânevî feyz istemesini kendisine verilen manevî nîmetlerin yarısı, arzusunu da Allah'a kavuşmanın yarısı saymışlardır. Zîrâ istek ve talep ile Allahü teâlâya kavuşmak Azîz ve Yüce olan Allah'tandır. Kerem sâhibi olan Allahü teâlâ kulun kalbine isteme ve arzuyu attığında, bu o kula mânevî bir mertebe vermesine ve kendine kavuşmasını irâde ettiğine delâlet eder. İşte kardeşlerim! Bu beyandan anlaşıldı ki, sizde hâsıl olan talep sizin için büyük bir nîmet olup şükretmeniz gerekiyor. Tâ ki içinizdeki talep kuvvetten fiiliyete çıksın. "Nîmetlerimin kıymetini bilir, emrettiğim gibi kullanırsanız, onları artırırım..." (İbrâhim sûresi: 7) meâlindeki âyet-i kerîmesi de buna kesin bir delildir. Bununla berâber şunu da ilâve edelim ki, bu zamanda İslâmiyet garîb oldu. Bu zamanda az bir dindarlık, diğer zamanlardakinden çok hayırlıdır. Yine size şu tavsiye olunur ki: Bu parlak şerîate (İslâmiyete) ve mübârek sünnete tâbi olmanız lâzımdır. Zîrâ tarîkat şerîatın çekirdeğidir. Hattâ bu tarîkatın imâmı yâni Şâh-ı Nakşibend Buhârî hazretleri buyurdular ki: "Şerîata aykırı olan herhangi bir tarîkat zındıklıktır." Bu yolun büyükleri buyurdular ki: "Bu tarîkat üç esas üzeredir: Muhabbet, ihlâs ve kendine dînini öğreten mânevî hocasına, mürşidine tâbi olmaktır." Bu yolun büyükleri bunları şöyle açıklamışlardır: "Muhabbetin en aşağı derecesi, Allahü teâlâyı seven kişinin, kendini nefsânî arzu ve dileklerinden tamamiyle sıyırıp, sevgilisi olan Allahü teâlânın irâde buyurduğu şeylere teslim olmasıdır. İhlâsın en aşağı derecesi de; mürîd yâni talebenin, dünyâ yüksek evliyâlarla dolu olsa bile, yine hidâyetin ancak mürşidinin kapısının eşiğinde olduğunu kesinlikle bilmesi ve buna kalben karar vermesidir. Teslimiyetin en aşağı derecesi de; müridin kendini mürşidinin huzûrunda, ölünün yıkayıcının elinde istediği gibi çevrildiği şekilde olduğunu bilmesidir." Kısaca; talebe kendi nefsinin irâde ve arzusundan sıyrılıp, hocasının irâdesine bağlanmalıdır. Öyle ise şerîat ve tarîkattaki bid'atlardan sakın. Sakın. Sakın. Çünkü sermâyemiz bu yolun büyüklerine uymaktan başka bir şey değildir... Size, evlâdınıza, ev halkınıza, yanınızda bulunan dostların cümlesine selâm ederiz. Çocuklarımız, tâbilerimiz hepsi size selâm edip duânızı diler. Size duâ ederler. Selâm sizin ve Mustafâ'nın sallallahü aleyhi ve sellem şerîatına tâbi olanların üzerine olsun..." İlim meclislerinde ve sohbetlerinde pek çok âlim ve evliyâ yetiştiren Ahmed Haznevî'nin birçok kerâmetleri de görülmüştür. Ahmed Haznevî'nin talebelerine ve sevdiklerine yazdığı nasihat veren mektupları oğlu Şeyh İzzeddîn tarafından toplanmıştır. Nusaybin Müftüsü Hasip Seven tarafından tercüme edilerek hocası Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî hazretlerinin mektuplarıyla birlikte Mektûbât adıyla 1982 senesinde İstanbul'da bastırılmıştır. İBRET ALIN Sevdiklerinden birisinin kardeşinin vefâtı üzerine tâziye, başsağlığında bulunduğu sırada buyurdu ki: "Ey kardeş! Hakikaten ölüm, musîbetlerin en büyüklerindendir. Ondan gafil olmak da ondan daha büyük bir musîbettir. Öyle ise fukahânın cenâze bâbında söyledikleri gibi ölüme hazırlık yapılması her mükellefin üzerine vâcibdir. Hele kendisiyle arasında alış-verişi olan kimselerle helallaşması gerekir. Allah'ın mağfiretine kavuşanınızın musîbeti şiddetli ve güç olsa da, kulun Hak sübhânehû ve teâlânın yaptığı işe râzı olması lâzımdır. Çünkü bizler dünyâda ebedî kalmak için yaratılmadık. Belki faydalı işler yapmak için yaratıldık. Öyle ise çalışmak lâzımdır. Esâsen ölüm musîbet olmayıp, belki ölümden sonra, dost olan Allahü teâlâya kavuşmaktır. Mürşidim (Şeyh Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî) bâzı sevenlerinin tâziyesinde şöyle yazmıştır: "Ey kardeş! Ölümden nasîb ibret almaktır. İbret alıp onu nasîhat kabûl ederek işlek bir yol olduğunu, ondan hiçbir kimsenin kurtulamayacağını bilen ve o yola evliyânın sevgilerini kazanarak ve Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasaklarından sakınarak hazırlanan kimseye ne mutlu. Ondan ibret almayana ne yazık. Allahü teâlânın rahmetine kavuşanın bizdeki nasîbi, ona, bağışlanması için duâ etmektir. Allah'ım! Kusurlarını affedip ona rahmet eyle." İbn-i Abbâs'dan radıyallahü anh rivâyet edilen hadîs-i şerîfte Peygamber efendimiz buyurdu ki: "Ölünün mezardaki hâli imdâd diye bağıran denize düşmüş kimseye benzer. Boğulmak üzere olan kimse kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, meyyit de, babasından, anasından, kardeşinden, arkadaşından gelecek bir duâyı bekler. Kendisine bir duâ gelince dünyânın hepsi kendine verilmiş gibi sevinmekten daha çok sevinir. Allahü teâlâ yaşayanların duâları sebebiyle ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerin de ölülere hediyesi onlar için duâ ve istiğfâr etmektir." Şüphesiz rahmetli Hacı Süleymân, öz kardeşindi. Yaptığı iyiliğine karşı mükâfât olarak iyilik etmek, zaman zaman ona duâ edip rûhuna sadaka vermeniz, onu unutmamanız, ölümünden kendinize ibret alıp, öleceğinizi hatırlayarak, Hak sübhânehû ve teâlânın râzı olduğu şeylere bütünüyle yönelmeniz lâzımdır. Allah sevâbınızı artırsın, üzüntünüzün mükâfâtını versin, ölünüzün kusurlarını affeylesin. Kalplerinize sabır versin."

Evliya

Muhammed Raşit Erol (k.s.)

Adıyaman – Menzil Babası Gavs-ı Bilvanis-i Seyyid Abdulhakim Hüseyni (k.s.) hazretleri olup Nakşibendî büyüklerindendir. Dedeleri Seyyid Muhammed, Şeyh Muhammed Diyauddin (k.s.) hazretlerinin halifelerindendir. Baba ve dedeleri ilim ve tarikat ehli olan Muhammed Raşid Erol (k.s.) Evladı Resul olup Bilvanis seyyidlerindendir. Hz. Hüseyin (r.a.) soyundan geldiği için de “El-Hüseyni” denilmektedir. Dedesi Seyyid Muhammed (k.s.) medreselerde yetişmiş çok büyük bir âlimdi. Hüsn-ü hat sanatında çok mahirdi. Hazret’e intisap etmiş, Nakşibendî halifesi olarak icazet ve hilafet almıştı. Fakat kendisi şeyhine “Sizin sağlığınızda kendi halifeliğimi açıklayamam, sizden sonraya kalırsam, açıklanmasını birisine vasiyet edersiniz. Aksi takdirde sizin yaşadığınız devirde ben mürşidim ben şeyhim diyemem, lütfen beni gizleyiniz” diye rica etmişti. Şeyhinden önce vefat ettiği içinde halifeliği açıktan ilan edilmeyip gizli kalmıştır. Babası olan Gavs hazretlerini Seyyid Muhammed’in vefatı üzerine Seyyid Maruf (k.s.) (seyda hazretlerinin dedesinin babası) büyütmüştür. Gavs hazretleri Siyanüs seyyidlerinden olan Fatıma hanımla evlenmişler, bu izdivaçtan Seyyid Muhammed (k.s.), Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) ve Seyyid Zeynel Abidin isimlerinde üç oğlu ile Halime ve Hatice isminde iki kızı olmuştur. Zeynel Abidin küçük yaşta vefat etmiştir. İlk zevcesinin teşvikiyle evlendiği Taruni köyünden Seyyide olan ikinci hanımı Sıdıka hanımdan da Muhammed Raşid Erol (k.s.) hazretlerinin diğer kardeşleri, Seyyid Abdülbaki (k.s.), Seyyid Ahmed, Seyyid Abdülhalim, Seyyid Muhyiddin ve Seyyid Enver ile Aynulhayat, Refiate, Raikate, Naciye adlı kız kardeşleri olmuştur. Muhammed Raşid Erol (k.s.) hazretleri 2 yaşlarında iken Seyyid Maruf vefat edince Gavs hazretleri evini Siyanüs köyünden Taruni köyüne taşıdı. Burada 13 sene kaldılar. Daha sonra mürşidi Ahmedi Haznevi’nin (k.s.) izniyle Bilvanis köyüne hicret ettiler. Şah-ı Hazne Seyda hazretlerini 9 yaşındayken görür. Yüzü aydınlanır. İleride çok sevenleri olacağını belirtir ve Allah’a şükrederek “Biz onun cemaatinde bulunamazsak da, o çok kalabalık cemaatin çobanını görmekte büyük bir nimettir” derler. Muhammed Raşid Erol (k.s.) hazretleri bu köyde yine Seyyide olan Sekine hanımla evlenmişlerdir. Bu evlilikten Seyyid Fevzeddin, Seyyid Abdülgani, Seyyid Taceddin, Seyyid Mazhar, Seyyid Abdurrakib isimli oğullan ile Haşine, Muhsine, Hasibe, Rukiye, Münevver, Mukaddes, Mümine ve Hediye isimli kızları dünyaya gelmiştir. KASRİK’TEN MENZİL’E Gavs hazretleri Bilvanis köyünde 6 sene kaldıktan sonra Muhammed Raşid Erol (k.s.) hazretleriyle birlikte Bitlis’in Kasrik köyüne taşındılar. Burada 11 sene kaldıktan sonra Siirt’in Kozluk kazasının Gadir köyüne hicret ettiler. 9 sene (Burada iken vatan görevini önce acemi birliği olan Manisa’da, sonra Diyarbakır’da tamamladı) kaldıkları Gadir’den hayatının sonuna kadar ikamet edecekleri Adıyaman ilinin Kâhta kazasının Menzil köyüne yerleştiler. Babası Gavs hazretleri 1 Haziran 1972 yılında vefat edince başlayan irşat görevi 21 sene 4 ay 19 gün devam etmişti. Muhammed Raşid Erol (k.s.) Hazretleri babasının vefatında buyurdular: “Allah (cc) Resulüne ‘Biz seni âlemlere rahmet olarak göndermekten başka bir şey için göndermedik.’ Allah Rasûlünün ölümü dünyanın üzerine musibet halinde çöktü. Benim babam da Allah Rasûlünün varislerindendir. Ben onun Allah yolunda insanları irşat ve ilimle uğraştığına şahidim. Biz onu Allah yolunda olduğu için seviyorduk. Babam vefat etti. Nakl-i mekân etti. Allah Hayy’dır ve mekândan münezzehtir. Öyleyse aşka, Allah’a… her şey fanidir.” SÜRGÜN HAYATI 1968 yılında halifelik icazetini alan 1972 yılında irşad görevine başlayan Muhammed Raşid Erol (k.s.) yurtiçinden ve yurtdışından aşırı ziyaretçisinin gelmesi 18 Temmuz 1983 tarihinde Çanakkale’nin Gökçeada ilçesinde mecburi ikametine yol açmıştır. Önce Adıyaman’a, sonra Adana’ya oradan da Gökçeada’ya götürülen Muhammed Raşid Erol (k.s.) çektiği sıkıntı ve adanın havasının, sıhhatini etkilemesi sonucu 30 Ocak 1985 tarihinde Ankara’ya nakledilmiştir. Burada da 16 ay gözetim altında tutulduktan sonra Merkezi idarenin müsaadesiyle tekrar Menzil’e dönmüştür. SUİKAST GİRİŞİMİ Tekrar tebliğ ve irşad hizmetine devam ederken 1991 yılının Ramazan Bayramı bayramlaşması sırasında içerisine zehirli böcek ilacı çekilmiş şırıngayla suikast yapılmış, eline isabet eden zehir etkisini göstermiş, acil müdahaleyle hastaneye yatırılan Muhammed Raşid Erol (k.s.) hayati tehlikeyi atlatmış, fakat elinin üstündeki ve içindeki yaralar sebebiyle uzun süre ızdırap çekmiştir. Şeker, damar sertliği, tansiyon ve romatizma hastalıkları nedeniyle uzun yıllar tedavi gören Muhammed Raşid Erol (k.s.) ölümünden bir yıl önce ayağı kırılmış çektiği ızdıraplara bir yenisi eklenmiş, fakat irşat faaliyetleri kesintisiz devam etmiştir. Romatizma sebebiyle her yaz gittiği Afyondaki kaplıcalardan Ankara’ya dönüşünden bir kaç gün sonra 22 Ekim 1993 Cuma günü cuma namazından önce 63 yaşında Rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur. Vefat haberini alan onbinlerce seveninin katılımıyla 23 Ekim’de Menzil’de babasının yanı başında toprağa verilmiştir. Kaynak: MenzilNet Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Evliya

Karadutlu Sofi Muhammed

Adıyaman – Kahta – Karadut köyünde. Karadutlu Sofi Muhammed (1865-1974), Seyyid Hüseyin hazretlerinin halifesidir. Ümmi olup hayatının son yıllarında tamamen gözlerini kaybeden Sofi Muhammed Efendi , Kadiri tarikatına bağlıydı. Kış aylarında yabani hayvanlar için kendi beslediği keçi, inek vb. hayvanları kesip vahşi hayvanlara yedirirdi. Bu zatın ataları Şam tarafından gelerek Adıyaman şehir merkezine 15 km. mesafedeki eski adı Haydaran olan Taşgedik köyüne, oradan da ilçeye 40 km. mesafedeki Karadut köyüne gelip yerleşirler. Aynı köye Şeyh Seyyid Hüseyin isimli bir evliya gelir ve buraya bir çadır kurar. Şeyh Hüseyin’in çadır kurup irşat ettiği bu yere ise bugünkü cami yapılmıştır. Sofi Muhammed Hazretleriyse Şeyh’in müridi olur. Şeyh Hüseyin, Sofi Muhammed’e, “sizde eskiden seyyidlik (Hz.Hüseyin’in soyundan gelenlere verilen unvan) varmış ancak zamanla unutulmuş, çok şükür ki sen tekrar canlandırdın”, der. Şeyhi kendisine irşat vazifesini emanet ederek, köyü Sufi Muhammed’e bırakır ve köyden ayrılır. Sofi Muhammed burada uzun yıllar irşat vazifesinde bulunur ve yine bu köyde vefat eder. Bu veli haksızlığı asla kabul etmezmiş. Biri bir suç işlediği zaman suçu ve suçluyu kimse bilmese dahi suçluyu yanına çağırıp kendisine bir suç işlediğini ve niye yaptığını sorarmış. Suçlu da Şeyh’in eline eteğine kapanarak affetmesini dilermiş. Yine günlerden bir gün Ramazan ayında bazı Karadutlular oruç tutmamışlar. Karadutlu Sofi Muhammed köydeki bir evin damına çıkarak köylülere, “dayanamıyoruz diye oruç tutmamazlık etmeyin, bilin ki oruç tutana Cenab-ı Hak yardım eder. Eğer oruç tutmayacaksanız ben bu köyü terk eder giderim”, demiş. Bunun üzerine köylüler, oruçlarını eksiksiz tutmaya söz vermişler. Üzeyir Peygamberin türbesi köylülerce ‘Aşağıki Ziyaret’ olarak, Seyyid ve Şehit Mustafa ve Sofi Muhammed Hazretlerinin türbesi ise ‘Yukarıki Ziyaret’ olarak bilinmektedir. İnanılır ki, köyün karşısındaki dağın zirvesinde yatan Üç Sahabelerle Aşağı ve Yukarı Ziyaretler birbirleriyle sürekli irtibat halindedirler. Bu ziyaretler cuma geceleri hep birlikte zikir çekerler. Zikir seslerinin bazı velilerce duyulmuş olduğu nakledilir. Buraya genellikle akli dengesizlikleri olanlar getirilmektedir. Türbede dua edilir, hasta en az bir saat kadar uyutulur. İnanışa gö re b irço k kişi şifa bulmuştur. İşi rast gitmeyenler, aile içinde geçimsizlik yaşayanlar da buraya geldiklerinde buradan yardım gördüklerini söylemişlerdir. Dilekler kabul edilirse, burada kurban kesilip yenmekte ve dağıtılmaktadır. Haftanın her günü gelenler vardır. Bu türbenin karşısındaki dağın, sarp yüksekliğinde yine iki şehit sahabe daha olup isimleri bilinmemektedir. Bazı geceler mezarlarında ateş yandığı, etrafa nur gibi aydınlık saçıldığı anlatılır. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Kahta
Evliya

Hacı Yusuf Efendi Türbesi

Adıyaman – Kahta – İlçeye 22 km uzaklıktaki Bozmiş köyünde. Hacı Yusuf Efendi’nin Türbesinin yapılış tarihi ve Hacı Yusuf’un yaşadığı dönemle ilgili verilen bilgiler çelişkilidir. Bir yandan 13. yüzyıla kadar inilirken, diğer taraftan 250-300 yıl öncesi ileri sürülür. Muhtemelen doğrusu yakın zamanlara ait olan olmalıdır. Betonarme bir yapı olan türbe, kubbeli, dört yanı kemerli, 5X5 m. ölçülerinde kare planlıdır. Türbenin içinde üç sanduka bulunmaktadır. Türbe kapısının girişinde sağ taraftan birinci sıradaki sanduka Şeyh Hacı Yusuf Efendi’ye aittir . Ortada bulunan sandukanın Hacı Yusuf Efendi’nin oğluna, sol taraftakinin de torununa ait olduğu söylenmektedir. Türbenin bitişiğinde, gecelemek için gelen ziyaretçilerin kalması için bir misafirhane bulunmaktadır. Ayrıca, bu odanın ön tarafında, ziyaretçilerin yemek yapması için ocak ve mutfak malzemeleri vardır. Türbenin misafirhanesinin duvarları, gelen ziyaretçilerin dilek ve dualarını yazdığı yazılarla doludur. Hacı Yusuf’un küçük yaşlardan itibaren, dine eğilimli olduğu, daha o yaşlarda bir takım kerametler gösterdiği anlatılır. Bunlardan biri şöyledir. Hacı Yusuf’un kardeşleri, kendi aralarında iş bölümü yaparlar. Hacı Yusuf’a da toprak olan evin damını düzeltme işini verirler. Ancak, babası Hacı Yusuf küçük olduğu için, ona, bu işi vermek istemez. Hacı Yusuf ise ısrarla evin damını düzeltme işini kendi yapmak ister. İşini yapmak üzere dama çıktığında, damın üzerini düzeltmek için kullanılan kilolarca ağırlığındaki silindir şeklindeki taş, kendi kendine gider gelir. Hacı Yusuf’la ilgili başka bir rivayet ise şöyledir. Hacı Yusuf’un eşi, bir gün uyandığında yanında bulunan eşinin üzerinde kan lekeleri görüp, bunun sebebini sorduğunda, Hacı Yusuf, savaşa gittiğini söyler ancak, bundan kimseye bahsetmemesini, bahsetmesi durumunda kısa sürede öleceğini söyler. Cinlerin bilgisine sahip olduğu söylenen Hacı Yusuf’un türbesine daha çok akli dengesi bozuk ve psikolojik problemleri olanlar, getirilir. Türbeyi ziyarete farklı illerden çok sayıda insan gelmektedir. Ziyaretçiler, cuma gecesi gelip burada kalır. Bu şekilde, hastaların iyileşeceğine inanılır. Şifa verdiğine inanıldığı için de, buradan toprak alıp götürürler. Felç olan, vücudunun herhangi bir yerinde ağrısı, sızısı bulunan bu topraktan vücuduna sürer veya evine serper. Böylelikle dertlere derman olduğuna inanılır. Bir başka rivayete göre, Hacı Yusuf zamanında mercimek ekmiş. Bu mercimeğin toplama işini cinler yapmış. Üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra yine mercimek ekilmiş, ancak iyice kuruduktan sonra toplanınca ellerinin acıdığını hisseden cinler, bu defa mercimekler tam kurumadan toplamışlar. Bu zâtın üstünün iki defa ağaçla kapatıldığı, ancak ikisinde de üstünü açtığı, üstünün kapatılmasını kabul etmediği, 1987’de üstü kubbe şeklinde yapılınca buna itiraz etmediği rivayet edilir. Hacı Yusuf Hazretleri vefat etmeden önce şu vasiyeti yapmış: “Kınık mezrasında su olmadığı için beni ziyarete gelenler burada perişan olur. Bozmiş köyünün yolu, bol suyu ve güzel bahçeleri var. Beni Bozmiş köyüne gömün. Gelen ziyaretçiler rahat etsin”. Rivayete göre ölmeden önce oğlu Molla Muhammed’e şöyle der. “Oğlum beni gömdükten 40 yıl sonra türbemi açınız. Eğer vücudumda en küçük bir çürüme varsa, üzerimi kapatın, kimseye de bir şey demeyin. Eğer vücudum bu günkü gibi sağlam duruyorsa da kapatmadan önce çevredeki çocuklar dahil herkesi çağırın, beni görsünler. Ondan sonra üzerime bir türbe yapın. Hasta olanlar buraya gelsin. Perşembeyi cumaya bağlayan gece türbede yatsın. İnşallah şifa bulurlar”. O günden bu güne kadar özellikle psikolojik rahatsızlığı olanlar ve felçliler bu türbeye şifa bulmaya gelirler. Türbe 2010 yılında çok sayıda kişinin rahatlıkla ağırlanabileceği bir duruma getirildi. Ziyaret yerinin inşaatı ile ilgilenenler, yapılan düzenlemeler ile ilgili şu bilgileri vermektedir. “Eski türbe inşaatının üzeri ağaçlarla örtüldüğünden yıkılmak üzereydi. Burayı yıkıp Şanlıurfa’dan pirnahit denilen tarihi eser taşlarından getirterek burayı adeta yeniden inşa ettik. Yeni bina üç katlıdır. Birinci katta yemekhane ve dışarıdan gelenlerin konaklayacağı yatakhane ve istirahat yeri var. İkinci katta türbe bulunuyor. Türbe ziyareti için erkek yeri ayrı bayan. yeri ayrı yapıldı. Üçüncü katta ise cami yapıldı. Her katın alanı yaklaşık 400 metrekaredir”. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Kahta
Evliya

Hallo Baba

Adıyaman – Besni – Beşiktarla mezarlığının güneybatısında. Halk arasında Hallo Baba adıyla bilinen zatın asıl adı Halil soyadı Baba’dır. Hallo Baba (1873-1946), aslen Türkmen aşiretlerinden olan Ormankıran aşiretinden olup Kadiri tarikati şeyhlerindendir. Annesi de Kadiri tarîkatı müntesibi olan Halil Baba takriben 14 yaşında iken, Hısn-ı Mansur’lu Sarışeyhzade Kadiri halifesi olan Mustafa Efendi’ye intisab etmiştir. Biatından 10 yıl sonra şeyhi Sarışeyh Mustafa Efendi, Halil Baba’yı hilafet postuna geçirip, Besni’de Evliya Mescidi’nde tekke açtırmıştır. O burada Kadiri ve Rufai mürşidi olarak, 48 yıl tekke çalıştırmıştır. Halil baba hasta olup, eceliyle vefat etmiştir. Ölüm haberini duyan herkes derin bir ye’se kapılmıştır. Vefatı yıllarında ve daha sonra Halil Baba için bir çok mersiye yazılmıştır. Anlatılır ki, Halil Baba küçükken Müderris Ahmet Rüştü Efendi’nin medresesinde tahsil de yapmış. Kendisi Kadiri şeyhi olunca bir gün hocasının yanına gitmiş. Hocası kalkıp yerini Hallo Baba’ya vermek istemiş. Hallo Baba oturmak istememiş, ancak hocası, “sen artık benim de mürşidimsin. Ben sana zahiri ilimleri öğrettim sen de bana tarikatı öğret demiş”, ve kendisine intisap etmiş. Halil Baba’nın birçok kerameti olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Mesela yanar halde fırına üç defa girerek ekmek pişirip halka dağıtmış. Malatya’da herkesin gözü önünde meydanda yanan ateşin içine girmiş, ancak kendisine hiçbir şey olmamış. Hallo Baba eski Besni’de yaşarken, bir çok müridi varmış. Gelip giderlermiş. O sıralarda bir yüzbaşı varmış. Hallo Baba’dan nefret ediyormuş. Bir gün yüzbaşı oğlunu fırına göndermiş. Hallo Baba’da oradaymış. Hallo Baba fırıncıya, “fırını iyice yak. Bak birazdan neler göreceksin”, demiş. Fırın iyice yanınca, Hallo Baba yüzbaşının oğlunu tuttuğu gibi fırına atmış. Görenler telaşla yüzbaşıya, “Hallo Baba oğlunu ateşe attı”, diye haber göndermişler. Yüzbaşı koşa koşa gelmiş. Ağlaya sızlaya, bağıra çağıra Hallo Baba’nın üstüne yürümüş. Hallo Baba da o anda ateşin içine dalmış. Hallo Baba çocuğu fırından çıkartmış. Görenler şaşkınlıktan donup kalmışlar. Çünkü ne çocuğa ne de Hallo Baba’ya hiçbir şey olmamış. Yüzbaşı oğluna sağlık durumunu, ateşten bir yerinin yanıp yanmadığını sormuş. Oğlu ise kesinlikle ateş filan görmediğini, gittiği yerin cennet gibi güzel bir yer olduğunu, babasına ve oradakilere anlatmış. Bunun üzerine yüzbaşı Hallo Baba’nın ellerine sarılmış ve kendisini affetmesini istemiş. Kısa bir süre sonra da askerlikten istifa edip Hallo Baba’nın müridi olmuş. Hallo Baba’nın komşularından birinin evine yılan girmiş. Telaşla Hallo Baba’ya koşmuşlar. Evlerine kocaman bir yılanın girdiğini söylemişler. Baba ise gayet serinkanlı bir şekilde, “bu yılanı senin evinden çıkartıp kime göndermemi istersin”, diye sormuş. Komşusu da “bizim mahalledeki keşişin evine gönderelim”, demiş. Baba da dediğini yapmış, yılanı keşişin evine göndermiş. Keşiş, yılanı görür görmez telaşla Hallo Baba’nın yanına gelerek evlerine kocaman bir yılanın girdiğini, kendilerini bu yılandan kurtarmasını, Hallo Baba’dan istemiş. Keşiş ile Hallo Baba birlikte keşişin evine gitmişler. Baba yılanı yanına çağırmış ve derhal keşişin evini terk etmesini söylemiş. Bunun üzerine yılan evden usulca ayrılmış ve gözden kaybolmuş. Bu olay üzerine keşiş de Müslüman olmuş. Beşiktarla Mezarlığının güneybatısında yer alan Halil Baba’ya ait mezar taşındaki kitabede şunlar yazılıdır. Tarikat-ı Kadirinin rehnüması kutb-i irşadı Halil Baba Guruh-u Salikânın pir-ü imdadı Olub kaim makamı postnişini Hazreti Gavsın Devalar bahşederdi ehli hale zikrü evradı Olurdu kamu irşad halka-i zikrinde salikân Kılub mürdeyi ihya ederdi feyz-i mutadı Ayak taşında ise şu kitabe yer alır. Uçup kanat açıp firdevse gitti ruh kuşu Müritleri her an feryat etseler layıktır Hakinin kudret kalemi iki tarihi söyler Halil Baba salikler topluluğunun hem piri hem imdadı Kadiri tarikatının halifelerinden merhum Halil babanın kabridir. Onun annesinin babasının günahlarını bağışlasın 1365 H. (1946 M.) Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Besni
Evliya

Çıplak Baba Türbesi

Adıyaman – Merkeze 25 km mesafedeki Sarıharman köyünde. Çıplak Baba’nın türbesi şehir merkezine 25 km. mesafede Sarıharman köyünde bulunmaktadır. Türbenin avlusu briket malzemeyle ortalama 1.20 cm yüksekliğinde bir duvarla çevrilmiştir. Avlunun zemini beton ile kaplanmış olup burada Çıplak Baba’nın soyundan gelen dört kişinin daha kabri bulunmaktadır. Bina betonarme malzeme ile inşa edilmiştir. Bina, türbenin bulunduğu oda ile beraber bir mutfak ve kadın ve erkekler için yapılmış iki ayrı mescitten meydana gelmektedir.Türbenin içi yeşil, dışı ise mavi ve beyaz renge boyanmıştır. Çıplak Baba’nın bulunduğu sanduka da yeşil örtü ile kaplıdır. Türbenin mutfak bölümünde gelen ziyaretçilerin kullanması için tencere, tabak, buzdolabı, kilim, halı v.b. malzemeler bulunmaktadır. Türbede yatan kişinin asıl adı Mehmet Üryan’dır. Çıplak Baba’nın soy kütüğünü gösteren berat Sarıharman Köyü’nde ikamet eden ve Çıplak Baba’nın soyundan gelen Mahmut Karakaş’ta bulunmaktadır. Çıplak Baba hakkında anlatılan menkıbelerden biri şöyledir. Çıplak Baba yöredeki ağanın hizmetkârlığını yapıyormuş. Ağa, hac vazifesini yerine getirmek için Mekke’ye gitmiş. Ağanın hanımı bir gün içli köfte yapmış ve hizmetkârı Çıplak Baba’ya: “Ağan içli köfteyi çok sever, keşke burada olsaydı da yeseydi”, demiş. Bunun üzerine Çıplak Baba ağanın hanımına, “Yemeği bir tabağa koy da ağama götüreyim”, demiş. Ağanın hanımı şaka yaptığını zannetmiş veyahut da Çıplak Baba’nın doymadığını, bir tabak daha istemeye utandığı için böyle söylediğini düşünmüş. Yine de bir tabak içli köfteyi kendisine vermiş. Çıplak Baba tabağı alıp gitmiş, bir süre sonra da gelerek ağanın hanımına yemeği ağasına verdiğini söylemiş. Ağa hacdan döndüğünde eşyalarının arasında Çıplak Baba’nın içli köfteyi götürdüğü tabağı çıkmış. Ayrıca ağa da hizmetkârının kendisine yemek getirdiğini açıklamış ve kendisini karşılamaya gelen kişilere asıl saygı duyulması gereken kişinin Çıplak Baba olduğunu, onun ermiş biri olduğunu söylemiş. Bunun üzerine sırrı ifşa olan Çıplak Baba ortadan kaybolmuş. Bu olayı duyan halk da onu aramaya başlamış. Ancak sırrı ortaya çıktığı için Çıplak Baba dayanamamış ve vefat etmiş. O günden sonra halk Çıplak Baba’nın ermiş biri olduğunu düşünmüş ve ona verdikleri değerden dolayı kendisi için türbe yaptırmışlardır. Türbe halk tarafından genelde cuma, cumartesi ve pazar günleri ziyaret edilir. Adakları bulunanlar, adaklarını burada keser ve burada bulunanlara dağıtırlar. Halk burada her türlü dilek ve istekte bulunur. Her türlü hastalığa şifa bulma niyetiyle gelindiği gibi özellikle çocuklardan boğmaca hastalığına yakalananlar getirilir. Boğmaca hastalığına yakalanan çocuk, avluda bulunan sütunun altından üç defa geçirilir, böylece hastalığının geçeceğine inanılır. Rüyasında görüp de daha önceden hiç bilmediği halde türbeyi ziyarete gelenler olduğu söylenir. Ayrıca, hırsızlık yaptığına inanılan kişiler buraya getirilir ve hırsızlık yaptıysa itiraf ettirilir. Yine karşılıklı akit ve yemin için de buraya gelinir. Halk arasında burasıyla ilgili yaygın bir inanç ise buradan bir çöpün dahi götürülemeyeceği, götürüldüğü takdirde götüren kişinin ya yolda kaza geçireceğine ya da başına kötü bir şey geleceğine dairdir. Anlatıldığına göre, kendisi çoban olduğu için, hayvanları dinlenmeye bıraktığı yerlerdeki taş ve dikenlerin hayvanlara batıp batmadığını kontrol etmek için soyunarak (üryan olarak) yerlere yatar, hayvanların rahatsız olmayacağını anladıktan sonra hayvanları oraya yatırırmış Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

Evliya

Arap Hasan Baba

Adıyaman – Musalla Mahallesindeki Hacı Abuzer Baba Türbesinde. Arap Hasan Baba’nın türbesi, Musalla Mahallesi’nde eski Marangozlar Çarşısının güneyinde yer almaktadır. Hacı Abuzer Baba ile beraber aynı türbededir. Hacı Abuzer Baba’nın mürşididir. Zamanında birçok mürşidin yetişmesinde öncü olmuştur. Anlatıldığına göre, günlerden bir gün Adıyaman’da bir yangın çıkar. Evler ahşap olduğundan söndürme umudu yoktur. İnsanlar düşünür, taşınırlar. Nihayet Baba Efendi’ye durumu acilen bildirirler. Arap Hasan Baba kıbleye dönerek elini açar ve yalvarır. Yangın anında durur. Arap Hasan Baba, bir kış günü kirvesine haber göndererek, bir kadın cenazesi için ne gerekiyorsa tedarik edip getirin, der. Kirvesi neler olduğunu merak edince, Arap Şeyh, “bekle ve gör. Yakın bir gelecekte bir kadın vefat edecek”, der. Kirvesi malzemeleri alıp getirir. Arap Şeyh getirilen malzemeleri saklar. Aradan 3-4 gün geçtikten sonra Arap Şeyh’in eşi aniden vefat eder. Kirvesi bu olayı gördükten sonra Arap Şeyh’in büyüklüğünü anlar. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

Evliya

Rıfat Baba Türbesi

Adıyaman – Merkez – Varlık mahallesi 407.sokakta Rıfat Baba türbesi, il merkezinin güneyinde olup, Varlık Mahallesi 407. sokakta, Hacı Abuzer Baba türbesi karşısında, Şeyh Muhyiddin-i Arabi Camiinin bitişiğinde yer almaktadır20. Tek odadan oluşan türbe, betonarme bir yapıya sahiptir. Kapısı yeşil renkte olan türbenin küçük bir kubbesi bulunmaktadır. Kapıdan girişte hemen karşıda yer alan sanduka, yeşil bir örtü ile örtülüdür. Sandukanın başında Türk bayrağı, iki yanında büyük tespihler bulunmaktadır. Türbenin içinde ayrıca Rıfat Baba’nın torunu olan Hacı İbrahim Halil Kök’ün (1305– 1942) mezarı bulunmaktadır. Türbenin duvarında türbeyi yaptıranın Ramazan Kırmızı adlı şahıs olduğu yazılıdır. Rıfat Baba 1798–1864 yılları arasında yaşamıştır. Rıfat Baba Adıyaman’da doğmuş bir şair olmakla beraber uzun süre başta İstanbul olmak üzere birçok yerde ikamet etmiştir21. Çocukları İstanbul’a yerleşen Rıfat Baba’nın halen torunlarının İstanbul’da ikamet ettikleri söylenir. Hayatı boyunca geçim sıkıntısı çekmekle birlikte, çilekeş ve sabırlı olduğu bilinir. Tahsilsiz olmasına rağmen Rıfat Baba kuvvetli bir şiir tekniğine sahiptir. Şairin gazellerinden bir beyti şöyledir. “Nazeninler çok, veli mislin bulunmaz sevdiğim Berakallar hüsn-ü etvarın senin gibi özge şey” Onun Adıyaman sevgisi şu mısralarında kendini gösterir. “Dilberlerin misli İstanbul’da bulunmaz Rif’at bu sebepten seviyor Adıyaman’ı” Rıfat Baba’nın hangi tarikata bağlı olduğu tam olarak bilinmemekle beraber Melami olduğu tahmin edilmektedir. Şair özelliği ile bilinen Rıfat Baba’nın şiirlerinden büyük bir Ehl-i Beyt sevgisine sahip olduğu anlaşılmaktadır. “Bir gece nagah göründü çeşmime bir el Sual ettim ism-i şerifin nedir? Söyledi: Haydar Sualinden muradın ben isem Rıfat’a benem Ol fetaheddin siri huda damadı peygamber” Yine Rıfat Baba’ya ait ve birçok gazel okuyucusu tarafından seslendirilen bir beyit şöyledir: “Sanırım derdimi Lokman’a söyledim dedi eyvah Bu derdin def’ine çare hakiki bir ilah kaldı.” Halk arasında padişahtan gösterdiği keramet karşılığında Abuzer Gaffari Türbesinin beratını alan ve Mıraz (Muraz) Dede diye de anılan Rıfat Baba’nın türbesi her gün ziyarete açıktır. Bununla beraber genelde cuma günleri ziyaret edilse de, yakın olması münasebetiyle de Hacı Abuzer Baba’nın türbesini ziyaret edenler daha sonra burayı ziyaret etmektedirler. Burası çoğunlukla kadınlar tarafından ziyaret edilmektedir. Türbenin ziyaret sebepleri arasında şunlar gelmektedir: Her türlü hastalığa şifa bulmak, çocuk sahibi olmak, evlenebilmek, sınav kazanmak ve her türlü arzunun gerçekleşmesi. Dilekleri kabul olanlar, pekmezli taplama, çiğ köfte, tavuklu pilav veyahut ne adamışlarsa onu getirip orada bulunan insanlara dağıtırlar. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Gaziantep , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

Evliya

İzollu Hacı Mehmet Efendi

Adıyaman – Sıratut cami yanında. İzollu Hacı Mehmet Efendi türbesi şehir merkezinde, Sıratut Mahallesi’nde bulunmaktadır. Bu zatın aslen Malatya’nın İzollu (bugün Kale ismiyle bilinen) ilçesinden ve İzollu aşiretinden olduğu söylenir. Hacı Mehmet Efendi Sıratut Camisinin imamıymış . Anlatıldığına göre, Nakşîbendi tarikatine mensup olup, uzun bir irşad faaliyetinden sonra 1810’da vefat etmiştir. Bu zatın tek başına bir hücrede kalıp, ibadetle meşgul olduğu aynı zamanda sohbetler ve dersler verdiği nakledilir. İzollu Baba hakkında anlatılan bir menkıbe şöyledir. Adıyaman yerlilerinden olan bir şahıs kaçakçılık işinden dolayı hapse girer. Hapiste iken rüyasında İzollu Baba’yı görür. İzollu Baba onun beraat edeceğini söyler. Beraat etmesi zor olan bu kişi gerçekten beraat eder. İlk iş olarak, Sıratut Camii’ni ve İzollu Baba’nın makamını yaptırır. Bu camiyi ve makamı da sonraları Açıkgöz Mehmet Ali adlı şahıs restore edip bu günkü şeklini vermiştir. Anlatılan başka bir rivayete göre, geçmiş zamanlarda bu türbe zamanın kaymakamı tarafından yıktırılmak istenir, ilk balyozu kaymakam vurmak ister, ama bunu yapacağı sırada eli tutulur, türbeyi yıkamaz. Cami ile yan yana olduğu için türbe, her namaz sonrası camii cemaati tarafından ziyaret edilmektedir. Cuma akşamı ve yatsı salasından önce ve sonra ise birçok kadın tarafından her türlü arzu ve temenni için ziyaret edilmektedir. Ayrıca Abdulgani Baba türbesini ziyaret eden birçok kadın, daha sonra İzollu Baba türbesini ziyarete gelmektedir. Genellikle bu ziyaretler yedi cuma art arda yapılmaktadır. Dileği kabul olan kimseler türbeye gelip, şeker ve bisküvi dağıtmaktadırlar. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Gaziantep , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

Evliya

Seyyid Abdulhakim Bilvanisi (k.s.)

Adıyaman – Menzil Köyü Abdulhakim Bilvanisi hazretleri , 1902 yılında, Bitlis’e bağlı (bugün Siirt’e bağlı) Baykan ilçesinin Kermete köyünde dünyaya geldi. Hazret-i Hüseyin’in soyundan geldiği için Hüseyni nisbesiyle bilinir. Dedeleri Bilvanis’li olduğu için de Gavs-ı Bilvanisi diye anılır. Babası Seyit Muhammed, imamdır. Onun, halifeliği açıkça ilan edilmemiş bir Nakşibendî şeyhi olduğu söylenir. Abdülhakim’in doğumundan kısa bir müddet sonra, babasının imâmlık yapmak ve medresede talebe okutmak için davet edildiği komşu Siyanis köyüne taşınırlar. Babası vazîfesinin altıncı ayında vefat edince, Abdülhakim’i dedesi Seyit Maruf yanına alır. Dedesinin, onu daha küçük yaşlarda iken, yörenin ünlü şeyhi Abdulkahhar’ın yanına vermiş olduğu söylenir. Dedesi onu okutmak için âlim ve tasavvuf ehli Muhammed Ziyaüddîn Nurşînî hazretlerinin ders halkasına ve sohbetlerine gönderir. Bu sırada sekiz yaşında bulunan Abdülhakîm Hüseynî 14 yaşına kadar bu zâttan ilim öğrenir ve feyz alır. Hocası Nurşîn’e taşınınca tahsiline başka medreselerde devam eder. Bu arada hocası ile manevî bağını devâm ettirir. Bugün Baykan’ın Gümüşkaş ismiyle bilinen ve Ermenice bir ad olan Siyanü(i)s köyündeki medresede üç yıl, sonra şeyhi ile birlikte gittiği Nurşin köyünde (Bitlis’in Güroymak ilçesinin Çukur bucağı. Ermenice olan Norşin’in kelime anlamı yeniköy) yedi yıl, Verkanis köyünde iki yıl, Arba (Yarımca-Erbo) köyünde üç yıl okur. Siyanis’e döner. Komşu Tarunî köyüne imâmlık yapıp, talebe okutmak üzere dâvet edilir. Taruni (Kürtçe bir kelime olup bugün Demirışık köyüdür) köyünde imamlık yapmaya başlar. Burada pek çok talebe yetiştirir. Bu sırada (1923) hocası Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî vefât eder. Abdülhakîm Efendi hem ilmini tamamlamak, hem de tasavvufta ilerlemek için Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî ‘nin talebelerinden Şeyh Selim’e talebe olmak ister. Ancak rüyasında hocası ona çok sevdiği halîfesi Şeyh Ahmed Haznevî ‘ye bağlanmasını bildirir. Rüyasında Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî , Şeyh Ahmed Haznevî ‘ye hitâben, “Şeyh Ahmed! Bu Seyyid Abdülhakîm’in babasının bizde emeği çoktur. Onun için sen ona gözün gibi bakacaksın!” diye emânet eder. Bu işâret üzerine Abdülhakîm Hüseynî, Muhammed Ziyaüddîn Nurşînî’nin talebelerinden Suriye’nin Hazne köyünde bulunan Şeyh Ahmed Haznevî ‘ye giderek talebe olur. Hazne’ye Ahmed Haznevî’nin talebelerinden Seyyid Ahmed’le birlikte gider. Şeyh Ahmed Haznevî misâfirlere iltifatta bulunup talebeliğine ve sohbetine kabûl eder. Şeyh Ahmed Haznevî daha ilk günden îtibaren “Molla Abdülhakîm” diye hitâb ederek, onun ilim ve irfanını takdir ettiğini gösterir. Abdülhakîm Hüseynî, Ahmed Haznevî ‘nin sohbetlerinde bulunur. Daha sonra memleketine döner. Bundan sonra 14 sene müddetle gidip gelerek ilmini ve tasavvuftaki derecesini artırır. Sakin kişilikli olan Gavs’ın hayatında parasız, yürüyerek, mayın ve askerle dolu olan sınırı geçerek, hatta bazen kaçakçılarla beraber geceleyerek yapılan Hazne yolculuklarının çok önemli bir yeri vardır. Hocasından 34 yaşındayken medresede talebelere ilim öğretmek üzere icazet, 36 yaşındayken de insanlara İslamiyetin emir ve yasaklarını anlatmak sûretiyle kurtuluşa kavuşmalarına vesîle olmak için hilafet alır. Ramazan ayında kendisinden istenilen istiharede görmüş olduğu rüyayı şeyhine anlatır. Merhum şeyhleri Muhammed Diyaüddin ’in kendisine şöyle dediğini söyler. “Abdülhakim, Şeyh Ahmed el-Haznevi ’ye söyle, seni artık fazla yormasın. Sen halifeliği hakkı ile kazandın. Artık hakkını versin, yeter.” Vefatı On dört yıl süren bu yolculukların sonunda “irşad müsaadesini” alan Abdulhakim Hüseyni, tarikat faaliyetlerini önce Taruni ve (Ermenice bir kelime olan ve bugün Ormanpınarı diye bilinen) Bilvanis köylerinde, sonra Bitlis’in Narlıdere nahiyesinde, daha sonra da Siirt’in (1990’da Batman’a bağlandı) Kozluk ilçesine bağlı ve bugünkü ismi Karaoğlak olan Gadiri köyünde sürdürür. Son olarak Durak köyüne gelir. Gelir gelmez geniş topraklar satın aldığı köyde bir yıla yakın kalabilmiş, hastalanınca Ankara’ya götürülmüş, 25 Mayıs 1972’de vefat etmiştir. Abdülhakim Hüseyni’nin bütün ilim ve irfanını talebe yetiştirmeye ve müslümanların Allahü tealanın rızasını kazanmalarına vesîle olmaya hasretmiş olduğu görülür. İlk üç senede fazla netîce alamaz. Şeyhi Şah–ı Hazne’nin kendisine yazmış olduğu bir mektupta bu durumun izleri görülür. “..Sizinle Taruni köyü ahalisi arasında cereyan eden hadiseye gelince…Bilhassa, Bilvanis köyü ahalisine selam edip onlardan ricamız, Taruni köyü halkıyla aralarında fitne çıkarmamalarıdır. ..Şayet başka bir köye naklin, tarikat nisbeti ile geçiminiz için daha yararlı ise, bir mahzuruyoktur…” Ancak hocası Ahmed Haznevî’nin vefâtından sonra onun sohbetlerine büyük bir rağbet olur. Akın akın gelen insanlar onun ilim ve feyzinden istifâde etmeye çalışırlar. Ona olan bu büyük rağbet civar kasabalardaki bazı şeyhlerin gıpta etmesine, bazılarının da kıskanmalarına sebep olur. Çünkü onlara bağlı olan bazı kimseler de gelip Abdülhakîm Efendi’nin sohbetine katılmaktadır. Bu şeyhlerden biri ona gönderdiği mektupta, “İnsan düşünür ve kabûl eder ki, yan yana koyun otlatan iki çobandan birinin birkaç koyunu diğerinin sürüsüne kaçıp karışırsa onları iâde etmek lâzımdır. O hâlde sen de bizim sürüden ayrılanları iade etmelisin.”, diye yazar. Bu mektubu okuyan Abdülhakîm Hüseynî tebessüm ederek, “Biz cedd-i pakimizin (Peygamber efendimizin) ümmetine hizmeti gaye edinmişiz ve bunun için çabalıyoruz. Baş olmak ve çok taraftar toplamak gayretinde değiliz. Ceddimiz bize ilim mîras bırakmıştır. Bu ilme kim sahipse varis odur. Biz inşaallah mîras gerçek vârislerinin eline geçer diye dua ediyoruz.”, diye buyurur. Ailesi ve Çocukları İlk evliliğini Fatma hanımla yapan Abdulhakim Hüseyni’nin bu evlilikten Muhammed, Muhammed Raşit, Zeynel Abidin adında üç oğlu ve Halime ile Hatice isminde iki kızı olur. “İlk karısının teşvikiyle” Sıddıka hanım ile ikinci evliliğini yapar. Bu evlilikten de Abdulbaki, Ahmed, Abdulhalim, Muhyiddin, Enver adlı beş oğlu ve Aynulhayat, Refiate, Raikate, Naciye isimlerinde dört kızı dünyaya gelir. Zeynel Abidin küçük yaşta vefat etmiştir. Abdülhakîm Hüseynî Menzil’de bulunduğu sırada hastalanmadan önce bugünkü türbesinin yerini etrafına taşlar dizerek işaretler ve vefat ettiği zaman buraya defn edilmesini vasiyet eder. Bir sohbetinde, “Evliyâ yetiştirme mektepleri olan tarîkatler, artık îman kurtarma mektepleri haline geldi. Eskiden insanlar yıllarca gezer, kendilerine şeyh ararlardı. Şimdi ise şeyhler kapı kapı dolaşıp müslümanları îmanlarının kurtulması için çağırıyor ve topluyorlar. Şâh-ı Hazne (Ahmed Haznevî) Ümmet-i Muhammed’in îmanını kurtarmaya çalıştı. Yoksa bu zamanda tarîkat meselesi diye bir şey olmuyor. Şimdi bir oyalamadır yapıyoruz. Maksad îmân kurtarmaktır. Tam hidâyet Mehdî aleyhirrahme zamanında olacaktır.”, diye buyurmaktadır. Kaynaklar ; Adıyaman Evliyaları , Abdulhalim durma Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

📍 Menzil
Peygamber

Hz. Üzeyir (a.s.) – Adıyaman

Sahabe

Hz. Ebu Zer Gifari – Adıyaman

Adıyaman – Merkeze 7 km uzaklıktaki Ziyaret payamlı köyünde. Ebu-Zer Gıfari hazretlerinin türbesi, Adıyaman’ın beş km. doğusundaki Ziyaret köyünde yüksekçe bir tepenin üzerinde yer alır. Bu türbe rivayetlere göre IV. Murat tarafından yaptırılmıştır. Anlatıldığına göre Ebu Zer Gıfari, Hz. Ali zamanında yöreye gelen bir İslâm ordusunun sancaktarıdır. 1939 -1940 yıllarında türbede bulunan sancağın yetkililer tarafından Malatya müzesine götürülmüş olduğu söylenir. Burası, sürekli çalışan Ziyaret minibüslerinin yanı sıra, Ziyaret Çayının varlığı, zamanında su değirmenlerinin kattığı ayrı bir canlılık ve güzelliği, yeşil alanlarının bolluğu, hizmet birimlerinin mükemmelliği ve Ziyaret Kabristanı ile halk nazarında oldukça gözde bir mekandır. Düğünlerde, sünnetlerde konvoy eşliğinde bu türbeye gelinir. Gelin ve damat veya sünnet olacak çocuk ve yakınları sandukanın başında bir Fatiha okuyup, dua edip tekrar dönerler. Bu türbe, yöre halkı tarafından en çok ziyaret edilen türbelerin başında gelmektedir. Toplumun her kesiminden insan, kadın-erkek, Alevî-Sünnî, bu türbeyi ziyaret etmektedir. Evlenecek olan çiftler, düğün konvoyu ile bu türbeye gelir ve türbenin başında ömür boyu mutlu olmak için dua ederler. Ayrıca halk, özellikle şifa bulmak, çocuk sahibi olmak için buraya gelmektedir. Daha sonra çocuk sahibi olanlar, çocukları erkekse ismini Abuzer koymaktadır. Yörede Abuzer isminde birçok kişi bulunmaktadır. Türbeye, piknik amaçlı olarak da sıkça gelinmektedir. Burada genel olarak kurban adanmaktadır. Dileği gerçekleşenler kurbanlarını keserek burada pişirip türbede bulunanlara dağıtırlar ya da türbenin bulunduğu yerde kesip eşine dostuna dağıtır. Adarken nasıl niyet ettiyse adağını o şekilde gerçekleştirir. Ayrıca sünnet olan çocuklar veya evlenen çiftler düğün günü bu ziyarete getirilir ve burada dualar okunur. Türbenin karşısında köy mezarlığı, ön tarafında mutfak, arka kısmında hayvan kesme yeri bulunmaktadır. Mescit ve türbe olmak üzere iki kısımdan oluşan türbe, betonarme bir yapıdır. Mescit, kadın ve erkekler için iki ayrı bölmeden meydana gelir. Türbenin girişinde sol taraf bayanlara ayrılmış mescit, sağ taraf ise erkeklere ayrılmış mescittir. Erkek mescidinin girişinde Ebu-Zer Gıfari’ye ait olduğu söylenen, “ En garip ve muhtaç olduğun gün kabre konulduğun gündür ”, yazısı bulunmaktadır. Türbenin solunda yer alan mescitte iki tane sanduka yer alır. Bunlardan birinin türbedarlardan birine ait olduğu söylenir. Türbe kısmına üç basamakla inilir. Üzerinde H.1136 yılına ait tarihli kitabesi olan kemerli bir kapı ile girilir. Bu kısım dört paye üzerine oturan bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin doğu, batı ve güneyinde bitişik tonozlar yer alır. Türbenin üzeri yeşil örtülerle kaplı olup, başında büyük tespihler bulunmaktadır. Anlatıldığına göre, Ebu-Zer Gıfari, içlerinde Mahmut el-Ensari’nin de bulunduğu bir orduyla İslâm’ı tebliğ için Adıyaman’a gelir ve eski adıyla Piryun (yeni adı Pirin) olan yerde Bizanslılar ile karşılaşırlar ve Savaş esnasında, EbuZer Gıfari’nin başı kopar, ama buna rağmen o başını koltuğunun altına alır. Abdullah Aydınlı makalesinde, künyesiyle meşhur olduğundan adı adeta unutulan Ebu Zer el-Gıfari’nin, Haram Aylar’da bile yağmacılıktan ve yol kesmekten çekinmeyen Gıfar kabilesine mensup olduğunu yazar . Gıfari, kabilesinin en gözü pek yağmacılarından olsa da, halkı gibi putlara tapmaz ve hatta onlardan nefret eder. Kendisinin belirttiğine göre, İslamiyeti kabul etmeden birkaç yıl önce Allah’a ibadet etmeye başlar. Hz. Peygamber’in davetini duyunca, ilk bedevi Müslüman diye bilinen Ebu Zer, dördüncü veya beşinci kişi olarak İslamiyeti kabul eder. Hz. Peygamberin kendi kabilesine göndermesiyle halkının yarısı İslamiyeti kabul eder. Uhud veya Hendek gazvesinden sonra Medine’ye hicret eden Ebu Zer, artık hep Hz. Peygamberin yanında ve hizmetinde bulunur. Hz. Peygamber her zaman onun kendi yanında bulunmasını ister ve bazı konularda görüşünü alırdı. Son hastalığı sırasında yanına çağırtmış ve kendisini kucaklamıştır. Ebu Zer Gıfari Hz. Ömer zamanında fetihlerde bulunmak için Suriye’ye gider. Daha sonra Amr ibnü’l As ile Mısır’ın fethine katılır. Hz. Osman döneminde de fetih hareketlerinde bulunur. Bu dönemde Ammuriye’ye kadar giden ordu ile Anadolu fetihlerine, Kıbrıs fethine katılır. Halife ile arasındaki anlaşmazlık sebebiyle Medine’ye üç mil mesafede bulunan Rebeze’ye sürgün edilir. 653’te Rebeze’de vefat eder. Diğer bazı Sahabiler gibi İstanbul Ayvansaray’da da bir makam-kabri bulunmaktadır. Hz. Peygamber onun hakkında, “ Gök kubbenin altında ve yeryüzünün üstünde Ebu Zer’den daha doğru sözlü kimse yoktur ”, demiştir. Hz. Peygamber ile devamlı birlikte bulunması ve aklına gelen her şeyi sorması sebebiyle ilimde üstün bir seviye kazandığı kabul edilir. Ebu Zer’in hayatına dair müstakil eserler kaleme alınmıştır. Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations

Sahabe

Hz. Safvan bin Muattal R.A. (Safvan Dede)

Hz. Safvan bin Muattal R.A. (Safvan Dede) Türbesi Adıyaman ili Samsat ilçesinde bulunmaktadır.

📍 Samsat
Sahabe

Hz. Hasan-ı Mekki R.A.

Mekke’li bayraktar,sahabe Hz.Ömer döneminde yapılan Arap akımları ile bölgeye gelen ve burada vefat eden sahabelerden biri olduğu sanılmaktadır. Hz. Hasan-ı Mekki R.A. Hakkında detaylı bilgi bulunmamaktadır. Adıyaman Merkez’de bulunan Hacı Ömer Mahallesinde türbesi bulunmaktadır.

📍 Merkez
Sahabe

Hz.Ubbad bin Beşir R.A.

Hz.Muhammed’in zekat memurlarından olan sahabe Abbad bin Bişr olarak da bilinmektedir. Hz.Ubbad Bin Beşir R.A. Hz.Peygamber’in hicret öncesi Medine’ye gönderdiği bir öğretmen aracılığıyla Müslüman olmuştur. Bedir ve Uhud savaşları da dahil olmak üzere tüm savaşlara katılmıştır. Hz.Muhammed S.A.V. tarafından zekat memuru olarak tayin edildi. Yemame Muharebesi’nde aldığı yaradan ötürü şehit olmuştur. Hz.Ubbad Bin Beşir R.A. Türbesi Adıyaman'dadır.

📍 Merkez
Sahabe

Hz.Suraka R.A.

Hz.Muhammed S.A.V. ve Hz.Ebubekir R.A. Sevr mağarasına sığındıklarında yakalamaya gitmesiyle bilinen sonradan Müslümanlığı seçen sahabe Hz.Muhammed S.A.V. ve Hz.Ebubekir R.A. Sevr mağarasına sığındıklarında yakalamaya gitmesiyle bilinen Hz.Suraka R.A. sonradan Müslümanlığı seçen sahabelerden dir. Mekkeli müşriklerin Hz.Muhammed S.A.V. ve Hz.Ebubekir R.A.’ın yakalanması veya öldürülmesi karşılığı ödül verileceğini duyduktan sonra izlerini sürmeye başlamış ve onları bulmuştur. Ancak atının tökezleyip düşmesi ve sonrasında teşebbüs etmesine rağmen yakalamayı başaramaması üzerine Hz.Muhammed S.A.V.’in Allah tarafından korunduğunu anlayıp Müslüman olmuştur. Suraka bin Malik aynı zamada şairliği ile de ün salmıştır. Hz.Suraka R.A. 645 yılında vefat etmiştir. Türbesi Adıyaman Kahta ilçe'sindedir.

📍 Kâhta
Sahabe

Hz. Mahmud El-Ensari R.A.

Adıyaman merkeze bağlı İpekli Köyü Ali Dağ'ında Hz. Mahmud El-Ensari R.A. Türbesi,

📍 Merkez
Evliya

Şeyh Abdurrahman Erzincani Hz.

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde adı geçen Şeyh Abdurrahman Erzincani Hz. Türbesi Adıyaman ili Merkez ilçesi Zey / İndere mahallesinde bulunmaktadır. Büyük babalarının Özbekistan’ın Buhara şehrine bağlı Erzincan olduğu ve Anadolu’nun islamlaştırılması için Orta Asya’dan gelen seyyidlerdendir. Şeyh Abdurrahmani Erzincani aslen Erzincanlı olup daha sonra Adıyaman’a yerleşmiştir. Tahminen 1420 ve 1512 yılları arasında yaşadığı rivayet olunur. Safiyüddin Erdebeli’nin müridi ve halifesi olduğu da rivayet edilmektedir. Somuncu Baba Hz.’nin hocalarından olduğu rivayet edilmektedir.

📍 Merkez
Evliya

Zeynel Abidin Türbesi – Adıyaman

Adıyaman – Şehir merkezine 17 km uzaklıktaki Uludam köyünün Alyurt mezrasında Zeynel Abidin’in türbesi, şehir merkezinin 17 km. doğusundaki Uludam köyünün Akyurt Mezrası’nda küçük bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Ağaçlandırmanın yapıldığı bir alanda bulunan türbe, sandukanın bulunduğu oda ile erkek ve kadın mescidinden oluşmaktadır. Sandukanın üzeri yeşil örtülerle kaplı olup, baş kısmında büyük tespihler bulunmaktadır. Anlatıldığına göre, türbe Hz. Ali’nin torunun torunu olan Zeynel Abidin’e aittir. Bir başka rivayete göre ise Hz. Hüseyin’in 16. göbekten torunu Zeynel Abidin’in türbesidir. Zeynal Abidin yedi veya on iki yaşlarında vefat etmiştir. Sandukasının ebatlarından da küçük yaşta vefat etmiş olduğu anlaşılmaktadır. Rivayete göre, annesinin onu ölüyken bile emzirdiği, hatta türbesinin etrafında annesinin onu emzirmesi için bir delik olduğu ve bu deliğin etrafında da süt lekeleri olduğu söylenmektedir. Buraya dilekte bulunup adak adamaya gelenlerin türbenin etrafındaki ağaçlardan meyve yiyebilecekleri, ancak hiçbir şekilde yanlarına alıp evlerine götüremeyecekleri söylenir. Eğer götürülürse başlarına kötü şeyler geleceğine inanılır. Türbenin, IV. Murat’ın Bağdat Seferi dönüşü keşfedilmiş olduğu anlatılır. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

Evliya

Ulu Baba

Adıyaman – Çelikhan – Ulu baba tepesinde. Ulu Baba ziyareti, Adıyaman’ın en yüksek noktalarından birinin tam tepesinde, ilçe sınırları içerisindedir. Ulu Baba’ya Sarıkaya köyü içerisinden geçen yoldan çıkılır. Bu türbenin, Seyyid Battal Gazi’nin babası Hüseyin Gazi’ye ait olduğu söylenmektedir. Denilir ki, Seyyid Battal Gazi gibi bir insanın babası olması dolayısıyla bu türbeye Ulu Baba adı verilmiştir. Mezarın bulunduğu türbeye Adıyaman ve Malatya illerinden hafta sonları hastası olan ve dilek dilemek isteyen vatandaşlar giderek ziyaret eder. Kurbanların kesildiği, insanların dua ettiği türbeye, rakımı 2 bin 550 metre olmasından dolayı ancak Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında çıkılır. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Çelikhan
Evliya

Mansur Bin Cavena Türbesi

Adıyaman – Merkez – Yenipınar mah Keleş sokak no :10. Mansur b. Cavena’nın türbesi, şehir merkezinde olup, Yeni Pınar Mahallesi, Keleş Sokak, No: 11’de yer alan, hususi bir evin avlusunda, tek odalı betonarme bir yapıdır. Türbe harap halde iken hayır sevenlerin yardımı ile 2020 yılında 4 aylık bir çalışma ile yeniden yapılmıştır. Burada yatan zatın Emevilerin Adıyaman’ı fethettikten sonra, buraya gönderdikleri, Mansur b. Cavena adlı komutan olduğu söylenmektedir. Anlatılır ki, bu zat Adıyaman’a geldiğinde şehri harabe halde bulur. Adıyaman’ın kalesini tamir ettirdikten sonra, şehrin her tarafını bahçelerle süsler, daha sonra onun ismine izafeten şehre “Hısn-ı Mansur” ismi verilir. 670 yılında Kays kabilesine mensup Emevi komutanlarından Mansur Bin Cavena Adıyaman’ı ele geçirir. Bu komutanın Adıyaman şehrinin ilk yerleşim alanı içinde kalan bugünkü Adıyaman Kalesini yaptırdığı rivayet olunur. Kronolojik zorlama ile birlikte, 750 yılında Emevi iktidarına son veren Abbasiler, bir süre sonra da Adıyaman bölgesini –buranın idarecisi ve bir rivayete göre ismini veren- Mansur ibni Cavena’yı öldürerek Abbasi hakimiyetine katmışlardır (758). Türbe, kadınlar tarafından sıkça ziyaret edilir. Çok ağlayan çocuklar, çarşamba ve cuma günleri bu türbeye getirilir. Bu çocukların atletleri, bir çarşamba iki cuma ya da iki çarşamba bir cuma olmak üzere türbeye bırakılır, oradan da bir atlet alınır. Bundan sonra çocuk, eskisi gibi sürekli ağlamazsa, türbeye on bir tane atlet götürülüp bırakılır. Ayrıca buraya yemek getirip dağıtanlar da bulunmaktadır. Yeni Pınar Mahallesi’nde sokak arasında bir yerdedir. Oldukça bakımsız bir halde olup, kendi haline bırakılmıştır. Eski sahiplerinden bu mülkiyeti devralan yeni sahiplerinin, türbeyi ziyaret olarak kullanılmaktan çıkarıp depoya dönüştürmüş oldukları nakledilir. Muhtemelen Mansur b. Cavena isimli tarihi şahsiyet zaman içerisinde unutulur39. Mansur ismi Mustafa olarak, Cavena ismiyse Ceho olarak değişime uğrar. Ve bugün sadece ‘Ceho’nun oğlu Mustafa Baba’ olarak kalır. Söylentiye göre, Mansur bin Cavena’nın cuma günleri abdest alıp cuma namazına gittiğini görenler olmuş. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Gaziantep , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

Evliya

Bulduk Baba Türbesi

Adıyaman – Merkeze 7 km mesafe de Zey (Indere) köyünde. Bulduk Baba türbesi, şehir merkezine iki km. uzaklıktaki Sümer Evler mevkiinde, Kara yolları Şefliği karşısında, Bulduk Baba Camii yanındadır. Türbenin etrafında iki tane dut ağacı ve demir parmaklıklar bulunmaktadır. Bulduk Baba hakkında anlatılan rivayetlerden biri şöyledir. Yıllardır çocuğu olmayan ve bu türbeyi hiç görmeyen bir kadın, gece rüyasında, Bulduk Baba’yı görür. Bu zat, kadına mezarının yerini gösterir ve mezarının etrafını demir parmaklıklarla çevirirse, çocuğunun olacağını söyler. Ertesi gün kadın, rüyasında gördüğü yere gider ve gerçekten orada rüyasında gördüğü gibi bir mezarla karşılaşır. Bunun üzerine kadın, mezarın etrafını demir parmaklıklarla çevirir. Kısa bir süre sonra kadın, bir çocuk sahibi olur. Bulduk Baba ile ilgili anlatılan diğer bir rivayet ise şöyledir. Çobanın biri, bir gün sürüsünü otlatırken Bulduk Baba, kendisine görünür ve, “Çabuk buradan git, biraz sonra fırtına kopacak, gitmezsen öleceksin”, der. Bunun üzerine çoban, sürüsünü alıp gider ve böylece az sonra kopacak olan fırtınadan kurtulur. Türbe, genellikle çocuğu olmayan kadınlar tarafından cuma günleri ziyaret edilir. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

Evliya

Hacı Abuzer Baba

Adıyaman – Musalla Mahallesindeki Atatürk caddesinde. Hacı Abuzer Baba, aslen Kerkük Türkmenlerinden olup, soyu peygamberimize dayanan Kadiri şeyhlerindendir. Hacı Abuzer Baba’nın Adıyaman’da birçok müridi olduğu gibi, Şanlıurfa’da da iki binin üzerinde müridi bulunmaktadır. Hacı Abuzer Baba’nın Şanlıurfa’daki müridleri, hala her bayram ve kandilde, türbeyi ziyaret için Adıyaman’a gelmektedir. Hacı Abuzer Baba, yanında yatan Arap Hasan Baba ve Hüseyin Baba’nın tekkesine mensuptur. Hacı Abuzer Baba, halk tarafından çok sevilen, babacan ve yardımsever tavırlarından dolayı “Baba” lakabını; yeşili ve tabiatı çok sevip, fidan ektiğinden dolayı da “Fidancı” soyadını almıştır. Hacı Abuzer Baba çiftçilikle uğraştığı gibi yedi yıl Adıyaman’ın emniyet bekçiliğini de yapmıştır. Bu görevi süresince, hırsızlık olaylarının olmadığı, hırsızlık yapmak isteyenlerin ise, hırsızlık mekânında Hacı Abuzer Baba’yı görüp kaçtıkları anlatılır. Hacı Abuzer Baba’nın hacca gittiği, dönüşte Suriye’nin Hama şehrinden geçerken Seyyid Abdulkadir Geylani’nin torunlarından Hama Kadiri Tekkesi’nin Piri Muhammed Mükerrem Efendiye rastladığı, ondan icazet aldığı ve Adıyaman’a döndüğünde, Hasan Baba’nın Tekkesine gitmediği, kendisine müstakil bir tekke açtığı anlatılmaktadır.Hacı Abuzer Baba’nın türbesinin bulunduğu yer önceleri mezarlıktır. Bu mezarlık 1970’lerde belediye başkanı Mithat Karıkçı’nın emriyle kaldırılmak istenir. Nakledilir ki, mezarlık kaldırılıp sıra Hacı Abuzer Baba ve onun soyuna ait kabirlere gelince, kaldırma işlemini yapan dozerin ağzı üç kez kırılır. Bütün çabalara rağmen türbe kaldırılamayınca yıkma işlemi durdurulmuş, hatta türbenin makamı belediye tarafından belirlenmiştir. Bu türbe, her türlü isteğin gerçekleşmesi için, çoğunlukta kadın olmak üzere her kesim halk tarafından,genellikle perşembeyi cumaya bağlayan gece ve cuma günü ziyaret edilmektedir. Hacı Abuzer Baba’nın türbesi harap halde iken 2019 yılında Adıyaman Belediyesi tarafından restore edilmiş bugünkü halini almıştır. Hacı Abuzer Baba’nın kabrinin bulunduğu odada dokuz tane daha sanduka yer alır. Bunlar türbenin girişinde sağdan sola sırasıyla şöyle sıralanmaktadır. Hacı Abuzer Baba’nın müridi H. Molla Yusuf, Hacı Abuzer Baba’nın oğlu Şeyh Abdurrahman Baba (1912–1972), Hacı Abuzer Baba’nın torunu Ali Baba (1930–1983), Hacı Abuzer Baba, Şeyh Arap Hasan Baba, Şeyh Arap Hasan Baba’nın oğlu, Hasan Baba’nın efendisi, Şeyh Efendinin oğlu Şeyh Hüseyin Baba, Şeyh Hüseyin Baba’nın oğlu Şeyh Abdurrahman Baba, Şeyh Mehmet Necati. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

Evliya

Ebu Sadık Ziyareti

Adıyaman – Kahta – Atatürk Barajının kenarındaki Ebu Sadık Parkında. Ebû Sâdık’ın türbesi ilçe yakınlarında bulunmaktadır. Ebu Sadık’ın burada şehit olduğuna inanılır. Çocuğu olmayan, kaderi açılmayan, işi düzgün gitmeyen kişiler ve sınava girecek olan öğrenciler buraya gelip, buradan bir taş alırlar ve niyetleri kabul olunca da gelip burada adaklarını yerine getirirler. Ayrıca akıl hastalarının şifa bulacaklarına inanıldığı için perşembe akşamları gelip burada kalınır ve cuma günü dönülür. Bu zât da üstünün örtülmesini istememiştir.

📍 Kahta
Sahabe

Hz. Ubade Bin Bişr Türbesi

Adıyaman – Belediye nikah salonu karşısındaki 207 ile 208. sokakların kesişiminde. Ubade bin Bişr’in türbesi, şehir merkezinde, Belediye Nikah Salonunun karşısındaki sokakta Hoca Ömer Mahallesi 207. sokak ile 208. sokağın kesişiminde yer alan evin avlusunda bulunmaktadır. Türbe tek odalı ve beton bir yapı olup girişinde beş basamaklı bir merdiven bulunmaktadır. Kapısı ve iç duvarları yeşil renkte olup, sandukanın üzeri de yeşil örtüyle kaplıdır. Sandukanın baş tarafında sarık ve Türk bayrağı bulunmaktadır. Rivayetlere göre, Ubade bin Bişr sahabeden olup Adıyaman’a Amr b. Ümeyye’nin müfrezesi ile bayraktar olarak gelmiş ve Adıyaman’ın fethi esnasında şehit olmuştur. Halk arasındaki deyişiyle Hubat Baba türbesi, bir apartmanın avlusunda olması sebebiyle halkın ziyaret etmekten çekindiği için İshak Baba, Kafreş Baba, Ceho’nun oğlu Mustafa Baba türbeleri gibi bugün artık unutulmuş bir durumdadır. Anlatıldığına göre, çok eskiden burada türbe yokmuş. Ermiş zatlardan biri üç gün üst üste rüyasında bu zatı görmüş. “Ben Beşir bin İbat’ım, ben İslamın sancaktarıyım, sahabe-i kiramdanım. Ben filan yerdeyim. Benim yattığım yerde şehir gelişiyor, ayaklar altında kalacağım. Gel benim üstümü kapat, türbe yap”, demiş. Bu ermiş adam üç gün üst üste bu rüyayı görünce gelip burayı kazar ve gerçekten bu sahabenin burada olduğunu görür. Adam buranın mülkiyetini alır ve buraya bir türbe yaptırır. Bu ziyarete altına işeyen, çok ağlayan çocuklar getirilir, burada bir süre uyutulur. Çocukta iyileşme olursa gelip buraya bir miktar hediye bırakılır. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Gaziantep , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

Evliya

Çoban Baba Türbesi – Adıyaman

Adıyaman – Merkez – Musalla mah Marangozlar. çarşısında. Çoban Baba türbesi, şehir merkezi Musalla Mahallesi, Marangozlar Çarşısında yer alan tek odalı betonarme bir yapıdır. Önünde iki dut ağacı ve küçük bir çeşmenin yer aldığı türbenin kapısı yeşil renkte olup, üzerinde “Çoban Baba” yazan bir tabela bulunmaktadır. Çoban Baba’nın sandukası, türbe girişinin hemen karşısında olup, üzeri yeşil örtü ve seccadelerle kaplıdır. Türbenin iç duvarında bir camekân bulunmakta, camekânda çobanlığın sembolü olan kaval ve asa yer almaktadır. Türbe, Ramazan Kırmızı tarafından yaptırılmıştır. Çoban Baba’ya, çobanlık yaptığından dolayı bu isim verilmiştir. Asıl ismi Palazoğlu Hacı Abuzer Baba’dır. Bu zat Adıyamanlı Küçük Muhammed Efendi’nin arkadaşıdır. Nakşibendî kolundan olan Urfalı Halidi Ziya’nın Halifesi Hafız Muhammed Selim Ruhavi’ye bağlıdır. Doğum tarihi bilinmemekle beraber 1910 yılında vefat ettiği tahmin edilmektedir. Çoban Baba türbesi ile ilgili olarak da Hacı Abuzer Baba Türbesi’nde olduğu gibi belediyece yıkılmasına karar verilir. Ancak bütün uğraşlara rağmen greyderin burayı yıkamadığı, perşembe geceleri türbenin ışığının kendiliğinden yandığına birçok kişinin şahit olduğu anlatılır. Çoban Baba’nın türbesi, istek ve dileklerin gerçekleşmesi için yedi cuma güneş battıktan sonra ziyaret edilir. Türbeyi yedinci ziyarette, ziyaretçiler Çoban Baba’nın sevdiğine inandıkları pekmezli taplama getirip burada dağıtırlar. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Gaziantep , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,201

Evliya

Yel Baba Türbesi

Adıyaman – Musalla mahallesi, Askerlik Şubesi karşısında Yel Baba türbesi, şehir merkezinde, Musalla Mahallesi, Askerlik Şubesi karşısında bulunmaktadır. Türbe bir evin dış duvarına bitişik olup yaklaşık bir m. yüksekliğinde demir korkuluklarla çevrilidir. Anlatıldığına göre, türbe bitişiğindeki evin ilk sahiplerinden biri rüyasında burada büyük bir zatın yattığını görür ve bu rüya üzerine buraya türbe yaptırır. Türbe, genelde romatizmal rahatsızlığı bulunan, halk arasındaki deyişle, vücuduna yel girmiş kimseler tarafından ziyaret edilir. Yel Baba ismi de buradan gelmektedir. Burayı ziyarete gelen kişiler, türbenin üzerinde bulunan taşları vücuduna sürerek, şifa bulacaklarına inanmaktadırlar. Aynı isimde ikinci Yel Baba türbesi, şehir merkezine sekiz km. uzaklıkta, Pirin köyünde bulunmaktadır. Türbe, köyün karşısında yer alan tepededir. Dıştan beyaz boyalı olup, yeşil kubbeli, iki odalı betonarme bir yapıdır. Sandukanın üzeri yeşil örtülerle kaplı olup başında Türk bayrağı bulunmaktadır. Rivayete göre, Yel Baba H.628 yılında peygamberimiz zamanında doğmuştur. Ebu-Zer Gıfari ve Mahmut el-Ensari ile birlikte savaşmış ve şehit düşmüştür. Asıl ismi bilinmemektedir. Romatizmal ağrılara şifa olduğu ve hekim olduğu için “Yel Baba” denmiştir. Genellikle çarşamba ve cuma günleri hastalığı olanlar tarafından ziyaret edilir. Hastalar türbeyi en az iki defa ziyaret etmektedir. Aksi takdirde hastalığın iyileşmeyeceğine inanılır. Hasta, sandukanın baş tarafından toprak alır, çamur şekline getirir ve vücudunun ağrıyan yerine sürer. Ayrıca türbenin içinde bir süre yatmak veya oturmak suretiyle de iyileşileceğine inanılır. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

Evliya

Abidin Baba

Adıyaman – Besni kabristanında Türkmen boylarından 1500 yıllarında Bağdat tarafından Ormankıran aşiretinin ABAH kabilesindendir. Babası Halil BABA oğlu Mustafa BABA, Annesi Elfeşelerden Aişe Hanımdır. Abidin BABA 1933 yılında Besni’de doğdu. İlkokul mezunu olup, küçük yaşlarda ARABİ Osmanlı Lügatında Derğah eğitimi gördü. Çeşitli meslek kuruluşlarında ve esnaf derneklerinde görev yaptı. Bir dönem Besni Belediye Meclis üyeliği ve Belediye Başkan vekilliği yaptı. Hoşgörülü, özverili, barışçıl, küskünleri barıştıran ve aynı zamanda yardımsever kişiliği ile tanınırdı. 1991 yılında Kac görevini yerine getirdi. Abidin BABA Kadiri ve Rufai mürşidi olup 1960 yılında Babası Mustafa BABA tarafından Posta oturtulmuş sonra onun görevini üslenerek 19 yıl tekke çalıştırmış olup telkin ve irşad’da bulunmuştur. Kendisine Türkiye’nin dört bir yanından tabi olan insanların sayısı oldukça fazladır. Başta Besni olmak üzere Adıyaman, Adana, Mersin, Uşak ve İstanbul’ da Tekkeleri bulunmaktadır. Tedavi gördüğü İstanbul- Kartal Araştırma ve Eğitim hastanesinde 15.12.2006 tarihinde CUMA ğünü vefat etmiştir. TÜRBESİ Besni İlçesi MUSALLA ‘ da ki aile kabristanlığında metfundur. aynaklar ; Evliyalar Şehri Adıyaman , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

📍 Besni
Evliya

Adıyamanlı Sarı Şeyh Mustafa Efendi

Adıyaman – Hacı Ömer mah Hasan Mekki sokakta. Adıyaman’ın Kadiri tarikatı büyüklerinden Sarı Şeyh lakaplı Hacı Mustafa Efendi (1839-1920), Halisiyye silsilesinden Urfalı Osman Dede’nin halifesidir. Hoca Ömer Mahallesi, Hasan Mekki Sokak’ta yer alan Hasan Mekki türbesinde medfundur31. Anlatıldığına göre, Sarı Şeyh’in ailesi 400 yıl önce Adıyaman’a gelmiş olup, Adıyaman’ın en eski mutasavvıflarındandırlar. Kadiri Tekkesini açmışlar ve bu tekkenin devamını sağlamışlardır. Bu tarikatın son temsilcileri geniş bir aile olan Sarıgül Ailesi’dir. En son piri ise Sarı Şeyh Mustafa Efendi’dir. Sarı Şeyh Mustafa Efendi’nin piri Dede Osman Avni Efendi’dir. Sarı Şeyh Mustafa Efendi’nin Hasan-ı Mekki’nin yanına gömülmesi konusunda şu rivayet anlatılır. Sarı Şeyh, vefatına yakın bir zamanda, rüyasında Hasan-ı Mekki kendisine, “Sarı Şeyhi başımdan uzak, ayağımdan aşağı gömün”, der. Bunun üzerine Sarı Şeyh Mustafa Efendi vefat ettiğinde oraya gömülmek ister. Oğlu Ömer Mazhar Efendi (1877-1923) Adıyamanlı şairler arasında yer alır. 1904 yılına ait Şeriyye sicilinde iki belgede Hoca Ömer Mahallesi imamı olarak Sarı Şeyh’in oğlu Şeyh Mustafa’nın ismi geçer. Kaynaklar ; Evliyalar Şehri Gaziantep , Abdulhalim Durma ( Allah ondan razı olsun) ,2011

Evliya

Öksüz İbrahim Baba

Adıyaman – Merkez’de Adıyaman Kalesi eteğinde Öksüz İbrahim Baba türbesi , şehir merkezi, Sıratut Mahallesi, Ziya Gökalp Caddesi, Adıyaman Kalesi’nin kuzey eteğinde kaleye çıkan merdivenlerin hemen altında yer almaktadır. Tek odalı betonarme bir yapıdan oluşan türbenin toplam sahası 40 metre karedir. Türbenin kapısı yeşil renkte olup üzerinde “Öksüz Baba Türbesi” yazan bir tabela bulunmaktadır. Sandukanın başında Türk bayrağı, önünde ise demir set bulunmaktadır. Türbenin bulunduğu alan ve civarı 70–80 yıl öncesinde mezarlık halinde iken, günümüzde türbe dışındaki alanlarda binalar yapılmıştır. Anlatıldığına göre, Öksüz Baba Irak’tan gelmiş ve küçük yaşta iken burada babası şehit düşmüştür. Bunun için kendisine “Öksüz”, büyük ve yüce olduğu için de “Baba” denmiştir. Başka bir rivayete göre, İslam ordusunun Adıyaman’ı aldığı sırada, İslam ordusu içerisinde hem öksüz olan, hem de yaşça küçük olan İbrahim ismindeki bu zat, burada şehit olmuştur. Bundan 500 sene önce bir kişinin rüyasına giren Öksüz İbrahim Baba, kendini tanıtmış ve kendisinin şehit olduğunu söylemiş. Bu zat da gelip yattığı yeri kazıp bakmış ki gerçekten de bir şehit, hala çürümemiş bir şekilde yatıyor. Bunun üzerine burayı hemen bir türbe haline getirmiş. Bu zat gösterişi ve süsü sevmediğinden türbe ne kadar onarılmışsa da her defasında türbe yanmış veya yakılmıştır. Türbeyi yakmak isteyen dört kişi de kaza sonucu ölmüştür. Bu türbe çoğunlukla kadınlar tarafından ya yedi cuma ya da üç sabah namazı vakti ziyaret edilir. Türbe perşembe geceleri ve cuma günleri öğlene kadar açıktır. Genellikle türbe sıtma hastalığına yakalananlar tarafından ziyaret edilmektedir. Sıtmaya yakalanan kişi yere yatırılır. Hastanın baş tarafına türbenin alanına ait üç taş konulur ve yine aynı mekâna ait çalı çırpıdan küçük birkaç tane hastanın ayak tarafında yakılır. Hasta biraz rahatlayınca “çıralık” denilen bir miktar para bırakıp gidilir. Ayrıca, türbenin ziyaret edilmesinin diğer başlıca sebepleri şunlardır. Evde kalmış kızların bahtlarının açılması, çocuğu olmayan kadınların çocuk sahibi olması, sınavda başarılı olunması ve her türlü istek, arzudur. Kaynak ; Adıyaman Evliyaları , Abdulhalim Durma Categories Search locations Clear No matching locations Show all locations No location found Show all locations